İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

29.04.2010

Savunma Sanatı


Ben bu maçı geçen yıl izlemiştim, yine aynı turda. Barcelona’nın rakibi bu kez Guus Hiddink ve Chelsea idi. Maçın gidişatı yine aynı şekildeydi. Chelsea çok iyi bir yarı saha savunması yapmıştı. Bu kez Mourinho’nun bir gol yeme hakkı vardı Hiddink ile karşılaştırırsak.


Geçtiğimiz yıl Hiddink, Barcelona’nın nasıl durdurulabileceğini çözmüştü, Mourinho yeniden Amerika’yı keşfetmekle uğraşmadı. İstesen de istemesen de Barcelona, topa daha çok sahip olacak, çok pas yapacak vs. Mourinho al kardeşim sana top dedi ve bunun sonucunda %75’e %25 gibi akıl almaz bir topla oynama farkı çıktı. Ama gel gör ki Barcelona’yı kaleye yaklaştırmadılar. Savunma sanatı olarak doktara tezi olabilecek bir maçtı.


Geçen yıl da esasında bunun bir problem olabileceği görülmüş ve bu durumlar için daha kalıplı, daha hava toplarına hakim, daha ceza sahasında yoktan var edebilen Ibra dünyanın parasına takıma getirilmişti. En azından bu sezonluk bu aşı tutmadı.


Pique şu maç için fazlasıyla bir paragrafı hakediyor. Şimdiye kadar ziyadesiyle, geriden en iyi top sokan, nokta pas atan vb. Sıfatları yakıştırmıştık kendisine ama dün attığı golü Türkiye’de oynayan santraforlardan atabilecek adamların sayısı bir elin parmağını geçmez. Zaten Guardiola da Ibra’yı oyundan çıkardıktan sonra pivot santrafor olarak Pique’yi kullanmaya başladı.

İlker Yasin’in İnter’in muhteşem savunma başarısına hiç değinmeyip, sadece Messi’ye sallamasını, “Messi adam değil, Guardiola teknik direktör değil” zırvalarına bir yerden sonra katlanamadım ve internetten açtım ITV’yi oturdum oradan izledim. “Maradona’yı çok anlattım, Messi’nin Maradona’nın yanına bile yaklaşamaz” dedi. Maradona’yı izlemedim, zaten izleyen kuşak da bugünkü gibi Maradona’nın haftada iki maçını açık kanaldan izlemiyordu. Maradona’nın kazandığı Şampiyonlar Kulüpler Kupası sayısı 0. Gidip bir maçı çeviremedi diye Messi’yi yere sokacaklarsa bu spikerler, Star finalde de Papatyam’ı yayınlamaya devam etsin ben İnternetten izlemeye devam ederim.

Mourinho Nefreti


Efenim kendisi çirkefmiş,futbolu çirkinleştiriyormuş,takımı şut atamayıp pas yapamıyormuş,İtalyan takımına iyi defans yaptırmak zaten teknik direktörlük değilmiş,eksik kalan takımın direnci artar felsefesini bilmiyormuş.

Hayatımda bu kadar saçma argümanlarla eleştirilen birini daha görmedim.Football Manager oynarken bile Barce deplasmanına 5-5-0 taktiği ile çıkanlar, Nou Camp'ta 30. dakikada 10 kişi kalmış ve en iyi top yapan oyuncusunun sakatlığı yüzünden okunurken , adamı defans yaptırdığı için eleştiriyorlar.Görende elinde Messi var,CR9 var onları çıkarıp stoper soktu oyuna zanneder.Tam tersi 80 dakika civarında 2 forvetini oyunda tuttu Mourinho daha ne yapacaktı?

Neymiş efem İtalyan takımına savunma yaptırmak başarı değilmiş.Kendiniz eleştirmiyormusunuz Inter'de Italyan futbolcu yok diye.Tam tersine takım savunmasından zerre nasiplenmeden Avrupa'ya gelen Güney Amerikalılar kabilesinden 8 oyuncu ilk 11'de.3 Sene önce Roma Old Trafford'da 7 tane yerken neredeydi İtalyan savunması?Hadi İtalyanların hepsi Defans olarak doğuyor, ee İngilizler ne olacak,Portekizliye ne diyorsunuz?Onlara savunma yaptırmakta başarı değildir sanırım.

