İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

31.05.2006

Sıraları Gelmedi Mi Artık?

Ne kadar çok hayranı vardır kim bilir Arjantin’in. Mavi-Beyaz formalarını dünya üzerinde zevkle giyen kim bilir ne çok insan vardır. Neden bu kadar sevilir bu ülkenin takımı acaba? Ülkemizde de en çok sempati beslenen takımdır belki de Arjantin. Maradona, Kempes gibi isimler midir acaba bu sempatinin nedeni. Bu soruların cevapları nedir yada verdiğim cevaplar mıdır aranan cevaplar bilmiyorum ama Arjantin Kupaların en çok sevilen takımlarından biri olmaya devam edecek.

Arjantin 2006 Dünya Kupasının önemli favorileri arasında. Ezeli rakipleri Brezilya’dan hep birkaç adım geri kalmış olmanın verdiği bir hüzün vardır üzerilerinde. Bu Dünya Kupasında da insanların gözünde Brezilya kadar şanslı değiller elbette. Özellikle son dünya kupasında gruptan çıkamamış olmaları onları da geriye iten faktörlerden biri.

13 kez katıldığı dünya kupalarında 1978 ve 1986 Dünya kupalarında şampiyonluğa ulaştı Arjantin. 1930 ve 1990 da ise finalde kaybettiler kupayı. İtalya 90 finalinde, penaltı atışları sonucu Almanya’ya kaybettikleri maçı bir çoğumuz hatırlıyoruzdur. Maradona ile özdeşleşmiş olan bir takım Arjantin. Bunun gölgesinden kurtulamamış olmaları, onları hala Maradona veliahtını aramalarına neden oluyor. Ortega, Aimar, Riquelme derken şimdi de Messi’nin onun veliahtı olduğu düşüncesi tüm dünyada ve Arjantin’de hakim. Bu kez doğruyu bulmuş gibi görünüyorlar.

Arjantin özellikle son zamanlarda gençler bazında çok başarılı sonuçlara imza atıyor. Oyuncu potansiyelleri her zaman iyi oldu. Bu dünya kupasında da kadroda önemli oyuncular var. Bielsa’nın görevden ayrılmasıyla takımın başına getirilen Jose Pekerman’ın Arjantin’e gençler bazında getirdiği kupalar mevcut. Pekerman’ın belirlediği kadroda Veron, Zanetti gibi tecrübeli isimler ile önemli bir yıldız olması beklenen 17 yaşındaki Aguero yer almıyor. Arjantin’in kadrosuna biraz göz atalım.

Arjantin Milli takımının kalesini 34 yaşındaki Boca’lı kaleci Roberto Abbondanzieri koruyor. 21 kez milli olan kaleci Dünya kupasında da takımın bir numaralı kalecisi olacak. Atletico Madrid’li Leo Franco oldukça iyi bir kaleci. Belki de kaleyi Abbondanzieri’ den alabilir. 20 yaşındaki İndependiete’li Ustari üçüncü kaleci ancak Arjantin kalesini uzun yıllar koruyacak bir kaleci olması bekleniyor.

Arjantin savunmasının en önemli ismi hiç kuşkusuz 33 yaşındaki Valencia’lı Roberto Ayala. Mevkisinin dünyadaki en iyilerinden olan Ayala’nın yanında oynayacak isimlerde İtalya, İspanya ve İngiltere’de oynayan önemli oyuncular. Man. Utd. ’lı Heinze, Deportivo’lu Coloccini, Roma’lı Cufre, İnter’li Burdisso ve Zaragoza’lı Milito. Arjantin Milli takımının kaptanlığını da yapan Juan Pablo Sorin ve Lionel Scaloni savunmanın diğer isimleri. Arjantin savunmasının oldukça kaliteli ve tecrübeli oyunculardan oluştuğunu söyleyebiliriz.

Arjantin takımının orta sahasının en önemli ismi özellikle birkaç sezondur iyi işler çıkaran Juan Roman Riquelme olacak. 28 yaşındaki Villarreal’li oyuncu takımın oyun kuruculuğunu üstlenecek. Porto’lu 25 yaşındaki Luis Gonzalez son zamanlarda önemli bir performans ortaya koyan bir isim. Pablo Aimar, Esteban Cambiasso, Atletico’lu Maxi Rodriguez ve Corinthians’lı Javier Mascherano orta sahadaki diğer isimler. Arjantin takımının orta sahasında da çok önemli oyuncular var ne var ki bir çok rakibine oranla daha zayıf kaldıklarını düşünebiliriz. Özellikle Riquelme ve Aimar’ın istikrarsız oyuncular olması, onların kötü bir turnuva geçirmeleri durumunda takımın orta sahasının hücuma hiç bir şey verememesine neden olabilir. Maxi Arjantin takımında orta sahadan hücuma en önemli katkıyı yapacak oyuncu olacaktır düşüncesindeyim.

Arjantin forveti de dillere destan bir hücum hattı olmasa da çok önemli yıldızları bulunduruyor. Hernan Crespo, Carlos Tevez, Javier Saviola, Julio Cruz ve Lionel Messi. Bu oyuncular isim olarak dünya üzerinde önemli yerlere sahip forvetler. Özellikle Messi’den insanların beklentisi son derece yüksek. O’nun de bu beklentileri boşa çıkarmak niyetinde olmadığı kanaatindeyim. Forvetin en önemli ismi olan Crespo’nun bu yılı Chelsea’de pek de iyi geçirmemiş olması onlar için önemli bir handikap olabilir. Boca’lı Rodrigo Palacio kadrodaki diğer forvet.

Arjantin takımının dünya kupasındaki şansını değerlendirecek olursak çok zor bir grupta mücadele edecek olmaları ilk elenen büyük takım olmalarına neden olabilir. Elbette bu gruptaki en güçlü takım Arjantin ama Hollanda, Sırbistan ve Fildişi ile aynı grupta yer almak oldukça keyifsiz bir durum. Genel hatlarıyla Arjantin kadrosunun her zamanki gibi çok iyi olduğunu söyleyebiliriz ama kupadaki en iyi kadro asla diyemeyiz. Forvet ve savunmaya oranla orta sahada daha fazla sıkıntı çekmeleri olası görünüyor. Arjantin’in kupadaki şansını belirleyecek en önemli oyuncu kanımca Riquelme. Eğer yukarıda da bahsettiğim gibi Villarreal’li oyuncu kötü bir turnuva geçirirse Arjantin’in işi oldukça zorlaşacak. Crespo da yine önemli bir yer işgal edecek başarının gelip gelmemesinde. Messi’den ise oldukça umutluyum. Çünkü zaman hep Messi’nin kendini ilerlettiğini bize gösterdi. Takıma çok fazla katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Arjantin kalesi de diğer bir çok rakibine oranla daha endişe verici bir kale. Bu üç kaleci de örneğin İspanya kalesiyle kıyas götürecek bir kale değil. Kalede de sıkıntı yaşayabilirler diye düşünüyorum.

En son İtalya 90 finalini oynayan Arjantin’den beklentiler artık çok fazla. Son kupada ilk turda elenen bir takım olarak Arjantin, Almanya’da mutlaka en üstlere çıkmak zorunda olacak. Arjantin için kupayı kazanacak demek çok zor görünüyor ama işler bakarsınızı istedikleri gibi gider ve kupayı alırlar. Messi, Riquelme, Crespo ve diğerleri neden harikalar yaratmasınlar. Bizim beklentimiz bu sıcak futbol takımının erken elenmemesi ve onları daha fazla izleyebilmek.

30.05.2006

İspanya: Beklentilerin ve Hayal Kırıklıklarının Buluşma Noktası

Almanya 2006 için favori gösterilmeyen takımlardan biri İspanya. İspanya’nın favori olmamasını sağlayan sebebin geçmiş turnuvalarda yaşanan hayal kırıklıkları olduğu açık. Yoksa kimsenin İspanyol Milli takımının kadrosuna tek kelime edecek hali yok. Belki de turnuvadaki en iyi birkaç kadrodan biri.


1964 Avrupa Şampiyonluğu ve 1984 Avrupa ikinciliği İspanya Milli takımının bugüne kadar ki en önemli başarıları. İspanya bundan önce ilki 1934’de İtalya’da düzenlenen Dünya Kupası olmak üzere toplam 11 kez yer aldı Dünya Kupalarında. En önemli başarısı 1950’de dördüncülük. 90’lı yıllardan sonra İspanyol futbolunda önceki yıllara oranla bir yükseliş gözlendi. İlk izlediğim Dünya Kupası olan İtalya 90’da İspanya ikinci tura çıkmış ve Yugoslavya’ya uzatma dakikalarında 2-1 yenilerek elenmişti. Michel’li, Vazquez’li, Butrogueno’lu, Zubizarreta’lı kadrosuyla istediklerini elde edememişlerdi. Sonra Amerika 94’de çeyrek finale yükseldiler. İtalya ile çeyrek finalde karşılaşmışlardı ve Del Pierro’nun golüne engel olamayarak 2-1 kaybetmişlerdi maçı. Tabii kamera görüntülerinden sonra 8 maç ceza alan Tasotti’nin Luis Enrique’ye ceza sahası içinde atmış olduğu dirsek maçın sonucuna ne kadar tesis etmişti düşünmek gerek. Her zaman olduğu gibi oldukça kaliteli oyuncularla örülmüş bir İspanya kadrosundan söz etmek mümkündü yine. Fransa 98 ise tam bir hayal kırıklığıydı Boğalar için. Daha gruptaki ilk maçta Nijerya karşısında 2-1 öne geçtikleri maçta İspanyol tarihinin en çok milli olan adamı Zubizarreta’nin yemiş olduğu iki hatalı golle maçı 3-2 kaybetmişlerdi. Sonrasında 90 dakika baskılı oynadıkları Paraguay maçı 0-0 bitmiş son maçta Bulgarları 6-1 yenmeleri bir anlam ifade etmemiş ve gruptan çıkamamışlardı. Türkiye’nin üçüncü olduğu 2002 Dünya Kupasında ise Fifa’nın ayıbıyla karşılaşmışlardı. Çeyrek finalde penaltılar sonucu Güney Kore’ye elenen İspanya’nın bu maçta Morientes ve Helguera’nın attığı iki gol faul ve topun dışarıdan ortalanması gibi anlamsız nedenlerle sayılmamıştı. İspanya hiç kuşku yok ki bu turnuvada Brezilya ile beraber turnuvanın eniyisiydi. Muhtemelen finalde Brezilya’nın rakibi olacaktı başına bu kaza(Kaza diyorum ama art niyetli olunduğu açık) gelmeseydi. Bundan önceki turnuvalarda yaşanan Şansızlıklar, beceriksizlikler İspanyol Milli takımını bu turnuvada favori klasmanından bir alt klasmana itmiş durumda.


