İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.09.2012

Şampiyonlar Ligi H Grubu : Kapalı Kutular


Kuralar çekileli epey oldu ama biraz geç de olsa Galatasaray'ın ve grubunun analizini yapalım.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Kuradan sonra Türk spor kamuoyunda iki tane bakış açısı var. Bir taraf "şeker gibi kura" derken temkinli olan taraf "Şampiyonlar Ligi'nde her takım güçlüdür" klişesini ortaya koyuyor. Tamam Galatasaray Ajax'ın yerinde olup Real Madrid, City ve Dortmund'la aynı grupta olabilirdi. Yine de Türk spor kamuoyunun bu ukalalığını anlamıyorum. " Şeker gibi kura " diyenlerin nasıl yanılacağını maçlar başladıktan sonra göreceğiz. " Şampiyonlar Ligi'nde her takım güçlüldür" klişesi ise bizim gibi ülkelerin insanlarının söylememesi gereken bir söz. Kimse farkında değil ki Galatasaray da o küçümsenen Şampiyonlar Ligi'ndeki "her takım" dan biri. Yani nasıl ki biz son torbadan Dortmund'u seçmedik diye seviniyorsak, Rumenler de Juventus'u seçmedim diye seviniyor. Biz neyiz ki Braga'yı, Cluj'u "Şampiyonlar Ligi'ndeki her takım" statüsüne sokup küçük görüyoruz. Bırakalım bu lafları Manchester United taraftarları söylesin. İşimizi ciddiye alalım, hazır iyi kura çekmişken şu gruptan çıkalım.

Bu uzun girişten sonra grup hakkında yorum yapmaya başlayabiliriz. Braga da Cluj da bizim için kapalı kutu. Liglerini izleme şansımız yok, yalnız Braga'yı geçtiğimiz yıl Beşiktaş karşısında izlemiştik. Eğer pozitif yönde değişen bir şey yoksa Braga'nın Galatasaray'dan kötü olduğunu söyleyebiliriz. Tabii şunu unutmayalım, UEFA'da final oynadıktan sonra ertesi yıl aynı kupaya konsantre olmak zor. Geçtiğimiz yıl Braga bunun sıkıntısını yaşadı. Bu yıl farklı bir motivasyon ile Galatasaray karşısında olacaklar ve hiçbir şey olmasa da bir ekol ülkenin takımı.

Cluj da yine bir kapalı kutu. Ancak bu kapalı kutunun içinden kimse Barcelona, Chelsea ayarında bir takım çıkmasını beklemiyor. Hatta Ajax, Schalke kalitesinde bir takım çıkması bile sürpriz olacaktır. Burada Galatasaray teknik heyetinin yapması gereken rakibini iyi izleyip, analizini yapmak ve  hafife almadan takımı hazırlamak. Sonrası kendiliğinden gelecektir.

Gelelim Manchester United'a. Bir çok Galatasaraylı birincilik için Manchester ile çekişiriz dese de bu pek inandırıcı değil. Geçtiğimiz yıl büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp gruptan çıkamayan Manchester ekibi bu yıl gruplarda işi fazlasıyla ciddiye alacaktır. Üstelik Galatasaray ilk maçını Old Trafford'da oynayacak. Ben buradan bırakın puan çıkarmayı alınacak 2-3 farklı mağlubiyete bile razıyım. Allah muhafaza Galatasaray ilk maçta fark yerse, bozulacak moralleri toparlamak zor olur. Tabi Fatih Terim'in 1999'da Chelsea hezimeti sonrası takımı nasıl toparladığını da unutmayalım.

Galatasaray'a gelince. Türkiye'de neredeyse her maçını izlediğim Galatasaray da benim için kapalı kutu. Çünkü geçtiğimiz yıl Fatih Terim yönetiminde yeniden yapılanan ve Hakan Balta dışında ilk on biri tamamen değişen Galatasaray ilk kez Avrupa sahnesine çıkacak. Bu takım geçtiğimiz yıl ligin en az gol yiyen ve en çok gol atan takımıydı. Bu yıl üstüne olumlu ilaveler yapıldı. Rakiplerinin durumunu da düşündüğümüzde şu an Türkiye liginin net bir şekilde en iyi takımı Galatasaray. Ancak bu Avrupa arenesında da başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Manchester United'ı bir kenara koyarsak Galatasaray kendisinden düşük bütçeli ama iyi mücadele eden, iyi organize olan, disiplinli ve sistemli oynayan, kısacası "Avrupa takımları" ile mücadele edecek. Eğer rakiplerin analizi ciddi ve iyi yapılırsa ve Galatasaray burada değinmeyeceğim küçük çaplı sorunlarına çözüm bulursa Manchester United'ın arkasından bu gruptan çıkacaktır. Tabii kapalı kutuların içinden canavarlar çıkmazsa..

13.05.2012

Trink!


Yazı-tura atışı gibi minimal faktörlü bir karar algoritmasına sahip insanlar var dünya üzerinde: Gerekçelendirme yapmayan, değişkenleri görmeyen, olasılıkları hesaplamayan; sebebi belirsiz, hiçbir şeye bağlı olmayan, sonucundan kendini azat ettiği random bir karar veren ve uygulayan bir insan tipi.