Neymiş takımı pas yapıp, şut atamıyormuş.Barca kendi kendine attı o 3 golü zaten Guiseppe Meazza'da.Bütün dünya takımları Nou Camp'a gelip 25 şut atıp 258 pas yapıp gidiyorlar ya Mourinho'nun takımı savunma yapmışmış.Topu topu 2 senede Nou Camp'ta Lyon 5,Bayern 4,Arsenal 4,Stuttgart 4 gol yemiş.Bunların hepsi pas yapmış şut atmış futbolu güzelleştirmişler !!!! sonra 4'er 5'er yiyip dönmüşler.Zaten bu adamlara futbolu güzelleştirsinler, Barca'dan 4-5 yesinler diye Milyon €'lar ödüyorlar.Ayrıca pas yapamayıp Şampiyonlar Ligi Finalisti olan ilk takım olarakta tarihe geçti İnter.

Neymiş futbolu çirkinleştiriyormuş.2-1'in rövanşında Chelsea deplasmanına 3 forvet çıkacak bir babayiğit daha bulunda ondan sonra konuşalım bu mevzuyu isterseniz.Takım direnci mevzuuna hiç girmiyorum belli ki bu eleştiri akşam rakıyı fazla kaçıran birinden gelmiş.

Neymiş çirkefmiş.Bütün hayatını bu kupayı almaya adamış bir başkanın kulübündeyken,dünyanın en iyi futbol takımına karşı deplasmanda 60 dakika karın ağrıları ve gerginlik içerisinde maçı tamamlayıp ardından biraz asabi şekilde sevinmek çirkeflik oluyormuş demekki.

Bu ülkede ne kadar çok Ahmet Çakar varmış arkadaş.Daha 5 ay önce sağlı sollu tokatlayıp 2-0 yendiği takıma elendiği için rakip takım teknik direktörüne kızan Katalunya gazileri varmış ... Anladığınız dilden söylemek lazım tabi : BIRRAAAKIINNN BU İŞLERRİİİ .....

27.04.2010

Oradan Buradan


Dün akşam Eskişehir – Trabzon maçına şöyle bir göz ucuyla baktım. Her ne kadar bugün tüm gazeteler Onur’un kurtarışlarını (ki hakkını teslim edelim, müthiş bir performans sergiledi) ya da Ümit Karan’ın 90 dakika boyunca dünyaları kaçırmasından sonra 90+4’te maçı kazandırmasını yazsa da benim geriye dönüp de aklımda kalacak şey tribünler olacaktır. Eskişehir tribünlerinin trompetçi abileri ve ona eşlik edip atkı sallayan tüm stad gerçekten hem keyif alıyor hem de izleyene de keyif veriyordu. Nitekim Trabzon tribünü de bu şova kayıtsız kalmadı ve kemençe ile eşlik etti. Tüm stad güzel bir şekilde eğlendi ve açıkcası neden tribüne gittiğimizi hatırlattı. Tribünlerde eğlenmek için iki takımın da artık ligde bir amacının kalmaması mı gerekiyor? Sanırım biraz da pozitif olmak gerekiyor. Yoksa 23 Nisan sebebiyle bir dünya çocuğu tribüne getirdikten sonra 90 dakika boyunca hiç susmadan küfreden Beşiktaş tribünlerinin de eğlenmesi gerekiyordu.


İş çıkışında Kutay ve Gürkan ile beraber Galatasaray – Fenerbahçe kadın voleybol maçına gittik. Bir fenerli, bir galatasaraylı ve bir beşiktaşlıdan oluşan ilginç bir ekip olduk. Fener maçı çok rahat aldı. Çarşamba günkü maçı da rahat alır ve finale çıkar. Naz oyuna hiç girmedi üzüldük. Yine de ortalarda şirin şirin gülümsüyordu, içimizi ısıttı gülümsemesi. Galatasaray’dan Ayça’yı keşfettik. 1.69’luk boyuyla, daha bir enazından boyu boyumuza muhabbeti yaptık. Fener’de kaptan Çiğdem maça soyunmadı bile. Sanki “bu yaştan sonra ben mi Galatasaray’a karşı oynayayım” diyordu. Saha kenarında Eda ve İpek’in sırtlarına havlu koyarak daha çok bir anne gibiydi.