Şimdi İspanya, Almanya 2006’ya nasıl geldi buna bir göz atalım. 7. Grupta yer alan İspanya Sırbistan-Karadağ’ın ardından ikinci olarak play-off maçları oynamaya hak kazandı. Dünya Kupası ve Avrupa Kupası elemelerinde son iki elemeye kadar hep çok rahat çıkan İspanya Euro2004 elemelerinde ve bu son elemelerde oldukça zorlandı ve grup ikincisi oldu. Sırbistan-Karadağ’ın yanı sıra grubunda;Bosna-Hersek, Litvanya, Belçika ve San Marino yer aldı. Oynadıkları on maçta beş galibiyet beş de beraberlik aldılar. Play-off mücadelesinde ise Slovakya ile eşleşen İspanya ilk maçta İspanya’da Slovakya’yı Luis Garcia’nın mükemmel bir performans çizdiği maçta 5-1 yendi. İkinci maç ise 1-1 sona erdi ve İspanya Dünya Kupasına gitmeye hak kazandı. Teknik direktör Aragones eleme maçlarında çok sayıda oyuncuya yer verdi. Son olarak Nisan ayında 34 kişik bir kadro belirlemişti ve Mayıs ayı başında bu sayıyı 27’ye düşürdü. Betis’den Melli, Celta’dan Quibina, Getafe’den Gavilan, Zaragoza’dan Cani, Valencia’dan Vicente, Real Madrid’den Guti, Espanyol’dan De La Pena takımda yer vermediği isimler oldu. Kadroya çağrılmayan isimlerden Guti ve Vicente doğal olarak kafada soru işaretleri bıraktı. Bu sezon harika oynayan Guti’nin O’nun mevkiinde oynayan çok sayıda oyuncu olması sebebiyle alınmaması ve sezonun büyük bölümünü sakat olarak geçiren ancak hali hazırda iyileşmiş olan Vicente’nin yeterli seviyeye erişememiş olması sebepleriyle bu oyuncular takımda yer alamadılar. Sakatlığı sebebiyle takımda yer alamayacak bir önemli isim de Deportivo’lu Juan Carlos Valeron. O’nun eksikliğini de hiç kuşkusuz hissedecekler. Geçtiğimiz günlerde Luis Aragones kadrodan dört oyuncuyu daha çıkararak sayıyı 23’e indirdi. Morientes sürpriz bir şekilde kadrodan çıkarıldı ve Marchena kadroda kaldı. Ayrıca Javi Venta, Capdevila ve Baraja da kadroya alınmayan diğer isimler oldular. Şimdi 23 kişilik İspanya kadrosundaki oyunculara bir göz atalım.

Kaleciler:

1. Iker Casillas(Real Madrid):25 yaşındaki Real Madrid’li kaleci Almanya’da takımın as kalecisi olacak. Yaklaşık altı yıldır Real Madrid kalesini koruyan ve şu an Dünya’nın en başarılı kalecilerinden birisi olan Casillas ile İspanya kalesinin güvende olduğunu söyleyebiliriz. Bu sezonu da Real Madrid adına başarılı geçiren nadir oyunculardandı. Genç ama tecrübeli kaleci 56 kez A Milli takım forması giydi.

19. Santiago Canizares(Valencia):Yıllarca Real Madrid’de Buyo’nun yedeği olarak yer aldıktan sonra Valencia’ya geçip İspanya milli takımını da Zubizareta’dan devralan Canizares son birkaç yılda Casillas’ın yedeği durumuna düştü. 37 yaşındaki tecrübeli kaleci hiç kuşkusuz çok önemli bir kaleci. Canizares bugüne kadar 42 kez A Milli oldu.

23. Jose Manuel Pepe Reina(Liverpool): Barcelona menşeli, Villarreal kalesinden Benitez’in isteğiyle Liverpool’a giden ve Dudek’i yedek bırakan Reina da son derece başarılı sezonlar geçiriyor. İspanya Milli takımında Casillas ve Canizares’in varlığı nedeniyle üçüncü kaleci durumunda da olsa görev düştüğü takdirde başarıyla bunu yapacaktır. 2 kez Milli olmuş durumda.

Üç kaleci’nin de Dünya çapında üst düzey kaleciler olduğunu düşündüğümüz zaman belki de kaleci konusunda Dünyada bir numara olduğunu bile söyleyebiliriz İspanya’nın.

Defans:

5. Carles Puyol(Barcelona): 27 yaşındaki Puyol bana göre dünyanın en iyi defans oyuncusu. Barça’da ve İspanya Milli takımında uzun yıllardır müthiş bir performans çiziyor. O’nun olduğu bir takımda kalecinin görevi yarı yarıya düşüyor. (Sanırım kalecilerin aldıkların paralarının bir kısmını ona vermeleri gerekecek. )Henüz Puyol’un kötü bir gününü hatırlayan çıkmamıştır diye düşünüyorum. Barça ve Milli takımdaki ilk yıllarında sağbek oynayan oyuncu son dört yılda göbekte oynamaya başladı ve muazzam bir başarı gösterdi. 44 kez İspanya Milli takım formasını giydi.

15. Sergio Ramos(Real Madrid):20 yaşındaki Ramos bu sezon Sevilla’dan Real Madrid’e oldukça yüksek bir bedelle transfer olmuştu. Real Madrid savunmasının en önemli ismi haline gelen genç oyuncu çok sık da gol atabilme özelliğine sahip. Çok hırslı, çok çabuk ve Puyol’a göre de önemli bir hava hakimiyetine sahip. Çok kart görüyor olması onun tecrübe eksikliğinden kaynaklanıyor. Tek sıkıntısı tecrübe sorunu. Bunun dışında harika bir defans oyuncusu. Ramos bugüne kadar 8 kez Milli oldu.

22. Pablo İbanez(Atletico Madrid):24 yaşında ve 1. 92 m boyundaki Atletico savunmasının başarılı ismi Pablo son iki yılda Milli takımda yer alıyor ve bu süre içinde 8 kez Milli takım formasını giydi. Özellikle hava hakimiyeti üst düzey olan oyuncu Juanito ile birlikte Puyol ve Ramos’dan formayı almaya çalışacak. Oldukça kaliteli bir savunma oyuncusu olduğunu Atletico maçlarını izleyenler bileceklerdir.

20. Juanito(Real Betis): Betis’in başarılı savunma oyuncusu da uzun süredir milli takım kadrosunda yer alıyor. 29 yaşındaki, 1. 83 m boyundaki Juanito savunmadaki başarısının yanında yan toplarda da çok etkili olabiliyor. Tecrübeli savunmacı 14 defa milli oldu.

4. Carlos Marchena(Valencia):Kadrodaki beş Valencia’lıdan biri de Marchena. Savunmanın ortasında ve orta sahada savunmaya dönük oynayabilir. Marchena güvenilir bir stoper ancak çok sert olduğu ve sıkça kart gördüğü söylenebilir. Aragones O’nun tecrübesinden yararlanmak isteyecektir. 27 kez İspanya Milli takım formasını giyen Marchena 26 yaşında ve 1. 83m boyunda.

12. Antonio Lopez(Atletico Madrid):24 yaşındaki solbek Del Horno ile birlikte İspanyol takımının solbeki olacaklar. Bu sezon oldukça iyi bir performans çizen oyuncu hem hücumda hem de savunmada başarılı. Özellikle kesme diye tabir edilen frikikleri harika kullanan Antonio Lopez 8 kez A Milli oldu.

3. Asier Del Horno(Chelsea):Chelsea’nin A. Bilbao’dan bu sezon transfer ettiği oyuncu için ideal bir solbek diyebiliriz. 25 yaşındaki oyuncu İspanya’nın ilk onbirinde yer alması muhtemel. Mourinho’nun takımında savunma yönünü daha da güçlendirdi. İspanya Milli formasını 10 kez giydi.

2. Michel Salgado(Real Madrid):Real Madrid’in tecrübeli sağbeki Salgado’da 23 kişilik kadroda kendine yer buldu. Özellikle çabukluğu sayesinde savunmada önemli bir görevi yerine getiren Salgado hücumda da zaman zaman etkili olabiliyor. Eski yıllara oranla bir düşüş yaşadığını söyleyebiliriz. Ancak İspanyolların tecrübeli bir sağ beklerinin olmayışı O’nu kadroda tutan en önemli etken olsa gerek. Tecrübeli oyuncu 33 kez İspanya Milli takımında yer aldı.

İspanyol savunması eskiden beri eleştirile gelmiş bir savunmadır. Fakat son yıllarda iyi savunmacıları hem yetiştirmişlerdir hem de takım olarak nasıl iyi savunma yapılır çok daha iyi uygular hale gelmişlerdir. Puyol, Del Horno, Ramos, Pablo, Juanito, Marchena gibi sağlam savunma oyuncularıyla bu konuda bir sıkıntı yaşamaları muhtemel değil. Sadece sağbek konusunda biraz tereddütlerim var. Puyol ya da Ramos’u sağbekte kullanarak bu sorunu ortadan kaldırabilirler.

Orta Saha:

8. Xavi(Barcelona):Barcelona ve İspanya Milli takımının kuşkusuz en önemli orta saha oyuncusu. 33 kez Milli olan, 25 yaşındaki yıldız bu sezonun neredeyse tamamında sakattı. Geçtiğimiz günlerde tekrar takımına dönen Xavi yavaş yavaş oynamaya başladı. Dünya Kupasına 25 günlük bir süre kaldı ve Xavi hazırlık maçlarıyla birlikte form grafiğini yükseltecektir. Kuşkusuz mükemmel bir orta saha oyuncusu. Oyun zekası, teknik kapasitesi, devamlılığıyla her takımın sahip olmak istediği türde bir oyuncu.