Karar verme yeterliliği sorunlu bu insan tipine mensup bir bireyin, karar verme zorunluluğuna sahip olduğunu düşünün bir an için... Ortaya absürd sonuçlar çıkması kaçınılmaz.

- Rodrigo Tabata?
+ 8 milyon Euro.
- (Trink!) Yazı... Alıyorum.

+ Takım kötü gidiyor değişiklik şart. 
- (Trink!) Tura... Hocayı kovalım
 + Çok yüklü bir tazminatı var.
- Ne kadar?
+ 8 milyon Euro.
- (Trink!) Yazı... Kovuyorum.


Futbol Federasyonu, Galatasaray'ın, play-offun son maçında rakibi Fenerbahçe'nin stadında kupa kaldırma isteğini onayladı bir kaç gün evvel. Dün gece ise, maç bitti, Galatasaray şampiyon oldu, sıra kupa törenine geldi; ama kupa bir türlü verilemiyor. İddiaya göre Federasyon başkanı Demirören yan çizmiş: "Stadyum boşaltılsın, öyle verelim", "Bugün vermeyelim, yarın sizin stadınızda verelim", "Sahada vermeyelim, soyunma odasında verelim"... 

Galatasaray cephesinin, doğru veya yanlış, ama anlaşılabilir, tahmin edilebilir bir gerekçesi var ısrar etmek için; ezeli rakiplerinin stadında kupa kaldırmak istiyorlar ve bizzat sen bir kaç gün evvel izin vermişsin buna. Lakin, Demirören'i, nihayetinde kupayı Sabri'nin kucağına atıp kaçacak raddeye getiren bu "bir şekilde vermeyelim" ısrarının dayanağı nedir, anlamak mümkün değil; alıp eve mi götürecek, ne yapacaksa?

23.11.2011

Beşiktaş - Galatasaray


Haber: Beşiktaş - Galatasaray maçında çıkan olaylar yüzünden iki takım da PFDK'ya sevk edildi.


Demek ki maçta olay çıkmasının deplasman seyircisi ile alakası yokmuş. Galatasaray futbolcularının Kolezyum'da Roma halkının önüne atılan Spartacus'den farkı kalmış mıydı?

11.09.2011

Kader

"Değil Gutiler, Quaresmalar; Real Madrid'i, Barcelona'yı getirip şu lige dahil etseniz, birinden biri fikstürün ilk 3 haftasının birinde İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u çeker ve tökezler. Bu artık Türk futbolunun paradigması. Dört büyüklerin fikstür çekimine katılan temsilcileri "Bakalım bu sene hangimiz kötü başlayacak" diye geçirmiyorlarsa içlerinden, işlerini ciddiye almıyorlar demektir."
Eski bir yazının girişi bu; geçen sezona Guti, Quaresma gibi önemli transferlerle giren ve Real Madrid meneili Schuster'i takımın başına getiren Beşiktaş'ın, ligin ikinci haftasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a yenilmesi üzerine.

Geçen sezonun ikinci haftasında Beşiktaş (0-2), evvelki sezonun birinci haftasında yine Beşiktaş (1-1), daha evvelki sezonun ikinci yarısının ikinci haftasında Fenerbahçe (0-2), daha daha evvelki sezonun birinci haftasında yine Fenerbahçe (0-2) ve nihayet, bu sezonun ilk haftasında Galatasaray.. Büyükşehir Belediyespor'un mazisi bu kadar zaten.

İlgili iki yazı:

15.07.2011

"Terim Yine Ruh Çağırıyor"

Başlık, Taraf gazetesinin 13 Temmuz tarihli spor sayfasının manşeti; sürmanşet ise olayın özeti:

"Galatasaray'da üçüncü dönemini yaşayan Fatih Terim, 'Bizim 1996-2000 arasında bir Galatasaray ruhumuz vardı; benim bütün derdim, niyetim onu geri getirebilmek, yoksa başarı da gelmez' dedi."

Temcit pilavı, bu kez birinci ağızdan dillendirilmiş oldu. Ne güzel!


