İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

23.04.2009

Şampiyonlar Ligi'nde Sona Doğru

Bu sezon da Şampiyonlar Ligi macerasının sonuna yaklaşırken; görülen o ki değişen birşey yok. Son yıllarda olduğu gibi yarı finalist dört takımdan üçü yine İngiliz. 2006/2007'de Liverpool-Chelsea-ManUtd'ye karşı Milan kupaya uzanmayı başarmıştı. Geçen sezon Liverpool-Chelsea-ManUtd üçlüsünün karşısında Barcelona vardı, kupayı alan ManUtd oldu. Bu sezon geçen sezonki üçlü yine var ama İngilizler'den birisi değişti ve Liverpool'un yerini Arsenal aldı.

Çeyrek finalleri kısaca hatırlayalım; en rahat takım beklediğim gibi Barcelona oldu, Almanlar'ın işini 45 dakikada bitirdi. Porto son şampiyon ManUtd'yi çok zorlasa da kendi evinde teslim oldu ve veda etti. Villarreal bu sefer çeyrek finalde Arsenal'e teslim oldu, ilk maçı iyi oynadılar ama Adebayor'un mükemmel golüyle avantajı kaybettiler, ikinci maçta ise Arsenal rahat geçti. Turun en zor eşleşmesinde ilk maçı deplasmanda kazanan Chelsea turu geçecek gibi gözüküyordu. İkinci maçta ise öyle olmadığı görüldü. 2-0 öne geçen Liverpool tura tutunsa da geçmeyi başaramadı.

Şimdi gelelim yarı finallere... Yarı finallerin ilk maçları 28/29 Nisan'da, ikinci maçları ise bir hafta sonra oynanacak.

Barcelona-Chelsea: Maviler, ezeli rakip Liverpool'u eledikten sonra bir diğer ezeli rakip Barcelona'ya karşılar. Bu iki takım arasındaki rekabete bakalım:

2004/05 İkinci Tur: Chelsea 5-4

2005/06 İkinci Tur: Barcelona 3-2

Bu iki takım arasındaki mücadeleler neden bu kadar önemli? Bu iki eşleşme bize inanılmaz derecede zevk verdiği ve tadı hala damağımızda kaldığı için. Eşleşmenin bu sefer yarı finalde yaşanıyor olması daha da ilgi çekici duruyor. İki eşleşmede de ilk maçı deplasmanda oynayan takımlar kazandı. Bu sefer deplasmanda ilk oynayan takım Chelsea olacak.

Barcelona buraya gelirken son derece rahattı. Grupları rahat geçti, ilk turda Lyon'u, çeyrekte de Bayern'i evindeki farklı skorlarla geçti. Aynı tarifeyi Chelsea'ye uygulayabilirler mi? Barca'nın kendi liginde de rahat sayılabilecek bir konumda olduğunu düşünürsek güçlerini buraya yansıtmalarını bekleriz. Messi'nin önderliğinde müthiş bir takım oyunu ortaya koyan Barca'nın göze çarpan zayıf bir noktası bulunmuyor.

Chelsea grubunu ikinci bitirdikten sonra zorlu turlar oynadı ve Juventus ile Liverpool'u eledi. Liginde üçüncü olan Chelsea ligi de o noktada bitirecek gibi duruyor. Barca finale daha yakın duruyor...

ManUtd-Arsenal: Arsenal'in her turda eleneceğini farzetsek de öyle olmuyor. İkinci turda zorlu bir eşleşme geçirdiler ve Roma'yı ancak penaltılarla yendiler. Villarreal'i deplasmandaki avantajın yardımıyla geçtiler. Bu sefer sert kayaya çarpacaklar gibi duruyor. Geçen sezonun şampiyonu ManUtd bu sezon da geçen sezonu aratmıyor. Lig Kupası'nı penaltılarla kazandıktan sonra FA Cup'ta yarın yarı final oynacaklar, ligde zirvedeler ve Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayacaklar. ManUtd Porto karşısındakinden daha iyi oynamak zorunda. Arsenal'in ipleri sıkı tuttuğunu unutmadan gerekli ciddiyeti takınırlarsa finale kalmaları kolay gibi gözüküyor.

Finali Barcelona ile ManUtd'nin oynayacağını tahmin ediyorum. Bakalım eşleşmeler beni haklı mı çıkaracak?

18.04.2009

İran Seyehatnnamesi 2

Cuma günü tatil yaptıktan sonra, cumartesi itibariyle yeniden çalışmaya başladım. Burada tatil günleri Perşembe, Cuma. Yani siz bu yazıyı Pazar sabahı okurken ben çalışıyor olacağım. Bugün, İran futbol federasyonunun pazarlama departmanı sorumlusu ile birlikteydim.

