14.09.2012
2012-13 Premier League Kadro Mühendisliği - Başaltı
TOTTENHAM: Kaleciyi değiştirdiler ama halen yaşlı kurdu oynatıyorlar. Defans hattı dengeli isimlerden oluşuyor. Vertonghen eklemesinin değeri ileride daha iyi anlaşılacak. Stoper yedekleri yeterli ancak özellikle sol bek alternatifi soru işareti.
Orta sahada Hırvat dinamoyu kaybederek önemli güç erozyonuna uğradılar. Yetenekli portakalı da kadroda tutamadılar. Yeni gelen Dempsey farklı tipte bir oyuncu ve bence ancak adada katkı verir. Geçen sene son dakikada ŞL biletini kaçırmaları planlarını bozdu. S.Parker performansını artırmalı. Yedeklerde ise göze çarpan isim Huddlestone ve ismi uzun İzlandalı. Özellikle İzlandalının geçen seneki performansına ulaşması takımın hedeflerini değiştirebilir.
Forvete yazdığım Bale takımda kalmaya karar vererek önemli bir fedakârlıkta bulundu. Ancak kariyeri için doğru hareket edip etmediğini ileride göreceğiz. Lennon her zaman dikkate alınması gereken bir güç. Adebayor hamlesi de hücum gücüne önemli bir katkı oldu. Avrupa futbolunda azalmaya başlayan fizikli santrafor tipinin son iyi örneklerinden Togolunun PL’de halen söyleyecek sözü olduğuna inanıyorum. Yedeklerdeki Defoe ve Dembele isimleri de her zaman gol bulabilecek isimler. Genç Portekizli antrenörün son şansını iyi değerlendirmesi için kadrosunu en verimli şekilde kullanması şart. Bana sorarsanız Spurs organizasyonun en hatalı kararı da lige uygun olmayan bu koça bir şans daha vermesi oldu.
Eksiklerine rağmen Güney Londra ekibinin ilk dördü zorlayacak takım olmaya en büyük aday olduğunu düşünüyorum. Aslar ve yedekler arasındaki fark keşke biraz daha az olsaydı.
LIVERPOOL: Eski günlerini arayan taraftarların bile yavaş yavaş umudunu yitirdiği ligin tarih öncesi kralı Kızıllar, bu sene en azından beklentilerini düşük tutuyorlar. En iyimser taraftarın bile bu kadrodan şampiyonluk beklemesi hafif bir gülümsemeyle karşılanıyor.
Kağıt üzerinde çok kötü olmayan bir savunmaya sahipler ancak takım olarak performansları düştükçe savunma oyuncularının da özellikleri parlamıyor. Oysa gerek G.Johnson olsun, gerek J.Enrique olsun kalbur üstü bekler. Ayrıca iki santrhaf da zamanında üst düzey performans sergilemişlerdi. E, kalecileri bir zamanlar İngiltere milli takımı için isteniyordu. Ne oldu da bu takım üst üste iyi skorlara hasret kaldı? Bir defa savunmada yedekleri çok zayıf. Yüksek hedefler için gerçekçi değil. İkincisi ve daha önemlisi orta saha Lucas’ın sakatlığından sonra geçen sene çok aksadı. Bu sene Gerard ile birlikte sağlam kalabilirlerse Anfield Road sakinlerini daha mutlu günler bekler. Bu bölgede oynaması için kiraladıkları Nuri’nin henüz yeterli olmadığını düşünüyorum. Bence zamanın da faydası olmayacak çünkü takımın geleneklerine ve sistemine uyacağını sanmıyorum. Londra onun için daha doğru bir adresti ancak orada da burada bulduğundan daha az şans bulacağı bir gerçekti. Burada oynamak istiyorsa güçlenmek ve cesaretini yeniden kazanmak zorunda. Rakibi Henderson için ise işler biraz daha kolay, o da bu ligde fazladan tecrübesi olmasından dolayı. Diğer alternatiflerin yeterli olduğunu düşünmüyorum.
Hücumda Suarez’in üzerinde tüm yük. Downing’in bu saatten sonra bir üst seviyeye geçmesini beklemiyorum ve Borini bir kumar. Kötü değil, alınabilir bir risk ancak yine de ne yapacağını henüz bilmiyoruz. Bu bölgede daha performansı kanıtlanmış bir oyuncuya ihtiyacı vardı takımın. Assaidi ve Samed de yedekte bulunsun diye alındılar ve özellikle Samed için yetenek sıkıntısı çekilen bu dönemin önemli bir şans olduğunu düşünüyorum. Assaidi’nin de öncelikli hedefi kadroya girmek olmalı.
Koç Rodgers daha güçlü bir kadroyu yönetmeyi hak ediyordu ancak mevcut kadrodan dolayı beklentilerin düşük olmasını lehine çevirebilir. Sürpriz bir ilk dört sonucu Liverpool kariyeri için mükemmel bir başlangıç olacaktır.
NEWCASTLE: Bu bölümde incelediğim dört takım içinde en zayıf defansa sahipler. Hollandalı kaleci milli takıma kadar yükseldi ve sürekliliğini koruyabilir. Bekler genç ve potansiyelli ancak bu seviye için yeterli değiller. Ortadaysa eski bir yetenek ile yeni yükselmekte olan bir İngiliz bulunmakta. Geçen sene bu ortaklık fena işlememişti, bu sezonu da böyle aşacaklardır. Ancak yedekler as kadroyu zorlayacak durumda değil ve sezon boyu alarm zilleri kendilerini bekliyor. Anlaşılan yetenekli file bekçilerine fazla güveniyorlar.
Orta üçlülerini yitirmemeleri umut verici. Cabaye ve Tiote hedefleri için uygun oyuncular. Ben Arfa’da fazlasıyla yetenekli bir yaratıcı. Ancak kulübe problemi burada da devam ediyor. Sürpriz performanslara muhtaçlar.
Forvetleri Afrika Kupası’na dek işleyecektir, sonrası meçhul. Yine de oyuncularını kadroda tutmaları başarı sayılmalı. Yedek kardeşler için o kadar umutlu konuşamayacağım. Birinden birinin bizim iş bilir Anadolu kulüplerimizden birine gelmesi yakındır.
Saksağanlar, Avrupa katılımı sağlayacak hangi sonucu alırsa alsın takdir edilmeli.
EVERTON: Maviler, geçen seneki başarıyı tekrarlamak istiyorlarsa iki önemli oyuncusuna gözü gibi bakmalı, satacaksa da karşılığında önemli bir değer almalı. Bunlardan birincisi sol bekte ve bu devrede göstereceği performansa bağlı olarak ayrılışı sene sonunu bile bulmayabilir. Defansın diğer oyuncuları da tecrübeli ve takıma alışmış oyuncular. Heitinga’nın gitmesine rıza gösterir gibi yapıp, gönder(e)meyerek takım içi huzuru bozmuş olabilirler. Yedeklerde ise ilk on biri zorlayacak bir oyuncu göremedim ben.
İkinci değer, orta sahada ve saç modeliyle tanınıyor. Bazen futbolcuların bu tip kendine haslıkları oyunları haricinde de ayırt edilebilmelerine yarıyor. Arteta ve Cahill’den sonra yetenekli Belçikalının gidişini kaldıramayabilirler. Barkley sürpriz bir gelişme göstermezse tabi. Merkezde daha çok alternatife sahip olmalıydılar. Belki gelecek parayla devre arasında takviye yaparlar.
Forvette Jelavic’in geçen seneki beklenmedik katkısı çok hoş oldu. Hem kendileri hem de fantezi lig severler için. Geri dönüş yapan Pienaar taraftarı heyecanlandırmaya kaldığı yerden devam edecek. Yunanistan’dan gelen Mirallas da bir başka merakla beklenen isim. Şahsen bu kadroya kanatlarda bir ya da iki tane daha delici oyuncu eklemesi yapılması gerektiğini savunuyorum.
Moyes, artık bu ligin demirbaşlarından sayılıyor. Takımını üst sıralarda tutmanın bir yolunu bulacaktır.
