İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

27.12.2008

Her İki Kaleye Damga Vuran Adam: Jose Felix Chilavert

Bir maçta takımın kalesini emanet ettiğiniz kişiden öncelikle o maçı en az sayıda gol yiyerek tamamlamasını beklersiniz. Futbol için, gol atan kaleciler bir yerde “köpeği ısıran adam” gibidir, haber değeri taşır. Eğer bu kaleci, gol atmayı alışkanlık hâline getirmeye başlarsa dikkat çeker. Bir maçta 3 gol atan ilk kaleci olup bir dönem “dünyanın en golcü kalecisi” ünvanını taşırsa da tarihe geçer. Ama bütün bunlar, o kalecinin 20. yüzyılın en iyi 20 kalecisi içerisine girmesine yetmez. Ayrıca, G. Amerika futboluna 10 seneden fazla bir süre damga vurmanız da gerekir. Bütün bunların üzerine ateşli bir kişilik de eklenince o isme uygun lakap bile bulunamaz, kendi ismine başvurulmak zorunda kalınır. Huzurlarınızda; Jose Luis Chilavert Felix Gonzales ya da kısaca “El Chila”.

Brezilya’nın tek numune olduğu 1938 dışında Güney Amerika’dan (CONMEBOL) Dünya Kupası’na 2-6 arasında değişen sayıda takım katılmıştır ve bu takımların ikisi tam anlamıyla olağan şüpheliler olarak Arjantin ve Brezilya’dır. Diğer biletler içinse çoğunlukla belli başlı takımlar kapışır ve yakaladıkları jenerasyonlara bağlı olarak sırayla takılırlar: 1970’lere kadar ve 1980’lerde Uruguay, 1978-82’de Peru, 1990’larda Kolombiya gibi... 1998’den itibaren geçen 3 Dünya Kupası’nda ise kamber rolünü Paraguay oynamaktadır ve özellikle 1998 D.K. ülke futbol tarihinin zirve noktalarından birisini oluşturmuştur. Bu mevzuları daha ayrıntılı anlatacağım, burada söylemek istediğim şey bu dönemde Paraguay takımının belki de en önemli parçası ve hatta kimilerine göre ülkenin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu Chilavert olmuştur. Ama tabi her efsane gibi buna da bir başlangıç yapmak gerekir....

Arjantin ve Brezilya arasında yer alan Paraguay’ın, başkent Asuncion’un sadece 8 kilometre uzağındaki Luque şehrinde 27 Temmuz 1965 günü Chilavert ailesinin üçüncü çocuğu da erkek olarak dünyaya gelir. Baba Catalino ve anne Nicolasa Jose Luis adını verdikleri oğlanın günü gelip şehrin medar-ı iftiharı olacağını nerden bilsinler..!? Beş yaşına gelen oğlana, eldeki 3 inekten sağacağı sütü komşularına satarak aile bütçesine yardım etme görevi verilir. Her neyse efendim, yaşı ilerledikçe gürbüzleşen karaoğlan, Sportivo Luqueno altyapısında futbola başlar ve o kadar hızlı yükselir ki, o zamanlar Paraguay İkinci Ligi’nde mücadele veren A takımıyla ilk maçına çıktığında sadece 15 yaşındadır. Üç yıl burada oynadıktan sonra bir yıllığına, 1. ligdeki Guarani takımında forma giyer ve kariyerindeki ilk lig şampiyonluğuna ulaşır. Bir yandan da üniversiteye girmiş, ekonomi okumaktadır. Ancak 1985 yılı başlarında, G. Amerika’da ligler başlamadan hemen önce evinin kapısını çalan bir grup Arjantinli, Chilavert’i bu konuda bir seçim yapması için zorlayacaktır. Ya Paraguay’da kalacak ya da Arjantin’in San Lorenzo takımında oynayacaktır. Aslında El Chila neredeyse futbolu bırakmak üzeredir ancak ailesi ondan futbolun peşinden giderek yeteneğinin hakkını vermesini istemiştir.

