İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arsenal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.08.2012

van Persie United'da




İlker bu akşamki TopCast’te bana sormadan bir iki bir şey karalayayım. RvP’nin transferi bu yaz sezonunda Premier Lig’in açık ara en büyük transferi olmayı garantiledi. Geçen sezon 30 küsür gol atan ve ligin en değerli oyuncusu seçilen van Persie, kariyerinin belki de en verimli olabileceği çağında hem de Arsenal’in ezeli rakibi United’a gidince spekülasyon kazanları da kaynamaya başladı. Kısa bir değerlendirmede bulunursak:

Manchester United cephesi:
+ Hem İngiltere’nin hem de şehrin kontrolünü City’e kaptırmak üzere oldukları bu kritik dönemde, dünya klasında bir forvet alarak takım içindeki morali yükselttiler ve “Biz de varız” dediler. Van Persie, Ferguson’ın son 5 yıldır United’a oynatmaya çalıştığı pasa dayalı oyunda coşabilecek, Rooney’e destek çıkabilecek bir forvet.
- Van Persie’ye ne kadar ihtiyaçları vardı? Takımın asıl sorununun orta sahanın ortası olduğunu sağır sultan bile biliyor. Kagawa o yükün ne kadarını karşılayabilecek? Cleverley oyununu bir kademe üste taşıyabilecek mi? Park da gitti. İçimden bir his, RvP’nin transferinin, takıma direkt bir katkıdan çok şov için yapıldığını (Lucas’ın PSG’ye kaptırılmasını hatırlayalım) söylüyor.
- United hisselerinin NYSE’ye taşındığı ve hiçbir hareketlenme göremeden Glazer’ların elinde patladığına tanıklık ettiğimiz şu zamanda RvP’ye verilen bonservis (23m £) ve yıllık nereeyse 10m ve yıllık nereeyse 10m £’lık maaş (sözleşmesi 4 yıllık) hiç de sorumlu bir harcama olarak gözükmüyor.

Arsenal cephesi:
+ Son 1 buçuk sezonu görmezden gelirsek “cam adam” denilebilecek, 29 yaşında, sözleşmesi 2013 Haziranında bitecek ve üstelik takımdan ayrılmayı kafasına koymuş bir süper yıldızı 23 milyon £’a satmak, her ne kadar ezeli rakibinize satıyor olsanız da, güzel bir başarı. ”Böyle başarı gelmez, Arsenal feeder club oldu” diyen liseliler şu takımların ekonomik durumlarını Google’dan araştırıp haftaya bize mail atsınlar: Portsmouth, Rangers, Milan, Beşiktaş, Malaga. Ödev, pdf formatında, 2 A4 sayfasını geçmemiş olsun.
+ Aşağı yukarı aynı paraya Cazorla, Podolski ve Giroud’u aldılar. Geçen sene Fabregas ve Nasri’de gafil avlanan Wenger, bu sene başına gelecekleri görmüş olacak, daha planlı davrandı.
- Vieira, Henry, Fabregas, RvP... Arsenal’in son 5 kaptanından 4’ü benzeri şekilde daha zengin veya başarılı takımlara satıldı. Bu, Wenger’in kendi eliyle takımın statüsünü küçültmesidir. Burada yanlış olan, bu oyuncuların satılmasından çok, her sene kaptanı kaybettiğinizde, liderlik vasıfları en üstün olan oyuncunuzu değil de, takımda  kalan en değerli oyuncunuzu kaptan yapmak.
- RvP’nin gidişi Song’un da Barça’ya gitmesini katalize edebilir. Sanılanın aksine, RvP’nin yeri dolar ama takımın şu sisteminde yeri dolmayacak tek oyuncu Song.

Bundan sonra ne olur?

  • City'nin United'ın bu hamlesi karşısında transfer yapacağına inanıyorum. Bu sezon bir tek Rodwell'i aldılar, o da 21 yaş altı olduğu, kadroya yazılabileceği için. Ellerinde çok fazla şişik sözleşmeli oyuncu var ve onlardan kurtulamadan doğru dürüst transfer yapamayabilirler.
  • Welbeck, Hernandez veya Berbatov'dan en az birinin United'dan tez zamanda ayrılacağını tahmin ediyorum.
  • Wenger'in demeçlerine bakılırsa Arsenal, Song'un ayrılması ihtimali haricinde takviye yapmayacak. Bana kalırsa, Song kalsa bile yine iyi bir Song yedeği gerek ama tabi bu sadece şahsi fikrim.

7.03.2012

Topcast 06.03.2012

Son iki haftadır teknik sorunlar yüzünden güme giden Topcast, bu hafta bomba gibi geri döndü. Yayın sırasında Arsenal-Milan maçının oluşundan mı, iki haftanın getirdiği birkimin kerametinden mi bilemedik, bu yayını yaparken epey eğlendik.


17.02.2012

Topcast 16 Şubat 2012


Bu yayınımızda İlker ve Ali Aktaş'la beraber Afrika Kupası ve Zambiya ile başladık, oradan Glasgow Rangers ve Portsmouth'un iflasını tartıştık, sonra sırasıyla İngiltere, İspanya ve Serie A'ya atladık. Sonunda ise Avrupa Ligi, Beşiktaş, Trabzonspor ve Milan-Arsenal maçıyla bitirdik.

10.01.2012

12 numara!

Can sıcağı sıcağına akşam bir post girmiş ama güzel bir completion yapılmış paylaşmamak olmaz. Arsenal'in 12 numarası maçın bitimine 12 dakika kala, çıktığı 12. Leeds maçında 12. golünü attı.

Wenger ile birbirine sarıldıkları sahnede ağlamayan adam değil!


31.08.2011

Bir zamanlar firtinalar estirirdim


Manu yenilgisini duydugumda (izlemeyi 60.dk`dan sonra biraktim, skoru sonradan ogrendim) sonra aklima gelen ilk saskinlik ve kufur iceren ifadelerden sonraki ilk cumle (sarki) bu oldu desem yalan soylemis olmam zannediyorum. Arsenal`in yillardir daha da kotuye giden durumunun bariz bi sekilde daha da kotuye gidemeyecegini gosterdi sanki bu yenilgi. Wenger`in ogrenmesi gereken ilk seyse, mazeret bulmak yerine yenilgiyi kabullenmek. Cunku hala 8 oyuncum eksikti gibi sacma sapan bahanelerle 8-2lik yenilgiye mazeret bulma cabasi icerisinde.

Bana gore ilk yaptigi hata Vieira`yi gondermekle ya da gonderdiyse bile onun yerini doldurmamakla yapti. Cunku bariz bi sekilde Vieira bu takimin belkemigiydi ve o gittikten sonra bariz bi bocalama donemi gecirdi Arsenal, ta ki Gilberto Silva biraz cekip cevirene kadar. Aslinda Vieira`nin gidisi o donemin bittiginin gostergesiydi ve "Dokunulmazlar" cetesinden ondan sonra birer birer oyuncular kopmaya basladi, tabii yeri dolmamak sartiyla. Wenger`in gecenlerde "Dogru oyuncu icin 40 milyon pound dahi veririm" ve "Ortalama bi oyuncu icin abarti rakamlar vermek istemiyorum" demesi de ayrica gulunc bi olay olsa gerek. Cunku su anda futbol yorumcularina sorulsa cogunlukla Arsenal`in ortalama oyunculardan kurulu oldugunu soylerler ki katilmamak mumkun degil. 

