İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

18.10.2005

Premiership Kabuk Değiştiriyor

Geçen sene inanılmaz derecede çekişmeli ve güzel olan lig nasıl bu hale geldi diye soruyor Premier League’i takip eden milyonlarca sporsever. Cevap basit: Chelsea. Ancak soruya soruyla da karşılık vermek gerekir: Acaba ligdeki çekişme azaldı mı? Bence hiç de değil.

            Chelsea ligin ilk 9 maçını kayıpsız kapatıp 27 puan toplayarak işi biraz abarttı ve şu an en yakın takipçisi Tottenham’ın 9 puan önünde olması işin tadını biraz kaçırmış gibi. Öyle ki, bundan 2-3 hafta önce The Sun gazetesinin manşetini gören herkes şaşkına döndü: Chelsea’nin Aston Villa’yla oynayacağı maç öncesi, The Sun Chelsea’ye karşı bu sezonki ilk golü kaydedecek oyuncuya 10 000 Pound ödül verileceğini açıkladı!!! Villa’lı Luke Moore ise o günün maçında golü atarak bu ödülü kaptı. Ama işin trajikomik yanı, takımının 2-1 yenilmesine engel olamadı. Bu hazin öykü aslında Mourinho ve takımının ligin zirvesini nasıl domine ettiğinin küçük bir göstergesi. Ada’da herkes Chelsea’ye çelme takmaya çalışıyor ama nafile. Bu haftasonu oynanan Chelsea-Bolton maçını izlediniz mi bilemiyorum. Fakat ben bu maçta Chelsea’nin artık Premier League ile nasıl dalga geçtiğinin farkına vardım sanırım. Maçın 80 dakikaya yakın kısmını 1-0 önde götüren Sam Allardyce’in ekibi Bolton, Chelsea’nin inanılmaz disiplinli, inanılmaz baskılı oyununa dayanamadı. Chelsea son 10 dakikada Bolton’ı topa tuttu ve bu kısıtlı süre zarfına tam 5 gol sığdırdı. Maç sonucu şaka gibiydi: 5-1!!! İngilizlerin bile şu anda şokta olduğunu bilmekte fayda var. Herkes bu sezon için Chelsea’yi şampiyonluğun en büyük favorisi olarak görüyordu ama kimse bu kadar ezici bir üstünlük kuracaklarını tahmin etmiyordu. Bu şokun bir benzeri de ortakafagol.com forumunda yaşanıyor, gördüğüm kadarıyla. Şunu kabullenmek lazım: bu sene büyük bir mucize gerçekleşmezse Chelsea şampiyon olacak.

            Chelsea’nin takipçileri olarak şu anda Tottenham, Man Utd ve Man City öne çıkmakta. Şahsi görüşüm, Tottenham ve Man City’nin bu çıkışlarını sürdürecekleri ancak 2.’lik yarışında Man Utd’ın gerisinde kalacakları yönünde. Manchester United’in bu seneki çizgisi çok önemli çünkü şu anda Chelsea’nin koymuş olduğu tekele uzun vadede ciddi anlamda cevap verebilecek tek takım Kırmızı Şeytanlar olarak gözüküyor. Önümüzdeki sezon için Michael Ballack’la kesin olarak el sıkışan United, Avrupa’da geleceği en parlak kulüplerin başında geliyor. Rooney ve Cristiano Ronaldo gibi, inanılmaz potansiyele sahip oaln, kendi jenerasyonlarının en iyisi olan 2 tane genç süperstara sahipler. Uzun yıllar istikrarlı bir performans sağlayabilecek van Nistelrooy, Silvestre, O’Shea, Fletcher, Scholes, Brown, Heinze gibi mükemmel takım oyuncularına sahipler ve dünyanın en iyi stoperlerinden biri olan Ferdinand’ı kadrolarında barındırıyorlar. İyice yaşlanan Keane ve Giggs gibi efsaneleri ise bir-iki seneye kadar kaybolacaktır. Halen finansal açıdan Ada’nın en iyi takımı onlar; yani az ama öz transfer bombalarıyla inanılmaz bir takım kurmaları içten bile değil. Bu sezon Man Utd için şampiyonluk alanında bir kayıp olabilir ancak takımın dizginlerinin artık yeni starlar Rooney ve Cristiano Ronaldo’nun eline geçme sürecini bu sene tamamlayacaklarını düşünüyorum.

