İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

28.06.2010

İnsan Faktörü


Önce İngiltere’nin sayılmayan “buz” gibi golü, sonrasında Arjantin’in %100 ofsayt olan ilk golü... Kimileri diyor ki: “Maçlar sabaha kadar oynansaydı yine Almanya, yine Arjantin tur atlardı.” Nereden biliyorsun? Sorun da bu zaten. Kimse bilemiyor. Bilemez de. Ama başını Blatter ile Platini’nin çektiği, dünya futbolunun başında oturan bazı adamlar “halk için halka rağmen” kararlarını veriyorlar. Futbolda hiçbir teknolojik yenilik istemiyorlar.

Platini daha 2 Ekim 2007’de buyurmuş. “Video teknolojisi futbolu öldürecektir.” diyor ve devam ediyor: “Futbolda insan faktörü çok önemli. Kameraları bir kullanmaya başlarsak her on saniyede bir oyunu durdurmak, 10 seneye de hakemleri sahadan tamamen çıkarmak zorunda kalırız. Hemen ardından da Premier Lig’e saldırmış: “Çok fazla yabancı oynatıyorlar. Bu durumda bir tuhaflık var ve kesinlikle kısıtlama getirilmesi gerek.” Zaten Avrupa’nın sırf futbol anlamında değil her anlamda kurtuluşu sınırların etrafına görülmez duvarlar örmek değil mi?

Aradan geçen 3 senede hepimiz Platini’nin çizdiği bu güzeller güzeli vizyonda ilerledik. Önce UEFA’nın “Bizim en büyük amacımız, Avrupa Şampiyonasını organize etme sorumluluğunu daha hiç bunu gerçekleştirememiş ülkelere vermek” ilkeleri doğrultusunda Euro 2016, daha 1998’de yeni Dünya Kupası düzenleyen Fransa’ya 1 oy farkla verildi. Video teknolojisi implementasyonundan tasarruf edilen finansmanla, yine “Fair Play” vizyonu çerçevesinde olsa gerek, “Jabulani” diye bir top yapıldı ki herkes şikayetçi.

Platini’nin “10 göz, 6 gözden her zaman daha iyidir” özlü sözüyle oyuna dahil edilen çizgi hakemleri sayesinde

1) Fransa Henry’nin eli sayesinde Dünya Kupası’na katıldı ve cümle aleme rezil oldu.

2) Her Dünya Kupası’nda olduğu gibi kendini yere atan oyuncular oldu, Luis Fabiano topu eliyle 3 kez kontrol ederek gol attı vs.

3) Almanya – İngiltere ve Arjantin – Meksika maçları ve esasında bütün Güney Afrika 2010 FIFA’nın ve hakemliğin utanç turnuvası olarak şimdiden tarih kitaplarına girmeyi garantiledi.

Bütün bu maçlarda (özellikle Almanya-İngiltere karşılaşmasında) ise çizgi hakemleri, doğal olarak toptan hızlı hareket edemeyecekleri için yavaş kalıp nal toplamak zorunda kaldılar.

Bu noktada sanırım çoğu futbolsever, bilhassa Blatter’le Platini’nin kupa sonrası ne diyeceklerini merak ediyorlardı. En azından küçük bir özür, bir açıklama bekliyorlardı. Açıklama bugün geldi: “FIFA maçlara video kameraların konulmasına karşı olan tutumunun ve hakemlerinin sonuna kadar arkasındadır. Bu bağlamda, Güney Afrika 2010’un geri kalan ayaklarında saha içi dev ekranlardan pozisyonların tekrarının gösterimi de engellenecektir.”

Son olarak, bu sansür ve zorbalık rejiminin ne zaman sona ereceğini merak edenler için gelsin: Sepp Blatter, FIFA’nın 2012 seçimlerine rakipsiz, tek aday olarak koşuyor.

27.06.2010

17. Gün: Yan Hakemlerin Günü

5 temmuzda yeni işime başlayacağım ve bir daha ne zaman tatile çıkarım belli olmadığı için geçen hafta ve önümüzdeki hafta bol bol geziyorum. Bu sebeple bazı maçlar arada kaynamak zorunda kaldı. Örneğin İspanya'nın son iki maçı hep otobüs yolculuklarıma denk geldi.

Neyse günümüze dönelim. Her ne kadar herkes maçın ismi dolayısıyla çok heyecanlanmış olsa da iki takımın grup maçlarındaki performanslarına baktığımızda turun favorisi Almanya idi. Klose ilk golü attığında UNESCO Dünya Mirası kapsamındaki Mostar köprüsündeydim. Kahvede golün tekrarını gördüm. Saraybosna'ya vardığımda fark olmuştu. Sepp Blatter, mart ayında gol çizgisi teknolojisini rafa kaldırmıştı. Sanırım yeniden raftan indirmenin vakti bu maçla birlikte geldi. Ne yazık ki bu sayılmayan gol İngiltere'nin bu kötü durumu için bir özür yarattı. Yine de İngilizlerin bu durumu görmemezlikten geleceklerini sanmıyorum.

Uruguaylının hatasının hemen ardından ikinci maçta bu kez de yarım metre ofsaytı çözemeyen İtalyan yan hakemin hatası geldi. Üçüncü maçta harikalar yaratan Veron'un neden kenarda olduğunu bir Maradona biliyordur sanırım. Aynı şekilde Di Maria ve Maxi Rodriguez'in de sahada kendilerinden ne beklendiğini çözebildiklerini sanmıyorum.

Çeyrek final eşleşmesi Almanya'yı işaret ediyor. Ancak bugün de gördüğümüz gibi Messi - Tevez durduk yerde gol bulabiliyorlar. Bütün maçı Almanya kontrol ediyor derken, Arjantin yine kişisel yeteneklerle saçma sapan bir gol bulabilir.

Yarın akşam Brezilya maçına Karadağ'dayım. Fırsatım olursa görüşmek üzere.

84. Gazi Koşusu


Türk yarışçılığının derbisi 3 Yaşlı İngilizlere ait 2400 metrelik Gazi koşusu bugün koşulacak.Klasik istatistiki bilgilere dayanmadan hemen sadede geleceğim.


Uzun bir süreden sonra ilk kez yumuşak bir pistte koşulacak bir Gazi Koşusu olacak ve hava tahminleri yarış sırasında olası bir yağmuru gösteriyor ki o zaman işler daha fazla karışacak.