Wenger`in son 6-7 senedir yapmaya calistigi sey aslinda cok basit bi sey: Protesto. Chelsea`yle baslayan ve su zamanlarda City`le devam eden para babalarini futbolu cirkinlestirdigini dusundugu icin protesto ediyor ama metodu yanlis secmis gibi. Arsenal, hala ucuz miktarlara kaliteli oyuncular bulabilir ama Wenger nedense hala Fransiz marketinden istifade etmeye calisiyor. Ingiliz futboluna da garezi var mi yok mu tartisilir. Eger Koscielny, Squillaci, Eduardo, Adebayor... gibi futbolculara degil de Ingiliz oyunculara yatirim yapsaydi eminim daha basarili olurdu. 

23.08.2011

Geleneksel Everton senlikleri basladi!


Senlik diyorum cunku diger takimlar icin sezon basinda Everton`la oynamak hele ki yeni cikan takimlar icin, tam bi senlik. Normalde Goodison Park`ta Qpr yuz macin kacini alir diye sorsaniz belki en fazla on diyen cikar ama iste o yuzde onluk ihtimali Everton`un artik geleneksellesen lige kotu baslangici baya bi yukseltiyor. Benim tahminim beraberlikti bu mac icin ama Beckford`un cok kotu oyunu ve Cahill ve Baines`in sanssizligi gelenegi bozmadi. Moyes macin ardindan yine hemen beklentileri dusurecek aciklamalar yapti ve ilk ona girmenin bu sene onlar icin cok zor olacagini belirtti. Aslinda hakli cunku Everton disindaki butun takimlar yuksek meblaglarda transferler yapti. Aslinda Everton da yapti ama tek transfer; Sporting`den kiralik Eric Dier. Bu noktada Moyes`e hak vermek lazim ama yine de Everton ilk on icinde rahat bitirir diye tahmin ediyorum.

Manu Tottenham` i rahat gecti gerci ilk yarida zorlandilar ama beklenen sonuc cikti mactan. Cleverley ve Anderson ikilisi Fletcher ve Carrick`i baya zorlayacak gibi. ManU defansindaki problemler ve De Gea`nin tecrubesizligi sampiyonluga mal olabilir cunku karsilarinda cok guclu bi City var.

Wolves ve Fulham bence bu sezonun surpriz iki takimi olacak ama sonraki icin biraz daha zaman lazim. Murphy artik yaslandigini iyice belli ediyor ve Jol`un bi playmaker`a bariz ihtiyaci var, Sidwell Etuhu`nun yedegi olabilir. Ayrica yeni bi sag bek transferi de gorursek sasirmamak lazim cunku Hughes`u sagda deniyor ama ne kadar verim aldigini veya alabilecegini tahmin etmek zor degil. Belki de defansi saglam tutup kendisine kredi kazandirmak istedi ama iki macta 1 puan simdilik isini zorlastiran seylerden biri, kaldi ki Avrupa Ligi`nde de devam etmesi kafasinda buyuk bi soru isareti olusturuyodur muhtemelen.

Villas-Boas bana gore futbol adina dogru ne varsa hepsini yapmaya calisiyor. Bosingwa`yi sag bekte tercih etmesi, Kalou(Anelka)-Malouda ve Torres-Drogba tercihleri tamamen dogru. Cunku bahsedilen bu ikili canlari ne zaman isterse oynayan oyunculardi ve bunlari caliskan, takim oyununa daha fazla katkida bulunan ve disiplinli isimlerle degistirmesi yakin zamanda guzel bi Chelsea izleyecegimizin habercisi.

Arsenal bu sene ciddi manada ilk 5 icerisinde bitiremeyecek gozukuyor benim gozumde. Liverpool karsisinda siradan bi takimdilar ve Newcastle karsisinda ciddi manada iki denk takimin mucadelesi goruntusundeydiler. Wenger`in en az 4 transfer yapmasi lazim, zaten bu sezonun onun son sezonu olduguna dair de bicok spekulasyon var.

Son olarak Villa`dan bahsetmek gerekirse McLeish klasik 4-4-2siyle basarili olacak gibi duruyor. Hele ki elinde Bent, Dunne, Collins ve Petrov gibi tecrubeli oyuncular olunca ilk 11 sakatlanmadigi surece ligi iyi goturecekler ama yedek kulubesi o kadar guclu degil ve bu da Villa`nin bu sezon yine ust siralari zorlayamacaginin onemli bi gostergesi.

Ikinci haftayi da geride birakirken sampiyonlugun City ve United arasinda gececegini soylemek cok da zor olmasa gerek. Yine de City`nin hala kisisel yeteneklere dayandigini soylemek yanlis olmaz sanirim. Silva ve Dzeko sakatlaninca Balotelli ve Johnson`a ne kadar guvenilebilir bilmiyorum acikcasi. Yine de Barry`nin golu ve Milner`in asistleri bu degisimin oldugunu gosterir nitelikte.

Not: Yazinin Ingilizce versiyonu ayni olmamakla beraber kendi blogum olan su adresten okunabilir:
http://waitforthewhistle.blogspot.com/



17.12.2010

Ah Wenger Vah Wenger


Şampiyonlar Liginde 2. tur eşleşmeleri belli oldu ve dikkatleri çeken en önemli 2 eşleşme; geçen sezonun finalistleri Inter ve Bayern'in henüz 2. turda karşılaşacak olmaları ve tabi ki 2010 sezonunun en keyifli eleme turlarından birinde 2 maçta bize 9 gol izleten Barcelona ve Arsenal'in eşleşmeleriydi.


Yılın en iyi performans ödüllerinin dağıtıldığı bu günlerde bir ödül de talihsizlik dalında Wenger'e verilse iyi olmaz mı? Fotoğrafta Arsene Wenger kaybedilen Braga maçından sonra bugünleri sezmiş görünüyor :)

9.04.2010

Kendini de unutsaydın!

Haber 2 günlük ama yahoo sports'ta yeni gördüm. Diğer bloglarda da görmediğime göre atlanmış bir haber sanırım. Vela'nın fotoğraftaki gibi kulağını çekmesinin bir sebebi var. Başkası çekmeden kendi kulağını kendi çekiyor. Esasında bu kulak çekmeyle kapatılamayacak bir mevzuu.

Arsenal salı günü Nou Camp'ta 4 yerken, Bendtner'in gole rağmen pek de bir şey yapmadığı maçta gözler onu aradı ama o ilk 18'de değildi. Bunun sebebi ise elamının pasaportunu nereye koyduğunu unutması ve bu sebeple İspanya'ya gelememesiydi.

7.04.2010

"Bu Kardoyla Olmaz" ise Alternatif Nedir?


İlker sağolsun son yazısında geçen sene yazdığım bir yazıya gönderme yapmış. Eminim ki blogumuzu takip eden futbolseverlerin %90'ı da Arsenal hakkında şu an İlker'in düşündüklerini düşünüyordur.

Ben ise, açıkçası biraz finans-ekonomi okumaya başladıktan sonra Arsenal'in başarısız olduğu görüşümden 180° saptım. Evet, Arsenal 2004'te kazanılan namağlup Premier Lig şampiyonluğundan sonra (2005 Community Shield'ı kupadan saymıyorum) tek bir kupa dahi kaldıramadı. Bu süreçte, ezeli rakipleri Manchester United 4 kez Premier Lig'i, 1 kez de Şampiyonlar Ligi'ni, Liverpool ise 1 kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilirken, Arsenal'in en büyük başarısı 2006'da yine Barça'ya kaybedilen Şampiyonlar Ligi finaline yükselmek oldu.

Yine aynı süreçte takımın yıldızları Arsenal'in hedef küçülttüğünü öne sürerek bir bir takımdan ayrıldı. Kimine göre kulüp tarihinin en efsane oyuncusu Henry, 2 yıllık bir flörtün ardından dün Arsenal'i 4-1 ile sahadan silen Barça'ya gitti. Bir başka efsane kaptan Vieira, Juventus'a satıldı (şimdi Manchester City'de oynuyor). Tecrübeli isimler Parlour, Ljungberg, Lehmann, Campbell bir bir takımdan koptu. Yıldızları parlayan, nispeten daha az önemli Adebayor, Flamini, Hleb gibi oyuncular da kariyerlerini seçerek Avrupa'nın diğer büyük kulüplerine gittiler ve zamanla kayboldular.

