İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

31.03.2010

Kevin Doyle


Kevin Doyle'u üç senedir ciddi bir şekilde izliyorum ve özellikle bu sene önemli bir çıkış yakaladığını söylemek mümkün. Menajeri Mick McCarthy son zamanlarda artık motive etmek için mi yoksa kendince piyasasını yükseltmek için midir bilmiyorum ama sürekli Doyle'un bu seneki performansından bahsedip duruyor. Gelecek sene ilk dört takımda değil belki ama Aston Villa ve Everton gibi takımlarda görebiliriz kendisini. Hatta Arsenal ve Liverpool'un teklif yaptığı dedikoduları bile dolaşıyor.

Komple bir forvet olduğunu belirtmenin yanısıra göze battığı ilk sezon olan 2006-07'de Reading'le Premier Lig'de 13 gole imza attığını da gözden kaçırmamak gerek. Ayrıca yine aynı sezonda bütün İngiltere liglerinde en fazla kafa golünü Doyle atmış. Bu sezonki 7 golü aldatmasın, tamamen Wolves'un çok defansif oyun anlayışından kaynaklanan bir durum. Doyle tek forvet oynuyor ve Wolves da zaten ligde en az gol atan takımlardan biri. Son olarak iki ayağını da kullanabilen, hava toplarında etkili, güçlü, top taşıyabilen ve saklayabilen, gol vuruşu ve sezgisi olan bir forvetten bahsettiğimizi hatırlatmakta yarar var. Tanımayanlar içinse stilini bizim Semih'e benzetebilirim. Ama Doyle'un dribling yapma özelliğini de ayrıca belirtmek lazım. Zannedersem kendisini gelecek senelerde daha fazla duyacağız.

30.03.2010

Dinginlik


Bu aralar alternatif tarz müzik dinlemeye ağırlık vermeye başladım.Daha önceleri rock müzik heavy metal ile birlikte vazgeçilmezdi ama sanırım bebek olduktan sonra biraz daha sakinlik aramaya başladım.

Kısaca Automatic Movements ,Kings of Convenience tarzı müzik severler için birebir bir albüm çıkardı,"Everything is Made in China " adında.Yaklaşık 1 saat huzur arayanlar için kaçırılmaması gereken bir çalışma.Tavsiye ediyorum

Blanka


"En az Messi kadar etkili" diyeceğim inanmayacaksınız. Fakat herhalde son zamanların en underrated oyuncusu olabilir Tevez.

Son iki senedir bu adamı ısrarla takip ediyorum ve gerçekten ama gerçekten dünya üzerindeki en etkili futbolculardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kişisel kanaatime göre Messi, Rooney, Ronaldo, Torres ayarında. O kadar etkili yani... Bu adamın şanssızlığı yanlış elemanlarla takılması. Daha birkaç sene öncesinden kendisini West Ham'a getiren Joorabchian tarzı mafya-işadamı-menajer melezlerini kastediyorum. Adam 5 senedir İngiltere'de halen İngilizce konuşamıyor. Kim bilir, belki Barcelona, Madrid veya benzeri sıcak iklim ülkelerini tercih etseydi çok daha farklı bir tablo izleyebilirdik. Barça'da şovu Xavi, Iniesta, Messi, Henry gibilerinin elinden rahatlıkla alabilirdi.

Zaten Ferguson United'da bu adamı niye hep yedek bıraktı, ezdi, hor gördü anlayamadım. Manchester City'de son 19 maçta 21 gol atmış. İstatistiğe gel! Bu gece Wigan'a karşı sürreal bir oyun sergiledi ve hat-trick yaptı. Adam yaratık gibi. Teknik desen alası var. Ciğer desen 90 dakika kaleci dahil herkese basıyor. Stoper olsam bulaşmak istemem. Ağırlık merkezi yerden 10 santim yüksekte olabilir. "Blanka" benzetmesi boşuna değilmiş. Yorgo'ya duyrulur... "Wigan" deyip geçmeyin, Santander'den, Zaragoza'dan, Chievo vb. takımlarından daha iyi olmasalar da daha kötü de asla değiller. Eğer bu formunu Dünya Kupası'na taşıyabilirse Maradona'yla Maradona'ya rağmen ama en önemlisi Allah'a emanet giden Arjantin'den bomba performanslar bekleyebiliriz.

29.03.2010

Derbi nedir?

Güzel başladı maç. Güzelliklerle başladı. Önce Fenerbahçe taraftarı, kupadaki Manisa maçında Özhan Canaydın'a pankart yaptı ve saygı duruşunda onu alkışlama büyüklüğünü gösterdi. Sonra diğer kupa maçında Trabzon taraftarı, lig maçlarında Bursa taraftarı, Beşiktaş taraftarı, x taraftarı, y taraftarı bu büyüklüğü gösterdi. Dün de Galatasaray taraftarı, Özhan Canaydın ile beraber Fenerbahçe'yi alkışlama büyüklüğünü gösterdi. Üstelik buna gerek de yoktu ama yaptılar işte, alkışladılar. Fenerbahçe taraftarının sanal ortamda, gerçek ortamda Galatasaray'a teşekkür etmesi gerekir.

Bu yoğun duygu seli sonrası hafifleyen stres maçın başlamasıyla zirve yaptı. Derbi nedir? Derbi, özellikle ilk dakikaları panik havasında geçen, küçük hataların affı olmayan maçlardır. Affetti Galatasaray, affetti Mustafa Sarp. Henüz 30. saniyede Gökhan Gönül'ün kayarak topu uzaklaştıramamasıyla araya giren Sarp kaleye yarım metre uzaktayken, bir zamanlar Kabze'nin son dakikada attığı golle Galatasaray'ın Beşiktaş'ı yendiği maçta, Beşiktaş'ın golünü atan Tümer'in yaptığını yapamadı ve kalabalık kale önüne topu yuvarlayınca sonuç çıkmadı. Oysa orada araya girip topu alan isim Gio olsa belki de şu an Fenerbahçe'nin derbi zaferini değil, Galatasaray'ın tarihi farkını konuşuyor olacaktık. Çünkü aynı Gio, ilk yarının ortalarında yine iki Fenerbahçe'li futbolcunun anlaşmazlığı sebebiyle aradan topu alarak sıyrılmış ve sol ceza sahası çizgisinden dahi olsa doğruyu yaparak topu kaleye göndermiştir. Golü atmak için kaleye şut çekmek önemlidir çünkü.

Tarihi farktan bahsederdik dedim. Evet, Galatasaray golü erken bulsa fark olabilirdi. Çünkü Fenerbahçe'nin oyun dizilişi, son 4 maçtaki dizilişinin bir kopyasıydı adeta. Sami Yen'e bir derbi maçı edasıyla değilde Anadolu takımı edasıyla çıkmış ama bunun işe yarayacağından emin ve kendine güvenliydi. Erken yenecek bir gol sonrası Fenerbahçe takımı oyunu Galatasaray sahasına yıkmaya çalışır ama bunu başaracak gücü olmadığı için, kontratak oynamaya müsait Galatasaray'dan 2'yi, 3'ü, 4'ü yiyebilirdi. Şans da yanınızda oldu mu, dakikalar ilerledikçe, skor tabelası 0-0'ı göstermeye devam ettikçe, Galatasaray'ın siniri geriliyor, Fenerbahçe'nin ise güveni tazeleniyordu. Hızlı başlayan derbide, 0-0'a kilitleniyordu.

Maç öncesinde Fenerbahçe'nin, Galatasaray'a karşı en üstün tarafı olarak görülen orta sahasında Emre'nin olmayacak oluşu beni her ne kadar bu maçı kazanmak adına umutsuzluğa itse de Rijkaard'ın oyuna anlamsız Mehmet Topal-Alex markajı ile başlaması ve Sarp'ın tek başına kalması, Fenerbahçe'nin görece daha zayıf ve yedek ikilisi olan Selçuk-Topuz'un bile o orta sahaya üstün geldiğini izlememizi sağlıyordu. Üstelik Topal'ın markajı da zayıf kalınca ilk yarım saatlik kesimde oyunda ağırlığını koyan ve rahatça pas yapan Fenerbahçe, Güiza'yı kaçırıp ona atılan ara paslarla da gol bulmayı hedefliyordu. Gerek Güiza'nın topları ezmesi, gerekse de hatalı ofsayt kararları gol olmasına izin vermezken, Galatasaray'da orta sahayı rakibe vermenin sonucu oluşan bir kopukluk, bir uyumsuzluk göze çarpmış ve bulunan bir iki pozisyonun kaynağı Gio, Keita ve Jo'nun bireysel aksiyonları olmuştu. Burada da Andre Santos-Bilica-Lugano-Gökhan Gönül'den oluşan Fenerbahçe 4'lüsü hatasız gibi oynayınca ilk yarı 0-0 sona erdi.