Milan'ın, mesela, 1989-90 ve 2003-05 jenerasyonları var, meşhur; toplam beş sezonda üç Şampiyonlar Ligi kazanıp bir kez de finalde kaybettiler. Juventus, keza, 1996-98 jenerasyonuyla aynı kupayı bir kez kazanıp iki kez finalde kaybetti; Del Piero henüz yirmili yaşların başında, orta saha Zidane ve Deschaps'a emanet. İngiliz Leeds United'ın, Galatasaray'ın bu meşhur ruhuyla eş-zamanlı olarak, içeride ve dışarıda kupa namına bir halt kazanamamış olsa da, şimdi bulunduğu konumla mukayese edildiğinde oldukça sağlam bir jenerasyon ürettiği söylenebilir. İspanya'da Los Galacticos ve şimdinin Barcelona'sı; Almanya'da her dem Bayern Münih, ayrıca Dortmund'un doğuşu ve yeniden dirilişi; Fransa'da Lyon ve 90'ların PSG'si; Portekiz'de mevcut ve Mourinho'lu zamanların Porto'su; Hollanda'da 1994-96 Ajax'ı ve 2004-08 PSV'si; Belçika'da 90'ların Anderlecht'i ve taze Standart devrimi; İskoçya'da bir Rangers, bir Celtic; İsveç'te Göteborg; Norveç'te Rosenborg; Danimarka'da Brondby; İsviçre'de Grasshoppers; Rusya'da Sp. Moskova; Ukrayna'da Kiev; Estonya'da Levadia; Letonya'da Ventspils; Tanzanya'da Young Africans; Moritanya'da Cansado; KKTC'de Çetinkaya; Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde Anorthosis... Hepsinin bir ruhu olduğuna şüphe yok; ama hiçbirinin, kendilerine yine bizzat kendilerinin Galatasaray'da olduğu raddede engel olduğunu ve olacağını zannetmiyorum.

Kalecinin ilk hatasında hemen Taffarel gündeme gelir; defans oyuncusunun ilk ıskasında Popescu, orta saha oyuncusu koşmasa Okan, hatalı pas atsa Emre, forvet pres yapmayınca Hakan... Hagi'nin bir dönem Galatasaray'da oynamış olması Lincoln, Elano, Misimovic gibi adamların futbol hayatını bitirdi resmen.


2.07.2011

Galatasaray ve Kaleci

Kısmetse mevcut transfer döneminde yapacağı bir hamleyle Galatasaray, son uzun soluklu kalecisi Mondragon sonrası dördüncü kez kaleci tribine girecek.


Şahsi kanaatim, yeni yönetimin transfer döneminde yapacağı en akıllıca hareket, kaleci transfer etmeyip kadrodaki mevcut kalecileri de takımdan göndererek önümüzdeki sezonun maçlarına 10 kişi çıkmak olur. 3 defadır, aralarında Avrupa'nın kalburüstü takımlarından dünya çapında isim yapmış olanlar da olmak üzere, yabancı kaleci transfer edip iki haftada tefe koyan ama buna rağmen senelerdir orta sahasında Mustafa Sarp ve Barış Özbek ile oynayan bir takıma ve camiasına müstahaktır.

Tek maçla kapının önüne koyduğu Enke faciası sonrası, hem Rüştü'ye yeni bir şans vermiş hem de Volkan'a güvenmiş Fenerbahçe ile kıyaslandığında Galatasaray, arkasında durmak için bir kaleciden tam olarak ne bekliyor? Fevzi Elmas, Aykut Erçetin, Orkun Uşak, Morgan De Scantis, Leo Franco, Robinson Zapata... gibi yerli, yabancı, genç, tecrübeli ve bunların kombinasyonları dahil sürüyle üst-niteliğe sahip kaleci transfer edip duran Galatasaray'ın; yönetimine, teknik ekibine, taraftarına velhasıl topyekun camiasına, desteklemeleri için ne cins bir kaleci lazım?

2000 Sendromu'nun bir uzantısı gibi bu; Galatasaray, içerisinde gol mol yemeyen bir kalecinin de yer aldığı, mücadele ettiği tüm kupaları kazanan bir takım kuracak ve mesele hallolacak.

22.06.2011

Yeni Başlayanlar İçin Muhasebe #4: Hüsn-i Talil

Günlerdir bu üç adamla yatıp-kalkıyor Galatasaray camiası: Forlan, Reyes ve Ujfalusi.



Yeni başkan Ünal Aysal, basına aksedene göre, bir gün bu üçünün transferi için özel uçağına atlayıp Madrid'e gittiğinden beri, ben şahsen dönüşte neden bu üçünü de alıp gelmediğini merak eder oldum; öyle bir kıyamet koptu çünkü. Yaratılan etki, "üç bomba transfer"in ötesinde, "transfer nasıl yapılır dersi"ydi neredeyse. Konu hakkında "Galatasaray'ın, bu üç futbolcunun transferi için Atletico Madrid ile görüşmeye başladığını borsaya bildirdiği"ni yazan bir kaç temkinli gazete ve internet sitesi dışında bütün basın yeni sezonun muhtemel kadro formasyonlarını yayınladı günlerce.

Velhasıl, bu üçlüden sadece Ujfalusi İstanbul'a geldi bir kaç gün önce ve 2 yıl için bonservis dahil toplam 8 milyon Euro maliyetli bir imza attı Galatasaray'a. Ve Galatasaray camiası diğer iki ismin kendilerini beklerken, yerlerine haklarında haberler sökün etmeye başladı yavaş yavaş: Meğer Atletico Madrid'in Reyes'i satmak gibi bir niyeti yokmuş, hatta sportif direktör Caminero'nun dalga geçer gibi dillendirdiğine göre Galatsaray'ın teklifini sadece dinlemişler, üzerine tartışmamışlar bile; Forlan'a ise gelen teklifi iletip 4 Temmuz'a kadar karar vermesini istemişler, eğer kalmak isterse ona da "yallah" demek istemezlermiş, Beşiktaş kendisiyle ilgilenmeye başladığından beri "ne işim var benim Türkiye'de" ayağına yatan Forlan'ın gelme ihtimalinin nerelerden nereleri sürüklendiğini varın hesaplayın.