13.09.2012
2012-13 Premier League Kadro Mühendisliği - İlk Dört
Geçen sene başlattığım kadro mühendisliğini bu sene premier league takımları için uygulamak istedim. Puanlama transfermarkt.co.uk sitesindeki futbolcu değerlerine göre yapılmıştır. En yüksek toplam puanlı takımlardan başlayarak tüm takımları incelemeye çalışacağım. İlk on bire ve yedeklere oyuncu seçerken birkaç istisna dışında değerlerini önceliğe aldım. Bu istisnalar da ya uzun süreli sakatlık yaşamakta olan oyuncular, ya da menajerin ilk on bir tercihi olmayacağı aşikar durumlardır. Tartışılır tercihlerim olduğunu kabul ediyorum, takım takım analizlerde sebeplerimi sunacağım.
Ayrıca her kadronun ilk on bir ile yedekler arasındaki puan farkı oranını yüzdelik olarak hesapladım. Özellikle ligde dengeli kadrolar daha başarılı oluyor kanımca.
M CITY: Geçen senenin şampiyonu mevcut kadrosunu koruyarak ve ufak eklemeler ile yeni sezona giriş yaptı. Son gün yapılan Maicon ve J.Garcia eklemeleri dikkat çekici. Kulübün patronları düşünüldüğünde bu yaz transfer piyasasında çok hareketli olmamaları hem şaşırtıcı hem de takdire şayan. Üstelik geçen senenin sonunda performans vermeye başlayan Tevez'in sene başında forma ulaşması yeni transfer etkisi yaratabilir. Aguero'nun sakatlığında ilaç gibi gelecektir City'e. Ancak süper Mario'nun yedek kulübesine ne kadar tahammül edeceği soru işareti.
Birincil defans hattını koruyan şampiyon, yedeklerde özellikle beklerde yaptığı Maicon şırıngasıyla rakiplerinin açık ara önünde. Toure'yi takımda tutarak bence sezon boyu faydalanabileceği bir alternatif yarattılar. Bu bölgede Micah da düşünülebilir, açık oynadıkları maçlarda Brezilyalı ile başlayabilirler sağda. Sol tarafta hem Clichy hem Kolarov bu seviyenin oyuncuları. Büyük sakatlık yaşamazlarsa bu bölgede sıkıntı yaşamayacaklardır.
Orta sahası çok kuvvetli bir takım City. Ancak Milner ve Barry gibi çok net olmayan iki merkez oyuncuya sahipler ve Toure'nin yedeği onun kadar performans sergilemeyebilir. Garcia transferi bu sıkıntının farkında olduklarının göstergesi. Ayrıca Rodwell de takıma alıştıkça ilk on biri zorlayacaktır.
Silva'nın sezona formsuz başlaması biraz panikletse de Nasri'nin yaratıcılık anlamında eksikleri kapatmaya yeteneği olduğuna inanıyorum. İki oyuncu da kanatlara kaymayı seven modern oyun kurucular. Yine de formda bir Silva'ya ihtiyaç uzun solukta mutlak görünüyor. Forvette sakatlanın Arjantinli'nin yerini önceki wonderkid aldı. İyi de oldu. Şahsi fikrim Tevez'in oyun sistemine ve lige daha uygun bir oyuncu olduğu. Mario'nun kibrinden vazgeçip bal yapması gerek. Kimse en iyi oyuncuları bile bir şey üretmedikleri takdirde sahada tutmaz. Dzeko transfer olamadığı için rolünü kabullenmeyecekse ileride baş ağrıtabilir. Oyuncunun kadro içindeki yeri açıklığa kavuşturulmalı. Bence bu takımda yedek güçten öteye gidemez, ki kendisi için de çok kötü bir durum değil.
Mancini geçen sene rotasyon yapmadığı için eleştiriliyordu, bu sene eleştirileri dinlemeli çünkü elinde uygun bir kadro var. ŞL'de daha ileri turlara çıkmak isteniyorsa kadronun idareli kullanılması diğer kulvarlardaki başarıları da etkileyecektir.
Kadro derinliğine baktığımıza toplamda %16lık fark bana göre ideal olan %15e çok yakın. Ancak defansta özellikle merkezde daha kaliteli yedekler olabilirdi. Forvet tercihlerim tartışılabilir, yedekleri daha değerli olmasına rağmen yıl boyu bu üçlünün daha çok kullanılacağını tahmin ediyorum.
M UTD: Ferguson devam ettiği sürece bu takımın yıldızı o olacak. Kim kaç milyon pounda gelirse gelsin. Uçan Hollandalı perfomansını artırmak istiyorsa patron ile iyi geçinmeli. Öte tarafta ise uzaklardan gelen umudun kendini kanıtlaması bekleniyor. Kadronun önemli defolarına rağmen şampiyonluğun en büyük ikinci favorisi halen aynı şehirden.
Defansta liderlik görevini Vidic devraldı ve bunu sonuna kadar hak ediyor. Ancak sorun şu ki simge isim Ferdinand yıllara direnemedi ve ilk on birdeki yerini taze kan P.Jones'a kaybetti. Jones'un sakatlığı boyunca şans bulacaktır Rio, belki de bu son şansıdır düzenli oynamak için. Sağ kanatta toy Rafael şans buluyor ve bunu iyi değerlendirmeli. Solda ise banko belli. Ferguson'un defansta rakiplerine göre daha şanssız olduğu açık, özellikle kaleci tercihinin sorgulanmaması için bu sene üst düzey bir performans sergilenmesi şart.
Orta sahada halen iki emektar kadroda, Giggs ve Scholes ancak benim puan tablolarımda değerleri çok düşük olduğu için yoklar. Tabi bu iki oyuncunun katkısı değerlerinin çok üstünde. Yine de Fergie'nin halen bu oyunculardan medet umması kadronun zaafiyetini de gösteriyor. Bu bölgeye yapılan Cleverly takviyesi mutlaka etkili olacaktır ancak kanamayı durdurur mu emin değilim. Öte yandan hücum yönündeki Kagawa denemesini olumlu buluyorum. Kagawa sisteme çabuk uyum sağlayacaktır. Ancak kendisinin varlığı Rooney ve RVP beraberliğini sorgulatıyor. Çünkü kanatlarda hareketli oyuncuları seven Fergie, Valencia ve Young gibi delicilerinden vazgeçmeyecekse bu beşliden birinin yedek oturması özellikle zor maçlarda elzem görünüyor. Şimdilik Rooney sakat olmadığı için bu tartışma su yüzüne çıkmış değil ancak bu senenin UTD cephesinde cevaplanması gereken en büyük sorusu olarak bunu görüyorum.
Forvete yapılan Hollandalı eklemesi çok şık oldu. Taraftarı olduğum kulübü can evinden vurmuş olsa da her iki taraf için de en hayırlısının gerçekleştiğine inanıyorum. RVP gollerine, özellikle adada devam edecektir. Takım arkadaşlarının onun hareketliliğine adapte olmasıyla M.UTD taraftarları uzun zaman gol görmeye hasret kalmayacaklar. Tabi bu ekleme geçen seneki düşüşüyle birlikte en çok Nani'yi olumsuz etkiledi. Ellerinden çıkaramamaları kötü oldu. Kendisinin bu takımda eski performanslarına ulaşabileceğine inanmıyorum artık. Zaten çok şans da bulacağını düşünmüyorum. Chico da her zaman ilk on birde veya kulübede olsun, takımda görmek isteyeceğiniz oyunculardan. Bana göre M.UTD'ın en güçlü bölgesi hücum oldu ve bu gücüyle hedeflerini gerçekleştirmeye çalışacak.
Kadro dengeli görünüyor. Tabi orta saha ve defans yedekleri kalitesi şehrin bu takımı için de eleştirilebilir. Ancak kadroda belirtmediğim Giggs ve Scholes kadroya kattıkları tecrübe ile bu açığı kapatacaktır. Şu anda görünen ne değerli hücum hattına sahipler, avantajını kullanmalılar.