İkinci yarı Rijkaard aynı taktikle oyuna devam edince ve oyunda ilk yarının karbon kopyası gibi devam edince Arda'ya sarılmak zorunda kaldı. Ligin devre arasında Galatasaray, ön libero mevkiisini güçlendirmek yerine, zaten zengin olduğu hücum bölgesini Gio ve Jo ile güçlendirmiş ve belki de ligi orada bitirmişti. 55. dakikada Galatasaray, potansiyel olarak zaten zengin olduğu hücum bölgesine Arda'yı almış, üstelik bunu eksik kaldığı orta sahasından Mehmet Topal'ı çıkararak yapınca maçı da orada bitirmiş oldu bir nevi. Daha sonra iki forvet oynasalar daha etkili olacaklarını düşündüğüm Jo-Baros ikilisinden sahada olan Jo ile kenarda olan Baros'u değiştirip, bu değişikliklerin üstüne golü de yiyince eli yüzü bağlanmış bir şekilde maçın geri kalanında şuursuz Galatasaray ataklarını izlemek zorunda kaldı Rijkaard. Dediğim gibi Fenerbahçe adına Selçuk'un sürpriz golü tam zamanında geldi ve zaten iki hamle yapmış Rijkaard, bir üçüncüyü yapmakta zorlandı.

10 cm öne eğilemeyen Arda, Jo'nun tek başına fazla bir şey yapamadığı savunma hattına karşı görece formsuz olan Baros ile de sonuca varamadı pek tabii Galatasaray. Üstelik Arda'nın girişi zaten Vederson ve Andre Santos ile durdurulan Keita'yı ve ilk yarı çılgın atan Gio'yu da etkilemiş, bu ikisi de performanslarının maksimumuna ulaşamamıştı. Fenerbahçe ise golden sonra anlamsız ve belki de bir derbi kuralı olan içe gömülmeyi gerçekleştirmiş, normalde böyle anlarda golü yiyen taraf olması gerektiğine rağmen Galatasaray'ın başta da dediğimiz organizasyonluğu sonucu gelen şuursuz ataklarına bir şekilde karşı koymayı başarmıştı. Derbi nedir? Derbi, deplasmanda bulduğun golden sonra geri çekilmek, dua etmektir.

Sonuçta elinde kısıtlı isimler olmasına rağmen, oyununun maksimumunu oynayan ve ne istediğini bilen Fenerbahçe sahaya bir karakter yansıtmış ve önemli bir dakikada bir şans golü bularak evine çok avantajlı gitmiş, Galatasaray ise Adnan Polat'ın yeniden seçilmesi, Özhan Canaydın adına bu maçı kazanmak istemesi, Arda'nın 'oynayacak' haberi gelmesi, saha ve seyirci avantajıyla ekstra motivasyonla çıkmasına rağmen sahada ne yaptığını bilememesi, bulduğu bir iki fırsatı değerlendirememesi nedeniyle yenilmişti. Bursa'nın kaybetmesi, Beşiktaş'ın kazanması sonrası ekstra değer kazanan bu derbide, maçı izleyen diğer takım taraftarları ilk 10 dakika sonrası umutlanmış ama sonra yine bol gol ya da güzel futbol izleyemeden evlerine dönmüşlerse de ince bir taktik savaşı izlediler en azından diyebiliriz sanırım.

Sondan bir önceki not: Ben Fenerbahçe'liyim. Takımımda Tümer gibi zamanında Fener'e küfreden bir adamın oluşunu sindirdim, Emre gibi bir adamı sindirdim, Mehmet Topuz'u sindirdim, kabullendim. Sert futbolu severim, bir çok kasap geldi geçti bu takımdan hepsini kabullendim. Ama Keita gibi bir adam Fenerbahçe'li olsa sanırım bunu kabullenemezdim işte. Çoğu futbolcu, çoğu maçta rol yapar ama bunu Keita kadar hobi haline getirmiş başka biri yoktur herhalde. Yatmadan önce her gün Allah'a şükretmem lazım, Keita'nın benim tuttuğum takımın futbolcusu olmadığı için.

Son not: Keita demişken Volkan'ı da unutmadım. Volkan son dakika kurtarışıyla belki Selçuk'un da önüne geçti bu maç. En azından benim gözümde o kurtarışın önemi, attığımız golden daha büyük. Volkan çok iyi bir kaleci, bunu herkese karşı savunurum. Dediği gibi dünyanın en iyileri arasında ilk 10'da değildir ama iyi olduğu doğru. Gelgelelim son küçümseyici hareketine gerek var mıydı? Neyden bahsettiğimi herkes anladı sanırım. Daha önce sana küfredilmiş olabilir, maç içerisinde annenin kulakları çınlamış olabilir. Ama sen futbolcusun, sen farklısın. Taraftardan farkın var senin. Misal bu sene Caferağa'da FB-GS bayan basketbol derbisi izledim ben. Son periyot Işıl'a küfretmekle geçti FB taraftarları açısından. Bir Fener'li olarak utandım, yerin dibine girdim. Galibiyet sevinci yaşayamadım resmen. Ama maçtan sonra Işıl ne yaptı? Rakibini tebrik etmedi. Tamam 'yazılı olmayan' bir kural bu ama rakibini tebrik etmelisin. Bunun savunması; "Sizin taraftarlarınız bana ana avrat küfrediyorken bir de sizi tebrik mi edeceğim?" olamaz, olmamalı. Ya da Keita'ya dönelim. Geçen haftaki Trabzon maçında kendisine gelen su şişesi sonrası -ki kendisi amaçlansa da atılırken, ona gelmediğinden eminiz sanırım- tribüne dönüp cinsel organını avuçlaması ne kadar gereksizce. Aynı şekilde Volkan'ın bu yaptığı da bir o kadar saygısızca. Belki o son kurtarışıyla Leo Franco ile arasındaki kaleci farkı ortaya çıktı ama son saniyedeki saygısız hareketiyle Keita ile yarışabilecek düzeyde olduğunu gösterdi Volkan.

Derbi nedir? Derbi, iki takımın da 11'er kişiyle sahaya çıktığı, 90 dakika mücadele ettiği, Papazın Çayırı, Union, Dolmabahçe, İnönü, Ali Sami Yen, Şükrü Saracoğlu ve hatta Seyrantepe farketmeksizin nerede oynanırsa oynansın, Çubuklu'nun kazanacağı bir mücadeledir diye bitireyim, bu da masum bir gönderme olsun, eheh.

Rijkaard ve Servet

Fenerbahçe maçından sonra takım olarak mücadele etmediklerini söyleyen Servet'e Rijkaard'dan gereksiz sert bir tepki gelmiş.
"Sahada farklı şekillerde mücadele edebilirsiniz. Yüreğinizle oynayıp, çok çalışıp, çok koşabilirsiniz. İkincisi ise biraz beyninizi kullanıp, kalitenizi gösterebilirsiniz. Sakinliğini korumanız, oyunu açmanız gerekir. Bir derbiden sonra oyuncumuzun böyle söylemesi üzücü bir durum"

Aynı Rijkaard 2010 Ocak ayı Galatasaray Dergisi'ne verdiği röportajda şöyle demişti:
"Biz her zaman zeki futbolcuyu tercih ederiz. Çünkü zeki futbolcu, pozisyonunu kaybetmemeyi, kaybedenin yerini doldurmayı, ne zaman pas vereceğini, ne zaman top süreceğini, ne zaman tek pas oynayacağını bilir. Çünkü bir saniyeden daha az sürede oyuna karar verirsiniz. Bir saniye fazla top sürerseniz, şansınızı kaybedersiniz bazen"

Üstteki demeçlerden de rahatlıkla anlaşılacağı gibi Rijkaard'ın mentalitesi belli. Bu nedenle Rijkaard eline geçen her fırsatta Emre Güngör'ü Servet'in yerine monte etmeye çalışıyor. Bu nedenle iki senedir Galatasaray orta sahasının vazgeçilmezi olan Barış bu sezon oynamakta zorlanıyor.

Fakat şunu da unutmamak lazım.

2000 sonrası  Galatasaray hep tuhaf kadrolar ve güvenilmeyen antrenörlerle başarıya ulaştı.. Nicelescu ile Saidou ile Cihan Haspolatlı ile Cevat Güler ile şampiyon oldu. Çünkü her zaman mücadele eden ve tempolu oynayan bir takım kimliği vardı, yanındaki oyuncuya pas atamadığı için oyuncusuna çok küfretti Galatasaray taraftarı ama her zaman da takımının oynadığı oyundan memnnundu..

