İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

29.01.2008

Belçika'da Son Durumlar

Sevgili futbol ve ortakafagol severler yine bir Belçika yazısıyla birlikteyiz. Son yazıdan beri ligde çok önemli değişiklikler olmadı ve son yazımda belirttiğim gibi Club Brugge ve Standard arasındaki şampiyonluk yarışı hızla devam ediyor. Brugge bu işe fazlaca inanmış gözüküyor ve aralarında sadece 1 puan olsa da ben kafamda Brugge takımını şampiyon ilan etmiş bulunuyorum.

Anderlecht ise beni şaşırtmaya ısrarla devam ediyor. Fenerbahçe karşısında izlediğimiz takımdan çok daha kötü durumdalar zaten ellerinde olan az değerden biri olan Meme Tchite’ yi de Racing’ e kaptırmış olmaları bir diğer forvet Frutos’ un sık sakatlanması ve Mbo Mpenza’ nın artık eski günlerinde olmaması takımın gol sıkıntısı çekmesinde büyük etken olarak gözüküyor. Temsilcimiz Serhat Akın ise antrenörüyle arasındaki problemlerden dolayı tam performansını sahaya koyamıyor. Artık Serhat’ ın gözümüzün önünde bir ligde oynamasının zamanı geldi herhalde. Anderlecht yönetimi ise bu gidişi durdurmak için ne bir transfer yapıyor ne de radikal kararlar alıyor. Devre arasında takıma sadece Çek oyuncu Stanislav Vlcek dahil edildi.

Puan durumda 1. sıradaki Brugge ve 2. sıradaki Standard’ın ardından 3. sırada Cercle Brugge yer alıyor. Geçtiğimiz senelerde Zulte Waregem’ in yaptığı süprizin bir benzerini de onlar yapacak galiba. Anderlecht’ in bu kadar kötü performans gösterdiği göz önüne alınırsa zaten UEFA için önemli bir pozisyona geliyorlar. Hemen 1 puan gerilerinde de Germinal Beerschot yer alıyor. 5. sıradaki Gent’le aralarında da 7 puan olduğu içinde Beerschot’ u geçmeleri halinde gelecek sezon onları UEFA’ da izleyebiliriz.

Milli takımımız açısından bakacaksak liglerinden hala umutları yok ama lejyonerleri iyi performans gösteriyorlar. AZ’nin forvetinde yer alan Moussa Dembele attığı gollerle bu sene takımında parlayan ender isimlerden biri ve stoperlerimiz için zorlayıcı olabilir, Bayern’ in stoperi Van Buyten ise hala sakatlığı atlatabilmiş değil ama atlattıktan sonra çok iyi performans göstereceğine emin olabilirsiniz, Hamburg’ un stoperinde yer alan Vincent Kompany ise hücum gücümüz için Van Buyten ile beraber bir engel. O da sürekli ilk 11’ de yer alarak değerine değer katıyor. M.City’ nin forvetinde çok forma bulmasa da oynadığı maçlarda bitiriciliğini gösteren Emile Mpenza ise Fatih Terim’ in veya o zamanki antrenörümüzün üzerine düşünmesi gereken bir oyuncu. Fiorentina’ nın yedek sağ beki Anthony Van Den Borre ise Ujfalusi’ nin arkasında kalsa da 18 yaşında olması ve sürekli üstüne koyması nedeniyle zaten az olan sol beklerimiz için kabus olabilir dikkat çekilmesi gereken bir başka oyuncu. Racing Santander’ in forvetinde yer alan ve İspanya Ligi’ nde gollerine devam eden Meme Tchite’ de beni düşündüren isimlerden. Aralara atılan toplarda zorlanan Türk futbolu defans sisteminde pırpır forvet olan bu oyuncu için kalecilerimizin uyanık olması gerekiyor. Bu oyuncular dışında Avrupa’ da dikkatimi çeken bir başka Belçikalı yok ve bu saydığım oyuncular için alınacak önlemlerle iki maçta da onları sahadan silebiliriz.

Dikkat Çeken Oyuncular

Geldik her yazımızda artık klasikleşen dikkat çeken oyuncuya. Bu sefer pek tanımadığınız bir oyuncuyu seçtim bu köşe için. Rosealeare takımının Mali’ li oyuncusu ve aynı zamanda gol krallığındaki lider isimlerden Mahamadou Dissa. Kendisi uzun yıllardır Fransa’ nın alt liglerinde sürünürken Belçika Ligi’ ne geldi ve Beveren ile iki yıl içinde oynadığı 63 karşılaşmada 15 gol attı. Bu sezon başında ise Roesealere takımını tercih etti ve 14 maçta attığı 10 golle gol krallığında 3 isimle birlikte birinciliği paylaşıyor. 1.73 boyundaki bu siyahi forvetin Anderlecht veya Brugge takımlarından birine gitmesi hiç sürpriz olmaz. Özellikle Tchite’ yi kaybettikten sonra gol yollarında sıkıntı çeken ve onun gibi pırpır bir forvete ihtiyaç duyan Anderlecht için de büyük bir nimet olabilir.