CHELSEA: Maviler transfer döneminin şampiyonu oldu kanımca. Ancak bazı harcamalarını fazla buldum. Özellikle bitirici oyuncu almamaları başlarını ağrıtacaktır. Orta sahada güvendikleri gençlerin de performansı merakla bekleniyor. Bir diğer beklenen isim ise yeni değil ancak herkes yeni gibi olmasını istiyor; Torres. İspanyol'un gollerle barışması Londra ekibi taraftarlarını çok mutlu edecektir.
Son ŞL şampiyonu defansını korudu, iyi de etti. Bence ligin en oturmuş savunması. Ivanoviç parlıyor, Cole istikrarlı, D.Luiz ümit veriyor ve Terry yine sağlam duruyor. Bakmayın Ardalar'ın dörtlediğine, bu takım yine az gol yiyecektir. Yalnız dördüncü stoper olarak Ferreira'yı kadroda tutmalarına anlam veremiyorum.
Orta sahada Obi'nin iki alternatifini de gönderdiler takımdan ve Romelu'nun potansiyeline güvendiler. Ayrıca yeni aldıkları Marin ve Oscar'ın patlama yapmasını bekliyorlar. Oscar'ı bir kez izledim ve bana pek umut vermedi, zamanla daha iyi olacaktır. Herşeye rağmen günümüz oyununun en önemli bölgesine daha tartışılmaz eklemeler yapmalarını bekliyordum.
Hücumda bücür Mata'nın yanına en az onun kadar belki daha da yetenekli Hazard'ın monte ettiler. İlk haftalar sonuç oldukça parlak. Hazard böyle oynamaya devam ederse Torres'in yüzü sık sık güler. Şahsen kendisini gülerken izlemek daha güzel. Şu da bir gerçek ki Hazard'ın oyun içindeki sürekliliğini kaybetmemesi gerekiyor. Mata bana biraz takımın en yaratıcı oyuncu görevini devrettiği için mutsuz göründü. Onun da en çabuk zamanda adapte olması şart yeni görevine. Tüm umut verici gelişmelere rağmen Torres'in tek yedeğinin Sturridge olması ki aynı tipte değiller kabul edilemez. Chelsea bu sene kupalara ulaşamazsa bu yüzden olacak.
Kulüp çok para harcamasına rağmen yedek kulübesini halen yeterince güçlendiremedi. Uzun sezon boyu ilk on bir oyuncularının sağlığına duacı olacaklar. Üstelik bu sene milli elemeler senesi ve bu daha çok maç demek.
ARSENAL: Wenger geçen seneden farklı olarak bu sene başına gelecekleri biliyordu ve kayıplarına karşı daha hazırlıklıydı. Üstelik kesenin ağzını da açtı ancak bu sefer biraz fazla açtığını, özellikle milli maçların yıldızı Alman'ı olduğundan pahallıya kadrosuna kattığını düşünüyorum. Yeni bir Lig1 gol kralından medet umması da cabası. Herşeye rağmen pahallı da olsa yaptıkları İspanyol ekleme her şeyi değiştirebilir.
Defans aynı şeffaflıkta. Fransız'ın stiline uygun olarak teknik ancak yumuşak oyuncularla dolu. Üstelik en iyi oyuncularının sakatlık geçmişleri pek iç açıcı da değil. Sagna bütün sezonu çıkaracak mı? İngiliz yedeği bir adım ileriye taşıyabilecek mi oyununu? Solda Gibbs dertlere çare mi?(ki ben değerinden ötürü Santos'u yazdım ilk on bire)Ortada Fransız&Belçika yapımı devam eder mi? Bir taraftar olarak kendilerini aynı anda sahada görmekten çok memnunum ancak realist düşününce bu ikilinin bir takımı şampiyon yapabileceğinden kuşkuluyum. Üstelik yedekleri Alman'ın stili tamamen farklı. Kendisi daha kötü bir oyuncu olmasına rağmen oyunundan ötürü ilk on birde olmayı hak ediyor bence. Ve Vermaelen'in solda oynadığı düzen sanırım Kuzey Londralı'lar için en güvenli diziliş.
Orta sahada gitmek isteyenin yerini dolduracak olan Diaby bana sorarsanız çok daha iyi bir oyuncu. Lanet yüzünden geçirdiği kayıp yılları bu yıl tüm dualarımızla telafi edecek inşallah. Anfield Road'da da görüldüğü üzere takımın oyunu üzerinde çok etkisi var. Ancak bu senenin prensi yeni İspanyol. Her ne kadar Arteta'yı da çok takdir etsem de Cazorla takımın kaderini değiştirmeye aday görünüyor. Kupaya aç taraftarlar her gece yatmadan önce kendisinin sağlığı için tanrıya şükrediyorlar. Ayrıca henüz sahneye çıkmamış Wilshere tüm filmi yeniden yazabilir. Şimdilik dublörü Ramsey ile idare edecek taraftar.
Hücumda ise işler biraz karışık. Giden leblebinin yerine alınan kule taştan çıktı. Zaman çok kez ilaç görevini görmüştür ancak taşı yumuşatabileceğinden emin değilim. Giroud çok PL maçı izlemeli her şeyden önce. Kimse ondan gol kralı olmasını beklemiyor ancak açacağı boşluklar ve pas akışının devamını sağlaması hayati. Öte tarafta kanatlardan destek olması beklenen Podolski'nin de gol kaçırmayı ikinci bir emre kadar ertelemesini bekliyoruz. Verilen para verildi artık, tekrar tekrar gündeme getirmenin bir anlamı yok ama Alman oyuncunun da kendini sevdirmesi için somut katkı sunması şart. Üçüncü kuvvet olarak Walcott düşünülüyordu ancak bu aralar havasında değil. Dedikodular doğruysa havaya giremeden ayrılacak. Şahsi fikrim kendisinin potansiyeline inananları yarı yolda bıraktığı. Bu saatten sonra oyununda ilerleme beklemiyorum ama kadroda kaldığı sürece Wenger'in ondan katkı almanın bir yolunu bulması lazım. Diğer alternatif ise Gervinho. Onun bir sene daha kredisi var yoksa yerini yeni wonderkid Chamberlain'e kaptıracak. Chamakh'tan ise artık kimse bir şey beklemiyor.
Arsenal ilk onbiri ile yedekler arasında büyük fark yok, çünkü kadrosu şampiyonluk kazanabilecek kalitede değil. En iyi ihtimal üçüncü olacaklar ve hedef bu ise yeterli bir kadroya sahipler. FFP'nin uygulamaya geçmesiyle birkaç yıl sonra ekonomi profesörü zirve mücadelesine geri dönebilir. Tabi halen yerini koruyorsa.
21.10.2007
Bir Milli Maç Sonrası
Bir milli maç arasını daha geride bıraktık. Kimse kimseyi öldürmeden, basın toplantısında kavga olmadan atlattık bu maçları bunun için sevinçliyim. Aslında birçok ülkeye göre çok şanslıyız. Milli(yoksa Kazım Kanat gibi ulusal mı desem?) maç aralarımız çok zevkli geçiyor. Birbirine hareket çekenler, küsmeler, gergin suratlar, çocuk gibi kızmalar, basın toplantısından sinirlenerek gitmeler ve bunun gibi birçok olay. Düşünebiliyor musunuz; spor yazarları bir futbolcu için pankart yaptırıyor. Hangi ülkede var bu?
Sapla samanı birbirine karıştırmada, elma ile armutları bir araya getirmede üstümüze yok! Doğu kültüründen olsa gerek sadece konuşuyoruz. Hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece futbolda değil yanlış anlamayın. Çorum kadar bir Ermenistan toplasan nüfusu 5 milyon bile değildir; Amerika’da soykırım tasarısını geçirebilirken biz konuşuyoruz. “yapmadık, olmadı, tarihçilere bırakalım” ama sadece konuşuyoruz. Mahallenin devamlı topu, bisikleti alınan dayak yiyen sümüklü ve ağlak çocuğu gibiyiz. Amerikalılar’ın dediği gibi looser’ız sanırım. Ve bu haleti ruhiyattan çok memnunuz. Looser olunca gazetelerimiz çok satıyor, yazarlarımız çok okunuyor. Biz daha bir fazla konuşuyoruz.
