İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

25.01.2009

Bundesliga'da ilk yarı - 3

HANNOVER 96

Sezona kötü başladılar ve bunun devamını getirdiler. Geçen sezon ki performanslarında yeller esiyor. 2003/2004 yılında küme düşmekten kurtulan bu takım, bu sene bizlere o yılları hatırlatıyor. Rakiplerine göre avantajları ise kendi sahalarında zor kaybeden ve iyi puanlar toplayan bir takımlar. Eğer bu sene küme düşmezlerse, bu iç sahada aldıkları puanlara duacı olacaklar. Dış sahada zaten yokları oynuyorlar. Dış sahadaki performanslarını tek suçu teknik direktör Hecking’dir. Takımını korkak bir oyun oynatıyor. Hücum hattında iyi değiller, bazı maçlarda iyi oynamalarına rağmen hücum hattı görevini yapamadığı için böyle tür maçları kaybettiler. Hanke’de aynı takımı gibi geçen sezon ki performansını aratıyor. Devre arasında iyi bir forvet transfer etmelerini bekliyordum, ama şu anda herhangi bir transfer yapmadılar. Küme düşerler mi, bunun cevapını diğer takımlar verecektir. Şu anda diğer takımlara baktığımda küme düşmeleri biraz zor gibi geliyor bana.

ARMİNİA BİELEFELD

Bielefeld bu sene de küme düşmeme mücadelesi veriyor. 1996 yılında çıktıkları 1. lig sezonunda itibaren ara sıra 2. lige düşüp, yine çıkan ve her zaman küme düşmeme mücadelesi veren bir takım oldular. Bu sene karşılaştığı rakipleri yenmekte hayli zorlanan, ama yenilmemekte inatçı bir takımlar. Özellikle ligin ilk yarısında deplasmanlarda sürpriz puanlarla döndüler. Orta sahada yaratıcı bir isim yok, bütün gol ümitlerini Wichniarek’e bağlamışlar. Bu oyuncu oynarsa, puan alıyorlar. Yoksa maçı kaybediyorlar. Wichniarek, geçen sezonu 10 golle tamamlamıştı. Bu sene şimdiden 10 golü buldu. 4 sezondur küme düşmekten kurtulan bu takımın, bu sene yine kurtulacağından şüphem var. Hatta, rakiplerini transferlerini gördükçe, sezonu son 3 sırada tamamlamaları yüksek bir ihtimal olarak görüyorum. Orta sahaya ofansif bir oyuncu kiraladılar. Wolfsburg’da fazla forma şansı bulamayan Munteanu kiralık olarak alındı.

KARLSRUHER

Ligin ilk 6 haftasında iyi derecede başladıktan sonra ileri ki haftalarda bırakın galibiyeti, beraberlik bile alamayarak hızla son sıralara kadar düştüler. Sezon başında geçen sezon takımı uçuran Hajnal’ın gitmesi yüzünden takımın bu kadar kötü duruma düşeceğini sanmıyordum. Ligin ikinci yarısında işleri çok zor görünüyor. Deplasman fikstürlerinde ligin ikinci yarısında çok zor deplasmanlara gidecekler. İç sahada dişine göre rakiplerle karşılaşacaklar. Ara transfer de orta sahaya Engelhardt ile Federico’yu aldılar. Her iki isimde daha önce bu takımda oynamıştı. İki sezon önce Karlsruher 2. ligde iken şampiyon olarak 1. ligi yükselmişti. Bu şampiyonluk en büyük paylarından biri Federico’ya aitti. Zaten o sezon ki performans sayesinde Dortmund’a transfer olmuştu. Şimdi kiralık olarak eski takımına döndü ve takıma yine olumlu katkılar yapacağını düşünüyorum. Engelhardt ise 1. lig tecrübesi olan bir isim, bu yüzden o da takıma olumlu katkı yapacaktır.