18. Cesc Fabregas(Arsenal):Arsenal’in 18 yaşındaki genç yıldızı bir süredir İspanya Milli takımında da yer alıyordu ve kadroya da seçildi. Hatta ilk onbirde de onu sıkça göreceğiz. Mükemmel bir oyuncu olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım. Şampiyonlar ligi finalisti Arsenal’in orta sahasının en önemli oyuncusu. Bu kupaya damgasını vurması beklenen isimlerden biri. 2003 FİFA 17 yaş altı dünya gençler şampiyonasının en değerli oyuncusu olmuştu Cesc. Şu ana kadar 1 kez İspanya forması giydi.

13. İniesta(Barcelona):Andres İniesta 21 yaşında ve Barça’da bu sezon Xavi’nin de sakatlık probleminden sonra ilk onbir de çok sık yer aldı. O’nu izlerken Xavi’yi izlermiş gibi oluyoruz. Hücumda da etkili olabilmesi klasik orta saha oyunculuğunun yanında hücuma dönük orta saha oyunculuğu da yapabilmesini sağlıyor. Şampiyonlar ligi finalinde ikinci yarıda oyuna girip takıma yaptığı katkıyı hatırlayabiliriz. Henüz Milli takım formasını giymedi.

14. Xabi Alonso(Lİverpool):Guardiola futbolu bıraktıktan sonra Xavi ile birlikte O’nu aratmadılar desek yalan olmaz sanırım. Real Sociedad’da göstermiş olduğu mükemmel performansa Liverpool’da da devam etti. Xavi için söylediklerimin aynılarını O’nun için de aynen söyleyebilirim. İsabetli şutları da önemli bir artısı. Xabi Alonso 23 kez İspanya forması giydi.

6. David Albelda(Valencia):İspanyol futbolunun klasik ikili orta saha düzenin çalışkan adamını uzun zamandır Albelda oluşturuyor. Yanındaki isim Xavi, Baraja, Alonso, Guti gibi isimlerden biri de olsa O’nun yeri değişmiyor. 31 defa milli olan, 28 yaşındaki tecrübeli oyuncu rakibi bozmak konusunda hünerli olduğu kadar oyun başlatmakta da usta bir isim.

17. Joaquin(Real Betis):25 yaşındaki Betis’li sağ açık Jouquin İspanyolların son on yılda yetiştirdikleri önemli yıldızlardan biri. Bu sezon artık takımından da ayrılarak Avrupa’nın devlerinden birine transfer olması muhtemel. Dünyadaki en iyi açık oyuncularından biri durumunda. Karşısına rakip savunmacıyı aldığı zaman O’nu durdurmak bir hayli zor ve çok da güçlü bir oyuncu. Joaquin 36 kez İspanya forması giydi.

16. Marcos Senna(Villarreal):Brezilya asıllı olan Senna Villarreal’de göstermiş olduğu üstün performansla İspanyol vatandaşlığının ardından İspanya Milli takımında da forma giymeye başladı. (Türkiye’de Auerello’yu artık Milli takımda oynatmaya başlasa akıllıca olacak)29 yaşındaki oyuncu Albelda’nın yedeği olacak gibi görünüyor. Orta sahada çok koşan, rakibi bozan ve uzaktan mükemmel şutlar atan çok iyi bir oyuncu. Şu ana kadar O da Fabregas gibi 1 kez Milli oldu.

11. Luis Garcia(Liverpool):Atletico Madrid ve Barcelona’da oynadıktan sonra Benitez’in Liverpool’a transfer ettiği 27 yaşındaki Luis Garcia biraz istikrarsız bir oyuncu. Bazı zamanlarda sahada görünmeyen bazen ise maçı alıp götürebilen bir isim. Sol ve sağ açık olarak Jouquin ve Reyes ile birlikte kadroda yer buldu. Özellikle Slovakya ile oynanan eleme maçında harikalar yaratmıştı. Garcia 7 kez Milli oldu.

10. Jose Antonio Reyes(Arsenal):Sevilla’dan Arsenal’e önemli bir meblağ karşılığında transfer olan Reyes için hem biraz forvet hem de sol açık diyebiliriz. Vicente’nin olmadığı bu turnuvada sol kanadı ne kadar iyi kullanabilecek merak konusu. İstikrarsız grafiği en önemli dezavantajı ama iyi gününde de olursa mükemmel bir oyuncu. 10 numaralı formayı giyecek olan Reyes 16 defa Milli oldu.

İspanyol orta sahası her zaman özellikle göbekte oynayan müthiş oyunculardan kurulu olmuştur. Bu şampiyonada da bu bölgenin en iyilerine sahipler. Guti ve Baraja gibi son derece kaliteli iki oyuncu bile kendilerine yer bulamadılar. Sol ve sağ açıkları da her zaman çok etkili isimler olmuştur. Euro 2004 de İspanya adına en iyi iki isim sol ve sağ açık olarak oynayan Vicente ve Exteberria idi. Ne var ki bu iki oyuncu da yok bu Dünya Kupasında. Reyes, Garcia ve Jouquin de bu işi iyi yapacaklardır ama burada biraz sıkıntı yaşayabilirler. İspanyol futbolunun yaşadığı 10 numaralı oyuncu sıkıntısını Reyes ve Fabregas ne kadar giderebilirler bu da merak konusu. Bazı sıkıntılara rağmen çok yetenekli ve tecrübeli orta saha oyuncularına sahipler.

Forvet:

9. Fernando Torres(Atletico Madrid):İspanya’nın 21 yaşındaki altın çocuğu bir forvette olması gereken tüm özelliklere sahip. Boş alanlarda etkili olabilecek kadar hızlı, pivot santrafor oynayacak kadar da mücadeleci. Topu istediği yere kadar gönderecek kadar golcü, istediği rakibi geçecek kadar da teknik. Henüz çok genç olmasına rağmen oldukça da tecrübeli. İspanya iyi bir ritim yakalayabilirse O’da Dünya Kupasının yıldızı olabilir. Bu sezon Atletico’da zaman zaman etkili olamasa da Milli takımın en önemli golcüsü. Genç yaşına rağmen 27 defa İspanya Milli takımında yer aldı.

7. Raul(Real Madrid):28 yaşındaki Raul İspanya futbolunun en golcü ismi. Şampiyonlar Ligi tarihinin de en önemli golcüsü olan Raul bu sezon sakatlık nedeniyle verimsiz oldu. Henüz form düzeyi de yetersiz görünen golcü eski günlerinde olmasa da çok önemli bir futbolcu. Hazırlık dönemini iyi geçirebilirse Raul Torres ile birlikte önemli bir hücum silahı olacaktır İspanyollar için. 92 defa Milli olan Raul şu ana kadar attığı 46 golle İspanya Milli takım tarihinin en golcüsü.

21. David Villa(Valencia): İspanya’nın bu sezonki en önemli golcüsü David Villa. Zaragoza’dan Valencia’ya bu sezon transfer olan genç oyuncu harika bir sezon geçirdi. 24 gol atan Villa da neredeyse diğer tüm İspanyol oyuncuları gibi çok teknik bir oyuncu. Bu form düzeyi ile Torres’in partneri O olacak gibi. Villa 5 kez Milli oldu.

İspanyolların hücum hattında sadece üç oyuncu olması dikkate değer bir durum. Ancak Luis Garcia ve Reyes’in de hücum oyuncusu özelliklerinin fazlaca olması bu dikkat edilecek konuyu ört bas ediyor. Yine de kadrodaki tek gerçek santraforun Torres olması onun başına gelebilecek herhangi bir şeyde sıkıntı yaşamalarına neden olabilir.

Son olarak İspanya’nın turnuvadaki şansını değerlendirelim. Kadro itibariyle en güçlü bir iki takımdan biri oldukları şüphe götürmez bir gerçek. En önemli problemleri bugüne kadar yaşamış oldukları hayal kırıklıkları. Bu hayal kırıklarının nedenlerine burada eğilmek bir hayli zor. Ne var ki genel hatlarıyla İspanya başarısızlığıyla ilgili birkaç şey söylenebilir. 90 Dünya Kupasıyla birlikte Dünya ve Avrupa Şampiyonalarını izlemeye başlayan birisi olarak dört Dünya Kupası dörtte Avrupa Şampiyonası izledim. İspanya bunların bazılarında kendi beceriksizliğinden bazılarında şansızlıktan bazılarında ise hakemlerden ötürü istediklerini hiç gerçekleştiremedi. Hakem konusunu bir kenara bırakırsak şansızlık ve beceriksizlik gibi kavramlar İspanyolların bir türlü Almanvari turnuva takımı olamamalarından kaynaklanıyor düşüncesindeyim. Özellikle son şampiyonalarda kadrolarının oldukça kaliteli olduğu ortada zaten. Son Dünya Kupasını ayrı bir yere koymak da fayda var. Çünkü bu turnuvada İspanya finali hak eden bir oyun oynamış ama Mısırlı hakeme yenik düşmüştü. Bir türlü istenileni yapamamak onlar üzerinde strese neden oluyor elbette. Bu onlar üzerinde artı bir motivasyon da sağlayabilir. Bu sezon önemli bir çok oyuncusunun sakatlık ve form grafiklerinde düşüş yaşamaları da önemli bir sorun. Vicente ve Valeron’un olmayışları önemli bir handikap olacak. Vicente sakatlıktan çıkmış olmasına rağmen Raul ve Xavi nasıl takıma alınmışlarsa O’da takıma alınabilirdi. Raul, Xavi gibi çok önemli oyuncularının da bu sezon sakatlık ve formsuzluk problemleri onlarında takıma ne kadar fayda sağlayabileceği konusunda şüphe uyandırıyor. Genel olarak 4-2-3-1 oyun tarzını tercih eden İspanyol futbolu 4-4-2 yi de uyguluyor bazı zamanlarda. Ancak Luis Aragones 4-3-3 dizilişini bu turnuvada kullanacağını belirtti. Alan savunmasını başarıyla uygulayan ve mevkilerinin futbolunu nasıl oynamaları gerektiğini çok iyi bilen oyunculara sahip olmaları önemli bir avantaj. Torres gibi bir golcünün varlığı da kuşkusuz çok önemli. Sağbek, Solaçık ve forvet hattında sıkıntı yaşama ihtimalleri var gibi görünüyor. Dünya Kupasının en genç takımlarından biri olduğu düşüncesindeyim İspanya’nın. Kadroda genç ama tecrübeli çok oyuncu yer alıyor. Turnuvaya iyi başlayabilmeleri çok önemli. İlk maçında Ukrayna ile karşılaşacak olan Boğalar için grup aslında oldukça kolay. Tunus ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu grupta zorlanmadan çıkacaklardır. Grup birinciliği ise oldukça önemli. Birinci olurlarsa muhtemelen İsviçre rakipleri olacaktır bu da onları çeyrek finalist yapar. Tabi zaman ne gösterecek yine de bilinmez. Çeyrek final maçında ise Brezilya ile karşılaşmaları olası. İlerleyen turlar ise bildiğiniz gibi biraz şans biraz da FİFA ile alakalı. Bu nedenle çeyrek final oynamaları oldukça olası. Ondan sonra ise ne kadar gidebilirler bilmiyorum. Her mevkide çok önemli oyunculara sahip olan İspanya eğer kadrosuna layık olan futbolu ortaya koyabilirse Almanya’da finali de görebilir.