Maçın bir başka değinilecek noktası iki takımın taraftar gruplarındaki taraftarlardı. Büyük çoğunluğu henüz orta okul öğrencisiydi sanırım. Haliyle yapılan tezahüratlar da bizim orta okul sınıf maçlarında yaptığımız tarz tezahüratlardı. Anlaşılan taraftar gruplarında kariyer yapmak da böyle birşey. Öncelikle kadın voleybol maçlarına gitmen lazım. Eğer orada kendini gösterecek kadar kıçını yırtarsan o zaman abiler sana bir aferin çekiyor ve böylece basketbol maçlarına gitme hakkı kazanıyorsun. Orada da başarılı olursan futbol maçları seni bekliyor.

Bu postu yazmaya başladığımda Lyon – Bayern maçının 73. Dakikasıydı. Maç o kadar sıkıcı hale geldi ki bir yandan yazı yazmaya başladım. Maça yetişene kadar yarım saat olmuştu ve izlemeye başladığımda skordan habersizdim. Bayern’in bu kadar atak olması, Lyon’u bu kadar domine etmesi karşısında Lyon’un öne geçtiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. Önde olan Bayern’di. Hayatımda bu kadar tek taraflı bir Şampiyonlar Ligi yarı finali izlediğimi hatırlamıyorum. Daha birinci golle Lyon umudunu kesti. Kırmızı karttan sonra maç koptu. 2. Golden sonra “bitse de gitsek”e döndü. Hamit baya iyi oynadı. Halen daha Şampiyonlar Ligi yarı finalinde sahaya ilk 11 çıkan birini Şampiyonlar Ligi’ne bile muhtemelen gidemeyecek Galatsaray’a getirmeye çalışıyor ya basın, gülüyorum.

Andy Timmons



Madem ki farklı şeylerden de bahsedelim denildi, ben bu aralar dinlediğim tek müzisyeni siz değerli OKG üyeleriyle paylaşmak istiyorum. Kendisi bir elektrik gitar virtüözü olup son 6-7 aydır hakikaten Winamp'ı açtığımda deyim yerindeyse tek geçtiğim insan oldu. Steve Vai'nin elinden tutup piyasanın gözü önüne sürdüğü Timmons'ın solo diskografisiyse şöyle:

Ear X-tacy-1994
I still have the best name ever-1995
Ear X-tacy 2-1997
Orange Swirl-1998
The spoken and the unspoken-1999
An acoustic Christmas-2000
And-thology 1&2-2000
That was then this is now-2002
Resolution(Andy Timmons Band'le beraber)-2006

Bu tür müziği sevmeyenlerin dahi dinlemesini tavsiye ettiğim iki şarkısını buradan dinleyebilirsiniz:
http://www.youtube.com/watch?v=KgELKnnHtkc (Electric Gypsy-Hendrix için yazdığı şarkı)

26.04.2010

Evra kusarken

Evra Tottenham maçında artık ne yiyorsa çıkarmış. Sanırım Temel Kotil, sponsorluk anlaşması uyarınca Manchester soyunma odasını bi tepsi baklava ile ziyaret etmiş. Dokunmuş elemana.

25.04.2010

En iyi hücum savunmadır



Fenerbahçe çıkışa geçtiği son 8 haftada hükmen kazandığı Ankaraspor maçı dışında 7 maç yaptı, 7 gol attı, hiç gol yemedi ve 19 puan topladı...

23.04.2010

Kentucky'de Türk Fenomeni

Fotoğrafı tarayıp gönderen, Kentucky Üniversitesi'nde okuyan Kevin. Enes Kanter'in Kentucky ile anlaşmasından sonra Nike Summit Hoop'ta 33 sayı atarak Dirk Nowitzki'nin rekorunu kırmasıyla, orada Enes tüm gazete ve televizyonlardaymış.