ENERGİE COTTBUS

Geçen sezon iç sahada topladıkları puanlarla ligde kalan Cottbus, bu sezon ligin ilk yarısında zıt bir performans sergiledi. Ligin ilk yarısında deplasmanlarda sürpriz puanlar topladılar. Kötü başlayıp ve ilk galibiyetleri için 5 hafta beklediler. Ligdeki ilk galibiyetlerini aldıklarında sonra yine ikinci galibiyetleri için birkaç hafta daha beklediler. Lig küme düşme adaylarından. Ara transferde takımı güçlendirmek için birkaç transfer yaptılar. İçlerinden en dikkat çeken Avusturya liginde bu sezon bol gol atan Brezilyalı Adi’yi transfer ettiler. Bakalım, Cottbus gol sorununa bu oyuncu ilaç olacak mı? Yine bir mucize yapmazlarsa, bu sezon küme düşmeleri kaçınılmaz gibi duruyor.

BOCHUM

Ligin ilk yarısında küme düşme aday takımlarından içinden en ilginç performans gösteren takım ise Bochum’du. Ligin ilk yarısında sadece bir galibiyetle kapattılar. O da küme düşme yolundaki rakibi Bielefeld’di. 4. haftadan sonra bir türlü ikinci galibiyetlerini alamadılar. Bazı maçlarda çok iyi oynamalarına rağmen hücum hattı bol bol gol kaçırarak, takımının galibiyet almasını engelledi. Oynadıkları futbola göre ligin alt sıralarda bulunan takımlarda daha iyiler. Sinan birkaç hafta takımda parlamıştı, ama daha sonra kötü bir performans göstererek ligin ilk yarısını iyi tamamlamadı. Yönetim gol sorununu çözmek için bu sezon Dortmund takımında fazla forma şansı bulamayan ileri uç oyuncusu Klimowicz’i transfer etti. Bence, takım için olumlu bir transfer oldu. Yalnız 6 yıldır Bochum’da oynayan orta saha oyuncusu Zdebel’i Bayer Leverkusen’e kaptırdı. Dediğim gibi oynadıkları oyunlarına bakarsak, bu sezon küme düşmeyi hak etmiyorlar. Eğer ligin ilk yarısındaki gibi kazanmakta zorlanırlarsa, küme düşmeleri kaçınılmaz olacak.

MÖNCHENGLADBACH

Bir zamanlar 1970’li yıllarda Bayern’e kafa tutan ve birçok şampiyonluklar yaşayan M’gladbach, bu sene yükseldiği ligde küme düşme tehlikesi yaşıyor. Onları ligin ilk yarısında kazanmakta zorlanan, ama kolay yenilen bir takım olarak gördük. Dış sahada yokları oynadılar. İç sahada puanları toplamalarını bekliyordum, ama kendi sahalarında iyi bir performans gösteremediler. Çareyi teknik direktör değişiminde bulmak istediler, ama o da işe yaramadı. Çünkü bu takımın kapasitesi 1. lige fazla geliyor. Takımdan Marin ve birkaç oyuncuyu çıkarın, diğerleri 2. lig kapasitesinde oyuncular. Yani yeni gelen teknik direktör Hans Meyer’i bırakın, Dünya’nın en iyi teknik direktörünü bu takıma getirin, yine değişen bir şey olmayacaktı. Savunmada ve hücum hattında bu takımın problemleri vardı. Yönetim bunun farkına varmış olacak ki, ara transferde biraz paraya kıydılar ve takıma yaralı olacak oyuncuları transfer ettiler. Yalnız bu oyuncuların çoğu savunma hattına oldu. Ben, etkili bir ileri uç oyuncusu almalarını bekliyordum, ama şu anda böyle bir transfer yapmadılar. Yine de yapılan transferlere göre eğer gelenlerin uyum sorunu olmazsa, M’gladbach diğer takımlardan bir adım öne geçmiş oluyor.

12.01.2009

Premierleague'de orta sıralar

Herkese iyi yıllar dileyerek ve yılın yazarı olarak bana oy atanlara çok teşekkür ederek başlıyorum yazıma. Son yazımda da belirtmiş olduğum gibi İngiltere Ligi’ndeki orta sıralarda bulunan takımlardan bahsedeceğim.