İspanya’nın ideal on birini tam anlamıyla şimdiden söylemek zor. Yapılacak olan hazırlık maçları ve rakip takımların özellikleri kadronun nasıl oluşacağını gösterecektir. Fabregas ve İniesta bu sezon yakaladıkları çıkışları Milli forma altında da Haziran ayında gösterebilirlerse şampiyonaya İspanya adına damga vurabilecek oyuncular. Torres’in Dünya üzerindeki en komple santrafor olduğu düşüncesinde olan birisi olarak O’nun performansını da merakla bekliyorum. İspanya Arabistan ve Tunus gibi takımların yer aldığı grupta çok gol atabilir bu da Torres’i Dünya Kupasının gol kralı yapabilir. İspanya için başka kritik oyuncular da var. Reyes ve Joaquin segileyecekleri performansı önceden kestirilmesi zor oyuncular. Bu iki adam da iyi bir turnuva geçirebilirse İspanya’nın önü açılacaktır.


Kalbimin İspanya ile birlikte olması Onlar için zaman zaman iyimser yorumlarda bulunmama neden olmuş olabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak kamuoyunda oluşan-özellikle son Avrupa şampiyonasındaki başarısızlık ve elemelerde zorlanılmış olması- bu kez İspanyolların şansı az havası bir avantaja dönüşebilir. Hem bakarsınız 2006 yılı sadece İspanyol takımlarının Avrupa’yı fethettiği bir yıl olmaz, Milli takımının da dünyayı fethettiği bir yıl olur.


Hep çok şey bekledim hep hüsrana uğradım. 2002 Dünya Kupasında sabah saatlerinde, televizyon karşısında penaltı atışları sonucu Güney Kore’ye elenirlerken ellerimi yüzüme kapadığım anı hatırlıyorum da şimdi bu kez fazla şey beklemeyeyim diyorum bu ülke takımından. Olmuyor yine de Beklentiler ve başarısızlıklar İspanya Milli takımı için bir fark edilirlikse de benim yine İspanya’dan beklentilerim var. Bakalım bu kez belki beklentilerle başarısızlıklar bir araya gelmez İspanya için.

Dünya Kupaları Tarihi (1954-1978)

1954:

İsviçre'de yapılan turnuva, bizim için farklı bir anlam taşıyordu, çünkü tarihimizde ilk kez Dünya Kupası'na katılacaktık. Nasıl katıldığımızı hepiniz bilyorsunuz zaten. İspanya'a karşı ilk maçı 4-1 kaybediyoruz. İkinci maçı 1-0 kazanıyoruz ama o zamanlar ikili averaj diye bir kavram olmadığı için, üçüncü maçı tarafsız sahada Roma'da oynuyoruz. O maç da berabere bitiyor ve tribünlerden gelen İtalyan çocuk Franco (şu an yaşıyor mudur acaba?) kurada bizi seçiyor ve Dünya Kupası'na katılıyoruz.

Macaristan, Almanya ve Güney Kore'nin olduğu grupta Macaristan'la oynamıyoruz. Nedenini sormayın, üzümünü yiyin.. Almanya ile iki maç, Güney Kore ile bir maç yapıyoruz. Güney Kore'yi 7-0 yendiğimiz efsanevi maç tabii ki gurur verici bir skor ama aynı 7 golü Almanya ile oynanan maçların ikincisinde yediğimizi de unutmayalım. Grubun en önemli maçında ise Macaristan, Almanya'yı 8-3 yener.. Ve daha sonra olacak final öncesi güzel bir mesaj verir.

Turnuva'da oynanan iki tane de enteresan maç var. Biri Avusturya'nın, İsviçre'yi 7-5 yendiği, ilk yarısı 24 dakikada atılan 9 golle 5-4 biten Dünya Kupaları Tarihi'nin en gollü maçı.
Diğeri de çeyrek finaldeki, Macaristan-Brezilya karşılaşması.. Macarların yıldızı Ferenc Puskas'ın oynamadığı, çamurlu zeminde çok çetin bir mücadeleye sahne olan, 4-2 Macaristan üstünlüğü ile sonuçlanan 'Bern Muharabesi' diye adlandırılan bu maçta, Brezilya'dan iki(hakeme diz çöküp yalvarmışlar ama fayda etmemiş), Macaristan'dan bir oyuncu atıldı.. Iki takım ikişerden toplam 4 penaltı kaçırdı. Ama en ilginci, maç sonunda Macar ve Brezilyalı oyuncuların, soyunma odasında ışıkları kaptıp, kavga etmesi ve bu kavga sonucunda hiçbir oyuncunun ceza almamasıydı..
Final maçını ilk tur gruplarında karşılaşan Macaristan ve Almanya oynadı.. Ilk turda 8-3 yenilen Almanya bu maçı 3-2 kazandı ve futbol dünyası 4 yıl arayla ikinci final şokunu yaşadı.. Çünkü bariz favori olan Puskas'lı, Kocsis'li(5 maçta 11 golle gol kralı oldu) Macaristan, daha yeni 8 tane attığı takıma yenilmişti.. Maç sonrası, Macaristan kalecisi şikeyle suçlandı, doping iddiaları ortaya atıldı. Özellikle bu iddiaların ikincisi çok ciddi.. Hala konuşulan ve kesinlik tabii ki kazanmasa da artık çoğu kişinin kabullendiği bir iddia.. Yazık Almanya'ya.. Doping yapmadıysa boş yere suçlandığı için yazık, yaptıysa daha da büyük yazık. Hatta yazıklar olsun..
Ama sonuç değişmedi.. 1950-55 arası oynadığı 51 maçın 43'ünü kazanan, kalelere 220 gol göndererek, maç başına 4 gol gibi bir ortalama yakalayan, Dünya'da turnelere çıkarak millete şov yapan (ki bir tanesi Türkiye'deydi, biz de onları yenip 50 yıl konuştuk) Macar efsanesi ölmüş, yerine ileride Dünya ve Avrupa Şampiyonları'na damgasını vuracak Almanya doğmuştu..
Burada bir ufak parantez de Ferenc Puskas'a açmalıyım.. 84 uluslararası maçta 83 golle kırılması çok güç bir rekoru elinde bulunduran, toplam 823 maçta 720 gol atan bir futbolcuya daha saygılı davranalım ve Doğu Avrupa tarihinin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu anketinde oyları Hagi yerine bu müthiş solağa verelim diyorum..

1958

Ilk kez televizyon yayının yapıldığı turnuva, Isveç'te yapıldı.. 4 Britanya takımı, Ingiltere, Iskoçya, Galler ve Kuzey Irlanda'nın çeyrek finale kadar geldiği (Kuzey Irlanda bu yıllarda bayağı iyiymiş) turnuvada çok fazla ilginçlik olmadı. Artık futbolun daha ciddi bir spor olduğu ve Dünya Kupaları'nın enteresan olaylar yerine futbol güzelliklerine sahne olmaya başladığı turnuvaydı.

1950'de Brezilya kendi evinde yaşadığı final şokunu Brezilya bu kez Isveç'e yaşattı ama bu kez futbol dünyası şoka uğramadı. Çünkü favori Brezilya idi.. Zaten tüm futbol kamuoyu, finale kadar da önemli işler yapan finalde ise biri o sürekli gösterilen vole olmak üzere, 2 gol atıp, maçı 5-2 ile Brezilya'ya getiren Pele'ye odaklanmıştı.. Biz fazla odaklanmayalım, çünkü yazmaya başlarsak, yazıyı Dünya'nın yarısının gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olarak
kabul ettiği bu isme ayırmış oluruz.. Sadece Santos'ta 1114 maçta 1090 gol attığını yazalım ve susalım...

Pele'nin ön plana çıktığı turnuvada başka yıldızlar da vardı.. Biri Sovyetler Birliği'nin efsanevi kalecisi Lev Yashin, diğeri de 6 maçta 13 gol atarak Dünya Kupalarında kırılması güç bir rekora imza atan Fransız Just Fontaine'di..
Şampiyon Brezilya'da ise Pele ile beraber ön plana çıkan diğer isim Garrincha oluyordu.. Babama göre Pele'den de iyi bir oyuncuymuş Garrincha.. Gerçi aynı babam Yattara'nın Garrincha'dan da iyi olduğunu söylüyor.. Gerçekten enteresan..

1962

1960'da 9.5 şiddetinde olan depremin yaralarını sarmaya çalışan Şili'de düzenlendi 1962 Dünya Kupası.. Pele'nin sakatlığı nedeniyle oynamadığı, onun yokluğunda az önce bahsettiğimiz 'Küçük Kuş' lakaplı Garrincha'nın yıldızlaştığı kupayı ikinci kez Brezilya kazandı..