Galatasaray bugün Arda, Elano, Keita, Gio gibi futbolcularla bu topu oynuyorsa Rijkaard'ın biraz Servet'e hak vermesi lazım.

28.03.2010

Derbi-2

Centilmenlik çatısı altında geçen haftanın içinde bu maç için çok daha büyük beklentilerim vardı.
Kısaca özetlemem gerekirse Galatasaray'ın futbol oynama isteğine karşı Fenerbahçe'nin daha kontrollü bir oyun stratejisi belirlemesi maçın bölüm bölüm tek taraflı geçmesine yol açtı.
Caner'in Galatasaray'ın takım tertibinde sol bekte kendisine yer bulmasının ne kadar saçma olduğunu,bir kalecinin takımın başarısında ne kadar etkili olduğunu görme fırsatını buldum.Ben daha önce Galatasaray'ı gözümde çok büyütmüşüm,bu bütçe ile çıkan sonuca üzüldüm açıkçası
Fenerbahçe ise üzgünüm ki tamamen bitmiş,oyunu ileri taşıyacak adamları sürekli geriye oynar hale gelmiş.
Bursa'nın şampiyon olmasını çok ama çok istiyorum,çünkü adamlar inanılmaz aç oynuyorlar bu topu...

Derbi




Kadrolara baktığımızda şu Fener’den kimi Galatasaray’a koyarsın deseler Bilica hariç kaleciyle beraber dört kişiyi koyar, kalanına dokunmazdım. Zira maç da Fener’in savunması mı, Galatasaray’ın hücumu mu ağır basacak pozisyonundaydı.

Alex ve Mehmet Topuz’un sahada görünmediği Fenerbahçe’yi Emresizlik; Ardasızlığın Galatasaray’ı etkilediğinden daha fazla etkiledi. Bu haliyle Fener golü ya duran toptan bulurdu ya da anca hiç beklenmeyen birinin uzaktan şutunda. Gerçi bundan 5 sene önce yine Selçuk Galatasaray karşısında şampiyonluğu getiren golün asistini yapmıştı. Selçuk birçok kez bu takımda harika işler çıkardı ama adamın karizması yok o yüzden kendini sevdiremiyor bir türlü. Ben olsam kendime Tuncay’ın menejerini tutar, saha dışı işlerlerini ona bırakırdım.

Netice itibariyle maçta akılda kalan Mustafa Sarp, Gio ve Keita’nın pozisyonları var. Bunların dışında Fenerbahçe çok da pozisyon vermedi.

İki takımdan biri kazanacaksa Bursa elbette Fenerbahçe’nin kazanmasını isterdi. Bundan sonra önemli olan Bursa’nın hızla toparlanıp toparlanamayacağı. Halen daha Fenerbahçe ve Galatasaray ile arasında 2 maç fark var. Artık Sami Yen’de yenilme lüksüne sahipler. Önemli olan Sami Yen’e gelene kadar ne yapacakları. Kaldı ki Bursa, Sami Yen’e gelmeden önce bir Beşiktaş - Fener maçı da var.

27.03.2010

Başarı Etiği



Fatih Akyel, şike soruşturması kapsamında tutuklanınca öğrendim ben, Tepecikspor'da oynuyormuş.

Tepecikpsor, 9 takımlı 2. Lig 2. Klasman grubunda 8. sırada. Bulunduğu ligin kademesi, Süper Lig'e 1 numarasını verip aşağıya doğru devam edersek 4.
Fatih Akyel ise malum, eski milli futbolcu; UEFA Kupası ve Avrupa Süper Kupası'nı kazanan Galatasaray'ın ve 2002 Dünya Kupası'nda 3. olan milli takımın bankolarından idi. 2000'li yılların başında pek kısa bir Avrupa seferi ve hemen arkasından yurda dönüş, Fenerbahçe'ye imza atıp bir türlü Fenerbahçeli olamama... Sonrası tepetaklak..

Futbol dünyası bu türden hikayelerle dolu. Bir çırpıda akla gelenler; Tarık Daşgün, Berkant Göktan, Elvir Baliç, Okan Koç, Okan Yılmaz, Zafer Biryol... Hemen hepsinin futbol kariyerinde bir kırılma noktası var. Giriş örneğimizden yola çıkarsak, Fatih Akyel'in tatil havasında geçen Mallorca seferi ve dönüşünde, fena da oynamamasına rağmen Fenerbahçe'de kendini kabul ettirememesi mesela. Bu noktadan sonrası ayrı bir analiz konusu zaten.


Aklıma bir kaç hafta önce okuduğum bir Alper Görmüş yazısını getiriyor; ilgili kısımları aşağıya kopyalıyorum:
"Dikkat ediyor musunuz, “başarı, başarmak” gibi kelimeler akla otomatik olarak iş hayatını ya da onunla bağlantılı başka rekabet alanlarını getiriyor. Birinin “başarılı” olduğundan söz ettiğimizde, aklımıza mesela o kişinin çocuklarıyla ilişkisindeki başarı gelmiyor. Zaten etrafımız çocuklarıyla ilişkisini başaramamış “başarılı” erkekler ve kadınlarla dolu değil mi?

Yine soracağım: Dikkat ediyor musunuz, eskiden, işini kaybeden birinin birincil endişesi, bu dönemin ne kadar süreceği ve bu süre boyunca nasıl geçineceği olurdu. Oysa şu son 15-20 yılda işin kaybedilmesi, insanlara bir tür “aşağılanma”, varoluşuna bir saldırı gibi görünmeye başladı... Bu yeni ruh hali, hiç kuşkusuz “hep kazanmayı” va’zeden başarı etiğinin bir türevi...

Bu etiğin sonuçları, yönetici konumundakiler ya da toplumda daha yüksek mertebede görülen pozisyon sahiplerinde daha berrak görülebilir. Eskiden bu kategoriden kişiler işlerini kaybettiklerinde çoğunlukla insanlıklarını kazanırlardı (tabii geçici bir süre için); iş hayatındaki canavarlıklarının çok da anlamlı olmadığına dair belli belirsiz bir hissiyat geliştirirler, sakinleşirlerdi (tabii yeni bir yönetici konum elde edene kadar).

Artık öyle olmuyor. İnsanlar iş kaybını ya da iş hayatında “mağlubiyet” sayılan her şeyi varoluşunun inkârı gibi, adeta bir yokoluş gibi algılıyor..."

Dubai World Cup Betting Predictions

Picks


Race 2 AL QUOZ SPRINT

Primary Contenders: California Flag, War Artist, Star Crowned, Terrific Challenge, Judd Street
Outside Chance: Asset, Farvashi, Joy and Fun, All Silent

Possible Bets: Win & Place on all primary contenders, Begin a Pick 3 or Daily Double with Primary Contenders.

Bottom Line: The toughest race to handicap on entire card.

Race 3 GODOLPHIN MILE

Primary Contenders: Jet Express, Desert Party, Skysurfers, Summit Surge, Green Coast
Outside Chance: Lucky Find, Consul General, Forgotten Voice

Possible Bets: Trifecta, Desert party in first, followed by remaining contenders for second and third position.

Bottom Line: Desert Party will be heavy favorite and most likely will win. But he can be beat, and his competitors odds will be very high.

Race 4 UAE Derby

Primary Contender: Musir
Very outside chance: Raihana, Mendip

Possible bets: Bet everything you have on Musir. Combine him with Raihana and Mendip. If you wish try and beat him with those two.

Bottom Line: Musir will be a huge favorite and deservingly so. If he is anything above 1.5-1 then bet heavy.

Race 5 DUBAI GOLDEN SHAHEEN

Primary Contenders: Rocket Man, Mutheeb
Outside Chance: Kinsale King, Gayego

Posibble Bets: Box all four of these horses in exacta, trifecta, superfecta. Pick a horse of four and bet win & place. Combine with Musir in pick 3, pick 4.

Bottom line: Very unlikely that one of these horses does not win. Bet strong with these horses.

Race 6 DUBAI DUTY FREE

Primary Contenders: Presvis, Alexandros, Courageous Cat, Imbongi
Outside Chance: Good ba ba, Justenuffhumor, Tam Lin, Confront

Possible bets: exotic combinations with primary and outside chance horses for exacta, trifecta, and superfecta

Bottom Line: Primary contenders are somewhat strong, 75% chance of winning. If odds are not attractive for them, then try to beat.