Öncelikle oturmuş kadroları bulunan takımlardan başlamak istiyorum, çünkü onların durumlarını değerlendirmek hem yeniden yapılanan takımlara karşı daha kolay hem de daha doğru olur düşüncesindeyim. İlk olarak bu sene müthiş bir çıkış yakalayan ve ilk 4ü zorlamaya başlayan Aston Villa’dan bahsetmek istiyorum. Aston Villa, sezon öncesi geçen seneki başarısına rağmen birçok transfer yaptı ve hepsinde de takımın forvet hariç her bölgesini güçlendirmeye çalıştı. Olof Mellberg’den doğan sağ bek boşluğuna Luke Young’u monte eden O’Neill, ayrıca Carlos Cuellar’ı da sakat bulunan Wilfried Bouma’nın yerine transfer etti. Liverpool’dan kiralık Scott Carson kalmak istemesine rağmen Martin O’Neill kaleyi 37lik Friedel’a teslim etti.

Defansa son takviyeyse Reading’te geçen sezon başarılı bir performans gösteren Nicky Shorey oldu ama O’Neill istediği oyunu ve verimi tam olarak alamadı ondan. Ortasahayaysa Chelsea’de pek forma şansı bulamayan Sidwell dahil edildi ve O’Neill’ın ve taraftarın 3 sene önceki performansını çok beğendiği James Milner, bonservisiyle birlikte alındı. Gol yollarında geçen sene hiç de sıkıntı çekmeyen Aston Villa, forvetine de takviye yapmak istedi ama O’Neill tam olarak istediği adamı bulamadı. Aston Villa’dan bu kadar bahsetmemin sebebi, onları hakikaten de İngiltere’nin yeni 5. büyük takımı olacağını düşünmem. İki sezonda bu kadar büyük aşama kaydeden bir takımın gelişmesinin gözden kaçması neredeyse imkansız. Kaptan Gareth Barry’nin adı Liverpool’la çok anıldı ama o yeni sözleşme imzalayarak bu takıma inandığını gösterdi.

Ashley Young, Agbonlahor, Carew, Laursen ve Barry takımın kilit isimleri ve şu ana kadarki performansları da Aston Villa’yı 4.lüğe yükseltmiş durumda. Carew’in sakatlığı O’Neill’ın ikinci forvet olarak Young’u ileri sürmesine sebep oldu ama 4-4-2 oynatmayı seven O’Neill’ın ara transferde kadrosuna bence iyi bir forvet katacağı kaçınılmaz. Arsenal’in bu seneki kötü performansı da açıkçası Aston Villa’nın ekmeğine yağ sürüyor ve Villa’nın ligi ilk dört içinde bitireceğini tahmin ediyorum.

Fulham ve Everton da en az Aston Villa kadar ilgimi çeken diğer önemli takımlardan. Fulham geçen sene Lawrie Sanchez’in yerine Roy Hodgson’ı getirdiğinden beri önemli bir çıkış içinde.  Kadrosuna bu sene Paintsil, Andrew Johnson, Zamora, Schwarzer ve Zoltan Gera’yı katan Fulham ligin belki de en “consistent” takımı. Yani kadro yapısı ve oyuncuları en az değişen takım. Bu Roy Hodgson’ın takımına ne kadar güvendiğinin bir göstergesi, öyle ki izlediğim zamanlarda performansını hiç beğenmediğim Zamora’yı dahi her zaman ilk 11de gördüm. Gerçi bunun bir diğer sebebi olarak yedeklerin kalitesizliği gösterilebilir ancak Fulham güçlü defans kurgusu ve çok beğendiğim ortasaha oyuncularıyla forvetine kaliteli bir oyuncu daha alabilirse daha üst sıraları zorlayabileceğinden eminim. Geçen sene küme düşmekten son anda kurtulan takımı bu sene üst sıralar taşıyan Roy Hodgson’ı da ayrıca tebrik etmek lazım.