Resimde görüldüğü üzere bu durum Türkiye üzerine yerel gazetelerde haber yapılmasını da sağlamış. Türkiye için southwestern asia yazılmasına mı üzüleyim, en azından middle east demediklerine mi sevineyim bilemedim.

"Çadırda mı yaşıyorsunuz" muhabbetinin abartılı olduğunu sanmıyorum. Bildiğimiz eyaleti dışında dünyadan bi haber olan tipik Amerikalı modeli. Bakalım Enes seneye naapacak deyip, postu kapatalım.

22.04.2010

Türkcell Süper Lig’i Kim Yönetmeli?


Pazardan beri halen daha süregelen şu Hüseyin Göcek üzerinden federasyon eleştirleri artık kabak tadı verdi. En son Beşiktaş ikinci başkanı ne alakaysa Bilica’nın toprağı eşelemesi ile Euro 2016 adaylığını bağdaştırmayı becerdi. Bugün yaşadığımız ne ilk federasyon eleştirisi ne de son olacak. Pazar akşamı muhtemelen Galatasaray – Bursa maçından sonraki bütün konuşmalar hakem – MHK – federasyon ekseninde olacaktır çünkü esasında kimse futbolu sevmiyor. Futbolu sevsek, Alex’in golü, Bilica’nın eşelemesinin onda biri kadar konuşulmazdı. Konuyu dağıtmayalım, dediğim gibi Pazar akşamı kaybeden takım en basit şekliyle tüm suçu hakem – MHK – federasyon üçlüsüne atacak, en basit yolu seçecektir.


Peki federasyon tüm bunlarla uğraşmak zorunda mı? Dünyadaki örneklerine bakılırsa olmamalı. Bugün Avrupa’da kendimizi kıyasladığımız hiçbir ligin yürütme gücü ulusal federasyonlarda bulunmamaktadır.


İspanya’ya bakarsak 1984 yılında kurulan LFP, 1. ve 2. profesyonel ligleri yürüten organizasyondur. José Luis Astiazarán, birliğin başkanlığını yapmaktadır. Öte taraftan İspanya Futbol Federasyonu’nun başkanı ise 1988’den bu yana Ángel María Villar’dır.


Fransa’da ise Ligue de Football Professionnel’in kurulması daha eskidir ve 1944 yılına kadar dayanır. Organizasyonun ilk aşamadaki görevi, profesyonel kulüplerin oyunculara maaşlarını ödeyip ödemediğini kontrol etmekti. Bu işlem 1984’ten beri daha kapsamlı olarak DNCG adlı kurum tarafından yapılıyor. Kurum, bir ve ikinci ligde yer takımların tüm finansal işlemlerini kontrol ediyor.


İngiltere’deki yapı ise bir limited şirketi şeklinde. Premier league bir şirket olarak kuruluyor ve burada mücadele eden takımlar bu şirketin hissedarı oluyorlar. İngiltere’de bu yapının kurulduğu yıl 1992.


Almanya’da ise 2000 yılında anonim şirket olarak kurulan Deutsche Fußball-Liga GmbH, Bundesliga’nın yürütülmesi görevini Alman Futbol Federasyonu’ndan devraldı.


İtalya’da ise Lega Calcio organizasyonu Serie A ve B’nin düzenlenmesinden sorumluydu. Nitekim, televizyon yayın gelirlerini 2. Lig takımlarıyla paylaşmak istemeyen Serie A takımları yeni bir düzenlemeye gittiler ve aynı Premierleague’de olduğu gibi bağlarını diğer liglerden kopardılar. Gelecek sezondan itibaren İtalya İşçi Birliği’nin eski başkanı Maurizio Beretta önderliğinde yeni bir yapılanmaya gidiyorlar.


Tüm bu örneklerde görüldüğü gibi ulusal futbol federasyonları, profesyonel liglerin yönetimi işlerine karışmıyorlar. Federasyonların görevi, milli takımlar, amatör ligler, altyapılar vs. TFF de Türkcell Süper Lig’in yönetimini, tek işlevi federasyonu ve hakemleri eleştirmek olan Kulüpler Birliği’ne devretmelidir. Kulüpler birliği artık, ligin pazarlamasını da kendisi yapsın, marka değeri ile de kendisi uğraşsın, hakemini de kendi eğitsin. Öyle işkembeden federasyona atıp tutacaklarına kendileri uğraşsın, bakalım o zaman kime suçu atabilecekler.