Bir yazımızın daha sonuna geldik. Umarım keyifle okursunuz. Bol gollü günler…

23.01.2008

Hepimiz Real Madrid'iz

Merhabalar sevgili ortakafagol okurları. Yine bir ara transfer dönemi ve takımlarımız yine tonla para saçmakta. Son zamanlarda her bir olayda hepimizle başlayan ve ‘’ iz’’ birinci çoğul şahıs ekiyle biten pankartlar afişler veya sloganlar görmekteyiz. Bende bunu Anadolu kulüplerimiz ekseninde Türk futbol kulüplerine uyarlamaya karar verdim. Takımlarımız normal transfer döneminde ve ara transfer döneminde o kadar çok harcama yapıyorlar, o kadar çok oyuncuyu getirip gönderiyorlar ki bende artık onların hepsinin Real Madrid olduğu görüşü uyandı. Hem de ne oyuncular… İki maç oynayıp yığınla para alanlar, sadece cebini doldurmak için buraya gelenler ve daha niceleri. Ben bu transfer döneminde de yine böyle ikinci sınıf yabancıların geldiklerini görünce bu konuya değinen bir yazı yazmaya karar verdim. En ilgi çekici örneği de daha giriş paragrafından vermek istiyorum. Hepiniz İbrahim Ba isimli Senegalli oyuncuyu bilirsiniz. Bilmeyenler veya hatırlayamayan futbolseverler için sizlere tanıtayım. Ba isimli bu Senegalli arkadaşımız 6 sene boyunca Milan’ da oynamış bunun yanında Bordeaux, Bolton, Marsilya gibi çok iyi takım isimlerini kariyerinin bir köşesine alnının hakkıyla not etmiş bir oyuncudur. Bizim yazımıza konu olmasının sebebi ise böyle bir oyuncunun 2004-2005 sezonunda Ç.Rizespor’ a gelmiş olması ve sadece 2 maçta forma giyip bir sonraki sezon İskandinav ekiplerinden Djurgardens’ e gitmiş olmasıdır. Hem böyle bir oyuncu Türkiye’ ye geliyor hem de iki maç oynatılıp geri dönüyor. Sizce de ironik değil mi?

Her sene transfer dönemlerinde Anadolu takımlarımızın gazetelerde yer alan minik kutucukların Brezilya’ nın, Arjantin’ in, birçok Güney Amerika veya Afrika ülkesinin ikinci lig takımlarından veya herhangi bir birinci lig ekibinden namını bilmediğiniz bir oyuncunun ismiyle dolduğunu görebilirsiniz. Arada sırada böyle oyuncular tutsa da çoğu hemen gözden çıkarılır ve bir diğer transfer döneminde gönderilir ve yerine bir türevi alınır. Her dönemde bunu eksiksiz görebilirsiniz.

Bu kadar geniş bir transfer piyasasından sonra ise bu Anadolu takımlarımızın nedeni bilinmez bir şekilde mali zorluğa düştüğünü görürsünüz. Sonrasında da Belediye Başkanı’ na, Vali’ ye, yerel iş adamlarına giden ve bağış isteyen yöneticileri görürsünüz. Peki bu yöneticilerin transfer döneminde futbolculara ve oyuncu menajerlerine para kaptırırken aklı neredeydi? Hemen cevabımı vereyim: Çünkü yeni bir yabancı oyuncu alındığında ve bu oyuncu basına forma ile tanıtıldığında oyuncunun yanında kimler boy gösterir ve kendi reklamlarını yaparlar? Tabii ki yöneticiler. Artık bu komik oyunlarını lütfen bitirin sayın yöneticiler ve bu mali darlıkta paraları çarçur etmeyin.

Transfer döneminden sonra ise başlayan ligde antrenörlerin bu oyuncuları kulübeye kitlediğini görürsünüz. Çünkü başıboş ve kendi kafalarına göre transfer yapan yöneticiler, antrenörlerin bütün planlarını alt üst eder antrenörler de buna misilleme olarak bu yabancıları oynatmaz ve olan bu kulüplerin zaten az olan paralarına olur.

Sevgili ortakafagol okurları biraz dolu olduğumu fark etmişsinizdir. Lütfen yanlış bir şey yazdıysam şimdiden sizden özür dilerim ve affınıza sığınırım ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim ‘ Sevgili Anadolu kulüpleri yöneticilerimiz lütfen HEPİMİZ REAL MADRİD’ İZ sloganını ağızlarınızdan bırakınız.

22.01.2008

Yunanistan Yanıyor

Taraftarlarının yaktığı meşalelerle meşhur olan Yunanistan’da bu sefer meşaleler değil zirve mücadelesi yanıyor, hem de cayır cayır… Yıllardır Olympiakos’un şampiyon olmasından bıkan biz futbolseverleri bu sene yeni bir şampiyon bekliyor olabilir. Gel gör ki 16 hafta sonunda Olympiakos sadece 1 kez ligin zirvesine çıkabilmiş durumda ve şu an 2. sırada...