David Moyes, Premier Lig’deki en beğendiğim hocalardan. 3-4 yıldır beraber oynayan iskelet bir kadrosu olduğunu söyleyebiliriz ve yaptığı transferlerde de hakikaten çok başarılı bir grafik yakalamış bir hoca Moyes. Bu sene takıma kattığı Saha, Baines ve Fellaini şu ana kadar iyi bir performans göstermiş durumdalar. Bu sene Moyes’in peşini sakatlıklar bırakmadı ama yine de Cahill ve Arteta gibi yıldızlarıyla sonuca gitmeyi bildiler ve ligde 6.sıradalar. Everton kadrosuna ara transferde bir forvet daha katmak zorunda kalacak gibi çünkü Yakubu’nun sezonu kapatmasından sonra Saha da şimdilik en az Ocak sonuna kadar sakat.

Wigan da bu sene yaptığı çıkışla herkesi şaşırtmış durumda. Özellikle sakatlanana kadar sezon sonuna kadar kiralık olan Amr Zaki, forvette inanılmaz bir performans göstermişti. Ayrıca geçen sezon da başarılı bir oyun sergileyen Valencia’nın da katkılarıyla Wigan’ı 7.liğe kadar yükseltmiş durumda. Birmingham’ı bırakıp takımın başına geçen Steve Bruce, Middlesbrough’da yedek olan Cattermole’u transfer edip ilk 11e koymakta hiçbir sakınca görmedi ve bu oyuncu da performansıyla şimdiye kadar Bruce’u utandırmadı.

Son olarak hayal kırıklığı yaratan iki takımdan bahsetmek gerekirse hiç şüphesiz bu ikisi Man City ve Tottenham olacaktır. Sezonun son gününde yaptığı flaş Robinho transferi ve Abu Dhabi grubuna satılmasıyla bir anda dünya transfer piyasasında da bir endişeye yol açan City, ne yazık ki menajeri Hughes’ın en azından şimdiye kadarki bu durumumu kaldıramamasından dolayı takım hiç de sevindirici bir noktada değil. Ancak yine de taraftarlar gelecek transferlerden ve oyuncuların da bu duruma ayak uydurmalarının beklentisi içerisindeler.

Tottenham tarafındaysa geçen sene Ramos’un göreve gelmesiyle bir kesim büyük beklenti içerisine girmişken diğer bir kesimse Jol’un görevine son verilmesinin hiç de yerinde olmadığını düşünüyordu. Nitekim yapılan Bentley, Modric, Gomes ve Pavlyuchenko gibi büyük transferlere rağmen Ramos bir türlü doğru 11i kuramadı ve yerini ligin tecrübeli menajerlerinden Harry Redknapp’e bıraktı.

Ligin diğer ekipleriyse açıkçası çok tutarsız performanslar göstermekteler. Tuncay, Middlesbrough’daki oyunuyla Chelsea’nin transfer listesine girmiş olsa da puan durumunda 17.liğe kadar gerilemiş durumdalar. West Ham’ın sezon başında Ashton’ı kaybetmesi, Curbishley-Zola değişikliği gibi durumlara rağmen fena bir durumda değiller ancak kesinlikle daha fazla potansiyeli olan bir takım. Portsmouth’ta Redknapp’ten doğan boşluğu eski Arsenalli Tony Adams doldurmaya çalışıyor ama zaten ortasahada sıkıntı çekiyorken Diarra’yı da kaybetmesi işini zorlaştıran sebeplerden. Yine de Crouch-Defoe ikilisi takımı sırtlamayı başarıyor.

5.01.2009

Bundesliga'da ilk yarı değerlendirmesi - 2

CHALKE 04

Bu senenin hayal kırıklığı yaşatan takımlardan bir tanesi de Schalke’dir. Sezona iyi başlasalar da, bunun sonunu getiremediler. İlk yarıda kazanmakta çok zorlanan bir Schalke izledik. Galibiyet aldıkları takımların çoğu küme düşmemeye oynayan takımlardı. 1930’lu ve 19040’lı yıllarda şampiyonluklar yaşayan bu takımın, o yıllardan beri şampiyonluk yüzü göremiyor. Bu sezon neden böyle kötü futbol oynuyorlar derseniz, bunun en büyük sebebi ise Kuranyi’nin formsuzluğu diyebiliriz.Tabii başka sebepler de var.Geçen sezonu aratan bir performans sergileyen Kuranyi, kendisinden çok şey bekleyen takımına ligin ilk yarısında fazla bir katkı yapamadı. Bir mucize olmazsa, şampiyonluk şansları neredeyse sıfır ihtimalde. Hedefleri şampiyonlar ligine katılmak olacaktır, ama ilk yarıdaki gibi performans gösterirlerse, Uefa kupasına bile katılamayabilirler. Şu anda herhangi bir transfer hareketi bulunmuyor.