Orjin işini yani atın anasını babasını dayısını inceleyenler yağmurlu havada Lockton yavrularının nasıl bir uçuşa geçtiğini bilirler yani kısaca kuru havada adım atmayan atlar yağmurla beraber yumuşayan pistte uçabilir.Kuru da uçan atlar yağmurun ağırlaştırdığı pistte tutunamayıp yavaşlayabilir.


Bu yıl hem bu sebeple hem de istikrarsız performanslar sebebiyle Gazi'yi bu at kazanır diyemiyoruz.Son iki senede Pan River ve Miramis çok büyük favori olarak gelip kazanıp gitmişlerdi.Bu yıl ise aday çok.


Metro Turizm'in sahipleri olan Öztürk kardeşlerin Playboy olanı Talip'in atı Hakkar en önde görünen safkan olarak görünsede Nurettin Şen'in ata ne kadar başarılı hükmedeceği soru işareti.Keşke yerine Selim Kaya - Halis ikilisinden birini bindirebilselerdi veya böyle uzun mesafe yarışlarını iyi koşan genç jokey Kocakaya'yı.


Yarışta diğer şans verdiğim isimler Aydemirhan ve Miliç.Bültenlerin ve camianın çok tuttuğu Azaraks'ın mesafede sıkıntı çekeceğini düşünüyor ve şans vermiyorum.Ha başka bi at çıkar gelirse de niye geldi de diyemeyiz.


Ahmet Necdet Sezer hemen hemen fırsat bulduğunda Gazi'ye gelip kupa vermişken sayın Abdullah Gül'ü hiç görememiştik ki neyse bu yıl gelecekmiş.Geç olsa da güzel bir jest.
Neredeyse bir Cumhuriyet geleneği haline gelen bu koşuya katılan tüm atların ayaklarının düz basması en büyük temennimiz.



26.06.2010

Tatil

Arkadaşlar ben bi 8 gün tatile çıkıyorum. Şimdiye kadar Oben ile Yücel, Dünya Kupası yazıları ile gayet güzel gidiyorlar. Her ne kadar Ankara grubu sitenin yeni halini henüz benimseyemese da siteyi boşlamayacağınıza eminim. İyi bakın kendinize.

Kocaman Bir Adam


Fenerbahçe tarihinin en çok gol atan futbolcusu, üç defa gol kralı olarak Aykut Kocaman, Fenerbahçe için elbet çok büyük oyuncudur ancak bizim jenerasyonumuz için Aykut'un yeri apayrıdır. Canlar, Lefterler, Selçuklar bizim jenerasyon için kulaktan dolma isimlerdir. Hiç olmayan pozisyonlardan gol çıkarma yeteneği ile Aykut ise bizim gördüğümüz ilk şampiyonluğu veren kişidir. Sonrası malum.

Konya, Malatya teknik direktörlüklerini hatırlamıyorum. Aykut'un teknik direktörlüğü denilince aklıma gelen arkasında futbolcuları dizilmişken uzattığı sakallarıyla bir masada oturup ağladığı basın toplantısıdır. En nihayetinde Aykut, bildiğim kadarıyla hakkında kitap yazılan tek Türk futbol adamıdır.

Her ne kadar başarısızlıkla sona erse de Aziz Yıldırım'ın teknik direktör seçimlerinin herbirinin bir mantığı var. Ne Avrupa Şampiyonluğu ünvanıyla buraya gelen dedenin böyle başarısız olabileceği öngörülebilirdi, ne de bu takımla daha önce 2 şampiyonluk yaşamış, Türkiye'yi tanıyan Daum ile takımda bu kadar huzursuzluk çıkabileceği.

Rakiplerin, kulübelerini biri Real Madrid'in, diğeri Barcelona'nın eski teknik adamlarını getirdiği bir ortamda paniğe kapılıp ismi büyük birini getirmeye çalışmayıp, aynı Guardiola'da olduğu gibi elle tutulur hiçbir başarısı olmayan kulübün içinden birine takımı emanet ediyor Aziz Yıldırım.

Bu durum beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Kombinem hazır. Umarım Daum ve Aragones'e gösterilen sabır Aykut'a da gösterilir ve Rıdvan ile Oğuz gibi 5-10 hafta sonra ilk ufak başarısızlıkta -örneğin olası bir Şampiyonlar Ligi'ne katılamama- gönderilmez. Yolun açık olsun Aykut.

25.06.2010

İlk Tur Biterken



Amerika kıtasından 7 takım ABD, Uruguay, Meksika, Arjantin, Paraguay, Brezilya ve Şili ikinci turda.

Cezayir, Avustralya, Yeni Zelanda, Kuzey Kore yani Dünya Kupası'nda tuttuğum tüm takımlar elendi.

Son Dünya Kupasının iki finalisti galip bile gelemeden ilk turda elendi.

Afrika takımlarından sadece Gana ikinci tura kaldı. Onlar da çok iyi değillerdi.

Daha ikinci maçlar bitmemişken " İkinci turda olası Brezilya - İspanya eşleşmesinin galibi şampiyon olur. Diğer takımlar boşa oynuyor gibi geliyor" yazmıştım. Şimdi de finaldeki Brezilya - İspanya maçının galibi şampiyon olur diyorum.

Bütün bir yıl boyunca favorim İspanya'ydı. Dünya Kupası başlamadan önce hem sempati duyduğum için hem Konfederasyon Kupası'ndaki oyunları aklıma geldiği için hem de İspanya'daki sakatlıkların etkisiyle Brezilya'yı bir adım öne çıkardım.

Şimdi de favorim Brezilya.

Arjantin de plasem.

Sürpriz takım için hiçbir tahminim yoktu. Şimdi uygun fikstürünü de göz önünde bulundurursak yarı final oynaması çok muhtemel olan Uruguay'ı öne çıkarabiliriz. Zaten turnuva öncesi bir çok kişinin de Uruguay sürpriz adayıydı.

Gol krallığı için favorim David Villa. Plasem Elano:)

Teknoloji çağında Dünya Kupası'nı hala çıkartma albümünden takip ediyorum. Yanlışlar var tabii. Brezilya'da Ronaldinho, İngiltere 'de Beckham, Arjantin'de Cambiasso kadroda. Ama benim için bir sorun yok.

http://twitter.com/ObenKaymakcalan

Gruplarda son maçlar!

