İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Eray Çek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eray Çek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.05.2009

Can Özenç’e Cevap: Barça’yı Durdurmanın Yolu Var mı?

Sevgili Can Özenç teveccüh gösterip, Barça’yı durdurabilmenin bir yolu varsa, bunu benim bilebileceğimi yazmış. Kendisine öncelikle teşekkür ederim. Bu durumda, benim de bir şeyler söylemem icap eder sanırım.

Son söyleyeceğimi en başta söylemek istiyorum. Eğer bu takımı durdurmanın bir yolu varsa; umarım kimse bu yolu bulamaz. Bilenler varsa da mümkünse sussunlar. Neden mi?

Sitemizin müdavimleri, muhtemelen pek 30 yaşının üzerinde değiller. Yani şurada, futbolu takip eden insanların büyük çoğunluğu yirmi yıldan az bir süredir, bu oyunu takip etmekteler. Bu yirmi sene içerisinde de böyle futbol oynayan takım görmüşler midir, Bilemiyorum. Benim şahsi görüşüm; ben izlemedim. Bir futbol takımı ancak bu kadar iyi oynar herhalde. Daha ötesi olabilir mi? olur belki olmasına da bu yapılabilir bir şey midir? Ben burada çok iyimser değilim. Bu nedenle Barça’nın oynadığı bu göze hoş gelen, aynı zamanda skorda elde eden futbolu, birilerinin durdurmasını istemiyorum. Hele de Chelseavari bir biçimde durdurulacaksa, Allah korusun derim.

Can, yazısının son bölümünde asıl önemli noktayı belirtti. M.United karşısına, ş.ligine final maçına çıkan Barça’nın ilk on birinin yedisi alt yapıdan yetişmişti ve teknik direktörü de hem futbolculuğunda hem de teknik direktörlüğünde alt yapıdan yetişen bir isimdi. Bir takım düşünün; hem dünyadaki en iyi futbolu oynayacaksınız hem de bunu büyük paralar ödeyerek aldığınız oyuncularla değil, kendi alt yapınızdan yetişmiş, kendi futbol kültürünü sonuna kadar özümsemiş adamlarla yapacaksınız. Buna ancak şapka çıkartılır. Tabi bu noktada oynanan bu harikulade oyunun temel kaynağının da yine bu alt yapı ve kültür meselesi olduğu da muhakkak.

Bu çerçevede bakıldığında; Barça’yı durdurmak mümkün mü diye tekrar soralım. Mutlak suretle biliyoruz ki; günümüzde bir takımın 56-61 döneminde Real Madrid’in yaptığı gibi bir hegomanya kurması olası gözükmüyor. Barça’da her sene üçte üç yapacak değil tabi. Birileri Barça’nın önüne geçecek ve kupa da kazanacaklar ama Barça oynadığı futbol ve bu futbol kültürüyle hep bir adım önde olmaya devam edecek.

Barça, alt yapısı tıpkı Ajax gibi çağdaşlarından çok farklı. Muhteşem bir organizasyonları var ve alttan çok değerli oyuncular yetiştirmeyi sürdürecekler. Bugün dünyanın en iyi orta saha oyuncuların başında gelen Xavi, İniesta ve Fabregas’ı bu kültürün yetiştirmesi tesadüf olamaz. Pique gibi orta sahaya koysanız, sırıtmadan başarıyla oynayacak bir savunmacının varlığı kesinlikle tesadüf olamaz.

Barça’dan yetişip başka takımlara gitmiş birçok oyuncu var. Everton’ın Mikel Arteta’sı, Celtic’in Marc Crosas’ı hep aynı orjinli orta saha oyuncuları. Barça’da en önemli farkı da bu top oynamanın ne olduğunu sonuna kadar özümsemiş orta saha oyuncuları yaratmakta zaten. Çok iyi biliyoruz ki Barça’yı özel kılan Messi’den çok, İniesta ve Xavi. Bu iki adam beraber oynamaya devam ettiği sürece de Barça “gerçekten futbol” oynamaya devam edecek. Ha Xavi bırakınca ne olacak? O zaman da Fabregas yuvasına döner ve bu süreç devam eder. Gelmez mi geri? Olsun, Thiago Alcantara büyük bir futbolcu olup, çıkıp gelecek. Ya da takımdaki ilk yılında büyük bir özgüven ile oynayıp, çok başarılı olan Sergi Busquets’leri var.

Messi, İniesta, Xavi, Puyol, Pique, Valdes, Busquets, Bojan bugün takımın temel taşları olmuş adamlar. Thiago, Gai, Pedro, Jeffren, Deulofeu, Jonathan, Rafael, Muniesa, Adria, Rochina, Terron ve daha birçoğu da sıralarını bekliyorlar. Fran Merida, Iago Falque, Dani Pacheco gibi yıldız adayları da yine bu alt yapının ürünü olup, Arsenal’e, Juve’ye, Liverpool’a kaptırılmış, birer yıldız adayı.

Yazımızı noktalayalım. Can Özenç’in uzun vadede Barça’yı durdurmanın imkansız olduğu düşüncesine sonuna kadar katılıyorum. Peki var mı bir yol? Bence en iyisi Barça’yı taklit etmek.

5.04.2009

El Clasico ve Real’e Öneriler

Cumartesi gecesi öyle bir futbol keyfi vardı ki anlatılacak, yazılacak türden bir şey değil. İzlemek, tekrar tekrar izlemek bu futbol keyfini! Ancak öyle tatmin olabilirdi insan. Real Madrid’liler dışında, yeryüzündeki tüm futbolseverler için tarifi olmayan harikulade bir maç ve Barça’nın dillere destan oyunu.

Barcelona’nın bu sezon ne müthiş şeyler yaptığını hafızalarımızdan silecek değiliz. 34 maç ve 100 gol. Defalarca atılmış altı gol. Rakibi şaşkına çeviren paslaşmalar. Xavi, İniesta, Messi. Onlara eşlik eden Eto’o, Henry ve diğerleri. Pep Guardiola’nın futbolculuğundaki zekasının takımına da sirayet edişi. Daha neler söylenir ki! Bir yerde durmak ve bu takımı susarak, keyifle izlemekten başka bir şey yapmamak, gerekir. Bir futbol takımı herhalde bundan daha iyi oynuyor olamaz. Bu takımı sadece La Liga değil, ş.ligi ve Kral kupası şampiyonu olarak görmek taraflı tarafsız herkesin isteği olmalı.

Susmak ve sonuna kadar keyifle onları izlemek! Barça için sözün bittiği yer bu olsa gerek.

Bir yanda Barcelona harikalar yaratırken, onların karşısında acizlikten, şaşkınlığa düşmüş Real Madrid’li futbolcuları görmek. Evet asrın takımını, mabedinde bu kadar aşağılayan bir takım daha olmamıştı. Yerin dibine mi girdiler, sahanın orta yerine mi gömülüp kaldılar nedir ne değildir bilmiyorum ama hüzün denilen şey Los Galacticos için dün gece Santiago Bernabeu’daydı.

Real Madrid için artık dün akşam ki hezimet bir milat olmalı diye düşünüyorum. Değişimin başlaması şart. 2008 yazı ve 2008-09 futbol sezonunda iki takım ortaya çıktı. Bu futbolda yeni bir çağın başladığını gösteren iki takımdı. İspanya Milli takımı ve Barcelona’dan bahsediyorum. İspanyol futbolunun genel özelliği ayağa pas yapan bir futbol olagelmiştir daima. Teknik futbolcuların fiziksel güçlerini artırmasıyla, oyunu çift yönlü oynar hale gelmesi ve İspanya futbol takımının geldiği nokta. Diğer yanda da İspanyolların bu futbol anlayışının en iyi temsilcisi olan Barcelona. 70’lerden itibaren “pas yaparak oynanan futbolun en iyi temsilcisi olan kulüp “. Rijkaard’la başlayan ve Guardiola ile taçlanan bir futbol mekanizması. Xavi ve İniesta üzerine inşa edilmiş, Messi ile katları çıkan bir futbol bu.

İspanya ve Barcelona takımları, futbolun yeni ve sevimli yüzü. Özellikle de Barça’nın yakalamış olduğu bu “mükemmel futbol” bütün takımlara örnek olabilecek, harikulade bir şey. Futboldan zevk almamızı sağlayan bu model, Real Madrid’e de örnek olabilir. Real Madrid’de yeni başkanıyla birlikte bu ekole bir adım atabilir inancındayım. Şu an için Barça’yı taklit etmek ya da onlardan esinlenmek yapılabilecek en güzel şey.

Bu yaz dönemi Real Madrid için epey hareketli olacak. Juande Ramos ile yola devam etmeyeceklerdir diye düşünüyorum. Frank Rijkaard bu yolda onların başvurabileceği bir isim olabilir. Ya da kim bilir onlar da Barça gibi yaparlar ve Hierro’yu takımın başına getirirler. Gelecek teknik adamın her ne olursa olsun, Barça ve İspanyol tarzına dönük bir şeyler yapması gerekiyor.

Barcelona ve İspanya’yı bu mükemmel oyuna götüren esas etkenin yukarıda da söylediğim gibi Xavi ve İniesta olduğu düşüncesindeyim. Real Madrid’in de yapacağı bu ikilinin bir benzerini yakalamak. Aklıma ilk gelen iki ismi hemen söyleyeyim. Fabregas ve David Silva. Real Madrid’in orta sahasını bu iki süper yıldızla şekillendirmesi gerekir. Bu ikili yanına koyabilecekleri, Diarra ve Lassana Diarra’nın olduğunu düşünürsek yada Athletic Bilbao’nun orta sahadaki 20 yaşındaki ön liberosu Javi Martinez’i bu iki adama monte ederlerse ya da Xabi Alonso alınabilirse, Real Madrid için çok üst düzey bir orta saha kurulmuş olur

İşin en önemli kısmı da bu; Yani orta saha. Bu tamamlandıktan sonra üzerine kurulacak bir hücum hattı ve savunma kalıyor. Kalecisinin dünyanın en iyi bir iki isminden biri olan Casillas olduğu, sağ bekinin de dünyadaki en iyi isim olan Sergio Ramos olduğundan hareket edersek, Pepe’nin savunmadaki hızı ve kalitesinin yanına eklenecek bir stoper ve sol bek. Valencia’dan Raul Albiol ve Alexis, Athletic’den Amorebieta ve sezon sonunda Real Madrid’e katılacak olan Garay savunmada Pepe’nin partneri olabilecek kalitede isimler. Sol bek için çok seçenek zaten yok. Marcelo ile yola devam edilir. Heinze yedek bekler. Newcastle’den Jose Enrique’de bu yer için düşünülebilir.