Daha önce de belirttiğim gibi burada endüstri diye bir şey yok. Takımlar ve federasyon bütün parayı devletten almaya alıştığı için özel sektörden para kazanmaya çalışmak diye bir durum söz konusu değil. Bu sebeple ki federasyonun pazarlama departmanı ancak 7 ay önce kurulmuş.

Para devletten geldiği için seyirciden para kazanmayı denemek gibi bir durum söz konusu değil. Bu sebeple biletler 1.5- 2 $ arasında. Buranın Galatasaray – Fenerbahçe maçı olan Persepolis – Esteghlal maçının bile en pahalı bileti 8$.

Federasyon, UEFA’nın Şampiyonlar Ligi’nde yaptığı gibi tüm saha kenarı reklamlarını toptan satıyor. Bu yıl buradan kazanılan rakam geçen sezonu ikiye katlayarak 6 milyon dolara ulaşmış. Televizyon gelirinden alınan para ise 4 milyon dolar. Bir karşılaştırma olması için digitürk senelik 94 milyon dolar ödüyor. Federasyon bu paranın %60’ını takımların sıralamadaki yerine göre, diğer %40’ını ise eşit olarak paylaştırıyor.

Neyse futbolu bir kenarı bırakalım, İran notlarıyla devam edelim. Şunu söylemeliyim ki Tahran, Ankara’dan daha güzel bir şehir. Şehir kesinlikle turistlik değil ancak yeşil geniş bulvarları, inanılmaz güzel apartmanları, kocaman parkları ile yaşamak için oldukça elverişli bir şehir. Neyi nerede bulacağını bilirsen, zaten burada her şeyi bulmak mümkün.

Küçük anekdotlarla devam edelim. Buradaki tuvaletlerde pisuar yok. Ayrıca, tarat musluğu oldukça değişik. Klozetin içinde değil. Tuvalet kağıtlığının olduğu yerde bir musluk var ve duş hortumu gibi bir hortum bu musluğa bağlı ve bu hortumla kıçını yıkıyorsun.

Kızlarına gelecek olursak, İran kızlarının ortalama güzelliği, Türk kızlarının ortalama güzelliğinden daha iyi. Her şeyin başında boyları uzun. Bunun yanı sıra gösterebildikleri tek yer yüzleri olduğu için, oldukça bakımlılar ve makyajlarına son derece dikkat ediyorlar. Ayrıca şunu söylemek lazım ki kadınlar burada Arap ülkelerine göre çok daha fazla özgürler. Arap ülkelerinde göremeyeceğimiz bir şekilde burada kadınlar tek başlarına dolaşabiliyorlar, araba kullanıyorlar vs. vs. Son olarak şunu söylemeliyim ki İstanbul’da, Tahran’da gördüğümden daha fazla kara çarşaflı var.

Şimdilik bu kadar. Gezip gördükçe yazmaya devam edeceğim.

16.04.2009

İran seyehatnamesi 1

Dün gece yerel saatle 2’de uçak hava alanına inip, o dakikaya kadar başı açık olan kadınların başlarını örtmesiyle, 10 gün sürecek olan İran seyahatim resmi olarak başlamış oldu. Açıkçası buradaki kadınların başlarını örtmek konusundaki isteksizliklerini gördükten sonra yıllardır önerdiğim, bizdeki dincilerle buradaki ilericilerin tecridi konusundaki görüşüm daha da kuvvetlendi. Zira buradaki kadınlar kafalarını doğru düzgün örtmüyorlar bile. Taktıkları şey zaten türban değil, şal ve kafalarının yarısına kadar saçları açık. Bizdekiler halen daha türban tartışması yapsın dursunlar, ben bu muhabbeti daha fazla uzatmayayım.

Tahran’ı şehir olarak değerlendirirsek açıkçası yol dışında devrimden fazla bir şey değişmemiş gibi duruyor. Yine de şehrin özellikle kuzey kesiminde inanılmaz güzel binalar var. Bunun yanı sıra bir daha hayatta buranın trafiğini gördükten sonra İstanbul trafiğine laf etmem. Benzinin litresi 10 cent olunca toplu taşıma diye bir şey neredeyse yok. Herkesin altında araba var. Özellikle Peugeot ve Hyundai oldukça fazla kullanılıyor. Araba çokluğundan ziyade trafikte orman kuralları geçerli. Şeritmiş, ışıkmış, geçiş üstünlüğüymüş burada hepsi hikaye.

Gelelim işin futbol boyutuna. Persepolis ile Esteghlal buranın Galatasaray’ı ile Fenerbahçe’si. İran’da ligin son iki haftasına girerken Esteghlal ligde ikinci durumdaydı. Saipa ile oynayacakları maç için meşhur Azadi stadında soluğu aldık. Maçta kafadan bir 30 bin kişi vardı. Ancak stad 90 bin kişilik olunca o 30 bin kişi azmış gibi duruyordu haliyle. Futbol tahmin edebileceğiniz gibi burada henüz yeteri kadar endüstriyel ve profesyonel değil. Oynanan oyunun seviyesi Bank Asya düzeyinde. Forma satın almak vb. gibi günümüz endüstriyel futboluna ait kavramlar henüz burada yok.