Uzun süredir yazı yazmadığımın farkındayım, fakat gerek ÖSS, gerek te dizimin sakatlığı buna engel oldu, sizlerden özür diliyorum. Neyse yazımızdan önce bir lig tablosu verelim ve sonra yazıya devam edelim;

1. AEK 16 12 0 4 35 9 36

2. Olympiakos 16 10 5 1 31 13 35

3. Panathinaikos 16 10 4 2 24 7 34

4. Asteras 16 8 5 3 17 8 29

5. Aris 16 8 4 4 16 8 28

6. PAOK 16 7 2 7 19 17 23

7. Panionios 16 6 4 6 19 23 22

8. Atromitos 16 6 3 7 13 16 21

9. Xanthi 16 6 3 7 17 16 21

10. Larisa 16 2 10 4 12 16 16

11. Iraklis 16 3 6 7 12 18 15

12. OFI 16 4 3 9 20 30 15

13. Levadiakos 16 4 3 9 13 29 15

14. Veroia 16 3 5 8 12 22 14

15. Kalamaria 16 3 5 8 15 29 14

16. Ergotelis 16 2 6 8 10 24 12

Bu sefer bir değişiklik yapıp aşağıdan yukarı gidiyorum. Ergotelis ile başlayalım; özellikle içeride maç kazanamayan Ergotelis ligin en kötü takımı durumunda… 2. yarının ilk haftasında evinde oynadığı Iraklis maçını 1-0 kazanarak içeride maç kazanma lanetini üzerinden atsa da bu sene ligde kalacaklarını zannetmiyorum

Kalamaria ise düşmesi neredeyse garanti olan bir diğer takım… Ligin ilk 5 sırasındaki takımlardan aldıkları puan sayısı 1, o da Asteras’tanSadece vasatın altında takımları yenebiliyorlar bu da onları vasatın altında yapıyor…

Veroia lige bu sene çıkan takımlardan… Onlar hakkında şu yorumu yapabilirdim; Bütün maçlara beraberliği kurtarmak adına çıkıyorlar, ya tek farklı kazanıyorlar, ya berabere kalıyorlar, ya da tek farklı yeniliyorlar fakat daha çok yeniliyorlar dersem yanlış olmazdı… Fakat AEK son hafta bunu bozdu ve Veroia’yı 5-1 yenerek hem liderliğe oturdu hem de Veroia’nın moralini bozdu, fakat ligden düşmemek için elinden geleni yapacak Veroia’nın bunu başaracağına inanıyorum.

Levadiakos’da lige bu sene çıkan takımlardan. Şu an ilginç bir istatistiği elinde bulunduruyor, ligin üç büyüğüne karşı da 4-0 yenildi. İkisi evinde AEK ve Panathinaikos’a karşı diğeri dışarıda Olympiakos ile… Bunun dışında evlerinde iyi futbol oynuyorlar fakat dışarıda çok kötüler, evlerinde gösterecekleri performans onların ligde kalıp kalmayacağını belirleyecek…

Ligin en çok gol atan takımı (Tabii ki böyle istatistiklerde 3 büyük takımı dışarıda tuttuğumu söylememe gerek yok ;) nasıl da 12. sırada dediğinizi duyar gibiyim fakat en çok atan takımı aynı zamanda en çok ta yiyen takımı olursa böyle 12. sırada olur işte… OFI’den bahsediyoruz. Savunmalarına bir çözüm buldukları takdirde onlar da küme düşme tehlikesinden kurtulacaklardır…

Ligin en istikrarsız takımlarından ilki; Iraklis. Lig sonuncusu Ergotelis’e iki maçta da 1-0 yenilen takım, 6 haftadır yenilmeyen AEK’yı 7. hafta da hem de deplasmanda 2-1 yenerek sürprize imza attı. Geçen sene ve bu sene paso sürpriz ile geçti zaten Alpha Ethniki onlar için… Eğer bir istikrar sağlayamazsa 1908 yılında kurulan bu Selanik takımının 100.yılı onlar adına zehir olabilir…

Geçen sene ligi 7. sırada bitirmesine rağmen Yunan Kupası’nı kazanarak Avrupa’ya giden Larissa’da işler bu sezon daha da kötü… Evlerinde 7 maçta mağlup olmadılar fakat 1 galibiyet aldılar. Evlerinde Olympiakos ve Panathinaikos ile berabere kalan, Aris’i deviren ve toplamda 10 beraberliği elinde bulunduran Larissa berabere kalmaktan vazgeçip te galibiyet almayı düşünürse ligde kalabilir…

Ligin en istikrarsız takımlarından diğeri Xanthi Skoda… Tomasz Radzinski transferiyle sükse yapan takım şimdi de bir diğer tanıdık isim Tümer
Metin’i
istiyor… Son haftalarda Radzinski kendini göstermeye başladı, Kalamaria’ya 6 tane attıkları maçta hat-trick yaparak ne kadar kaliteli bir isim olduğunu gösterdi, ayrıca PAOK’u deplasmanda onun golüyle devirdiler, eğer böyle devam ederse Xanthi Avrupa’ya gidebilir…

Atina’nın içine kapanık takımı Atromitos, adeta sessiz ve derinden ilerliyorlar. Sadece işlerini yapıyorlar. İyi kapanıyorlar ama gol atmakta da zorlanıyorlar. Maçları çok kısır geçiyor. Teknik direktör Ojos yönetimden orta saha bölgesine transfer istedi çünkü kötü oynadıklarını biliyorlar, ligi bu sıralarda bitirirler…

Ve gelelim ligin en istikrarsız takımına; Panionios… Bir hafta iyi bir hafta kötü futbol oynuyorlar. Djebbour bu sene parlayan isimlerinden. Öyle istikrarsızlar ki, Asteras’a yenilip ertesi hafta AEK’yı yenebiliyor, daha sonraki haftalarda da Ergotelis ve OFI’ye puan kaybedebiliyorlar… Bu istikrarsızlıkları sezon sonuna kadar sürebileceğinden bu civarlarda ligi bitirirler…