WERDER BREMEN

Ligin ilk yarısında hayal kırıklığı yaşatan diğer bir takımlar. Sezona çok kötü bir giriş yaptılar. İlk 3 haftadan sonra gelen galibiyetlerden sonra ilk haftalarda yaşananlar bir kaza olarak düşündük, ama yine kötü sonuçlar almaya devam ettiler. Özellikle deplasmanlarda aldıkları yenilgiler yüzünden iç sahada aldıkları puanlar pek bir şeye yaramadı. M’gladbach takımına bile deplasmanda yenildiler, ama Bayern deplasmanında aldıkları 5 gollü galibiyetle iyi sükse yaptılar. Hücum oynamaya seven bu takımın defansında oluşan hatalar yüzünden çok puan kaybettiler. Bazı maçlarda hücum hattı, savunmanın yediği golleri kapatmaya çalışsalar da, bunda fazla başarılı olamadılar. Şampiyonlar ligi ile kendi liglerini bir arada götüremediler. Şampiyonluk şanslarının olduğunu düşünmüyorum. Deplasmanlarda puan kaybetmeye devam ederlerse, Uefa kupasına katılmak bile onlar hayal olacak.

WOLFSBURG

Ligin orta sıra takımı olmaya aday olan bir takımlar. İç sahada devamlı kazanan, dış sahada devamlı kazanamayan bir takımlar. İç sahada çok etkili bir takım olarak görünseler de, rakiplerin çoğu zorlu takımlar değildi. Ligin ikinci yarısında sahalarında ligin çok güçlü takımlarını konuk edecekler. İşte o zaman bu takımın iç sahadaki gerçek gücünü göreceğiz. Bütün gol umutlarının Grafite’ye bağlamış durumdalar. Bu oyuncu olmadan çıktıları çoğu maçta çok zorlanıyorlar. Ligin ikinci yarısında yine deplasmanlarda puan kaybetmeye devam ederlerse, Uefa kupasına katılmak onlar için çok zor olacak.

STUTTGART

Sezon başında bu takımdan başarılı sonuçlar bekliyordum, beklediğim gibi çıkmadılar. Kadrolarını fazla bozmamalarına rağmen bu sene kendilerinden beklenilmeyen çoğu maçları kaybettiler. Gomez’in formsuzluğu ve geçmiş sezonlardaki performansını bu sene gösterememesi yüzünden, ona alışan takım ister istemez oynadıkları maçlarda kazanmakta zorlandı. Kötü sonuçların günah keçisi olarak teknik direktör Armin Veh gösterildi. Teknik direktörlük kariyeri olmayan Babbel’le yola devam etmeye karar verdiler. Babbel takımın başına geldikten sonra iyi sonuçlar aldılar, ama bu olumlu değişimin sürekli olup olmadığını ligin ikinci yarısında göreceğiz. Kadrolarına göre hak etmediği bir yerdeler. Umarım, ligin ikinci yarısında bu kadrolarının hakkını verirler. Şampiyonlar ligine katılmak onlar için biraz zor görünüyor.