Futbolda da aynı; Fatih Terim’in sistemi yerine kızının ilişkisi konuşuluyor. Kimse demiyor ama “abi sana ne!” Ya kız gelmiş 20 yaşına yaşar yaşamaz sana ne? Bakın bende daldım buna! Üstelik bunu diyen kişi TSYD eski başkanı. Arkadaşlar sizde sürünün forumlarda yazı yazacağız diye! Her neyse artık futbola bağlamalıyız sanırım.
Ne oldu bize? Neredeydik? Nerelere geldik? Bir İmparator’umuz vardı onu da mı yitirdik? Fatih Terim’e ne oldu? Peki; Fatih Terim ne yapsın? Bunlara geçmeden önce şunu hatırlatmak isterim ey millet! Bundan 10 sene kadar önce, evet evet sadece 10 sene önceye kadar Türkiye’nin yeri 5.torbaydı. EuroXX’ler, World Cup’lar bize çok uzaktı. Ne zaman havalandık? Sanki tüm dünya kupalarına katılmışız da ilk defa bu şampiyonayı kaçıracakmışız gibi davranıyoruz. Biz bu kadarız beyler bunu bir kavrarsak her şey daha güzel olacak. Yerini bilmek, büyürken küçülmek gibi tabirleri iyi harmanlamamız gerekiyor. Bu ligden savunma oyuncusu çıkmıyor. Sebebini sorgulayan var mı? Ya da medyada tartışan var mı? Nasıl çıkartalım? Şöyle yapalım diyen var mı? Sen bir takımın başındaki hocayı devamlı tartışırsan hoca bu takıma ne verebilir? Devamlı koltuğunu düşünürse bir oyuncuyu ne kadar geliştirebilir?
Gelin hep beraber gözümüzün önünde duran Beşiktaş’a bakalım. Lucescu gittiğinden beri gelenleri düşünün. Del Bosque, Rıza Çalımbay, Jean Tigana ve Ertuğrul Sağlam. Bu dört adamın ortak özellikleri savunma hatlarında hepsinin Gökhan ve İbrahim ikilisi ile oynamaları oldu. Araya bir Çağdaş Atan ve Adem Dursun felaketleri girdi ama onları saymazsak iyi olur! Peki; Gökhan neden hala yıldız adayı genç oyuncu? Geleceğin yıldızı dediğimiz adam 26 yaşına geldi bu arada bunu kaçırdık. Servet? Rio Ferdinand naraları ile ortaya çıktı. Sonucu yazmama gerek yok sanırım. Shevcehnko faciaları ile hatırlanıyor. O da hala geleceğin yıldız adayı!
Kısaca öncelikle sistemimizi değiştirmemiz gerekiyor. Sorunu “önce teknik direktör”den “önce futbolcuya” çevirmemiz gerekiyor. Adama bu formaların ağırlığını hissettirmemiz gerekiyor. Bunu da yıllarca çalışan Alex Ferguson, Arsene Wenger’ler yapabiliyor. Samet Aybaba çok iyi kurduğu bir kadroyu 2.hafta da bıraktı. Hatta kaçtı. Orada oynayacak genç bir savunma oyuncusuna bu kısa sürede ne katabilirdi? Ya da yerine gelen Saffet Susiç koltuğunu düşünürken ne öğretebilir? Ve biz bu şekilde bir futbol ekolü oluşturmaya çalışıyoruz.
Hadi şimdi vurun Fatih Terim’e! Hatta vuralım, bende yapıyorum. Vurun Ertuğrul Sağlam’a! Ya da diğerlerine! Kabul ediyorum, Fatih Terim’in hiç mi hatası yok? Mutlaka var. Güvendiği adamı ne olursa olsun –hatta ve hatta yaptığı ahlaksızlığa rağmen- her zaman takımına alıyor; güvenmediği adamı ise göstermelik alsa bile yanında oturtuyor. Evet, en büyük özelliği takım yaratmak olan, ileride çok iyi pres yaptırmak olan Fatih Terim’i bile öyle bir hale getirdik ki; adam medya ile kavga etmekten, kadroyu da medya ile hesaplaşmak amaçlı kurmaktan kendini yitirdi. Dünya çapında diyebileceğimiz 3’ü apoletli 4 hocamız var. Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş ve Ersun Yanal. Ve bu dördü saçma sapan kulüpçülükten, federasyonun kavgalarından, medyanın şuursuzca baskısından hiçbir kulübümüzü çalıştırmıyor. İkisi dışarıda, biri boşta, diğeri kaçmak üzere ve bu dört hocaya biraz sabredebilsek ligimize neler katabileceklerini hiçbir zaman konuşamıyoruz. Tek düşündüğümüz kendi istediklerimizi neden oynatmadıkları. Bir de Emre’nin Fatih Terim’in kızı ile ilişkisi! Emin olun dördünden biri Gökhan Zan’a geriden gelen adamı kimin tutacağını bilmesi gerektiğini öğretebilir, ya da Servet’e çift dalmanın kırmızı kart olduğunu! Ya da İbrahim Üzülmez’e “sen Beşiktaş’dasın ama burada oynayabilmen için iyi orta yapman gerekli! İdmandan sonra yarım saat çalış” diyebilir.
27.03.2007
Karmaşadan Zafere
24 Mart Cumartesi günü Atina’da unutulmaz bir maç oynandı. Bu öyle bir maçtı ki kazanan tarafın oyuncuları bile ne kadar önemli bir iş yaptıklarını ve tarihe geçtiklerini bildiklerinden, maç sonrası sanki bu işi her hafta yapıyorlarmış gibi gayet sakin bir şekilde sevindiler. Tarihe geçerken vakur duruşlarıyla, efendilikleriyle geçtiler. Oyuncuların hepsi tüm dünya tarafından fotoğraflarının çekildiklerinin farkında olan olgun siyaset adamları gibiydi. Maç da siyasi yönü ağır basan bir maçtı zaten. Ne mutluyuz ki, kazananlar ait olduğumuz ülkenin, ulusun temsilcileriydi. Uzun bir aradan sonra ilk kez temsilcilerimle gurur duydum ve gerçekten beni temsil ettiklerini hissettim. Kazanmaktan çok öte bir şey bu. Bir futbol takımını kendinizle özdeşleştirmek demek bu. Hiç gitmediğiniz Atina’ya onlarla gitmek, hiç tanışmadığınız Yunanlara kendinizi onların aracılığıyla tanıtmak demek bu.
Eminim ki çoğu Yunan, maç skorundan çok maç öncesinde ve sırasında yaşananlardan utandı. Ve aynı Yunanların tek gurur duydukları an milli takımımızın alkışlandığı andı. İşte yaşanmış malum olaylardan sonra Türkiye artık A milli futbol takımıyla gurur duyabilir. Bu maçta milli takım 3 puandan daha önemlisini, halkın güvenini ve desteğini kazanmıştır. Umarım bazı alışkanlıklar geçmişte kalmıştır ve önümüzdeki maçlarda milli takımımızın Yunanistan maçındaki duruşu devam eder.
Maça gelirsek, maç öncesi açıklanan kadrodan başlayalım. Kale ve defansta Gökhan Zan dışında sürpriz yoktu. Gökhan’ı ise açıkçası ben Norveç maçında sahada bekliyordum. Demek ki Terim oyuncusuna güvenmiş ve formayı vermiş. Bu maçta da görüldü ki, defans ikilimiz Gökhan ve Servet olmalı. Bu ikili de mutlaka ısrar edilmeli ki beraber oynamaya alışsınlar. Şansız bir şekilde maçın başında İbrahim Üzülmez’in sakatlanması defansımızın dengesini bozacak diye endişelendim ama yerine giren Volkan pozisyonunu iyi savundu. Artık şuna inanmalıyız: Şans vermediğimiz sürece ülkemizde belli isimlerin dışında bazı pozisyonlar için alternatifsiz kalacağız. Oysa alışıldık isimlerin dışında formunu yükselten yeni oyunculara formayı verirsek, o zaman yeni yıldızların doğuşuna tanık olabiliriz.
