İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

27.07.2012

Brezilyalılar İyicene Popçu Olmuş

Bir önceki posttan sonra bunu atmasam olmazdı. Brezilya Olimpik futbol takımı kadrosu, yine aynı şarkıyı söylüyor. Gitar ve vokal Sandro'dan, koreografi yine Neymar'dan.

22.07.2012

Ya Topçu Ya Popçu olacaksın



Her yaza damgasını vuran bir şarkı vardır. Şu videoda  Milanlıların nasıl Ai Se Eu Te Pago dansı yaptığını işlemiştik. Bunun yanına gelen şarkı yine Brezilya'dan geldi. Michel Telo'da olduğu gibi Gusttavo Lima'da da Neymar başrol oynuyor. "Şu dünyada ya topçu ya popçu olacaksın" sözünden etkilenmiş olacak ki Neymar ikisini birden yapmaya çalışıyor.

Alakasız dip not: Gusttavo Lima dan süper topçu ismi olurmuş esasında.

19.07.2012

Topcast 19.07.2012

Bu topcastimizde Zlatan ve T. Silva transferleriyle hareketlenmeye başlayan transfer piyasasını ele aldık.

17.07.2012

Burak Fener’e İmza Atsa!




Futbolcu köle değildir. Totti Roma’nın kölesidir. Roma’da Totti’nin evi. Futbolcu
Totti gibi Romalı’ysa, her yerde her paraya oynamaz. Burak Trabzonspor için aldığını
karşılığını verdi. Gitmesi vefasızlık değil. Parasına oynuyor, formaya değil. Formaya
oynayan kaldı mı? Niye formaya oynasın ki! Neden, niçin? Sizin büyük tarihiniz,
büyük başarılarınız olabilir ama bu onu hiç ilgilendirmez. O geleceğine bakar. Öyle
de yaptı. Trabzonlular Burak’a farklı anlamlar yükledi. Efsanelerle bir tutmasına
rağmen, Burak ile Trabzon arasında bir bağ oluşamadı.

En büyük çelişki şu oldu;
Burak’ın Galatasaray’a gidişinden önce ona KRAL, ADAMIN HASI diyenler,
bir gün sonra HAİN demeye başladı. Bu mudur Trabzon’un bakışı? Döner gelirse
yeniden KRAL mı diyeceksiniz?

Burak Yılmaz’ın sözleşmesindeki 5 milyon Euro, satma niyeti değil de nedir? Hadi
daha başka bir ihtimali düşünelim; Burak Yılmaz Fenerbahçe’ye bile imza atabilirdi.
Fenerbahçe Galatasaray’ın üç katını hem Burak’a hem de Trabzonspor’a verse kim
hayır diyecekti? Burak 9 milyon Avro’ya hayır mı çekecekti? Sadri Şener 15 milyon
Avro’ya vermem mi diyecekti?

Trabzonspor; Zengin Arap Kulüpleri Gibi
Trabzonspor son on yılda Türkiye’nin Katar’ı, Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri
olmuş. Çok paraların dağıtıldığı zengin Karadeniz kulübü. Tek farkı, Katar’a
30’undan sonra gidenler, Trabzon’a 25’inden önce uğruyor. Kazanıp gidiyorlar.
Trabzonspor ne kazanıyor? Ne oluyor orada? Bir altyapı projesi mi çıkarmışsın?
İlk 25’e giremeyen oyuncusuna 1 milyon Avro garanti para veren kaç takım var?
Trabzon var işte. Kadroya giremeyene 1 milyon Avro, altyapı hocasına 3-5 bin
TL. Güldürmeyin bizi. Oradan futbolcu falan yetişmez. Siz Burak’ı tartışacağınıza
bunları tartışın. Bu kulüp uzaktan zengin Rus, Katar kulüpleri gibi algılanır olmuş.
Yakından öyle. Yerliler de anlamışlar, çözmüşler. Güya altyapısı var. 1 oyuncu mu
çıkmaz oradan? Taklit ettiği İstanbul kulüpleri gibi bastırır ve alır. Büyük kulüp ya!
Sonra ya bedavaya gider ya da davalık olur. Trabzonspor’a gelenler, büyük takıma
geldiğini anlıyor. İyi kontrat yapar. Ayrılsa da gittiği yerlerden iyi paralar kazanır.
Havaalanında meşalelerle karşılanır. Otel lobisinde yarım saat fotoğraf çektirir.
Deplasmanda 60 bin kişiye oynar.