Sovyetler Birliği grup maçlarında Kolombiya karşısında 4-1 öndeyken, Kolombiya birden uyanmış ve maç 4-4'e gelmiştir.. Bu, sönük geçen turnuvanın akılda kalan maçlarından biridir. Bu maçta 4 gol yiyen Yashin'in turnuvanın kalecisi seçilmesi ise enteresan bir olay..
Dünya Kupaları Tarihi'nde sıkça bahsettiğimiz meydan savaşı niteliğinde oynanan maçlardan biri de, Italya ile ev sahibi Şili arasında oynandı.. Tekmelerin yumrukların havada uçuştuğu, Italyan oyuncu Humberto Maschio'nun burnunun kırıldığı, çıkan ve çıkmayan kırmızı kartların çok konuşulduğu, futbol tarihinin leke maçlarından biri oldu bu maç.. Maç sırasında çıkan bir yumruklaşmada Italyan David oyundan atılırken, Şilili Sanchez'in sahada kalması, sahaya üç kez emniyetin girmesi bu maçı kara leke yapan diğer etmenler.. Bu arada emniyet ilk girişini ise sekizinci dakikada oyundan atılan Ferini'yi oyundan almak için yapmış.Hakemin kartıyla Ferini oyundan çıkmak istemeyince, tıpkı bir suçluyu mahkemeye götürür gibi emniyet Ferini'yi sahadan çekip almış.Gerçekten çok ilginç..

Bir başka ilginç olay da Çekoslavakya-Meksika maçında oldu. Vaclav Masek adlı çek futbolcu maçın 15. saniyesinde attığı golle, Dünya Kupaları Tarihi'nin en erken golünü attı.. 40 yıl sonra ise Hakan Şükür, bu rekoru 11 saniyeye getirdi. Hakan'ın bu golü için en güzel yorumu da Italyan Rai Sport yapmıştı: 'Bu maç için erken, bu kupa için geç atılmış bir gol..'' Hakan'a laf attık, bir de övelim.. Hakan'ın bu rekoru, bence diğer rekorlarının yanında kırlıması en muhtemel olanı.. Neyse uzatmayalım..
Final maçı Brezilya ile Çekoslavakya arasında oynandı.. Maçı 1-0'dan 3-1 yaparak Brezilya kazandı. Brezilyalı Vava, 58'den sonra bu finalde de golünü attı ve arka arkaya iki finalde ağları havalandıran tek futbolcu olarak tarihteki yerini aldı...

Neyse bu yazılık bu kadar yeter.. ÖSS'ye hazırlanmak için rapor aldım, okula gitmiyorum..
Beni tanıyan herkes bütün gün oturup ders çalışamayacağımı bilir.. Bu nedenle boş vakitlerimde, belki de her gün yazı yazabilirim.. Dünya Kupası'na kadar yazmak istediklerim yetiştirmeye(Tarih, stadlar, takımlar) çalışacağım ama yetişmese de diğer yazarlardan zaten yazılar gelecektir.. Şimdilik hoşçakalın..



1966

Görüntülerin renklenmeye başladığı, futbolun daha çok günümüz futboluna benzemeye başladığı, Dünya Tarihi'ne ismini yazdırmış futbolcuların çıkmaya başladığı yıllara geldik.. Fakat 1966 yılına geldik diye komiklik olmayacak diye birşey yok.. Dünya Kupası öncesi kupa çalınmış.. Ben ilk okuduğumda inanmadım.. Birkaç kaynaktan daha baktım, gerçek... Hakikaten komik.. Kupayı bulan ise Pickles adlı bir köpek oluyor.. Bir ağacın dibinde bulunuyor kupa.. Helal olsun Pickles'a, ne diyelim.. Daha da komiği kupayı çalan Edward Bletchly adlı arkadaş, hakim karşısında şu sözleri söylemiş: ' Karar her ne olursa olsun, tek dileğim Ingiltere'nin kazanması'.. Neyse dileği gerçek olmuş..
Turnuva'ya damgasını vuran ikinci hayvan ise Dünya Kupaları Tarihi'nin ilk maskotu Aslan Willie.. Özgür Willie ile karıştırmayın, bir alakası yok..

Anlayacağınız gibi Ingiltere'de düzenlendi 1966 Dünya Kupası. Turnuvanın enteresan takımı ise komünist rejimi nedeniyle Dünya tarafından dışlanan Kuzey Kore oldu.. Hem Italya'yı yendiler, hem de Portekiz karşısında ilk 25 dakikada 3-0 öne geçtiler.. Eğer turnuvanın yıldızı ve 9 golle gol kralı Eusebio, 4 gol atıp takımını 5-3 lük galibiyete taşımasaydı, Kuzey Kore yarı final oynayacaktı..
Eusebio ve Portekiz demişken, Portekiz'in 3. olarak Dünya Kupaları Tarihinde alıp alcağı en iyi dereceyi aldığını söylemeliyiz..

Şampiyon ise Alf Ramsey yönetiminde Ingiltere oldu.. Wembley'de Batı Almanya ile efsanevi bir final oynandı.. Nesi efsane demeyeceksiniz, çünkü bu siteye girip bu yazıyı okuyan herkes o maçı bilir.. Maç 2-2 biter ve ilk kez bir Dünya Kupası uzatmalara kalır.. Uzatma dakiklarında Hurst'un vurduğu şut üst direğe çarpıp yere düşer ve çizgiyi geçti mi, geçmedi mi tartışmaları hala sürer.. Sonuç: Gol geçerli sayılır ve Ingiltere ve bir gol daha bularak (gene
Hurst atıyor ve maçta da hat-trick yapıyor) 4-2 ile Dünya Şampiyonu olur.. Gol gol mü derseniz, ben değil derim.. Ama hala tartışılıyor ve kesin bir karar çıkmış değil.. Dünya Kupası'nın Ingiltere adına parlayan yıldızı Bobby Charlton'dır.. Ayrıca defans oyuncusu kaptan Bobby Moore da ön plana çıkan isimlerdendi.

1970

Her kupanın bir enteresan olayı oluyor.. Bu kupanın enteresan olayı ise epey acı verici.. Dünya Kupası'na katılmak isteyen El Salvador ve Honduras'ın sahadaki karşılaşmasını El Salvador kazanır.. Ama ne yazık ki mücadele sahada kalmaz.. Iki ülke arasında savaş çıkar ve binlerce kişi olur. Üzücü.. Bir benzerini biraz daha coşsa Isviçre maçından sonra biz yaşayacaktık.. (o maç benim hayatımda gittiğim tek milli futbol maçıydı ama hatırladığım, oraya gelen herkese bir silah versen savaşacak durumda olduklarıydı)

El Salvador, kupada ne yaptı? Gol atamadan üç maçını da kaybetti.. Peki şu anda aynısının Isviçre'nin başına gelmesini isteyen Türk sayısı ne kadar? Miktar bilmiyorum ama oran olarak yüzde 80 lerdedir.. Uzatmayalım..

Meksika'da yapılan kupa televizyon yayını faktörüyle gündüz, güneş altında oynandı ve sıcak futbolu etkiledi.. Bir benzeri 94 ABD'de olacak. Fakat fazla etkilenmeyen bir takım vardı.. Tostoa, Rivelino, Jairzinho, Carlos Alberto, Clodaldo ve elbette Pele'li Brezilya..
Dünya'daki çoğu futbol otoritesi tarafından gelmiş geçmiş en iyi milli takım olarak
kabul ediliyorlar ki, aldıkları sonuçlar bunu doğrular nitelikte.. Ilk turda Ingiltere'yi geçiyorlar.. Yarı finalde Uruguay'dan 1950'nin rövanşını alıyorlar ve finalde Azteca Stadyumu'nda 4-1 ile Italya'yı bozguna uğratıyorlar.. Finalin ilginç bir özelliği de var.. Kupayı ikişer kez kazanan Italya ve Brezilya kupayı üçüncü kez kazanıp, orjinalini müzesine götürmek için karşılaştı.. Kazanan Brezilya oldu ama 1984 yılında ikinci kez çalınan kupa bu kez bulunumadı çünkü eritilmişti.

Tekrar futbola dönersek, finalist Italya'da Riva ve Rivera ön plana çıkarken, üçüncü olan Batı Almanya'nın yıldızları Kaiser Franz ve 6 maçta on golle gol kralı olan Gerd Müller'di..


1974

1974 Dünya Kupası ilk ve son kez bir Türk hakemin maç yönettiği Dünya Kupası olur.. Doğan Babacan bu turnuvayla futbol tarihine de bir ilk kazandırır.. Dünya Kupaları Tarihi'nin ilk kırmızı kartını Şili'li Carlos Caszely'e göstermiştir..

Batı Almanya'da yapılan turnuvaya Orta Avrupa ülkeleri hakim olmuştur.. Batı Almanya, Dünya Şampiyonu olurken, sol komşusu Hollanda ikinci, sağ komşusu Polonya ise üçüncü olmuştur.. 4. ise son şampiyon Brezilya'dır..

Bu Dünya Kupası Doğu Almanya ile Batı Almanya'nın da karşılaşmasına tanık olur.. Maçın, Batı Almanya'da olması bir başka enteresanlıktır.. Sparwasser'in golüyle Doğu Almanya'nın kazandığı maç, Batı Almanya için utanç kaynağı, Doğu Almanya için ise propaganda aracı olmuştur..



Üçüncü Polonya'yı sürükleyen 7 golle gol kralı olan Grzegorz Lato'ydu.. Ikinci Hollanda ise efsanevi antrenör Rinus Michels'in(Ajax'taki başarılarıyla efsane olmuştur) yönetiminde Cryuff ve Neeskens gibi yıldızlarla ikinciliği almış ama şampiyon Beckenbauer ve Müller gibi iki süper yıldıza sahip olan Almanya olmuştu.. Müller demişken, kendisinin 62 milli maçta 68 gol attığını ve bu gollerin çoğunun önemli maçlarda, Dünya ve Avrupa Şampiyonalarında geldiğini unutmayalım..