Peki Arsenal, bütün bu kayıpları yaşarken ne kazandı? Yukarıda bahsettiğim değişimler olup biterken, guru menajer Wenger, sürpriz bir şekilde, tıknaz bir İspanyol çocuğun etrafına kurulu, top tekniği daha fazla, boy ortalaması daha kısa, yaş ortalaması ise daha da genç, Premier Lig'in aşırı fiziksel standartlarına çok radikal kaçan, yerden ayağa paslarla oynayan bir takım yarattı. Aynı zamanda, Highbury müteahitlere satılarak, 60.000 kişilik Emirates stadına geçildi. Kulüp, finansal açıdan Avrupa'nın en zengin 5 takımı arasına girdi. Üstelik bu finansal performansın en önemli özelliği ise kendi kendine sürdürülebilir olması ki Avrupa'da herhalde benzeri bir performansın yakınına gelebilecek tek kulüp Lyon.

Okurlarımız haklı olarak soracaklardır: bir futbol kulübünün amacı para mı yapmaktır, yoksa kupa mı kazanmak? Dünyaca ünlü strateji gurusu Michael Porter'a göre, strateji, çevredeki değişkenleri gözetmesi gereken, dinamik bir kavramdır. Arsenal, son 6 senedir tek bir kupa bile kazanamamış, Messi, Ronaldo, Ronaldinho, İbrahimoviç gibi "PlayStation" tarzı oyuncular yetiştirememiş olabilir. Wenger, yeni transferlere milyonlar akıtmadığı için inatçılıkla, bunaklıkla suçlanmış olabilir. Fakat, buzdağının su seviyesinin altında kalan kısmına baktığımızda, Arsenal'in geleceğe yönelik çok önemli ve başarılı yatırımlar yaptığını ve bu çizgisinden sapmadığı sürece bırakın hedef küçültmeyi, aslında hedef büyüttüğünü görmemiz mümkündür.

İsterseniz bu hipotezi açıklamak için Arsenal'in rakiplerini ve kupasız geçen bu 6 senede neler yaşadıklarını ele alalım.

Manchester United: Son 6 senedir sportif olarak muazzam başarılar yakalayan (3 lig şampiyonluğu, 3 lig kupası, 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 1 Şampiyonlar Ligi finali) United, bütün bu başarılarını Glazer ailesinin aldığı, kulübü mali açıdan tamamen batırmış kredilere borçlu. Carrick'e bile 30 milyon € civarı ödeme yapabilen bir transfer politikası, Ronaldo'yu 80 milyon €'ya satmasına rağmen açıklarını kapayamamış durumda. Bu sene mali zorluklar yüzünden ilk kez kulüp adına, çok yüksek faiz oranlı bonolar basan United'ın mali geleceği çok sakat ve Kızıl Şövalyeler kulübü alsa bile yine öyle kalacak. Çöküşü ise ne yazık ki Fergie'nin takımı bırakmasından sonra göreceğiz.

Chelsea: Farkındaysanız artık Abramoviç transfere eskisi kadar para harcayamıyor. Chelsea'nin oyuncu iskeleti, Mourinho'nun Chelsea'siyle aynı. Takım hızla yaşlanıyor ve bu sene ya da öteki seneye bir tökezleme görmemiz hayli mümkün.

Liverpool: Arsenal ile en iyi kıyaslanabilecek kulüp. Birkaç sene öncesine kadar varlıklarının toplamı Arsenal ile aşağı yukarı aynıydı. Wenger'i transfer yapmıyor diye eleştirenler, Benitez'in yaptıklarını beğenecekler mi acaba. Yeni stada geçilmedi ve bolca transfer yapıldı. Torres'ler, Mascherano'lar, Keane'ler, Kuyt'lar, Babel'ler geldi de ne oldu? Şu anki panoramada, City, Villa, Tottenham gibi takımların seviyesine inen Liverpool'un önümüzdeki birkaç sene parlak bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Eminim Liverpool taraftarları İstanbul'da kazanılmış kupayı daha parlak bir geleceğe değişmek isterlerdi.

Manchester City: Şeyh parasıyla gümbür gümbür geliyorlar. Mali olanaklarının sınırı yok. Her oyuncuya ortalama 50-60 milyon € ödeyebilirler.

Villa, Tottenham & Everton: Son 3-4 senedir istikrarlı bir şekilde ligin 4., 5. ve 6. sıralarını zorlar hale geldiler. Transfere de az para harcamıyorlar.

Barça & Real Madrid: Aslında Arsenal'i bu tür Avrupa devleriyle kıyaslamak bile ilginç. Dünkü 4-1'lik hezimetin ardından "Almunia'yla, Vermaelen'le olmaz" diyebilmemiz bile, esasında gizliden gizliye Arsenal'in yavaş yavaş Barça, Real gibi takımlarla aynı potaya girmeye başladığının ve üzerlerindeki beklentilerin arttığının sinyalini vermiyor mu? Gerek Barça, gerek Madrid, tam anlamıyla kurumsallaşmamış 2 (adı üstünde) "kulüp." Bunların halen, hayli politik atmosferlerde gerçekleşen seçimleri var bir kere! Biri, İspanyol muhafazakarlarının, diğeri Katalan toplumunun simgesi. Yani sırf politik çıkarlar yüzünden, bu iki takımın sırtı parasal açıdan asla yere gelmez. İstedikleri gibi de yıldızlara para saçmaya devam edebilirler. Şike skandalı öncesi bu listeye Milan, Juve gibi takımları da ekleyebilirdik, nasip olmadı.


İşte "Vermaelen'le, Sagna'yla olmaz" zihniyetinin aslında gözden kaçırdığı Arsenal başarısı budur. Aslında ironik bir şekilde, evet, Vermaelen'le ve Sagna'yla da olmaz! Eleştirmek kolay. O zaman yapıcı olalım. Durum böyleyse Arsenal'in alternatifleri nelerdir? Arsenal'in transfere ihtiyacı var. Hatta Almunia'nın yerine adam gibi bir kaleciyle ve sağlam bir stoperle başlayabiliriz! Fakat o da ne? Küresel kriz ve birkaç zengin psikopat yüzünden transfer pazarı tamamen şişmiş durumda. İbra'ya verecek 40 milyon € + Eto'o'muz var mı? Kaka'ya önerecek 100 milyon €'muz? Ronaldo'yu alacak 80 milyon €'muz? Cevap: Yok. Liverpool bu yoldan gitmeye çalıştı, nefesi kesildi.

E, Premier Lig de profesyonel finans kuruluşlarınca denetlenen, her takımın tamamen borsada listelendiği bir lig. Oradan çıkıp Barça ve Real Madrid gibi politikaya malzeme olma ihtimaliniz de kalmadı.


Tek bir alternatif kalıyor: Arap şeylerinin ya da Rus oligarkların himayesi altına girmek. Bunu da ne kadar isterziniz, orası sizlere kalmış. Chelsea'nin durumu ortada: Abramoviç'in şevki kaçtı, transfere akan para bitti. Takım don değiştirir gibi teknik adam değiştiriyor. Oligark yarın Chelsea'yi bıraksın, kulübün durumu ne olur? Koskoca bir soru işareti...