Gelelim forvet hattına. Şu son günlerde ismi geçen bir isim mutlaka bu takımın santraforu olmalı. Zlatan İbrahimovic. O’nun solu Robben’e teslim edilir. O’nun sağına ise Cristiano Ronaldo transferi gerçekleştirilebilirse.

Casillas – Sergio Ramos, Pepe, Albiol, Marcelo – David Silva, Fabregas, Javi Martinez – Robben, Zlatan, Ronaldo.

Barcelona’ya yeryüzünde kendisi gibi oynayan ve en az onlar kadar kaliteli bir takım çıkarmış olamazlar mı! Elbette Barça, o oyuncuları alt yapısından çıkarmış ve felsefesini onlara uzun yıllar önce sindirmiş bir takım ancak Real Madrid’de bunu böyle oyuncularla çabuk içselleştirebilir. Bahsettiğim isimler değişebilir ama özellikle Fabregas ile Silva’nın alınarak o ikili üzerine bir takım inşa etme yoluna gidilmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Son yıllarda Real Madrid’in Avrupa’da yaşadığı başarısızlıklar ve dün gece ki hezimet, beni Real için çareler aramaya itti. Yukarıda bahsettiğim kadroyu oluşturabilmek için çok para harcamak gerekiyor olabilir ama dün gece ki hezimetten sonra tekrar en büyük olacak kadro için bunu yapmak şart. Real’i Real yapan yıldız oyunculara tekrar ihtiyacı var baş altı oyuncularla bu işin olmayacağı tekrar görüldü.

16.10.2008

Ada Futbolu ve İspanyollar

Ada futbolu 2000’li yıllardan itibaren büyük bir hızla, gelişim içerisinde. Premier Lig kısa sürede dünyadaki en zevkli lig haline geldi. Premier Lig, La Liga ve Seri A’yı geride bırakırken, buna neden olan en önemli etkenin de kulüplerin gelişen ve büyüyen ekonomileri olduğunu düşünmek sanırım yanlış olmaz.

Zenginleşen, ülke dışındaki zengin sermayedarlara satılan İngiliz kulüpleri hem ülke içinde önemli bir rekabet ortamı oluşturmuş oldular hem de Avrupa Kupalarına damga vuracak boyutlara geldiler. Chelsea, Manchester United, Arsenal ve Liverpool başta olmak üzere, Manchester City, Tottenham, Aston Villa, Newcastle, Everton, Portsmouth, Bolton gibi kulüplerin “büyüme hızları” Adayı gıpta ile izlenecek duruma getirdi.

Ada futbolunda böylesine bir değişim yaşanırken, bu ligin en önemli rakibi durumunda olan La Liga’da farklı bir yaklaşım gerçekleşiyor bana göre. Dünyanın en önemli ithalatçı birkaç liginden biri olan ve ülke çapında çok önemli yıldızları barındıran İspanyol futbolu; Ada futbolundaki değişime paralel olarak son yıllarda önemli farklılıklara uğradı. Buradaki en önemli farklılığın da La Liga’nın “ithalatçı” yapısına “ihraç eden ülke” potansiyelini eklemesi oldu diye düşünüyorum.

İspanyol futbolu son yirmi yıl içerisinde önemli bir gelişim içerisinde. Özellikle ülke çapında futbolcu yetiştirilmesindeki ki yüksek potansiyel, son yirmi yılda çok daha fazla dikkate değer hale geldi. İspanyol futbol kulüplerinin her zaman çok başarılı oldukları, buna karşın Milli takım seviyesinde başarılı olamadıklarını söyler dururduk. Buna sebep olarak da yabancı oyuncuların bu başarıyı getirdiği İspanyol futbolcularının ise yeterli olamadığı dile getirilen bir şeydi. Ne var ki 90’lı yılların özellikle de ikinci yarısından itibaren, genç Milliler seviyesinde Avrupa futboluna damga vurmaya başlayan İspanyollar, gelen bu başarılarla birlikte 2000’li yıllarda Ada futbolundaki değişime paralel olarak, Adaya futbolcu ihraç eden ülke haline gelmiş oldu.

Bu ihracatçı durum; 2008 Avrupa Şampiyonasında kadrosunda, Adada forma giyen beş oyuncuyu kadrosunda barındıran İspanyol Milli takımının kupaya uzanmasında önemli katkı sağladı.

Geçmişte çok az oyuncusunu yurt dışına gönderen İspanya, İvan Campo’nun Bolton’a, Hierro’nun Fulham’a, Arteta’nın Everton’a gidişleriyle birlikte başlayan süreçte, neredeyse Adadaki her takımda en az bir İspanyol’un forma giyer hale gelmesine neden oldu. Rafa Benitez’in Liverpool’un başına geçmesi, kuşkusuz Adada oynayan İspanyolların sayısının artmasına büyük katkı sağladı.

İngiliz takımlarının İspanyol futbolcularına olan yönelimi A takımlarla da sınırlı kalmadı. İngilizler İspanyolların güçlü alt yapısından da faydalanma ihtiyacı hissettiler. Fabregas’ın Arsenal’e, Pique’nin M.United’a transferlerinin ardından; Sergio Tejera Chelsea’ye ve Fran Merida Arsenal’e, Dani Pacheco’da Liverpool’a transfer oldu.

Bu sezon İngiltere’de; Arsenal’de Almunia, Fabregas, Fran Merida, Aston Villa’da Carlos Cuellar, Everton’da Arteta, Liverpool’da Reina, Arbeloa, Riera, Alonso, Torres, Dani Pacheco, Manchester City’de Garrido, Newcastle’de Jose Enrique, Xisco, Tottenham’da Cesar Sanchez, WBA’da Borja Valero gibi isimler forma giyiyor.

Adada kuşkusuz sadece İspanyollara yöneliş olduğunu iddia ediyor değilim. Hiç olmadığı kadar Güney Amerikalı futbolcu, Ada futboluna son yıllarda giriş yapmış durumda. Bu elbette olayın bir başka yüzü ancak İspanyol ekolü Adada önemli bir yer işgal ediyor hale geldi bunu da inkar edemeyiz.

Tabi Ada futbolundaki bu “İspanyollaşma” ya da İspanyol Ekolünün oluşması sadece takımların A takımlarına aldıkları oyuncularla sınırlı değil. Yukarıda da değindiğim gibi özellikle alt yapılarına İspanyol oyuncuları katma hevesleri çok fazla artmış durumda.

Fabregas’ın bir marka haline gelmesiyle birlikte; Adanın özellikle dört büyük takımı genç İspanyollara kanca atmaya başladılar. Pique, Tejera, Merida gibi isimler Adaya gittiler. Özellikle Liverpool takımı Benitez ile birlikte adeta bir İspanyol takımına dönüşmeye başladı. Benitez, Liverpool futbol akademisine Ayala, Mendi, Sanjosé, Bruna, Durán ve Pacheco gibi gençleri katmayı başardı. Dani Pacheco’yu gelecek yıldan itibaren Fernando Torres’in partneri olarak izleyebiliriz. Tottenham’da bu yıl Athletic’den solbek Yuri Berchiche’yi transfer etti.

Bu transferler gerçekleşenler. Bunların dışında Adanın büyük kulüpleri İspanyolların parlayan yıldızlarına, özellikle de Barça’nın gençlerini alabilmek için çaba sarf ediyorlar. Şimdilerde Gerard Deolefeu’nun Arsenal ve Chelsea tarafından, Thiago ve Rafa Alcantara’nın yine Chelsea tarafından transfer edilmeye çalışıldığını duyuyoruz. Örnekler artırılabilir ve zaman ilerledikçe de bu rakamlar artacak.

Britanya Adası, İber yarımadasına gözünü dikmiş durumda. Bu süreç İngiliz kulüplerinin başarılarını artırırken, İngiliz Milli takımını ve de İngiliz futbolcularını nasıl etkileyecek diye de düşünmeden edemiyorum. Buna neden olan bir örneği sizlerle paylaşmak isterim. Bugünlerde İngiltere’de Arsenal’in İspanyol kalecisi Almunia’nın Aralık ayında İngiliz pasaportunu alacağını ve İngiltere Milli takımında oynayabileceği tartışılıyor. Büyük bir kaleci sorunu çeken İngilizler için iyi bir çözüm olarak görülebilir bu kısa vadede elbette. Ne var ki İspanyol futboluyla İngiliz futbolu arasında, özellikle de futbolcu kalitesi açısından önemli farkın açılmaya başladığını da buradan anlayabiliriz diye düşünüyorum. Almunia’ya sıra gelene kadar İspanya Milli takım kalesini koruyacak o kadar çok kaliteli kaleci var ki. Gelin görün ki o Almunia, İngilizler için iyi bir seçenek.

Son tahlilde şunları söylemek isterim; İspanyol futbolu, futbolcu ihracatıyla birlikte ve aynı zamanda Dünyanın en kaliteli üç liginden birine sahip olma ünvanını da sürdürerek önemli bir aşamadan geçiyor. Bu dönüşümün meyveleri daha önce de söylediğim gibi gençler düzeyinde alınmıştı. 2008 Avrupa şampiyonasıyla birlikte A takım seviyesinde de bunu gördük. Bu tesadüfi bir durum değildir ve gelecek yılların İspanya adına daha iyi geçmesini bekliyorum. İngiltere için ise çok kaliteli bir lig ama sorunlu bir Milli düzey beklentisi bende hakim olmaya başladı. Burada yabancı kısıtlamasından bahsediyor değilim kuşkusuz, sadece İspanyolların ihraççı durumunun benzeri bir durumu, ekonomik gücüne rağmen İngiliz futbolunda da sağlanabilir. Sadece ithalatçı olmak bir şeylerin eksik kalmasına neden oluyor kanımca.

11.10.2008

Bilbao’da İlk İspanyol!

Alt yapıdan oyuncu mu yetiştirmek istiyorsunuz? Ya da alt yapı, transfer fark etmez genç oyuncularla mı oynamak amacındasınız ve yahut takımınıza yeni bir anlayış getirmek, yeni bir sistem kurmak sevdasında mısınız? Doğru adreslerden biri; Joaquin Caparros olsa gerek.