Bu oyuncuların süper yıldız olmaları da gerekmez, işlerini yapsınlar, hatta belki de sadece o maç için işlerini yapsınlar yeter. Volkan Yaman belki de bir daha hiç milli olmayacak, belki milli formayı hiç çıkarmayacak ama Yunanistan maçındaki oyunuyla hep hatırlanacak. İşte bazen maçlar Volkan gibi oyuncuların da performansıyla kazanılır. Orta sahada ise Terim cesur bir kurguyu tercih etmişti: Alkmaar karşısındaki Fenerbahçe’nin Appiah yerine Sabri’nin oynadığı orta sahası. Bu orta saha ile FB, Hollanda’da ilk yarı iki gol bulmuştu ama ikinci yarı da iki gol yemişti. Maç öncesi kadroyu gördüğümde gol atacağımıza olan inancım arttı ama kaç gol yiyeceğimizi tahmin edemedim. Peki maçta ne oldu? Aslında Yunanların oyunu hükmetmelerine hem de bu orta sahayla maç boyunca izin vermedik.
Oyunu istediğimiz gibi yönlendirdik. Ancak çok müsait iki tane gol pozisyonu verdik ki ikisinin de kaçması mucize gibiydi. İki pozisyon da tamamen kişisel hatalardan doğdu. Attığımız ikinci ve üçüncü gollerin de maçlarda kalecilerin kurtarmasına alıştığımız şutlardan gelmesi bizi şöyle bir sonuca götürebilir mi? Kaybedebilirdik. Evet, kaybedebilirdik ama maç boyunca çok daha üstün oynadığımızı kimse inkâr edemezdi.
Bence de önemli olan, kupaların, şampiyonlukların kazanılmasına, turların geçilmesine neden olan iyi oyunu istikrarla sürdürmektir. İşte milli takımımızda sonuçtan bağımsız olarak bu iyi oyunun ışıklarını gördük. Sonuç sadece oyunumuzun meyvesi oldu ve oldukça tatlı oldu.
Terim’in maç öncesi Şükür ve Gökhan Ünal’ı beraber oynatma kararı planlanmış bir stratejinin ürünüydü bence. Bu karar daha ofansif bir oyun ortaya koyma isteğinin dışında Yunanistan’a ileride de baskı kurma amacından kaynaklanıyordu. Stratejimiz kazandığımız topları hızlı paslarla rakip ceza sahasına taşımak ve forvetlerimizi pozisyona sokmaktı. Bu planı da kısmen gerçekleştirdik. Sadece benim görüşüme göre Şükür daha fazla baskı yapabilirdi, tabi on sene önce olsaydı bu onun için daha kolay olurdu. Yine de bu maçta bence Hakan Şükür Yunan defansını iyi meşgul ederek iki golde de önemli katkılarda da bulunmuştur. Bazılarının acımasızca yazdığı gibi takımını on kişi falan oynatmamıştır.
Yunanistan maçı Terim’in yeniden yaratmaya çalıştığı milli takım için önemli bir dönüm noktasıydı. Terim bu noktayı büyük bir başarıyla aşmayı bilmiş ve önümüze daha güvenle bakmamı sağlamıştır. Çarşamba günü yapacağımız Norveç maçı ise cumartesi yaptıklarımızı kazanca çevirme maçımız olacaktır. Çünkü bu grubun birincisi olmayı hedefleyen takımın söz konusu iki maçta 6 puan hedefi olmalıdır. Üç puanımız cepte ama diğer üç puanı almadığımız sürece kendimizi avantajlı görmemeliyiz. Hatta ben Norveç maçından mutlak galibiyet bekliyorum ve beraberlik her ne kadar liderliğimizin sürmesi demekse de evimizde Norveç’e puan kaybetmenin ileride başımızı ağrıtabileceğini düşünüyorum. O zaman Norveç maçına geçebiliriz.
Bildiğimiz üzere Norveç maçı Frankfurt’ta seyircisiz oynanacak. Böylece cezamızı tamamlayacağız. Seyircisiz maç coşkusuz ama aynı zamanda da baskısız maç demektir. Türkiye bu maça o kadar rahat ve Norveç de o kadar diken üstünde çıkacak ki, tahminimce maç içinde oldukça gerginlik yaşanacak. Norveç sert oynayacak. Sinirlerimizi yıpratmak için ellerinden geleni yapacaklar. Ancak ne yaparlarsa yapsın gol atmaları gerek. Şanslıyız ki benim çok beğendim Pedersen cezalı. Kaldı ki o Pedersen Norveç’in sayılı yetenekli futbolcularından. Carew ve Riise’ye çok dikkat etmeliyiz. Sağ kanadımız yine Hamit-Sabri ikilisine emanet olacaktır ve özellikle bu yıl iki kez Riise’ye karşı oynayan Sabri’nin sağ kanadımızı kapatacağına inanıyorum. Sol kanadımızda ise defansta Volkan, önünde Tuncay oynayacak sanırım ve bu kanadı hücum için düşünebiliriz. Bu maçta da duran toplara ve karambol pozisyonlara dikkat etmemiz gerekiyor.
Terim’in kadrodaki diğer tercihleri de sanırım şöyle olacaktır. Volkan Demirel Yunanistan maçında yaptığı inanılmaz iki hataya rağmen Norveç maçında da kalede olacaktır. Bence Volkan ne kadar tecrübe kazansa da bu tür hataları yapmaya devam edecek. Bu maç için başka alternatifimiz yok ama gelecek maçlarda, sakar kaleci özellikleri sergileyen Volkan seçeneğini daha çok düşünmemiz gerekecek. Defansın kanatlarını yukarıda belirledik ancak merkezde Servet’in yanında oynayacak oyuncu soru işareti. Büyük ihtimalle Emre oynayacak burada ve uzun bir zaman sonra Emre’yi ulusal bir maçta izleyeceğiz. Kendisinden az hatalı bir maç çıkarmasını bekliyoruz.
Orta sahanın ortasında ise Aurelio ve Tümer’in bu maçta da oynamasını bekliyorum. Üçüncü oyuncu ise Emre Belözoğlu olmalı. Hem aklandıktan sonra kendisini dünyaya göstermek için bir şansı daha hak ediyor, hem de milli takımın ona ihtiyacı var. Ben olsam forvette Gökdeniz’i tercih edip yanına da Tuncay’ı koyardım. Bu durumda Emre’yi sola çekip, defansın önüne Tugay’ı koyardım. Ama benim kadromda Şükür’e yer yok. Tahminimce Terim, Şükür’ü yine kesmeyecek ve yorgun ayaklara dört günde ikinci maçını oynatacak. Şükür bu maçta Norveç defansından birini peşinde koştursa yeter ama benim izlemek istediğim milli takımın forveti daha hareketli. Neyse sonuç olarak tahminimce Terim, Yunanistan karşısında sakatlanan Gökhan Ünal’ın yerine Emre’yi oynatacak. Ve yine tek forvetli sisteme döneceğiz.
Milli takım grubunda ilk yarının sonuna yaklaştı ve çok büyük ihtimalle ilk yarıyı lider bitirecek. Bence kritik bir eşik atlatıldı ve bu saatten sonra elemeleri geçememek çok yazık olur. Ama yine de bazılarının yaptığı gibi takımımızı elemeleri geçmiş gibi erkenden göstermek, sadece oyuncularımıza zarar verir. Hele bu konuda oyuncularımızın ne kadar kırılgan olduğunu biliyorken.
Son olarak biraz da futbol dışı birkaç noktaya değinmek istiyorum. Maçı büyük bir heyecanla bekledim. Sanırım maç öncesi yazmam, maçı benim için daha da önemli bir hale getirdi. Sanki maçı izlemek için ortakafagol yönetimi tarafından görevlendirilmiştim.
Tüm dostluk mesajlarını okudum/dinledim/izledim. Maç öncesi son durum programlarını izledim. Stattan canlı yayınları izledim. Önemli bir milli derbi vardı ve aynen yerli derbilerimizde olduğu gibi bu derbide de rakip seyircinin maça girmesi yasaktı. Ayıbımızı komşumuzla paylaşmıştık. Yan yana maç izlenen günlerden, aynı şehirde bile maç izlenemeyen günlere gelmiştik. Keşke birileri bir jest yapsa da, evimizde oynayacağımız maça Yunan dostlarımızı davet etse. Bir kampanya olsa da her Türk seyircinin bir Yunan dost getirmesi istense. İşte o zaman o çirkin pankartları açanlara, o küfürlere, ıslıklara en güzel cevabı vermiş oluruz.
Maç oynanırken çok zevk aldım, çok mutlu oldum, gollerde havalar uçtum ve tek başıma, odamda hopladım-zıpladım. Benim için bu maç böyle önemli iken yan odada eşimin ilgisizce başka bir şeylerle ilgilenmesi beni tekrar düşüncelere sevk etti. Yine futbolu her şeyin önüne almıştım ve tüm ulusun benimle aynı düşünceleri paylaştığını düşünmüştüm. Ama nüfusun belki de yarısı maçı takip etmiyordu bile. Bu durumda Atina’da mücadele edenleri, temsil ettiklerini düşündükleri halkın sadece yarısı önemsiyordu. Diğerleri için sıradan bir gündem maddesiydi. Maç bitti, hemen maç sonrası görüntülerin, yorumların peşinden koştum ve hiçbirini kaçırmamaya dikkat ederek hepsini izledim. Futbolcuların sakin tavırları çok hoşuma gitti. Terim’in açıklamalarının bir kısmını fazla iddialı buldum. Özellikle önceki 1-4 den bahsederken.
Oysa Fatih Terim tüm maç öncesiyle-sonrasıyla çok olgun tavırlar sergilemişti. Ama arada konuşmalarının satır aralarına fazla takılırsanız sanki Terim’in TV’de konuşurken, söylemek istediklerinin sadece bir kısmını söyleyen, söylemediklerini de ima eden bir portre çizdiğini görürsünüz. Öte tarafta Ulusoy tüm haşmeti ve kadrosuyla ekrandaydı ve böyle bir zafere ne kadar ihtiyaç duyduğunu pek saklamadan futbolcuların alın terinden kendine yine pay çıkarma çabası içindeydi.
Takımı 2008 finallerine götürenler, Nobel’i tebrik etmek için ıkınıp sıkılıp, ilk futbol zaferinde daha terler kurumadan tebrik mesajı gönderenler, birkaç saat önce söylediklerini unutanlar, tükürdüklerini yalayanları dinledim. Bir kez daha 90 dakika boyunca içimde doğup büyüyen umudun ömrü erken tükendi. Kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissettim ve TV’yi kapatıp başka işlerle ilgilendim. Keşke maç sonrası sadece futbolcular ve teknik adamlar konuşsa. En azından onlar konuştuğunda sadece futbol için endişeleniyoruz. Diğerleri konuştuğunda ise aslında belki de endişelenmemiz gereken en son şeyin futbol olduğunu fark ediyoruz.
4.03.2007
Matematikten Anlamamak (4>9)
Gelin biraz matematik yapalım. A milli futbol takımızın çarşamba oynadığı şanslı Norveç maçından sonra puanımız 13 oldu ve lideriz. Grupta 18 maç yapıldı ve toplanabilecek en yüksek toplam puan olan 54 puanın 51’i toplandı. Geriye 24 maç kaldı ve 48 ile 72 puan arası toplanabilecek puan mevcut. Tahminimce toplam 60 puan toplanacak ve bu puanların 12’sini milli takımımız alabilirse 25 puanla grup birincisi olabiliriz. 3M’den yine 9 puan toplayıp, kalan 4 maçtan da 3 puan alırsak rahatlıkla 12 puan toplayabiliriz. O zaman kendisini sevmeyen teknik direktörümüze rağmen matematik bizden yana. Matematiği seven arkadaşlar için de uğraşacak bir problem: Sizce milli takımımızın grubu lider bitirme ve gruptan çıkma şansı matematiksel olarak yüzde kaçtır? Dileyen bu hesabı Bosna maçından sonra da yapabilir. Çünkü o maçla beraber grupta ilk yarı tamamlanmış olacak.
Matematikten sonra biraz da futbol konuşalım. Önce çıkardığımız ilk on birden başlayacağım. Terim belki de kadro tahmininde bulunanları şaşırtmayı çok sevdiğinden ki bunların içinde rakip antrenörler de var, yine küçük bir sürprizle maça başladı. Sürprizin adı sol bekte Sabri idi. Maçtan sonra sebebini de açıkladı ama ben pek ikna olmadım. Bekte oynatmayı düşündüğünüz oyuncudan belli bir hızda olmasını bekleyebilirsiniz. Ancak eğer bir oyuncuyu o bölge için seçmişseniz ve onun orada uzun süre görev yapmasını istiyorsanız, daha ilk hızlı bir rakip kanat oyuncusu karşısında yavaş kalacağını düşünerek söz konusu oyuncuyu yedek bırakmamalısınız bence. Bu oyuncu daha ne hızlı oyuncular karşısında oynayacak, her seferinde yedek mi kalacak? Bir bek oyuncusu kendisinden daha hızlı oyuncuları tutabiliyorsa iyi bir bek oyuncusudur ve milli takımda oynamayı hak eder. Bence ondan beklenmesi gereken hızlı olmasından ziyade yerini kaybetmemesidir. Eğer geri dönmek şartıyla hücuma da destek verebiliyorsa ne ala. Sabri ise iyi bir bek oyuncusu olabilecek potansiyelde ancak bundan daha iyi olarak hazır bir orta saha oyuncusu şu anda. Hele Yunanistan maçındaki performansından sonra onu savunmada oynatmak hem savunmada yarı verimli bir oyuncuyla oynamak demek hem de orta sahanın direncini azaltmak demek.
Nitekim Terim de bunu gördü ve ikinci yarı Volkan’ı defansa alıp Tümer’i çıkardı oyundan. Birçok sığ görüşlü yorumcu için bu değişiklik defans oyuncusu alıp forvet oyuncusu çıkararak defansif anlayışa dönmek olarak görülebilir ancak ikinci yarıdaki oyun da gösterdi ki taşlar yerine oturunca takım performansı hemen artıyor ve hücumda da etkinlik sağlanıyor. Bu iş ne kadar çok hücum oyuncun varsa o kadar atak yaparsın adlı kolay bir matematik denklemi değil. Takım olmak çarkların yerli yerinde olması demek. Orta sahanın Yunanistan maçından farkı Sabri’nin yerine Emre’nin gelmesi ve ek olarak Gökdeniz’in de kadroya girerek sağ atak oyuncusu olarak başlamasıydı. Terim’in bu kararına katılıyorum ve yazımda da böyle olmasını istediğimi belirtmiştim ama ben olsam Tümer’i forvet oynatır, Sabri’yi orta sahada bırakırdım. Terim ise forvet de vazgeçilmezi tercih etmişti.
Yediğimiz gollere gelince; Norveç maçına çıkmadan önce çok dikkatli olmamız gerektiğini söylemiştik ama iki hata skoru 0-2 yaptı. Birinci golde ofsayt taktiğine kurban olduk. Bir savunma oyuncusu gelen topa hamle yapmak yerine neden çıkıp rakibi ofsayta düşürmek ister? Daha kolayına geldiği için mi? Ona öyle öğretildiği için mi? Bence duran toplarda ofsayt taktiği uygulamak akıllıca ancak maç içinde içeriye şişirilen toplarda bile riski göze alıp çıkmak cesaret işi. Tahminimce oyuncu geride kaldığını anlayınca hatasını telafi etmek için ileri çıktı ve arkasında kalan oyuncunun ofsaytta kalacağını düşündü. Ama top geriden çıkan oyuncuya gelince golü yedik. Yine de pasif ofsayttaki oyuncunun kalecinin görüş alanını etkilediği için avantaj sağladığı tartışılabilir. İkinci gol ise daha trajik. Golcümüz kaleyi düşüneceğine geriyi düşünüyor ve topu kapan Norveçliler iki-üç pasta ceza sahasına geliyor. Topu önünde bulan Carew de gerçek bir hücumcunun yapması gerekeni yapıp doğru pası arkadan gelen arkadaşının önüne bırakıyor. Sanki az önce olanlara nazire yapıyor; öyle değil böyle pas verilir. Ama beklenmedik skor Norveç’i durdurdu. Tamamen skoru korumaya yöneldiler çünkü üç puana çok ihtiyaçları vardı.