Yavaş yavaş ligin yukarılarına doğru geliyoruz. 6. sırada ki PAOK’tayız. Tam bir iç saha canavarı olan PAOK evinde oynadığı 9 maçın 7 sini kazandı sadece geçtiğimiz hafta Xanthi’ye mağlup oldu, onda da Xanthi’nin yükselen form grafiğini bahane edebiliriz. Tabii içerde 3 büyüklerin hiçbiriyle oynamamış olması ve 3 büyüklerle dışarıda yaptığı tüm maçları kaybetmiş olması PAOK’un bize gerçek gücünü gösterebiliyor olabilir ama Yunanistan sınırları dahilinde iyi bir takım PAOK ve eğer dışarıda biraz daha iyi olurlarsa Avrupa’ya gidebilirler seneye…

Aris; deplasman fatihi… Kendi sahalarında bu kadar iyi olsalar şimdiye ilk 2 içindelerdi. Yine de güçlü takımlara karşı iyi oynuyorlar, Olympiakos’tan puan aldılar, AEK ve Panathinaikos’a ise 1-0 boyun eğdiler. İçeride, harika taraftarlarının önünde biraz daha sakin oynasalar Avrupa garanti gibi…

Gelelim bu sezonun sürprizi Asteras Tripolis’e… Özellikle iç sahada topladıkları puanlar onları buraya getirdi. Malum 9 maç 6 galibiyet 2 beraberlik 1 mağlubiyet, o da ligin ilk haftasında Larissa’ya… İçerde Panathinaikos’u, AEK’yı ve Olympiakos’u yenerek dikkatleri üzerine topladılar. Zaten küçük takımlara karşı konsantrasyon sorunu yaşamasalar ligin zirvesinde olmaları işten bile değildi. Yine de lige yeni çıkmış bir takım için durumları çok iyi hatta harika, ara transferde aldıkları 2 Arjantinli oyuncuyla beraber bu yerlerini korumak istiyorlar ama ben ligin 2. yarısıyla beraber Asteras’ın düşüş yaşayacağını hissediyorum, kendisi hariç ligin ilk 6 sındaki diğer takımlarla oynayacağı maçları dışarıda olacak bu sefer, Avrupa Kupaları zor gibi gözüküyor…

Son 3 takımdan 3.sü, Panathinaikos. Son bilmemkaç senedir Olympiakos’a karşı ezildiklerini onlar da yavaş yavaş kabul etmeliler artık. Çünkü ne yapsalar olmuyor. Açılış maçında evlerinde Olympiakos ile 0-0 berabere kaldılar. Geçtiğimiz hafta ise deplasmanda şaibeli bir gol ile 1-0 öne geçtiler daha sonra 1 topları direkten döndü, 2 pozisyonda karşı karşıya kaçırdılar daha da önemlisi bir de penaltı kaçırdılar ve maç 1-1 bitti, Fenerbahçe’ye karşı oynayan Galatasaray gibiydiler, ne yaptıysalar yenemediler. Fakat AEK’yı 2-1 yendiler. Devre arasında Helder Postiga’yı kiraladılar, fakat şampiyon olmaları zor gözüküyor…

Ligimizin 2.si Olympiakos. Gerçek şu ki; Olympiakos bu sene diğer senelere nazaran çok kötü, hatta Rivaldo AEK’ya gitti, Olympiakos düştü, AEK yükseldi diyebiliriz. Yine de AEK’yı evlerinde 1-0 yendiler fakat son Panathinaikos maçında az kalsın yeniliyorlardı. Devre arasında River Plate’ten Belluschi’yi kadrosuna katan takımın başkanı Sokratis Kokkalis “Seni Panathinaikos maçında görmek istiyorum.” dedi. Ayrıca bir spikerin “Şampiyonlar Ligi’nde 2. tura çıktınız, futbolcularınıza prim verecek misiniz?” sorusuna ise; “Ben sadece Panathinaikos maçlarında oyuncularıma prim veririm.” Diyerek cevapladı. Panathinaikos ile bu kadar uğraşmayı bırakıp deplasman maçlarına konsantre olabilirlerse şampiyonluk yine onlara gidebilir ancak bu sene işleri her zamankinden daha zor…

AEK! Güçsüz takımlara karşı içeride dışarıda acımıyorlar 4-5 atıyorlar, fakat ne Olympiakos’u, ne Panathinaikos’u , ne de Asteras’ı yenebildiler. Rivaldo önderliğinde çok iyi işler yapıyorlar, 2. yarı da Olympiakos ve Panathinaikos maçları kendi sahalarında olacak. Onları yenebilirlerse Olympiakos’un yıllar süren şampiyonluklarına son verebilirler, rakipleri kadrolarına forvet kattı ama onlar transfere gerek görmedi, önleri açık! Şampiyonluk yolunda favorim onlar…

Gelelim Yunan Kupası’na… Yunanistan Kupası’nda 3. tur ilk maçlarında Xanthi, AEK’yı 2-0 yendi ama asıl büyük olay lig maçından 3 gün sonra bu sefer kupada ve aynı statta karşılaşan Olympiakos ve Panathinaikos’un maçında Olympiakos’un 4-0 kazanmasıydı. Adeta şov yapıp Panathinaikos’u sahadan sildiler ve bu onlara büyük moral oldu. Şimdi herkes 2. maçları merak ediyor. Ayrıca bir diğer sürpriz de Asteras’ın kendi evinde 10 kişi kalan Atromitos’a 1-0 yenilmesi oldu. Diğer maçlar;