A Grubu: Meksika 0-1 Uruguay, Fransa 1-2 Güney Afrika

Bilen bilir, Dünya Kupalar'ında Hollanda hariç bir de Afrika takımlarını tutarım. Bu Dünya Kupası'nda bunlara ek olarak Kuzey Kore'yi de tutmuşluğum var, o ayrı. Güney Afrika'nın gruptan çıkması için Uruguay'ın kazanması ve onların da Fransa'yı farklı yenmesi gerekiyordu. Bu ilk bakışta çok zormuş gibi gözükse de imkansız değil pek tabii ki. Uruguay-Meksika maçı heyecanlı başladı, iki takım da "berabere biter" diyenlere inat gol bulmaya çıkmışlardı maça. Guardado'nun direkten dönen şutu Meksika'yı ayağa kaldırırken, Franco'nun çok basit pozisyonları değerlendirememesi maçtan sonra bütün Meksika'da "Gelmiş geçmiş en berbat oyunculardan" denmesine yol açacaktı. Öte yandan Bafana Bafana, Tshabalala'nın ortasına Khumalo'nun kafasıyla 1-0 öne geçmiş ve Fransa'da Gourcuff'ın hava topuna çıkarken attığı dirsekle 10 kişi kalmıştı. 37'de Mphela farkı 2'ye çıkarırken bir kaç dakika sonra da Cavani'nin ortasına kafa vuran Suarez Uruguay'ı öne geçirmişti diğer maçta. İlk yarılar bu sonuçlarla biterken, Güney Afrika'nın gruptan çıkması için 2 gol atması, Uruguay'ın da farkı 2'ye yükseltmesi gerekiyordu. Ancak bunlar olmadı. Meksika gol bulamamasına rağmen daha atak oynayan takımdı 2. yarı. Güney Afrika ise, sahada adeta yürüyen Fransa'ya karşı Mphela ve Tshabalala ile 2 net pozisyon bulmasına rağmen yararlanamamış, Sagna'nın ara pasında Ribery'nin boş olan Malouda'yı bulması ve Malouda'nın boş kaleye, Fransa'nın bu Dünya Kupası'ndaki ilk ve tek golünü atması maçın skorunu belirlemişti. Uruguay, Meksika'yı 1-0 yendi ve iki takım el ele bir üst tura yükseldiler. Bafana Bafana galibiyetle turnuvaya veda etti, Dünya Kupalar'ında ilk defa gruptan çıkamayan bir evsahibi görmüş olduk. Öte yandan maçtan önce soyunma odasında ağlayan ve galibiyet yemini eden Fransa takımı, saha içinde çok dağınıktı ve bu kaos ortamında 2002'deki performanslarının bir benzerini sundular, 1 gol atıp 1 puanla sonuncu olarak turnuvaya Güney Afrika uçağı, ekonomik sınıfı ile veda ettiler.

B Grubu: Yunanistan 0-2 Arjantin, Nijerya 2-2 Güney Kore

Arjantin diğer 3 takıma göre tabii ki çok daha rahattı aldığı 2 galibiyetle ve bu maçlar sonunda da 1. sıradan çıkmaları bekleniyordu. Asıl heyecan, gruptan kimin 2. olarak çıkacağındaydı ve Nijerya'nın da Güney Kore'nin de bana göre Arjantin ile karşılaşacak olan Yunanistan'dan daha fazla avantajı vardı, öyle de oldu. Arjantin ilk yarı boyunca uzaktan 4-5 şut çekti Yunanistan kalesine, hepsi de çok tehlikeli şutlardı ama Tzorvas'ı geçemediler. Diğer maçta ise Odiah'ın sağdan ısrarla getirdiği topa Kalu Uche ayak koyarak Nijerya'yı 1-0 öne geçirdi 12. dakikada. Daha sonra Yunanistan maçında da kullanılan serbest vuruşu arka direkte bitiren savunma oyuncusu Lee Jung Soo ortaya çıktı ve yine bir serbest vuruşu, Dirk Kuyt misali arka direkte bitirerek maçın 1-1 olmasını sağladı. İlk yarılar 0-0 ve 1-1 biterken 2. yarının başında Yunanistan maçtaki en net pozisyonunu buldu, Samaras'a atılan uzun topta Demichelis yere düştü, Samaras karşı karşıya kaldı ama pozisyondan yararlanamadı. Açıyı kapatan Burdisso'nun da büyük payı var golün kaçmasında. Öte yandan Güney Kore, Chu Young Park'ın frikik golüyle 2-1 öne geçti ama Nijerya pes etmiyordu. Önce Yakubu ile dünyanın en kolay golü kaçtı çeyrek metreden boş kaleye! Sonra Obasi penaltı yaptırdı, Yakubu durumu 2-2'ye getirdi. Bu arada Arjantin kornerde boşta kalan topa Demichelis'in vurmasıyla 1-0 öne geçti, geç de olsa, beklendiği gibi. Sonra Messi'nin direkten dönen topu ve yine Messi'nin kaleciden dönen topuna adamım Palermo'nun vuruşu ve maçın 2-0 oluşu var. 2-0 demek, Nijerya öne geçtiği takdirde 2. turda demekti. Güney Kore'ye ise bu skor yetiyordu. Orada da Martins'in kaçan karşı karşıyası var. Nijerya etkili oldu son dakikalarda ama golü bulamadı ve son maçına yedek ağırlıklı kadro ile çıkan (Agüero, Milito falan) Arjantin ile Güney Kore bir üst tura yükseldiler.