KÖLN

Sezona küme düşme adayı olarak giren Köln, diğer takımlardan daha iyi bir performans göstererek, ligin orta sıra takımı oldular. Ligin ilk yarısında ilginç bir performans gösterdiler. 2-3 maç kaybedip, daha sonra 2-3 maç kazanarak istikrarlı bir performans grafiği gösterdiler. Maçı berabere bitirmekte zorlanan ve kazanan veya kaybeden bir takımlar. Geçen sezon aralarında sorun olduğu çok belli olan Daum ile kaptan Novakovic’in aralarındaki buzların bu sene eridiği gördük ve bu takıma olumlu yansıdı. Takımın gol yükünü çeken kaptan Novakovic, neredeyse takımın her şeyi. Tabii bu sene Köln ismi telaffuz edilince aklımıza Ümit Özat’ın yaşadığı talihsiz olay geliyor. Umarım, iyileşir ve sahalarda tekrar döner. Ligin ikinci yarısında aynı performans gösterirlerse küme düşmezler. Puan olarak şimdilik rahat durumdu olmalarına rağmen hala küme düşme risklerini bulunuyor.

FRANKFURT

Sezona çok kötü başlayan Frankfurt, ligin ilk 7 haftasında galibiyet bile alamadılar. Lig ilk yarısı bitene kadar ilk on birde oynayabilen birçok oyuncularının sakatlıkları ile uğraştılar. Bir türlü ideal ilk 11’le başlayamadılar. Tabii bu kötü sonuçlarının diğer bir nedeniydi buydu. Lig sıralamasında altından bulunan 6 takımlardan sadece kendi sahalarında Bielefeld’le berabere kaldılar. Diğer 5 takımları iç ve dış sahada yenerek, onlardan daha iyi bir takım olduklarını gösterdiler. Lige ara verilen süre de sakat olan birçok oyuncusunun iyileştiğinde, ligin ikinci yarısında daha güçlü bir Frankfurt izleyeceğimizi düşünüyorum. Küme düşeceklerini sanmıyorum.

1.01.2009

Yabancı Sevdası

Altyapıyı neden kurar takımlar? Neden 20 yaş altı ve 18 yaş altı milli takımlar vardır ya da neden PAF takımlar vardır? Nasıl olsa A takımı var, yetmez mi? ya da neden her şehirde 2–3 tane futbol okulları kurarlar küçük yetenekleri keşfetmek için? Daha da profesyonel düşünürsek neden ülke dışında ikinci takımları olur bazı geliri yüksek takımların, ya da ülke dışında futbol akademileri?

Bunların Türkiye dışında çok büyük bir önemi var ve hepsinin tek cevabı var, makul olan tek cevap: A takıma oyuncu yetiştirmek. Bu A takım dediğimiz kendi A takımları, piyasaya oyuncu pazarlamak için değil!

Gel gelelim bizim ülkemizde bu böyle anlaşılmıyor ya da böyle uygulanmıyor. Küçük yaştan eğitilen oyuncular nedense yaşı dolup, A takım seviyesine geldiği halde durmadan başka takımlara kiralanıp duruyorlar. Ya da 18’e alınıp bir, iki hatta üç sezon boyunca orada öylece oturuyorlar. Bunun ne anlamı var? Kurduğunuz futbol akademilerinin ya da PAF takımların ne manası var bu ülkede, biri bana bunu söyleyebilir mi?

Neden bu konu sana battı derseniz şöyle açıklayayım. Geçenlerde Arjantin Apertura Ligi’nde Tigre-Boca maçı vardı(final maçı), izleyenleriniz mutlaka olmuştur. Boca antrenörü Carlos Ischia hatalı gol yiyen 21’lik kalecisi Javier Hernán Garcia’ya kulübeyi gösterdi yerine de 20’lik Josue Ayala’yı sürdü sahaya. Dikkat edelim arkadaşlar alınan oyuncu 21’lik,giren de 20’lik,daha işin başında olan kaleciler. Hadi onu da geçtim (ki Türkiye için bu bile ders ve örnek alınması gereken bir hadisedir) giren 20’lik Ayala daha ilk kez bu maçta Boca formasını sırtına geçirdi. Hata mıydı yoksa antrenörün yaptığı? Ya da maçı almak için yapılan ustaca bir hamle miydi? Ya da herkese deli olduğunu mu sergiledi? Eminim herkesin kendince kendini tatmin edecek bir açıklaması vardır bu konu hakkında.