Eh şimdi, Adnan Polat yönetiminin acayipliklerinden "illallah" demiş taraftar, "transferin son gününde faksla transfer teklifi alacak kadar samimi olunan bir kulübe, sadece transfer teklifi yapmak için kalkıp, Türk basınının pek sevdiği özel uçak tribiyle Madrid'e gitmek neyin nesidir" diye sorar herhalde.

16.06.2011

Atletico Madrid - Galatasaray dolmuş hattı

Galatasaray; Arda, Atletico Madrid'e gitmesin diye; Atletico Madrid'i, Galatasaray'a getiriyor.

18.05.2011

Terim' in Üçüncü Turu


Henüz spekülasyon aşamasında olsa da, yeni başkan Ünal Aysal' ın Fatih Terim' e teklif götürdüğü ve onun da kabul edeceği yaygın kanı.

Milli takımla ilk deneyimi, her ne kadar her anlamda sıfır çekmiş olsak da, bizim seneler seneler sonra bir uluslararası turnuva görmemizle neticelenmişti.

Galatasay' la ilk macerası, gitgide yükselen ve "Avrupa' da kupa" gibi, kazanıldığı senenin başında bile hayal olan bir grafikle sona erdi.

Galatasaray' la ikinci deneyimi, her anlamda ve her alanda tam bir fiyaskoydu; ligde başarı yok, kupa yok, Avrupa' da ise vasat zamanları bile aratan bir tablo.

İkinci milli takım macerası, Avrupa Şampiyonası' nda yarı final oynasak da, ortaya konan futboldan kendisinin dahi memnun olduğu şüpheli bir şekilde sonlandı.

Ben kendisinden ikinci bir Avrupa macerası beklerim; en azından daha hoşgörülü bir ortamda, adabıyla kaybetmeyi de öğrenmesi için. Fakat o, öğrenmeyi değil öğretmeyi, ders almayı değil ders vermeyi seçecek gibi yeniden.

31.01.2011

Nihayet

Önce eski yazıların linkini vereyim; Hakan Şükür' ün devamlı konuşması, her lafı dolandırıp kendisine haksızlık yapıldığına ve hâlâ oynayabileceğine bağlaması üzerine:


Bir de tabii, konuyla ilişkilendirilebilecek "2000 Ruhu" serisi var; bu acayip işin Hakan Şükür ayağından sonra yönetim ayağını da göstermesi bakımından:


Daha da isterseniz şu linke tıklayarak blogda yazılmış "Galatasaray" etiketli yazılara ulaşabilirsiniz, ki son bir senede yazılanların yarıdan fazlası kulübün içerisinde dönen absürd işlere dairdir:



Efendim nihayet, Hakan Şükür' ün futbola dönüşü ikinci bir ağızdan dile getirildi: Galatasaray kulübü divan kurulu üyesi sıfatıyla Yılmaz Toköz diye biri bir basın toplantısı düzenleyerek Hakan Şükür ile prensipte anlaştığını açıkladı.

Habere göre Hakan önce anternman eksiğini öne sürerek itiraz edecek olmuş, ama Yılmaz Bey' den gelen ve nedense kendisinin aklına gelmeyen 1 aylık çalışmayla açığını kapatma önerisi üzerine teklife ısınmaya başlamış.
Bence devamında ikna çabaları, ısrar, baskı derken Hakan' dan net bir evet de gelmiştir ama camia bu kadar hızlı bir gelişmeyi zor kaldıracağından hadise gündeme ağır ağır pompalanıyordur.

Vallahi, Galatasaray yönetimi o derece zıvanadan çıkmış vaziyette ki, "yok canım bunu da yapmazlar artık" diyecek adam ben tanımıyorum. Sadece heyecanla Hakan Şükür' den bu konu üzerine gelecek tevazu dolu açıklamaları bekliyorum.

21.01.2011

3 Bomba Transfer!


Efendim Galatasaray'ı gelecek yıllara taşıyacak transferler yukarıda.

Kim bunlar yahu?

Galatasaray Taffarel, Popescu, Hagi, De Boer, Kewell, Baros, Neill'den sonra bu adamları mı buldu transfer edecek? Kaleci kendi takımında yedek, forvet dediğin adamın kimse tarafından esamesi okunmuyor, efendim Steaua'nın kurtarıcısıymış da, ümit vaad ediyormuş.. Galatasaray'ın ümit vaat edilmesine mi ihtiyaç var acaba, şu anki durumda?

Yekta'yı da umarım yemezler bu takımda...

Bir kulüp, sürekli aşağı doğru iner mi? Hiç mi ara vermez, silkinmez?

Bence yine Hagi'nin ve o rumen menajer kimdi -Becali?- cebine girecek paralardır, Galatasaray'ın vizyonunu çalan...

17.01.2011

Adnan Polat'ın Haddine mi?