C Grubu: Slovenya 0-1 İngiltere, ABD 1-0 Cezayir

Capello'nun İngiltere'si Slovenya'yı yendiği takdirde diğer maçın skoruna bakmadan gruptan çıkacaktı. İlk 2 maçta ABD ve Cezayir'e karşı beraberlik almalarına rağmen tabii ki de Slovenya'yı yenecek güçleri fazlasıyla vardı ve favori de onlardı. Golü de 23. dakikada maçın en iyisi olan James Milner'ın ortasına Heskey'i kesen Defoe'nin vuruşuyla erken buldular. Öte yandan Cezayir-ABD maçı bir hayli pozisyonlu geçiyordu. Maçın hemen başında ısrarla bu takımın 1. forvetidir ve her maçı 90 dakika tamamlaması gerekir dediğim Djebbour'un vuruşu üst direkten döndü. Sonrasında Amerika'nın Dempsey ile bulduğu ama ofsayt gerekçesiyle verilmeyen gol. Halbuse ofsayt değildi gibi geldi bana. 3. maçta da verilmemişti golleri Amerika'lıların ve hemen twitter'da "Another disallowed goal"ün trending topic olduğunu gördük. Hemen ardından Altidore ile Donovan'ın kale önünde, Tsubasa'daki ikiz kardeşlerin vuruşlarının bir benzeri vuruş yaptığını gördük. Top, altıpastan uzaya yükseldi. İlk yarılar bu skorlarla bitti. 2. yarılarda aynı dakika içerisinde iki maçta da direkten dönen top var. Rooney kendini ofsayttan iyi sakladı ve karşı karşıya kalacak şekilde çok iyi bir uzun top aldı, vuruşu Handanovic'in parmaklarına çarpıp direkten döndü. Diğer maçta ise golü en çok koklayan isim Dempsey'in vurduğu top sağ direkten dönüp sol direğin önünde tekrar Dempsey ile buluştu. Dempsey boş kaleye golü atamadı. Slovenler tek pozisyonlarını 70 civarı Novakovic ve Birsa'nın üst üste vuruşlarıyla buldular ama Chelsea kaptanı John Terry bu pozisyonlarda başarılıydı. Özellikle Birsa'nın yerden şutuna uzattığı kafa, çok ilginç bir enstantaneydi. Bu Dünya Kupası'nın Türkiye'si lakabı takılan Amerika'ya son dakika golüyle gruptan çıkmak yakışırdı, öyle de oldu. Cezayir taraftarı için İngiltere ve ABD'ye yenilmemek büyük başarı sayılırdı, 90. dakikaya girerken bunu kutluyordu sahadaki taraftarlar. Bir de gol kaçırdılar üstelik. Dönen top ABD kontratağına dönüştü ve Landon Donovan ile golü buldu Amerika'lılar. İngilizler, Slovenya galibiyetine sevinirken hemen ardından gelen ABD golü az da olsa sevinçlerine çomak sokmuştur sanırım çünkü bunun anlamı, ABD'nin gruptan 1. çıkması ve İngilizler'in de 2. çıkarak muhtemelen Almanya ile eşleşmesi demekti.

D Grubu: Gana 0-1 Almanya, Avustralya 2-1 Sırbistan

Belki de 3. maçlar öncesi en karışık grup D Grubu'ydu. Öyle ya, Almanya'nın bile çıkamama şansı vardı gruptan. Maçlar öncesi Gana'nın 4, Almanya ve Sırbistan'ın 3, Avustralya'nın ise 1 puanı vardı. Almanya-Gana maçı karşılıklı ataklarla hızlı başladı. Mesut'un kaçırdığı karşı karşıya pozisyon ve Gyan'ın kornerden gelen topa vurduğu kafanın kaleci Neuer'i geçip arka direkteki Lahm'ı geçememesi en net pozisyonlardı. Avustralya-Sırbistan maçında ise ilk yarıda Sırplar, kaleci Schwarzer'ı geçemediler. Geçtikleri tek pozisyonda da Krasic'in kötü vuruşu dolayısıyla yararlanamadılar. İlk yarılar golsüz bitti. 60. dakikada Mesut harika bir vuruşla takımını 1-0 öne geçirirken, kaçırdığı golü de affettiriyordu. 10 dakika sonra ise Tim Cahill'in kafa golü geldi. Avustralya 1-0 öne geçtikten 4 dakika sonra da Holman'ın uzaktan şutuyla 2-0'ı yakaladı. Almanya 2 gol daha atsa ve Avustralya farkı 1 arttırsa Gana yerine bir üst tura çıkan onlar olacaktı, tabii bu arada Almanya maçında Gana yükleniyor ama son vuruşlarda bir türlü isabet bulamıyorlardı. Sırbistan, kaleci Schwarzer'ın hatasına Pantelic'in dokunuşuyla sürpriz bir gol buldu. Avustralya'nın bütün umutları tükenirken, Gana'nın yeni rakibi de Sırplar olmuştu. Sırbistan 1 gol daha bulup maçı 2-2 bitirebilse üst tura çıkacaktı. Zaten 85. dakikadan sonra koptu maç, bir Avustralya geldi, bir Sırbistan. Kamerun-Danimarka maçının 40 ila 45. dakikalar arasını izledik bir kez daha. Son dakikada Cahill'in ceza sahası içinde eline çarpan topa çok itiraz etti Sırplar ama bence de penaltı verilmezdi ona. Bir de Pantelic'in kaçan net pozisyonu var. Almanya gruptan 1. olarak yükseldi, Gana ise 2. oldu. Bu, 2. turda Almanya-İngiltere erken finali izleyeceğiz demekti.

E Grubu: Paraguay 0-0 Yeni Zelanda, İtalya 2-3 Slovakya

Son şampiyon İtalya ilk 2 maç sonunda beklentileri karşılayamamıştı ama bu maçı kazanırlarsa öbür maçın skoruna bakmadan gruptan çıkacaklardı. Rakibi Slovakya ise ilk 2 maçta otoritelerin bolca eleştirisini almıştı oynadığı kötü futbolla. 3. maçlar öncesi Paraguay'ın Yeni Zelanda'yı yenip gruptan lider çıkması, İtalya'nın da Slovakya'yı yenip hemen arkasından gelmesi bekleniyordu ama hiç de öyle olmadı. Paraguay-Yeni Zelanda maçı golsüz sona erdi. Maçta Paraguay daha etkili oynasa da, fazla kasmadılar. Yeni Zelanda 1 gol bulsa ve maçı kazansa gruptan lider çıkacaktı katıldıkları 2. Dünya Kupası'nda. Maçlardan önce puan bile alamazlar deniyordu ama onlar yenilmeden elendiler, 3 maçta 3 beraberlik ve 3 puanla. Öte yandan Slovakya Vittek ile harika bir gol bularak 1-0 önde kapadı ilk yarıyı. 2. yarı Pirlo ve Quagliarella girdi oyuna. Ancak İtalya yüklenirken şok bir gol gördü kalesinde. Hamsik'in kullandığı korner, defanstan dönüp tekrar Hamsik'in önüne düştü, bu oyuncunun açtığı ortaya Vittek'in Euro 2008'deki Türkiye-Almanya yarı final maçında Semih'in vuruşu gibi bir vuruş yapması skor tabelasını 2-0 olarak değiştirdi. İtalya ilk defa organize bir şekilde geldiğinde dakikalar 81'i gösteriyordu ve kaleciden dönen Quagliarella'nın vuruşunu Di Natale tamamladı ve durum 2-1 oldu. Kale içinde topu almak isteyen Quagliarella'ya kaleci Mucha'nın el darbesi geldi ve Quagliarella yere bıraktı kendini, İtalyanlar kırmızı bekledi ama hakem Howard Webb sarı verdi. Bir kaç dakika sonra da bana göre ofsayt olmayan bir pozisyonda ofsayt nedeniyle golü verilmedi İtalya'nın, şut yine Quagliarella'dan. Daha sonra taçtan gelen topa Kopunek'in aşırtma vuruşu ve bir şok gol daha. 90+1'de başrol yine Quagliarella, harika vuruş ve 3-2. Maçın bitmesine saniyeler kala, kale dibinde Chiellini'nin topu auta atması ve yitip giden ümitler. Son şampiyon, tıpkı son finalist Fransa gibi grup sonuncusu olurken, Slovakya, Paraguay'ın ardından 2. olarak bir üst tura çıkmayı başardı.