Ama ne hazindir ki, bütün bunların üstüne senede 2 milyon lira para ödenen oyuncu
Trabzonsporlu olamaz? Olamıyor; çünkü aidiyet kuramamış senle, kulüple, şehirle.
Trabzonsporluluk aidiyetler üzerinden yükselir. Oyuncu Beşiktaş’a da parasına
oynuyor, Trabzonspor’a da. Ne farkı var şimdi ikisinin? Burak, Selçuk, Yattara, Jaja
ve diğer hepsi için Trabzonspor, parasına oynanan yerden daha fazla bir şey midir?
Daha fazla paranın verileceği zamana kadar durulacak kulüptür.

Oyuncular, yöneticiler, hocalar, gazeteciler! Trabzonspor’un farkı aidiyettir.
Kurulamayan, kuramadığımız aidiyettir. Bir parçası olmaktır oranın. Şehirle organik
bağdır. Siz aidiyeti parayla değiştirmişsiniz haberiniz yok. Bu aidiyeti kurana kadar
Selçuk ve Burak’ları daha çok tartışacak ve birbirinizi üzeceksiniz. Bakın Volkan
Demirel’e, Emre Belözoğlu’na, nasıl da Fenerbahçe’yle aralarında sıkı bir aidiyet
kurmuşlar. Anladınız mı şimdi Burak neden Galatasaray’da?

10.07.2012

Mario'nun Çadırı

Mario Göetze kardeşimiz yetenekli genç bir arkadaşımız. Halen daha kanı kaynıyor, delikanlılık çağlarında ama ne o öyle bikinili kız görünce çadırı kurmak arkadaşım?

9.07.2012

Doktor kaldığı yerden



Uzun zamandır zencilerin tekelinde olan Ağır Siklette son on senedir Klitschko rüzgarı esiyor. Küçük kardeş Wladimir, cumartesi gecesi 19. ünvan maçını kazandı. Bu konuda rekor 26 ile boks tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi Joe Louis'de. Kırabilir mi, doğru düzgün rakibin olmadığı şu dönemde yolu var.

Şu adam anglo-sakson olsa acayip bir PR desteği olurdu. Rus olunca böyle oluyor. Wladimir işi fazla uzatmadan, dominant bir maç çıkardı. Vakit ayırıp izlemeye değer.

8.07.2012

Tour de France



Bisikletten anlama seviyem, ofsaytı bilmeden futbol izleyen kişiden bile azdır. Yine de temmuz geldi mi birçok kişi gibi "Caner Eler anlatır ben dağlara bayırlara bakarım" modunda Tour de France'ı izlerim. 

Yarışın bugünkü etabını ise 22 yaşındaki  Fransız Pinot kazanırken, yarışın en çok konuşulan ismi ise Pinot'nun takım direktörü Marc Madiot ve onun Yılmaz Vural / Fatih Terim türevi gaz vermesi ve sevinci oldu.

6.07.2012

Dubai


Uzun zamandır gezi yazısı yazmıyordum. Şu son dönemdeki gezilerimi yavaş yavaş bloga yerleştireyim. Öncelikle 23 Nisan tatilinde Dubai'deydim. Belki de ölümcül sıcaklar başlamadan gidilebilecek en iyi zamanda gittim. 

Bildiğiniz, takip ettiğiniz üzere, Dubai son 10 senede petrolden gelen bok gibi para gökdelen üzerine gökdelen dikilen, bir expat cenneti gelen, otonom sistemi ile Orta Doğu koşullarında gayet liberal kalan, Birleşik Arap Emirliklerinin, 7 emirliğinden biri.

Kışın ardından güneş ve denize hasret olan bünye için 23 Nisan'da yaklaşık 28 derece olan havası ile iyi bir kaçış fırsatı idi. THY ve Emirates ile Atatürk'ten uçulabiliyor. Sabiha Gökçen'den uçan Air Arabia ise çok daha hesaplı bir seçenek. Tabi orada da ana havaalanına değil, oranın Sabiha Gökçen'i diyebileceğim Sharjah'a iniyor. Yine de cuma gecesi 12'de uçağı binip cumartesi sabahı 6 da Sharjah'a inmiş olmak zaten kısa olan haftasonu verimli geçirmek için bulunmaz nimet.