Galatasaray Lisesi'nden ağabeyim Prof. Dr. Süheyl Batum'un şu yazısı için bana düşen sadece altına imza atmaktır:

Sevgili arkadaşlar,

Birinin Adnan Polat'a şunu hatırlatması gerek. O AKP'nin üyesi ya da Başbakan'ın paralı adamı değil, 106 yıllık Galatasaray'ın Başkanı. Bu nedenle, onun haddine değil, 200 kamera ile izlediğini ve protesto edenlerin bir daha stada sokulmayacağını söylemek.

Adnan polat bunları bilmeyebilir, başka bilmediğimiz, bilmek istemediğimiz nedenleri de olabilir, ama şunları mutlaka bilmesinin hatırlatması gerek ona;

1) Türkiye'de yapılan ilk stad Türk Telekom Arena değil, bu nedenle iki lafın birinde "Başbakanımız bu stadı yaptı" demesinin bir anlamı yok.

2) AKP'liler ve yandaşları öyle bir hava yayıyorlar ki, sanki daha önce Galatasaray'ın stadı yoktu, çadırda futbol oynuyorduk, sayelerinde ilk kez bir stadımız oldu. Oysa Arena'nın karşılığında neleri verdiğimizi, onlara ne kadar büyük bir para kazandırdığımızı, daha önce, bırakın bizleri, TOKİ Başkanı'nın bizzat kendisi söylemişti. Şimdi bunları AKP bilmeyebilir, Başbakan bilmeyebilir, ama 106 yıllık Galatasaray'ın Başkanının bilmemesi mümkün değildir, olmamalıdır.

3) TOKİ Başkanının daha söze başlar başlamaz devirdiği çamları duyan bir kişinin, AKP'nin bu açılışı, bir stad açılışından çok kendi propagandasına alet etmek istediğini anlamaması mümkün değildi. Bu nedenle buna tepki göstermeyen birinin, AKP'li olduğu için teki göstermemiş olması haklı görülebilir, ama Galatasaray Başkanı'nın bu sözleri yutması, en azından şu andaki makamı için mümkün değildir. Ve haddine de değildir.

4) Bugüne kadar Türkiye'de kaç stad yapılmıştır. İnönü Stadını Beşiktaş mı yapmıştır, Beşiktaş'ın Ihlamur'daki tesislerini Beşiktaş mı yapmıştır, Ali Sami Yen'i Galatasaray mı yapmıştır, ki bugüne kadar yapılan bu stadların hiç birine "Sayın Başbakanımız bize bunu yaptı" diye saymıyoruz da, ilk kez "Arena" için bu tür konuşmaları dinlemek zorunda bırakılıyoruz. Haydi bugün içinde bulunduğumuz siyasal durum bunu zorunlu kılıyor diyelim, ama yine de Adnan Polat, bulunduğu makam gereği, böyle bir "anlamsızlığı" yapabilir mi? Bir Galatasaray Başkanı'nın, "eskilerden bana ne, ben onları bilmem, bilmek zorunda da değilim" diye düşünmek ve böyle söylemek hakkı var mıdır? Olabilir mi?

5) Adnan Polat, Başbakan'ın yapımında kendisine çok yardımcı olduğu bir gökdelenin açılış töreninde, böyle neden söylendiği açıkça belli olan, mübalağlı takdir ifadelerinde bulunabilir, "Sayın Başbakanımız olmasaydı, ben bu gökdeleni dikemezdim" diyebilir. Ama daha önceki Başkanlar tarafından üst hakkı alınmış, yine başka Başkanlar zamanında yanına yeni yerler katılmış (mülkiyeti alınarak) bir Ali Sami Yen stadının tamamen bedelsiz olarak devredilmesi karşılığı yapılan bir Stadın açılışında, böyle ifadeler kullanabilir mi?

6) Dün TOKİ Başkanının daha söze başlar başlamaz, kullandığı ve "tüm Galatasaray Başkanlarını, yönetimlerini, geçmişini aşağılayan ifadelerine" (her ne kadar maalesef bazıları doğru olsa bile), her şeyden önce Galatasaray'ın şu andaki Başkanı olarak Adnan Polat'ın karşı çıkması gerekirdi. Galatasaray Kulübü'nün onurlu üyeleri ve taraftarları, "sadaka mantığının" kendileri için asla geçerli olmayacağını açıkça ortaya koymuşlardır. Bu mantığa ilk önce karşı çıkması gereken Başkan'ın bunları duymazdan gelmesi, hiç söylenmemiş varsayması, kabul edilebilir bir davranış değildir. Nedeni ne olursa olsun, bir Galatasaray Başkanı, bu sözleri duymazdan gelerek, tam tersine tepki gösterenleri cezalandıramayacağı gibi, böyle bir "yanlışlık içine girmeye" cesaret bile etmemelidir. Dediğim gibi gerekçeleri ve bildiğimiz ya da bilmediğimiz nedenleri ne olursa olsun!