Son Üç yılda Avrupa’da fırtına gibi esen takım diye düşünsek, herhalde ilk aklımıza geleni Sevilla olurdu. Geçen sezon kupa kazanamamış olsalar da 2006 ve 2007 yıllarında UEFA kupasını kazanan Sevilla takımı çok büyük övgüleri hak etti kuşkusuz. Bu övgülerden Sevilla futbolcuları, teknik direktör Juande Ramos ve Sevilla futbol takımının yönetimi, hatta seyircileri bile nasibini almıştır kuşkusuz. Hakkı teslim edilmemiş ya da adı çok daha az zikredilmiş birinden bahsetmek istiyorum. Sevilla’nın temelini attığını düşündüğüm adamdan, yani Caparros’dan bahsedeceğim.

Caparros’u yazıma konuk etmemin tek sebebi, kendisinin Sevilla efsanesinin yaratıcısı olması değil tabiî ki. Sevilla olayı O’nun teknik adamlığının sonuçlarından biri. Genç oyunculara duyduğu sempati ve onlara kadroda yer vermesi açısından, Arsene Wenger’in rolünü İspanya’da üstlenmiş durumda. Wenger gençleri kendi alt yapısına toplarken, O daha ziyade kulübün alt yapısından oyuncu çıkarmayı yeğliyor onu da söylemek lazım.

Joaquin Caparros 1955 Sevilla doğumlu. Futbolculuğunda pek bir şey yapamamış bir insan. Zaten iyi teknik direktörler de kötü futbolculardan çıkmıyor mu? Caparros da öyle işte. Futbolu da erkenden bırakıp, teknik direktör olmuş. 1981’de San Jose Obrero takımında başladığı teknik adamlık kariyeri, sırasıyla; Campillo, Motilla, Castile-Le Mancha, Gimnastico Alcazar, Conquence, Manzanares, Moralo gibi kulüplerde sürdürdükten sonra 1996 yılında Recreativo’nun başına geçmiş ve burada üç yıl görev yapmış. Bu dönemden sonra bir müddet Andalucia’yı çalıştırdıktan sonra 2000 yılında yani 45 yaşında Sevilla teknik direktörü oldu Caparros.

Caparros, Sevilla teknik direktörü olmasından bir sezon önce, La Liga’nın bu köklü takımı ikinci lige düşmüştü. Caparros 2000-2001 sezonunda aldığı takımı önce La Liga’ya çıkardı. Ardından 2001-2002 sezonunda, yeniden yükseldiği ilk sezonda ligi 8. sırada tamamladı Endülüs ekibi. 2002-2003 sezonunda gelen 10. sıranın ardından iki sezon üst üste La Liga’yı 6. sırada tamamladı Sevilla. 2004-2005 sezonu tamamlandıktan sonra Caparros görevinden beklenmedik bir biçimde ayrıldı. Bu beş sezon yeni Sevilla’nın oluşum süreciydi aslında. Dani Alves, Baptista, Renato, Torrado, Javi Navarro gibi isimler O’nun döneminde isimlerini futbol kamuoyunu duyurmaya başlarken, Jose Antonio Reyes, Sergio Ramos, Diego Capel, Jesus Navas, Kepa, Puerta, Prieto, Crespo gibi oyuncular da Sevilla akademisinden, O’nun döneminde A takıma alınıp, kadroda kendilerine yer verilmeye başlandı.

Sevilla döneminde, kulüp yönetimiyle beraber attığı adımlar, kısa sürede Juande Ramos’ın da önemli katkılarıyla çok büyük sonuçlar verdi. 2006 ve 2007 yıllarında Ramos’un Sevilla’sı iki kez UEFA kupası kazanmayı başardı. Sevilla bu dönemde Baptista, Reyes gibi yıldızlarının satışlarından önemli paralar kazandı.

2005 yılında başına geçtiği Deportivo’ya da hemen sihirli elleri değdi bana göre. Irureta gibi bir teknik adamın ardından başına geçtiği, El Turco’lar da işe yepyeni bir kadro ve gençleri takıma ilave etmekle başladı. Yaşlanan, eskiyen Depor’un yüzünü kısa sürede değiştirmeyi başardı. Arizmendi, Xisco, İago gibi gençlerin yanı sıra Barragan, Arbeloa, Verdu, Cristian, Luis Felipe gibi oyuncular takımı hayli genç ve diri bir hale soktu. İlk sezon 8.cilik geldi. İkinci sezon ise takım 13. oldu. Deportivo kariyeri de bu iki yılın ardından sürpriz bir biçimde son buldu. Bu aslında beklenmedik bir sondu çünkü Depor’un temellerini atmış ve yapacağı çok şey vardı esasında. 2007 sezonu başında ise halen çalıştırmakta olduğu Athletic Bilbao’nun teknik direktörü oldu.

Athletic Bilbao’nun başına, kulüp tarihinde ilk kez, Bask kökenli olmayan, Endülüslü bir adamın getirilmesi çok büyük tepkilere neden olsa da, Athletic’in alt yapısı ve Baskçılığıyla birleşen kulüp yapısı Caparros’a da oldukça uyum sağladı bana göre.

Genellikle oyuncularını kendi alt yapısından yetiştiren ya da Bask çevresindeki takımlardan oyucunlar alan bir kulüp Athletic. Bunun birçok örneği var elbette. Caparros’da bu çerçevede yeni takımında bir şeyler başarabilmek amacında. İlk On birinde sık sık genç oyunculara şans da veriyor bu aşamada. 1985 ve sonrası doğumlu; Javi Martinez, Markel Susaeta, Fernando Llorente, Balenziaga, Itturaspe, Amorebieta gibi isimler bu dönemde takımın değişmez oyuncuları olmaya başladılar. Geçen sezon ligin ikinci yarısında önemli bir yükseliş göstermiş olan Athletic, bu sezona pek de iyi başlamamış olsa da Caparros’un idaresinde geleceğe dönük iyi bir oluşum içinde. Geleceğin yıldızları olarak gördüğü; 16 yaşındaki Muniain, 15 yaşlarında olan Guarrotxena ve Ramalho, 19 yaşındaki Agüeros, 18 yaşındaki Isma Lopez ve şimdilerde ilk 11 de bile yer verdiği Ander İtturaspe’yi sezon başında A takımla birlikte kampa dahil ederek, genç oyunculara verdiği önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Caparros’un sarı renklere olan antipatisi, maçı takip ederken ki heyecanı ve mimikleri, aktör Michael Keotan’a olan benzerliği de işin biraz magazinsel kısmı. Caparros gibilerinin futbol dünyasında var olmasının önemli bir şans olduğunu düşünenlerdenim. Caparros’dan sonra Athletic Bilbao’nun, hem iyi bir takım hem de önemli oyuncuları futbol dünyasına veren, bir mahiyete sahip olacağına tüm kalbimle inanıyorum.

28.05.2008

İspanya

Yazıma klişe sözlerle başlamak istemezdim. Ne var ki bu ülke takımından bahsederken de bu sözlere başvurmaktan başka çare kalmıyor. “Bakalım bu kez İspanyollar, ligdeki başarılarını milli takıma yansıtabilecekler mi?” evet, oldukça klişe bir söz. Yirmi yıldır takip ettiğim futbolda, her turnuva öncesi sorulan sorudur bu. Cevabı da hep hüsran olmuştur. Yine aynı soruyu soracağız ve belki de İspanyollar aradıkları başarıyı elde edene kadar bu soru hep sorulacak.



İspanya yine iddialı takımlar arasında. Kadro kalitesi açısından en değerli birkaç takımdan biri durumundalar. Luis Aragones’in çalıştırdığı İspanya takımı buraya gelirken, bol tartışmalardan geçerek geldi. Aragones’in kadro seçimi oldukça fazla tartışıldı İspanya kamuoyunda. Özellikle de Raul’un kadroda yer almıyor olması, İspanyolların son 10 gün içindeki en önemli gündemlerinden biriydi. Aragones’in şu tartışmalı kadrosuna bir göz atalım.



Aragones’in kaleci seçiminden başlayalım. Casillas’ın bu takımın kaleyi koruması gerektiği, sanırım yeryüzündeki tüm insanların ortak görüşü olsa gerekir. Liverpool’un kalesini koruyan Reina’da, uzun bir süredir Casillas’ın en önemli alternatifi. Aragones’in üçüncü kaleci seçimi ise son birkaç yılın formda kalecisi Palop oldu. Bu tercihi de normal karşılamak gerekiyor. Belki üçüncü kaleci tercihi için bu sezon Palop’a oranla daha başarılı bir yıl geçiren Villarreal’li Diego Lopez de tercih edilebilirdi.



Aragones’in aklındaki Casillas’dan sonra 11’deki ikinci ismi sağbekte görev vereceği Sergio Ramos. Real Madrid forması altında mükemmel maçlar çıkaran Ramos, İspanya’nın bu turnuvadaki yıldız adaylarından biri. Ramos’un alternatifi ise Liverpool’da başarılı bir sezon geçiren Alvaro Arbeloa. O’nun da kalitesi fazla tartışma götürmez. Aragones’in savunma göbeğinde görev vereceği ilk ve garanti isim ise Barça kaptanı Puyol. Önceki yıllara göre daha kötü bir Puyol izlediğimizi düşünsem de hem tecrübesi hem de mükemmel savunmacılığıyla Puyol İspanyol savunmasının en önemli ismi. Yanında görev yapmasını beklediğim ise berbat bir sezon geçiren Valencia’nın ve Milli takımın tecrübeli ismi Marchena. O’nun alternatifi ise takım arkadaşı, 21 yaşındaki Albiol. O’da özellikle hava toplarına hakim ve yetenekli bir oyuncu. Son stoper ise İspanya Milli takımında Aragones’in her zaman tercih ettiği isimlerden biri olan Betis’li Juanito. Son alternatif gibi görünse de önemli bir savunmacı. Sürpriz golleriyle de zaman zaman dikkat çeken bir isim.



Savunmanın solunda oynayacak isim Capdevila. Villarreal’in bu sezon ki başarısında en önemli pay sahiplerinden biri. Elemelerde de İspanya takımına çok önemli katkı sağladı. Özellikle hücuma çıkışları çok etkili olan bir isim. O’nu basit bir solbek olarak düşünmemek lazım. Zaten hem Ramos, hem de Capdevila hücumu çok fazla destekleyen isimler. Bu nedenle onların iki alternatifi olan Arbeloa ve Navarro hücum yönleri daha az olan isimler. Mallorca’nın iki sezondur önemli isimleri arasında yer alan Fernando Navarro’da takımdaki birçok isim gibi Barça kökenli.