21.04.2010

Rahat Değiliz

Yılmaz Vural, haftasonu oynayacakları Fenerbahçe maçı için konuşuyor:

"Kimse hafta sonu Fenerbahçe karşısında rahat bir Kasımpaşaspor olacağını düşünmesin. Dört hafta var, bize de en az 1 puan lazım..."

İyi güzel de, Yılmaz Vural'ın takımı, böyle bir maç öncesinde zaten rahat olabilir mi, allah aşkına?

Düşünün şimdi:
1 - Rakip büyük bir takım.
2 - Bu maç belki de şampiyonu belirleyecek; en azından rakibi şampiyonluktan etme potansiyeline haiz.
3 - Rakibin teknik direktörü, daha bir kaç hafta evvel basın yolula Yılmaz Vural'a laf çakmış.

Bu unsurlardan en az biri bile Yılmaz Vural'ın ve/veya takımının puan tablosunda rahat olsalar bile sahada rahat olamamaları için kafi sebepken, ve hatta Yılmaz Vural'ın Fenerbahçe'ye dilden bağı, hiç gizleme gereği duymadığı bir hakikat iken, hepsini bir arada barındıran bir maç, Yılmaz Vural için başlama düdüğü itibariyle kariyerinin en önemli maçıdır; takımı sahada, ola ki bir nebze rahatlık sergilese, kendisi kenarda kalp krizi geçirir.

Inter - Barcelona


Evet bu hareket Special One'dan! Yönetim kurulu kararıyla bu maçın yerine, bir kez daha Papatyam dizisini yayınlayarak kalitesini yine, yeni, yeniden ortaya koyan dijital platforma geliyor.

Ayrıca hep Barcalayan Barcelona bu sefer Barcalandı diye bir iğrençlik yapmak istedim :)

Son Şampiyon Kulüpler Kupası'nı babam 6 yaşındayken almış,1998'den bu yana 12 senede 2 çeyrek, 1 yarı finalden öteye gidemeyen Inter'i, bu saatten sonra büyük bir sürpriz olmaz ise kupaya taşıyacak olan Mourinho'nun ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu bir kez daha görüyoruz. "Hoop 2. maç var daha" diyenler için Tahminkolik'te sıksık belirttiğim bir gerçeği bir kez daha paylaşmak istiyorum.Inter skor yakalamayı değil korumayı seven bir takımdır ve 2 gollük avantajı onlara verirseniz geri almanız imkansız yakındır.

Milan-Liverpool maçı mı? o ancak 10 senede bir gerçekleşir. Kısmet belki bu kez 2000'li yılların ikinci 10'luk periyodunun başında olur :)

19.04.2010

Mustafa Denizli Şampiyon Yaptıydın Bizi ....


Geçen sezon sonunda yıllar sonra gelen şampiyonluğunda etkisiyle Büyük Mustafa'ya methiyeler düzmüştüm yine OrtaKafaGol sayfalarında.Skor yazarı gene çıktı sayıp sövecek diyenler vardır; yok arkadaş sövmeyeceğim.Kendimce bir analiz yapacağım sadece.


Mustafa Denizli geçtiğimiz sezon çok yıprandığını uzun süre dile getirmiş , bu sezon çalışmak istemediğini net ifadelerle açıklamıştı.Zaten kariyerinin son dönemde hep 1 yıllık sözleşmelere imza atması da hocanın enerjisi hakkında az çok fikir verirken acıların çocuğu Yıldırım Demirören'in kendisine en az 5 sene başkanlığı getiren hocasını yıllık 4 m €'dan yeniden bağlaması süpriz olmadı.