            Bu noktada Tottenham’a da ayrı bir parantez açmak lazım. Geçen sezonun ikinci yarısının belki de en iyi takımı olan Tottenham, Martin Jol ile yaşadığı bu çıkışı devam ettirmekte kararlı. Kadrolarına son derece yerinde ve istikbali parlak takviyeler yapıyorlar. Şimdiden Defoe, Robbie Keane, Jenas, Dawson, King, Robinson, Routledge, Aaron Lennon, Reid, Mido gibi çok yetenekli genç oyunculara sahipler. Artı, Robinson, Stalteri, King ve Dawson’ın başını çektiği ve Davids’le sağlamlaştırılmış defans bloğuyla inanılmaz bir defansif istikrar sağlamış durumdalar. Martin Jol’ün dinamik ve göze hoş gelen futbol felsefesi ile Tottenham’ın, istikrarını koruduğu ölçüde, İngiliz futbolunun gelecekteki lokomotiflerinden biri haline gelmesi içten bile değil.

            Ligin şu ana kadar en büyük hayal kırıklıklarını ise Arsenal, Liverpool, Newcastle ve Everton yaşattı. Bu 4 köklü kulüpten Arsenal, sezon preview’de öngördüğüm üzere Vieira’sız ve Hleb’li bir sistemle daha ofansif oynamaya çalışıyor, futbol felsefesini değiştirmeye çalışıyor, fakat nafile. Uyum süreci şimdiden önemli puanlar kaybetmelerine yol açtı. Takımın ruhu Vieira’yı satmış olmanın mali getirisi nedir bilemem ama Wenger yönetimindeki son 8 sezonda en kötü derecesi lig 2.’liği olan Arsenal’i uzun vadede derde sokacağı kesin. Zira, Arsenal gibi büyük takımlar oyuncularına da büyük paralar öderler. Bu maaş sisteminden tek çıkar yolları ise Şampiyonlar Ligi’dir ki, zaten parasal açıdan sıkıntı yaşayan, tüm ümidini yeni stadı Emirates’e bağlamış olan kulübün bu sezon sonunda devler ligi bileltini kaçırması felakete yol açabilir.

Liverpool ve Benitez ise aynı tas aynı hamam gidiyorlar. Benitez gerçekten de UEFA yarışmalarının en başarılı teknik adamlarından biri. Geçen sezon Liverpool’u Avrupa’nın en büyüğü yaptı, bu sene de Şampiyonlar Ligi’nde iyi sonuçlar alıyor fakat İngiltere kariyeri tam bir felaket. Daha önceki yazılarımda da Benitez’in futbol felsefesinin Ada’da hiçbir işe yarayamayacağını defalarca belirtmiştim. Doğruyu söylemek gerekirse, Rafa, Cisse, Morientes ve Baros’tan oluşması gereken mükemmele yakın bir forvet hattına Crouch gibi sadece 2 küsür metre boyu olduğu için yapılan takviyeler ve benzeri uygulamalarıyla ne kadar deneyci bir kişiliği olduğunu gösteriyor. Lakin, Arsenal adına Şampiyonlar Ligi hakkında söylediklerimizin aynısı Liverpool için de geçerli. Bu sene tamamen UEFA yetkililerinin sempatisiyle şansa bala lige sonradan dahil edilen Liverpool’a aynı merhameti seneye kimse göstermeyecektir. 7 maçta 10 puan hiç de Liverpool’a yakışan bir performans değil. Steven Gerrard’ın sakatlığının bu başarısızlığı saklamak için bahane gösterilmesi ise acınacak bir durumdur. O zaman sorarlar: Rafa efendiii!!! İspanyollarına nooollduuu??? (tam Hıncal Uluç yorumu oldu kendimden utandım)