İspanyol savunmasında yer verilebilecek önemli başka savunmacılar da vardı elbette. Espanyol’lu Daniel Jargue, sanırım bu sezon sakatlık sorunuyla karşılaşmamış olsaydı takımda kendine yer bulabilirdi. Yine Valencia’lı Alexis de oldukça kaliteli bir savunmacı, sakatlık sorunu O’nun da bu takımda yer alma şansını sıfıra indirdi. A.Bilbao’da çok başarılı bir yıl geçiren Amorebieta, Aragones’in değişilmezleri arasındaki Pablo ve Antonio Lopez, Villarreal’li Angel gibi isimler takımda yer alabilecek isimler olarak değerlendirilebilirdi.



İspanyol takımının orta sahası şampiyonadaki belki de en iyi orta saha. Özellikle topu yönlendirmek konusunda en kaliteli oyuncular burada yer alıyor. Aragones’in orta sahadaki tercihi muhtemelen Senna’nın yanına; Xavi, Fabregas, İniesta’yı koyacaktır. Dördüncü orta saha tercihi olursa da bu isim David Silva olur gibi görünüyor. Villarreal formasıyla önemli bir ön libero haline gelen Senna oldukça sert ve bir o kadar da topu yönlendirebilen bir isim. Sertliği sayesinde de Xabi Alanso yerine savunmanın önündeki ilk tercih olacak gibi görünüyor. Ön liberonun önündeki üç isim ise gerçekten çok büyük yetenekler. Barça’nın beyni Xavi, müthiş bir tekniğe sahip olan ve milli takımda golcü kimliğiyle de öne çıkan bir başka Barça’lı İniesta ve Arsenal takımının henüz 21 yaşındaki her şeyi Fabregas. Ufak tefek olan bu üç adam kesinlikle turnuvadaki en yetenekli orta saha. David Silva ise yine hücuma dönük yönüyle hem solda hem de forvet arkasında çok değerli bir oyuncu. Önemli şeyler yapmasını bekliyorum.



Bu turnuvada 10 numaralı formayı giyecek olan Fabregas’a ayrı bir paragraf açmak lazım. Dört sezondur aralıksız üst düzey futbol oynayan Cesc Fabregas, milli takımda şu ana kadar önemli performans ortaya koyamadı. Bu şampiyonada O’dan çok fazla şey bekleniyor ve bu sezon ki futbolundan sonra çok daha olgun hale gelen Fabregas, muhtemelen bu turnuvada İspanya takımını bir adım ileriye taşıyacak ilk isim olacak.



İspanyol orta sahasında göbekte oynayacak son isim ise De La Red. La Liga’nın bu sezon ki en iyi isimlerinden biri olan genç oyuncu, alternatif olarak kadroda yer alıyor olsa da önemli bir yetenek. Orta sahanın solunda Cazorla’yı tercih etti Aragones. Genç oyuncu Nihat, Pires ve Rossi ile birlikte Villarreal’in hücum gücünü oluşturan isimdi. Kadroda yer alması sürprizdi kesinlikle. Sağ kanattaki alternatif ise Sergio Garcia. Düşen Zaragoza’da bu yıl oynadığı futbolla çok fazla dikkat çekti ve milli takımada girmeyi başardı. Aslında bir forvet, kendine yer bulabilirse bence çok önemli şeyler yapabilecek, önemli bir kapasiteye sahip. O’da yine birçoğu gibi Barça kökenli.



Orta sahadan bahsetmişken kadroda olmayan bazı isimleri belirtmeli. Albelda, “Koeman belasını “ yaşamamış olsaydı, kadroda yer alması kesin olan bir isimdi ancak O bu kez turnuvada yer alamayacak. Guti’den bahsetmeli tabiî ki. 12 yıldır Real Madrid gibi bir takımda oynayacaksınız, son üç dört sezondur takımın her şeyi olacaksınız ama hala milli takım yüzü göremeyeceksiniz. Guti’yi oldukça şansız ilan etmek gerekiyor. Valencia’dan Vicente uzun süredir futbol oynamıyor, bu nedenle çok kaliteli bir oyuncu olsa da burada olmaması normal. Joaquin’in durumu ise biraz daha farklı. O burada olabilirdi ama kötü bir sezon geçirdi ve yok. Atletico’lu Raul Garcia bu takıma alınabilirliğini hayli fazla düşündüğüm bir isimdi. Özellikle sertliğiyle tercih edilebilirdi. Zaragoza’dan Zapater de yine takımzedelerden biri. Getafe’den Granero açıkçası Cazorla ya da Sergio Garcia yerine orta sahada daha iyi bir tercih olabilirdi ama O’nun da Xavi, Fabregas tarzı bu takımda olmamasının nedeni olabilir.



İspanyol forvetinde ise çok büyük iki isim var. Fernando Torres ve David Villa. Çok hızlı olan ve kolay adam eksiltebilen iki forvet. Her ikisi de iyi vuruş özelliklerine sahipler. Aragones 4-5-1’i seçerse bu iki isimden birini kenara oturtabilir. Fernando Torres’de tıpkı Fabregas gibi milli takıma artık önemli katkı vermek durumunda. İngiltere’de süper bir sezon geçiren El Nino, gol kralı adaylarından biri. Çok büyük bir golcü olduğundan şüphe yok. David Villa ise sezonun son bölümüne kadar ortalarda görünmese de son haftalarda iyi bir form yakaladı ve bu da şampiyonada önemli bir performans ortaya koyabilir. Zaten Milli takımda da çok iyi işler yapabiliyor. Son alternatif ise La Liga’nın gol kralı Guiza. Gol vuruşu açısından belki de hem Torres hem de Villa’dan daha iyi. Önemli bir golcü olduğunu düşünüyorum. Görev aldığı zaman işini iyi yapacaktır.



Raul tabi 18 gol attığı bir sezonda milli takımda yer alabilirdi diye düşünülen bir isim. Barça’nın genç yıldızı Bojan’da milli takımda ismine rastladığımızda sürpriz olmayacak bir isimdi.



İspanyol takımı bu kez öncekilerden daha farklı olacak. Kendini milli takım seviyesinde kanıtlamak, takımlarına şampiyonluk yaşatmak isteyen ve şu an dünyanın “en kaliteli” ligi olarak tanımlanan, Premier ligin dört önemli yıldızından ikisi yani Fabregas ve Torres, başarılı geçen sezonlarının ardından buraya bileniyorlar. 10 ve 9 numaraların takımlar için çok büyük şey ifade ettiklerini biliriz. Bu ikili bu kez takımlarını taşımak niyetindeler. Yine Villa, İniesta, Xavi ve Ramos gibi bu düzeyde kendilerini ifade etmek isteyen yıldızlar var. Bu da İspanya’yı farklı kılacak etkenlerden. İspanya için endişe edilebilecek en önemli iki konu var. Bu turnuvaları iyi bitirememeleri ve müthiş hücum güçlerine karşın, savunmada yaşayabilecekleri sıkıntılar.



Barça kökenli birçok oyuncuyla beraber, turnuvanın en iyi futbol oynamaya aday takımı İspanya. Topa daima sahip olan, ayağa pas yapan ve kısa, hızlı ve yetenekli hücum silahlarıyla oldukça tehditkar bir takım. Göze hoş gelen futbollarıyla yine kısa sürede birçok futbolsever için favori takım haline geleceklerini düşünüyorum. Özellikle sahaya çıkaracakları onbir çok kaliteli ama yedekleri de çok iyi futbolcular. Bu sebeple yine en iyi kadronun bu takımda olduğunu iddia edilebilir. Sonuç bakalım bu kez istedikleri gibi olacak mı? Bekleyip göreceğiz.



Kaleciler: Casillas(1), Reina(13), Palop(23)

Defans: Puyol(5), Marchena(4), Sergio Ramos(15), Juanito(20), Arbeloa(18), Albiol(2), Navarro(3), Capdevila(11)

Orta Saha: Senna(19), Xabi Alanso(14), Xavi(8), İniesta(6), Cazorla(12), De La Red(22), David Silva(21), Fabregas(10), Sergio Garcia(16)

Forvet: Fernando Torres(9), David Villa(7), Guiza(17)

11.05.2008

La Liga; Geride Kalan Dokuz Hafta

La Liga’da sezonun ilk dokuz haftalık kısmı geride kaldı. Ligde neler oluyor bir bakalım.

Yeni Bir Dream Team Mi?

Guardiola Barça’nın başına geçtiğinde çok memnun olmuştum. Barça futbol ekolünden yetişmiş, Cruyff’un öğrencisi olmuş Guardiola’nın futbol zihniyetinin iyi sonuçlar doğuracağını düşünmüştüm. Barça sezona oldukça kötü başladıktan sonra ligde yedi, ş.liginde de üç maçı birden kazandı. 10 maçlık bu seride ligde 27, ş.liginde ise 10 gol attılar. Barça’yı izleyenler özellikle de son haftalarda adeta gözlerine inanamıyorlar. Ortaya konan mükemmel futbol, atılan birbirinden şık goller vs… Barça’yı izlemek harika. 90’ların başındaki Dream Team geri mi döndü acaba? Bu takıma Dream Team 2 diyebilecek miyiz!

Guardiola klasik onbirinde sahaya yedi tane alt yapıdan yetişmiş oyuncu çıkarırken, genç oyunculara verdiği önemi; Busquets, Victor Sanhez, Pedrito gibi yeteneklere şans vererek de gösteriyor. Bakalım Barça’nın keyifle izlediğimiz, rakiplerini ezen futbolu daha ne kadar sürecek.

Hollandalı Real

Barcelona, 90’lı yıllarda Hollandalı önemli yıldızları kadrosuna katarak; total futbolu kendi içerisinde tamamen yerleştirmişti. Sıra Real’e geldi anlaşılan. Geçen sezon başlayan Hollandalılaşma, Schuster’in öncülüğünde sürüyor. Nistelrooy, Sneijder, Van Der Vaart, Robben ve Drenthe ile Real Madrid de Hollandalı oldu. Göze hoş gelen futbollarını sürdürüyorlar. Kalelerinde çok gol de görseler, gol noktalarında oldukça iyiler. Higuain de şu ana kadar takımın en çok öne çıkan ismi oldu. Ne var ki bu tempoları Barça’ya rakip olacak düzeyde değil henüz.

