13.04.2015
Neville'den City'nin çöküşü üzerine güzel analiz
Keşke Beyaz Futbol'da da şöyle güzel analizler yapsalar:)
12.02.2014
Orta Yapma Sanatı
Zira bunun doğruluğu haftasonu bir kez daha ortaya çıktı. Manchester United, Fulham maçını 81 orta girişimi ile tamamlayıp tek bir gol bulamadı. Meraklısı varsa United'ın maçtaki tüm ortalarını aşağıdan izleyebilirsiniz.
5.09.2013
TopCast 4 Eylül 2013: Transfer Deadline, Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi Gruplar
İlker'le beraber yaz transfer döneminin son dakika hamlelerini, Premier Lig'de geçtiğimiz haftasonu oynanan maçları ve Şampiyonlar Ligi kuralarını değerlendirdik.
16.08.2012
van Persie United'da
Bundan sonra ne olur?
- City'nin United'ın bu hamlesi karşısında transfer yapacağına inanıyorum. Bu sezon bir tek Rodwell'i aldılar, o da 21 yaş altı olduğu, kadroya yazılabileceği için. Ellerinde çok fazla şişik sözleşmeli oyuncu var ve onlardan kurtulamadan doğru dürüst transfer yapamayabilirler.
- Welbeck, Hernandez veya Berbatov'dan en az birinin United'dan tez zamanda ayrılacağını tahmin ediyorum.
- Wenger'in demeçlerine bakılırsa Arsenal, Song'un ayrılması ihtimali haricinde takviye yapmayacak. Bana kalırsa, Song kalsa bile yine iyi bir Song yedeği gerek ama tabi bu sadece şahsi fikrim.
27.04.2012
Topcast 26.04.2012
20.04.2012
TopCast 18.04.2012
4.04.2012
Topcast 03.04.2012
5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.
14.02.2012
9.02.2012
26.10.2011
United pastalari 1, City pastalari 6 pounda!
Derbideki beklenmeyen sonuc tabii ki herkesi sasirtti ve firsatci sirketler yine durumdan en iyi sekilde faydalanmanin yolunu buldu. Adanin unlu perakendici sirketlerinden Tesco, United ve City pastalarini piyasaya surdu ve United pastalari 1 pounddan, City pastalari da 6 pounddan satisa sunuldu. United pastalarindan belki de zarar edecektir sirket bilinmez ama ulke capinda yanki uyandiran bi kampanya ortaya koydugu bariz bi gercek.
Maca gelecek olursak acikcasi United'in kotu dahi gittigi sureclerde derbi veya onemli maclarda gayet iyi oynadigini bilerek City icin beraberligin gayet ideal ve iyi bi puan oldugunu dusunuyordum. Aslinda, Balotelli'nin golune kadar da United cidden abluka almisti City yari sahasini. Ancak golden sonra ozellikle United'in oyunu genelde yaptigi gibi genis alana yayamamasi ve ustune Nani ve Young'un etkisiz oyunu eklenince United ataklari saman alevi gibi parlayip, sonuverdi. Fletcher'in oyuna cok geriden dahil olmasi ve Anderson'u orta sahada yalniz birakmasi Rooney'in topu almak icin ortasahaya gelmesine neden oldu ve dolayisiyla da Welbeck de forvette kaybolup gitti. Tabii ki bu oyun duzenini bozan City'nin ortasahasiydi ve ozellikle Milner sahanin her yerindeydi. Sag kanatta basladi ama golun pasini sol taraftan verdi, sonrasinda da 18in icerisinden top cikartti. Kanatlarin defansa yardim etmelerinin takim savunmasinda ne kadar etkili oldugunu bu macta bi kez daha gorduk. Silva dahi hatirladigim kadariyla en az 2-3 top caldi sag kanadi savunurken. Ikinci yari Johnny Evans'in gereksiz kirmizi kartindan sonra olay iyice koptu zaten ve macin kalani hakikaten tarihi oldu.