Race 7 DUBAI SHEEMA CLASSIC

Primary Contenders: Pan River, Youmzain, Presious Passion, Mourihjan, Spanish Moon, Dar Re Mi, Cavalryman

Outside Chance: Eastern Anthem, Quijano, Pompeyano, Buena Vista, Deem

Possible bets: Bet win & place on all primary contenders. Spanish Moon and Youmzain are slightly the best. Key them on top, followed by the rest of the primary contenders, followed by outside chance horses.

Bottom line: Pan River has a fighting chnace. A win of this magnitude would bring global attention to Turkiye, as a Turkish bred horse has never won. Youmzain and Spanish Moon are worth their low odds, bet them heavy.

Race 8 DUBAI WORLD CUP

Primary Contenders: Gio Ponti, Twice Over, Richard's Kid, Furthest Land
Outside Chance: Gitano Hernando, Vision d'Etat, Gloria de Campeao, Lizards Desire, Mastery, Mr Brock, Amor de Pobre

Possible Bets: I give Gio Ponti the nod. Bet him to win. Use him in combinations with the rest of primary contenders.

Bottom Line: The primary contenders are very good; more than likely, they will fill out the top 3 positions.

Disclaimer: It is very difficult to pick the winner of a horse race. Nearly impossible to pick the winner of every race. These picks are designed to aid as a back drop to any bets one may make. Do no not expect to win more than 3 races. That being said, it only takes one race to turn a profit. If you are Ilker Dalgic, do not criticize, unless your predictions are more accurate.

26.03.2010

"... Sert Konuştu"

Takip ediyorsunuzdur muhtemelen; ilk düdüğü Galatasaray tribünlerinden sahaya adam atılması ile çalan bir Fenerbahçe - Federasyonspor maçı var. Dikkatinizi, mücadelenin muhteviyatından ziyade, başka bir noktaya çekeceğim ben. Bugün gazetede Futbol Federasyonu başkanı Mahmut Özgener'in "sert konuştu"ğunu okudum da, mesele o.


Şenes Erzik dönemini, o zamanların futbolunda bu tür ayrıntıların yeri az olduğundan çok iyi hatırlamam, ama ilk Haluk Ulusoy döneminden beri (arada Hasan Doğan gibi istisnalar da var tabii) o koltuğa oturanın anında kalkıp konuşmaya başlaması gibi garip bir durum var. Efendi efendi de konuşmuyorlar; genelde, evet, "sert" konuşuyorlar. Ne garabet; aynı zamanda hukuki karar mercii de olan bir kurumun başındaki adam, bu kurumun yaptırım alanındaki başka adamlara karşı çıkıp sert konuşuyor. İşin beteri, kimsenin de dinlediği yok, onlar da aynı sertlikte cevap veriyorlar: Kulüpler Federasyon'a, Federasyon kulüplere, kulüpler birbirlerine... Kimileri var; önlerine gelen herkese..




Aslında futbol özelinde bütün bir memleketin durumu bu; herkesin Caps Lock tuşu açık.. Herkes özünde bir Sadri Yıldız.

Aşağıdaki bağlantıya tıklarsanız, Türkçe sayfalardaki "sert konuştu" içerikli haberleri sorgulayan bir Google araması ile karşılaşacaksınız. Ben bu linki oluşturduğumda arama 187.000 sonuç veriyordu; siz tıklayana kadar kim bilir kaç kişi daha "sert" konuşacak:

http://tinyurl.com/yeh6njb

Dubai World Cup


Dubai World Cup

The Dubai World Cup is a day of racing that features the top thoroughbreds in the world. Many of you may ask, "Why do I care about horses, this is of no interest to me. My sport is football." You are a fool if you think this way. The race card on Dubai World Cup day offers the best betting opportunities of the year! A sport like football offers OK betting opportunities, but to have any significant return you must either A.) risk a significant amount or B.) Parlay to extent where odds are greatly stacked against you.

I encourage all of you to take interest in the sport of horse racing, not only for the betting opportunities, but for the sheer thrill of a close race. Depending where you are in the world, you will bet into a pool, and the winning tickets will be divided evenly. Pay outs are determined by the amount of winning tickets in the pool. If you have access to Betfair, then as you know, you take and give odds. One of the best attributes about "betting the ponies" is it only takes 1 ticket to win, and that 1 ticket can win big. Also, as the athlete is the horse, the general public does not have a great grasp on what the horse can do; therefore, a longshot winning in horse racing is much more realistic than any other sport.

So what are the bets? Win, place, show, exacta, trifecta, superfecta, daily double, pick 3, pick 4, pick 5, pick 6. Look these up to understand them better. Pay outs range from $2 to over $1 million. When can you ever win that much in say, basketball, or football?

Now why is the Dubai World Cup race card such a draw for so many international bettors. Many reasons,

1.) The fields are bigger, therefore harder to win, therefore bigger pay outs. Clearly it is harder to pick a winning combination in a field on 15 than a field of 5.

2.) Information asymmetry- some know more about the horses than others. How? Through direct contact, inside information, or more commonly, a handicapping device. A common tool is the thorograph sheets (thorograph.com). Essentially the "sheets" assign a power rating to the horse each time it runs, and you learn to follow that horses pattern. To understand, imagine if statisticians compiled a report each time Fenerbahce played; based on goals, weather, field quality, coaching tactics, etc.; and assigned Fener a number. You then study the pattern Fener plays at to predict how well they will do in their next game.

On Dubai World Cup day, so many know so little, and there is a tremendous amount of international bias. Lets say you are betting into a European pool, and there is an American horse that looks to have the best "number" (thorograph rating). Then your odds are inflated, and you can take a great advantage.

3.) The horses are the best in the world so their performance is more easily predictable. For example, Brazil vs. Mexico, it is clear who will win. But two amateur mexican league teams, you are not so sure who will win.

I plan on posting my picks as a guideline if there is interest in this post. I also plan to write about the NCAA basketball tournament in the U.S. My university is currently in the tournament and favored to win.

Bu hayra, alamet...

25.03.2010

At Rahmiyle Sakatlık Tedavisi - 0532....



Soccernet.com'da yayınlanan bir Arsene Wenger röportajından aynen aktarıyorum.

(Wenger, bir basın açıklamasıyla forvet oyuncusu van Persie'nin sezon başında geçirdiği ağır ayak bileği sakatlığından sonra nihayet sahalara döneceği müjdesini veriyor.

"Van Persie, iyileşme sürecini çabuklaştırmak adına, at meşimesiyle ayak bileğine masaj yapıldığı radikal bir yerel tedavi yöntemini denemek için Sırbistan'a bile gitti."

Aha antrenmanlara ve takım yönetimine getirdiği bilimsel yaklaşım nedeniyle "profesör" lakabı takılan Wenger'in karizmayı çizdirdiği an... Tamam adamın sakatlıktan çıkmak için gösterdiği azmi basın karşısında takdir etmek istiyorsun. Taraftara da "Çocuktan öyle hemen her maç hat-trick beklemeyin. Eski formuna dönmesi zaman alır" mesajı vereceksin.

Fakat, hani atlı tedavi gibi saçma sapan bir gaflete de düştüysen, bari basın açıklamasında bahsetme! Kardeşim zavallı atın rahmini ne ara çıkardınız da adamın bileğinin etrafına süreceksiniz? Yanlış anlamayın: rahmin çıkarılmaıdığı, doğal bir tedavi yönetmini düşünmek bile istemiyoruz zaten. Ha bi de koskoca İngiltere'de, Avrupa'da doktor kalmadı, Sırp üfürükçülerden medet umuyorsunuz ya...

Bir de bel fıtığından kurtulmak için türbelere giden, otoyol kıyılarında duvarlara sprey boyayla yazılan cep numaralarını arayan kendi insanımıza cahil deriz. Futbolun dünyası yalan...

24.03.2010

Alkış


Son yılların en önemli jestini Fenerbahçe taraftarı yaptı herhalde. Özhan Canaydın için yapılan saygı duruşunda Canaydın'ın alkışlanması ve açılan " Mekanın cennet olsun centilmen başkan" pankartı gerçekten büyük bir olay.

Fenerbahçe taraftarını bu davranışından ötürü ne kadar alkışlasak az. Son yıllarda tribünde küfürü sıfıra yaklaştıran, takımına gerek stadyumda gerekse futbol pazarında gerekli desteği muazzam verebilen Fenerbahçe seyircisi bence Türkiye'deki tüm taraftarlara örnek olmalı.

Tabii asıl alkışı da Özhan Canaydın hak ediyor. 2002'de Saraçoğlu'nda Fenerbahçe'ye 6-0 yenildiğinde rakibini alkışlayabilen bir başkandı Özhan Canaydın. O zaman çok eleştirilmişti. Fakat 8 sene sonra vefat ettiğinde aynı stadda alkışlandı.