            Everton ise ayrı bir alem. Söylemekten nefret ediyorum, ancak yine önceki yazılarımda Everton’ın Rooney’in transferinden ve Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazanmasından elde ettiği parayı akıllıca harcaması gerektiğini söylemiştim. Ancak David Moyes bu parayı Phil Neville, Arteta, Kroldrup gibi ne idüğü belirsiz oyuncuları alarak çarçur etti. Büyük ümitlerle geçen sezon ara transferde alınan Beattie bir türlü bekleneni veremedi ve sonuç ortada: 8 maçta 3 puancıkla ligin sonuncularılar. Yine de geçen sezonki yüreklerini ortaya koydukları maçları hatırlarsalar, Matteo Ferrari, Davies gibi yeni ve kaliteli transferlerin eşliğinde bu bataktan kurtulabilirler. Avrupa kupaları hayal belki ama küme düşmek tam bir kabus olacaktır.

            Newcastle ise bir türlü full potansiyelini lige yansıtamayan kulüp imajından bu sene de kurtulamayacak gibi. Açıkçası bu takıma neler olduğunu ben bir türlü çözemiyorum. Boumsong, Emre, Faye, Dyer, Parker gibi çok iyi oyunculara sahipler. Luque bence gerçekten büyük bir oyuncu. N’Zogbia gibi müthiş bir genç yetenek keşfetmiş durumdalar. Galiba takım içi atmosferde bir sorun var (Birden aklımıza GOAL! Filmi geliyor. Santiago’nun St. James Park’a alışamaması vs vs… ). Tabii bir de bonservisi için tam bir servet dökülen Owen’ın hala hayaletleri oynaması var ki sormayın. Bence Owen’ı almak çok riskli bir karardı. Çünkü Owen, Liverpool’daki son sezonunda ve Real’de geçirdiği bir senede doğru dürüst oynayamamış, az süre almıştı. Artı, takıma gelmeden önce yaptığı “İngiltere’de Liverpool’dan başka takımda oynamam” tarzındaki açıklamaları Newcastle taraftarını oldukça rahatsız etmişti. Kaldı ki Owen, Anfield'a olan vefasını, geçen sezon sonu Bosman'dan yararlanarak sinsi bir şekilde Real'e geçme niyetiyle açıkça belli etmişti! Geçen sene takımın websitesinde bannerı bulunması statüsüne kadar yükseltilen geleceğin kaptanı Jenas’ı da Tottenham’a sattılar. Zannedersem Newcastle’a takım içi harmoniyi geri getirebilecek Souness dışında bir koç lazım. Futbol direktörü Gordon Milne ise bildiğiniz üzere dün gece gizlice Rıza Çalımbay’ın istifasını takiben İstanbul’a uçtu. Allah Newcastle seyircisine sabır versin. 9 maçta 9 puanı kendilerine yakıştırabiliyorlar mı acaba?

            Bir de Man City, Charlton ve Wigan fenomenleri var tabii. Her şeyden önce şunu belirtmek lazım ki Alan Curbishley, gerek Ada gerekse dünya futbolunun yetiştirdiği en müthiş menajerlerden biri. Charlton’ı Premiership’e yükselttiğinden beri yavaş ama emin adımlarla, kısıtlı bütçeyle müthiş işler başarmaya devam ediyor. Bugün Charlton hem oyun kalitesi, takım uyumu, hem de puan açısından Arsenal, Newcastle, Liverpool gibi takımları solda sıfır bırakıyorsa bunu tamamen Curbishley’e borçlu. Bildiğiniz gibi FootballManager serilerinin taktiksel danışmanlığını da Curbishley yapmakta. Tabii yiğidin hakkını vermek lazım. Liverpool’dan ayrılıp bu takımın beyni olan Murphy gerçekten inanılmaz bir iş çıkartmakta. Darren Bent, Rommedahl, Jerome Thomas ve Holland dinamizmleriyle orta sahada mekik dokuyorlar. Takım içi uyum ve arkadaşlık da üst düzeyde. Zaten Charlton maçlarını izlediğiniz zaman bunu görebiliyorsunuz. Ancak her şeyden önemlisi, yıllardır sıkıcı ve defansif futbol oynadığı için eleştirilen Charlton’ın, özellikle Bent-Rommedahl-Murphy üçlüsüyle yakalamış olduğu yaratıcılık düzeyi yüksek ve göze hoş gelen oyunlarla bambaşka bir kimliğe bürünmüş olması.