Chilavert’in San Lorenzo’ya gelmesi, birkaç G. Amerika haber ajansı dışında dünyada yer bulmuş mudur bilmiyorum ama burası, El Chila efsanesinin önemli parçalarının şekillenmesine sahne olmuş. Chilavert burada öncelikle firikik yeteneğini geliştirmiş. San Lorenzo’nun teknik direktörü, henüz Dünya Kupası’na bir yıl olması nedeniyle klüp takımı çalıştırmakta olan Bora Milutinoviç’tir ve kendisi bir süre sonra Chilavert ile her antreman sonrasında kolasına (çok ciddiyim) firikik iddialarına girişecektir. Çoğunlukla kolaları genç kaleci almaktadır çünkü kendisi sadece sol ayakla firikik atabilirken, kurt hocanın ise birçok yerden yapılacak atışları ölümcül hâle getirecek iki ayağı vardır. Chilavert’İn San Lorenzo’da geçireceği 5 sezon ona hem Avrupa’nın hem de milli takımın kapılarını açacaktır.

1988-89 sezonunda Chilavert, İspanya’ya gelmiş ve Real Zaragoza’nın kalesine geçmiştir. Paraguaylı o sezon ve sonrasında İspanyol takımının kalesini bütün sezon boyunca korurken, 1989-90 sezonunda ilk resmî golünü de bir frikik’ten atar. Chilavet, bu arada milli formayı ilk defa 27 Ağustos 1989’daki Dünya Kupası eleme maçında Kolombiya’ya karşı giyer ve bu maçta da ilk milli golünü penaltıdan atıverir. Artık dünya yavaş yavaş Chilavert ismini tanımaya başlayacaktır ve 1990’lar kalecinin deyim yerindeyse G. Amerika kıtasını ele geçirişine sahne olacaktır.

1990-91 sezonun başlamasından sadece 8 maç sonra La Liga’dan ayrılan Chilavert, klüp kariyerinin zirvesine ulaşacağı Arjantin’in Velez Sarsfield takımına transfer olur. Bu takımla ulaştığı başarılar gerçekten etkileyicidir; Velez Sarsfield, 3 Clasura (1993, 96, 98) 1 Apertura (1995) Ligi Şampiyonluğu, Libertadores (1996) ve Kıtalararası Şampiyonluklar (1996) kazanırken, Chilavert ise 1995, 97 ve 98 yıllarında “Dünyada Yılın Kalecisi”, 1996 yılında ise Arjantin ve Güney Amerika’da “Yılın Futbolcusu” ödüllerini alır. Bu arada, toplam 10 sene ve 255 maçta oynamış ve toplam 36 gol atmıştır ki bu gollerin üçünü 1999 yılında Ferro Carril Oeste’ye karşı tek bir maçta tamamı penaltıdan kaydetmiştir.

Chilavert, kaleciliği ve gol atma becerisi dışında ateşli ve hatta kavgacı denilebilecek karakteriyle de dünya futbol tarihine geçmiştir. 1.92 boyundaki kalecinin vukuatları arasında 1989’da oynadığı bir milli maçta rakip Ekvador kalecisine saldırması, 1998 Dünya Kupası öncesinde Paraguaylı bir gazeteciyi dövmesi ve 2002 D.K elemelerinde oynadıkları Brezilya maçında Roberto Carlos’a tükürerek 3 maç ceza alması vardır. Bunun sonunda Chilavert G.Kore-Japonya’ya gitmeye hak kazanan Paraguay’ın ilk iki maçında tribünde oturmak zorunda kalmıştır. Futbolu bıraktıktan sonra kendisine bütün bunların bir rol olup olmadığı sorulduğu zaman önce gülerek “bu tiple, kötü bir adam imajı çizmek daha kolaydı” cevabını vermiş ama sonrasında ciddi olarak başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerine önem vermeyen içi-dışı aynı birisi olduğunu söylemiş. Buraya düşülmesi gereken bir not; Chilavert’in San Lorenzo günlerinden bu yana haftada bir saç traşı olmakta ve sakallarını karısı Marcela’nın beğendiği şekilde “iki günlük” bırakmaya özen göstermektedir. Ama Chilavert’in saha dışı yaşamına bakıldığı zaman, sahadaki canavarın aksi bir resim de karşımıza çıkıyor; özellikle çocukları içeren hayır işlerine yoğun bir şekilde katılan, dindar, mütevazi, sessiz hatta içine kapanık denilebilecek birisi. Bir başka ilginç not ise, Chilavert’in menajerlerden nefret etmesi ve kariyeri boyunca bütün transfer-ücret görüşmelerini kendisinin yürütmesi.