City 5 puan farkla onde ve United'in hemen ensesinde Chelsea, Newcastle hatta bi mac eksigini sayacak olursak Tottenham var. Ferguson, Everton karsisinda ciddi degisiklikler yaparsa hic sasirmam acikcasi ama Sir'un mac sonu aciklamasinda daha onemli noktalar var bence. Hatta bu yenilgileri bazen bilerek yaptigini dahi dusunuyorum paranoyak bi sekilde. Cunku Ferguson futbolun her zaman psikolojik yonuyle daha cok ilgilenen bi antrenormus gibi geliyo bana. "Biz fiksturun ikinci yarisinda daha iyi oynayan bi takimiz ve bu senenin de oyle olmasi gerekiyo. Ayrica etrafimizdaki butun takimlarla oynadik ve daha kolay bi fikstur var onumuzde". Gayet hakli oldugu iki nokta var cunku yeri geldiginde cok iyi motive ediyo takimini ve fiksturun ikinci yarisindaki formlarini buna baglayabiliriz ama bu sene gecen senelere oranla karsisinda cok ciddi bi rakip var. Bu noktada City'nin Ada kokenli oyuncularini lig maclarinda daha fazla kullanmasi gerektigi dusuncesindeyim. Ozellikle Milner, Barry, Lescott, Hart, Johnson ve Richards sakat olmadiklari surece lig maclarinin hepsinde oynamalilar cunku her ligin basarisinin sirri o ulkenin oyuncularinin kadroda daha fazla sans bulmasi ve oynamasindan gectigini dusunuyorum. Son olarak:
31.12.2010
Babalar ve Oğullar
Hazır şu aralar Melih ve Ahmet Gökçek yorumları çok gündemdeyken, böyle bir baba, oğul haberi de Alex ve Darren Ferguson'dan geldi.Nasıl ki her futbolcu babanın, oğlu iyi futbolcu olmuyorsa; her iyi menajerin oğlu da iyi menajer olmuyor. Sir'ün oğlu Darren da takımı Preston'ın Championship'in son sırasına demirlemesiyle işinden oldu.
Bunun üzerine babası ne yaptı? Gitti, sezon başında oğluna verdiği kiralık 3 genci (King, de Laet ve James) geri çağırdı.
9.04.2010
Javier Hernandez
Bedavadan aldığı Owen'ın sezonu 3 golle kapatmasından sonra Sir Alex'in bir forvet arayışı vardı. Öncelikle David Villa'nın kapısını çalsalar da aldıkları 40 milyon avro cevabından sonra daha makul bir hedefe yönelmişler ve Chivas'ın 21 yaşındaki forveti Javier Hernandez ile anlaşmışlar. Tanımam, etmem. Youtube'dan video izleyerek transfer yapmak Beşiktaş yönetimine özgündür ama yine de elemanın gollerinden bir demet koyalım bloga. Videoda epeyce bi kafa golü attığını görüyoruz. Vurdurmazlar arkadaş sana o kafa toplarını premierleague'de. Tabi eğer work permit alabilirse.
7.04.2010
ManU-Bayern
3.04.2010
In Gamova We Trust!

United - Chelsea maçı ile başladı günüm. Rooneysiz United'ın hücumda çok zorlanacağı belliydi. 40 milyonluk Berbatov'un neden yedek kaldığına şaşmamak lazım. Kağıt üstünde Chelsea çok daha güçlüydü, maçın başlamasıyla da bu çok net belli oldu. İkinci yarının başındaki United baskısı tabi ki beklendik birşeydi. Neticede bir İtalyan'ın yönettiği takım deplasmanda öne geçerse böyle oynar. Haftaiçi Bayern maçının ikinci yarısını da yarım gözle seyretmiştim. O maç ile bu maçın ilk yarısından kendimce çıkardığım sonuç Carricksiz United'ın orta sahayı bir türlü kontrol edemediği yönünde. Şu hücum performansı ile Bayern karşısında kanımca işler çok zor.
Günün ikinci ve daha önemli maçı az önce sona erdi ve Fenerbahçe Acıbadem finale çıktı. İşin tekniğinden, taktiğinden anlamam. O yüzden "Dricx niye ısrarla bu kadar Seda'dan oynadın?" ya da "Nihan adam gibi bi manşet al!" gibi ahkamlar kesmeyeceğim. Bu sezon sadece 2. kez Fenerbahçe'nin bir maçı 5. sete taşınınca açıkçası beşinci set oynamama psikolojisi yüzünden maçı kaybedebileceğimizi düşündüm. Kazandık, finaldeyiz, önemli olan bu. İyi ki varsın Gamova.
Dip Not: TRT şu maçı sunması için daha ruhsuz bir adam bulamazdı sanırım. Zannedersin ki adam Çin - Küba maçını falan sunuyor. Gönül isterdi bi Ertem Şener olsun şu maçta. Gamova'nın anasını babasını anlatsaydı falan.
8.05.2009
United İçin 3 Kupa Birden Hayal Mi?