Büyük Mustafa ikna oldu kalmaya ve geçen sene destek olduğu 8 puan geriden şampiyon yaptığı takımına ve oyuncularına güvenerek en büyük hatayı yaptı.Oda biliyordu Cisse'yi göndermekle hata yaptığını,Delgado'ya takım emanet edilemeyeceğini,Nihat'ın formsuz ve moralsiz olduğunu.Ama hesaplarına göre bunlar zamanla atlatılabilecek kusurlardı.Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Güvendiği dağlara tektek kar yağmaya başladı dört başı mağrur hocamın.Önce Tello ve Holosko'dan aldı darbeyi.Belki kariyerleri boyunca bu kadar formsuz olmamış 2 oyuncusundan sezonun büyük bölümünde hiç verim alamadı.Özellikle Kayseri maçı dışında bu sezon hiç ortaya çıkmayan ve Denizli'nin planlarında takımın ana hücum silahı olması beklenen Tello gerçekten facia bir sezon geçiriyor. Slovak Holosko ,Tello'ya göre daha istekli olsa da yaşadığı ağır sakatlığın etkilerini henüz üzerinden atabilmiş değil.

Ardından 2. darbeyi Mert Nobre'den aldı kurt hoca kariyeri boyunca 2 maçta bir gol atan Brezilyalı'nın Bjk karnesi 4 maçta 1 gole denk geliyor. Bu sezon ise 20 maçta sadece 1 (yazıyla "bir") gole imza attı kendisi ve Beşiktaş'a senelik maliyeti yaklaşık 6 milyon Tl .

Birde Yusuf meselesi var, geçen sene 2. yarıda transfer olduğu Beşiktaş'a yaptığı inanılmaz katkıyla adını aslar arasına yazdırıp Denizli'ye güven veren,bu sene ise 85 yaşındaki dedemden daha ağır hareket eden Yusuf .

Yabancı kontenjanının tıklım tıklım dolu olduğu bölümde savunmaya güç katması içim alınan fakat İspanya'daki oksijenin beyin devrelerinde hasara neden olduğunu düşündüğüm Beşiktaş'ın Bilicası İbrahim Kaş var.

Birde toplamda 14,5 m€'ya transfer edilen İsmail ve Tabata var.Neredeyse bütün transfer sezonunu Deco,Van Der Vaart ve Queresma gibi isimlerin peşinde harcadıktan sonra alınan Tabata.

Son olarak sezon boyu mükemmel oynayarak Bjk'nın bu noktaya kadar yarışın içinde kalmasını sağlayan Ferrari-Sivok-Ernst-Fink 4lüsünün de düşmesiyle zaten gol atamayan takım gol yemeye de başladı ve kaçınılmaz son bu hafta itibariyle koca bir buz dağı gibi önümüzde duruyor.

Hiç mi hatası yok hocamın , amenna hatasız kul olmaz demiş Orhan Baba :) tabi ki büyük hataları var(kime göre neye göre).Ekrem Dağ'dan ön libero yaratmaya çalışmak,Yusuf ve İbrahim Üzülmez(herkes bu senenin en formda oyuncularından biri olduğunu iddaa etsede kendisine elimde İsmail gib saf bir yetenek varken, BJK paf takımında bile yer vermem) 'de bu kadar ısrar etmek ,son dönemin moda değimi olan bir B planı eksikliği,gençlere olan aşırı ön yargısı,transferlere gereken müdahaleyi yapamaması ve pekçoğunun sadece özgüvenini kaybettiğine inandığı özünde gerçekten yeteneksiz olan oyunculara fazlasıyla güvenmesi gibi pek çok hata sayabiliriz.

Şimdi kendinizi Mustafa Denizli'nin yerine koyun.Bjk kadrosunun tamamının sağlam olduğunu ve Kadıköy'de forma giyebileceğini düşünün.Nasıl bir kadro yazardınız tahtaya ? Ben düşündüm.Uzun süredir bu olmayacak dizilişi takip ettiğimiz için bir an başka bir diziliş gelmedi aklıma fakat sonradan 4-4-2 gibi bir şey deneyebileceğim düşündüm.İşte benim kadrom :

Rüştü D --> Ferrari-Sivok-Toraman-İsmail OS --> Uğur-Ernst-Tello-Ekrem F --> Bobo - Holosko

Evet benim aklıma en çok yatan kadro bu ve bu takımla Kadıköy'de maç kazanma ihtimalimiz olduğuna kimse beni inandıramaz.