Kalma konusunda tavsiye edeceğim taraf Jumeirah tarafları.Bütün eğelence zaten oraya yakın.  Oteller aşırı lüks olduğu için aşırı pahalılar. Biz burada kaldık. Avrupa'da kutu kadar odaya verdiğim paraya, burada 2 banyolu, bir oturma odalı, toplamda 77 m2'lik odada kaldık. Bir adet monorail dışında toplu taşıma yok. Ama açıkçası ihtiyacınız da yok. Taksinin 2 km'si 1 lira. İstediğiniz gibi taksiyle gidin.

Herşeyin en büyüğünün en devasasının yapıldığı bu memlekette soluğu ilk önce Wild Wadi Water Park'ta aldık. (2. resim) Fiyatı çok ucuz değil ancak 15 dakika süren kaydırakları ile gayet tatmin edici bir yerdi. Sonrasında halk plajındaydık. (1. resim) Plajın kumu gayet güzel. Deniz de sırf kum. Yürü yürü su bir türlü derinleşmiyor.
Ne kadar turistik olsa da, ortadoğuya gelip çöle gitmemek, deveye binmemek, onun tepesinde fotoğraf çektirip facebook'a koymamak çok ayıp bişi (!) Hal böyle olunca ikinci günün sabahında soluğu Emirates'in kurduğu Arabian Adventure ile çölde aldık. Firmayı tavsiye ederim. Otelinizin kapısının önünden 4x4 ile alıp gezdirip bırakıyorlar.
Öğleden sonrasında ise Dubai Mall ve Burj Khalifa civarındaydık. Hani şu Görevimiz Tehlike 3'ün orada çekilmesi için Dubai emirliğinin dünyanın parasını akıttığı, sekiz yüz küsür metre yüksekliği ile dünyanın en uzun binası. Son dakika gitmeye kalkarsanız bilet bulamazsınız o yüzden önceden internetten biletinizi alın. Her ne kadar "on the top" diye bileti satsalar da esasında yarıya kadar çıkıyorsunuz ama gördüğünüz manzara ise... sadece çöl. Her ne kadar çok devasa lüks binalar dikilse de eninde sonunda binaların sağı, solu, öne, arkası hep çöl. Burj Khalifa'nın tepesi de size bu durumu gözünüze sokuyor.

Ama esas eğelence aşağıda. Dubai Mall'ın yanı başındaki Dubai Fountain akşam 18'den itibaren her yarım saatte bir, bir şarkı eşliğindeki su ve ışık oyunlarıyla Dubai'nin en keyifli vakit geçirilen alanlarından birisi. Bunu izlemek için en iyi yer ise Dubai Mall'un içindeki TGI Friday's. Bunun dışında mall'u çok gezmedim. Mall devasa büyüklükte ve gerçekten gezmek isterseniz saatlerinizi harcamak zorundasınız. Bununla birlikte Araplar koktukları için çareyi mallları buzhaneye çevirmekte bulmuşlar, üşüdüm. 
Gecenin finali ise "7 yıldızlı" otel diye adlandırılan Burj El Arab'da oldu. Burj El Arab'a "hacı bi bakıp çıkacam" deyip giremiyorsunuz. Girmenin en hesaplı yolu ise, Sky Bar'da birşeyler içmek. Kişi başına minimum 125 TL harcamanızı istiyorlar. Bir bira 20 liranın biraz üzerinde. Türkiye'deki muadilleri ile kıyaslandığında normal bir fiyat. Otelin ihtişamını tasvir etmeye çalışmaya gerek yok. Olabildiğince lüks işte. 

Dubai Creek, zart souk, zurt souk işlerinden kesinlikle uzak durun. Kimse bana bunu söylememişti. Kısa haftasonumun 3 saatini laleli, tahtakale bozması bir yerde harcadım. Tek artısı, hediyelik eşyaları orada son derece ucuza almam oldu.

Bu anlattıklarım dışında çok araştırdım ama ilginç birşey yok. At yarışlarına ya da golfe meraklıysanız bunun için gayet iyi alanlar varmış ama ben pek o işlerden anlamam. Sokakta 3 tip insan görüyorsunuz: Masa başı işleri yapmak için gelen Avrupalı ya da Uzakdoğulu expatlar, Hint ameleler ve turistler. Çok az Arap gördük. Ne yaparlar bilmem.

Ekim sonuna gelen kurban bayramında denize doyamayanlar için mesela Dubai ilginç bir tercih olabilir. Zaten denize girip, eğlenmek dışında burada yapacak pek bir şey de yok. 3 günden sonrası fazla olur.

2.07.2012

Topcast 02.07.2012

2 Temmuz tarihli bu Topcast'imizde Ali Aktaş ve İlker'le beraber Euro 2012'yi değerlendirdik.