Buna Hortum Diyelim; Sevilla, Barcelona, Real Madrid, Villarreal

La Liga’da bu sezon fikstür çok tuhaf ve zor bir seriyi ortaya çıkardı. Takımlar sırasıyla; Sevilla, Barcelona, Real Madrid ve Villarreal ile karşılaşıyorlar. Bu seriye giren takım da dağılıyor haliyle. Hangi takım girdiyse bu hortumun içine, doğal olarak içinden çıkamadı. Racing bu seriye ilk başlayan takım oldu. Onlar iki puan alarak tamamladılar. Sonrasında Sporting girdi ve dört maçta 18 gol yiyerek ikinci lige geri mi dönüyoruz acaba dediler. Tabiî ki sıfır çektiler. Espanyol iki puan alırken, Athletic Bilbao sıfır çekti.

Atletico Madrid çok iyi başlamıştı lige de ş.ligine de. Ne var ki bu seri onları da dağıttı ve 4-2’den dönüp, 4-4 berabere kaldıkları Villarreal maçı dışında puan alamadılar. Almeria seriyi sürdürüyor şimdilik bir puan aldılar. Betis de seriden bir puan çıkaranlardan ama onlar rakipleri daha çok zorlamayı başardılar.

Ne diyelim, Allah bu dört maçlık seriye giren tüm takımlara yardımcı olsun.

On Yıl Sonra La Liga ve El Molinon

On yıllık aradan sonra Sporting Gijon tekrar La Liga’ya yükseldi. La Liga’nın köklü kulüplerinden biri olan Sporting, 1997-98 sezonunu sadece 13 puan toplayarak tamamlamış ve 2.lige düşmüştü. Verilen on yıllık aranın ardından, lige beş maç kaybıyla hem de kalelerinde gördükleri 20 golle başladılar. Ne var ki bu kötü gidişi çabuk düzeltip, son dört maçı kazanarak, taraftarlarını mutlu ettiler ve La Liga’ya verilen o kadar aranın ardından kolay kolay buradan ayrılmayacaklarını gösterdiler. Birkaç kelime de Sporting taraftarına. El Molinon La Liga’nın güzel stadlarından biri ve o stadı dolduran Gijon seyircisi müthiş tezahüratlarıyla takımlarına önemli bir destek veriyorlar. Hatta deplasman maçlarında bile takımlarının yanlarındalar. Umarım devamı gelir.

Osasuna Ne Zaman Gol Atacak?

Ligin galibiyetsiz tek takım Osasuna. İlk beş maçta dört beraberlik ve bir yenilgi alan, iki gol atıp üç gol yiyen Osasuna, Ziganda’nın görevine de son verdi. Camacho ile çıkılan üç maçta da mağlubiyet almaları ve gol atamama sorunun devamı, bu değişikliğin de pek bir işe yaramadığı izlenimini veriyor. Dokuz maçta sadece üç gol atabildiler. İnsan düşünmeden edemiyor, acaba yılsonuna kadar yirmi golü bulabilecekler mi diye. Devre arasında hücuma transfer yapmaları şart. Zaten gol atacak doğru düzgün futbolcuları da yok. Geçen sezon ligde zor kalmışlardı sanki bu yıl, kurtaramayacaklar gibi.

Futbol güzel, sonuçlar berbat!

Athletic Bilbao, ilk beş maçta beş puan almıştı. Sonrasında ise hortuma girdiler ve sıfır çektiler. Real Madrid, Barcelona maçlarında oynadıkları güzel futbol, diğer maçlarda da sürmüyor değil. Caparros’un takımı gerçekten göze hoş gelen bir oyun ortaya koyuyor. Ne var ki sonuçlar çok kötü. Beş puanda kaldılar ve 19. sıradalar. Ben bu takımdan umutluyum yine de.

Koeman Gitti, Yaşasın Emery!

Kadro çok iyiydi; Flores gitti, Koeman geldi. Takım tarihin en kötü dönemlerinden birini yaşadı geçen sezon. Kupa kazanıldı, teselli oldu. Bu sezona ise Almeria’nın başarılı teknik direktörü Emery ile başlandı. Giriş harikaydı. İlk yedi maçta 19 puan alındı. İki haftadır ise bir düşüş var. Kazanılan sadece bir puan var.

Kadro zaten kaliteliydi. Ekonomik sorunları olduğunu bildiğimiz Valencia takımı bu sezon çok önemli transferler falan da yapmadı. Kadroyu korudular. Villa, Silva, Morientes, Joaquin, Vicente, Mata, Albelda, Fernandes, Baraja, Albiol, Marchena, Alexis, Miguel gibi kaliteli oyuncularıyla bu sezon en azından ş.ligi bileti almak istiyorlar.

Villarreal; Kaldığı Yerden Devam

Geçen sezonun ikincisi Villarreal, kaldığı yerden devam ediyor. Ligde yenilmeyen tek takım onlar. Ş.liginde Manchester deplasmanı dahil orada da kaybetmediler. Pellegrini’nin takımı aynı yolda devam ediyor.

Bizimkiler Ne Durumdalar?

La Liga’da bu sezon oyuncu sayımız arttı. Nihat sakatlık sorunu yüzünden henüz ortaya çıkabilmiş değil. Sakatlığı yüzünden uzun süre kadroda yer alamayan Ersen Martin, sakatlık sonrası oynamaya başlar başlamaz kupa maçında kırmızı kart gördü. Ortaya bir şey koyabilmiş değil ikinci senesinde.

İbrahim Kaş, Getafe’de her maç yedek olmak durumundan henüz kurtulamadı. Necati ikinci ligde Sociedad formasını zaman zaman giyiyor. Mehmet Aurello ise oyuncularımız arasında en başarılı olanı. Her maçta başarıyla formasını terletiyor. İspanya’da da Türkiye’deki gibi başarısını sürdüreceğe benziyor.

26.12.2007

Sevilla ile Oynamak

Birkaç gün önce şampiyonlar liginde 2. tur kuraları çekildi. Fenerbahçe’nin payına da Sevilla düştü. Şu günlerde sıklıkla Sevilla ile ilgili değerlendirmeler yapılmakta, kimileri kuranın oldukça iyi olduğundan, kimileri ise Sevilla’nın çok güçlü bir takım olduğundan bahsetmekte. Ben de bu vesileyle, iki yıl önce analizini yaptığım Sevilla’dan tekrar bahsetmek istiyorum.



Sevilla’dan bahsetmeden önce Şampiyonlar Ligi kurasıyla ilgili birkaç şey söylemenin yerinde olduğu düşüncesindeyim. Sezon başından beri Avrupa’da ummadığım kadar iyi oynayan ve gruptan çıkarak önemli bir başarı gösteren Fenerbahçe’yi kutlamak isterim. Elde edilen başarı son derece mühim. Son 16 takım arasına kalmayı asla hafife almamak gerek. İtalyan, İspanyol ve İngilizlerin 4’er takımla yer aldığı, Lyon, PSV gibi takımların önemli başarılar elde ettiği bu organizasyonda 16 takım arasına kalmak kuşkusuz önemli bir başarı. Kura çekiminde Fenerbahçe’yi bekleyen 7 takımdan Üçü İspanyol, ikisi İngiliz, biri İtalyan diğeri ise Portekiz takımıydı. Çok basit bir mantıkla bile çekilecek en iyi kuranın Portekiz takımı olacağını düşünmek sanırım yanlış olmaz. Porto da oldukça iyi bir takım olmasına karşın Fenerbahçe’nin tur şansının en fazla olacağı kura elbette bu kura olurdu.



Porto dışındaki altı takımı birbirinden Fenerbahçe açısından çok ayırmamak gerekir. Bu altı takımdan hangisi çıksa Fenerbahçe’nin şansı oldukça az olarak değerlendirilmeliydi. Sevilla’nın Türk Kamuoyu açısından bir farkı vardı. Bu fark da Sevilla isminin henüz Barça, Real, Milan, Manc.Utd., Chelsea seviyesinde olmamasıydı. Zaten kura sonrası yapılan yorumların esasını da bu teşkil etmekte.



Bundan iki-üç yıl önce Sevilla’da yaşanan değişim kimilerinin dikkatini çekmişti. Bu değişimin parlak sonuçlar vereceğine o günlerde inananlardandım. Ne var ki Sevilla beklenenden çok daha hızlı bir yerlere geldi ve son iki yıla Avrupa’da damgasını vurdu. İki sezonda, 2 UEFA, 1 İspanya Kral Kupası, 1 İspanya Süper Kupası ve 1 tane de Avrupa Süper Kupası. Ligde geçen yıl son haftaya kadar Şampiyonluk mücadelesini kattığımızda, yaşananların muazzam olduğunu kabul etmemiz gerekir.



Sevilla’yı analiz ederken, Fenerbahçe’ye değinerek bunu yapmayı uygun görüyorum. Geçen iki muhteşem yılın ardından Sevilla, bu sezona İspanya Süper Kupasında Real Madrid’i iki maçta da çok rahat yenerek başlamıştı. Ardından ise Getafe maçında Puerta’nın hayatını kaybetmesiyle büyük bir şok yaşayan Endülüs takımı, bu olaydan üç gün sonra oynadığı Süper Kupa Finalini Milan’a kaybetti. Ş.ligine de Arsenal mağlubiyetiyle başlayan Sevilla, ligde istikrarsız bir grafik ortaya koydu. Juande Ramos’un Tottenham’a gitmesi takımda çok fazla değişikliğe neden olmadı. B takımın teknik direktörü Manuel Jimenez getirildi.



Sıkıntılı günleri atlatan Sevilla, ş.liginde altı maçın beşini kazanıp, ligde de son haftalarda hem iyi futbol oynayıp, hem de iyi sonuçlar almaya başladı. Muhtemelen, Şubat ayına gelindiğinde ligde de durumunu toparlamış olacaklardır.



Sevilla’nın Fenerbahçe oranla önemli bir avantaja sahip olduğu kaleci mevkisi şu an için soru işareti. Sevilla’nın son iki yıldaki başarılarının mimarlarından Palop sakat ve Fenerbahçe’ye karşı da muhtemelen oynayamayacak. Bu önemli bir şans. Kalenin şimdiki sahibi De Sanctis ise sezon başında Udinese’den transfer edildi. 30 yaşındaki kaleci Palop’u mutlak suretle aratacaktır diye düşünüyorum.