Iraklis 1 – 0 Panionios

Olympiakos 4 – 0 Panathinaikos

Asteras Tripolis 0 – 1 Atromitos

Apollon Kalamaria 1 – 2 Larissa

Xanthi 2 – 0 AEK Athens

Ethn. Katerinis 0 – 3 Aris Saloniki

Agrotikos Asteras 1 – 1 Ofi

Thrasivoulos 3 – 0 Preveza

Bu sene Yunan takımları Avrupa’da çok önemli işler yaptılar. Öncelikle UEFA Kupası’na katılan 5 takım da gruplara kaldılar. Panionios hepimizin bildiği gibi Galatasaray’ın grubundaydı, son maçında saçmalamasalardı Galatasaray çıkamıyordu. 4. bitirdiler. Aris’te son maçında Bayern Münih’ten puan alabilseydi çıkacaktı fakat 6 yiyip onlarda 4. bitirdiler. Larissa’ya hiç değinmeyeceğim 0 çektiler ve grubunun sonuncusu oldular. AEK evinde Fiorentina’dan puan alıp, son maçında da –bence- 2. olmamak için evinde Villareal’e yenildi ve 3. olarak gruptan çıktı. Son olarak Panathinaikos, Atletico Madrid’i yenemeyerek grubunu 2. bitirdi.

AEK ve Panathinaikos son 32 takım arasına kaldılar ve eşleştikleri takımlar şöyle;

Glasgow Rangers-Panathinaikos

AEK Athens-Getafe

Panathinaikos’un çıkma ihtimali AEK’ya göre daha düşük bana kalırsa…

Şampiyonlar Ligi’nde ise Olympiakos fırtınası vardı, harika bir futbol oynadılar, Fenerbahçe ile birlikte sezonun sürprizi oldular. Zaten Olympiakos’a Türkiye’nin Fenerbahçe’si deniyor. Zor maçlara çok iyi konsantre olup istedikleri sonuçları alıyorlar, basit maçları ise kaybediyorlar. İşte Olympiakos’un CL’de yaptığı maçlar ve rakibi;

Olympiacos 1 - 1 Lazio

Bremen 1 - 3 Olympiacos

Real Madrid 4 - 2 Olympiacos

Olympiacos 0 - 0 Real Madrid

Lazio 1 - 2 Olympiacos

Olympiacos 3 - 0 Bremen

Grubunu 2. bitiren Olympiakos’un çekilen kura sonucunda rakibi;

Olympiacos - Chelsea

İşleri çok zor ama imkansız değil…Sonuçta Real Madrid ile evinde berabere kalan dışarıda da 2 kere öne geçip kırmızı kart dolayısıyla kaybeden bir takımdan bahsediyoruz

Son kez Yunanistan Milli Futbol Takımı’na değinmek istiyorum. Önceki yazılarımda gelecekleri parlak değil demiştim fakat, gayet iyi bir oyun sonunda bizi içeride yenerek EURO 2008 biletini 1. olarak kaptılar. İsveç, İspanya ve Rusya’nın bulunduğu D Grubu’na düştüler. 2.lik için savaşacaklar…

Yorumlarınızı bekliyorum,şimdilik bu kadar,sağlıcakla kalın…

10.01.2008

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar 6

Geçen yazımın sonunda gelecek yazı ile ilgili notlar düşmüştüm.Şimdi bunlara uymamanın ayıp olacağı düşüncesindeyim.

İlk önce İngiliz Ligi’nin vazgeçilmezleri arasındaki Teknik Direktörleri atışmasına gelelim.Geleneksel olarak sezon başında yani yeni transferlerin ardı ardına patladığı günler başlar kasım ocak döneminde hızlanır.Her biri diğerinin oyuncularına taktiklerine söylediklerine ve hatta yaşlarına verir veriştirir.Jose Mourinho ve Wenger birbirlerine bir ara yan komşuda neler olduğunu kavanozla dinleyen meraklı Melahat’lıkla bile suçlamışlardı varın gerisini siz düşünün.Birbirleri hakkında çok başarısız demeleri ise zati bilinen bir durum.Bu kimin işine yarıyor peki;takımları bilemem ama en çok İngiliz tabloid basınının.

İngiliz futbolundan biraz da ülkemiz futboluna bağlayalım.Takvimler 1980 li yılları göstermekte o yıllar ulus olarak adetimiz gidip zaman zaman İngilizlerden yarım düzine gol yemek.Yine bir İngiltere mücadelesi için Wembley’e ayak basmaktayız.Oyuncular sahaya çıkarken bir ara öne Fenerbahçe’li Abdülkerim Durmaz fırlar ve hemen sahaya çıkar.Diğer oyuncular oğlum ne acelen var deyince Abdülkerim bombayı patlatır.Wembley’e ayak basan ilk Türk ben olmalıydım.

Bildiğiniz gibi bir libero olan Abdülkerim Durmaz’a bir maçlık stoperlik görevi verilir.Yanında da Raşit Çetiner görev yapmaktadır.Neyse İngiltere Milli Takımı ile oynanacak maç öncesi eşleşmeler hazırlanır.Zaten bir stoper olan Raşit Çetiner’e o zamanları büyük futbolcusu Hateley teslim edilir.Abdülkerim Durmaz’a ise T.D Coşkun Özarı yeni bir oyuncu olan Lineker’i tutma görevi verir.

Maç başlamadan önce İngiltere bilmem ne soyluları gelir topçuların elini sıkar e tabi bizim topçular da böyle bir duruma alışık olmadığı için şaşar kalır.Her neyse maç başlar İngiltere Milli Takımı bir iki üç atmaya başlar.Ardı ardına gol yendiği için takımın morali bozulmuş oyundan kopulmuştur.O sırada İngiltere bir korner atışı kazanır.Ceza sahası içerisinde herkes paylaşımını yapar Abdülkerim Durmaz’a da tabii ki Gary Lineker düşer.Futbolcumuz bu oyuncuyu takip ederken bir anda Lineker kaybolur.Bunun farkına geç varan Abdülkerim Durmaz’ın bu sözü Türk Futbol Tarihi kitabına altın harflerle geçer.Yahu Lineker’i gördünüz mü?

Maç 5-0 biter ve gollerin üçünü görünmez adam Gary Lineker atar.

Milan’ın orta sahasının yıkılmaz küçük adamı Gattuso’nun birkaç takım arkadaşı hakkında söylediği özlü sözler ile yazıma devam etmek istiyorum.

Kaka o kadar muhteşem ki,var mı yok mu olduğunu anlamam için bazen dokunmam gerekiyor.

Pirlo’nun topla yaptıklarını görünce kendime bazen futbolcu olup olmadığımı soruyorum.

Fabio Capello bildiğiniz gibi İngiltere Milli Takımına gitti.hayırlı bir transfer oldu.Genelde ayrıldığı takımdan oyuncularla yaşadığı problemler ile ünlüdür.Totti’den Del Piero’ya Gullit’ten Ronaldo’ya kadar herkes ile kavga edebilmiştir.Ancak baz genç oyunculardaki katkısı da yad edilemez.Mesela Roma’lı genç orta saha oyuncusu De Rossi ilk kez onun döneminde forma şansı bulmaya başlamıştır.Fabio Capello’da kendisinin parlattığı bu genç oyuncuya şöyle bir tavsiyede bulunmuştur kavgalı olduğu kaptan Totti’ye nispet yaparcasına.Kendine Totti’yi değil Emerson’u örnek almalısın.

Bu güzel öneriyi verdikten sonra Don Fabio yavaş yavaş Torino karasularına gitmiştir.Totti tarafından satıcı olarak suçlanmaktan da kurtulamamıştır.

Roma’daki entrikalarla bitireceğim bu yazıma bir son not ile nokta koymak istiyorum.İtalyan Futbol Federasyonu bol ceza ile geçen 2006 yazında pek çok takıma puan silme cezaları verirken Siena takımının da bir puanını Sosyal Güvenlik Harcını geç yatırdığı için silmiştir.Ya Siena o bir puan yüzünden küme düşseydi…

8.01.2008

Yaranamayanlar 2

Beğeni toplayan ilk yazımızdan sonra birkaç isim daha zikretmeyi doğru buldum.

1-)Mircea Lucescu: Geçen yazımın sonuna site editörlerimizden Can eklediği yorumda yazıma tamamen katıldığını ekleme yapacak olursa Lucescu’yu söyleyeceğini belirtmiş. Bence tamamen haklı. Bir teknik adam düşünün ki UEFA şampiyonu olup önemli aslarını kaybetmiş bir takımı hem ligde başarılı konuma getirsin hem de Avrupa’da bu takımı çok önemli yerlere çok kalitesiz bir kadro ile getirsin. Allah için o günkü Galatasaray kadrosunda “Aha bu adam çok iyiydi Avrupa kalitesindeydi diyebileceğiniz bir futbolcu var mıydı?” Fleurquin ile Victoria ile Lucescu bu takımı Real Madrid’ler ile kapıştırdı Türkiye Ligi’nde şampiyon yaptı. Yalan mı?

Sonra ne oldu efsanevi Terim geri döndü Lucescu gönderildi. BJK’ ye geçti Beşiktaş tarihinin en derli toplu futbollarından birini bu adamla oynadı ve şampiyon oldu Avrupa da da başarı ile mücadele etti. Sonra bir şeyler oldu başarısızlık geldi ve Lucescu gönderildi. Ama hiçbir zaman Türk medyası tarafından Lucescu’ya hak ettiği değer verilmedi. Çünkü günlük reytingleri değil sistemini önemseyen bir adamdı.

2-)Vicente Del Bosque: Sadece bize değil İspanyollara da yaranamadı bu Yeniköy kasabı. Yeniköy kasabı yakıştırması bence kendini bilmezliktir ki bizim basınımızca da kullanılmıştır. Kendisi çekirdekten yetişen bir antrenördür öyle tepen inmemiştir. Real Madrid alt kademelerinde yıllarca çalışmış alt yapı nedir ne değildir oyuncu nasıl yetiştirilir bunların hepsini öğrenmiş. Real Madrid’e iki adet kapı gibi Şampiyonlar Ligi kupası kazandırmış ama kendini bilmez Mr.Galacticos Fiorentino Perez tarafından kovulmuştur. Aynı Sven Goran Eriksson örneğinde olduğu gibi Perez de belasını Queiroz Camacho ve Luxemburgo gibi ikinci sınıf hocalar ile bulmuştur.