Dramatik bir Şampiyonlar Ligi haftasından sonra 2009’un finalistleri belli oldu. Fakat şimdi fark ediyorum ki, yarı finale kalan 4 takımdan 3’ü hakkında bir şeyler yazmışım (ki bu takımlara kaybeden Arsenal ve Chelsea de dahil), Manchester United’ı ise atlamışım.
Geçtiğimiz sene Premiership’i ve Şampiyonlar Ligi’nin ikisini birden alıp sağlambir “duble” yapan Kırmızı Şeytanlar, bu sezon olayı abartıp “4 kupa” olarak çıktıkları hedefte, bir tek FA Cup’tan elendiler. Lig Kupası’nı kazandılar. İngiltere Ligi’nde son 4 haftaya girilirken 2. Liverpool’un 3 puan önündeler ve Şampiyonlar Ligi’nde de finale kalma başarısını gösterdiler. Yani “quintuple”’dan geçmiş olsa da bir “triple” tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Bu sezon, herkes doğal olarak Barça’yı ve Katalan temsilcisinin oyun stilini konuşuyor. Haklılar da; Barcelona, özellikle Nou Camp’ta (çoğu zaman deplasmanda da) rakibini kendi yarı sahasına hapsediyor. Asla %60-65 topa sahip olma oranının altına düşmüyor ve rakibi, karşı takımla adeta dalga geçen bir halı saha takımı edasıyla küçük düşürüyor. Peki bu sezon, niye herkes Barça’yı konuşuyor da United’ı konuşmuyor? Cevap basit: Çünkü United, son 20 yılda o kadar başarılı oldu, o kadar çok kupa kazandı ki artık kazanmaları, güzel oyunları, futbolseverlere “sıradan” gelmeye başladı. Dünyanın en zor ligini son 10 sene parsellemiş, Şampiyonlar Ligi’nde ise üst üste 2. finaline kalmış bir takımdan bahsediyoruz. Bu takımdan Cantona’lar, Sheringham’lar, Yorke-Cole’lar, Beckham’lar, van Nistelrooy’lar geçti. Giggs ile Scholes halen geçemedi. Fakat Ferguson, ne yapıp ne edip genç yeteneklerle tecrübeyi başarılı bir şekilde kaynaştırmanın hep bir yolunu buldu.
Göze hoş gelen, “melez” bir futbol:
Yıllardır Manchester United’ı izlerim. Takımın bu son jenerasyonu, kanımca diğerlerinin arasından en başarılı ve en çekici futbolu oynayan jenerasyonu olarak sıyrılıyor. Bunu da tamamen Sir Alex Ferguson’un büyüklüğüne borçlular. Şöyle ki: 70 yaşına gelmiş (bırakın teknik direktörleri) herhangi bir insan, çok büyük ihtimalle bazı konularda muhafazakardır, tutucudur, değişimi reddeder. Ferguson ise, adeta David Bowie gibi, her daim kendini geliştiriyor. Başka futbol kültürlerine, eleştirilere kapısını asla kapamıyor. Şimdi kim çıkıp da “Manchester United klasik Ada futbolu oynuyor.” diyebilir? Takıma bakıyoruz, United altyapısından, ya da İngiltere’den yetişme, Giggs, Scholes, Ferdinand, O’Shea, Fletcher, Carrick, Rooney, Brown gibi yıldızlar var. Bu yıldızlar United gleeneğini ve İngiliz tarzı, tempolu, fiziksel futbolu ayakta tutuyorlar. Diğer yanda, van der Sar, Evra, Vidic gibi, Avrupa’nın diğer taraflarından toplanmış, oyun konsantrasyonu mükemmele yakın savunma oyuncuları... Hücum hattı, Ronaldo, Nani, Tevez, Berbatov, Park gibi, biraz Latin ağırlıklı olmakla beraber, dünyanın dört bir yanından toplanmış, çok yönlü oyuncularla dolu. Anderson gibi “geleceğin Ronaldinho’su” olarak anılan bir oyuncudan, Lil’ Wayne gibi gözüken, Makelele-Scholes-Ronaldinho arası oynayan bir Frankenstein yaratılmış. Berbatov oynamadığı zaman fiks oynayan bir santrafor bile yok. İleri uçtakilerin kanatta mı, orta sahada mı, forvette mi oynadığı çoğu zaman belli değil.
İşte bu kimliksiz, kimliksiz olduğu kadar da bir kalıba sığmayan, rakip çalıştırıcılarca çözülemeyen oyun anlayışı, United’ın son senelerdeki başarısının en önemli anahtarı. Cantona, Kanchelskis gibi oyuncuların transferiyle başlayan, Fransız etkileşimiyle devam eden Quieroz gibi Güney Avrupa futbolu üzerine ihtisas yapmış bir adamı asistan menajer yapan ve an itibariyle, gerçek anlamda “küresel” bir altyapı ve scouting organizasyonu kuran bir anlayışın zaferi...
Cristiano Ronaldo:
Cristiano Ronaldo ise yukarıda bahsettiğim bu anlayışın en önemli meyvesi. Ferguson kendini hep geliştiren, 70 yaşında bir ihtiyar delikanlı demiştik. Hatırlarsanız, sürekli Real’e gitmek için naz yapan Beckham’ı, bir anlık sinirle tekmelediği krampon ile oyuncunun kaşını yararak takımdan uzaklaştırmıştı. Yerine 17 yaşında garip saçlı, garip oynayan bir Portekizli çocuk alıp, üstelik efsanevi kaptanın 7 numaralı formasını bu çocuğun sırtına geçirdiğinde, herkes (ben de dahil) Ferguson’un bunadığını düşünüyordu. Bu transferi takip eden 2 sene boyunca, Ronaldo oynadığı şahsi ve etkisiz futbol ve hakemi aldatmaya yönelik hareketleriyle beni ve pek çok futbolseveri bayarken, United ise Şampiyonluğu Arsenal ve Chelsea’ye kaptırarak yeniden yapılanma sürecine girdi.
Birkaç sene sonra bir baktık ki, bu cılız çocuk, varıyla yoğuyla kendini antrenman sahasına ve ağırlık odasına adamış ve gerek teknik gerek fiziksel anlamda dünyanın en dominant futbol yıldızı haline gelmiş. Yıllardır sitemizin yorumlar köşesinde olsun, forumumuzda olsun, Pokemon dövüştürür gibi oyuncu kıyaslarız. Ne Ronaldo’lar, Henry’ler, Ronaldinho’lar, Kaka’lar, Zlatan’lar gördük. Bugün ise, görünüşe bakılırsa futbolseverler arasında bir “C. Ronaldo vs. Messi” kutuplaşması söz konusu (ki bence Zlatan bu sene biraz kulübünün başarısızlığına kurban gidiyor). Ben ise, futbol gibi bir takım sporunda bu tür kıyaslamaların her zaman gereksiz ve anlamsız olduğunu düşünürüm. Fakat bu sefer kendimi tutamıyorum. An itibariyle, hücuma yönelik orta saha/kanat oyuncuları arasında C. Ronaldo’nun rakibi olacak bir oyuncu göremiyorum. Buna Messi de dahil... Buna karşı gelenlere ise şunu söylüyorum: “Bana Messi’nin yapıp da Ronaldo’nun daha iyi yapamayacağı bir şey söyleyin.” Çalımsa çalım... Dar alanda en az Arjantinli kadar etkili. Üstelik fazlası da var: çok daha hızlı, bir basket oyuncusu kadar yükseğe sıçrayabiliyor, mükemmel kafa vuruyor, Juninho’dan arakladığı, mesafe tanımadan şut atma yeteneğini önce geliştirdi, sonra mükemelliştirdi. E adam zaten 1.85 boyunda ve alemin de en güçlü oyuncularından... Artık defansta mücadele de ediyor. Pres de yapıyor. Daha ne istiyoruz?
Ferguson’un açık görüşlülüğü demiştik... United’ı ben çalıştırıyor olsam, 2006 Dünya Kupası sonrası Rooney’e ve United’ın üyesi olduğu İngiliz futbol camiasına yaptığı yamukluktan sonra çoktan yollamıştım keratayı... Zaten Alex Ferguson ile benim gibi standart bir FM menajerinin arasındaki büyüklük farkı da buradan kaynaklanıyor. Sir Alex ne yaptı? İki küskün oyuncuyu barıştırdı, taraftarın Ronaldo’yu affetmesini istedi. Ronaldo bunun üzerine 2 sezon sonunda üst üste Real Madrid’e gitmek istedi. United camiasını zedeleyici demeçler verdi. Sir Alex ne yaptı? Çocuğu bırakmadı, mazur gördü. Beckham’da yaptığı hatayı tekrarlamadı. Öfkeyle hareket etmedi. Sabrının karşılığını da gördü. Ronaldo, senede 30-40 gol, bir o kadar da asist üreten bir kanat oyuncusu (sırf bu tanımlama bile komik geliyor) haline geldi. Hatta yakınlarda da uzun dönemli bir kontrat imzaladı. Böylece hem United, dünya futbolunun en dominant yıldızına tutunmuş oldu, hem de dünya futbolunun o en dominant yıldızı, Real Madrid gibi vizyonunu ve misyonunu şaşırmış bir kulüpte harcanıp gitmedi. Chelsea zaferlerinin sarhoşluğu geçtikten sonra da, Guardiola’nın kabuslarını süslemeye başlayacaktır.
Giggs & Vidic:
Bu sezon, United’ın Ronaldo ile birlikten en çok göze batan iki oyuncusu... 17 yaşından beri Manchester United’da ilk 11’de sahaya çıkan Giggs, 35 yaşında ama İngiltere’nin en değerli oyuncusu olma unvanına koşuyor. Gerçi bu sezon çoğu maçta 90 dakika oynamadı. Hatta birçok müsabakaya sonradan dahil oldu. Bu adaylık, kariyerinin sonunda kendisini federasyonca onurlandırmaya mı yönelik diye düşünmüyor değilim. Fakat sergilediği “sessiz liderlik”, yıllandıkça geliştirdiği oyun kuruculuk yeteneği ve oyunun temposuna hükmedişiyle profesyonel oyuncuya biçilen yaş sınırı kavramını zorlamaya başladı. Yılın oyuncusu sıralamasındaki en yakın rakipleri ise Ronaldo ve Vidic. Ronaldo’dan zaten bahsettik. Vidic ise, Ferdinand gibi dünyanın en elit stoperlerinden birinin yanına çok başarılı bir şekilde monte oldu ve formuyla Ferdinand’ı bile gölgede bırakmaya başladı. Hatırlıyorum, United kendisini transfer ettiğinde herkes “Kim? Nereden çıktı bu adam?” diyordu. İlk maçında da kırmızı kart görmüştü. Fakat bu sezonki performansıyla, artık yaşlanmaya başlayacak olan Ferdinand ve Terry’nin “komple stoper” geleneğini uzun yıllar sürdürecek gibi duruyor.
Final Öncesi:
Kırmızı Şeytanlar, Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona ile karşılaşacaklar. Rakibe kendi oyun anlayışını benimsettirmeye çalışan iki takımın, an itibariyle Avrupa’nın en göze hoş gelen futbolunu oynayan iki takımının mücadelesini sabırsızlıkla bekliyorum. Tabii daha finale kadar çok var. Ama şahsen, herhangi bir ekstra sakatlık/ceza durumu olmazsa, çok iyi bir momentum yakalamış olan Barcelona’yı United karşısında %51 favori görüyorum. Ama %51’den fazla da değil. Barcelona’nın mükemmele yakın hücum hattı, Chelsea’ninkinden bile daha katı bir savunmaya karşı bakalım ne yapacak? Öte yandan, United, Ronaldo’yu etkili kullanıp Barça’nın defansif zaaflarının üzerine gidebilecek mi? Topa hakim olmayı çok seven iki takımın mücadelesinde, Barça, her zaman olduğu gibi topu ayağında tutmayı başarabilecek mi? Van der Sar, yaşlanıyor mu? Sanırım bu soruların cevabı, kupanın galibini belirleyecek.
3.11.2007
Arsenal - Manchester United (3.11.2007)
Her iki teknik direktör de maçı kazanamamalarının gururlarına fazlaca dokunacağını bildiğinden dolayı maç boyu yerlerinde duramadılar. Yirminci dakikada Ferguson ayağa kalktı dördüncü hakeme bayağı bir veryansın ettikten sonra Wenger de boş durmadı ve o da hakemlere birşeyler söyledi. Taraftarın da muhteşem baskısıyla Arsenal sağlı sollu ataklar denerken Vidic kilit adamdı. Bir pozisyonda Hleb’i öyle profesyonelce düşürdü ki hakem Howard Webb penaltı vermekten çekindi. Ayrıca kritik pozisyonlarda(Özellikle Anderson’un yaptığı fauller) yanlış karar verdiğini düşündüğüm Howard Webb de ilk yarıda Arsenal’in hızının kesilmesine neden oldu.
İlk yarının tam da bu skorla biteceği düşünülürken ve de Manchester 44.dk’da oyunun kontrolünü eline aldı diye not düşerken, Rooney Toure’nin önlediği pozisyona benzer ön direğe doğru çapraz koşusunu yaptı ve Gallas’ın da yardımıyla takımını öne geçirdi. Emirates’de ilk yarı sonunda büyük bir sessizlik oluştu. Devre arasında Ferguson’ın Hargreaves’i kenara çekeceğini, Wenger’in de Walcott’u oyuna alacağını düşünürken iki teknik adam da aynı 11le devam etti. Manchester, önde olmanın da etkisiyle ikinci yarıya rahat başlarken Hleb’in müthiş pasında bir kontra ataktan, son pozisyonda Sagna’nın yerine Walcott’un olduğunu düşündüğüm bir şekilde golü Fabregas’la buldu. İlk yarının sonunda gelen golle sesi kesilen tribünleri geri döndüren bu gol, Manchester’ın da planlarını bozdu. Golden sonraysa yetmişinci dakikaya kadar müthiş bir orta saha mücadelesine dönüşen maçta özellikle 60 ve 70.dakikalar arası çok yüksek bir tempoda geçti maç ve iki takım da özellikle Manchester soldan geldiği ataklarda etkili oldu. Bu periyotta geçen senelerde kendileri hakkındaki düşüncelerimi adeta bana yedirircesine iki futbolcu takımlarının kilit isimleri oldu: Flamini ve Evra. Flamini doksan dakika boyunca her pozisyonda, maçın her dakikasında etkili oldu ve oyundan düşmedi. Evra’ysa Manchester özellikle 70.dk’dan sonra kontrolü ele geçirdiği dönemde yaptığı bindirmelerle çok etkili oldu ki nitekim golün asistini de o yaptı.
70.dk’dan sonra kontrolü eline alan Manchester ataklarda etkisiz gözüken Wes Brown’ın yerine John O’shea’yi oyuna dahil etti. Wenger’se bence geç kaldığı Walcott değişikliyle zaten çok iyi oynayamayan Eboue’nin yerine kontra atak ve uzun paslarla ileriye daha hızlı çıkmayı istedi. Bu hamleyi gören Ferguson yorulan ve ataklarda kararsız kalan Anderson ve Arsenal’in müthiş baskın ve istekli ortasahasında kaybolan Tevez’in yerine Saha ve Carrick’i aldı ki Saha’nın, Ronaldo’nun golünde önemli bir katkısının olduğuna dikkat etmek lazım. Bu arada Nani yerine Giggs’i tercih eden Ferguson’ın da kararında ne kadar doğru olduğunu Giggs’in Evra’yı etkili kılan paslarında gördük. 82. dk’da gelen golle yenik duruma düşen Arsenal’de 80.dk’da oyundan düşen Rosicky ve Hleb’in yerine Silva’ları oyuna dahil etmişti ancak bu iki değişikliğin de çok olumlu olduğunu söylemek zor. Zira Gilberto Silva ilk 11de zor şans buluyor ki maç eksikliğinden dolayı fiziksel olarak çok güçlü durmadı, Eduardo da Silva’da oynamaya alışkın olmadığı bir yerde Rosicky’nin yaptıklarını yapamadı. Ancak bütün bunlara rağmen son dakikada gelişen atakla kaptan Gallas’ın ayağından golü bulmayı başardı Arsenal.
Maç sonrasında Ferguson son dakikada yenilen gole karşı çok öfkeliydi çünkü Manchester yendiği anda Arsenal’in maç eksiğine rağmen liderlik koltuğuna oturacaktı ancak bundan daha önemlisi ezeli rakiplerinden Wenger’e karşı önemli bir zafer elde etmiş olacaktı. Ayrıca iki kere öne geçtiği maçtan 1 puan çıkartabilmişti. Buna rağmen Wenger, maçtan sonra yaptığı açıklamada kendine has olan üslubuyla takımının teknik kapasitesinin yanısıra gözden kaçmaması gereken bir karaktere sahip olduğunu bunu da iki kere yenik düşmelerine rağmen yenmeleriyle kantladıklarını söyledi. Ferguson’sa bu kadar zorlandıkları maçtan az daha galip gelmenin keyfine varacakken maçın berabere bitmesinden dolayı sinirliydi ve elimize gelen fırsatı teptik dedi. Önemli ayrı bir nokta da şampiyonlukla ilgili sorularaysa iki menajerin de Chelsea ve Liverpool’un düzeldikten sonra belli olur şeklinde açıklama yapmalarıydı. Müthiş bir maçı yorumlamanın zevkini bana tattırdıkları için de her iki menajer ve takımın da önünde saygıyla eğiliyorum.