Sevilla klasik 4-4-2 sistemini sahada uygulayan bir takım. Bu sistemin doğal bir gereği olarak da kanatları oldukça aktif bir biçimde kullanıyorlar. Sevilla’da savunmanın sağında büyük takımların transfer gözdesi olan Dani Alves yer alıyor. Dani Alves’in hemen önünde de Jesus Navas oynuyor. Bu ikili Sevilla’nın rakiplere büyük üstünlük kurmasında çok önemli bir etken. İki oyuncu da çok hızlı ve teknik kapasiteleri hayli iyi. Fenerbahçe’nin burada bir şansı var. Sevilla’nın çok iyi olduğu sağ kanadının karşısında Carlos-Vederson ikilisi de Fenerbahçe’nin oldukça iyi olduğu bir yer. Alman Hinkel ise Dani Alves’in yedeği. Sevilla’nın sol kanadı sağ kanadı kadar olmasa da oldukça iyi. Dragutinovic ya da genç Crespo bu alanın savunucuları, genç yıldızlardan Diego Capel bu sezon sol kanadın hücumcusu olarak kendine forma ansı buldu. Brezilyalı Adriano da sakatlıklarla başı sık sık derde girse de çok önemli bir yetenek. Gökhan Gönül’e eğer gereken yardım getirilmez ise Capel ya da Adriano karşısında işi kolay olmaz. Dragutinovic ya da Crespo yerine Adriano da çekilerek Adriano-Capel ikilisi de Gökhan’ın karşısında olabilir.



Sevilla takımı hücumu çok fazla düşünen bir ekip, bu nedenle savunmaları zaman zaman arızaya da uğramıyor değil. Savunma göbeğinde yaşadıkları sakatlıklar da bu sıkıntıyı daha da artırıyor. Sezon başından beri Javi Navarro, Escude, Fazio, Boulahrouz gibi isimler sakatlıklar nedeniyle başı ağrıyan isimlerdi. Kolombiyalı Mosquera’yı da ilave ettiğimizde savunma göbeğinde oynayacak oyuncular oldukça kaliteli isimler. Escude Fransız, Navarro İspanyol Milli takımına kadar yükseldiler geçen yıl ki formlarıyla. 20 yaşındaki Arjantinli Fazio’da uzun yıllar Arjantin savunmasında yer alacak, önemli bir yetenek. 1.95’lik fiziğiyle geçmişte kısa olan Sevilla savunması için önemli. Tek santraforlu Fenerbahçe’nin bu savunma göbeğini aşması Chelsea ya da Manc.Utd. savunmasına görece kolay da olsa, bu yine de uğraş verici bir iş.



Sevilla orta sahasının sağından ve solundan bahsettim. Ortadaki ikili tercihi bu sezon genellikle Keita ve Poulsen. Savunma yönü çok güçlü olan bu ikilinin Aurello-Selçuk(Deniz) ikilisine oranla hücumdaki etkinlikleri daha fazla olacaktır. Maresca, Marti, Renato orta sahadaki diğer alternatifler. Sağ kanatta Alfaro, sol kanatta ise Duda ise orta sahadaki diğer isimleri. Brezilyalı Renato ikinci forvet olarak da kullanılabilen bir isim. Orta sahada görev verildiği zaman Sevilla’nın hücum gücü artarken, savunma anlamında daha fazla sorun yaşıyorlar.



Sevilla, takımının en zengin olduğu yer ise hücum bölgesi. Beş tane çok önemli forvete sahipler. Kanoute-Fabiano ikilisi form durumları itibariyle ilk tercih edilen isimler. Fizik güçleri çok fazla olan bu ikili Edu-Lugano için çok büyük bir tehlike. Özellikle Kanoute’yi durdurmak çok zor. PSV’den gelen Kone takıma uyum sürecini atlatmış görünüyor ve takıma katkı vermeye başladı. Kadroda daha az şans buluyor olsalar da Kerzhakov ve Chevanton çok hızlı ve gol vuruşu iyi olan isimler.



Sevilla kadrosu önemli yıldızları barındırıyor da olsa tam anlamıyla “takım” diyebileceğimiz bir ekip. Oturmuş kadrosuna ilave ettikleri oyuncular belli bir kıstasa göre ve özenle seçiliyor. Altyapıdan gelen Capel, Crespo, Navas, Alfaro, Fazio gibi isimler de takım stratejisini özümsemiş ve takım kimyasına kolaylıkla uyum sağlıyorlar. Sevilla, özellikle Ramon Sanchez Pizjuan’da oynadıkları karşılaşmalarda son derece baskılı oynayan bir takım. Sevilla’nın bu sezon evinde Real Madrid, Arsenal ve Valencia karşısındaki mükemmel oyunlarını düşündüğümüzde, müthiş zor bir deplasmanın Fenerbahçe’yi beklediğini söylemeliyiz.



Sevilla’nın bu sezon yakaladığı istatistiklere baktığımızda Ş.liginde eleme maçlarıyla birlikte Avrupa’da bu sezon oynadıkları 8 maçta 7 galibiyet alıp 20 gol attılar ve sadece gruptaki ilk maçlarında Arsenal’e kaybettiler. İnişli-çıkışlı bir grafik çizdikleri ligde ise son haftalarda artan performanslarıyla 7 galibiyet, 2 beraberlik ve 8 yenilgi alarak 23 puan topladılar. 32 gol atıp, 23 gol yemeleri hem golcü bir takım olduklarının hem de savunma problemleri yaşadıklarının iyi bir örneği. Keza 20 gol attıkları ş.liginde de 8 gol yediler.



Türk Kamuoyu, Fenerbahçe yönetimi, teknik heyet ve futbolcular Sevilla kurasını oldukça iyi karşıladılar. Bu kağıt üzerinde iyi bir kura olarak görülebilir kuşkusuz. Ne var ki, daha evvel de belirttiğim gibi bu kuranın bazı avantajlarının yanında önemli dezavantajları da var. Çok deneyimli oluşları ve özgüvenleri, takım oyununu belki de Avrupa’da en iyi oynayan takım olmaları, mükemmel hücum güçleri, oyun disiplinine verdikleri önemi dezavantajlar arasında sayabiliriz. Savunmada yaşadıkları sıkıntılar, Palop’un oynamama ihtimalinin yüksekliği, Dani Alves’in geçen sezonu aratır oluşu, Sevilla isminin görece diğer takımlara oranla Fenerbahçe cephesinde yaptığı olumlu hava, Fenerbahçe için sayılabilecek avantajlar olabilir.



Önümüzde uzun bir zaman var. O günlerde her iki takımı yeniden değerlendirmek gerekir. Sevilla’nın şampiyonlar liginde bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıllarda finale kadar gitmesi kimseyi şaşırtmayacaktır. Sevilla finale giderse, Fenerbahçe’de bu yılsonunda buruk bir sevinç yaşayabilir.

11.09.2007

Bir Başka Real

Sezona Atletico galibiyetiyle başlayan Real Madrid, her zaman zorlandığı deplasmanlardan biri olan Villarreal deplasmanında 5-0’lık müthiş bir galibiyet elde etti. İkinci yarının henüz başında iki gol bularak farkı üçe çıkarması Real’e bu müthiş zaferi getirdi. Maçın genel olarak, özellikle ilk yarıda ortada geçtiğini söylememiz lazım. İlk golü Villarreal de bulabilir ve bulmuş olsaydı maçın şekli de farklı olurdu. Buna karşın Real Madrid savunmada dikkatli olduğu kadar hücumda da üretken bir maç çıkardı. Sneijder sezonun ilk maçının ardından, dün gece de gol attı hem de iki tane. Guti’nin golü ise geceyi süsleyen gol oldu.

Maçın istatistikleri iki takımın da benzer bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor. Real Madrid’de Guti ve Sneijder ön plana çıkan isimler oldular bu maçta. Villarreal’de ise Cazorla dışındaki oyuncuların vasatın altında kaldıklarını söylemek gerek.

Barça ligdeki ilk üç puanını Nou Camp’da Athletic karşısında aldığı 3-1’lik skorla elde etti. Kuşkusuz maçın yıldızı Ronaldinho’ydu. 2 gol atıp, 1 de asist yapan Brezilyalı oyuncu iyi bir maç çıkardı. Maç boyunca %70 topa hükmeden, 611 pas yapan, 16 kez rakip kaleye gol için giden bir takımın maçı kazanamaması beklemek olmazdı zaten. Ronaldinho dışında; Xavi, Marquez, Zambrotta Barça’nın sahadaki diğer başarılı isimleri oldular. Deco ise tam 18 hatalı pasıyla pas şampiyonu Barça’ya yakışan bir istatistik vermedi bize.

Athletic ise çok genç bir takım. Caparros’un takımı çok mücadele ediyor da olsa Barça gibi bir deplasmanda daha fazlasını yapamazdı. Takımın tek golünü atan Susaeta’nın henüz 19 yaşında olması her şeyi açıklıyor olsa gerek. Athletic’de Susaeta’nın iyi performansı dışında 18 yaşındaki ve geçen yıldan beri takımda sıkça yer alan Javi Martinez’e de dikkat etmenizi istiyorum. Bu genç çocuk gerçekten çok kabiliyetli bir orta saha oyuncusu.

Sezona Villarreal karşısında alınan şok bir yenilgiyle başlayan Valencia ise ligin yenisi Almeria karşısında 80. dakikada Moretti’nin golüyle galip gelerek üç puanla tanıştı. Villa ve Joaquin’in yokluğunda Flores bu iki ismin yerine Morientes ve Mata’ya kadroda yer verirken, Alexis ve Caneira’ya da Miguel ve Marchena’nın yerine forma verdi. Arizmendi de ikinci yarıda oyuna girdi ve ilk kez Valencia forması giymiş oldu. Ligin yenisi Almeria’da ise Negredo ikinci maçını da boş geçmedi ve golünü attı.

Ligde bu üç büyük takımın maçları dışındaki altı maç ise berabere sona erdi. Atletico, Mallorca karşısında maç boyunca baskılı oynamasına karşın beraberliği zor kurtarabildi. Pas trafiğini çok iyi ayarlayamayan Atletico 100’e yakın hatalı pas yaptı. Golü atan Pernia tam 30 kez topu rakibe gönderdi. Raul Garcia bu maçta Atletico’nun en iyisiydi. Ibagaza’nın yokluğunda hücumda üretken olamayan Mallorca ise kendisi için değerli bir puan alarak haftanın iyileri arasında kaldı.

Espanyol, Betis karşısında son 10 dakikaya 2-0 önde girdiği maçta üç dakika içinde yediği iki golle sahadan bir puanla ayrılmak zorunda kaldı. Betis’de Pavone, Espanyol’da ise iki gol atan Luis Garcia ve Zabaleta dikkat çeken isimler oldular.