Stat dışında çakma Esteghlal bayrakları satılıyordu. İnsanlar bunları pelerin gibi kullanıyorlar. Fiyatları boyuna göre 2-3 $ arasında değişiyordu. Çocuklardan birini çevirip niye maça formayla gelmediklerini sordum. İşten geldiğini söyledi. Statta forma satılmadığı için de gidip forma almamışlar. Forma satılsa kaç para verirsin diye sordum, karşılığında 4-5 $ cevabı aldım. Bunun üzerine sıradan bir gömleğin ise 20-25 $ olduğunu öğrendim. Kısacası burada henüz öyle bir alışkanlık yok.

Stadın hiçbir yerinde tel örgü yok. Zaten insanlar oturarak maç izliyorlar. Stada kadınların girmesi yasak. (O kadar da abartmayın canım, burası halen daha İslam devleti) Öte yandan kadın maçlarına da erkekler giremiyor. Kadınların izleyebildikleri tek maç kadın maçları olduğu için, kadın futbolunun ilgisi baya yoğunmuş dediler.

Fanatizm gibi kavramlar buraya oldukça uzak şeyler. Maç öncesinde oyuncu listeleri okunurken taraftarlar (deplasman taraftarı yok, sadece Esteghlal taraftarı) iki takımın da oyuncularının ismini bağırdılar. Her ne kadar Mustafa abi, “yatsınlar diye rakibe yalakalık yapıyorlar” dese de hiçbir şekilde alışık olmadığımız bir görüntüydü. Keçiboynuzu tadında bir ilk yarı seyrettikten sonra stat ve futbol hakkında alacağımızı aldık ve stattan çıktık. Stat tabi ki taştan bir binadan ibaret, tamamen üstü açık hatta stadın ikinci katında koltuk da yok. Beton sıraya oturuyorsun, kısacası bizim statların 20 sene önceki hali gibi.

İlk günden bildireceklerim bunlar. Vaktim oldukça 10 gün süresince buradan gezi notlarımı yazmaya devam edeceğim.

5.04.2009

El Clasico ve Real’e Öneriler

Cumartesi gecesi öyle bir futbol keyfi vardı ki anlatılacak, yazılacak türden bir şey değil. İzlemek, tekrar tekrar izlemek bu futbol keyfini! Ancak öyle tatmin olabilirdi insan. Real Madrid’liler dışında, yeryüzündeki tüm futbolseverler için tarifi olmayan harikulade bir maç ve Barça’nın dillere destan oyunu.

Barcelona’nın bu sezon ne müthiş şeyler yaptığını hafızalarımızdan silecek değiliz. 34 maç ve 100 gol. Defalarca atılmış altı gol. Rakibi şaşkına çeviren paslaşmalar. Xavi, İniesta, Messi. Onlara eşlik eden Eto’o, Henry ve diğerleri. Pep Guardiola’nın futbolculuğundaki zekasının takımına da sirayet edişi. Daha neler söylenir ki! Bir yerde durmak ve bu takımı susarak, keyifle izlemekten başka bir şey yapmamak, gerekir. Bir futbol takımı herhalde bundan daha iyi oynuyor olamaz. Bu takımı sadece La Liga değil, ş.ligi ve Kral kupası şampiyonu olarak görmek taraflı tarafsız herkesin isteği olmalı.

Susmak ve sonuna kadar keyifle onları izlemek! Barça için sözün bittiği yer bu olsa gerek.

Bir yanda Barcelona harikalar yaratırken, onların karşısında acizlikten, şaşkınlığa düşmüş Real Madrid’li futbolcuları görmek. Evet asrın takımını, mabedinde bu kadar aşağılayan bir takım daha olmamıştı. Yerin dibine mi girdiler, sahanın orta yerine mi gömülüp kaldılar nedir ne değildir bilmiyorum ama hüzün denilen şey Los Galacticos için dün gece Santiago Bernabeu’daydı.