Ben de buradan Özhan Canaydın'ı bir kez daha alkışlıyor ve mekanının cennet olmasını diliyorum...

(Not: Özhan Canaydın'ı sağlığında da alkışlayan bir Galatasaraylı olarak bu satırları yazarken çok rahatım.)

"Alman Basınında Çıkan Haberlere Göre..."

İnternet haberciliği yayıldı yayılalı, artık daha sık karşılaştığımız şöyle bir klişesi var bizim spor basınımızın:

Önce üfürükten teyyare bir haber uydurulur, ki haberciliğin en az doğrulama gerektiren dalının spor haberciliği olması meselesine ayrıca değinme gereği dahi duymuyorum.. Sonra bu haber, sansasyonelliği nispetinde yerel medyada hızla yayılır.. Nitelik ve niceliğinin etkisiyle dış basının da ilgisini çeker; yabancı bir internet sitesinde, hatta belki bir gazetede kendine yer bulur.. Ve filmin koptuğu an; bizim basının, yerel medyadaki ilk habere kayıtsız kalan kısmı, dış basını kaynak göstererek aynı haberi, güya farkında olmadan yeniden servise koyar.

Aslında öyle uzun uzadıya anlatmaya da gerek yok, transfer dönemlerinden bileceksiniz; İtalyan, Alman, İngiliz yayın organları nice Shevchenkolar getirmiştir İstanbul'a, nice Ronaldinholar'ı tesis kapılarından döndürmüştür.


Bu konudaki son örnek ve bu klişemizi bir kulübün resmi açıklamasının diline düşürecek kadar deşifre eden mevzu ise şu:

Galatasaraylı Barış Özbek, güya babası tarafından 16 yaşındaki bir akrabası ile evlenmeye zorlanıyor, kabul etmemesi halinde evlatlıktan red ile tehdit ediliyormuş.
Hürriyet gazetesi, 19 martta haberi verirken dibine de şöyle bir not düşmüş, mesele de bu zaten;
"Alman Express gazetesi, Barış’ın babası Şinasi Özbek’in oğlunu 16 yaşında akrabaları olduğu tahmin edilen bir kızla evliliğe zorladığı iddia etti." (düşük cümle sahibine aittir, MR)
Heyhat, Galatasaray'ın resmi internet sitesinden, Barış Özbek imzasıyla yapılan açıklamadan öğreniyoruz ki, haber ilk defa bir gün önce, yani 18 martta Star gazetesinde çıkmış ve Alman Express gazetesinde mi, artık her neredeyse Star gazetesi kaynak gösterilerek haberleştirilmiş. Buyrun, ilgili kısım:
"Dün Star gazetesi internet sitesinde yayınlandıktan kısa süre sonra kopyalanarak hızla birçok internet sitesine taşınan bu hayal ürünü haber, Alman haber sitelerinin dikkatini çekmiş ve bu sitelerin bazılarında adı geçen gazete kaynak gösterilerek kullanılmıştır. Ancak asılsız haberin Alman yayın organları kaynak gösterilerek bugün yeniden gazetelerimize taşınması, içeriğinin doğru olduğu anlamına gelmemekte, habere yeni detaylar uydurulmasını meşru kılmamaktadır."


23.03.2010

Uğurlar Olsun




Medya seni 10 saat evvel öldürse de Galatasaray taraftarlarının bazıları seni pek hayırla anmasa da Hoşçakal Özhan Canaydın...

20.03.2010

Diyarbakırspor Meselesi


Diyarbakırspor küme düşürülmedi. Bunun siyasi sebepleri var. Bu kararın pozitif ayrımcılık olduğunu söyleyenler de var.

Pozitif ayrımcılık dezavantajlı gruplara verilen ekstra haklardır. Amaç ayrımcılıktan kaynaklanan eşitsizliği gidermektir. Böylece aslında eşitsizlik içeren bir hüküm hükme konu olan grubun dezavantajlı durumundan ötürü meşru sayılır. Bir çok kişi ise bunu meşru görmez, çünkü uygulamada pozitif ayrımcılık birilerine çıkar sağlarken diğer kesimi ciddi ölçüde rahatsız eder, demokrasiye ve hukuka ne kadar uygun olduğu tartışılır. Pozitif ayrımcılık genelde kadın-erkek eşitliğini sağlamak amacıyla yapılır. Kanımca pozitif ayrımcılık tanımını gerçek anlamda veren bir uygulama Fransa'da partilerin seçim listelerini oluştururken erkek ve kadın adayları birer birer yazma zorunluluğudur. Böylece kadınların siyasete katılımı sağlanır, güzel bir uygulamadır.

Diyarbakırspor'a gelirsek.. Türkiye'de Kürtlere pozitif ayrımcılık yapılması taraftarıyım. Zaten bazı alanlarda bunun örneklerini de görüyoruz. Fakat bir spor takımı olarak Diyarbakırspor'un Kürt kökenli vatandaşlar için pozitif ayrımcılık konusu olması doğru değil. Ayrıca yapılan ayrımcılığın etkileri itibariyle bunun çok da "müspet" olmadığı, Diyarbakırspor kollanırken diğer takımlara büyük bir haksızlık yapıldığı ortada. Pozitif ayrımcılık yapılması için ayrımcılığa tabi olmayan tarafların haklarının fazla zedelenmemesi gerekir.
Hepsinden önemlisi ise pozitif ayrımcılık konulan kanunlar ve kurallar itibariyle uygulanır. Siz var olan kuralları uygularken birileri için saptırıyorsanız bu pozitif ayrımcılık değil, hukuksuzluktur.

Diyarbakırspor'un düşürülmemesinde bir etkenin de ligin bu kadar kızıştığı bir dönemde takım düşürmenin yaratacağı sıkıntı olduğunu düşünüyorum.

Örneğin Fenerbahçe'nin Diyarbakırspor'dan alacağı 2 puan birden tüm dengeleri değiştirebilir, hatta Fenerbahçe'yi şampiyon yapabilir. Bu durumda da Bursalılar, Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar haklı olarak "biz Diyarbakırspor'u yendik(veya nasılsa yeneceğiz), Fenerbahçe hak etmediği bir 2 puan aldı" şeklinde itiraz edebilir.

Fakat farz edelim önümüzdeki hafta  Eskişehirspor taraftarı sahayı yaksa, bir sonraki hafta ise helikopter ile sahaya girip oyuncuları kaçırsa Galatasaray'a 4 puan eklenecek diye Eskişehirspor küme düşürülmeyecek mi? Belediye maçında sahaya giren taraftarlar karşısında hakem Hüseyin Göçek'in maçı tatil etmesi normal.  Kurallarda iki kez hükmen mağlup olan takımın küme düşürüleceği söyleniyorsa bu uygulanmalıydı. Diyarbakırspor'un hükmen mağlup olması gerekliydi.

Sezon ortasında takım düşürmek son derece sakıncalı. Bir daha bu tarz sorunlarla karşılaşmamak için kurallar değiştirilmeli. İki kez hükmen mağlup olan takım küme düşürülmesin, ciddi şekilde puanı silinsin. Böylece diğer takımlar mağdur olmasın.

18.03.2010

Peter Kenyon


Galatasaray başkan adayı Adnan Öztürk, ilk bombasını ne bir futbolcu ne bir teknik direktör ile patlattı. Adnan Öztürk, Chelsea'nin ekim ayında ayrılan eski CEO'su Peter Kenyon'u başkan seçilirse takımın başına geçireceğini açıkladı. Bu haber öyle bi etki yaratmış ki Temmuz 2007'de yazdığım Peter Kenyon yazısı şu an sitenin en çok okunan yazısı konumunda. Herkesin görebilmesi için yazıyı anasayfaya taşıyayım dedim. Buradan ulaşabilirsiniz.

Federasyon "marka değeri" algısı


Yarın saat 14.00'te Federasyon toplanarak kararı açıklayacak. Bilindiği üzere eğer federasyon bu maçta da Diyarbakırspor'a hükmen mağlubiyet verirse Diyarbakırspor küme düşecek. Bütün hafta boyunca Muammer Güler'den Devlet Bahçeli'ye, İlker Başbuğ'a kadar herkes Diyarbakırspor'un küme düşürülmemesi gerektiğini söyledi. Emir bu kadar büyük elden olunca Federasyon bunun aksine karar verebilir mi? Muhtemelen veremeyecek. O zaman da talimatnamenin ilgili bendine atıfta bulunulacak:

(3) TFF Yönetim Kurulu, yaptığı değerlendirmede, maçın tatil kararlarını uygun
görmediği takdirde, maçın tekrarlanmasını veya yarıda kaldığı anki sonucu ile tescil
olunmasına karar verebilir.