Ülkemizde ise böyle genç bir kaleciyi değil şampiyonluk maçında, hazırlık maçlarında dahi oynatmada tereddütleri olan teknik patronlar var. Bir güvensizlik var, ya da medyadan çekinme. Maçı kazanamama korkusu da olabilir. Onun yerine yabancı kalecileriyle 5 yemek onlar için daha az gurur kırıcıdır.’’Oynattım ama yedi, yabancı işte, napalım’’ diye zihniyeti olan antrenörler mutlaka vardır ülkemizde.

Her takım yabancı kalecilerden medet ummakta. Başta 3 büyükler olmak üzere(Fenerbahçe hariç).diyeceksiniz ki Beşiktaş öyle değil Türk kaleci kullanıyor. Kullanıyor da be kardeşim, Rüştü futbolu bırakacak yaşa geldi şu anda. Kötü kaleci mi? Elbette hayır, ülkenin en iyi yerli kalecilerinden, efsaneleşen kalecilerinden biridir. Buna katılmamak imkânsız, fakat neden artık her başlangıcın bir sonu olduğu kimsenin aklına gelmiyor? Neden gençlerin önü açılmıyor? Neden altyapıya değer verilmiyor? Hakan var arkasında, Korcan var, Erdem var… Bunları siz yetiştirdiniz, siz transfer ettiniz ama şimdi kullanmıyorsunuz…’’Ama onlar genç daha canım’’ diye homurdanmalarınızı duyar gibiyim şimdiden. Bunu deyin sonra da Türk Milli takımdan başarı bekleyin.

Yıllarca Avrupa Kupaları’nda nam salmış, nice devleri deviren ve ‘kıtasal kupa kazanan Galatasaray’ın da bir farkı yok… Aykut ve Orkun gibi hatta üstüne bir de 3. kaleciniz olduğu halde gidip de neden yabancı kaleciye ihtiyaç duyarsınız? Bu Orkun’la Aykut hiç oynamadan size nasıl yararlı olacak? Nasıl kendini gösterecek de Türk Milli takımının kalesini koruyacak? Trabzonspor’da da aynı olay devam etmekte. Altınordu’nun kalecisini aldınız. Hadi onu tekrar kiralık verdiniz geriye, Karşıyaka’nın gelecek vadeden kalecisi Onur’u aldınız. Hadi o da olmadı istediğiniz gibi diyelim ya da çok genç geldi diyelim, Tolga var aslanlar gibi kalenizde. Neden yani oynatmama sebebi? Neden yabancı arayışı? Sonra Türk Milli takımın en ufak bir başarısızlığında hemen oturalım bir araya kara kara düşünelim: nerede yanlış yaptık? Bugün oynatma gençsin, yarın oynatacakken maç eksiği var tecrübesiz dersin, sonraki gün de zaten sen çoktan yabancı bir kaleci almış olursun. Geçmiş olsun o zaman da. Turşusunu kurarsınız artık…

Bu altyapıya güvenmeme sadece kaleci pozisyonunda değil elbette ülkemizde. Ama kalecinin iyisi zor yetişir, zor tecrübe kazanır, zor güven verir de be kardeşim bu kadar da değil yani.

Avrupa kupalarında ki ve milli takım düzeyindeki başarısızlıklarda ilk fatura kaleciye kesilir genellikle. Hatalar bireyseldir ve çok barizdir. Bunun için tek hata yapan kaleciyi hemen fetva çıkararak boynuna vururuz satırı. Güven lazım, sen güvendiğini belli etmezsen onlardan hiç güven beklenemez. Volkan’a da güven lazım hala daha. İnanılmaz iyi bir kaleci olduğunu düşünüyorum, fakat hataları çok bariz dediğim gibi. Çok basit hatalar yapıyor fakat bu hatalar onun onlarca yüzlerce yaptığı kurtarışları gölgede bırakmamalı. Nasıl yabancı kalecileri kredimiz sonsuzsa, bu genç ve yetenekli kalecilerimizin en azından sonsuz kredi olmasa da daha fazla toleransa sahip olmalarını düşünüyorum. Aslında her zaman el üstünde tutmalıyız yerlileri ama işte Türkiye burası. Bir yabancı sevdası var ki sormayın…