Bahtsız bir ağabey olan Del Bosque’de teknik direktörlük yaşamını Türkiye’de sürdürmeye karar verip Beşiktaş’a gelir. Günümüz futbolu ve sistemden bir haber olan Türk medyası tarafından tandem oynattığı için kıyasıya eleştirilir ve medyamız kadar da futbol bilgisine sahip olamayan vizyonsuz Demirören yönetimi tarafından Madrid’e geri yollanır. Bu çok değerli ağabeyimizin ne Yeniköy kasaplığı kalır ne de İspanya Umum Kasaplar ve Sakatatçılar Birliği başkanlığı. Belki BJK başında kalabilseydi İbrahim Akın isimli yıldız olması beklenen, yaşken eğilemeyen ve odun olan ağaç İstanbul B.B’ye değil Inter FC ye gidecekti. O Liverpool hezimeti belki hiç olmayacaktı ve bu boş transferlerin yerini genç oyuncularla desteklenen başarılı bir Avrupa takımı olacaktı.

6.01.2008

Asi Şeytan: Wayne Rooney (Yeni Versiyon)

Kendisi için zamanın asilerinden Cantona’nın “Rooney’nin futbolunu seviyorum ama açıkçası biraz endişeliyim. 25-26 yaşına geldiğinde dünyanın en iyi futbolcusu olabilecek yeteneğe sahip olmasına rağmen beni endişelendiren bazı özellikleri var. Bir futbolcu çok çalışmalı, erken yatmalı, yediklerine ve içtiklerine dikkat etmeli. Kısacası hayatta ne yaptığının farkında olmalı.” dediği Rooney, şu an 22 yaşında. Ne artık uslandığı iddia edilebilir, ne de dünyanın en iyisi olduğu. Ancak 23 golle tamamladığı geçtiğimiz sezonun ardından, bu sezon 7 maçta attığı 8 golle fileleri havalandırmaya, İngiliz futbolunun kendini kurtarma çabası olarak ürettiği reklâm kahramanlarından biri olmadığını kanıtlamak istercesine devam ediyor.

Wayne Mark Rooney, 24 Ekim 1985’te Liverpool’da doğdu. Kasabadaki bir okulda çalışan Jeanette ve boksörlük yapan Wayne Rooney çiftinin üç oğlundan en büyüğü olan Wayne, çocukluğunu Liverpool’un doğusundaki kırsal yerleşim merkezlerinden Croxteth’te bulunan üç yatak odalı bir evde geçirdi. Wayne’in futboldaki başarılarının ardından yöre halkı bu eve, diğer evlerden hiçbir farkı olmamasına rağmen “Büyük Beyaz Ev” adını takmış. Büyük beyaz evdeki odasının camını Everton flamalarıyla dolduran; ahşap kısmını ise kazıyarak “WR, Rooney E.F.C.” yazan küçük Wayne’in büyük hayalleri, kasabadaki diğer çocuklarınkinden pek de farklı değildi. Henüz 9 yaşındayken tüm kasaba halkını oynadığı futbolla kendine hayran bırakan Wayne, Walton and Kirkdale Junior League’de Copplehouse adına top koştururken, Everton’ın keşif kolu Bob Pendleton tarafından fark edildi. Böylece ardında 99 gol bırakarak Copplehouse’dan ayrıldı ve rüyalarını süsleyen Mavi Akademi’ye ilk adımını attı.

Her geçen gün yeteneğine teknik katan Rooney, daha 15 yaşındayken Everton’ın 19 yaş altı takımında oynuyordu. 2002 Youth Cup’ta, attığı 8 golle, Everton genç takımının finale yükselmesine büyük katkıda bulunan genç oyuncunun artık Premiership’te oynama zamanı gelmişti. 2002-2003 sezonunun açılış maçında, 18 numaralı formasıyla Tottenham’a karşı sahaya çıktığında henüz 16 yaşındaydı.

19 Ekim 2002 tarihli, Everton’ın Arsenali 2-1 mağlup ettiği maçta, yüce tanrının “Yürü ya kulum!” dediği 16’lık Rooney, Everton’ın 2.golünü atarak, hem Arsenal’in 30 maçlık yenilmezlik serisine son verdi, hem de Premier Lig’in en genç golcüsü unvanını aldı ve attığı bu gol kendisine, ITV tarafından verilen “Ayın Golü” ödülünü kazandırdı. Kasım ayında bir ilke daha imza atan Rooney, sonradan girdiği Leeds United-Everton maçının 80. dakikasında, iki defans oyuncusunu geçerek topu uzak köşeye gönderdi ve böylece Everton’ın Elland Road’daki 51 yıllık kötü talihini yenmiş oldu.

Doğduğu günden beri desteklediği ve 9 yaşından beri de formasını giydiği Everton takımıyla ilk profesyonel sözleşmesini Ocak 2003’te imzalayan Rooney ile ilgili transfer haberleri, kendisini tüm dünyaya tanıttığı ve ayrıca ayağını da sakatladığı 2004 Avrupa Şampiyonası’nın ardından yayılmaya başladı. Ancak Everton yöneticileri, Rooney’nin satılmasının mı, yoksa satılmamasının mı kulüp adına daha iyi olacağına karar veremiyorlardı. Ya satılıp artan borçlar temizlenmeliydi; ya da satılmamalı, kendi buldukları bu yetenek kimseye kaptırılmamalıydı.