Devletin koskoca valisinin "maç oynanabilirdi" açıklamasının ardından federasyonun yapabileceği tek yorum hakem yanlış karar verdi olacak ve maç 87. dakikadaki skor olan 1-0 ile tescil edilecek. Kabak da en günahsız olan adam Hüseyin Göcek'in başına patlayacak. Öyle ya adamın üstüne 60-70 kişi koşup linç etmeye çalışmalarına rağmen Hüseyin Göcek maçı oynatabilirdi.

Bursa ve Belediye maçlarına bakarsak hangisi "daha az" oynanabilirdi. Benim kanımca Belediye maçı. Yanlış anlaşılmasın Bursa maçının da oynanmaya elverişli olmadığını düşünüyorum ancak eğer o maç 3-0 ile tescil edildiyse bu maç 6-0 ile tescil edilmeli. En nihayetinde saha Bursa maçından farklı olarak saha fiili bir şekilde işgal ediliyor. Daha hangi maç oynanmasından bahsediyorsunuz?

Federasyon dolamış ağzına bir "ligin marka değeri" lafını. Marka değeri Erman Toroğlu'nu kovmakla olmuyor malesef.

11 Ayın Sultanı Euro 2016

Hürriyet yazmış, Tolga da kendi bloguna taşımış, ben de orada görüyorum. Efendim, top yekün girip aday olduğumuz Euro2016'nın açılış maçının olduğu 11 Haziran 2016 günü aynı zamanda o yılın ramazan ayının ilk gününe denk geliyor.

Başta İngiliz, Hollandalı taraftarların bu tarz turnuvaları nasıl seyrettikleri hepimizin malumu. Çok değil daha 1 sene önce UEFA Kupası finalinin oynandığı bu topraklarda kadıköy vapurundan adımımızı atar atmaz ellerinde bira olan Alman taraftarları görüyorduk. Zira Şampiyonlar Ligi finali de farklı değildi. Avrupalı futbol taraftarı maçı böyle izliyor.

Biz tüm bunları bile bile ramazanda oynanacak Euro2016'ya aday olduk. Bırakın alkolü, ramazan zamanında iftar öncesi açık olan restaurantların, pastanelerin camlarının kırıldığı bu ülke topraklarında, başta Kayseri ve Konya'da olmak üzere "eğlenecek" taraftarların can güvenliğini nasıl sağlayacağız?

Ülke tanıtımı yapalım derken, muhtemelen Angola'nın bu kış Afrika Kupası'nda Togo sebebiyle düştüğü durumdan daha kötü duruma düşebiliriz. Oğuzhan Akdinlerin, Ogün Samastların bol olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Böyle bir kargaşayı önleyebilmek için her köşe başına bir polis ve muhtemelen polis kuvveti yetmeyeceği için jandarma dikmemiz gerekecek. Bu da bizi tüm dünyaya alalen polis devleti gibi gösterecektir.

Sadece bu tehlike sebebiyle Türkiye adaylıktan çekilmelidir. Bu durumu görmezden gelip de adaylık başvurusu yapanlar da futboldan tecrit edilmelidir.

Leo sende insan mısın kardeşim ?


İtiraf ediyorum ; ne zaman bir Ronaldo vs Messi muhabbeti görsem balıklama atlar,Ronaldo'nun neden daha komplike bir futbolcu olduğunu açıklamaya çalışırdım.Hız,teknik,bitiricilik,zeka ve benzeri ortak özelliklerin dışında Ronaldo hem mükemmel fiziği hemde hava hakimiyetiyle her daim Messi'nin önünde olmalı diye düşünürdüm.Ama artık Messi'nin her hafta bize taktığı kapaklardan daral geldi.

Daha 3 gün önce Valencia'ya Hat-trick yaparken, attığı ilk golde normal insanların büyük ihtimall dizlerini kaybedecekleri arıza hızlanma-yavaşlama oranı ve hala çözemediğim bilek hareketiyle bizi kendimizden geçirmişti ki hooop dedi daha yeni başlıyoruz şova ...

Fotoğrafta gördüğümüz 17 mart Barcelona-Stuttgart maçında zataalinin yaptığı Tsubasa tarzı bir vuruşun snapshot'ı.Kendisi tıpkı Captain Tsubasa gibi topu alıp dağları taşları aştıktan sonra,kendisine has Neo-Cyclone vuruşunu yapıp önündeki 4 insan evladına acımadan golü yaptı.

Pele'yi es geçip, az çok Maradona'yı izlemiş bir nesil olarak kendimizi şanslı görürken bu fırlama çıktı piyasaya ve bu amcalarından tek eksiğini Temmuz ayında olmadı 4 sene sonra bidaha olmassa 2018'de kapatma şansı fazlasıyla var zira yaşı sadece 23.Dünyanın gelmiş geçmiş en iyisi olması için Güney Afrika'da 4-5 tane fedakar Arjantinli'ye kaleyi savunmaları için ihtiyacı var.Gerisini bizim Arjantinli Tsubasa halleder.

Bir futbolcu düşünün ki 22 yaşında dünyada yılın futbolcusu seçilmiş, Şampiyonlar Ligi, La liga,Dünya Kulüpler şampiyonluğu,Olimpiyat Altın Madalyası,İspanya Kral Kupası,Avrupa Süper Kupası,İspanya Süper Kupası şampiyonlukları görüp bir kanat oyuncusu olmasına rağmen CL'de gol kralı olup,buna rağmen her sene kendini geliştirmeyi başarabilen bir futbolcu olsun."Yuh artık" dediniz değil mi? Demeyin , öyle biri var ve şuanda futbol oynuyor kendisi ..

17 senede 4 Dünya Kupası,4 Avrupa Şampiyonası,15 Şampiyonlar Ligi sezonu , Zidane,Ronaldo,Rivaldo,Veron,Totti,Baggio,Laudrup,Giggs,Beckham,Ronaldinho,Kaka gibi yüzlerce büyük futbolcu izledim böylesini görmedim arkadaş.Arjantin'den bulup elinden tutup buralara getiren herkesten Allah razı olsun :)

Maçın golleri

16.03.2010

Bunlar Benziyor Be Abi

















Yeni bir seri,birbirlerine benzeyenleri girmeye çalışacağım.Bu ilk Diego ve Yalın

Yıllar Sonra Mücadele İçindeyiz


Senelerdir ligde zirveden uzak kalan Milan'ım bu sezon nihayet zirveye yaklaştı.Şampiyon olunabilir olunmayabilir hiç önemli değil.Ligi ilk ikide bitirerek güven tazelemek asıl önemli olan.United'e farklı yenilmiş olabiliriz ama bizi ilk kez eleyebildikleri için onlara kızamıyorum bile.


Gelecek yılda ise yapılacak olanlar daha önemli.Herşeyden önce bir kaleci transferi şart.Kimi getirirler bilemem ama birilerini getirmeliler.Daha sonra ileri uca yapılacak bir Dzeko eklemesi çok şık olacaktır.3'lü forvet hattının tam ortasına dikilecek bir Dzeko takıma bir Zlatan katkısı yapabilir.Hem hücum opsiyonlar çeşitlenir.Dinho -Dzeko-Pato üçlüsü as forvetler olur bunlaru da Pippo ile Borriello yedekler.Huntelaar'a da tek yönlü bir uçak bileti hediye edilebilir.


Savunmanın kanat kısımlarına da 1-2 eklemeyle beraber Milan'ın gelecek yıllarda daha etkin olmasını bekliyorum.Forza Rossoneri
Blogda ilk kaydım olmakla beraber,blog'un hayırlı uğurlu olmasını da temenni ederim.

15.03.2010

Spor Hukuku Kurultayı'ndan Notlar





Diyarbakır Bursa maçını konuştuk yorumladık. Herkes kafasına göre bir şeyler söyledi. Alışageldiğimiz biçimde tahminlerin çok altında ceza verilip geçiştirildi olay. Bir türlü ceza verme konusunda affedicilikten uzaklaşamıyor Türk Sporu. Bursa'daki maçta Bursaspor'a iyi bir ceza vermediler. Haliyle şimdi Diyarbakır'a da veremiyorlar. Bu iş böyle yarı kurulların yarı taraftarların cezalarıyla ilerliyor. Futbolda şiddet deyince herkesin söyleyecek bir şeyleri oluyor. Ancak Türkiye'de enteresan bir uygulama gelişti.