Gerçekten de grupta avantajı ele geçirmeye birkaç dakikaları kalmıştı ki son dakikada gelen şans golü bir anda şemsiyeyi tersine çevirdi. Tabi ki bu maçta aldığımız bir puandan ziyade vermediğimiz iki puan çok önemli. Bu arada Hamit Altıntop için de bir şeyler söylemeliyiz. Orta sahada başladığı kariyerine sağ bek olarak devam ediyor ve kimseye de forvetten bek olmaz dedirtmiyor. Her oyuncu gole yakın oynamak ister ama o zaman kim savunma yapacak? Oyuncuların bazen olgunluk gösterip antrenörlerinin istedikleri pozisyonda oynamayı kabul etmeleri onları büyütür, çok yönlü oyuncu yapar. Hamit böyle oyunculara en güzel örnek. Açıkçası Hamit’in milli takımımızın savunmasında olması içimi rahatlatıyor. Keşke solda da Malik Fethi olsaydı. Cezası bittikten sonra ilk defa oynayan Emre Belözoğlu ise ilk yarı tutuktu ikinci yarı biraz toparlandı. Form tutarsa orta sahanın vazgeçilmezlerinden olacak.
Bence 2008’de final hedefliyorsak orada olacak kadromuzu yavaş yavaş şekillendirmeliyiz. Buna göre kaleye güven verici bir kaleci şart. Defans ikilisi Gökhan Zan-Servet olmalı. Belki Servet’in yerine İbrahim Toraman da düşünülebilir. Sağda Hamit banko. Solda ise şu an için en iyi alternatif İbrahim Üzülmez görünüyor. Ama benim fikrime göre 2008’deki ilk on birimizde en yaşlı oyuncumuz 30 yaşında olmalı. Ben olsam sol kanat için şimdiden birini yetiştirmeye başlardım. Bu isim belki de Volkan Yaman olacaktır. Umarım istenen gelişmeyi gösterir. Orta sahada üç isim mutlaka olmalı, Aurelio, Emre, Yıldıray. Mutlaka bu üçlüyü beraber oynamaya alıştırmalıyız. Eğer Emre çift taraflı oynayabilirse bu orta saha gerçekten turnuvanın önemli sürprizlerinden birini gerçekleştirir. Kanatlarda solda Tuncay banko, sağda ise Sabri veya Gökdeniz maça göre değişmeli oynar. Bence şu an Sabri bir adım önde. Forvet çok önemli. Görünen o ki tek forvet oynamalıyız. Ama bu öyle bir forvet olmalı ki, kanatlardan gelecek oyuncuları pozisyona sokmalı. Yani pas yeteneği çok gelişmiş olmalı. Gollerimiz daha çok Tuncay, Yıldıray, Gökdeniz gibi orta saha oyuncularından, asistlerimiz ise forvetimizden gelmeli. Bu özelliklere en uygun oyuncumuz: Fatih Tekke. Sağlıklı olması için dua etmeliyiz. Belki o olmazsa Halil de burada oynayabilir ama Halil’in tek forvet oynayabileceğinden şüpheliyim. İkinci alternatifimiz Gökhan Ünal olmalı. Onu da daha kontratak oynayacağımız maçlar için tercih edebiliriz. İsviçre-Avusturya’ya götüreceğimiz diğer bir forvet oyuncusu ise Ümit Karan olabilir. Özellikle gol vuruşu sıkıntısı çektiğimiz maçlara ilaç olur.
Saydığım oyuncuların dışında da birçok oyuncumuz var. Mesela savunmada Ümit Özat joker olarak düşünülebilir. Yine form durumuna göre Orhan Ak çağrılabilir, Serkan Balcı olabilir. Koray Avcı düşünülebilir, Aurelio’nun yedeği olarak. Orta sahada dinamizm için Mehmet Topuz tercih edilebilir. Nihat Kahveci sakatlıktan dönebilirse sağ kanatta oynayabilir. Nuri Şahin yeterli dakikaları bulursa kadroya girebilir. Serdar Kurtuluş ve Burak Yılmaz istikrarları devam ederse oynayabilirler. Ayhan Akman ve Tümer Metin her zaman tecrübelerine ihtiyaç duyulan oyuncular. Deniz Barış pas yüzdesini geliştirirse oynayabilir. Arda Turan fantastik oyununa başka artılar daha katarsa , belki de turnuvanın parlayan yıldızı olur. Zaten bu tür turnuvalar Arda gibi oyuncular için kendilerini göstermek için bulunmaz platformlardır. Necati Ateş var, her zaman kadroda olmasını istediğiniz türden patlayıcı bir oyuncu. Mehmet Yozgatlı düzenli on bir oynarsa milli takıma da girebilir. Vestel Manisa’nın gençleri Ersun Yanal’ın gidişinden sonra kendilerini toparlarlarsa milli olabilirler; Selçuk İnan, Nizamettin Çalışkan, Hakan Balta, Uğur İnceman, Metin Akan, CSKA’ya giden Caner. Gençlerbirliği’nden Mehmet Çakır potansiyeli olan bir oyuncu. Unuttuğum isimler de var muhakkak ve benim bilmediğim daha birçok oyuncu sayılabilir. Yeter ki üzerlerinde ısrar edilsinler, oynasınlar ve kendilerine milli olabileceklerine dair umut verilsin.
Son olarak, tüm bu oyuncuların dışında bir oyuncu var ki artık onun için yeni bir paragraf açmak istiyorum. Geçenlerde milli takımımızın Moldova ile oynadığı maçın gollerini izlerken bir sahneye takıldı gözüm. Sanırım ilk golümüzdü. Hamit’in ortasına(yanılmıyorsam) dizlerini kırarak kafasını uzatan efsane golcümüz uzun süreli gol orucunu bozuyordu. Golü attığını anlayınca ayağa kalkıyor, hareketlenecek gibi oluyor, ellerini kaldırıyor sonra bir anda vazgeçerek çimlere çöküyordu. Ellerini yüzüne götürerek muhtemelen dua ediyordu. Sanırım önce seyircilere gitmek istedi, aylarca kendisini eleştirenlere cevap verecekti ama maçın seyircisiz olduğunu fark edince yere kapaklanmayı tercih etti. Maçtan sonra da mikrofonlara nerdeyse ağlayacaktı. İnsanın içi parçalanıyor.(Bu ruh halini bir o gün, bir de evimizde ikinci olduğumuz Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın final maçından sonra Kerem Tunçeri’nin duygulu açıklamalarından sonra hissetmiştim) Norveç maçından sonra ise daha sakindi. Yine de olgunca kendini eleştirdi, hatta kendisi için üç günde maç yapmanın zor olduğundan bile bahsetti. Tanıdığım, bildiğim en çok eleştirilen ve en çok göklere çıkarılan oyuncu. .Lütfen bir an kendinizi onunla özdeşleştirin. Diyelim ki bir konuda potansiyel vaat ediyorsunuz. Mesela dersleriniz çok iyi, ya da FIFAda-PESde yenilmezsiniz, ya da çok iyi şiir yazıyorsunuz, resim yapıyorsunuz… Herkes sizde gelecek olduğunu düşünüyor ve bunu size de söylüyor. Aslında alçak gönüllüsünüz ama söylenenler egonuzu okşuyor.