7) Son olarak, dün Arena'nın açılışına gelenlerin tümü, kombine bilet alanlar, üyeler ve Divan üyeleri idi. Hariçten bilet satılmamıştı. Ve onların en azından yarısı protesto etti. Şimdi "Avrupa'ya açılan pencere" diye baktığımız Galatasaray'ımızın üyelerini ve kombine bilet alan taraftarlarını, stadı yakıp yıktıkları, şiddet olaylarına neden oldukları için değil, sadece Başbakan'ı ve anlamsız sözleri arka arkaya anlamsız bir biçimde yuvarlayan TOKİ Başkanını protesto ettikleri için, kameralardan izleyerek cezalandıracaklarını söylemek, Adnan Polat'ın kesinlikle haddine değildir. O, kendisini Başbakan'ın koruması zannedebilir ama unutmasın ki 106 yıllık Galatasaray Kulübünün şu anda Başkanıdır. Ve düşünce ve ifade özgürlüğünün her zaman savunucusu olmuş Galatasaray'ın Başkanı, hiç bir zaman, karşılığı ne olursa olsun, kendini bu duruma düşüremez. Düşürmemelidir. En azından Başkanlık görevi devam ederken...

Sonuç olarak, "Galatasaray'ımıza neden Batı'ya açılan pencere" dendiğini bir kez daha gördük. Son yılların "sadaka mantığına" sırt çeviren onurlu taraftarlarımızla ve üyelerimizle, bir kez daha gurur duydum. Aralarında olmaktan da onur duydum. Ve tüm bu geçmişi, tarihi bilmeyen ve Başbakan'ına tepki gösterildiği için, onları kameralardan izleyip cezalandırabileceğini zanneden bir Başkan'a sahip olmaktan da büyük üzüntü duydum.

Süheyl Batum (106-107)

16.01.2011

Adnan Polat Ne Dediğinin Farkında mı?

Toki başkanı açıklama yapıyor ve diyor ki:

"Ali Sami Yen'de kiracılık hükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi, ve aynı şekilde bu arazide de aynı şekilde yerine getiremedi. Bu stad olmayacakken, başbakanımız bu stadı yaptırdı"

Bunun üzerine stattakiler yuhalıyorlar. Peki böyle bir açıklamaya kalan Galatasaray Spor Kulübü'nün başkanı çıkıp ne diyor:

"Bunu yapanlar Galatasaraylı bile değil, görüntüleri Emniyetle birlikte izleyip bunu yapanları stada almayacağız"

Herşeyin başında o statta yer alan kişiler biletixten bilet alıp da giden insanlar değildi. 9 bini Galatasaray kulüp üyesi olan Galatasaray Spor Kulübünün davetlisi olan 50 bin kişiden bahsediyoruz. Polat, TOKİ başkanın açıklamalarında kendini savunmak yerine, kendi davet ettiği kişileri stada almamaktan bahsediyor.

Yarın öbür gün "yönetim istifa" diye bağıran kişileri de "kameradan tespit ettik, burası insanların ailesinin gelip maç izlediği yer, stada almıyoruz" da diyebilecek mi? Can, avukat olarak söyler misin, birini ıslıklayarak protesto etmek kanunlara aykırı mı?

Nereye gidiyoruz ya, daha 2 ay önce Melih Gökçek, gecekonduyu stada almamak için biletleri davetiye şeklinde veriyordu. Şimdi de Polat çıkmış "maça gelecek kişileri ben seçerim" diye despotluk yapıyor. Hoş, bahsettiğimiz kişi 2-3 sene önce Sami Yen'deki Fenerbahçe maçından sonra kendi taraftarına "5 liraya çapulcular bilet alıp geliyor, olay çıkartıp saha kapatıyorlar" diyen biri.

Takdiri ilahi işte! Aylardır, yönetim istifa protestolarına sırf şu stadı açabilmek için direnen Polat'ın hevesi böyle kursağında kaldı işte.

12.12.2010

Bir Koltuk da Bana Getirin

Soğuk bir kış gününde evde oturmama rağmen çok da ilgimi çeken bir maç değildi. Lig TV'yi son 15 dakikada açtım, sırf taraftarların çaresizliğini ve küfürlerini dinleyip neşeleneyim diye. Geç kalmışım. Muhtemelen o küfürler daha 30. dakika dolmadan başlamış, soğuğun da etkisiyle artık tribünlerin son 15 dakikada küfredecek hali kalmamıştı.

Galatasaray bu durumlara düşmeyi hak ettiği için daha çok seviniyorum. Servet gibiler maçı sabote edip, Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış adama "bu adam hoca değil" deyip kovarak atılabilecek tek kurşunu da atıp, takkeyi düşürdükten sonra kelin görünmesi ile artık yapacak bir şey kalmadı ve bu çaresizliği izlemekten büyük bir haz duyuyorum.

Shabani Nonda gönderildiğinden beri takımın ikinci bir forveti yokken, halen daha son dakikaya kadar Misimoviç'in peşinden koşup, adamın 2 ayda kadro dışı bırakılmasını izlemekten, Elano gönderilirken, internet sitesinde bilanço tablosunu döküp, "bak adama bu kadar para ödemekten kurtulduk, esasında kardayız" gibi aciz açıklamalar yapılmasından, sırf beleş diye, Beşiktaş'a hiçbir katkısı olmamış Serdar Özkan, Gökhan Zan gibi adamların takıma toplanıp, sonra bir dakika bile oynamamalarından büyük haz alıyorum.