1978

1978 Dünya Kupası'nı geçen turnuvada olduğu gibi yine evsahibi kazandı..
Fakat bir evsahibinin, evsahipliğini bu derece hissettirdiği ilk ve tek turnuva olmuştu.. Arjantin'de var olan askeri rejim nedeniyle ülke yoğun bir baskı altıda yaşıyordu.. Bir nevi bizim 'Istibdad Dönemi' gibi.. Ve bu sert rejim nedeniyle bir çok ülke turnuvaya katılmak istemedi. Sonuçta hepsi katıldı ama katılmayan oyuncular oldu.. Bunlardan en önemlisi ve hatırlananı ise tabii ki Johan Cryuff.. Cryuff, bence kazandığı büyük başarılar, ve futbol yeteneğinden çok bu yaptığıyla kendini diğer yıldızlardan ayırmıştır.. Herkes iyi futbolcu olabilir, hatta herkes büyük futbolcu da olabilir ama fenomen olabilmek başka birşeydir.. Cryuff da bir fenomendir..

Fakat Hollanda, Cryuff'un yokluğuna rağmen, finale kadar yükselmeyi başardı.. Rensenbrink, Kep, Van der Kerkhof ve Arie Haan gibi yıldızlar, Cryuff'un yokluğunda ön plana çıkan isimler oldu.. Özellikle Arie Haan'ın Italya'ya attığı gol, efsaneleşmiştir.. Babam yıllar boyu bu golü bana sürekli anlatmış, öve öve bitirememişti.. Daha sonra ben de izledim.. Babam biraz abartmış. Hatta sallamış. Şimdi bunun gibi sürekli gol oluyor. Tabii bu golün önemli bir maçta Zoff gibi bir kaleciye atılmış olma özelliği var ama ben yine de abartıldığı kadar iyi olduğunu düşünmüyorum..

Turnuvanın şampiyonu ise Arjantin olurken, askeri dikta, Arjantin'in finale kalmasını sağlayan en önemli etkenlerden biriydi.. Tabii ki yine askeri rejim nedeniyle hiç Boca'lı oyuncu olmamasına rağmen, Passarella, Kempes gibi yıldızları ile Arjantin iyi bir takımdı ve şampiyonluğa yakışıyordu..
Fakat finalistin grup maçlarıyla belli olduğu bir sistemde Brezilya ve Arjantin, final için averaj hesabı yaparken, Brezilya'nın maçını daha önce oynaması, sonrasında ise Arjantin'in, son maçında Peru'ya 6 gol atması ve Peru'nun kalecisinin Arjantin asıllı olması, o ana kadar ise 5 maçta toplam 6 gol yemiş olması, hep kafalarda yer tutan soru işaretleri.. Dünya Kupaları, 1934'den sonra ikinci kez diktatörlüğün kurbanı oluyor ve siyaset, futbola bir kez daha karışıyordu..

José + Abramovich = Haksız Rekabet

Chelsea
          Yarabbim nasıl bir takımdır bu Chelsea ki şampiyonluğu kimsede en ufak bir heyecan kıpırdanmasına neden olamadı? Sezonun ta başından beri o kadar kendinden emin ve sağlamcı bir performans sergilediler ki, ligin sonlarına doğru kimi maçlarda hafif tıkanmalarına rağmen rahat bir şekilde ligi zirvede bitirdiler. Dünyanın en hızlı liginde 38 maçta 21 gol yediler diyeyim gerisini siz çıkarın. Söylenecek fazla söze gerek yok; her transfer döneminde dünyada alınabilecek en pahalı 3 oyuncuyu alan bir takım, başta Mourinho kaldığı sürece bu kazanma geleneğini sürdürecektir.

Manchester United
          Garip gelebilir, ancak bence Manchester United bu sene kendini aştı. Alex Ferguson’ın yerinde olsam şampiyon olmuş kadar sevinirdim. Onca sakatlığa, Roy Keane ve van Nistelrooy sorunlarına rağmen lider Chelsea’nin 8 puan ardında (83 puanla) ligi 2. bitirdiler. Ancak Şampiyonlar Ligi’nde grupta 4. olarak elenmeleri biraz sırıttı. Yetmiyormuş gibi Rooney olgunlaşarak tam bir superstar haline geldi, yıllardır sakatlıklarla boğuşan Saha kendini buldu. Wigan’ı 4-0 ezerek kazandıkları Carling Kupası Şeytanları elbet kesmedi lakin tadından da yenmedi. Ancak seneye Ruud’u kaybedecekler gibi. Olsun, Sir Alex başta olduğu sürece United’ın başına ciddi bir şey gelemez sanki. Başarı, istikrar bu değildir de nedir?

Liverpool
          Rezalet başladıkları ligi 3. bitirmeleri büyük bir azim, kararlılık ve başarı örneği. İlk sezonunda (2004-05) Liverpool’u Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapan Benitez, bu sene bu unvanı koruyamasa da, Şampiyonlar Ligi’ne tekrar kalmanın yanında FA Cup’ı da alarak takımıyla uzun vadede istikrarlı bir grafik sergileyeceğinin sinyallerini verdi. Tek eksiği çok fazla transfer yapıp, takımın iskeletiyle aşırı oynaması.

Arsenal
          Sezonu en çok “rahatlayarak” bitiren takım oldular. Highbury’deki son senelerinde, onca sakatlığa, formsuzluğa ve takım içi sorunlarına rağmen (bkz. Arsenal’in En Çalkantılı Yılı), Şampiyonlar Ligi’nde finale kaldılar (şanssız bir şekilde elendiler), son haftada 4.’lüğü Tottenham’ın elinden alarak Şampiyonlar Ligi vizesi aldılar ve en büyük kabusları olan Henry’nin Barça’ya gitme olasılığı gerçekleşmedi. Süperstar, sözleşmesini 4 yıllığına uzatarak bir kulüp efsanesi haline gelmeyi garantiledi. Highbury’deki son maçlarında Wigan’ı 4-2 yenerek 4.’lüğü ele geçirdikleri maç unutulmazlar arasına girdi. Aynı maçta Henry hat-trick yaparak kendini aştı. Seneye genç oyuncuların daha da olgunlaşmasını umacaklar.

Tottenham
          Fenerbahçe’nin Türkiye Süper Ligi’nin son haftalarında sergilediği cehaletin bir benzerini Tottenham Hotspur Premier League’de gösterdi. White Hart Lane’de Arsenal’le 1-1 berabere kalarak, ligin bitimine 4 hafta kala, ezeli rakiplerine 4 puanlık bir bariyer koymuşlardı. Fakat bu üstünlüklerini heyecanlarından ve tecrübe eksikliklerinden dolayı koruyamadılar. Arsenal son haftada Wigan’ı 4-2 yenerken Hotspur, bir başka ezeli rakibi West Ham’a, Upton Park’ta 2-1 yenildi ve dizini dövmekle yetindi. Seneye daha fazla transfer bombası patlatıp yeniden ilk 4’ü zorlamaya çalışacaklar.

Blackburn
          Kısıtlı imkanlarına rağmen 6. olmaları büyük başarı. Sorunlu geçmişini unutup nihayet kendini işine vermeye yeltenen Bellamy, soccernet.com tarafından bu sezonun en iyi çıkış yapan oyuncusu seçildi. Keza bu ödülü pekala Gamst-Pedersen de alabilirdi. Mark Hughes’ın da takımın başında git gide olgunlaşan, başarılı bir yönetim sergilediği aşikar. Seneye UEFA ve ligi beraber götüremeyecekler gibi, takviye yapmaları şart.

Newcastle
          Newcastle statüsündeki bir takım kendini Chelsea sanıp 2 sezonda 60 milyon ₤ harcarsa ne olur? Bu sezonun başında Souness bunu yaptı ve ne olacağını gördük. Başarısızlık kaçınılmazdı. Oyuncular ne kadar kaliteli olursa olsun, İngiltere’ye ve birbirlerine uyum sağlamaları zor olacaktı. Souness kovulup altyapı sorumlusu Glenn Roeder “emanetçi menajer” olarak takımın başına getirildiğinde küme düşme hattındaydılar. Ligi ise 7. bitirdiler. Peki bunu nasıl başardılar? Hedef küçültmek, menajer değişimi, her zaman baskı ve stresi azaltan faktörlerdir. Baskı azalınca, gerçekten kaliteli bir kadrosu olan Tyneside, birazcık da özüne dönüp Ameobi, Chopra, N’Zogbia gibi gençlere şans vererek, felaketin eşiğinden döndü. Birkaç sene önce, sinir sisteminden ciddi ameliyatlar geçiren ve hayatta kalması mucize olan Roeder ise, 2 senelik sözleşmeyle ödüllendirildi.

Bolton
          Big Sam yönetiminde git gide yükselen, yavaş ama emin adımlarla sınıf atlayan takım görüntüsünü bu sene de bozmadı Bolton Wanderers. Özellikle Kevin Nolan’ın şahane bireysel performansı takdire değerdi. Oynadıkları çirkin, sert ve çağdışı futbolla çoğu futbolseverin tepkisini toplamaları yüzünden, Sam Allardyce İngiltere’nin başına getirilmedi. Seneye de aynı çizgide gidecekler. Yaşlı, küskün yıldızlar Big Sam’in elinde yeniden huzur bulacaklar.

West Ham
          Futbolcu fabrikası, altyapısının ve gençlere olan inancının ödülünü yeni yükseldikleri Premier League’de 9. olarak aldılar. Rio’nun kardeşi Anton Ferdinand, takımın en çok göze batan ismiydi. Ama bu demek değildir ki rehavete kapılırlarsa seneye küme düşmeyecekler.

Wigan Athletic
          Lige öyle bir başladılar ki, az kalsın Şampiyonlar Ligi’ne kalacaklar sandık. Ancak kadrolarının darlığı takımın yorulmasına ve bu uzun maratonda tökezlemelerine neden oldu. Olsun, çok iyi bir başlangıç performansı yine de… Chimbonda, Roberts, Camara, Baines, Bullard adeta parladılar. Carling Cup’ta da final oynadılar, bakalım seneye ne yapacaklar?

Everton
          Geçen sene Şampiyonlar Ligi vizesi almış bir takımdan daha fazlası beklenirdi. Bu sene hem devler ligine kalamadılar, hem de önemli bir kısmını küme düşme hattında geçirdikleri ligde 11. olabildiler. Yeniden yapılanma sürecini acilen atlatmaları lazım yoksa seneye işleri çok zor (bkz. Everton Tekrar Yükselebilecek Mi?).

Fulham
          Kadrosunun üstünde işler yapan başka bir takım da Fulham… Kağıt üstünde küme düşmeleri gerekirdi. Ancak oynadıkları şık futbol, savaşçı ruhları ve McBride-Helguson forvet ikilisinin etkileyici performanslarıyla ligi 12. bitirdiler. Fulham küçük bir kulüp ancak kanımca başta Coleman gibi ileri görüşlü bir menajer olduğu sürece sırtları pek yere gelmez.

Charlton
          Bir Alan Curbishley klasiği… Lige sıkı bir başlangıç, ardından küme düşmeme savaşı. Son 4 sezondur Charlton’ın başına bu senaryo geliyor. Neyse artık Curbishley yok. Kendisi sezon sonunda istifa etti; ailesine daha fazla vakit ayırmak istiyormuş. Yerine Crystal Palace’dan tanıdığımız Ian Dowie geldi. Bakalım çılgın dazlak Dowie seneye ne yapacak? Unutmadan… Darren Bent sezon boyu sergilediği inanılmaz performansla İngiltere’nin Almanya’06 kadrosuna çağırıldı.

Middlesbrough
          Gerçekten çok enteresan bir sezon geçirdiler. Güzel bir kadroya sahip olmalarına rağmen, sezonun ortasında gayet de sağlam bir şekilde küme düşeceklerdi. Hatta bir ara Arsenal’den 7 yediler. Bütün bu kargaşanın ortasında, McClaren’ın, Sahte Şeyh skandalı nedeniyle Almanya’06’dan sonra Eriksson’dan boşalacak olan İngiltere milli takımı patronluğuna getirileceği dedikodusu, takımda konsantrasyonun sıfırlanmasına neden oldu. Neden sonra toparlanmayı başardılar, efsanevi maçlar sonucunda (hep geriden gelip, hep son dakikada, hep Maccarone ile) UEFA Kupasında finale dahi çıktılar. Seneye McClaren’siz ne yapacaklar acaba?

Manchester City
          Ara transfer sonrası tahminlerimde, City’nin çıkışının bir de inişi olacağını öngörmüştüm (bkz. İngiltere’de Ara Transfer & Sezon Arası Tahminleri-2), yanılmamışım. Barton’ın takımdan gitmek istemesi bütün havayı bozdu ve City, geleneği bozmayarak ligi düşme potasının hemen üstünde bitirdi. Menajerlik kariyerindeki ilk sezonu olduğu için Stuart Pearce yine de başarılı sayılır. Ara transferde getirdiği Riera ve Samaras ise bu takıma uzun yıllar hizmet edebilir.

Aston Villa
          Sezon öncesi tahminlerimde küme düşmemelerinin büyük başarı olacağını söylemiştim (bkz. Sezon Preview-2). Zoru başardılar. Birmingham City de düştü zaten; az kalsın Ada’nın en büyük ikinci şehrinin Premiership’te hiçbir temsilcisi kalmıyordu. Sorun çok basit: kadroları çok kötü, paraları yok. Baros ve Barry de küme düşme korkusunu iliklerine kadar hissetmişler ki yazın transferini istediler. Moore, Abgonlahor gibi gençlerden medet ummak zorundalar gelecek sezon için.

Portsmouth
          Gerçekten ucuz yırttılar. Sezon arasında başa İngiltere’nin Yılmaz Vural’ı Harry Redknapp getirilmese kümeyi düşmüşlerdi. Gadyamak’ın onca yatırımı, yapılan onca transfer (bkz. Para Babaları İngiltere’ye Akıyor) boşa gidecekti. Kümede kalmayı garantiledikleri 37. hafta sonrası hem yönetim, hem Redknapp, hem de futbolcuların bi sigara yaktıklarına emin olabilirsiniz.

Birmingham
          Hey gidi günler! Heskey, Dunn, Melchiot, Forsell… Bu adamlar alındığında, kimsenin Birmingham’ın flaş takım haline geleceğinden şüphesi yoktu. Fakat onlar taraftarlarını yanılttılar. Sutton ve Pennant’ın son gayretleri de yeterli olmadı ve Championship’i boyladılar. Açıkçası düşmelerini beklemiyordum. Şimdiden takımın yarısı transferini istedi bile. Allah sabır versin…

West Bromwich Albion
          En sonunda düştüler. Geçen sene de son maçta, Quashie’nin golüyle kılpayı kurtulmuşlardı. Bu sezonun ortasında da Quashie’yi tekrar transfer ettiler, belki benzer bir mucize gerçekleştirir diye ama nafile… İyi oldu, yıllardır bu lige yakışmadıklarını söylemekten dilimizde tüy bitmişti zaten. Onları özlemeyeceğiz.

Sunderland
Bu takım hakkındaki tek iyi şey şık formaları ve güzel stadyumları. O kadar… Bu seneki performanslarıyla Premiership tarihinin en kötü takımı olmaya hak kazandılar. Onlar hakkında konuşmak bile gereksiz. Seneye, bu takıma yakışmayan Whitehead’le Arca da kendilerini kurtarırlar artık.

23.05.2006

İlk Göz Ağrısı

Futbolla yatıp kalkmaya başlamanın en uygun yaşları 10-12 yaş civarıdır. Futbolcuların adları, takımları ezberlenmeye başlanır ve bundan tuhaf bir zevk alınır. Belirli bir futbol hafızası oluşturulduktan sonra insan dünyada futbolu en iyi kendisinin bildiğine inanmaya başlar, kralını tanımaz. Bu durum çoğu bünyede hayatın sonuna kadar devam eder, ülkemizde siyaset ve futbol bilgisi ve uzmanlığı doğuşta bahşedilen bir nimettir. İşte İtalya 90 da benim 10 yaşıma, futbol camiasına armağan edildiğim zamana rastlar.


Bahsi geçen dönem aynı zamanda ülkemizde bir çocuğun hayatın acı gerçeklerinden ilki olan Anadolu Lisesi sınavına gireceği 5. sınıfın (ki artık bu durum değişti) öncesindeki yazdır ama ne önemi vardır ki? 86’yı hayal meyal hatırlayan bu genç dimağ 30 gün boyunca çıkacak her gazete yazısını, yayınlanacak her televizyon programını izlemeye hazırdır. Babaannenin rahatsızlığı sebebiyle görev yeri anne tarafının memleketi Çaycuma olarak belirlenir. Üstelik belirtilen yerde doğumdan itibaren her oyunun ortağı, bir miktar daha sorumluluk sahibi olmakla beraber aynı görev bilincine sahip kuzen de hazır beklemektedir. Kafalardaki tek soru işareti Tolga’nın birkaç yıl önce ailenin genetik baskılarına dayanamayıp gözlük takmaya başlamış olmasıdır. Evet İtalya’da bir turnuva yapılacaktır ama evin holünde de bir turnuva düzenlenecektir ve bunun için iki adet sağlam, şut çekerken sakınma ihtiyacı duyulmayan adaleli vücuda ihtiyaç vardır ve dahi gözlük bu kapsamda ele alınmamaktadır. Çok geçmeden sıkıntı dağılır çünkü sevgili kuzenim patenti James Worthy’e ait düzenek sayesinde kendisini ve turnuvamızı emniyet altına almıştır.


Taraflar buluşma öncesinde hazırlıklarını kendi başlarına yaparlar. Gazetelerin şimdilerde kuponla verdikleri Dünya Kupası rehberleri o zaman bedavadır. Bunlardan çok sayıda edinilir, oyuncular ve teknik adamlar hafızaya alınır, saflar tutulur. Bendeniz ev sahibi İtalya’yı desteklemeyi tercih ederim, müstakbel mühendis Tolga o zamandan ortaya koyar mekanik beynini ve Alman Panzerlerini tutma kararı alır. Bu sırada artık satılmayan Cincin sakızları Dünya Kupasını paraya çevirmenin bir yolunu bulur ve futbolcu resimleri çıkan sakızları piyasaya sürer. Ancak örneklem almanın ne olduğunu o yaz deneme sınama yoluyla öğrenen ben ve kuzenim fark ederiz ki bir kutudan yalnızca koleksiyon numarasına göre 10 farklı oyuncu resmi çıkmaktadır. Bu durumdan zararlı çıkan dayım olur çünkü dükkanda Cincin satması için kendisine baskı yapılmaktadır, gelen kutular iki deneyimli koleksiyoncu tarafından test edilmekte, elde olan bir seri olduğu anlaşıldığında her fırsatta ağza sakız atılmakta, şekeri bitene kadar çiğnenmekte ve yeni kutu talep edilmektedir. Elde edilen nadide koleksiyon bugün de ziyaretçilere bir Mısırlı çorap kutusu içinde sergilenmektedir ( Son gidişimde kutuyu bulamadık, bir tarihi eser kaçakçılığından endişe ediyoruz).