2-2 sona eren bir başka maç ise Valladolid’deydi. Sezona Almeria karşısında aldığı 3-0’lık mağlubiyetle başlayan Depor, Valladolid deplasmanından bir puanla döndü. Valladolid maçta iki kez öne geçmesine rağmen bu üstünlüğünü korumayı başaramadı. Bir diğer beraberlik ise Getafe ile Recreativo arasındaki maçta yaşandı. Son beş dakikaya kadar gol sesi çıkmayan maçta iki takım da birer gol bularak, sahadan birer puanla ayrıldılar. Schuster’in ve takımın önemli isimlerinin ayrılmasının ardından Getafe geçen yılları aratacak gibi görünüyor. Recreativo ise geçen sezona başladığı kadar iyi başlamamış olsa da iki maçta da kaybetmedi.

Cumartesi gecesi oynanan maçlarda ise Levante ile Murcia 0-0, Zaragoza ile de Santander 1-1 berabere kaldılar. Zaragoza için bu yıl kötü başladı diyebiliriz.

Sezonun ikinci haftası geride kalırken, yine bol sürprizli, zorlu bir La Liga izlemeye başladık. Real Madrid sezona en iyi giren takım olarak dikkat çekti –ki bu son yıllarda fazla olmayan bir durumdu- Atletico, Zaragoza gibi bu yılın iddialı takımları ise henüz galibiyet elde edebilmiş değiller.

30.08.2007

Fallece Puerta!

Dün akşam eve gidip, interneti açtım. Marca’yı, As’ı açtığımda karşımda duran bir haber vardı. Fallece Puerta diyordu bu haberde. Neydi bunun anlamı? Puerta öldü diyordu. Kritik saatleri atlatamamış ve genç oyuncu yaşamını yitirmişti.

Yeşil sahalar daha önce de Foe, Feher, Dos Santos, Cunha gibi isimlerin hayatına mal olmuştu. Bundan önceki saha içi ölüm olayları beni etkilemişti elbette ama bu kadar değil. İnsan tanıdığı, bildiği bir oyuncunun ölmesini tuhaf karşılıyor biraz. Foe öldüğünde epey üzüldüğümü hatırlıyorum ama Antonio Puerta’nın ölümü gözümde yaşlanmaya sebep olmadı değil. Eminim, Puerta’yı bilen herkes benzer duygular yaşıyor olmalı. İnsanı sarsan, üzen başka bir şey de Puerta’nın henüz 22 yaşında olması kuşkusuz.

22 yaşında ve İspanyol futbolunun parlayan isimlerinden biriydi Puerta. Savunmanın ve orta sahanın solunda oynayabiliyordu. Benim ümit bağladığım yeteneklerden biriydi. Sol kanadı oldukça iyi kullanıyor, çok kolay adam geçebiliyordu. Çok iyi bir tekniğe ve vuruş kabiliyeti vardı. İspanya milli takımında görmeyi beklediğimiz zamanlarda O hayata veda etti.

Yazım ne öyle bilgilendirme yazısı, ne de bir tahlil yazısı. İspanyol futbolunu çok sevdiğini bildiğiniz birinin, çok beğendiği bir futbolcunun ani ölümü karşısında sarsılması sonucu ortaya çıkmış bir yazı. Bundan evvel bazı futbolcuların biyografik tahlillerini yaparak çeşitli yazılar yazmıştım. İsterdim ki Puerta için yazacağım yazı da böyle bir yazı olsaydı. Maalesef, olmadı. Bu yazı Puerta’nın yaşamını yitirmesi nedeniyle yazıldı.

İspanyolların, Sevilla’lıların ne derin bir acı içerisinde olduğunu anlamak zor değil. Kaybettikleri sıradan bir futbolcu da değil çok önemli bir yetenekti. 26 Kasım 1984’de Sevilla’da doğmuş, Sevilla alt yapısından yetişmiş bir oyuncuydu Puerta. İki sezondur Sevilla A kadrosunda yer alıyordu. Son iki sezondur harikalar yaratan, Sevilla takımının önemli bir parçasıydı.

Eğer cumartesi gecesi oynanan Sevilla-Getafe maçındaki o talihsiz olay meydana gelmemiş olsa, futbol hayatına devam edebilmiş olsaydı, eminim uzun yıllar İspanyolların önemli yıldızları arasında adını zikredecektik.

Söylenecek aslında pek fazla söz yok. Sıcaktı, Yeterli önlemler alınmalıydı, falandı filandıları geçmek lazım şu saatte. Benzer olayları yılda en az bir kez yaşar olduk. Alıştırmaya da başladı bu ölümler bizi kendisine. Artık Antonio Puerta isminde bir futbolcuyu izliyor olamayacağız. Futbolu da bıraktık bir kenara artık O yaşamıyor. İnsanın futboldan iştahını kopartıyor böyle haberler. Elde değil ne yapalım!

Toprağın bol olsun, Adios Antonio!

28.08.2007

La Liga Sezon Öncesi Analizi 2: Avrupa'da Olmayanlar

La Liga Analizi II : Avrupa’da Olmayanlar

La Liga’nın 2007-2008 yılı değerlendirmesinin ilk yazısında, ligi geçen sezon ilk sekiz sırada bitiren ve Avrupa kupalarına katılan takımları incelemiştik. Bu yazıda ise geriye kalan 12 takıma göz atacağız.

RECREATIVO HUELVA

La Liga’ya geçen sezon yükselen ve büyük sürprizlere imza atan Recreativo bu yıla teknik direktör değişikliğiyle giriyor. Geçen yıl takımın başarısında büyük katkısı olan teknik direktör Marcelino Garcia Toral görevinden ayrıldı ve O’nun yerine Zaragoza’da da uzun süre görev yapmış Victor Munoz getirildi.

Geçen yıl ki başarıda büyük katkıları olan oyuncular bu sezon takımda yer almayacaklar. Villarreal’den kiralık olarak gelen ve önemli katkılar yapan üç isim; Lopez Vallejo, Cazorla ve Arzo bu yıl olmayacaklar. Bu üç ismin dışında yine attığı gollerle büyük katkıları olan Uche ve savunmanın önemli isimlerinden Mario takımdan ayrıldı. Merino futbolu bırakırken orta sahanın önemli ismi Viqueria’da Levante’ye transfer oldu.

Villarreal’in Recreativo’ya katkıları bu yıl da sürdü. Kaleye Vallejo’nun yerine Villarreal’in bir başka yetenekli kalecisi Barbosa transfer edildi. Savunmaya Quicke Alvarez ve Caceres’de aynı takımdan alındı. Geçen yıl başarılı maçlar çıkaran İspanya U-20 takımının da önemli isimlerinden Marcos Garcia’da Villarreal’den kiralandı. Nastic’den Calvo, Xerez’den Camunas, Sporting Lizbon’dan Javier Neto, Setubal’dan Varela, Jaen’dan Joselito, Ciudad Murcia’dan Xavi ve AEK’dan İtalyan kaleci Sorentino diğer transferler oldular.

Çok fazla değişim yaşadığını düşündüğüm Recreativo kapalı bir kutuyu andırıyor bu sezon. Geçen yıl ki başarılarını yakalamaları kolay gözükmüyor.

RACING SANTANDER

La Liga’da geçtiğimiz yılın son bölümü haricinde çok önemli bir performans gösteren Racing Santander takımı da tıpkı Recreativo gibi teknik direktör değişikliğiyle sezona giriyor. Yeni teknik direktör, Recreativo’nun geçen yıl ki teknik direktörü Marcelino Garcia Toral.

Santander takımının kadrosunda önemli değişiklikler dikkati çekmiyor değil. Birçok oyuncusu takımdan ayrılan Santander’de gidenler arasında kuşkusuz en önemlisi geçen yıl takıma büyük katkı yapan Sırp futbolcu Zigic. Tüm hücum planlarını üzerine kurdukları bu isim artık yok. Savunmanın başarılı ismi Ruben’de Celta’ya gitti. Felipe Melo Almeria’ya, Scaloni Lazio’ya, Balboa Real Madrid’e gitti. Bu oyuncular dışında Neru, Cristian Alvarez, Matubuena, Juanjo ve futbolu bırakan Alfaro gelecek yıl Racing takımında olmayacak isimler.

Racing dış transferde ise çok Ciudad’dan Ayoze, Malaga’dan Valle, Sporting’den Samuel, Deportivo’dan Duscher ve Valencia’dan Jorge Lopez, Sao Paolo’dan Alex Silva ve Mallorca’dan Jordi Lopez alındı. Kadrolarının güçlendiğini söylemek zor. Geçen sezon ki Santander takımını bu yıl aratmaları kuvvetle muhtemel görünüyor. Aganzo, Garay ve Munitis takımın en etkili üç ismi olarak ön plana çıkıyor.

MALLORCA

Geçen yılın ikinci yarısında büyük bir yükseliş gösteren Mallorca takımı bu sezon da kaldığı yerden devam edecek gibi görünüyor. Yapılan transferler bunun ibarelerini veriyor. Mallorca’da takımdan ayrılan isimler; Crespi, Tristan, Maxi Lopez, Prats, Rafita, Delisabic ve Palermo’ya giden Bosko Jankovic. Jankovic’in gidişi Mallorca için çok önemli bir kayıp.

Mallorca’nın bu sezon ki transferleri ise Getafe’de geçen yıl çok iyi bir sezon geçiren Guiza, Atletico’dan Molinero, Valencia’dan David Navarro, Osasuna’dan Webo, Real Madrid Castilla’dan Borja Valero, River Plate’den Lux ve Uruguaylı Chori Castro.

Genel hatlarıyla iyi bir takım olduklarını söyleyebiliriz. İyi bir savunmaya, iyi bir hücuma ve yabana atılmayacak forvetlere sahipler. Mallorca bu sezon sürpriz yapabilir.

ESPANYOL

Geçtiğimiz sezon ligi önemsemeyen ve UEFA kupasında finale kadar giden Espanyol bu sezon Avrupa Kupalarında olmayacak. Espanyol’da bu yıl olmayacak en önemli isim UEFA kupası gol kralı Pandiani. Edu Costa, Ito, Robuste, Biel, Fedo, Velasco, Julian ve Iraizoz takımdan ayrılan diğer isimler.

Espanyol kadrosuna kattığı isimler ise bu yıl Osasuna’dan Valdo, Spartak Moskova’dan Clemente Rodriguez, Athletic’dan kaleci Lafuente, orta sahaya Partizan’dan Smilijanic ve kiralık süreleri dolan Jonathan ve Sergio Sanchez.

Geçen yıl ki oturmuş ve genç kadrosunu muhafaza eden Espanyol’un iki kulvarda yarışmakta zorlandığını görmüştük. Bu sene ise UEFA kupası yok. Sadece asılmaları gereken bir lig var. Bu nedenle ligde geçen yıla oranla daha başarılı olmalarını bekleyebiliriz. De La Pena, Tamudo, Luis Garcia yine takımın en önemli üç ismi olacak.