En sonunda Rooney, 31 Ağustos 2004’te, yani transfer döneminin son günü, rüya takımından ayrılarak 30 milyon £ karşılığında Manchester United’la anlaştı ve uzun süren gereksiz tartışmalar da böylece başlamış oldu. Herkesin kafasında Manchester United’ın bu kadar genç ve henüz kendini kanıtlayamamış bir oyuncuyu neden aldığıyla ilgili sorular vardı. Belki Rooney, sürekli star yaratma davasında olan United’ın yeni gözdesiydi; belki de yaşlı United’ı gençleştirme çalışmalarının bir parçasıydı. Yoksa United bu adamı kullanmak için değil de, başka bir takımın alıp kullanmasına engel olmak için mi almıştı? Ne de olsa United’ın elinde Nistelrooy gibi, Saha gibi, Alan Smith gibi, Cristiano Ronaldo gibi golcüler vardı. Gün itibariyle bu futbolcuların hiçbiri rüzgâr gibi esip geçmeseler de, onlar da büyük umutlar bağlanarak alınmışlardı ve geldikleri takımların gözde golcüleriydiler. Tek ihtiyaçları, takıma her anlamıyla alışmaları ve bazılarının sakatlıklarının geçmesi için zamandı. Böyle bir durumda ekstra bir forvet yerine, gerçekten ihtiyaç duyulan bir pozisyona adam alınabilirdi. Belki de Ferguson, Rooney transferiyle kulübün son birkaç yılda yaşadığı düşüşü ve taraftarın mutsuzluğunu unutturmak istiyordu. Ve son olarak belki de takımın bu adama gerçekten ihtiyacı vardı.

Her ne nedenle alınmış olursa olsun, Rooney United’a gelmiş olmaktan pişmanlık duymadığını yineliyor ve ekliyordu: “Evet, Everton’dan ayrılmak benim için çok zor oldu çünkü Everton’ın bir futbolcusu olmamın dışında, koyu da bir taraftarıyım. Ancak bazı kulüpler vardır; tekliflerini geri çeviremezsiniz. Manchester United da bu kulüplerden biri. Böyle bir kulübe katılmaktan ancak mutluluk duyabilirsiniz.”

Everton’da profesyonel sözleşmesini imzalamadan önce haftada yaklaşık 100 £’a oynayarken, şimdi haftada yaklaşık 13.000 £’a oynayan Rooney, Manchester United’da 8 numaralı formayı ilk defa bir Şampiyonlar Ligi maçında, İstanbul’da giydi. Fenerbahçe’ye attığı 3 gol sonrasında kimilerince “Fahri Galatasaraylı”, kimilerince “Fahri Beşiktaşlı” ilan edildi. Kimisi “Bunda teknik yok; Allah ne verdiyse gidiyor” yorumlarını hak etmediğini ispatladığını iddia etti; kimisi ise iyi oynadıysa bile, davranışlarına olan nefretinden dolayı bunu bir türlü göremediğini söyledi.

Fenerbahçe’ye attığı 3 golle başladığı kırmızı şovuna, toplamda 67 golle devam eden Rooney’nin bu formayı kaptırmaya niyeti yok gibi duruyor. Kasım’ın başında bir antrenmanda sakatlanan Rooney, Aralık’ta sahalara döndüğünde başarıya her zamankinden daha odaklı olacağını şu sözlerle ifade ediyor: “Her sezona hedeflerinizi belirleyerek başlarsınız. Biz her zaman en önemli turnuvalarda ilerleyebileceğimiz kadar ilerlemeyi ve başarabiliyorsak lider olmayı hedefleriz. Bu sezona da aynı hedeflerle başladık. Sakatlıktan çıktıktan sonra United’ı, Premier Lig’in ve tabii ki Şampiyonlar Ligi’nin zirvesine çıkartmak için elimden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğim.”

Yeşil sahalarda yaptıklarının dışında, özel hayatında yaptıklarıyla da bir hayli gündemi meşgul eden Rooney’nin, fotoğrafları magazinlerden düşmeyen bir de nişanlısı var. Ortaokuldan beri çıktığı, 18 yaşından beri nişanlı olduğu ve tüm masraflarını karşılamanın yanı sıra bir de şarkıcılık eğitimi aldırdığı Colleen McCloughlin’le ilgili çıkmış birkaç haber şöyle: “Rooney’nin ‘yine’ geneleve giderken yakalanması üzerine Colleen, bilmem kaç bin poundluk nişan yüzüğünü sokağın ortasına fırlattı ve yüzük kayboldu. Kaybolan yüzüğü bulmaya çalışan yüzlerce insan arasında Wayne’in de olduğu iddia ediliyor.”, “Wayne, Colleen’in doğum gününü kutlamak için gittikleri bir barda tartışmaya başladığı nişanlısını üç kez tokatladı. Rio Ferdinand ve Roy Carroll ikiliyi zor ayırdı.”, “Colleen, Wayne’in dört farklı doğum günü partisi için seçtiği birbirinden şık dört farklı elbiseyle, nişanlısını utandırmadı.”…

Özel hayatında ne yaparsa yapsın, yeşil sahalarda yeteneğiyle güzelleşebilen Rooney’nin, son olarak Cantona’ya cevabı ise şöyle: “Ben futbola aşığım ve her futbola aşık insan gibi kaybetmekten nefret ediyorum. İnsanlar ne zaman endişelenmeli biliyor musunuz? Ben işlerin iyi gitmediğini düşünerek hayal kırıklığı yaşamadığım ve kendimce bir şeyler yapmaya çalışmadığım zaman.”

Futbol Extra dergisi 2007/12 Sayı: 33'te yayınlanmıştır.