Sonra fırsatı yakalıyorsunuz, LGS’de veya ÖSS’de veya ulusal FIFA-PES kapışmaların birinde derece yapıyorsunuz. Birden ülkenin gündemine giriyorsunuz ve parmakla gösteriliyorsunuz. Ülkenin en iyi üniversitelerinden birine veya varsa öyle bir takım milli sanal oyunlar takımına giriyorsunuz. Ya da eserleriniz Türkiye’de çok popüler oluyor, iyi eleştiriler alıyor, alanınızda en iyilerden biri seçiliyorsunuz. Kendinizi kanıtladığınızı düşünürken her şey yeniden başlıyor, hem de bu sefer en zor seviyede oynuyorsunuz. Sizden üniversitenizde yaptığınız çalışmaların dünya çapında konuşulmasını, alanınızda Avrupa’nın sayılı kimselerinden olmanız bekleniyor. PES turnuvalarında karşınızda oyunu yaratan Japonlar var ve sizden onlardan aşağı kalmamanız isteniyor. Yapamadığınızda da acımasıca eleştiriliyorsunuz oyunu bilmemekle suçlanıyorsunuz. Sizi gözlerinde o kadar büyütmüşler ki ve siz de abartılı övgülerden etkilenip kendinizi o kadar yüksekte görüyorsunuz ki en küçük başarısızlık sizin için bir yıkım oluyor, zaten duygusalsınız, yeteneklerinizden şüphe etmeye başlıyorsunuz. Ezbere yaptığınız, sizinle özdeşleşen hareketlerinizi kendinize güveniniz sıfırlandığından yapamamaya başlıyorsunuz. Sonra işler ülkeniz için iyi gidiyor ve içinde bulunduğunuz ulusal takım tüm dünya ülkelerinden seçilmiş ülkelerin yarıştığı bir organizasyonda hayallerin ötesinde bir başarı elde ediyor.
Eski gücünüzden yoksunsunuz, birçok hata yapıyorsunuz, yeteneklerinizi daha fazla da gösterebilirdiniz ama sonuçta o takımın içindeydiniz ve başarıda pay sahibisiniz. Oysa ülkenizde başarı size rağmen kazanılmış gibi gösteriliyor. Turnuva sonrası neredeyse diptesiniz. İş bile bulamıyorsunuz. Kapısından geçmediğiniz üniversitelerden bile iş alamıyorsunuz. Doğup büyüdüğünüz şehirde bile size tepki gösteriyorlar. Resimlerinizle dalga geçiyorlar. Adınıza fıkralar türüyor. Milli kahramandan milli komediye dönüşüyorsunuz. Yine de sizden ümidi kesmeyenler size kariyerinizi başladığınız yerde bitirmeniz için bir şans veriyorlar. Bu şansı da sizsiz yapamadıklarını deneyip gördüklerinde veriyorlar. Artık yıldız değilsiniz ama tecrübeli bir abisiniz. Takımınızda birkaç başarısızlıktan sonra başarıyı elde ediyorsunuz ve payınız bu sefer kabul ediliyor. Ama sizin de hatanız çok. Bazen kendinizi ulusal takımın bile üstünde görüp, yardımcı rolleri kabul etmiyorsunuz. Artık iyice yaşlandınız, eski özellikleriniz azaldı ama siz tekrar ve tekrar kendinizi kanıtlama peşindesiniz. Kimsenin sizi eleştirmesine fırsat vermeden onurlu bir şekilde yaşlandığınızı kabul edip bütünleştirici rolünüzü kabul etseniz herkes sizi alkışlayacak ve kimse sizden yüksek beklentiler içine girmeyecek ancak halen yıldız olma peşindesiniz. Hedefleriniz var, kırılmadık rekor bırakmak istemiyorsunuz ve sizin yeni motivasyon kaynağınız zaten tarihe geçmiş adınızın kitaplarda geçme sıklığını artırmak.
Hırsınız bazen başarısızlığa yol açıyor ama mazeretler üretiyorsunuz. Eleştirilere karşı çok hassasınız ve hep duygusallığınızı öp plana çıkararak korunma sağlıyorsunuz kendinize. Ne yazık ki zaman size daha çok iticilik kazandırıyor. Halkın desteğini kaybediyorsunuz. Yaşattığınız sevinçlerden çok hüsranlarınız hatırlanıyor ve seleflerinizden çok daha fazla unvan kazanmanıza rağmen tarihe alanınızda gelmiş geçmiş en iyi olarak değil tartışılan bir isim olarak geçiyorsunuz. Şöyle yazıyorlar/söylüyorlar; Hakan Şükür: Yaşayan en golcü, kariyerinde en fazla kupa, unvan sahibi ama bir o kadar da eleştirilen hatta nefret edilen adına şarkılar kadar küfürler de yazılan futbol oyuncusu. O kadar yükselirdi ki ne zaman durması gerektiğini bilemezdi.
Not: Aşağıda milli takımımızın grupta oynadığı ve oynayacağı maçların listesini bulabilirsiniz. Olasılık hesabı yaparken kaynağınız olur.
| | TAKIMLAR | O | G | B | M | A | Y | P |
| 1 | Türkiye | 5 | 4 | 1 | 0 | 14 | 3 | 13 |
| 2 | Yunanistan | 5 | 4 | 0 | 1 | 8 | 4 | 12 |
| 3 | Norveç | 5 | 2 | 1 | 2 | 9 | 6 | 7 |
| 4 | Bosna Hersek | 5 | 2 | 1 | 2 | 10 | 12 | 7 |
| 5 | Macaristan | 5 | 2 | 0 | 3 | 7 | 8 | 6 |
| 6 | Malta | 5 | 1 | 1 | 3 | 5 | 10 | 4 |
| 7 | Moldova | 6 | 0 | 2 | 4 | 3 | 13 | 2 |
| C GRUBU 2.Maç Günü | | 02.09.2006 |
| Malta | 2 - 5 | Bosna Hersek |
| Macaristan | 1 - 4 | Norveç |
| Moldova | 0 - 1 | Yunanistan |
| C GRUBU 3.Maç Günü | | 06.09.2006 |
| Norveç | 2 - 0 | Moldova |
| Türkiye | 2 - 0 | Malta |
| Bosna Hersek | 1 - 3 | Macaristan |
| C GRUBU 4.Maç Günü | | 07.10.2006 |
| Moldova | 2 - 2 | Bosna Hersek |
| Macaristan | 0 - 1 | Türkiye |
| Yunanistan | 1 - 0 | Norveç |
| C GRUBU 5.Maç Günü | | 11.10.2006 |
| Malta | 2 - 1 | Macaristan |
| Türkiye | 5 - 0 | Moldova |
| Bosna Hersek | 0 - 4 | Yunanistan |
| C GRUBU 8.Maç Günü | | 24.03.2007 |
| Moldova | 1 - 1 | Malta |
| Norveç | 1 - 2 | Bosna Hersek |
| Yunanistan | 1 - 4 | Türkiye |
| C GRUBU 9.Maç Günü | | 28.03.2007 |
| Macaristan | 2 - 0 | Moldova |
| Malta | 0 - 1 | Yunanistan |
| Türkiye | 2 - 2 | Norveç |
| C GRUBU 10.Maç Günü | | 02.06.2007 |
| Norveç | 00:00 | Malta |
| Bosna Hersek | 00:00 | Türkiye |
| Yunanistan | 00:00 | Macaristan |
| C GRUBU 11.Maç Günü | | 06.06.2007 |
| Norveç | 00:00 | Macaristan |
| Yunanistan | 00:00 | Moldova |
| Bosna Hersek | 00:00 | Malta |
| C GRUBU 13.Maç Günü | | 08.09.2007 |
| Malta | 00:00 | Türkiye |
| Moldova | 00:00 | Norveç |
| Macaristan | 00:00 | Bosna Hersek |
| C GRUBU 14.Maç Günü | | 12.09.2007 |
| Türkiye | 00:00 | Macaristan |
| Bosna Hersek | 00:00 | Moldova |
| Norveç | 00:00 | Yunanistan |
| C GRUBU 15.Maç Günü | | 13.10.2007 |
| Yunanistan | 00:00 | Bosna Hersek |
| Moldova | 00:00 | Türkiye |
| Macaristan | 00:00 | Malta |
| C GRUBU 16.Maç Günü | | 17.10.2007 |
| Malta | 00:00 | Moldova |
| Bosna Hersek | 00:00 | Norveç |
| Türkiye | 00:00 | Yunanistan |
| C GRUBU 17.Maç Günü | | 17.11.2007 |
| Norveç | 00:00 | Türkiye |
| Yunanistan | 00:00 | Malta |
| Moldova | 00:00 | Macaristan |
| C GRUBU 18.Maç Günü | | 21.11.2007 |
| Macaristan | 00:00 | Yunanistan |
| Malta | 00:00 | Norveç |
| Türkiye | 00:00 | Bosna Hersek |