            Man City ise geçen sene Everton’ın yaşadığı çıkışın bir benzerini yaşıyor. Başta yine parlak bir geleceği olan bir menajer: Pearce. Genç süperstarını sezon başında kaybetmiş bir takım (Everton Rooney’i satmıştı, City ise Wright-Philips’i Chelsea’ye sattı). Geçen sene Weir, Stubbs, Gravesen gibi tecrübeli oyuncuların liderliğinde oynayan Cahil gibi bir orta saha dinamosuna sahipti Everton. City için ise benzeri Cole, Reyna liderliğindeki Barton takviyeli bir model öngörülebilir. Uzun lafın kısası, City de büyük ihtimalle geçen seneki Everton gibi ligi iyi götürecek. Ancak asıl zorluk Wright-Philips’in transferinden kazandığı parayı uzun vadede nasıl harcayacaklarında. Umarım Moyes’in yaptığı gibi sokağa saçmazlar. Zira yaşlanan bir kadroya sahipler ve uzun vadedeki başarılarının tek şartı o parayı iyi değerlendirmek olacak.

            Wigan ise saçma sapan işler yapıyor. Aman Allah’ım!!! Bu takımı izleyenler lige bu sene yükseldiklerine inanamazlar. Henchoz-de Zeeuw tandemi tam anlamıyla harika. 8 maçta 16 puan inanılmaz bir başarı. Yürekten ve çok yüksek tempolu oynuyorlar. Benim aklım hala ligin ilk maçında “yenilmez” Chelsea’yi maç boyunca tokatladıktan sonra Crespo’nun son dakika golüyle yenilmelerine takılmış durumda. Gerçekten iyi oynuyorlar. Bravo Wigan!

            Ligde bu takımlar dışında çok beklenmedik işler yapan yok. West Ham yine altyapı gazıyla iyi işler çıkarıyor. Özellikle İsrailli oyuncuları Benayoun ve yaşlı kurt Sheringham alkışı hak ediyor. Benayoun’un ismini ileriki yıllarda çok duyabiliriz. Bolton, Allardyce yönetiminde yavaş ama emin adımlarla ilerliyor. Birmingham, Portsmouth, WBA, Fulham ve Sunderland düşmemek için oynayacaklar. Özellikle Fulham'lı John Collins, geleceğin süperstarları arasında yavaş yavaş sivriliyor. Aston Villa ve M’borough ise orta sıralardaki geleneksel yerlerine yerleşmiş durumdalar. Geçen sezon çok zor durumda kalan Blackburn bu sene işi daha sağlam tutmaya kararlı.

            Şimdi gelelim ligin genel tablosuna. İlginç bir iddiada bulunacağım: Bu sene İngiltere Ligi kabuk değiştirme sürecinde. Git gide Fransa Ligi’ne benziyor. Tepede diğer takımlardan çok daha üst düzeyde bir dev (Fransa’da Lyon, Ada’da Chelsea). Başarısızlık içinde sürünen köklü ve zengin kulüpler (PSG, Marseille – Arsenal, Liverpool) Nice teknik direktörünün Futbol Mundial’e röportajında dediği gibi, 3. sırayla 20. sıra arasında her şeyin olabileceği bir lig bekliyor bu sene bizleri. Kaldı ki Şampiyonluğu bırakırsak ligin geri kalan mevkileri için dengeli ve kıyasıya bir rekabet var. Lige at gözlüğüyle bakmayı, “1. sıra” kavramını bir kenara atmayı başarırsak ne kadar zevkli bir lig olduğunu görebiliriz.

Hiç yorum yok: