İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.06.2016

Şampiyonlar Ligi'nde Şampiyon Real (Topcast 1 Haziran)

Romantizmin sonu: Atletico kazanamadı. Mourinho, United'da, Zlatan yanına gelecek mi? Mata gidecek mi? Bayern'in kadrosu iyice cyborg'a mı dönüyor? Milan'dan adam olur mu? Copa America başlıyor. Hepsi ve daha fazlası haftalık futbol geyiğinde.

5.11.2015

Bir Stamford Bridge Hatırası: Chelsea – Dinamo Kiev


Desteklediğim açık mavililerin birkaç pantone daha koyusu düz mavi kazağımı giyip, aynı renkte atkımı sarıp otelden çıktım. Metro istasyonunda benimle aynı renkte insanlarda 3 durak ötedeki stada gitmek için bekliyorlardı. Haliyle metro buraya kadar çoktan dolmuştu. Ben her ne kadar Zincirlikuyu metrobüs durağından bu şartlara alışsam da lüzumsuz kibarlıktaki İngilizler “aa çok dolu diye binmiyorlar” Daha doğrusu orta taraflar boş, bunu metronun camından görüyorum ancak adamların kültüründe birinden bir şey isteme olmadığı için, çıkıp da kimse “beyler, orta taraflar boş, arkalara doğru ilerleyelim” demiyor.  Böyle böyle, birinci metroya binemedikten sonra hemen 3 dakika sonra gelen ikinci metroda, başlarım sizin kibarlığınıza deyip Zincirlikuyu moduna geçiyorum ve bekleyen kalabalığı yararak kendimi trenin içine atıyorum.

Geçen yıl da aynı tarihlerde fuar için Londra’ya gelmiş ancak o zaman içeride maç oynayan Arsenal bilet satın almada önceliği kulüp üyelerine verdiği için bilet bulamamış anca stadın etrafını tavaf edip bir pubda maçı izlemek zorunda kalmıştım. Bu yıl ise Chelsea içeride oynuyordu ve bilet için üyelik şartı aramıyorlardı. İngiltere’de kombineler lig için satılıyor ve Avrupa kupası maçlarını kapsamıyor. O yüzden Şampiyonlar Ligi’ne bilet bulmam daha rahat oldu. 35 poundluk fiyatıyla da, Bayern taraftarlarının eleştirdiği Arsenal’in 64 poundluk biletinin yanında ucuz bile sayılabilirdi.

3 durak sonra Fulham Broadway istasyonunda iniyoruz. Bu şuna denk geliyor: Takımın ismi Şişli ama stadı Kasımpaşa’da ve hali hazırda Kasımpaşa’nın kendi bir takımı ve stadı var. Metro çıkışında beklenildiği gibi önce karaborsacılar hemen ardından 10 pounda bir tarafında chelsea, diğer tarafında Dinamo Kiev yazan maç atkılarını satmaya çalışan işportacılar beliriyor. Bu karaborsacıların dikildiği yolda İngilizce ve Cince olarak, “karaborsadan bilet almayın, sahte olabilir, maça giremeyebilirsiniz” uyarı levhaları var. Hemen ardından bizim tükürük köftesinin buradaki karşılığı sosisciler ve hamburgerci standları ile birkaç pub diziliyor. Stada girerken ise resmi maç programını satan görevliler var. Bu kültürü halen anlamış değilim. Takım kadrolarını, puan durumunu, son maçların skorları gibi zaten oraya gelen herkesin ezbere bildiği maç programlarını 3 pounda satıyorlar ve herkes bunları alıyor. Biletimin olduğu Matthew Harding tribününün girişini buluyorum. Harding, 1994 yılında kulübe hissedar olan ancak 2 sene sonra henüz 43 yaşında vefat eden bir iş adamıymış. Sadece tribün isimlerini değil aynı zamanda kapılara da birilerinin isimlerini vermişler. Dixon girişi, Jimmy kapısı gibi.  Daha önce Manchester City maçında da tecrübe ettiğim gibi girişteki görevliler sadece düzene bakıyorlar. Onun dışında siz kendiniz biletin barkodunu okutup içeri giriyorsunuz, kimse de üzerinizi falan aramıyor. 

İçeriye girince artık her taraf kapalı. Bir staddan ziyade daha çok kapalı spor salonu havası var. Duvarlara geçmiş yılların maçlarından sahneler ve takımın efsane futbolcularının Chelsea kariyer bilgilerinin yer aldığı panolar konulmuş. Bunların arasında Didier Drogba da var. Bekleme alanında bira içmek serbest. Fiyatlar çok pahalı da değil. Fıçı bira 4.3 pound. TL’ye çevirsen bile Türkiye’de dışarıda o fiyata bira alamıyorsun. Ama sahaya alkol ile geçemiyorsun. Oturduğum koltuk hemen köşe gönderi hizasında. Stada girdiğimde ilk gözüme çarpan stadın biçimsizliği oluyor. Her bir tribün ayrı telden çalıyor. Bir kale arkasının alt tribünü daha büyükken, karşı kale arkası tam tersi, ya da kapalı tribün diye tabir ettiğimiz yer kale arkasına göre daha yüksek. Tribünler o kadar ayrı telden çalıyor ki en sonunda zaten birleştirmeyi başaramamışlar kapalı ile kale arkası arasında duvar var. Bu Chelsea’ye petrol oligarkı değil, bir laz mütahit başkan lazım. Şaka bir yana Chelsea 109 yıldır maçlarını burada oynuyor. Stadın şehrin içinde kalmasıyla stadı büyütme konusunda sorunlar yaşıyorlar. Bir ara başka bir yere yeni stad yapılması gündeme gelmiş ama şu anda mevcut yerinde kapasiteyi 60.000'e çıkarmak için proje üretiyorlar.
Tribünlerin tamamı doluyor lakin bir tribün diğerlerinden ayrılıyor. Bana yakın olan taraftaki kale arkasında benim seçebildiğim kadarıyla belli bir taraftar grubu olmasa da bütün maçı ayakta izlediler ve maç boyunca bağıran tek grup onlardı. Öteki tribünler tamamen tiyatro seyircisi kıvamındaydı. O kadar ki o tribündeki bayrakları bile stad görevlileri sallıyordu.  Bir tek maç sonunda “stand up for the special one” (Jose için herkes ayağa) tezahüratı ile şöyle bir ayaklanıp hayat belirtisi gösterdiler.

Jose demişken Liverpool mağlubiyeti sonrası taraftarın nasıl tepki vereceğini merak ediyordum ancak daha maç başlamadan “Jose Mourinho” tezahüratı ile destek verdiklerini gösterdiler. Zaten bildikleri 2-3 tezahürattan bitanesi buydu. Bütün maç boyunca bir “çelsi, çelsi, çelsi” bir “diyeeeegoo” bir de “coze morinyo, coze morinyo” diye bağırdılar. İçinde stamford bridge geçen bir tane de şarkı vardı, onun dışında pek monoton bir havaydı. Ha bir de Zouma’ya Cuma muamelesi yapıyorlar. Zamanında Arsenalliler de Toure’ye zenci esprisi yaparlardı. Burada da ırkçılık kokan şamar oğlanı modundaki isim genç Fransız olmuş.


Maça Chelsea baya yüklenerek başladı.Skorborda Bayern’in arka arkaya golleri yansımaya başlayınca tribündekiler pek bir keyifliydi. Chelsea’nin ilk yarıda geleceğini çokça öngördüğüm golü de gelince devre arasında tribünler mutlu bir şekilde girdi. Ancak ikinci yarıda Chelsea hiçbir şey oynamamaya başladı. Bu noktada artık deplasman tribünün sesi daha fazla çıkmaya başlamıştı. Dinamo atsa da şu İngilizler g.t olsun derken istediğim oldu. Kievliler haklı olarak coştular. Ancak 5 dakika sonra tam da benim oturduğum yerin önünde Willian frikikten çaktı ve dizlerinin üstünde kayarak bizim tribünün önüne geldi.  Brezilyalı, çokça zora giren gruptan çıkma şansını söküp getirdi. Bu defa artık Kiev’in bir direnci kalmamıştı ve maç böyle bitti.

15.09.2015

Topcast: Chelsea, Juve nereye? (14.08.2015)

Sezonun ilk topcastini Ali Aktas ve Cuma Ali Ucar ile yaptık. Hava durumunun ardından spor haberlerinde "noolacak bu chelsea ile juve'nin hali dedik?"

29.08.2014

Ludogorets - Steaua Bükreş

Sen git 89'da golü bul, maçı uzatmalara götür. 118'de kalecin kırmızı kart görsün. Romen takımına karşı Romen stoperin penaltılarda kaleye geçsin. Önce ilk penaltıyı gole çevirsin, sonra 2 penaltı çıkartıp 33 bin nüfuslu kasabanın 6.000 kişilik stadyumu olan takımını Şampiyonlar Ligi'ne çıkartsın.

Hollywood filmi olsa, "hadi lan böyle abartı senaryo mu olur?" diyeceğin olaylar Ludogorets Razgrad ve Cosmin Moti ile gerçekleşti. Bu da maçın kısa özeti:

4.09.2012

Şampiyonlar Ligi H Grubu : Kapalı Kutular


Kuralar çekileli epey oldu ama biraz geç de olsa Galatasaray'ın ve grubunun analizini yapalım.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Kuradan sonra Türk spor kamuoyunda iki tane bakış açısı var. Bir taraf "şeker gibi kura" derken temkinli olan taraf "Şampiyonlar Ligi'nde her takım güçlüdür" klişesini ortaya koyuyor. Tamam Galatasaray Ajax'ın yerinde olup Real Madrid, City ve Dortmund'la aynı grupta olabilirdi. Yine de Türk spor kamuoyunun bu ukalalığını anlamıyorum. " Şeker gibi kura " diyenlerin nasıl yanılacağını maçlar başladıktan sonra göreceğiz. " Şampiyonlar Ligi'nde her takım güçlüldür" klişesi ise bizim gibi ülkelerin insanlarının söylememesi gereken bir söz. Kimse farkında değil ki Galatasaray da o küçümsenen Şampiyonlar Ligi'ndeki "her takım" dan biri. Yani nasıl ki biz son torbadan Dortmund'u seçmedik diye seviniyorsak, Rumenler de Juventus'u seçmedim diye seviniyor. Biz neyiz ki Braga'yı, Cluj'u "Şampiyonlar Ligi'ndeki her takım" statüsüne sokup küçük görüyoruz. Bırakalım bu lafları Manchester United taraftarları söylesin. İşimizi ciddiye alalım, hazır iyi kura çekmişken şu gruptan çıkalım.

Bu uzun girişten sonra grup hakkında yorum yapmaya başlayabiliriz. Braga da Cluj da bizim için kapalı kutu. Liglerini izleme şansımız yok, yalnız Braga'yı geçtiğimiz yıl Beşiktaş karşısında izlemiştik. Eğer pozitif yönde değişen bir şey yoksa Braga'nın Galatasaray'dan kötü olduğunu söyleyebiliriz. Tabii şunu unutmayalım, UEFA'da final oynadıktan sonra ertesi yıl aynı kupaya konsantre olmak zor. Geçtiğimiz yıl Braga bunun sıkıntısını yaşadı. Bu yıl farklı bir motivasyon ile Galatasaray karşısında olacaklar ve hiçbir şey olmasa da bir ekol ülkenin takımı.

Cluj da yine bir kapalı kutu. Ancak bu kapalı kutunun içinden kimse Barcelona, Chelsea ayarında bir takım çıkmasını beklemiyor. Hatta Ajax, Schalke kalitesinde bir takım çıkması bile sürpriz olacaktır. Burada Galatasaray teknik heyetinin yapması gereken rakibini iyi izleyip, analizini yapmak ve  hafife almadan takımı hazırlamak. Sonrası kendiliğinden gelecektir.

Gelelim Manchester United'a. Bir çok Galatasaraylı birincilik için Manchester ile çekişiriz dese de bu pek inandırıcı değil. Geçtiğimiz yıl büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp gruptan çıkamayan Manchester ekibi bu yıl gruplarda işi fazlasıyla ciddiye alacaktır. Üstelik Galatasaray ilk maçını Old Trafford'da oynayacak. Ben buradan bırakın puan çıkarmayı alınacak 2-3 farklı mağlubiyete bile razıyım. Allah muhafaza Galatasaray ilk maçta fark yerse, bozulacak moralleri toparlamak zor olur. Tabi Fatih Terim'in 1999'da Chelsea hezimeti sonrası takımı nasıl toparladığını da unutmayalım.

Galatasaray'a gelince. Türkiye'de neredeyse her maçını izlediğim Galatasaray da benim için kapalı kutu. Çünkü geçtiğimiz yıl Fatih Terim yönetiminde yeniden yapılanan ve Hakan Balta dışında ilk on biri tamamen değişen Galatasaray ilk kez Avrupa sahnesine çıkacak. Bu takım geçtiğimiz yıl ligin en az gol yiyen ve en çok gol atan takımıydı. Bu yıl üstüne olumlu ilaveler yapıldı. Rakiplerinin durumunu da düşündüğümüzde şu an Türkiye liginin net bir şekilde en iyi takımı Galatasaray. Ancak bu Avrupa arenesında da başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Manchester United'ı bir kenara koyarsak Galatasaray kendisinden düşük bütçeli ama iyi mücadele eden, iyi organize olan, disiplinli ve sistemli oynayan, kısacası "Avrupa takımları" ile mücadele edecek. Eğer rakiplerin analizi ciddi ve iyi yapılırsa ve Galatasaray burada değinmeyeceğim küçük çaplı sorunlarına çözüm bulursa Manchester United'ın arkasından bu gruptan çıkacaktır. Tabii kapalı kutuların içinden canavarlar çıkmazsa..

16.05.2012

1.05.2012

Ev Sahibi



Bayern Münih, eski adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası, mevcut adıyla Şampiyonlar Ligi finalini kendi ülkesinde oynayacak 12. takım. Daha önceki 11 takımdan 7'si kupayı müzesine götürmeyi başardı (Real Madrid, Inter, Manchester United, Ajax, Liverpool, Juventus ve Borussia Dortmund), 4'ü ise sahadan boynu bükük ayrıldı (Stade de Reims, Roma, Barcelona ve Manchester United).

Bayern Münih, öte yandan, aynı kapsam dahilinde final maçını bizzat kendi stadında oynayacak 4. takım. Daha önce; 1957'de Real Madrid Bernabeu'da Fiorentina'yı 2-0, 1965'de de Inter San Siro'da Benfica'yı 1-0 ynerek kupayı müzesine götürmeyi başarırken; 1984'de Roma, Olimpiyat Stadı'nda Liverpool'a penaltılarla boyun eğdi.

Sonuç: 28 yıldır hiçbir takım kendi stadında oynanacak final maçına çıkmayı başaramazken, 47 yıldır da bunu başarıp üstüne bir de kupayı kazanan olmadı.

27.04.2012

Topcast 26.04.2012

26 Nisan Topcast'inde İlker ve Ali Aktaş ile ağırlıklı olarak Şampiyonlar Ligi'nden, Chelsea'nin Barça'yı destansı bir şekilde eleyişindnen, Di Matteo'nun görevde kalıp kalmayacağından, haftasonu İngiltere'de oynanacak olan muhteşem maçlardan, Fener'in CAS davasını geri çekmesinden ve Beşiktaş'ın mali iflasından bahsettik.

20.04.2012

TopCast 18.04.2012

Bu TopCast'te İlker ve Cuma Ali ile birlikte ağırlıklı olarak haftaiçindeki Şampiyonlar Ligi maçlarını, Premier Lig'de geçen hafta olan bitenleri ve Bundesliga'yı konuştuk.

4.04.2012

Topcast 03.04.2012


5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.

13.09.2010

Şampiyonlar Ligi Fantazi Futbol 2011



Kaydolmak için: http://en.uclfantasy.uefa.com/

Önceki senelerde hesap açtırdıysanız, o hesap aynen duruyor. e-mail ve şifre yazmak yeterli.

Ligin kodu: 87031-18604

Buyrun er meydanına...

23.05.2010

Jose Jr.

Maç bitip herkes çoluğunu çocuğunu yanına aldı.Mourinho’nun sırtındaki genç oğlanın formasında da başlıktaki isim yazıyordu Jose Jr. Egoizm’in bu kadarı.Artık bu yılda CL aldı ya gelecek sezon kendisini İsa ile bir tutabilir.

Neyse maçın yorumuna gelelim.Tahminkolik’te de belirtiğim gibi maçın düğümünü Bayern stoperleri çözdü.İki pozisyonda da Milito’yu durduramadılar Rocky’de golünü yazdı.Sanırım kaleye iki şutu vardı.İkisi de gol oldu.Çünkü şu belliydi; Bayern’in Inter’e gol atması gayet zordu ve kupa alabilmek için gol yememeleri lazım geliyordu ancak yediler.

İlk yarıda da ikinci yarıda da görüldü ki Bayern santraforları ileride kalabalık yaratmaktan başka bir işe yaramadı.Ne Olic ne Klose ne de Mario Gomez Inter karşısında çok etkisiz kaldılar.Robben tek başına savaştı ancak ilk yarının sonlarından itibaren gelen kademeli savunmaya karşı o da çok fazla varlık gösteremedi ancak ikinci yarıdaki mükemmel vuruşu için hakkını vermemiz gerek.Bayern’de ayakta kalan bir diğer ismin temsilcimiz Hamit olduğunu söyleyebiliriz.

Maçın asıl kaybedeni kanımca Van Gaal idi.Solda oynattığı Badstuber, Van Buyten yerine oynatılıp daha hızlı bir göbek sağlanabilirdi.Yaptığı oyuncu değişikliklerinde doğru olduğunu düşünmüyorum.Hamit’i çıkarınca sol kanatları tamamen atıl konuma geldi.Son yirmi dakikada Maicon kendi kanadını bırakıp arkadaşlarına yardıma bile gitti.Ayrıca Müller’e de Van Gaal’in sabrını anlayabilmiş değilim.

Inter’in takım olarak muhteşem oynadığını ve Mourinho’nun yapması gereken hamleleri tam doğru yaptığını söyleyebiliriz.Milito maçın adamı olmayı hak etti fazlasıyla.Savunmada Lucio ve Samuel hatasız oynamışken Chivu'yu eski formunda göremedim.Ayrıca Cambiasso ve Zanetti’yi almayan Maradona bu maçı izlediyse neler hissetmiştir bilemiyorum. İleride Pandev Sneijder ve Milito az göründüler ancak çok iş yaptılar.

Son olarak üç tane CL bir o kadar da lig kupasına sahip olan Eto’o nun neredeyse tüm maçı boyunca orta sahanın gerisinde adam kovalamasını bir an olsun mücadeleden yılmamasını bizim genç yıldızcıkların iyi izlemesi gerekiyor.İki pohpohlanmakla bir iki maç kazanmakla büyük yıldız olunmuyor.

29.04.2010

Savunma Sanatı


Ben bu maçı geçen yıl izlemiştim, yine aynı turda. Barcelona’nın rakibi bu kez Guus Hiddink ve Chelsea idi. Maçın gidişatı yine aynı şekildeydi. Chelsea çok iyi bir yarı saha savunması yapmıştı. Bu kez Mourinho’nun bir gol yeme hakkı vardı Hiddink ile karşılaştırırsak.


Geçtiğimiz yıl Hiddink, Barcelona’nın nasıl durdurulabileceğini çözmüştü, Mourinho yeniden Amerika’yı keşfetmekle uğraşmadı. İstesen de istemesen de Barcelona, topa daha çok sahip olacak, çok pas yapacak vs. Mourinho al kardeşim sana top dedi ve bunun sonucunda %75’e %25 gibi akıl almaz bir topla oynama farkı çıktı. Ama gel gör ki Barcelona’yı kaleye yaklaştırmadılar. Savunma sanatı olarak doktara tezi olabilecek bir maçtı.