Ortakafagol mensupları için işi gücü bıraktım geçenlerde Ankara'da gerçekleşen Spor Hukuku Kurultayına katıldım ( Tamam itiraf ediyorum. Sheraton Oteli'nde olmasaydı işi gücü bırakıp gitmezdim. Öğle yemekleri süper napıyım!) Fransa İspanya Çek Cumhuriyeti İsviçre ve Yunanistan'dan Spor Hukuku uzmanları katılmıştı. Federasyonların yapısını ve cezalandırma sistemlerini anlattılar uzun uzun. Notlar almaya çalıştım. Katılımcıların hemen hepsi Federasyona bağlı hukukçular olduğundan fazlasıyla hukuki tartışmalar oldu anlatılanların hepsi de kendi için de mantık barındıran şeyler. Sadece İtalyanlarla aynı şekilde uygulamamız olduğunu gördüm küçük bir farkla şöyle ki; tüm ülkelerde bu tip şiddet olaylarına cezayı federasyonlar veriyor ve kesinlikle tatmin edici cezalar. İtalya'da cezalar hepsinden ağır ama ayrıca bir de mağdur tarafın taraftarı rövanş maçında ceza veriyor. İtalyan katılımcının tarifiyle yazıyorum ( 1- Bozuk yumurta ayran kırmızı boya atma 2-Anneye küfür 3- Her türden darp) İtalya'da bu şekilde ikili bir cezalandırma sisteminin geliştiğini anlamış olduk. Bizdeki de aynı ancak biz de cezalar az esas cezayı taraftar veriyor.



Şans eseri yemekte bizim masaya düşen Erman Toroğlu'na göre ise Diyarbakır'a ceza verilmesi yanlışmış. Erman Hocaya göre Bursaya ceza vermediler bu adamlar da o zaman cezasını biz veririz kardeşim demişler. Hukuk dilinde ihkak-ı hak diye tarif ettiğimiz kendiliğinden cezalandırma meselesini de meşrulaştırmış olduk böylece.



Sonuç olarak benim Spor Hukuku Kurultayı'ndan çıkardığım sonuç Türkiye'de cezayı sadece federasyona bırakamıyoruz bir türlü. Çünkü federasyon ceza vermiyor. Cezalandırma kurumlarından birisi şu an için taraftar. Lütfedip çözüm önerisi de geliştirdiler. Neymiş. Federasyon daha işlevsel olacakmış. Kafam çok karıştı. Yorumu size bırakıyorum.

Zidan ve Puma


Askerden döner dönmez Afrika Kupası başladığı için tabi bu sıralardaki futbol pazarlama kampanyalarını kaçırmışım. Haliyle Zidan'ın bu saç stiline anlam verememiştim. Meğerse Puma'nın reklam kampanyası imiş. Reklamı da budur.

14.03.2010

İzmir Süperlig'e dönüyor


Bank Asya 1. Lig'de Karabükspor liderliği garantiledi diyebiliriz. İkinci Bucaspor ve play-off oynayacak 3-6 sıralamasındaki Altay, Adanaspor, Konyaspor ve Karşıyaka da play-off potasında rahat, hepsinin derdi 2. olup play-off ile uğraşmamak. Baktığımız zaman Süperlig için iddialı olan beş takımdan üçünün İzmir takımı olduğunu görüyoruz.

Karabük'ün Süperlig'i garantilediğini, ilk altıdaki takımların değişmeyeceğini ve hepsinin aynı şansa sahip olduğunu varsayalım. 2 takımın daha Süperlig'e çıkacağını düşünürsek bir İzmir takımının gelecek yıl Süperlig'de olmama olasılığı %10. 5 takımın 2. ve 3. sırayı alabileceği 10 değişik ikiliden sadece Adanaspor ve Konyaspor'un beraber olduğu ikili sıralama İzmir'in Süperlig hasretini devam ettirecek. 1-(2/5 x1/4)

Ayrıca matematiğin dışında gerçekler de var. Buca çok iyi bir ivme yakaladı, puan olarak rakiplerine göre avantajlı. Karşıyaka bugün Kartal'ı yenerse üçte üç yapmış olacak ve iyice hırslanacak, bu sezon tüm hedef maçlarda iyi oynadı. İkinci yarıda sakatlıklardan çok çeken Altay dün Bolu'ya yenildi fakat Karabük'ten sonra belki de ligin en iyi hücum hattına sahip.

Uzun lafın kısası, İzmir futbolunun Süperlig hasreti bu sene bitecek gibi..

Bursaspor'un şansı

Bursa'yı Sivas'tan ayıran sadece şehrin büyüklüğü ve taraftarı değil.

Bursaspor, Sivasspor'dan çok daha iyi top oynuyor. Ve daha yetenekli bir kadrosu var. Geçtiğimiz sezon Sivas liderken hemen hemen tüm futbol yorumcuları Sivas takımındaki hiçbir oyuncunun 3 büyüklerde banko oynayamayacağı görüşündeydi. Nitekim Bilica dışında 3 büyüklere transfer olan bir Sivassporlu çıkmadı. Şimdi ise herkes Ozan İpek'in, Sercan'ın, Volkan Şen'in peşinde.

Bursa, Sivas'tan çok daha güçlü geliyor

13.03.2010

Karakterim Roy Hodgson, karakterim Fulham

İki sene önce "The Great Escape"*le Championship'e düşmekten son anda kurtulan bir takımın Uefa Avrupa Ligi'nde son 32'de geçen senenin şampiyonu Shakhtar Donetsk'i eleyeceğini kimse düşünmezdi herhalde. Bu başarıda en büyük pay tabii ki menajer Roy Hodgson'a ait.

Roy Hodgson'ın Fulham'ına baktığımızda gözümüze çarpan ilk şey zannedersem ülkemizde de özellikle Aziz Yıldırım tarafından çok söylenen "istikrar" mevzusuna verdiği önem. Geçen sene Fulham neredeyse çıkabildiği bütün maçlara Paintsil-Hughes-Hangeland-Konchesky defans dörtlüsüyle çıkmıştı. Bu dörtlünün hepsi geçen sene en az 3000 dakika oynamışlar. Ayrıca kaptan Danny Murphy de 3327 dakika(38*90=maksimum 3400 dakika) sahada kalarak takımını sırtlamış ve bu süreye sığdırdığı 5 gol, 5 asistiyle takımının başarısında önemli pay sahibi olmuş. Forvet ikilisi Bobby Zamora ve Andy Johnson da sırasıyla 2710 ve 2583 dakika sahada kalmışlar.
Özellikle Hodgson'ın Zamora seçiminde dikkatimi çeken çok önemli bir nokta var. Geçen sene ligde sadece 2 gol atan Zamora'ya(bütün karşılaşmalarda 4 gol) Hull City sezon sonunda maaşını ikiye katlayacak bir kontrat önermişti(Fulham ve Hull City 5 milyon pounda anlaşmışlardı) ama Zamora takımda kalıp kendisini kanıtlamak istediğini söyledi. Hodgson da geçen sene boyunca Zamora'nın gol atamamasına rağmen iyi oynadığını ve takıma önemli katkılarda bulunduğunu açıklamıştı. Zaten ayrılan Eddie Johnson yerine gelen David Elm dışında başka forvet de transfer edilmedi.Zamora bu sene oynadığı 23 lig maçına 8 gol sığdırdı ve diğer karşılaşmalarda da attığı toplam 15 golle takımının gol yollarındaki en önemli silahı oldu ve şu anda İngiltere'nin Dünya Kupası kadrosunda olabileceği konuşuluyor. Bir nevi SAF'ın dediği gibi: "Eğer bir oyuncuya güveniyorsanız, hiçbir zaman vazgeçmeyin".
Bir başka dikkat çeken nokta ise Fulham'ın büyük takımlara karşı başarısı. Bu sene kendi evinde Manchester'ı 3-0, Liverpool'uysa 3-1'le geçti Fulham. Yarınki karşılaşma öncesi SAF'ın açıklaması da zaten bu durumu özetler nitelikte. "Roy, Fulham'a tecrübe ve otorite kattı. Kimsenin oynamak istemeyeceği bir takım kurdu". Bu sonuçların arkasındaki sebeplerinin en önemlisinin geçen sene Simon Davies'in www.premierleague.com'a yaptığı bir açıklamada saklı olduğunu düşünüyorum:

"Roy Hodgson bize her maç öncesi ne yendiğimiz zaman gazetelerin yazdığı kadar iyi olduğumuzu, ne de yenildiğimiz zaman onların yazdığı kadar kötü olduğumuzu anlatıyor".

Yani hem oyuncularının üzerindeki medya ve çevre baskısını azaltıp güven aşılarken hem de her zaman oyunu geliştirmeleri gerektiğini söylemiş oluyor. Zaten yaptığı açıklamalarda da hiçbir oyuncusunu kötülemiyor ve daha çok yaptıkları şeyleri anlatarak morallerini üst düzeyde tutmaya çalışıyor.
Uzun lafın kısası futbolun her zaman ama özellikle de şu zamanlarda daha fazla Roy Hodgson gibi teknik direktörlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Juventus'a deplasmanda 3-1 kaybedip çeyrek final şansını büyük ölçüde yitirmesine rağmen, daha önceki tecrübelerine* dayanarak bir mucizeyi gerçekleştirebileceklerine de inancım tam.

*The Great Escape: 28 Aralık 2007'de Roy Hodgson, Lawrie Sanchez'in yerine getirildiğinde Fulham düşme hattının içindeydi. Hiç vakit kaybetmeden ara transfer döneminde Hangeland, Nevland, Andreasen, Eddie Johnson, Litmanen, Toni Kallio ve Paul Stalteri kadroya katıldı. Brian McBride ve Bullard'ın dönmesiyle de Fulham ilk üç maçından 4 puan almayı başardı ama takım bir türlü form tutamıyordu. Ligin bitmesine son 5 maç kala evinde Sunderland'e 3-1 yenilen Fulham'da Roy Hodgson maç sonu röportajında resmen göz yaşlarını tutamıyordu. Ama aynı röportajda kalan son 5 maçtan 4ünü yeneceklerini ve bu galibiyetlerin kendilerini ligde tutacağını söylüyordu Hodgson. Ki bunları söylerken de son 5 maçlarından 3ünün deplasman maçı olduğunu bilerek ve sezon boyunca tek bir deplasman galibiyeti dahi almamış olduklarının farkında olarak söylüyordu. İlk maç Reading'i 2-0 yendiler, ikinci maç Liverpool'a kaybedildi. Üçüncü maçtaysa rakip Manchester City'di ve ilk yarı deplasmanda 2-0 City üstünlüğüyle bitmişti ki maç bu sonuçla bitmiş olsa Fulham ligden kesin düşmüştü. Ancak ikinci yarı efsanevi bir comeback'le (geri dönüş) 3-2 yenerek umutlarını son iki maça taşıdılar. Dördüncü maçta bir diğer düşme adayı Birmingham'la karşılaşan Fulham maçı 2-0 kazandığında sezon boyunca ilk kez düşme potasından çıkmıştı ve umutlar son Portsmouth maçına taşınmıştı. 76. dakikaya kadar 0-0 giden maçta Fulham, Reading'in kazanmasından dolayı yine düşmüş gözüküyordu ama bu dakikada Murphy'nin golü Fulham'a adeta hayat vermişti ve maçın bu sonuçla bitmesiyle birlikte Fulham birçok kişinin gözünde imkansızı gerçekleştirmişti.

"Türk" Rijkaard


Hazretleri röportajlarında buyurmuşlar ki 3 büyükler dışındaki takımlar Bursaspor'a karşı ,kendilerine oynadıkları kadar sert,mücadeleci oynamıyorlarmış.

Yıllardır her karşılaştıklarında ne tür haksızlığa uğrayacaklarını merak eden Anadolu takımları,tabii ki Galatasaray yerine Bursaspor'un şampiyon olmasını istemeyecek mi?Sonuçta bu takımların da kendilerine hedef alacakları bir simgeye ihtiyaçları yok mu?
Manipülasyon yaparak kafa karıştırabileceğini zannediyorsa bu ülkenin spor camiasının bu işin piri olduğunu birisi Rıjkaard'a anlatmalı.

Eğer öğrenecek bir şeyler istiyorsa paşam ilk önce Keita'yı oyunda tutmayı öğrenmeli..

Beckham’ın atkısı



İstediği kadar bir açıklama yapmaktan kaçınsın, Beckham şu fotoğrafı çektirerek rengini belli etmiştir. Red Knights gerçekten çok başarılı bir kampanya izliyor. FC United gibi romantik yaklaşımlarla değil son derece somut adımlar atıyorlar. Tabi işin başında koskoca Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill olunca sarı-yeşili bir ikon olarak kullanma, bu yolda Beckham’ı bir figür olarak gösterme gibi başarılı ve ses getiren çalışmalar görüyoruz. Dahası grup, Obama’nın seçim kampanyasında çalıştığı Blue State Digital ile anlaştı ki daha dün Obama’nın seçimlerdeki baş danışmanı David Ploufe, Turkcell Akademideki konuşmasında “Dijital medya olmadan Obama kazanamazdı” demiş.

Bütün bu tantananın nereden koptuğunu merak edenler için ufak bir previously on lost çekelim. Efendim bu Glazer, kulübü satın alırken kendi borçlanarak değil, kulübü borçlandırarak kulübü satın aldı. Yıldırım Demirören’in yaptığı kötü harcamalar için kendi cebindeki parayı kulübe borç yazmasının bir türevi gibi.


11 Ocak 2010 itibariyle bu borç 716 milyon pounda (1.17 milyar dolar) ulaştı. Bu ödemeleri karşılamak için 2017 vadeli 500 milyon poundluk yıllık %8.75 faiz oranıyla tahvil açıldı. Bu da kulübün her yıl haybeye 45 milyon pound faiz ödemesi aynı zamanda 2017’e kadar kulübün gelirlerini bir anlamda ipotek altına alması demek.

İşte Red Knight’ın da ortaya çıkışı bu finansal durum sonunda çıkıyor. Buna karşılık Malcolm Glazer tok satıcıyı oynuyor. 2 oğlunu ve kızını da denetleme kuruluna sokarak” boşuna uğraşmayın ben buraya kök salıyorum” imajını veriyor. Red Knights’ın yapabileceği ise pazarlık masasına oturmadan olabildiğince Glazer’ın üstünde baskı oluşturarak elini kuvvetlendirmek. Kamuoyu yüzü olarak Beckham’dan daha iyi bir figür olamazdı sanırım.

12.03.2010

Yeni Dönem

Pazarlamanın değişen kurallarını anlatmak için hep şu örnek verilir: Eskiden üretici üretir ve satışa sunar, tüketicinin satın almasını beklerdi. Artık önce tüketicinin ne istediğini öğreniyor, sonra ona göre ürün üretiyor. Açıkça söylemek gerekirse ortakafagol.com’un hikayesi de buna çok benziyor. Bundan 5.5 yıl önce henüz 19 yaşındayken bu siteyi Can ile kurduğumuzda kendi kafamızda ne varsa onları uygulamaştık. O dönemde pazarda tekel olunca da aslında bu sistem oldukça iyi işlemişti. Ne zaman ki pazarda inovatif çözümler üreten alternatifler (bloglar) çıktı o andan itibaren talebe karşılık verememeye başladık. Bunun sonucunda bundan 637 gün önce sitenin 2200 olan günlük sayfa gösterimi bugün itibariyle 220lere düşmüş durumda. 40 gündür yazı koymadığımızı düşünürsek bu bile başarı sayılmalı

Aslında talep basitti: “Aslında kafamda fikir var ama yazmaya vakit bulamıyorum!”. Hatta bi arkadaş şöyle demişti: “Ben ödevleri bile yapmaya üşenirken, koskoca makaleyi nasıl yazayım” Sanırım talebe cevap verecek çözümü bulmak için pazarlama bölümünü bitirmem gerekiyormuş :)

Neyse millet yazmamak için artık bahaneniz kalmadı! Çok değil bundan kısa bir süre öncesine kadar Hürriyet tarafından Türkiye’nin en iyi 100 futbol sitesinden biri seçilen, birçok dergiye konu olan, buradan çıkan yazarların dergilerde yazar olduğu sitemizi eski günlerine döndürmenin zamanı geldi. Elbette ki Emre Yalçın’ın kaleciler serisi gibi uzun makalelerimiz her zaman olacak. Bunun yanında yazarlarımızın günde 5 dakikalarını ayırıp iki satır çiziktirip kafalarındaki düşüncelerini bi post ile aktaracaklarını düşünüyorum.

Forum ve yazar sayfasından yaklaşık 35 tane invitation gönderdim. Sitede hangi e-mailiniz varsa oradadır. Kimse “vay efendim, ben sitenin bunca yıllık üyesiyim, bana göndermemişsin” demesin, ya mailini bulamamışımdır, ya da maili eskidir. Bana yeni mailini göndersin ben de atayım invitation’ı

Hadi bakalım arkadaşlar, paylaşın kafanızdaki düşünceleri.

İlker

Dip Not: Eski sitedeki yazıları nasıl kurtaracağımızı bulana kadar eski site açık kalacaktır. www.ortakafagol.com/default.asp adresinden ulaşabilirsiniz.