F Grubu: Danimarka 1-3 Japonya, Kamerun 1-2 Hollanda

İlk 2 maçlar sonunda gruptan çıkması kesinleşen 2 takımdan biriydi Hollanda ve gruptan çıkamaması kesinleşen 2 takımdan biriydi Kamerun. Perşembe gecesi Aşk-ı Memnu finali vardı bu maçlarla aynı anda. Futbolseverlerin bile neredeyse büyük çoğunluğu Aşk-ı Memnu finalini izledi ilginç bir şekilde. Kalanı ise daha heyecanlı geçmesi beklenen ve amacı olan bir maç olan Danimarka-Japonya'yı. Dizinin gediklisi ben bile izlemedim finali, tercihim de Hollanda maçı oldu çokça. İlk yarıda Van Persie, Van der Vaart duvar pası ile golü buldu Hollanda, topun üstünden atlayan Dirk Kuyt'ı da unutmayalım. Sağlam Hollanda defansı belki maçın da hedefsizliğinden olacak, bolca pozisyon verdi Kamerun'a ama değerlendiremedi bunu Afrika'lılar. 65'te Eto'o penaltıdan durumu 1-1'e getirdi. 73'te Robben reis girdi oyuna ve 10 dakika sonra Sneijder'in ona attığı uzun mesafeli harika pası iyi kontrol edemese de turnuvadaki ilk şutunda direkten döndü top. Dönen top Huntelaar'ın önünde kaldı ve Klaas Jan Huntelaar'ın vuruşu skoru belirledi, 2-1. Hollanda 9 puanla gruptan lider olarak çıkarken, Kamerun puan alamadan sonuncu olarak elendi. Diğer maçta ise ilk yarıya Japonya'nın frikikleri damga vurdu. Hollanda-Danimarka ve Hollanda-Japonya maçlarını kıstas olarak sayarsak, Japonya, Danimarka'dan bir adım öndeydi bana göre. 2 maçta benzer şekilde sona ermişti ama Japonya, Danimarka'dan biraz daha az pozisyon vermişti ve biraz daha fazla pozisyon bulmuştu. Honda'nın ölü yaprağı ve Endo'nun ölü noktaya vuruşu ile 2-0 önde kapadı Japonlar ilk yarıyı. 2. yarı Endo'nun uzak mesafeden frikiği yine giriyordu az kalsın Sorensen'in çabalarıyla. Danimarka 81. dakikadaki penaltıyla ümitlendi. Tomasson penaltıyı kaçırdı ama kaleciden dönen topa vuramayarak 2-1 yaptı durumu. Ancak bir kaç dakika sonra Japonya'nın yıldızı Keisuke Honda'nın harika bir hareketle Danimarka defansını geçerek kaleciyle karşı karşıya kalması ve al da at dercesine pası, Okazaki'nin boş kaleye yuvarlaması ve durumu 3-1'e getirmesini izledik. Haklı bir şekilde gruptan 2. sırada çıkan takım Japonya oldu.

G Grubu: Brezilya 0-0 Portekiz, Fildişi Sahili 3-0 Kuzey Kore

Yukarıda bahsettiğim ilk 2 maçlar sonunda gruptan çıkması kesinleşen 2 takımdan bir diğeri de Brezilya ve yine ilk 2 maçlar sonunda gruptan çıkamaması kesinleşen 2 takımdan bir diğeri de Kuzey Kore. Yine burada 2.nin kim olacağı tartışılıyordu 3. maçlar öncesi. Fildişi, Brezilya'ya 3-1 yenilmişti ve Portekiz, Kuzey Kore'ye karşı 7 farklı bir galibiyet almıştı. Yani puan eşitliği halinde Portekiz'in en fazla 7 averaj üstünlüğü olacaktı. Dolayısıyla Fildişi'nin Kuzey Kore'ye bolca gol atması gerekiyordu ve Brezilya'nın da Portekiz'e bolca gol atmasını beklemesi. Tabii sakat Elano, cezalı Kaka ve Robinho'nun oynamadığı Brezilya, Portekiz'e nasıl fark atacaktı orası meçhul. bu 3 oyuncu yerine Nilmar, Baptista ve Dani Alves ile başladı Dunga. Queiroz ise tek forvet olarak Cristiano Ronaldo ile başlamıştı. Maç boyunca Brezilya'nın kontrol futbolunu ve Portekiz'in kontrataklarını izledik. Bu kontrataklardan birini Juan el ile kesti. Normalde %100'lük gol pozisyonu değildi ama pas atılan isim Ronaldo olunca iş değişiyor. Tabii kararı Ronaldo'ya göre vermediği için hakemler, Juan'a verilen sarı kart doğru karar. Brezilya ise Maicon'un ortaladığı iki topta Nilmar ve Luis Fabiano ile direğe çarparak oyunda kalan ve dışarı çıkan iki pozisyon buldu, Nilmar'ın şutunda Eduardo'nun kurtarışı da önemli tabii. Fildişi, ilk yarıda Yaya ve Romaric ile 2-0 öne geçti. Havaya girip fark atabilirlerdi ama başaramadılar. Romaric'in golü öncesi direkten dönen bir de topu var. Direk demişken yine Romaric'in golü öncesi Drogba'nın şutu direkte patladı ama ne patlamak? Vuvuzela sesini kesti neredeyse top. İlginç bir enstantaneydi. 2. yarı, Kalou ile bir gol daha buldular ve 3-0 kazandılar. Portekiz ise Brezilya kalesinde yine tehlikeli ataklar buldu. Lucio'nun, Ronaldo ile omuz omuza mücadelesinde dokunduğu top Raul Meireles'in önünde kaldı, Meireles çok net bir pozisyonda kaleci Julio Cesar'ı geçemedi, geçse gruptan lider olarak çıkacaklar ve muhtemelen İspanya ile eşleşmeyeceklerdi. 0-0 sona erdi maç ve Brezilya ilk sırada, Portekiz 2. sırada çıktı gruptan.

H Grubu: İsviçre 0-0 Honduras, Şili 1-2 İspanya

Ottmar Hitzfeld'in takımı, 3. maçlar öncesi gruptan çıkma adına Şili'den daha avantajlıydı. Şili oynadığı hücum futboluyla milyonların sevgilisi olmuştu bu Dünya Kupası'nda ama bu tip hücum futbolları büyük takımlara karşı sökmyüor genelde. İspanya'nın farklı kazanacağını ve İsviçre'nin de Honduras'ı yeneceğini düşünmüştüm ama Dünya Kupaları'nda da düşünülen olmuyor çoğu zaman tabii. Şili hücum oynayarak başladı ve 2-0 geriye düştü bir anda. Başlarda pozisyonlar bulmuşlardı ama çok saçma sarı kartlar da yemişlerdi. Önce kalecilerinin büyük hatası ve David Villa'nın harika şutu 1-0 geriye düşmelerini sağladı, sonra da Villa'nın pasını, İniesta'nın asiste çevirmesi. 2. gol akıllara 5-1'lik Türkiye Kupası Final maçında Galatasaray'ın attığı 2. golü getirdi. Orada da Ribery benzer bir yerden pas vermişti ve Necati benzer bir vuruşla golü bulmuştu. Ancak orada gol esnasında Hakan Şükür'ün kendini yere atması ve rakibe kırmızı kart aldırması yoktu. Burada Torres kendisini yere attı ve Şili'nin 10 kişi kalmasına sebep oldu. Öte yandan İsviçre saldırıyor ama gol bulamıyordu Honduras'a karşı. 2. yarıya Gonzalez-Paredes ve Valdivia-Millar değişiklikleriyle başladı Bielsa'nın Şili'si ve erken buldular golü Millar ile. Sonra da hücum futbolu değil de kontrol futbolu oynadılar ve maçın sonuna kadar gol yemediler. İsviçre-Honduras maçı kopmuştu öte yandan, iki takım da %100'lük goller kaçırdı ve maç 0-0 sona erdi. O maç 0-0 ilerlerken atılacak 1 gol İsviçre'yi çıkarmayacaktı gruptan 2-1'lik İspanya-Şili maçı ile beraber. 2 gol lazımdı İsviçre'ye ve Şili ve İspanya takımları son 10 dakika top çevirdiler. Halbuki Şili 2-2'yi bulsa kazaran, o maçtaki 1-0'lık skor İsviçre ve Şili'yi çıkaracaktı bir üst tura. Hitzfeld'e yazık oldu ve İspanya ile Şili el ele bir üst tura çıktılar. Honduras ise gol atamadan veda etti Dünya Kupası'na.

24.06.2010

13. Gün: Almanya - İngiltere

- İngiltere maçını izlemek için Marmaristeydim. Bildiğiniz üzere seyehat acentası Thomson tarafından yapılan ankette Marmaris, İngilizler tarafından en çok tercih edilen üçüncü tatil merkezi olmuş. Haliyle de dün Marmaris'in herbir yeri St.John bayrakları ile donanmıştı.

- Oturduğum barda iki Türk, iki İskoç kalanı ağzına kadar dolup taşmış İngilizlerleydik. Slovenya öteki maçın sonucuna yattı. Sanırım biri kenardan "2-2" işareti yapmış ama maçtan sonra Slovenler, sahada timsah yürüyüşü yapmadılar.

-Maçta vuvuzela yerine, İngiliz taraftarların sesini duyduk. Gözlerim doldu.

- Maçı BBC'den izledik, TRT spikerlerinden bir maçlığına da olsun kurtuldum. Bu TRT spikerlerinin her yabancı ismini, İngilizce okumaya çalışmalarının mantığı nedir? Bir önceki gün spiker, Nijerya teknik direktörü Lagerback'ın ismini ısrarla "lecırbek" diye okudu.
- ABD'nin futbolda iyi olmasını hiç hazzetmeyenlerdenim. Yine de haklarını verelim. Turnuvanın en istekli top oynayan takımlarından biriler.

- Habertürk sanırım gazetede sayfa dolduracak konu bulamamış, gitmiş, " Dünya Kupası'nda hakemler bu kadar rezaletken, bu kupada nasıl Türk hakem olmaz" diye haber yapmış. Sanki 2 ay önce, her haftasonu ligde oynanan maçlar sonrası hakemleri yerden yere vuran kendileri değilmiş gibi. Sorunun cevabı da basit: UEFA'nın elit klas hakem listesinde hakemimiz yok.
- Akşam maçlarını izlemek yerine, NTVspor'da tarihe tanıklık etmeyi tercih ettim. Mahlut-Isner arasındaki maç 10 saati buldu ve tenis tarihinin en uzun süreli maçı olarak tarihe geçti. Ancak henüz maç bitmedi. Hava karardığı için, salı günü başlayan maç üçüncü gününe uzadı.

- İyi ki akşam maçlarını izlememişim. Bir ara reklam arası verildiğinde, Almanya maçını açtım. Ömer Üründül, maçlar falanca skorla biterse Gana ile Sırbistan kuraya kalır yorumunda bulundu; sanki Gana, Sırbistan'ı yenip ikili averajda üstünlüğü ele almamış gibi. Adam daha dörtlü grupta puan hesabını yapamıyor, koskoca Burger King'in hesaplarını nasıl tutuyor merak ediyorum.

23.06.2010

6+2+2+2



Federasyon kaç yabancıya izin veriyor önümüzdeki sezon?
6+2+2 = 10

Çarp rakamlarını birbiriyle...
6*2*2 = 24

Geçen sezon kaç yabancıya izin veriyordu?
6+2 = 8

Çarp rakamlarını birbiriyle...
6*2 = 12

Çıkar çarpımlardan toplamları...
(24+12) - (10+8) = 18

Kaç kupa aldık evvelki sezon?
2

Böl 18'i 2'ye... Kaldı mı dohuz!

Kaç yabancımız var şu anda?
Ferrari + Sivok + Ernst + Fink + Bobo + Holosko + Tabata + Tello + Queresma + Hilbert + Delgado + Zapatocny = 12

Çarp 12'yi 9'la...
108

Dondur Delgado'nun sözleşmesini...
107

Beşiktaş'ın 107. yılı... Bütün bunlar tesadüf olamaz.

22.06.2010

12. Gün: Au revoir France

- Hatta mümkünse bir daha görüşmeyelim. Futbol adaletini buldu. Elle oynama ile gelinen bir Dünya Kupası, yıllardır tahammül edilen berbat bir teknik direktör ve oynattığı iğrenç futbol. Maç sonunda, Anelka - Domanech atışmasını duyuran L'equipe manşeti "Cehennemin dibine yolculuk" diye atmış. France Football'un ki daha az aşağılayıcı: Sonunda kuyunun dibi!

- Mert Aydın'ın, Franck LeBoeuf'den güzel bir alıntısı var: Milli takımdaki oyuncu, iki ay sonra beraber çalışmayacağını bildiği teknik direktörü iplemez ki! Daha önce Aime Jacquet ve Zinedine Zidane'ın "bitiminde bırakıyorum" açıklamaları ile gelen bir şampiyonluk ve final sonrasında Fransa Futbol Federasyonu, Dünya Kupası'ndan sonra takımın başına Blanc'ın geçeceğini açıklamakta sakınca görmedi ama işte böyle bir rezalete imza attılar.

- Diğer maçta tahmin ettiğim gibi Meksika beraberliğe yatmadı. Guardado'nun şutu direkten dönmese çok daha güzel bir maç seyredebilirdik.

- Meksika - Uruguay maçında Vuvuzela'nın sesinin daha yüksek çıkmasını ve spiker ile Ömer Üründül'ü duymamayı diledim. Spiker bir ara Türkiye'de oynayan futbolculara öğüt çalmaya başladı. Dos Santos'tan girdi, Lugano'dan çıktı, hızını alamadı; "Kaka'ya gösterdiği kırmızı karta kadar Keita da çok övgü aldı" dedi. Adam o kırmızı karta kadar sahada toplam 20 dakika kalmış, ne yapmış da övgü almış gerçekten merak ediyorum. Oraya yorumcu diye oturtulan adamın, kendisine akşam ki B grubu maçları sorulduğunda "çok kritik maçlar, herşey olabilir" dışında da birşeyler söyleyebilmesi lazım. Sen gidiyorsun dünyanın parasını verip Dünya Kupası'nın yayın haklarını alıyorsun, sonra yorumcu diye, hobi olarak bu işi yapan bir işadamını çıkartıyorsun.

- Şarapova'nın maçı bitti şu anda. Kadın maç sonunda soyunma odasına girerken çok şık bir ceket giydi ve öyle gitti. Hastasıyız kendisinin.

Kupada son 2 gün!

Slovakya 0-2 Paraguay

Slovakya büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Sadece skorlar değil bu hayal kırıklığını yaratan. İnsan, Avrupa Elemeleri'nde grubunu 1. olarak bitirip gelen bir takımdan daha fazlasını bekliyor. Oysa onlar 2 maçta sadece 1 pozisyon bulabilmiş durumda. O da gol oldu zaten. Yeni Zelanda'ya karşı 1 gol atıp üstüne yatmaya çalışmışlardı, son dakika golüyle hayal kırıklığına uğradılar. Bu sefer Paraguay öne geçti 1-0. Çok güzel bir organizasyonla golü buldular. Barrios'un arayı çok iyi görmesi, Vera'nın sağ ayağının dışıyla bitirmesi falan çok güzeldi. 2. yarıda da Slovakya'nın 1 önceki maç yaptığını yapmadı ve 2.yi aradı Paraguay. 86. dakikada Riveros ile de 2'yi buldu. Slovakya maç boyunca Paraguay kalesine gelemezken, Paraguay bu galibiyetle gruptan lider çıkma adına büyük bir adım attı, bir altta değineceğimiz İtalya'nın beraberliğiyle beraber...

İtalya 1-1 Yeni Zelanda

Çok eksantrik bir havada oynandı maç. Yani, benim izlediğim Kocaeli'de deliler gibi yağmur yağdı. Maçın oynandığı Nelspruit'te de kapalıydı hava. İtalya için iyice karardı 7. dakikada. Ofsayt kokan bir golle, duran topa Smeltz'in dokunuşuyla 1-0 öne geçti Yeni Zelanda. Slovakya maçında da güzel bir asist yapmıştı Smeltz. Avrupa'ya göz mü kırpıyor? Daha sonra İtalya bastırdı. Ablukaya almasa da kaleyi, ciddi bir şekilde topa sahip oldular beklenildiği gibi. 23. dakikada kafa topu mücadelesinde Yeni Zelandalı Fallon rakibinin kafasına dirsek attı. Direkt kırmızı kart görmesi gerekirken sarı kart bile vermedi hakem, üstelik sarı kart verse de 2. sarıdan kırmızı görüp atılacaktı. Sonra ise penaltı kazandı İtalya. De Rossi çekilerek yere düştü. Tamam, De Rossi tiyatral yeteneklerini de kullandı orada ama çekildi net bir şekilde ve penaltı kararı çok doğru Batres'in. Iaquinta ile 1-1'i yakaladı İtalya ve devreye böyle girildi. Devrede, Twitter'ın yeni yüzlerinden Güntekin Onay şuna benzer bir şey dedi; "Yeni Zelanda, İstanbul'a gelip öne geçen ama çaresiz bir şekilde yenilmeye mahkum oynayan Anadolu takımı gibi." Evet, gerçekten de öyle gözükmüşlerdi 1-0'dan sonra. Ancak 2. yarı İtalya'yı durdurmayı başardılar. Daha doğrusu İtalya organize olamadı İlker'in dediği gibi Pirlo'nun, Totti'nin yokluğunda. Uzaktan şutlarla gol bulmaya çalıştılar, onda da kaleci Paston'u geçemediler. Puanlar 1-1 paylaşıldı.

Brezilya 3-1 Fildişi Sahili

Daha ilk dakikada kontratak buldu Brezilya ancak Robinho'nun ceza sahası dışından vurduğu top çok üstten auta gitti. Ben zaten hızlı ve gollü bir maç bekliyordum, bu atakla tezimi doğrular nitelikte başladı maç ama gole kadar seyreden dakikalar orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Brezilya'nın çok zorlanacağı belli iken, araya atılan bir top ve Luis Fabiano'nun harika vuruşuyla 1-0 öne geçtiler. İlk yarıda başka pozisyon oldu mu hatırlamıyorum açıkçası. 2. yarı başladıktan 5 dakika sonra Luis Fabiano iki kere elle oynadığı pozisyonda, eh kabul edelim güzel bir gol attı. Brezilya 2-0 öne geçerken Fildişi'nin de direnci kırıldı bu golle. Anlamadığım çok önemli bir şey var. Fransa, İrlanda'yı Henry'nin eliyle yaptığı asist ile 1-0 geçip Dünya Kupası'na geldiğinde sosyal medyada en büyük Henry hayranları bile Henry'ye ateş püskürüyordu. Günlerce konuşuldu bu olay, hala konuşuluyor. Luis Fabiano'nun bu golüne bakış açısı ise şu oldu aynı insanların; "El var ama güzel gol!" bu mudur yani olay, bu mudur? Hele Fransız hakem için şunu diyen bile oldu; "Fransızlar için elle oynamak normal futbolda" E o zaman, Henry elle oynadıktan sonra yaptığı açıklamada "Hakemin bu tip olayları görmesi gerek" derken neredeydiniz arkadaşım? Brezilya milliyetçisi miyiz, yoksa İrlanda mı? Yoksa Fransa'dan mı nefret ediyoruz? Neyse, sonrası Elano'nun 3. golü ve sertleşen oyun. Tiote ve Keita'nın sert futbolu, hakem Lannoy'un cezalandıramaması ve otoritesini kaybetmesi. Çıkan olaylar, Kaka'nın Keita'ya attığı dirsek ve Keita'nın her zamanki gibi sahtekar tavırları. Arada Drogba'nın da golü var. Fildişi'nin gruptan çıkması için Brezilya'nın Portekiz'i farklı yenmesi lazım ama sakat Elano'lu, oynayamayacak olan Kaka'lı Brezilya'nın bunu başarması zor olabilir.

Portekiz 7-0 Kuzey Kore

Uykunun kurbanı olup ilk yarım saati kaçırdım. Babam kısa bir özet geçti. Deliler gibi karla karışık yağmur yağmış. Hani ülkemizden biliyoruz, bu tip havalarda büyük takımlar, küçük takımlara karşı ortalamadan daha fazla zorlanır. Kuzey Kore de pozisyonlar bulmuş ilk yarım saatte. Portekiz'in 1 topu direkten dönmüş, 2. kez geldiklerinde de güzel bir organizasyon ve Raul Meireles ile golü bulmuşlar. İlk yarı bittikten sonra bir güzel organizasyon ile daha 2. golü buldular Simao ile 2. yarının başı. 3 dakika geçmeden yakalanan kontratakta Almeida kafayla 3 yaptı. 4 dakika sonra Tiago 4! 20 dakika golsüz geçildikten sonra Kuzey Kore en azından 1 gol bulmak adına ailecek hücuma çıkınca 3 gol daha gördü kalesinde son 10 dakikalık dilimde. Goller, oyuna yeni girdiği gibi atan Liedson, ilginç bir gole imzasını atan ama spikerin dediği gibi "seneler boyu hatırlanacak bir gol" asla olmayan Cristiano Ronaldo ve 2. golünü bulan Tiago'dan geldi. Bu tip takımlar genelde 0-0'a oynadığından maç berabere devam ettiği müddetçe disiplinden kopmazlar. Ancak 2. golü yediklerinde dağılmaya başlarlar. Hele de 2 ile 3 üst üste gelirse fark kaçınılmazdır artık. Portekiz de, Almanya'nın 2002'deki 8-0'ından sonra en farklı skoru yakaladı 7-0 ile, Dünya Kupaları tarihinde.

Şili 1-0 İsviçre

İlk maçlarında Honduras ve İspanya'yı aynı skorla 1-0 yenen iki 3 puanlı takımın mücadelesinin çok zevkli geçeceğini düşünmüştüm maç öncesi. Şili'de adamım Valdivia yedekte başlamıştı ama İsviçre'de adamım Behrami ve adamım Frei ilk 11'di, dolayısıyla daha bir dikkatli izleyecektim otomatikman. Behrami'nin atılmasına kadar Şili'nin üst üste 2 uzaktan şutu hariç pozisyon yoktu. Arap hakem Al Ghamdi, çok da sert geçmeyen maçta 4 sarı kart çıkarmıştı ilk yarım saatte ve 31. dakikada Behrami'nin ikili mücadelede yaptığı faule çok ağır bir kararla direkt kırmızı kart gösterdi. İsviçre'de 42. dakikada da taktiksel bir değişiklik geldi ve Frei kenara alındı, Barnetta girdi. Böylece adamlarımdan biri 31, biri de 42. dakikada sahadan çıkmak zorunda kalmıştı. Hay şansıma... 10 kişi kaldıktan sonra İsviçre ister istemez İspanya maçındaki oyununa dönmek zorunda kaldı. Bu tip defanslara karşı, yakaladığınız pozisyonları atamazsanız defans büyür, geçen her dakika o defansı kuvvetlendirir. Öyle de oldu. 2. yarının başında çok gol kaçırdı Şili ve bir dakikadan sonra tempo düştü. Maç böyle bitecek derken 75'te hata geldi ve arka direğe açılan ortada Mark Gonzales'e kafayla dokunmak kaldı Şili cephesinde. Golde küçük bir ofsayt da vardı sanırım. Şili'ye averaj gerekiyordu ve son dakikalarda yine saldırdılar. Paredes el freni oldu resmen kaçırdığı gollerle. İsviçre de beraberlik için çok çok çok önemli bir fırsat yakaladı ama Eren önüne düşen bu fırsatı gol yapamadı. 1-0 Şili kazandı maçı. Ayrıca şöyle de bir not verelim, İsviçre bu maçın 72. dakikasına kadar gol yemediği takdirde, Dünya Kupaları'nın en uzun süre gol yemeyen takımı ünvanını elinden alacaktı İtalya'nın. 550 dakika gol yemeyerek aldılar da.

İspanya 2-0 Honduras

Portekiz gün içinde Kuzey Kore'yi 7-0 yendi ancak bu Dünya Kupası'nın en farklı galibiyeti rekoru, o maçtan saatler sonra kırılabilirdi. Villa ve özellikle Torres biraz daha becerikli olsa. Villa 2 güzel gol attı ama penaltı kaçırdı ve penaltı kaçırdıktan sonra da 1-2 net fırsattan daha yararlanamadı. Torres ise hiç hazır gözükmedi. Çok rahat bitirebileceği bir çok pozisyonda topu dağlara taşlara dikti. İspanya farklı kazanmak için çıktı sahaya, ancak 2-0 da onlara yetiyor. Şili'yi tek farklı yendikleri takdirde bir üst tura çıkacaklar. Tabii İsviçre, Honduras'ı farklı yenerse, İspanya Brezilya ile eşleşecek muhtemelen. Şayet Brezilya'ya elenirlerse, "Biz neden imkanımız varken fark atamadık Honduras'a?" diye kafalarını taşlara vururlar artık.