Her şeye rağmen rüzgar tersine de dönebilir. Daha yeni stadın açılmasının vereceği sunni gündem var. Elde kupa var. Kupa bir şekilde alınıp, fenerle "eheh 20 bilmem kaç yıl oldu hala kupa alamadınız" diye dalga geçmeye devam da edilebilir. Keşke böyle olsa da Galatasaray'ın sorunları, hasır altına süpürülmeye devam etse.

Yazılanlara göre millet hatıra diye Ali Sami Yen'in koltuklarını söküp götürmüş. Şekerspor maçında insanlar nerede oturacak merak ediyorum. Sırf bir maç için o kadar koltuk monte edilir mi stada? Hazır koparmışken bir koltuk da bana getirseydiniz.

9.12.2010

Geçmiş Zaman Olur Ki #1

Bundan tam 12 sene evvel; 9 Aralık 1998 Çarşamba.

Galatasaray, 1998-99 Şampiyonlar Ligi B Grubu son maçında, şu puan tablosu ile Athletic Bilbao deplasmanına çıkıyor:
Öbür tarafta Juventus Rosenborg' u konuk edecek. Galatasaray iddiasız Bilbao karşısında kazanırsa diğer maçta çok acayip şeyler vuku bulmadığı taktirde, beraberlik koparırsa da diğer maçın Juventus galibiyeti yahut beraberlikle sonuçlanması halinde Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk kez çeyrek finale yükselecek (Yazar burada Şampiyon Kulüpler Kupası' nı hesaba katmıyor).

Juventus, iki açıdan grubun nefret odağı: birincisi, tabloda da görülebildiği üzere bu noktaya 5 beraberlikle gelmiş olmaları; hem de o efsane kadrolarıyla ya gol atıp yatmaya çalışıyorlar yahut gol yiyince haldır huldur bir futbolla bir şekilde atıyorlar... İkincisi siyasi bir mesele; Suriye' den kaçan Abdullah Öcalan' ı bir müddet misafir eden İtalya' ya ağır bir tepki var memlekette, ahali kayışı koparmış çizme falan yakıyor ve Juventus da bu ortamdan istifadeyle İstanbul deplasmanına gelmemek için binbir dolap çevirerek maçın ertelenmesine sebep olmuş.

Galatasaray' da küçük ve büyük Hakan, Ergün, Tugay gibi eksikler var; Bilbao' da Alkiza, Urzaiz gibi as oyuncular kulübede.

Oyunu rölantide tutmaya çalışan Bilbao, ilk yarının sonlarına doğru Fatih Akyel' in ayağına dolanan topu kapan Guererro ile bir gol bulup öne geçiyor. İkinci yarı, içerideki Juventus maçında olduğu gibi artan Galatasaray baskısı bir türlü değil gol, pozisyonlara dönüşemiyor; son dakikada o zaman henüz 21 yaşında olan Burak Akdiş' in altıpastan auta vurduğu bir kafa şutu var, başka da bir şey yok. O son dakika şutu kaçmasa, İtalyanlar' a ağzının payını vermiş olma rahatlığıyla bugün dahi hayırla yad edeceğimiz akşam kötü bitiyor nitekim; diğer maçta Rosenborg' u 2-0 ile geçen Juventus çeyrek finale yükseliyor.
Maç sonu oluşan puan tablosu da pek ilginç. 8 puanlı Juventus, Galatasaray ve Rosenborg averajlarına göre sıralanmış:
Maçtan bir hafta kadar sonra bizim basın cirmi kadar bir yaygara kopardı: UEFA o sezon itibariyle ikili averaj uygulaması başlatmış ve üç takımın aynı puanda olduğu bu örnekte de üç takımı kapsayan bir değerlendirmeyi, yani adı konmamış bir metodu, üçlü averajı nazara almıştı (bu değerlendirme sonunda da Juventus' un 6, Galatasaray' ın 5, Rosenborg' un ise 4 puanı oluyordu); bu haksızlıktı ve talimatnamelerde adı geçmeyen üçlü averajın uygulanmaması gerekiyordu, yerine Galatasaray' ı çeyrek finale taşıyacak, sözgelimi çapraz ikili averaj değerlendirmeleri falan yapılmalıydı. Ama UEFA yemedi tabii bunu.

1.12.2010

Yeni Başlayanlar İçin Muhasebe #1: Zarardan Kar


Fıkra malumunuz:
Bir şirketin muhasebe departmanına 3 kişi iş için başvurmuş, üçüne de aynı soruyu sormuşlar; "iki kere iki kaç eder". Verilen cevaplara göre ilk ikisini eleyip üçüncüsünü işe almışlar. Mülakat çıkışı başvuranlara verdikleri cevap sorulduğunda, elenen iki kişi "dört" cevabını verdiklerini söylemişler. İşe alınanın verdiği cevap ise bomba; "kaç etmesini istiyorsunuz efendim".