DEPORTIVO

Kötü bir sezonun ardından Deportivo takımında Caparros görevi bıraktı yerine ise Miguel Angel Lotina getirildi. Caparros ile birlikte gençleşen ve geleceğin takımını yaratmaya çalışan Deportivo’nun teknik direktör değişikliğini anlamak kolay değil.

La Coruna takımında bu sezon önemli kayıplar meydana geldi. Savunmanın önemli ismi Andrade Juventus’a, takımın önemli isimlerinden Capdevila Villarreal’e, Arizmendi Valencia’ya, Estayonoff Valladolid’e, Juanma Tenerife’ye, Dushcer ise Racing’e transfer oldu. Takımdan ayrılan altı oyuncu da önemli isimler.

Takıma gelen isimler ise kaleye alınan Sporting Gijon’dan Manu önemli bir kaleci olmaya aday. Savunmaya Las Palmas’dan Aythami, Recreativo’dan Pablo Amo ve Almeria’da geçen sezon kiralık oynayan Rodri alındı. Orta sahaya alınan en önemli isim Copa America’nın yıldızlarından Meksikalı genç oyuncu Guardado, Zaragoza’dan Lafita, Sporting Gijon’dan Jairo, Santander’den Tomas ve Momo. Forvete ise kiradan dönen Ruben Castro ve genç golcü Xisco.

Alınan oyunculara ve kadroya genel olarak baktığımızda çok genç bir takım olarak görüyoruz Deportivo’yu. Bu sezon işlerinin kolay olacağını söylemek zor. Güçlü La Liga’da bu kadrolarıyla ligin orta sıralarında yer almaları onlar adına başarı olacaktır.

OSASUNA

Tıpkı Espanyol gibi geçen yıl ligde başarılı olamamasına karşın UEFA kupasında başarılı bir sezon geçiren ve son dört takım arasına kalan Osasuna bu sezon kadrosunda önemli bir takım değişiklikler yaşadı. Bu sezon da takımın teknik direktörlüğünü Ziganda yapacak.

Ziganda’nın Osasuna’sında giden önemli isimler var. Raul Garcia, Soldado, Webo, Valdo, David Lopez, Munoz, Romeo, Milosevic gibi önemli isimler takımdan ayrıldı. Özellikle takımın hücum hattı tamamen yenilendi. Forvet bölgesine; Nastic’den Portillo, Espanyol’dan Pandiani, Şilili Medina, Arsenal’den Meksikalı genç yetenek Carlos Vela ve Belenenses’den Portekizli Dady transfer edildi. FC Zurich’den Margairaz ve Valencia’dan Hugo Viana ise orta sahaya yapılan takviyeler oldular. Savunmada ise takımdan ayrılan Cuellar’ın yerine herhangi bir takviye yapılmadı.

Giden önemli oyunculara rağmen kaliteli transferler yaptıklarını söyleyebiliriz Osasuna’nın. Özellikle yepyeni bir hücum hattına sahip olan Osasuna’nın orta sahada bazı sorunlar yaşaması akla gelen ilk durum. UEFA kupasında mücadele etmeyecek olmaları da lige asılmalarını sağlayacaktır.

LEVANTE

La Liga’ya geçen sezon yükselen ve oldukça kabarık bir transfer listesi oluşturup, 13-14 futbolcu transfer eden Levante ligde kalmayı son haftalardaki oyunuyla başarmıştı. Valencia takımı bu sezon da kaldığı yerden devam ediyor. Yine çok sayıda oyuncuyla anlaştılar bu yaz döneminde.

Bu sezon da şu ana kadar 13 oyuncu transfer eden Levante’de takımdan ayrılan oyuncular şunlar; Nino, Dehu, Kapo, Salva, N’Diaye, Javi, Diego Camacho ve Reggi.

Levante’nin transferleri ise; Messina’dan Rigano, Milan’dan Storari, Sporting Gijon’dan Javi Fuego, Murcia’dan Pedro Leon, Real Sociedad’dan Savio, Recreativo’dan Viqueira, AEK’dan Cirillo, Sevilla’dan David Castedo, Roda’dan Kujovic, Xerez’den Geijo ve Espanyol’dan Robuste.

Yapılan çok sayıda transfer arasında Pedro Leon gibi çok önemli bir yetenek, Viqueira gibi önemli bir orta saha oyuncusu, Savio gibi çok tecrübeli bir isim dikkati çekiyor. Geçen yıl da kaliteli transferler yapılmasına karşın takım olmayı bir türlü becerememişti Levante takımı. Bu sezon bunu daha evvel başarabilirlerse iyi sonuçlara imza atabilirler.

REAL BETIS

Geçtiğimiz sezon ligin son maçında, son on dakikada buldukları golle ligde kalmayı başaran Real Betis bu yıl aynı sıkıntıları yaşamak istemiyor. Takımın başına Arjantinli teknik adam Hector Cuper getirildi. Cuper’in Mallorca ile önemli başarıları vardı geçtiğimiz yıllarda.

Cuper’in Betis’i Sporting Lizbon’un kalecisi Ricardo, Estudinantes’in golcüsü Pavone, Leverkusen’den Sırp savunmacı Marko Babic, yine bir başka savunmacı Brezilyalı Lima, Liverpool’un Şilili sol kanat oyuncusu Mark Gonzalez ve Villarreal’den Arjantinli Somoza’yı kiraladı. Juanlu, Maldonado, Robert, Romero, Benjamin, Oscar Lopez, Contreras ve Dani ise takımdan ayrılan isimler oldular.

Betis hazırlık maçlarındaki performansıyla yeni sezonda farklı olacağının sinyallerini verdi. Kadro kalitesi yabana atılmayacak bir takım olan Betis’in Cuper’le birlikte yeni sezon sürpriz adaylarından birisi olmasını bekleyebiliriz.

ATHLETIC BILBAO

Yine geçen yıl ligde kalmayı son maçta başaran Athletic Bilbao bu sezon takımın başına Sevilla’nın mimarı Caparros’u getirdi.

Transferde ise Athletic takımı ligin en sessiz takımı olarak dikkat çekiyor. Sevilla’dan Ocio, Osasuna’dan David Lopez ve Munoz, Espanyol’dan Gorka İraizoz ve Nastic’den alınan Cuellar şu ana kadar yapılan transferler. Sarriegi, Urzaiz, Iturriga, Javi Gonzalez, Tarantino, Alba ve Lafuente takımdan ayrılan isimler oldular.

Bu haliyle geçen seneden çok farklı bir görüntü çizmesi zor görünen Athletic’in tek umudu bence Caparros olacak. Genç oyuncuları çok sevdiğini bildiğimiz ve bunları iyi işleyebilen Caparros’un Athletic’in alt yapıdan gelen çok sayıda oyuncuyla beraber ligin orta sıralarında bir takım yaratmaya çalışacağını düşünüyorum ama işleri gerçekten zor görünüyor.

VALLADOLID

La Liga’nın yeni takımlarından Valladolid uzun aradan sonra döndüğü ligde kalıcı olmak için çok sayıda transfer yaptı. Mor-Beyazlılar Alaves’den Ogbeche, Deportivo’dan Estayonoff, Getafe’den Dorado, Levante’den Diego Camacho, Cadiz’den De La Cuesta ve Sisma, Valencia’dan Butelle ve Sisi, Sociedad’dan ise Alberto ve Cifuentes’i transfer etti. Ivan Hernandez, Jacobo, Chema, Alberto, Gonzalo ve Toche ise takımdan ayrıldı.

Geçen yıl başarılı olan kadrosunu Valladolid takımının koruduğunu ve özellikle orta sahaya tecrübeli isimlerle katkı yaptığını görüyoruz. Valladolid’in geçen yıl Recreativo’nun yaptığı sürprize benzer bir sürprizi yapması da Nastic gibi alt sıralarda kalmasını da bekleyebiliriz.

ALMERIA

La Liga’nın en yeni takımı diyebileceğimiz, Akdeniz kenti Almeria bu sezon ligde tutunmaya çalışacak. Kadroyu güçlendirmek adına Almeria çok sayıda fazla oyuncu transfer etti. Kaleye Sevilla’dan Cobeno ve Atletico Mineiro’dan Diego Alves transfer edildi. Savunmaya Getafe’den Pulido, Sociedad’dan Juanito ve Lopez Rekarte. Orta sahaya Racing’den Melo, Bayern’den Paraguaylı Dos Santos, Villarreal’den Şilili Vidagonsy ve Poli Ejido’dan Juanma alındı. Forvete ise Castellon’dan Natalio ve Real Madrid Castilla’nın genç golcüsü Alvaro Negredo’yu transfer ettiler.

Aralarında Vesterveld’in de bulunduğu, Rodri, Larrea, Molo gibi on bir oyuncu takımdan ayrıldı. Almeria’nın iyi oyuncular aldığını söyleyebiliriz ama La Liga için tecrübesiz bir takım olduklarını ve lige nasıl adapte olacaklarının soru işareti yarattığını belirtmemiz lazım. Kırmızı-Beyazlı takımın lige renk katacağını umuyorum.

REAL MURCIA

Ligin bir diğer yeni takımı Murcia’da Almeria’dan farklı davranmadı ve çok sayıda oyuncu transfer etti. Real Murcia geçen sezondan çok sayıda oyuncuyu da kadrodan gönderdi. Yepyeni bir Murcia olacağı kesin.

Murcia, Valencia’dan Curro Torres ve Regueiro, Celta’dan Brezilyalı golcü Baiano, İtalyan kaleci Carini, Ciudad’dan İsveçli 1.95’lik forvet Goitom, Villarreal’den Cesar Arzo, Sevilla’dan Gallardo, Alaves’den De Lucas, Real Madrid’den Pablo Garcia ve Mejia, Eibar’dan İnigo, Celta B takımından Matias ve Deportivo B takımından Madrigal’i transfer ettiler.

Ramon, Aranda, Juanmi, Williams, Acciari, Emerson, Lledo, Ruiz, Samuel, Antonito, Nacho Garcia gibi oyuncuların yanı sıra Pedro Leon gibi önemli bir yıldızı takımdan ayrıldı.

Diğer iki yeni takıma oranla çok daha büyük bir değişim yaşayan Murcia’nın oldukça iyi transferleri var ama Levante’nin geçen yıl yaşadıklarını düşündüğümüzde ne kadar takım olabilecekler bu çok önemli.