Geçen yıl da esasında bunun bir problem olabileceği görülmüş ve bu durumlar için daha kalıplı, daha hava toplarına hakim, daha ceza sahasında yoktan var edebilen Ibra dünyanın parasına takıma getirilmişti. En azından bu sezonluk bu aşı tutmadı.


Pique şu maç için fazlasıyla bir paragrafı hakediyor. Şimdiye kadar ziyadesiyle, geriden en iyi top sokan, nokta pas atan vb. Sıfatları yakıştırmıştık kendisine ama dün attığı golü Türkiye’de oynayan santraforlardan atabilecek adamların sayısı bir elin parmağını geçmez. Zaten Guardiola da Ibra’yı oyundan çıkardıktan sonra pivot santrafor olarak Pique’yi kullanmaya başladı.

İlker Yasin’in İnter’in muhteşem savunma başarısına hiç değinmeyip, sadece Messi’ye sallamasını, “Messi adam değil, Guardiola teknik direktör değil” zırvalarına bir yerden sonra katlanamadım ve internetten açtım ITV’yi oturdum oradan izledim. “Maradona’yı çok anlattım, Messi’nin Maradona’nın yanına bile yaklaşamaz” dedi. Maradona’yı izlemedim, zaten izleyen kuşak da bugünkü gibi Maradona’nın haftada iki maçını açık kanaldan izlemiyordu. Maradona’nın kazandığı Şampiyonlar Kulüpler Kupası sayısı 0. Gidip bir maçı çeviremedi diye Messi’yi yere sokacaklarsa bu spikerler, Star finalde de Papatyam’ı yayınlamaya devam etsin ben İnternetten izlemeye devam ederim.

27.04.2010

Oradan Buradan


Dün akşam Eskişehir – Trabzon maçına şöyle bir göz ucuyla baktım. Her ne kadar bugün tüm gazeteler Onur’un kurtarışlarını (ki hakkını teslim edelim, müthiş bir performans sergiledi) ya da Ümit Karan’ın 90 dakika boyunca dünyaları kaçırmasından sonra 90+4’te maçı kazandırmasını yazsa da benim geriye dönüp de aklımda kalacak şey tribünler olacaktır. Eskişehir tribünlerinin trompetçi abileri ve ona eşlik edip atkı sallayan tüm stad gerçekten hem keyif alıyor hem de izleyene de keyif veriyordu. Nitekim Trabzon tribünü de bu şova kayıtsız kalmadı ve kemençe ile eşlik etti. Tüm stad güzel bir şekilde eğlendi ve açıkcası neden tribüne gittiğimizi hatırlattı. Tribünlerde eğlenmek için iki takımın da artık ligde bir amacının kalmaması mı gerekiyor? Sanırım biraz da pozitif olmak gerekiyor. Yoksa 23 Nisan sebebiyle bir dünya çocuğu tribüne getirdikten sonra 90 dakika boyunca hiç susmadan küfreden Beşiktaş tribünlerinin de eğlenmesi gerekiyordu.


İş çıkışında Kutay ve Gürkan ile beraber Galatasaray – Fenerbahçe kadın voleybol maçına gittik. Bir fenerli, bir galatasaraylı ve bir beşiktaşlıdan oluşan ilginç bir ekip olduk. Fener maçı çok rahat aldı. Çarşamba günkü maçı da rahat alır ve finale çıkar. Naz oyuna hiç girmedi üzüldük. Yine de ortalarda şirin şirin gülümsüyordu, içimizi ısıttı gülümsemesi. Galatasaray’dan Ayça’yı keşfettik. 1.69’luk boyuyla, daha bir enazından boyu boyumuza muhabbeti yaptık. Fener’de kaptan Çiğdem maça soyunmadı bile. Sanki “bu yaştan sonra ben mi Galatasaray’a karşı oynayayım” diyordu. Saha kenarında Eda ve İpek’in sırtlarına havlu koyarak daha çok bir anne gibiydi.