Yukarıdaki resim, Galatasaray'ın resmi internet sitesinin Elano Blumer'in Santos'a transferine dair haberi. Elbette haklılar; şirketin cari ve gelecek yıllara ait gider kalemlerinde toplam 9 milyon küsür euro azalma var. Fakat haberin sunumu o kadar latif ki, ben şimdi Galatasaray taraftarı olsam, bu rakamın üstüne Santos'tan alınan 2,9 milyon euro bonservisi de ekler; 7 milyon euroya alınan Elano'nun yuvarlak hesap 12 milyon euroya elden çıkarılarak bu işten çok güzel para indirildiğini pekala yutardım.

20.11.2010

Fatura

Genlerimize işlemiş bir geleneğimiz var millet olarak; durum kötüye gidiyorsa kelle alınır. Bunu bilmeyen yok. Peki yine düzelmiyorsa işler?.. Cevap basit; bir başka kelle daha alınır.

Galatasaray'da bir türlü sağlanamayan randımanın sorumlusu olarak teknik direktör Frank Rijkaard'ın ipi çekildi. Yerine gelen Gheorghe Hagi ile ilk iki hafta sonunda suratlara tam bir sırıtma yerleşmek üzereydi ki, arka arkaya gelen iki mağlubiyet takımda esasen pek bir şeyin değişmediği intibaını kuvvetlendirdi. Yeni bir (takım) kelle(ler) daha lazımdı; Hagi neşteri eline alacak, kangreni kesecek ve -elbette- 2000 ruhunu diriltecekti.

Sonuç: Fatura 2,5 aydır bir türlü istenilen performansı veremeyen 8,5 milyon yöroluk Zvjezdan Misimovic'e kesildi. Belki 2,5 senedir bir halt oynamayan bir kısım zevata niyeyse hala ilişebilen yok.

Senaryo çok tanıdık: Misimovic koşmuyordu, çaba harcamıyordu, azmi yoktu, takım ruhuna (2000 ruhu mu bu acaba) aykırı hareket ediyordu vs.. Artık alışkanlık haline gelmiş olsa gerek ki Misimovic hadisesinde, Felipe, Sasa Ilic, Hakan Yakın, Lincoln gibi isimlere uygulanan prosedürün; basına malzeme edilme, takım içinde dışlanma, pas verilmeme, anlamsız dakikalarda oyundan alınma, teknik direktör tarafından alenen fırçalanma merhaleleri atlandı.

Ve olumlu bir gelişme: Sanıyorum Galatasaray yönetimi Misimovic'i kendilerine "mental açıdan çok kuvvetli", "ne yaparsanız yapın sorun çıkarmaz, her muameleye boyun eğer", "çok koşar, pres yapar, 90 dakika sahada basmadık yer bırakmaz", "sağ çizgiden yaptığı ortaya sol açıktan yetişip vole patlatır" diyerek pazarlayan menejerle bundan sonra çalışmayacak.

15.11.2010

2000 Sendromu


Sanırım hala 2000 sendromundan muzdarip bu takım.

Fatih Terim direktörlüğünde gelen UEFA Kupası ve arkasından Mircea Lucescu ile nispeten devam eden "Avrupa'da başarı" ivmesi var takımın. Pek güzel.

Ondan sonra gelen teknik direktörler, Demokles'in Kılıcı misali hep bu gölgenin altında ezilip gittiler. Yönetim-Basın-Taraftar triosu takımın başına geçen her hocadan ligin tozunu atmasını yahut Avrupa'da karşılaştığı rakipleri tesbih gibi dizerek kupa kaldırmasını bekledi. Bu şekilde edinilmiş bir alışkanlık ben hayatımda görmedim arkadaş. Demokles bile dönüp kendi kılıcının altına oturamadı yahu! Böyle giderse Aziz Yıldırım o meşhur "tesadüf" vecizesiyle tarihe malolacak.

2002'den sonra takımı çalıştıran hocalara bakıyorsun: (yeniden) Fatih Terim, Gheorghe Hagi, Eric Gerets, Karl-Heinz Feldkamp, (Cevat Güler'i atlıyorum) Michael Skibbe, Bülent Korkmaz, Frank Rijkaard, (yeniden) Gheorghe Hagi... Hepsinin takıma geliş ve takımdan gidiş hikayeleri aynı; hepsi 2000 ruhunu diriltmeye geldi ve hepsi 2000 ruhunu diriltemediği için ya kovuldu, ya da baskıdan bunalıp istifa etti.

Şimdi, bir ay kadar evvel yeniden 2000 ruhunu diriltmeye gelen Gheorghe Hagi var takımın başında ve ilk iki maçın ardından "aha diriliyor" denilen o ruh, dördüncü maçın sonunda yine iki seksen uzanmış anlaşılan; ki mızıklanmalar başlamış.


Onun yerine ne oluyor?

Yönetim Kurulu olağanüstü toplanmış bugün. Muhtemelen "hocamızın arkasındayız" mesajı verecekler birazdan.