Adamın elindeki malzeme bu.Bu malzemeden helva yap diyorsun ama verdiğin Un( ana malzeme Tello),Şeker(tatlandırıcı Holosko-Tabata-Yusuf) ve Fındık&fıstık( Süs Nihat,Nobre) geçen seneden kalma,paketler açık kalmış ve bariz bir şekilde bozuk.

Bence Büyük Mustafa ,yutan elemanların cirit attığı saçmalık ötesi denklemde olsa olsa ufak bir etkisiz elemandır ... Sorunu nerede aramamız gerektiğini zaten bilen biliyor



Oradan Buradan Hafta Sonu

Derbi için iki gündür konuşulan tek konu hakem. Mehmet Demirkol’un dediği gibi hiç mi hırsızın suçu yok. Zira oyuncuların bu kadar kötü niyetli olması, sürekli birbirlerine horozlanmaları, hakemin maçı yönetmesini zor hale getirdikten sonra tüm suçu hakeme atmak ne kadar da Türk işi! İşin garibi bir Fenerli olarak maçı izlerken hakem bana da yaranamamıştı. Bana sürekli bizim yarı sahamızdaki her ikili mücadelede Beşiktaş lehine faul çalıyor, sürekli duran top imkanı veriyor gibi görünüyordu.


Sahaya dönmek gerekirse Mustafa Denizli’nin ne yapmak istediğini anlayan beri gelsin. Ligin 10. Haftası olur o zaman Kadıköy’den bir puan çıkarmak başarıdır ama şampiyonluk için mutlak kazanmak zorunda olduğun bir maça 9 savunmacı ile çıkmak ne demektir? Elbette Denizli, önce durdurayım sonra bir taktiksel değişiklikle bir hücumcu sahaya sürer, maç içi değişiklikle işi bitiririm planı yapmıştı ama öyle olsa bile 2. Yarı değişikliğinde sahaya Yusuf ya da Holosko’yu sürmesi lazımdı kanımca, bir başka defansif orta sahayı olaması değil. Netice itibariyle Üzülmez’in ofsayt sebebiyle kesilen pozisyonunu saymazsak şu penaltı pozisyonu dışında yüreğimizi ağzımıza getirecek bir pozisyon yaşamadan maçı bitirdik.


Maçın hemen sonrasında Real Madrid’in maçı vardı. Bir gece önce Barcelona’nın puan kaybetmesinden sonra Real, Valencia’nın üstüne aç köpekler gibi saldırdı ve istediğini aldı. Barcelona’nın Sevilla ve Villarreal deplasmanları var daha. İspanya da güzel geçecek.


City – United maçında James Joyce’daydım. Volkan sebebiyle uçucların yapılamaması yüzünden İstanbul’da mahsur kalan çok yabancı var. Bunlardan bir demeti Cumartesi James Joyce’daydı. United oyunu kontrol etmekte sorun çekiyor. Bayern maçlarında da böyleydi. İlk yarıda Valencia’nın sağdan getirdiği iki kontraatak dışında birşey yaptıklarını söylemek güç. Buna rağmen golün sol kanattan gelmesi ise ilginç oldu.


Son not geçen haftadan. Pele, “Messi önce 1000 gol atsın öyle gelsin” demiş. Bu cümleden hafiften bi yusuflama sezinliyorum. Kuşaklar değişiyor, bizim jenerasyon için bile Pele birşey ifade etmezken bugün 10’lu yaşlarda olan çocukların bundan 10 sene sonra “Pele diye biri varmış” diye bahsetmeleri oldukça olası. Futbolda istatistik kullanamazsın. Bir oyuncunun büyüklüğü attığı gol ile ölçülemez. Savunma oyuncusunun başarısını ölçebileceğin bir istatitstik yoktur. Yok illa forvetleri attığı gollerle karşılaştırabilirim diyorsan da 1950’nin futbolunda hayatında Avrupa’da oynamamış birinin attığı gollerle, dünyanın en rekabetçi liginde 50 sene sonrasının futbolunu oynayan birini karşılaştıramazsın.


Yarın ki Barça – Inter maçını Star TV yine yayınlamıyor. Bilginize.