Maçın bir başka değinilecek noktası iki takımın taraftar gruplarındaki taraftarlardı. Büyük çoğunluğu henüz orta okul öğrencisiydi sanırım. Haliyle yapılan tezahüratlar da bizim orta okul sınıf maçlarında yaptığımız tarz tezahüratlardı. Anlaşılan taraftar gruplarında kariyer yapmak da böyle birşey. Öncelikle kadın voleybol maçlarına gitmen lazım. Eğer orada kendini gösterecek kadar kıçını yırtarsan o zaman abiler sana bir aferin çekiyor ve böylece basketbol maçlarına gitme hakkı kazanıyorsun. Orada da başarılı olursan futbol maçları seni bekliyor.

Bu postu yazmaya başladığımda Lyon – Bayern maçının 73. Dakikasıydı. Maç o kadar sıkıcı hale geldi ki bir yandan yazı yazmaya başladım. Maça yetişene kadar yarım saat olmuştu ve izlemeye başladığımda skordan habersizdim. Bayern’in bu kadar atak olması, Lyon’u bu kadar domine etmesi karşısında Lyon’un öne geçtiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. Önde olan Bayern’di. Hayatımda bu kadar tek taraflı bir Şampiyonlar Ligi yarı finali izlediğimi hatırlamıyorum. Daha birinci golle Lyon umudunu kesti. Kırmızı karttan sonra maç koptu. 2. Golden sonra “bitse de gitsek”e döndü. Hamit baya iyi oynadı. Halen daha Şampiyonlar Ligi yarı finalinde sahaya ilk 11 çıkan birini Şampiyonlar Ligi’ne bile muhtemelen gidemeyecek Galatsaray’a getirmeye çalışıyor ya basın, gülüyorum.

21.04.2010

Inter - Barcelona


Evet bu hareket Special One'dan! Yönetim kurulu kararıyla bu maçın yerine, bir kez daha Papatyam dizisini yayınlayarak kalitesini yine, yeni, yeniden ortaya koyan dijital platforma geliyor.

Ayrıca hep Barcalayan Barcelona bu sefer Barcalandı diye bir iğrençlik yapmak istedim :)

Son Şampiyon Kulüpler Kupası'nı babam 6 yaşındayken almış,1998'den bu yana 12 senede 2 çeyrek, 1 yarı finalden öteye gidemeyen Inter'i, bu saatten sonra büyük bir sürpriz olmaz ise kupaya taşıyacak olan Mourinho'nun ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu bir kez daha görüyoruz. "Hoop 2. maç var daha" diyenler için Tahminkolik'te sıksık belirttiğim bir gerçeği bir kez daha paylaşmak istiyorum.Inter skor yakalamayı değil korumayı seven bir takımdır ve 2 gollük avantajı onlara verirseniz geri almanız imkansız yakındır.

Milan-Liverpool maçı mı? o ancak 10 senede bir gerçekleşir. Kısmet belki bu kez 2000'li yılların ikinci 10'luk periyodunun başında olur :)

8.04.2010

21 Sene Öncesinin Rövanşı Olur Mu?

Sene 1989 Ben O zaman 4 yaşımda imişim.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde....


Şampiyon Kulüpler Kupasında o yıl final Nou Camp'ta oynanacak yarı finalde de Real Madrid var.Yani Real'in finale çıkıp Katalunya'da Avrupa'nın en büyük kupasını kaldırıp rakiplerini tilt etmesi işten değil.

Amaa bir Milano takımı geliyor yarı finalde Real'i eliyor Nou Camp'a finale gidiyor kupayı da kazanıyor.

Aradan 21 yıl geçiyor.

Bu sefer maç kralın evinde.Kral'ın takımı ortada yok.Ve finalin ve kupanın en büyük favorisi siyasi,sportif ezeli rakip Barça.Barca'da yarı finalde bir başka Milano'lu ile karşılaşıyor.

İster misiniz tarih tekerrür etsin.