Real Madrid için artık dün akşam ki hezimet bir milat olmalı diye düşünüyorum. Değişimin başlaması şart. 2008 yazı ve 2008-09 futbol sezonunda iki takım ortaya çıktı. Bu futbolda yeni bir çağın başladığını gösteren iki takımdı. İspanya Milli takımı ve Barcelona’dan bahsediyorum. İspanyol futbolunun genel özelliği ayağa pas yapan bir futbol olagelmiştir daima. Teknik futbolcuların fiziksel güçlerini artırmasıyla, oyunu çift yönlü oynar hale gelmesi ve İspanya futbol takımının geldiği nokta. Diğer yanda da İspanyolların bu futbol anlayışının en iyi temsilcisi olan Barcelona. 70’lerden itibaren “pas yaparak oynanan futbolun en iyi temsilcisi olan kulüp “. Rijkaard’la başlayan ve Guardiola ile taçlanan bir futbol mekanizması. Xavi ve İniesta üzerine inşa edilmiş, Messi ile katları çıkan bir futbol bu.

İspanya ve Barcelona takımları, futbolun yeni ve sevimli yüzü. Özellikle de Barça’nın yakalamış olduğu bu “mükemmel futbol” bütün takımlara örnek olabilecek, harikulade bir şey. Futboldan zevk almamızı sağlayan bu model, Real Madrid’e de örnek olabilir. Real Madrid’de yeni başkanıyla birlikte bu ekole bir adım atabilir inancındayım. Şu an için Barça’yı taklit etmek ya da onlardan esinlenmek yapılabilecek en güzel şey.

Bu yaz dönemi Real Madrid için epey hareketli olacak. Juande Ramos ile yola devam etmeyeceklerdir diye düşünüyorum. Frank Rijkaard bu yolda onların başvurabileceği bir isim olabilir. Ya da kim bilir onlar da Barça gibi yaparlar ve Hierro’yu takımın başına getirirler. Gelecek teknik adamın her ne olursa olsun, Barça ve İspanyol tarzına dönük bir şeyler yapması gerekiyor.

Barcelona ve İspanya’yı bu mükemmel oyuna götüren esas etkenin yukarıda da söylediğim gibi Xavi ve İniesta olduğu düşüncesindeyim. Real Madrid’in de yapacağı bu ikilinin bir benzerini yakalamak. Aklıma ilk gelen iki ismi hemen söyleyeyim. Fabregas ve David Silva. Real Madrid’in orta sahasını bu iki süper yıldızla şekillendirmesi gerekir. Bu ikili yanına koyabilecekleri, Diarra ve Lassana Diarra’nın olduğunu düşünürsek yada Athletic Bilbao’nun orta sahadaki 20 yaşındaki ön liberosu Javi Martinez’i bu iki adama monte ederlerse ya da Xabi Alonso alınabilirse, Real Madrid için çok üst düzey bir orta saha kurulmuş olur

İşin en önemli kısmı da bu; Yani orta saha. Bu tamamlandıktan sonra üzerine kurulacak bir hücum hattı ve savunma kalıyor. Kalecisinin dünyanın en iyi bir iki isminden biri olan Casillas olduğu, sağ bekinin de dünyadaki en iyi isim olan Sergio Ramos olduğundan hareket edersek, Pepe’nin savunmadaki hızı ve kalitesinin yanına eklenecek bir stoper ve sol bek. Valencia’dan Raul Albiol ve Alexis, Athletic’den Amorebieta ve sezon sonunda Real Madrid’e katılacak olan Garay savunmada Pepe’nin partneri olabilecek kalitede isimler. Sol bek için çok seçenek zaten yok. Marcelo ile yola devam edilir. Heinze yedek bekler. Newcastle’den Jose Enrique’de bu yer için düşünülebilir.

Gelelim forvet hattına. Şu son günlerde ismi geçen bir isim mutlaka bu takımın santraforu olmalı. Zlatan İbrahimovic. O’nun solu Robben’e teslim edilir. O’nun sağına ise Cristiano Ronaldo transferi gerçekleştirilebilirse.

Casillas – Sergio Ramos, Pepe, Albiol, Marcelo – David Silva, Fabregas, Javi Martinez – Robben, Zlatan, Ronaldo.

Barcelona’ya yeryüzünde kendisi gibi oynayan ve en az onlar kadar kaliteli bir takım çıkarmış olamazlar mı! Elbette Barça, o oyuncuları alt yapısından çıkarmış ve felsefesini onlara uzun yıllar önce sindirmiş bir takım ancak Real Madrid’de bunu böyle oyuncularla çabuk içselleştirebilir. Bahsettiğim isimler değişebilir ama özellikle Fabregas ile Silva’nın alınarak o ikili üzerine bir takım inşa etme yoluna gidilmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Son yıllarda Real Madrid’in Avrupa’da yaşadığı başarısızlıklar ve dün gece ki hezimet, beni Real için çareler aramaya itti. Yukarıda bahsettiğim kadroyu oluşturabilmek için çok para harcamak gerekiyor olabilir ama dün gece ki hezimetten sonra tekrar en büyük olacak kadro için bunu yapmak şart. Real’i Real yapan yıldız oyunculara tekrar ihtiyacı var baş altı oyuncularla bu işin olmayacağı tekrar görüldü.