Velez ile kazandığı başarılar ve kendi ödüllerinde görüldüğü gibi Chilavert’in kariyerinin zirvesi 1990’ların ikinci yarısı olmuştur. Milli Takım kariyeri de benzer şekilde 1998 Dünya Kupası’nda zirve yapmıştır. Paraguay, CONMEBOL elemelerinde Arjantin’in ardından ikinci olarak (Brezilya son şampiyon olduğu için otomatikman katılıyordu) Fransa’ya D grubunda Nijerya, Bulgaristan ve İspanya‘nın rakibi olarak gelir. Aslında çoğu kimse, tutu İspanya ve Nijerya’nın geçeceğini düşünmekte ve Paraguay’a ikinci tur şansı vermemektedir ama “Büyük Kaptan” Chilavert’in takımı ilk iki maçında Bulgaristan ve İspanya ile berabere kalarak gruptaki bütün hesapları altüst eder. Son maçta ise rakip iki galibiyetle grup liderliğini şimdiden garantilemiş Milutinoviç’in çalıştırdığı Nijerya’dır ve Afrikalılar, Paraguay’a fazla zorluk çıkarmadan 3-1 ile yol verirler. Paraguay’ın ikinci turda Fransa’ya karşı oynadığı maç ise 1998 D.K’nın en üzücü hikayelerinden birisi olur.

Tarih 28 Haziran 1998, Fransa’nın Lens şehrinde normalde yazın ortasında ve saat 16:30’da oynanacak maç, Dünya Kupası maçı bile olsa aslında bir miktar cehennem azabı vaadetmektedir. Ancak ellerinde biletleriyle tribünlere giren 38,000’in üzerindeki seyiricinin büyük bir bölümü için bu sorun değildir. Çünkü maç “Les Bleus”ün maçıdır ve hemen herkes, diğer grubun ikincisi olarak gelen Paraguay’ın fazla zorlanılmadan geçileceğini düşünüyordur. Öyle ya, Zidane ve saz arkadaşları sadece bu maçın değil kupanın da favorisidirler. Ancak karşılarında hiç beklenmedik bir dirençle karşılaşırlar. Paraguay, Chilavert’in önceliğinde var gücüyle direnmektedir. Oyun büyük ölçüde Fransız hakimiyetinde geçmektedir ve Güney Amerikalılar’ın atakları dalga dalga gelen mavilerle karşılaştırıldığı zaman cılız kalmaktadır. Büyük ihtimalle Paraguay, savunma direncine ve dünyanın en büyükleri arasında yer alan kalecisine güvenerek kendisini uzatmalara veya penaltılara atmaya çalışıyordu. 120 dakikadan bir sağ çıkılsaydı tamamdı. Sonrasını, Chilavert’le karşı karşıya kalacak Fransızlar düşünecekti. İlk yarı ve 90 dakika golsüz biterek Paraguay’lıların planlarına uygun geçer. Uzatmaların ilk yarısında da gol yoktur ve artık Fransa’yı tutanlar dışında maçı izleyen dünya Paraguay’ın arkasında toplanmış dua etmeye başlamıştır. Onbeş dakika daha, sonrası: Chilavert, Fransızlara karşı. Dakikalar 113’e kadar gelmeyi başarmıştır. Pires’in soldan ortasına yükselen Trezeguet, topu savunmadan gelerek hücuma katılmış ihtiyar kurt Blanc’in önüne indiriverir ve o da gerekeni yapar (ağır çekime geçin lütfen) Devir altın gol devridir ve Adidas’ın, Fransa için özel hazırladığı Tricolore modeli top, Paraguay kale çizgisini geçtiği anda herşey bitmiştir. Zengin çocuk gene kazanmıştır, fakir ama gururlu gencin yıkılışı bütün dünyanın yüreğini dağlamaktadır. Bir süre deli gibi sevinen Fransızları çeken kameralar, daha sonra ilk Chilavert’e yönelir. Koca kaleci bir süre çöktüğü yerde kaldıktan sonra mağrur bir şekilde ayağa kalkar ve kaptanı olduğu takım arkadaşlarını teselli etmeye başlar.