Bugün dahi Uzmanov, Kroenke gibi pek çok para babası Arsenal hisselerini %30'un üzerine çıkarıp kulübün başkanı olabilmek için pusuda beklerken, çokça eleştirilen Peter Hill-Wood - Wenger ikilisinin, dünya kadar parayı alıp gitmek yerine Arsenal'in bağımsızlığını ve sportif başarısını düşünerek saflarını korumaları, Arsenal'in aslında kupa ve futbol için savaçtığının, çevresindeki bütün bu olumsuzluklara rağmen doğru ve sürdürülebilir bir stratejiyle büyümeye devam ettiğinin göstergesidir.

Arsenal taraftarları, dünkü hezimete her türlü hayıflanma hakkına sahip olmakla beraber, takımın geleceğinin emin ellerde olduğu gerçeğini görmeli, bu genç, birlikte büyüyen ve parlak geleceğe sahip takımına destek çıkmalıdır.

Haksız Rekabet

Maçı özeti benim için iki pozisyondur. Messi’nin birinci golünde Silvestre’den seken topta Silvestre kendini tekrar toparlayana kadar top çoktan ağları bulurken, ikinci yarıda Milito’dan seken topta Bendtner topa vurana kadar Milito çoktan kendini toparlayıpm, kayarak müdaheleyi yaptı ve topu aldı.


Bu iki pozisyon iki takım arasındaki kaliteyi göstermeye yeterdi. Gallas, fabregas, arshavin, van persie olsa da şu maçın gidişatının değişebileceğini kim iddia edebilir ki? Puyol ve Pique’nin yedekleri Marques ve Milito’yu gözü kapalı Arsenal’in defansına koyabiliyorsam, bir tarafta İniesta, Yaya Toure, Henry yedek kalırken öteki tarafta Denilson, Abou Diaby ilk 11 başlıyorsa rekabet kurulunun müdahele edip bu haksız rekabeti engellemesi gerekmez mi(!)


Vermaalen Arsenal topçusu olmamalı. Yok eğer Arsenal topçusu olacaksa Arsenal bu seviyelerde mücadele etmemeli. İlk maçta İbra’ya tıpkısının aynısı iki gol attırdıktan sonra, Messi’nin üçüncü golü de karbon kağıdı gibiydi. Esasında bu tarz bir tecavüz daha ilk maçın ilk 15 dakikasında gerçekleşecekti. Almunia bu defa mucize gerçekleştiremedi ve olması kaçınılmaz olan oldu.

Can Özenç’in geçtiğimiz yıl yazdığı yazısını okuyarak, Arsenal’in geçen yıl ki vaziyetini hatırlayabilir ve bir senede Arsenal açısından hiçbir şeyin değişmediğini görebilirsiniz. Altyapıdan oyuncu yetiştirip sonra bunları satarak, transfere çok para harcamayıp, kasayı dolu tutarak ne yazık ki büyük kulüp olunmuyor. Öyle olsa Gençlerbirliği çoktan 5. Büyük olurdu. İki yıldır Arsenal, Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea’den daha iyi yerlere gelmesine rağmen, bugün Premierleague şampiyonluğu bahsi geçtiğinde halen daha “ya Chelsea ya da United” denilip Arsenal adamdan sayılmıyorsa ortada bi yanlış vardır ve Arsene Wenger’in hatta takımın chairman’ı Peter Wood’un şapkasını önüne koyup düşünmenin vakti gelmiştir.



2.04.2010

Bu futbol ise TFL nedir?


Önceki gece bu adamların 90 dakika boyunca düşmeyen tempolarını,bitmeyen dişediş mücadelelerini gördükten sonra bizim ligimizde ayak topu oynandığına iyiden iyiye inandım.
Yahu adamlar başka klasmanda oynuyorlar be...
Yine de bu sene gözlemlediğim ,tüm dünyadaki hakemlerin performanslarının (NTV sağolsun Güney Amerika mücadeleleri de dahil) çok ama çok kötü bir seviyede olması.
Bayern'in turu hakem ile geçmesinden sonra bence inanılmaz bir kararla Puyol'u saha dışına gönderen hakeme selamlarımı gönderdim.
Rövanşta Puyol,Pique ve fabregas olmayacak olsa da (sezonu büyük ihtimalle kapattı),rövanşta da bundan az olmayacak bir mücadelenin bizi bekleyeceğini umuyorum..
Maç analizi yapmaya gerek yok ama Arsenal'in Messi'yi çok etkili şekilde pasifize ettiğini belirtmem gerek.Hem de bunu bence 2.sınıf bir defans topluluğu ile yapmaları daha da etkileyici.
Denilson ne zamandır sakatlanan defans oyuncusu yerine girdi de Song oraya kaydırıldı,umarım birisi de bana bunu açıklar

6.05.2009

Arsenal Ne Kadar Başarılı?

Profesör Wenger’in Arsenal projesini çözen varsa gelsin bizimle de paylaşsın. Yıllardır hep ilk 2’de yer aldıkları Premier League’de, Chelsea’nin Mourinho sonrası yükselişiyle önce 3.’lüğe, sonra da bu sene Liverpool’un sıradışı formu ile 4.’lüğe kadar gerilediler. Felsefe yine aynı. Kadro desen bir iki oyuncu dışında olduğu gibi 23 yaş altı. United, Barça, Chelsea, Madrid, Liverpool, Inter gibi takımlarla kıyaslandıklarında transfere çok daha az para harcıyorlar. Emirates Stadı, Deloitte Zenginler Ligi 2008 raporuna göre kendini çoktan amorti etmiş bile.
Genç Arsenal takımı için 2008-09 sezonunun Şampiyonlar Ligi yarı finaline çıkmış olmak bile büyük başarı. Ama gel gör ki, ezeli rakipleri Manchester United karşısında alınan 1-0 ve 3-1’lik mağlubiyetler, daha da ötesinde bu yenilgilerde oynanan aciz futbol, hatta ve hatta United tarafından sahanın her yerinde küçük düşürülmek, Arsenal taraftarının kafasında çeşitli soru işaretleri uyandırıyor.
Bütün bu faktörler değerlendirmeye alındığında karşımıza kaçınılmaz olarak 2 sonuç çıkıyor:
1)    Arsenal esasında çok başarılı bir kulüp:
Tamam, belki uzun süredir müzeye bir kupa götüremiyorlar. Fakat şu küresel kriz zamanında inanılmaz bir altyapı inşa ettiler. Pires’ler, Henry’ler, Vieira’lar, Cole’lar, Ljungberg’ler gönderildi. Yerine kesilen sakal gibi Fabregas, Walcott, Adebayor, Djorou, Arshavin gibi oyuncular yetiştirildi ya da monte edildi. Ve bu genç, iddiasız kadro buna rağmen Şampiyonlar Ligi’ne katılmayı garantiledi, artı bir de aynı kupada yarı final oynadı.
Üstelik, Wenger, tıpkı X-Men mutantları gibi Bergkamp’tan bir van Persie, Henry’den bir Walcott, çeşitli defans oyuncularından da bir Song klonladı. İlaveten elinde Fabregas, Bendtner, Arşavin, Nasri, Vela, Fabianzski gibi sürüyle genç ve potansiyeli yüksek oyuncusu var.
Finansal açıdan ise, Avrupa’nın elit kulüpleri arasında, tek kendi kendine sürdürülebilir bütçesine sahip olan kulüp haline geldiler. Yani, kulüp zengin bir Arap ya da Rus’un müdahalesine gerek duymadan, profesyonel yöneticileriyle şu anki refah çizgisini bir sorun olmadan uzun yıllar sürdürebilecek konumda.
2)    Bu takımdan adam olmaz:

Futbol, Arsene Wenger’in paleti ya da ego tatmin tahtası değildir. Taraftarı sevindirmek için kazanmak gerekir. Yarı final rövanşında ezeli rakip United’a evinde ezilmek değil. Artı, yıllardır her otoritenin ağzına sakız olmuş bir laf var: “Gününde olduklarında, Arsenal’den daha çok keyif veren takım yok.” Bence bu çok acı bir söz. “Gününde olduklarında...” Yani, her zaman değil. İstikrarsız. Hele bir de her yenilgiden sonra Wenger’in hakemi suçlamaları, “Bizi ancak sertlikle durdurabiliyorlar” demeçleri yok mu? Gençlerle iyi güzel, bir yere kadar da, takım acaba biraz yerinde saymıyor mu?

Camia madem para kazanıyorsa, evde ve Avrupa’da başarı için dış transferde, Gallas ve Silvestre gibi atıkların yerine, daha çok harcama yapılarak, daha iddialı isimler alınmalı. Örnek vermek gerekirse, Şampiyonlar Ligi yarı finali rövanş maçında Kieran Gibbs’ten C. Ronaldo’yu tutması beklenmemeli diye düşünüyorum. Dikkatli okurlarım, bu düşünceme ise “Eğer Gibbs’ten Ronaldo’yu tutmasını bekleyecek inanç olmasaydı, Fabregas’lar, Henry’ler de yetişmez, yedek kulübesini ısıtırlardı” dersiniz, itiraz da edemem. Öte yandan, takım birim futbolcudan o kadar çok kar etmeye başladı ki, Flamini, Lassana Diarra gibi 25'ine gelmemiş adamlar bile milyon dolarlar karşılığı satılır oldu. Yani 25 yaşında adamların "veteran" statüsünde oynadığı bir takım haline geldiler.

Özetlemek gerekirse, bir yandan genç oyuncularla dolu, oynadığı güzel futbolla sempati toplayan, dünyanın belki de tek “self-sustainable” kulübü, öte yandan ise bir türlü gelmeyen, hatta git gide uzaklaştırılan sportif başarı ve inada binmiş bir “harcamama” isteği. İşte sevgili Ortakafagol.com okurları, bu yüzdendir ki, ben Arsenal’in gidişatını bir türlü çözemedim. Başarılılar mı, başarısızlar mı, karar veremedim. Sanırım bu sorunun cevabını, önümüzdeki birkaç yılda, Fabregas-Arşavin-Walcott üzerine kurulu yeni jenerasyon Arsenal takımının performansına bağlı olacak.
Fakat yazımı bitirmeden şunu da atlamayayım: bu jenerasyonun olası başarısızlığı bile Arsene Wenger’i yerinden edemeyecektir. Sanırım Sir Alex Ferguson’u saymazsak, Wenger dışında, Arsenal ayarında büyük bir kulübün menajerlik koltuğunu gerçek anlamda “tapulamış” bir teknik adam göremeyiz. Bir insanın adının ilk 5 harfi bile kulübüyle bu kadar uyuşamaz. United hezimetinde pankartlar ne diyordu? “In Arsene We Trust!” Yoksa inanmıyor muyuz?

3.11.2007

Arsenal - Manchester United (3.11.2007)

Daha başlama düdüğüyle birlikte Hleb’in geri pas atmak yerine topu ileri sürmesinden maçın son dakikasında gelen gole kadar heyecanı azalmayan, tempolu bir maç oldu. İki hoca da hafta içi verdikleri demeçlerde takımlarına çok güvendiklerini ve kesinlikle kazanacaklarını açıklamışlardı ve özellikle Arsenal’in kazanma arzusu maç içinde çok belirgindi. Emirates Stadı’nda taraftarını da yanına alan Arsenal, 16.dk’ya kadar Manchester’a doğru düzgün pozisyon dahi vermedi ancak, Arsenal’in de baskılı oynamasına rağmen çok ciddi bir şans yarattığını söyleyemeyiz. Scholes’un yerine oynayan Anderson her ne kadar onun yerini dolduramasa da yaptığı basit ama önemli faullerle Arsenal’in ataklarını daha fazla büyümeden kesti.



Her iki teknik direktör de maçı kazanamamalarının gururlarına fazlaca dokunacağını bildiğinden dolayı maç boyu yerlerinde duramadılar. Yirminci dakikada Ferguson ayağa kalktı dördüncü hakeme bayağı bir veryansın ettikten sonra Wenger de boş durmadı ve o da hakemlere birşeyler söyledi. Taraftarın da muhteşem baskısıyla Arsenal sağlı sollu ataklar denerken Vidic kilit adamdı. Bir pozisyonda Hleb’i öyle profesyonelce düşürdü ki hakem Howard Webb penaltı vermekten çekindi. Ayrıca kritik pozisyonlarda(Özellikle Anderson’un yaptığı fauller) yanlış karar verdiğini düşündüğüm Howard Webb de ilk yarıda Arsenal’in hızının kesilmesine neden oldu.



İlk yarının tam da bu skorla biteceği düşünülürken ve de Manchester 44.dk’da oyunun kontrolünü eline aldı diye not düşerken, Rooney Toure’nin önlediği pozisyona benzer ön direğe doğru çapraz koşusunu yaptı ve Gallas’ın da yardımıyla takımını öne geçirdi. Emirates’de ilk yarı sonunda büyük bir sessizlik oluştu. Devre arasında Ferguson’ın Hargreaves’i kenara çekeceğini, Wenger’in de Walcott’u oyuna alacağını düşünürken iki teknik adam da aynı 11le devam etti. Manchester, önde olmanın da etkisiyle ikinci yarıya rahat başlarken Hleb’in müthiş pasında bir kontra ataktan, son pozisyonda Sagna’nın yerine Walcott’un olduğunu düşündüğüm bir şekilde golü Fabregas’la buldu. İlk yarının sonunda gelen golle sesi kesilen tribünleri geri döndüren bu gol, Manchester’ın da planlarını bozdu. Golden sonraysa yetmişinci dakikaya kadar müthiş bir orta saha mücadelesine dönüşen maçta özellikle 60 ve 70.dakikalar arası çok yüksek bir tempoda geçti maç ve iki takım da özellikle Manchester soldan geldiği ataklarda etkili oldu. Bu periyotta geçen senelerde kendileri hakkındaki düşüncelerimi adeta bana yedirircesine iki futbolcu takımlarının kilit isimleri oldu: Flamini ve Evra. Flamini doksan dakika boyunca her pozisyonda, maçın her dakikasında etkili oldu ve oyundan düşmedi. Evra’ysa Manchester özellikle 70.dk’dan sonra kontrolü ele geçirdiği dönemde yaptığı bindirmelerle çok etkili oldu ki nitekim golün asistini de o yaptı.



70.dk’dan sonra kontrolü eline alan Manchester ataklarda etkisiz gözüken Wes Brown’ın yerine John O’shea’yi oyuna dahil etti. Wenger’se bence geç kaldığı Walcott değişikliyle zaten çok iyi oynayamayan Eboue’nin yerine kontra atak ve uzun paslarla ileriye daha hızlı çıkmayı istedi. Bu hamleyi gören Ferguson yorulan ve ataklarda kararsız kalan Anderson ve Arsenal’in müthiş baskın ve istekli ortasahasında kaybolan Tevez’in yerine Saha ve Carrick’i aldı ki Saha’nın, Ronaldo’nun golünde önemli bir katkısının olduğuna dikkat etmek lazım. Bu arada Nani yerine Giggs’i tercih eden Ferguson’ın da kararında ne kadar doğru olduğunu Giggs’in Evra’yı etkili kılan paslarında gördük. 82. dk’da gelen golle yenik duruma düşen Arsenal’de 80.dk’da oyundan düşen Rosicky ve Hleb’in yerine Silva’ları oyuna dahil etmişti ancak bu iki değişikliğin de çok olumlu olduğunu söylemek zor. Zira Gilberto Silva ilk 11de zor şans buluyor ki maç eksikliğinden dolayı fiziksel olarak çok güçlü durmadı, Eduardo da Silva’da oynamaya alışkın olmadığı bir yerde Rosicky’nin yaptıklarını yapamadı. Ancak bütün bunlara rağmen son dakikada gelişen atakla kaptan Gallas’ın ayağından golü bulmayı başardı Arsenal.



Maç sonrasında Ferguson son dakikada yenilen gole karşı çok öfkeliydi çünkü Manchester yendiği anda Arsenal’in maç eksiğine rağmen liderlik koltuğuna oturacaktı ancak bundan daha önemlisi ezeli rakiplerinden Wenger’e karşı önemli bir zafer elde etmiş olacaktı. Ayrıca iki kere öne geçtiği maçtan 1 puan çıkartabilmişti. Buna rağmen Wenger, maçtan sonra yaptığı açıklamada kendine has olan üslubuyla takımının teknik kapasitesinin yanısıra gözden kaçmaması gereken bir karaktere sahip olduğunu bunu da iki kere yenik düşmelerine rağmen yenmeleriyle kantladıklarını söyledi. Ferguson’sa bu kadar zorlandıkları maçtan az daha galip gelmenin keyfine varacakken maçın berabere bitmesinden dolayı sinirliydi ve elimize gelen fırsatı teptik dedi. Önemli ayrı bir nokta da şampiyonlukla ilgili sorularaysa iki menajerin de Chelsea ve Liverpool’un düzeldikten sonra belli olur şeklinde açıklama yapmalarıydı. Müthiş bir maçı yorumlamanın zevkini bana tattırdıkları için de her iki menajer ve takımın da önünde saygıyla eğiliyorum.

21.10.2006

Liderlikle Beraber Kimlik de Gitti

Evet site yönetimi ile yapılan görüşmelerimiz sonunda sitemizin bir maç analizi köşesine ihtiyaç duyduğu kararına varıldı. Scout adlı köşemiz sitemiz için hayırlı olur umarım. Bu köşeden sizlere ben ulaşacağım. Scout köşesinde genelde benim maç analiz yazılarım yer alacak. Bunun dışında farklı konularla da bu köşede karşınıza çıkabilir.

Köşemizin ilk yazısını CSKA Moskova- Arsenal olarak seçtim. Bunda benim iki yeni yıldız adayımdan biri olan Daniel Carvalho’ nun CSKA Moskova’ da oynaması etkili oldu. Diğer yıldız adayım kim diye sorarsanız Brezilya milli takımı teknik direktörü Dunga’ nın yeni gözdesi Shaktar Donetsk’ li Elano. Bu maçı seçmemin diğer nedeni ise Arsenal’ in yeni oyuncularını izlemek istememdi. Rosicky, Djorou ve Gallas takıma uyumunu çok merak ediyordum. Bu maçta oyuncuların uyumunun nasıl olduğundan çok Arsenal’ in tanınmayacak halde olduğunu gördüm. Ancak hakemin maçın sonlarına doğru Henry’ nin nizami golünü saymaması Arsenal için büyük bir haksızlık oldu.

Maça gelecek olursak CSKA maça 3-5-1-1 düzeni ile başladı. Maçın bazı bölümlerinde Arsenal baskı kurduğunda Rus takımı bu sistemi 5-3-1-1’ e de çevirdi. CSKA maça kalede Akinfeev, stoperler Berezutsky kardeşler ve İgnashevic, sağ açık Semberas, sol açık Zhirkov, ön liberolar Rahimic, Aldonin ve Dudu, forvet arkası hayranlıkla izlediğim Daniel Carvalho ve forvet Wagner Love on biriyle başladı. Arsenal ise kalede Lehmann, sağ bek Justin Hoyte, sol bek William Gallas, stoperler Kolo Toure ve Djorou, sağ açık Alexhander Hleb, sol açık Robin Van Persie ön liberolar Fabregas, Gilberto Silva ve Tomas Rosicky, forvet Henry ile ve benim hiç sevmediğim sarı formalarıyla çıktı.

Maça CSKA çok iyi başladı. Daniel Carvalho’ nun üstün yeteneklerini sergilediği ilk 30 dakika boyunca Arsenal’ li oyuncular sadece yeşil sahada yürüdü. Zaten 24. dakikada ceza sahası yayı civarında kazanılan serbest vuruşu Daniel Carvalho çok güzel bir vuruşla topu ağlara gönderdiğinde Arsenal’ li oyuncular sadece Carvalho’ nun vuruşunu seyrediyordu. Golden sonra ilk yarının sonuna kadar Arsenal yalancı bir baskı kursa da pozisyon buldular. Bunda CSKA’ nın takım savunmasının zayıflığı etken oldu. En ufak bir Arsenal baskısı bile pozisyon oldu. İlk yarı bittiğinde ben Arsenal’ in ikinci yarıda çok iyi bir futbol oynayıp maçı rahat kazanacağını bekliyordum. Ancak Arsenal ikinci yarıya başladığında sanki Galatasaray’ ı izliyordum. ,

İ

kinci yarı boyunca Arsenal adeta Galatasaray gibi oynadı. Arsene Wenger’ in ikinci yarının başlarında Adebayor’ u oyuna almasıyla sahanın her yerinden Adebayor’ a topu şişirmeye başladılar. Sadece uzun toplarla sonuca gitmeye çalıştılar. Alıştığımız Arsenal kimliğini tamamen bıraktılar. Tanıdığımız Arsenal, orta saha oyuncularının kısa paslarıyla topu ileri taşır ya topu kanatlara taşır sıfıra iner ya da Henry’ ye ara top oynardı. Ancak bu maç sahanın her yerinden topu şişirdiler. Forvetinizde istediğiniz kadar uzun ve hava topuna hakim oyuncunuz olsun siz sıfıra inmedikçe pozisyon bulamazsınız. Arsenal maç boyunca bir kere bile sıfıra inmedi. Eğer sıfıra inerseniz savunmanın yüzü çizgiye doğru döneceği için marke ettikleri oyuncuları kaçırma riskleri artıyor. Ama siz topu sıfıra inmeden şişirirseniz savunmanın yüzü cepheye dönecektir ve marke ettiği oyuncuyu yanında tutacaktır. Bu yüzden hem topa bakabilir hem de adamını marke edebilir. Bana göre Arsenal bu maçı alıştığımız kimliklerini bıraktıkları için kaybetti. Bu maç hem kimliklerini hem de liderliklerini kaybettiler.

Bir paragrafta CSKA’ ya açmak gerekirse iyi kontra hücumlar yapıyorlar ama takım halinde savunmayı iyi beceremiyorlar. Hücum organizasyonları sadece Carvalho ve Love’ un ayaklarına bakıyorlar. Carvalho’ ya, ülkemizde bazı maçlarda Alex’ e yapıldığı gibi adam adama savunma yapılırsa CSKA hücumda oldukça zorlanacaktır. Çünkü Carvalho’ yu kitleyebilirseniz diğer CSKA oyuncularının yaratıcılıkları düşük olduğu için daha rahat alan daraltabilirsiniz. CSKA her maç bu kadar iyi kontra hücumlar yapabilirse çok Avrupa devinin canını yakabilir.

Maçı yayınlayan resmi yayın kurumu Star Tv’ ye gelirsek bu spikerleri değiştirmezlerse kendilerine antipati duyan insanların sayısını artıracaklar. Çünkü maçları anlatan Ertem Şener ve Sabri Ugan izleyicilere hiç zevk vermiyorlar. Sırf Sabri Ugan veya Ertem Şener maç anlattığı için Şampiyonlar Ligi maçlarını izlemeyen insanlar tanıyorum. Buna bir çözüm bulmaları o kadar zor değil. Star spor servisinde iyi spikerlerin olabileceğine inanıyorum. Spor servisinde yoksa dışarıdan da spiker alınabilir. Örneğin Güntekin Onay döneminde herkesin ekranları başına kitlendiğini biliyorum. İyi spiker iyi reyting getirebilir.

Bir yazının daha sonuna geldik bol gollü günler dilerim…

28.04.2006

Arsenal'in En Çalkantılı Yılı

2005-2006 sezonu, şüphesiz, Arsenal futbol kulübünün 120 yıllık tarihindeki en çalkantılı sezon. İsterseniz bu çalkantıları kısa bir şekilde özetlemeye çalışalım.

Highbury’den Emirates’e:
93 senelik evi Highbury’i, yeni yapılan 60.000 kişilik Ashburton Grove (Emirates Stadium) bu sene terk edecek kulüp, sırf bu önemli olay nedeniyle bir asırdan aşkın süredir giydiği kırmızı formayı bir seneliğine “bordo”’ya çevirdi. Sonuçta, uzun süreledir kulüple özdeşleşmiş olan stad terk edildi ve taşıdığı tarihsel ve sosyolojik değerlerden uzaklaşılabilmesi tehlikesi Arsenal yönetimini ve teknik kadrosunu düşündürüyor. Benzer bir krizi, Ali Sami Yen’den Olimpiyat’a geçiş kararı alan Galatasaray yaşamıştı. Arsenal’in bu sezonki süper iç saha ve rezalet deplasman performansları da bu argümanı tedirgin edici şekilde güçlendirmekte.


2. Jenerasyondan 3. Jenerasyona:
Bu geçiş sürecindeki enteresan bir olgu da, 10 senedir en kötü lig pozisyonu 2.’lik olan Wenger’in 2. jenerasyon takımının (Henry, Campbell, Ljungberg, Pires, Bergkamp – gerçi o 1. jenerasyona da yetişmişti -, Cole, Gilberto, Lauren) hızla yaşlandığı ve yerini yavaş yavaş 3. jenerasyona (van Persie, Reyes, Touré, Eboué, Senderos, Hleb, Adebayor, Flamini vb.) bırakıyor oluşuydu. Bu olaylara, 7 senedir takımın kaptanı ve ruhu olmuş, çoğu kişi tarafından “dünyanın en iyi defansif orta saha oyuncusu” olarak nitelendirilen Vieira’nın, Wenger’in vizyonunu  “küçük düşünüyor” diye eleştirip Juventus’a gitmesi de eklenince Arsenal taraftarlarını tedirgin edecek süreç başlamış oldu.
           
Sakatlıklar
Bu süreç, eşine az rastlanacak bir sakatlıklar dizisiyle devam etti. Sezona Henry’nin uzun süreli sakatlığıyla başlayan takım, sezon ortasına doğru ideal defansif dörtlüsünden Lauren ve Cole’u sezon sonuna kadar kaybetti. Pek çok maça altyapıdan terfi edilme Eboué, Senderos, Larsson gibi genç oyuncularla çıkmak zorunda kalan takım, bu sepebten ligde çok önemli puanlar kaybetti.

Sol Campbell Vak’ası
Bütün bunlara ek olarak, Sol Campbell, bir lig maçının ortasında oyundan çıkarılmak istediğini belirtti ve sahayı terk etti. Ancak Campbell’ın o maçta sahayı terk ettikten sonra stattan da ayrılıp bir hafta boyunca kayıplara karışması herkes için büyük bir şok oldu. Sol, bir hafta sonra kulübe geri döndü. Ancak bir haftada vahşi İngiliz tabloid basını, tecrübeli stoperin bütün özel hayatını ifşa etmişti. Tenisçi Martina Hingis’le olan ilişkisinden tutun da 18 yaş altı kızlarla beraber olmasına kadar hakkında söylenmeyen kalmadı. Zaten ilerleyen yaşı nedeniyle performansı da kötüye gitmekte olan Campbell, takımdaki yerini de genç Senderos’a bırakmış oldu.

Ashley Cole Vak’ası
            Cole’un sakatlanıp sezonu kapatmadan önce, Chelsea menajeri José Mourinho ile yemek yerken görüntüleri yayınlandı. Uzun süre oyuncunun Chelsea ile gizlice anlaştığı konuşuldu. Bu, kuşkusuz genç sol beke olan güveni ve sevgiyi oldukça zedeledi. Üstelik, “İngiliz milli takımındaki 2 gay futbolcu kim” polemiğinde gay olması muhtemel adaylardan biri olarak gösterilmesi taraftarın gözünden düşmesine neden oldu.

Henry kalacak mı?
            Arsenal kulüp tarihinin en pahalı kontratı, Arsenal kulüp tarihinin en önemli oyuncusu için aylardır masada bekliyor. Fakat Henry, ısrarla yeni bir uzun vadeli sözleşme imzalamayı reddediyor. Sözleşmesi 2007 sonunda bitecek olan Henry’le Barcelona’nın ilgileniyor oluşu, skorer oyuncunun sürekli sezon sonunu beklemesi ve Eto’o’nun seneye Katar’a gidiyor oluşu, Henry’nin bu yaz “tamam ya da devam” kararı vereceğini öngörmemize neden oluyor. Her fırsatta, kulübü, Londra’yı çok sevdiğini, orada mutlu olduğunu, Arsenal’den ayrılmayacağını, kariyerini bitiş noktasından süperstarlığa getiren Wenger’i manevi bir baba olarak gördüğünü söyleyen Henry’nin bir türlü sözleşme imzalamaya yanaşmaması hayra alamet olmasa gerek.

Peki ne olacak?
İşte bu denli ilginç ve hareketli sezonda, 10 sezonluk Wenger egemenliğinin en başarısız lig performansıyla karşı karşıyayız. Takım, ligin bitimine 2 hafta kala (1 maç eksiğiyle) lig 4.’sü Tottenham’ın 4 puan gerisinde ve bu nedenle çok büyük bir olasılıkla seneye Şampiyonlar Ligi vizesi alacak ilk 4’ün dışında kalacak. 22 Nisan’da Highbury’deki Arsenal-Tottenham maçı bu döngünün kırılabilmesi için altın bir fırsattı. Ancak Tottenham’lı Robbie Keane’in “Kulüp tarihimizin en önemli maçı” diye adlandırdığı maçta Wenger, kimilerine göre “burnu havadalık” yaparak Henry’i dinlendirdi ve beraberlik sonrası eleştiri yağmuruna tutuldu. Çünkü takımı mağlubiyetten kurtaran golü Henry atmıştı.
Ancak daha da tuhafı, Arsenal kariyeri boyunca Avrupa performansı nedeniyle sürekli eleştirilen Wenger’in bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde finale kalmış olması. İngiltere’de alay konusu olan Arsenal defansı, Şampiyonlar Ligi’nde 9 maç boyunca gol yemeyerek bir rekora imza attı. Premiership’te fiziksel temas gerektiren oyunlardan boynu bükük ayrılan Arsenal, Avrupa futbolu çok fazla fiziksel güç gerektirmediğinden, devler liginde çok başarılı bir performans sergiledi; genç ve tecrübesiz kadrosuna rağmen Real Madrid, Juve gibi iki devi, yarı finalde ise sezonun sürprizi Villareal’i eleyerek finale çıktı. Üstelik, İngiltere’de yediği son dakika golleriyle ve defansa çekilmeyi becerememesiyle kötü bir şöhret yapmış olan takım, bu sezonki Şampiyonlar Ligi’nde inanılmaz bir şekilde kendine bu iki noktada ün yaptı! Üstelik son Villareal maçında Senderos’un sakatlığı sonrası sahalara dönen Campbell da şov yaparak “geri döndüğünün sinyallerini verdi.” Tabii bütün bunlara ek olarak, bu sezonki performansıyla hem Arsenal’i Şampiyonlar Ligi finaline taşıyan, hem de Klinsmann’ın Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak 2006 Almanya’sında kaleyi Kahn’ın elinden alan Jens Lehmann olgusunun altını çizmek gerek.

Barcelona maçı kulüp için bir dönüm noktası olacak. Seneye Şampiyonlar Ligi’ne katılamamak çok büyük para ve imaj kaybı demek. Arsenal gibi, finansal stabiliteye çok önem veren bir kulüp için bu tam bir felaket senaryosu olacaktır. Kaldı ki, Şampiyonlar Ligi’ne katılınamaması durumunda Henry çok büyük ihtimal takımdan ayrılacaktır. İspanya’daki Villareal maçında santradan önce üzerinde “14-Henry” yazılı bir Barça forması giyen fanatiğin sahaya girmesi gibi olaylar, Henry-Barcelona flörtünü daha da gergin bir noktaya taşıdı. Kaldı ki, hem Henry’nin, hem Ronaldinho’nun, hem Barça’nın, hem de Arsenal’in sponsoru olan Nike’ın bu iki süperstarı bir arada oynatma ve pazarlama fantezisi, futbolun politikasında ve ekonomisinde bu denli önemli rol oynayan bu dev şirketin hedefleri için (Ronaldo’yu sakat sakat ’98 Fransa-Brezilya finaline çıkarmak ve bu oyuncunu futbol hayatının sönmesinde dolayısıyla önemli role sahip olmak da dahil – Ronaldo o sakatlığın 2 defa nüksetmesi sonucu birkaç yıl sahalardan uzak kalmıştı) her şeyi yapabileceği göz ardı edilmemelidir.
Sonuçta her şey, Barcelona maçına bakıyor. Arsenal maçı kazanırsa, hem şampiyon kontenjanından seneye de Şampiyonlar Ligi’ne katılacak, Henry büyük ihtimal kalacak ve kulübü çok güzel günler bekleyecek. Kazanamaması durumunda ise ne olacağını biliyorsunuz. Kağıt üzerinde Barça favori. Bu sene inanılmaz bir performans sergiliyorlar. Ancak Arsenal’in de finalde “Wenger-style” bir şekilde açık oynayacağını, kapanmayacağını tahmin ediyor, son yılların “en güzel futbollu” finallerinden birini izleyeceğimize inanıyorum.

14.11.2004

Arsenal Serbest Düşüşte

Uzun süre siz ortakafagol.com takipçilerineıları yazılarımla ulaşamadım. The Premiership köşesini öksüz bıraktım. Üniversiteye uyum süreci uzun sürdü herhalde. Umarım bundan sonra siteye daha sık yazı yazabilirim.
Son yazımdan bu yana Ada’da işler epey karıştı. Özellikle Avrupa Kupalarının ve Lig Kupası’nın başlamasıyla yoğunlaşan fikstürler, sakatlıkar, istifalar Premier League’in çehresini iyice değiştirdi. Sırayla başlayalım. İlk yazımızın konusu Arsenal.

Rekorların takımı, maç trafiğinin getirdiği yorgunluğa dayanamadı. Geçen sezon çoktandır özlemini çektikleri lig şampiyonluğuna ulaştıktan sonra Nottingham Forest’ın ligdeki yenilmezlik rekorunu kırıp, yine aynı rekoru 47 maça uzatan “Topçular,” bekaretlerini ezeli rakipler Manchester United’a kaybettiler. Aynı geçen sezonun ilk Arsenal-United derbisi gibi ziyadesiyle olaylı geçen maçta Man Utd, tartışmalı penaltıyla galibiyeti alan taraf oldu. Maçtan sonra, televizyon görüntüleriyle Ruud van Nistelrooy’un Campbell’a yaptığı çirkeflik tespit edildi ve Hollandalı 3 maç ceza aldı. Hatırlayacağınız gibi geçen sezon da van Nistelrooy, Serhat Akın’a özenip artistik hareketlere başvurmuş ve Robert de Niro’yu kıskandıracak dramatiklikteki hareketleriyle Arsenal’li oyuncuların kart yağmuruna maruz kalmasına neden olmuştu.
Ancak Arsenal’in bu düşüşü adeta geliyorum demişti. Geçtiğimiz sezon kazanılan şampiyonluk sonrası Wenger ve adamlarının en büyük hedefinin yıllardır boyunları bükük terk ettikleri Avrupa’da elde edilecek bir başarı olduğunu herkes biliyordu. Arsenal, sezon öncesi bütün bahis şirketlerinin Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için en büyük aday olarak kendilerini göstermelerinden de büyük ölçüde gaza gelmişti. Ancak Rosenborg ve Panathinaikos’a karşı üst üste alınan beraberlikler takımın moralini ve kondisyonunu olumsuz etkiledi. Peki Arsenal’in bu düşüşünün nedenleri neydi?
Evet, Arsenal belki de ligdeki en uyumlu ve “takım gibi” takım, oyuncuları birbirine uyum sağlamışlar, ancak Arsene Wenger’in oyuncularını bir türlü verimli bir rotasyona oturtamaması yıllardır Arsenal’in başındaki en büyük dert. Burada dünyaca ünlü bir takım olmasına rağmen, sezonun başından beri bir maça dahi Ashley Cole, Lauren, Kolo Touré ve Henry’siz çıkmamış bir takımdan bahsediyoruz. Tamam Henry belki dayanıklılığı ve sakatlanmama gibi özellikleriyle bir futbol fenomeni olabilir (kendisi bu durumu antrenmanları ve maçları dışında bütün gün yemek yiyip uyumaya ve karısı Claire’yle vakit geçirmeye borçlu olduğunu söylüyor), ama özellikle diğer oyunculardaki performans düşüşü sezon başına bakıldığında oldukça belirgin. Wenger hoca belki de uçak fobisi yüzünden İngiltere dışına çıkamayan Bergkamp’ı özellikle lig maçlarında oynatmadığına pişmandır. Zira veteran futbol psikopatı, sezonun ilk maçlarında beş sene gençleşmiş bir görüntü sergilemişti. Bergkamp’ı bıraktık, bu takımda geleceğin yıldızı statüsünde Gael Clichy, Jermaine Pennant, van Persie gibi oyuncular var. Rotasyondan faydalanan tek gencin Fabregas olması düşündürücü.
Bir de Arsenal’de ciddi bir zihinsel konsantrasyon sorunu var. Neredeyse tüm maçlarda, ilk golü attıktan hemen sonra bir gol yemeyi takım adet haline getirmiş durumda. Maçların kazanıldığı günlerde de mevcut olmasına rağmen sonrasında atılan minimum 2 gol nedeniyle kimsenin dikkatini çekmeyen bu kronik sorun, özellikle son Crystal Palace-Arsenal maçında iyice ayyuka çıktı. Bu kadar ciddi hedeflere oynayan bir takımın oyun disiplininden bu kadar kolay kopması rakiplerinin affedecekleri bir hata değil. Nitekim önce Crystal Palace affetmedi ve Arsenal bütün maç savunmasını açmaya didindiği rakibinin kaleye ilk şutunda golü yedi. Ardından da Mourinho’nun Chelsea’si liderliği kaptı. Bakmayın siz, Arsenal bu hafta Tottenham’ı çok önemli bir Londra derbisinde 5-4 yenmiş olabilir (son 4 maçtaki ilk galibiyetleri) ancak Campbell’sız (Cygan’lı) defansın düştüğü içler acısı durum ortada. Özellikle oyun disiplini ve yan toplar konusunda sezonun ilk yazılarından beri belirtmekten dillerimizde tüy biten sorunları yaşıyorlar.
Ne diyelim, Allah sabır versin, diyoruz…