Günler 12 Haziran’ı gösterir, Arjantin-Kamerun maçıyla hadise başlar. Omam Bıyık bir dikey zıplama rekoruyla kafayı çakar, İtalya’da işler karışır oysa Çaycuma’da sistem tıkır tıkır işlemektedir. Sistem şudur; birkaç büyük takvim yaprağı alınır, arkasına bütün takımların kadroları ve fikstür işlenir. Akabinde gerçek fikstür doğrultusunda maçlar tarafların sırayla kaleci ve oyuncu olması suretiyle “yaptırılır”. Oyuncu olan taraf aynı zamanda spikerlikten sorumludur ve maçın gidişatı esnasında gerekli ambiyansı sağlayamazsa kaleci tarafından uyarılır. Holdeki masa frikikler sırasında baraj, oyun içinde çalımlanacak rakip vazifesi görür. Topun çatal diye tabir edilen bölgeye gitmesi halinde aynı bölgede konuşlanan saksı yere düşer, sevgili yengem evdeyse teskin edilir ve dağılan kumlar toplanır, yengem evde değilse kumlar toplanır ve atılan golden övgüyle bahsedilir. Aynı zamanda kale olan bölgenin oda kapısı olması, ağlarla buluşan topların “bam” diye bir ses çıkarması nedeniyle içerideki odada üniversite sınavına hazırlanan Tuğba Ablamın bu durum karşısında çileden çıkmasına anlam verilemez. Ortada gerçekleştirilmesi gereken bir turnuva vardır ve organizasyon aksaklıklara rağmen devam etmelidir. Bahsi geçen aksaklıkların başında eve gelen ve gitmek bilmeyen misafirler gelmektedir. İzlenmesi gereken kupa maçları ve çimenlik diye tabir edilen spor kompleksinde yapılması gereken müsabakalar düşünüldüğünde son derece kısıtlı olan zamanımız bu spor düşmanları tarafından harcanmaktadır. Gerçek hayatta turnuva ilerlemektedir, İtalya güç bela gerekeni yapmakta, turnuva öncesi bel bağlanan Vialli’nin yerine golleri Schillachi adında bir yedek atmaktadır. Almanya ise vuravur gitmektedir, Matthaus, Brehme, Völler, hepsi formdadır. Türk insanının gözbebeği Brezilya ikinci turda ezeli rakibi Arjantin’e elenmiştir, dayım anlayamadığım bir üzüntü içine girer. Yarı finallere gelinir; Almanya-İngiltere, İtalya-Arjantin. Maçların ikisi de penaltılara kalır, İngiltere penaltı atamama konusundaki kabiliyetini ilk kez burada teşhir eder. Benzeri bir hünere sahip İtalyanlar da ev sahibi oldukları turnuvaya veda ederler. Hoş, maç Napoli’de oynanmıştır ve İtalyanların önemli bir kısmının Maradona’yı tuttukları söylenmektedir…


Final çok sıkıcıydı. Hiçbirini tutmadığım taraflar hiçbir şey oynamadılar, tutmadığım taraflardan Alman olanı tartışmalı bir penaltı kazandı, o penaltıyı da sol bek Brehme sağ ayağıyla attı! Turnuvanın sürprizi Kamerun ve Milla Dede oldu, şakası ise Higuita. Turnuvadan sonra Schillachi’yi bir İnter’e transfer olurken duyduk bir de İtalya’da bizim Ünlüler Evi muadili programa katılırken. Osieck o zaman yardımcı antrenördü ve ilk kez o zaman Terminatör’e benzetmiştim onu. Hollanda büyük hayal kırıklığı yarattı en çok da Van Basten.


Bizim turnuva nasıl bitti kim gol kralı oldu hatırlamıyorum. Dünyanın sayılı arşivcilerinden yengemin bizim dökümanları sakladığına inanıyordum, çıkmadı. Ama 1990 yazının 42 günü beni olduğum insan yaptı.

22.05.2006

Biri Bayern'i Durdursun!

Öncelikle bu yazıya başlamadan önce ÖSS senesi olan ve bu yazıyı yazmaya vakit bulamayan Oben Kaymakçalan' a hayatının en önemli sınavında başarılar diliyorum. Almanya Ligi' ni sadece bir kere yazacağım çok bilgim olmayan bir lig olduğu için zorlanacağım bu yazıdan sonra işi yine ehline bırakacağım...

Güzel bir Bundesliga daha izledi futbolseverler. Şampiyonluğa yine Bayern, ambargo koymasına rağmen bu sene ligdeki yabancı yıldızların kalitesinin artması doğrultusunda ligdeki futbol kalitesi de oldukça arttı. Özellikle Hamburg yaptığı sürprizle lige yeni bir heyecan getirdi. Takım takım değerlendirme yapmak tarzım olmasa da bu tek yazıya özel takım değerlendirmesi yapalım.

Bayern Münih

İki kupayı birden kazanarak sezonu yine karnaval havasında bitirdiler. Yıldızları Ballack' ı Chelsea' ye kaptırarak üzülselerde onun yerine doldurabileceklerini düşünüyorum. Takımda sürpriz olarak ön plana çıkan bir oyuncu yoktu. Bilindik yıldızlarıyla iyi işler yaptılar. Şampiyonlar Ligi' nde isteyecekleri en son takımla eşleştiler ve elendiler. Bana heyecan veren tek oyuncuları Bastian Schweinsteiger' di. Hem sağ hem de sol kanatta görev yapabilen genç panzer adam eksiltmekteki yeteneğiyle oldukça göz doldurdu. Bayern' in geleceği için oldukça önemli bir oyuncu.

Werder Bremen

Bundesliga' da futbolseverlere en çok zevk veren takımdı. Gole dönük harika bir oyun izlettiler herkese. Şampiyonlar Ligi' ne direkt gitme vizesini en büyük rakipleri Hamburg' u deplasmanda yenerek bunu hakettiklerini herkese gösterdiler. Klasnic ve Klose Avrupa' da bu sezon en efektif ikililerden biri olarak göze çarptı.

Hamburg

2004-2005 sezonunda benim en büyük hayal kırıklığım olan Hamburg sezon başı Hollandalı yıldız Rafael Van Der Vaart'ı alarak basına büyük bir malzeme verdi. Sezona çok iyi başladılar izleyenlere çok zevk verdiler. Tek sorunları olan savunmayı sezon ortası Ajax' tan Nigel De Jong' u alarak sağlamlıştırdılar. Sezon sonuna doğru Van Der Vaart' ın yaşadığı sakatlık onlarında belini büktü ve 3. bitirmek zorunda kaldılar.

Schalke

Bundesliga' nın en derin ve en pahalı kadrolarından birine sahip olmalarına rağmen taraftarları için hayal kırıklığı oldular. Alman futbolunun en iyi forveti Kuranyi ve Avrupa' nın en çok koşan 10 numarası Lincoln' e sahip olmalarına rağmen onları seneye Şampiyonlar Ligi' nde göremeyeceğiz.

Bayer Leverkusen

Dar kadroları olmasına rağmen iyi mücadele ettiler. Büyük maçlarda kötü performans göstermelerine rağmen UEFA biletini aldılar. Seneye bir iki takviyeyle bir yerlere gelebilirler. Ama şampiyonluk hayal.

Hertha Berlin

Vasatın üstünde savunmaları ve iyi bir orta sahaları olmasına rağmen onlara yakışmayacak forvetlere sahip oldukları için 6.' lıkla yetinmek zorunda kaldılar. Vasatın üstünde bir forvet bile onları iyi yerlere götürebilir.

Borussia Dortmund

Lazio' nun yaptığı hamleleri yapıp borçlarından kurtulmaya çalışıyorlar. Elindeki çoğu değerleri satıp borçlarından kurtulmaya başladılar. Genç oyuncular bakımından çok iyi bir sezon geçirdiler. Koller sakatlanmasaydı UEFA kupası mücadelesi bile yapabilirlerdi.

Nürnberg

İstikrarsız bir performans sergilediler. Bazı büyük takımların başına büyük belalar açtılar ama çıkabilecekleri en üst sıraları yakalayamadılar. Stutgart ve Hertha gibi iki takım kötü performans sergiliyorsa bu takım UEFA bileti almalıydı. Bana göre başarısız bir sezon geçirdiler.

Stuttgart

Bu sezonun en büyük hayal kırıklığıydı. Sezon başı Tomasson, Gronkjaer ve Hitzlberger gibi 3 iyi oyuncu transfer etmelerine rağmen Trapattoni' yi seçme hatasında bulundular. Klasik bir Alman antrenörle Avrupa' ya gidebilirlerdi.

Borussia Mönchengladbach

Sezon başı Elber gibi bir oyuncuyu kadrolarına kattılar. Ama hiç verim alamadıkları için onu bırakmak zorunda kaldılar. Ayrıca Marek Heinz gibi kaliteli bir oyuncuyu Galatasaray' a kaptırdılar. Orta sıralarda kalarak iyi bir sezon geçirdiler.

Mainz

Sahalarında oynadıkları karşılaşmalarda başarılı oldular. Deplasmanda biraz daha dişli oynayabilselerdi daha iyi yerlere gelebilirlerdi. Ama kısıtlı kadrolarına rağmen iyi işler yaptılar.

Hannover

UEFA kupası için oynayan takımların canını çok yaktılar ama çok dar kadroları olduğu için çok iyi performans gösteremediler. Kadrolarındaki tecrübeli oyuncuları kadrolarında tutarlarsa seneye heyecan getirebilirler.

Bielefeld

Doğu Avrupa' lı oyuncuların ağırlıklı olduğu Bielefeld sezonun büyük bölümünü hedefsiz oynadı. Ligin sonlarına doğru oyuncularının kafalarının tatile gitmesi nedeniyle ufak bir düşme korkusu yaşadılar ama ligde kalıcı olduklarını gösterdiler.

Frankfurt

En iyi oyuncuları olan Armin Skela' yı Kaiserslautern' e kaptırdıkları için çok zorlandılar. Kendi evlerinde kazanmaları gereken maçları kazanarak ligde kalmayı başarılar.

Wolfsburg

Arkalarında ünlü araba markası Wolksvagen olmasına rağmen ellerinde parayı çok kötü kullandılar. D' Alessandro gibi bir yeteneği hiç kullanamadılar ve Porstmouth' a kiralamak zorunda kaldılar. Son hafta kendi evlerinde Kaiserslautern' le zar zor berabere kalarak ligde kalmayı başardılar.

Kaiserslautern

Almanya' nın en köklü kulüplerinden olan Halil Altıntop'un takımı elindeki dar kadroya ve kısıtlı bütçelerine rağmen son haftaya kadar mücadele ettiler. Öne geçtikleri son hafta maçında Wolfsburg' a yenilmeselerdi seneye yine onları izleyebilecektik.

Köln

Alpay' ın bu takımla anlaşmasından sonra daha dikkatli izlediğimiz kırmızı beyazlı takım ellerinde Lukas Podolski olmasına rağmen ligde kalmayı başaramadılar. Seneye Podolski' yi kaybedecekleri göz önüne alınırsa onları iki üç sene izleyemeceğiz.

Duisburg

Bu sezonki en kötü takımdı. Hiç zevk vermeyen futbolları nedeniyle düşmeyi hakettiler. Seneye tekrar çıksalarda asansör takım olmayı sürdüreceklerine eminim.

Amatör olarak yazdığım Almanya Ligi yazısını beğenmenizi dilerim. Herkese bol sağlıklı günler ve bol gollü bir Dünya Kupası dilerim..