Paraguay için 2002 Dünya Kupası’da benzer bir şekilde geçer; İspanya’nın ardından ikinci olarak ikinci tura çıkılır (ilk iki maçta Chilavert, cezalı olduğu için oynamamıştır bkz. Roberto Carlos ve tükürük vakası) ve bu defa Almanlar’a 88’de Neuville’nin attığı golle 1-0 yenik düşerek eve dönülür. Ancak bu defa Paraguay o kadar dramatik bir şekilde anılmaz, neden böyle hatırlamıyorum. Belki de biz kendi yürüyüşümüz ve hakem skandalları ile meşguldük… Ya da D. K. maçları gündüz saatlerine denk geldiği için izleyemiyoduk... Ya da cellatın, son dakikada maç kazanma uzmanı Almanlar olması vaziyeti normal olarak görmemize yol açtı... Her neyse konumuza dönelim.

Paraguay Milli Takımı Chilavert’in oynadığı dönemlerde Copa America’da da çeyrek finalden öteye geçemez ve Chilavert 2003 yılında Paraguay Milli Takımı’nın formasını son kez giyer. Milli formayla çıktığı 74 maçta -dört tanesi 2002 D. K. elemelerinde olmak üzere- sekiz de gol atmıştır. Kariyerinin boyunca resmî maçlarda attığı toplam 62 gol ise onu, 2006 yılında Brezilyalı Rogerio Geni tarafından geçilene kadar “Tarihin En golcü Kalecisi” ünvanının sahibi yapar.

Hızlıca Chilavert’in klüp kariyerinin son basamaklarını geçelim ve yazımızı bağlayalım. Velez Sarsfield’deki şanlı günlerinin ardından Paraguaylı kaleci 2000-01 sezonu ortasında Fransa’nın Strasbourg klübüne transfer olur ve hemen o sezon takımla birlikte Fransa Kupası’nı kaldırır. Strasbourg, ertesi sene küme düşer ve Chilavert 2003 sezon arasında Uruguay’ın Penarol takımına giderek, yarım sezonda bir lig şampiyonluğu da orada kazanır. Sonrasında, efsane olduğu Velez’e geri döner ancak 2003-04 yılında sadece altı maç oynadıktan sonra, bir de frikik golü attığı bir jübileyle aktif futbola veda eder. “İngiltere’de oynamak isterdim, orası benim tarzıma daha uygun. Ayrıca benim yolladığım toplardan bir sürü gol pozisyonu çıkardı”.

Chilavert, futbolu bıraktıktan sonra bir süre ailesiyle vakit geçirdiği bir dinlenme döneminin ardından futboldan kopmak istemediğine yönelik açıklamalar yapar: “Beckenbauer, Alman futbolu için neyse ben de Paraguay futbolu için o olmak istiyorum”. Daha sonra 2006 Dünya Kupası’nda yorumculuk yapar ve burada da hayalinin bir gün milli takımın başına geçmek olduğunu söyler. Chilavert henüz 43 yaşında ve büyük ihtimalle bu hedefine de bir gün ulaşacaktır.

Bu da böyle biter efendim… Chilavert ile birlikte 20. yy’ın en büyük 20 kalecisi serimizde G. Amerika’ya veda ediyoruz. Bundan sonra elimizde 5 tane Avrupalı kaldı. Başlangıç olarak bir dahaki yazıda İrlanda’nın yetiştirdiği en büyük kaleci olan Pat Jennings’e saygılarımızı sunuyoruz

Hiç yorum yok: