İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Arif Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arif Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.10.2009

Premier Lig - Ekim 2009

İngiltere Premier Ligi'nde takımlar yedi-sekizer maçlarını geride bırakırken tablo da genellikle beklediğimiz gibi oluştu.



Tablonun üst kısmında yer almasını beklediğimiz sekiz takımdan yedisi ilk haftalarla beraber yukarıya çıkmış durumda. Yalnızca son iki sezonu beşinci sırada bitiren Everton maç eksiğiyle ilk sekizin dışında kaldı. Everton istikrarlı olarak sansasyonel bir kadro kurmaya çalışmasa da, istikrarlı teknik direktörleri David Moyes ve oturmuş kadrolarıyla her yıl ortalama bir yıldız futbolcu göndermelerine rağmen başarılı oluyorlar. Bu sezon da Everton'ın düşüş göstermeyeceğini ve beşincilik kadar iyi bir derece yapamasa da beş-on arasında bir yer bulacağına inanıyorum.



Ligin başında tablonun tepesinde hemen iki büyük takım yer aldı ve hala yer almaktalar. 8 maçın 7'sini kazanan Chelsea bu süreçte Liverpool ve Tottenham gibi zorlu rakiplerini de yenmeyi başardı. Tek mağlubiyetleri ise sürpriz bir şekilde Wigan deplasmanında gerçekleşti. Geçen sezon da iyi başlamasına rağmen şampiyonluğa ulaşamayan Chelsea yeni teknik direktörü Carlo Ancelotti ile bu sezon daha şanslı duruyor. Bunun birkaç nedeni var; Liverpool'un sansasyonel transferlerden uzak durması ve inkar etseler de Xabi Alonso'nun yokluğunu hissetmeleri, Man Utd'nin Cristiano Ronaldo'yu kaybetmesi -Tevez de eklenebilir-, Ancelotti'nin takımla müthiş bir uyum yakalaması ve daha da önemlisi Chelsea kadrosunun birbirini tanıyan süper yetenekli ve takım oyunu oynamayı bilen futbolculardan kurulu olması. Chelsea kadrosundaki yıldız futbolculardan en az bu takımda forma giyeni Nicolas Anelka'nın bile Ocak 2008'den beri bu takımda olduğunu ekleyelim. Takımda dengelerin böyle devam etmesi ve çok büyük talihsizliklerin yaşanmaması durumunda Chelsea bir numaralı favorim.



İkinci sıradaki Manchester United, 6 galibiyet-1 beraberlik almış durumda. Manchester United kendi sahasında Arsenal'i geriden gelip yenmeyi başardı, Tottenham'ı ise deplasmanda geriden gelip yenmeyi başardı. Şampiyonlar Ligi'nde de ikide iki yaptılar. Kısacası, Manchester United gazı hiç bırakmadı. Evet, Ronaldo ve Tevez yok ama Valencia'nın gelecek sezon Ronaldo'dan daha etkili olacağını düşünüyorum. Nani bu sezon önemli katkı yapıyor ve Giggs de kariyerinin en formda günlerini yaşamaya devam ediyor. Manchester United'ın çok sağlam bir savunma hattı var ve şu ana kadar kaleci Van der Saar'ın da sahaya çıkmadığını ekleyelim. Bu sezon Chelsea ile zirve mücadelesini kolay bırakmazlar ve Şampiyonlar Ligi'nde de en azından çeyrek final kapısı açık gözüküyor şimdiden.



Tottenham sekiz maçta 16 puan topladı. Kaybettikleri maçlar Man Utd ve Chelsea deplasmanı. Tottenham uyum sorunu yaşamıyor gibi, beklentileri cevaplıyorlar. Teknik direktör Harry Redknapp'ın istifa edebileceği konuşuluyor. Eğer öyle olursa, Tottenham düşüşe geçebilir.



Man City hepimizi şaşırtmış durumda. Yepyeni kadrolarıyla uyum sorunu yaşamalarını ve en azından Ocak'a kadar pek çıkış yakalayamamalarını bekliyorduk ama hiç de öyle olmadı. 7 maçta 16 puan toplamayı başardılar. Man Utd'ye deplasmanda son saniye golüyle yenildiler, kendi sahalarında Arsenal'i rahat geçtiler. Forvette Adebayor'un ve Bellamy'nin şu ana kadar dörder golleri var. Man City böyle devam ederse Şampiyonlar Ligi biletini zorlayabilir.



Arsenal de sezonun önemli çıkış yapan takımlarından. Her sezon öncesi düştü-düşecek yorumları yapılan Arsenal bence ortalama beklentinin de ötesinde çok iyi başladı. 7 maçta 15 puan topladılar ki, kaybettikleri maçlar da sıralamada kendilerinden üst noktada olan takımlara karşı oldu. Devre arasında yapılabilecek muhtemel Patrick Vieira transferi söz konusu. Thierry Henry'nin son açıklamalarına bakarsak, kendisi de Arsenal'e dönebilecek gibi konuşuyor. Bence bu iki transfer yapılırsa ve Ocak'a kadar takım bu form grafiğiyle giderse Arsenal zirve yarışına ortak olabilir.



Son olarak Liverpool ise yine kötü başladı. 8 maçta sadece 5 galibiyet alabildiler ve kalan maçların hepsini kaybettiler. Tottenham ve Chelsea deplasmanları dışında, Aston Villa'ya da içerde kaybettiler. Şampiyonlar Ligi'nde de Fiorentina'ya kaybettiler. Kazanılan maçların ise hepsi bol gollü ama hiçbir güçlü takımı yenemediler. En pozitif istatistik Fernando Torres'in sekiz gol atmış olması. Liverpool bir an önce seri galibiyetlere başlamazsa Şampiyonlar Ligi bileti kaçacak gibi...

21.09.2009

Temuri Ketsbaia ve Zico

Görülen o ki, kısa zamanda teknik direktör göndermek sadece Türkiye'ye has birşey değil. Kısa zamanı bırakın, çok başarılı bir teknik direktörü göndermek de Şampiyonlar Ligi'ne katılan bir takımda bile olabiliyor. Evet, Ketsbaia'nın takımı Olympiakos'tan gönderilmesi beni fazlasıyla rahatsız etti.

Gürcü Ketsbaia'yı ilk olarak FIFA'nın bir oyununda gördüm sanırım. Newcastle'ın parlak zamanlarında sol kanatta oynayan bir dazlak vardı. Kendisiyle iyi maçlar çıkardım ki, aklıma kazındı. 1994-2004 arasında AEK, Newcastle, Wolves, Dundee Utd. ve Anorthosis'te forma giydikten sonra 2004'te Anorthosis'in futbolcu/teknik direktörü oldu ve iki yıl da böylece devam etti. 2006'da ise futbolu bırakarak tam zamanlı işine başladı.

Ketsbaia Anorthosis ile 2005 ve 2008'te Güney Kıbrıs şampiyonluğu yakaladı ama daha da önemlisi Avrupa'daki mücadelesi oldu. Tamam, Avrupa'da olağanüstü işler yapmadı ama 2005'te Şampiyonlar Ligi üçüncü turuna çıkmaları -Trabzonspor'u elediler-, sonraki sezon da UEFA Kupası'nda birinci turda elenmeleri; en önemlisi ise 2008-09'da Şampiyonlar Ligi grubunda önemli işler başarmaları bana göre çok önemlidir. Anorthosis, Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne ilk eleme turunda başladıktan sonra Pyunik, Rapid Wien ve Olympiakos'u eledikten sonra grupta Inter, Werder Bremen ve Olympiakos ile eşleşti. İlk dört maçında Pana'yı yenip, Bremen ile deplasmanda, Inter ile iç sahada berabere kalan Anorthosis gruptan çıkmaya çok yaklaşmıştı ama son iki maçta grubun dibine çöktüler.

Sezon sonunda ise Başkan görevden ayrılacağını belirtti, bunun üstüne Ketsbaia da ''Başkan yoksa ben de yokum.'' dedi ve kenara çekildi. Ketsbaia Mayıs ayında Yunanistan şampiyonu Olympiakos'un başına geçti. Olympiakos bu sezon çok iyi bir hazırlık dönemi geçirdikten sonra lige de iyi başladı ve Avrupa'da da Sheriff'i eleyip gruplara kaldı. Ketsbaia takımı ile ilk beş maçını kazandıktan sonra altıncı maçta 0-0'lık bir beraberlik aldı ve görevinden alındı.

İşte bu durum çok sinir bozucu birşey. Bir teknik direktörün kendisine zaman verilmeden görevinden alınmasını geçtim, nasıl olur da 6 maçta 5 galibiyet alan ve toplamda hiç gol yemeyen bir takımın teknik direktörü görevinden alınır? Ayrıca, bu takım Şampiyonlar Ligi'nde de mücadele etmektedir. Ketsbaia'nın yerine göreve Brezilyalı Zico getirildi.

Zico da bir hafta öncesine kadar bir diğer Şampiyonlar Ligi takımı CSKA Moskova'nın başındaydı. Görülen o ki, bundan sonra her Avrupa takımında görev değişikliği olduğunda Zico'nun adı anılacak. Zico Fenerbahçe'ye geldiğinde 'Kendisini ispatlamak isteyecek' yorumlarını duymuştuk ki, bunlar da haklıymış. Fenerbahçe ile Avrupa'da çeyrek final oynayan Zico önce CSKA, şimdi de Olympiakos'un başında. Bir sonraki takımını da merakla beklemekteyiz.

Bu arada, Ketsbaia'nın da kısa sürede yeni takım bulacağına ve başarılı olacağına inanmaktayım...

31.08.2009

Şampiyonlar Ligi ve Beşiktaş

Şampiyonlar Ligi kuralarının çekilmesinden sonra gazetelerimiz Beşiktaş'ın rakiplerini değerlendirmişler ve genel kanı Manchester United dışındaki üç takımın eşit şanslara sahip olduğu, Beşiktaş'ın bu üç takım arasında bir adım öne çıktığı yolunda. Grubun mutlak favorisi Manchester United'ın menajeri Sir Alex Ferguson alışık olduğumuz açıklamasını yapmış ve ''Rakiplerimiz çok güçlü'' demiş. CSKA Moskova teknik direktörü Zico gerçekçi bir açıklama yaparak ''Man Utd dışındaki üç takımın da şansı %33'' demiş. Wolfsburg teknik direktörü Armin Veh de ''Şampiyonlar Ligi çok zor, diğer takımlar bizden daha tecrübeli'' demiş.

Beşiktaş'ın çok da kötü bir kur'a çekmediğini belirterek başlayayım. Beşiktaş bu gruptan çıkabilir mi? Elbette çıkabilir, çıkılmayacak bir grup değil ama maçları ciddi bir şekilde analiz ederek çok ciddi bir futbol oynamak lazım. Rakipleri analiz etmeden önce Beşiktaş'ı analiz edelim. Beşiktaş sezona hiç hazır değil. Teknik direktör Mustafa Denizli'nin ''Mahsus bizi kötülüyorlar.'' demesine bakmayın, Beşiktaş diğer iki takımın haricinde lige Bursaspor kadar bile hazır girmedi. Üst düzey futbolcu alacağız diye tutturduktan sonra Rodrigo Tabata'yı almak nedir? Tabata kötü bir futbolcudur demiyorum ama Şampiyonlar Ligi'nde iddialı olmak isteyen bir takım gidip Tabata'yı transfer etmez. Beşiktaş transfer sezonunu çok kötü geçirdi. Nihat-Ferrari-Fink 30'unu aşmış, Avrupa'da kendilerine kulüp bulamayan futbolcular; Avrupa başarısı arayan bir takım -tamam Nihat bir kenara- bu ikiliyi transfer etmez. Geçen sezonki Fabian Ernst gibi hamleler yapmaları gerekirdi.

Neyse, rakiplere bakalım. Bir kere, ''Man Utd Ronaldo'yu sattı, daha bişey olmaz.'' diyen insanları asla ama asla kaale almayalım. Bu iddiada bulunan kişilerin Charity Shield finalini izlemediğini ve Sir Alex Ferguson'u hiç tanımadığını varsayıyorum. Ronaldo'nun yerine transfer edilen Valencia'nın yanında Nani her an patlamaya hazır bir isim. Ayrıca, Giggs-Scholes gibi iki süper tecrübeli ismin bu takımda olduğunu unutmayalım. Park Ji-Sung da var, değil mi? Bir de bu takım ''ya Beşiktaş ya Galatasaray'' diyen Michael Owen'ı transfer etti. Kısacası, Manchester United'ın bu grupta zorlanmasını beklemek hayal olur.

Gelelim Beşiktaş'la çekişmesi beklenen diğer iki takıma...

Gruba ikinci torbadan giren CSKA Moskova son dört yılda Avrupa futbolunda önemli bir yer tuttu. 2005'te UEFA Kupası'nı kazanan CSKA Moskova, ertesinde iki yıl Rusya Ligi'ni kazandı ve UEFA'ya son 32'de veda etti. Geçen yıl UEFA'da son 16'ya kaldılar, Rusya Kupası'nı kazandılar ve Rusya Ligi'ni ikinci bitirdiler. Son dört yılda takımı çalıştıran Valeriy Gazzaev Dinamo Kiev'in başına geçti, bunun üzerine CSKA da daha önce Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkaran Zico'yu takımın başına geçirdi. CSKA UEFA Şampiyonluğu'ndan beri kadrosunu pek değiştirmedi. Son olarak, Yuri Zhirkov Chelsea'ye gitti. Ivica Olic ve Jo da daha önce Avrupa futboluna yelken açmıştı. Takımın kaptanı genç kaleci Igor Akinfeev. Genç neslin tartışmasız en iyi kalecisi. Savunmada Berezutskiy ikizleri var. Orta alanda tecrübeli Evgeni Aldonin dışında iki yetenekli isim; Daniel Carvalho ve Milos Krasic var. Sol kanatta, en yeni transfer eski Liverpool'lu Mark Gonzalez var. İleride ise her yıl 'ha Türkiye'ye geldi ha gelecek' denen Vagner Love ve iki genç isim Çek Tomas Necid ile Nijer'li Ouwo Maazou var. CSKA için söyleyeceğimiz en önemli şeyler; Avrupa'da tecrübeli bir takım, büyük bir stadları ve iç saha maçlarında başarıları var, Zico gibi Avrupa futbolunda başarılı olmuş bir teknik direktöre sahipler ve hepsinden önemlisi beş yıldır takımın iskeletini koruyorlar.

Almanya Bundesliga'nın son şampiyonu Wolfsburg en önemli yıldızı teknik direktörü Felix Magath'ı kaybederek sezona başladı. Teknik direktörlüğe daha önce çalıştığı Stuttgart'ı şampiyon yapan ve daha sonra çıktığı Şampiyonlar Ligi'nde grup sonuncusu yapan Armin Veh'i getirdiler. Wolfsburg tarihinde hiçbir zaman Şampiyonlar Ligi'ne katılamadı, daha önce iki kez UEFA Kupası'nda mücadele ettiler. Bugünkü kadronun çoğunun mücadele ettiği geçen sezonki UEFA Kupası'nda son 32'ye kaldılar ve PSV'ye elendiler. Takım geçen sezonki kadrosunu korumayı başardı -ki en önemlisi Dzeko'yu Milan'a vermediler- ve üzerine Thomas Kahlenberg ve Obafemi Martins'i transfer ettiler. Wolfsburg'un niyetinin ilk turda Avrupa'ya veda etmemek olduğu görülüyor.

Beşiktaş'ın fikstürü kullanıma bağlı; çok iyi olabileceği gibi çok kötü de olabilir. İyi ihtimale göre; Beşiktaş İstanbul'da Liverpool'u yendiği gibi Man Utd'yi de yener, ikinci maçta da CSKA'ya deplasmanda kaybetmez ve sonra Wolfsburg'dan dört puan alır ve tur atlar. Kötü ihtimale göre ise ilk maçta Man Utd'ye kaybedilir. Moral bozukluğunun yanında ateşli Rus taraftarı da CSKA'nın kazanmasına neden olur. Almanya'da da kaybedilir ve tur şansı neredeyse sıfır olur.

Beşiktaş bu gruptan çıkabileceği gibi sonuncu da olabilir. Kuralardan sonra konuşan Kenan Öner ''Biz CSKA'dan güçlüyüz, Wolfsburg'la çekişiriz.'' demiş. Bir yöneticinin maçlar başlamadan böyle bir açıklama yapması çok talihsiz. Beşiktaş'tan zayıf olan CSKA kupasında bir UEFA Kupası barındırıyor ve o kupayı kazanan takımın en önemli oyuncuları da hala CSKA Moskova kadrosunda bulunuyor. Umarız Beşiktaş beklentilerimizi yanıltır ve Avrupa'da tarihinde ilk kez ciddi bir başarı sağlar.

1.06.2009

Şampiyon Wolfsburg

Kimin yazdığını hatırlamıyorum ama geçen yılki Şampiyonlar Ligi finalinden sonra güzel bir yorum okumuştum:

''John Terry dünyanın en güzel ağlayan adamı olmasaydı, bu kupa o kadar değerli olmazdı.'' diyordu yorum. Maçı ve maç sonrası kutlamaları izledikten sonra da kesin olarak söyleyebilirim ki Wolfsburg futbolcuları ve taraftarı bu kadar çok sevinmeseydi, Bundesliga şampiyonluğunun hiçbir değeri olmazdı.

2009 yılında tarihinin ilk şampiyonluğunu kazanan Wolfsburg'a sezon başında kimse şans tanımıyordu. Şahsen, benim aklımdan da Wolfsburg'un şampiyon olabileceği, hatta ilk beşe girebileceği hiç geçmedi. Takımdan doğru-dürüst beş tane bile futbolcu adı saymakta zorlanıyordum. Herkesin bildiği tek şey var, takımın başında Felix Magath'ın olduğu. 2003/04 sezonunda Stuttgart takımının başında bir çıkış yakalayan Porto Riko asıllı Felix, ertesi sezon Bayern Münih'le anlaştı. Münih'te ilk iki sezonunda iki şampiyonluk yaşayan Felix Magath, ertesi sezon sezon sonuna kadar duramadan Ocak ayının sonunda kovuldu ve Haziran 2007'de de Wolfsburg ile anlaştı.

Takımın başına Magath geçtiğinde Wolfsburg berbat bir haldeydi. Daha önceleri orta sıralarda yer alan takım son iki sezonu 15. sırada bitirip düşmekten kılpayı kurtulmuştu. Takım iki sezon içinde tamamen kendini değiştirdi -kadroda Alex Madlung dışında eskiden kalan tek bir isim yok-. Magath'ın geldiği sezon takıma Grafite, Edin Dzeko, Ricardo Costa, Christian Gentner ve Josue transfer edildiler ve takım sezonu beşinci sırada bitirdi.

Bu sezona daha iddialı başlayan Wolfsburg kadrosuna 'on numara' olarak Zvejdan Misimovic'i kattı. Savunmaya Palermo'dan Andrea Barzagli-Cristian Zaccardo ikilisi transfer edildi. Kaleye İsviçre'nin parlayan genci Diego Benaglio transfer edildi. UEFA Kupası'nda son 32 takım arasına kalan Wolfsburg, Almanya Kupası'nda da çeyrek finalde elendi. Asıl sürpriz ise lige saklanmıştı.

Bundesliga gerçekten de büyük Avrupa ligleri arasında en ilginç mücadeleye sahne olan lig. Önceki sezonlarda da hatırladığım üzere sürprizlere son derece açık. -Stuttgart'ın şampiyon olduğu 2006/07'yi hatırlayalım- Bu sezonun devre arasındaki durumu hatırlayalım: Devre arasını lider bitiren takım, lige yeni çıkan Hoffenheim. Ligin en güçlü ekibi Bayern Münih hemen ensesinde. Hertha Berlin üçüncü, Hamburg dördüncü ve Bayer Leverkusen beşinci sırada. Wolfsburg ise devreyi dokuzuncu sırada bitiriyor.

Wolfsburg ikinci yarıya Köln beraberliği ile başladıktan sonra on maç arka arkaya kazanıyor. Bu süreçte deplasmanda Hamburg'u, kendi sahasında ise Schalke 04 ve Bayern Münih'i (5-1) yenmeyi başarıyor. İlginç bir şekilde Energie Cottbus'a kaybettikten sonra rakiplerinin beceriksizliğiyle -Hertha Berlin garip puanlar kaybediyor, Bayern Münih'i hiç sormayın- bir kayba uğramıyor. Stuttgart deplasmanında bozguna uğramaları şampiyonluğu bir hafta geç kutlamalarına neden oluyor sadece.

Takımın kuşkusuz en büyük starı Felix Magath. Grafite gol kralı, Dzeko da gol krallığının ikincisi oldu ama kimse Magath'ın yerini tutamaz. Magath sezon bitmeden -sezon bitmeden olması çok tartışılacak birşey- Schalke 04 takımıyla anlaştı. Magath, bazı futbolcular gibi 'gittiği bir takıma ayrılmak için gidenler'den. Stuttgart'ta kalsaydı efsane olurdu, Wolfsburg'da zaten efsane oldu ama yine ayrılmaya karar verdi. Schalke'de ne kadar başarılı olur bilemem ama Wolfsburg'un bu sezonki başarısını tekrarlayabileceğini zannetmiyorum. Birçok yıldız futbolcu da takımdan ayrılacak gibi gözüküyor, Magath takımı yarı yolda bırakmasaydı belki ama Magath'tan sonra aynı veya daha üstün başarıları tekrarlamalarını beklemek biraz uzak duruyor. Yine de, Bundesliga bu, belli olmaz...

29.05.2009

... ve Şampiyonların Şampiyonu Barcelona

2008/09 Şampiyonlar Ligi'nin finali Roma'da oynandı ve Barcelona rakibi Manchester United'ı 2-0 ile devirererek kupayı üç sezonluk aradan sonra bir kez daha kupasına götürdü. Finalin öncesine bakalım...

Barcelona finalden önce Chelsea'yi 90+3'te attığı golle eledi. Bence çok haksız bir şekilde tur Chelsea'nin elinden alınıp Barcelona'ya hediye edildi. Chelsea ile oynanan ilk maçta sakatlanan Rafa Marquez, cezalılar Dani Alves ve Eric Abidal final maçında oynamadılar. Buna karşılık Josep Guardiola, yine de Chelsea deplasmanındaki savunma kurgusunu bozmadı ve ortaya Yaya Toure-Pique ikilisini koydu. Sağ çizgiye Puyol, sol çizgiye ise Sylvinho geçtiler. Orta alanda Xavi-Iniesta'nın ortasına yine Chelsea maçında olduğu gibi Sergio Busquets'i tercih etti. İleri üçlü ise klasik biçiminde sahaya çıktı.

Man Utd, Arsenal'i eleyerek finale geldi. Finalde Sir Alex Ferguson tercihlerini değiştirmedi; kanatlarda Park-Giggs, orta alanda Anderson-Carrick, ileri ikilide ise Ronaldo-Rooney ikilisi ile sahaya çıktı.

Barcelona 10. dakikada Eto'o ile ilk golü buldu. Maça etkili başlayan taraf Man Utd olsa da savunma iyi direndi ve erken tehditler önlendi. Daha sonra, Sergio Busquets'in getirdiği topu ceza alanı içinde alan Samuel Eto'o topu kaleci Van der Saar'ın üstüne göndermesine rağmen topu ağlarla buluşturdu. Pozisyondan önce ''Busquets ne arıyor maçta? Gudjohnsen veya Alex Hleb olsa daha mantıklı tercihler olurdu.'' diye düşünürken Busquets müthiş bir şekilde sivrildi; Eto'o Vidic'i geçti ve golü attı.

Bu golden sonra Man Utd darmadağın bir görüntü çizmeye başladı. Sistem 4-3-3'e döndü. Rooney sola, Park sağa, Ronaldo ortaya geçtiler. Niye böyle birşey oldu anlamadım ama çok kötü oldu, sadece Barcelona'ya yaradı.

İkinci yarıda sağlı sollu gelen Barcelona ha geldi ha geliyo derken ancak 70. dakikada golü buldu. Thierry Henry sağ sol yapıp gol pozisyonunu sağladı ama kaleciye nişanladı. Xavi'nin yerden kullandığı serbest vuruş direğe vurdu. Eto'o ' nun pasında Messi kısa kaldı. Sonunda Xavi sağ taraftan ortaladı ve Messi müthiş bir şekilde yükselerek topu ağlara gönderdi.

Maç sonunda şunu söyleyebilirim ki; Barcelona finali hak etmese de bu maçı kazanmayı kesinlikle hak etti ve yine tartışmasız olarak Avrupa'da sezonun en iyi takımı olduğunu gösterdi. Rakibini tamamen sürklase eden Barcelona'ya karşı Real Madrid-Man Utd-Arsenal vs. karması da oluştursanız yenmeniz çok zor. (Chelsea olmadığı sürece)

Barcelona gelecek yıllarda da bu kupanın en büyük favorisidir; orası net. Man Utd'nin bu kadar berbat bir performans sergilemesinin nedenini ise Sir Alex'in yanlış kadro tercihine bağlıyorum. Evet, aynı sistemle Arsenal'i yendi ama finalde normal oynamak gerekirdi. Park'ın yerine Berbatov'la başlayarak Ronaldo'yu sağa çekebilirdi ve daha etkili bir takım ortaya koyabilirdi. Maçı orta sahada kaybetmesine rağmen ikinci yarıda Tevez ile Berbatov'u alarak intihar etti.

23.04.2009

Şampiyonlar Ligi'nde Sona Doğru

Bu sezon da Şampiyonlar Ligi macerasının sonuna yaklaşırken; görülen o ki değişen birşey yok. Son yıllarda olduğu gibi yarı finalist dört takımdan üçü yine İngiliz. 2006/2007'de Liverpool-Chelsea-ManUtd'ye karşı Milan kupaya uzanmayı başarmıştı. Geçen sezon Liverpool-Chelsea-ManUtd üçlüsünün karşısında Barcelona vardı, kupayı alan ManUtd oldu. Bu sezon geçen sezonki üçlü yine var ama İngilizler'den birisi değişti ve Liverpool'un yerini Arsenal aldı.

Çeyrek finalleri kısaca hatırlayalım; en rahat takım beklediğim gibi Barcelona oldu, Almanlar'ın işini 45 dakikada bitirdi. Porto son şampiyon ManUtd'yi çok zorlasa da kendi evinde teslim oldu ve veda etti. Villarreal bu sefer çeyrek finalde Arsenal'e teslim oldu, ilk maçı iyi oynadılar ama Adebayor'un mükemmel golüyle avantajı kaybettiler, ikinci maçta ise Arsenal rahat geçti. Turun en zor eşleşmesinde ilk maçı deplasmanda kazanan Chelsea turu geçecek gibi gözüküyordu. İkinci maçta ise öyle olmadığı görüldü. 2-0 öne geçen Liverpool tura tutunsa da geçmeyi başaramadı.

Şimdi gelelim yarı finallere... Yarı finallerin ilk maçları 28/29 Nisan'da, ikinci maçları ise bir hafta sonra oynanacak.

Barcelona-Chelsea: Maviler, ezeli rakip Liverpool'u eledikten sonra bir diğer ezeli rakip Barcelona'ya karşılar. Bu iki takım arasındaki rekabete bakalım:

2004/05 İkinci Tur: Chelsea 5-4

2005/06 İkinci Tur: Barcelona 3-2

Bu iki takım arasındaki mücadeleler neden bu kadar önemli? Bu iki eşleşme bize inanılmaz derecede zevk verdiği ve tadı hala damağımızda kaldığı için. Eşleşmenin bu sefer yarı finalde yaşanıyor olması daha da ilgi çekici duruyor. İki eşleşmede de ilk maçı deplasmanda oynayan takımlar kazandı. Bu sefer deplasmanda ilk oynayan takım Chelsea olacak.

Barcelona buraya gelirken son derece rahattı. Grupları rahat geçti, ilk turda Lyon'u, çeyrekte de Bayern'i evindeki farklı skorlarla geçti. Aynı tarifeyi Chelsea'ye uygulayabilirler mi? Barca'nın kendi liginde de rahat sayılabilecek bir konumda olduğunu düşünürsek güçlerini buraya yansıtmalarını bekleriz. Messi'nin önderliğinde müthiş bir takım oyunu ortaya koyan Barca'nın göze çarpan zayıf bir noktası bulunmuyor.

Chelsea grubunu ikinci bitirdikten sonra zorlu turlar oynadı ve Juventus ile Liverpool'u eledi. Liginde üçüncü olan Chelsea ligi de o noktada bitirecek gibi duruyor. Barca finale daha yakın duruyor...

ManUtd-Arsenal: Arsenal'in her turda eleneceğini farzetsek de öyle olmuyor. İkinci turda zorlu bir eşleşme geçirdiler ve Roma'yı ancak penaltılarla yendiler. Villarreal'i deplasmandaki avantajın yardımıyla geçtiler. Bu sefer sert kayaya çarpacaklar gibi duruyor. Geçen sezonun şampiyonu ManUtd bu sezon da geçen sezonu aratmıyor. Lig Kupası'nı penaltılarla kazandıktan sonra FA Cup'ta yarın yarı final oynacaklar, ligde zirvedeler ve Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayacaklar. ManUtd Porto karşısındakinden daha iyi oynamak zorunda. Arsenal'in ipleri sıkı tuttuğunu unutmadan gerekli ciddiyeti takınırlarsa finale kalmaları kolay gibi gözüküyor.

Finali Barcelona ile ManUtd'nin oynayacağını tahmin ediyorum. Bakalım eşleşmeler beni haklı mı çıkaracak?

23.03.2009

Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final Zamanı

Bir önceki yazımda ''şu turu şu takım alır'' diye tahminde bulunmayı reddetmeme rağmen, genel olarak durumu iyi süzdüğümü görüyorum. Geriye kalan sekiz takımdan altısı üç büyük lige mensup. Geçen yıl ve önceki yıl da altışar takım bu turda yer almıştı. Sonuç olarak; geçen yıl ve önceki yılki gibi yarı finale kalan takımların üç büyük lige -belki de üçü İngiltere- mensup olan takımlar olması son derece muhtemel gözüküyor.

Eşleşmelere tek tek bakalım ve değerlendirmeye çalışayım...

Villarreal-Arsenal: Villarreal, en son Şampiyonlar Ligi'nde yer aldığında kupada yarı finale kadar yükselmişti ve Arsenal'le çok dramatik bir yarı final serisi oynamıştı. (Kısaca hatırlatalım, 1-0'ın rövanşı El Madrigal'de oynandı. Henry'nin önderliğindeki Arsenal maç boyunca Villarreal'i durdurdu, 90+1'de Villarreal penaltı kazandı ve Riquelme topu Lehmann'a gönderdi, Riquelme'nin gözleri yaşlarla doldu) Bu sefer şartlar farklı. İki takım da zorlu ikinci tur serileri oynadılar. Villarreal, Panathinaikos'u deplasmanda yenerek eledi. Arsenal, Roma'yı ancak penaltılar sonunda elemeyi başardı. İki takım da kendi liglerinde dördüncülük mücadelesi yapıyorlar. İki takım da önceki eşleşmeden farklı olarak kesin bir lidere sahip değiller. Villarreal; Pires-Senna-Santi orta alanının önünde Rossi'ye sahip. Arsenal'de Fabregas bu seride oynamayacak. Nasri-Walcott gibi etkili kanat oyuncularıyla beraber, etkili forvetler de var. Bu seride Senna-Denilson eşleşmesinde kimin öne çıkacağı kritik duruyor. Tahminim Arsenal'in Roma'yı eleyerek sürpriz yapmasına rağmen Villarreal'in bu turu geçebileceği yönünde...

Manchester United-Porto: Porto, Şampiyonlar Ligi şampiyonu olurken Manchester United'ı elemeyi başarmıştı. Man Utd önceki turda Jose Mourinho'yu saf dışı bırakmayı başardı; şimdi Mourinho'nun eski takımı rakipleri. Porto, önceki turda Atletico'yu eleyerek bana göre sürpriz yaptı. Man Utd'nin Inter karşısında oynadığı futbolu gördükten sonra, bu takımın zamanla ilerleyen grafiğini de hesaba katarsak Porto'nun Man Utd'ye pek rakip olabileceğini düşünmüyorum. Daha iddialı konuşmak gerekirse; Man Utd bu dört takımın arasından sıyrılır ve finale kadar gider. Üçünü toplasanız, Man Utd ile baş edebileceğini sanmıyorum...

Liverpool-Chelsea: Artık Şampiyonlar Ligi tarihinin klasik bir eşleşmesi olarak gözüküyor Liverpool-Chelsea eşleşmesi. Rafa Benitez Liverpool'un başına geçtikten sonra yaşanan Şampiyonlar Ligi eşleşmelerini hatırlayalım:

2004/05 Yarı Final: 1-0 Liverpool

2006/07 Yarı Final: 1-1 penaltılarla Liverpool

2007/08 Yarı Final: 4-3 uzatmalarda Chelsea

Takımlar bu sefer yarı finalden önce eşleştiler ve birisi yarı final oynama şerefine ulaşacak. Dikkat edileceği üzere; eşleşmeler sürekli ufak farklarla gitti ve kazanan son saniyede belli oldu. Bu sefer başka bir ihtimalin gerçekleşmesi de zor. Liverpool rakibini ligde iki kez yenmeyi başarsa da bu elbette ki başka bir ortam. Geçen yılın finalisti Chelsea, Hiddink'le beraber Rafa'yı geçen sezonki gibi devirebilir. Diğer tarafta da, Gerrard-Torres gibi süperstarların olduğunu unutmamak gerekir. Yine de kendimi zorlamam gerekirse; eşleşmenin son saniyede Chelsea'nin zaferiyle sonuçlanacağını düşünüyorum...

Barcelona-Bayern Münih: İki takım da önceki turu rahat -özellikle Bayern fazla rahat- geçtiler. Barcelona'nın olağandışı orta alanı ve hücumuyla günlerinde olduklarında zorlanabileceğini sanmıyorum. Bayern Münih Ribery'nin önderliğinde iyi golcüleriyle sonuca gidebilse de; oyun tıkandıklarında ne yapabilecekleri hala muamma. Schweinsteiger-Van Bommel-Ze Roberto ile kurulu olan orta sahanın Xavi-Yaya-Iniesta'ya dayanabileceğini sanmam. Barcelona geçer, yarı final çok çekişmeli olur...

23.02.2009

Şampiyonlar Ligi'nde perde tekrar açılırken

Bu yazıyla amacım; ''şunun sonucu şöyle olacak'' falan demek demek de değildir; sadece fikirlerimi paylaşmanın faydalı olabileceğine inanıyorum...

Bu turda üç büyük ligden 11 temsilci bulunmakta. Geçen sezon aynı liglerden 10, önceki sezon da yine 10 takım mücadele etmişti. Her zamanki savımı tekrarlıyorum ve Şampiyonlar Ligi'ne daha fazla ufak ligden takım alınmasının üç büyük ligin hegemonyasını durduracağını düşünmediğimi belirtiyorum. Bu hatırlatmadan sonra, eşleşmeleri değerlendirmeye geçeyim...

Atletico Madrid-Porto: Atletico; Liverpool'un yer aldığı grupta lider olmaya çok yaklaşmıştı ki bunu son maçta kaybetti. Grupta hiç maç kaybetmemeleri ve sadece dört gol yemeleri önemli istatistikler. Ön elemede de Schalke'yi elediklerini hatırlatalım. Teknik direktörleri Aguirre'yi kovmaları bu turda pahalıya patlayabilir ama son derece yetenekli oyunculardan kurulu güçlü bir kadroya sahip oldukları da altı çizilmesi gereken bir gerçek. 2004 şampiyonu Porto geçen yıllardaki kadar güçlü bir kadroya sahip olmasa da grubunu birinci bitirmeyi başardı. Grup ikincileri arasında çeyrek finale kalma şansı en fazla olanın Atletico olduğuna inanıyorum.

Lyon-Barcelona: Yıllardır sezonun ilk dönemini ligde rahatlayarak geçirdiği için, sezonun ikinci döneminde asla başarılı olamayan Lyon bu sefer ligde o kadar rahat değil. Dezavantajları ise rakiplerinin Barcelona gibi olağan dışı formda olan bir ekip olması. Iniesta olmasa da Barcelona'nın bu turu sanılandan çok daha rahat geçeceğine, hatta çeyrek finali de bir o kadar rahat geçeceğine inanıyorum. Bu takıma güvenim tam...

Arsenal-Roma: Turun en ilginç eşleşmelerinden birisi. İyi başlayıp, kötü bitiren Arsenal; kötü başlayıp iyi bitiren Roma'ya karşı. Arsenal'de Fabregas'ın yokluğu çok önemli. Roma ufak kazalar olsa da performansını sürekli arttırıyor. Arsenal'in İngiliz temsilcisi olması Roma'yı kesin favori olarak göstermemizi engelliyor.

Inter-Man Utd: Bir klasik tekrarlanıyor; Jose Mourinho, Sir Alex Ferguson'a karşı. Sir Alex'i Porto başında da Chelsea başında da dize getiren Mourinho bunu Inter'in başındayken de başarabilir mi? Kısacası, olmaması için bir sebep yok. Şüpheye yer vermeyen tek gerçek var; o da Inter'in kendi liginde Man Utd'nin de kendi liginde ortalığı süpürdüğü ve izleyenlerin bu eşleşmeden fazlasıyla memnun olacağı. Sonuç mu; net bir fikrim yok. Oturalım, izleyelim, memnun olalım...

Real Madrid-Liverpool: İspanya Ligi'nde lideri yakalama gayretinde olan Madridliler, burada Kırmızılar'a karşı. Grupta Zenit hak ettiğini alsaydı, ikinci turu rüyasında görecek olan Real Madrid'in Liverpool'a karşı şansı var mı? Fazla şans vermiyorum. Rafa Benitez'in takımı iki ayakları eşleşmeleri çok iyi oynar ve iki yılda bir gerçekleşen geleneğin bu yıl da gerçekleşmesi fazlaca muhtemel...

Chelsea-Juventus: Claudio Ranieri eski takımına karşı. Inter-ManUtd'nin tersini izlemeye hazır olalım. Zirveden epeyce uzakta kalan iki ekip kendilerini ŞL ile teselli etmeye çalışıyorlar. Buna kim daha yakın diye soracak olursanız; son maçta izlediğime göre Chelsea daha yakın duruyor. Yine de karşısındakinin Juventus olduğunu unutmayalım derim ben.

Villarreal-Panathinaikos: Grubunu sürpriz bir şekilde lider bitiren Pana', daha önce bu kupada yarı final oynayan İspanyollara karşı. İçimden geçen o ki; bu eşleşmeden çıkan ekip bir sonraki turu da geçsin. Olur mu? Onu zamanı gelince düşünürüz...

Sporting-Bayern: Sporting buraya kadar geldikten sonra ileri gider mi; rakipleri zorlu ama imkansız diye birşey yoktur. Sporting bunu başarabilir mi? Pek sanmıyorum. Bayern Münih bu turu geçebilecek kapasiteye sahip ve geçmemesi için bir sebep yok...

Çeyrek final eşleşmeleriyle görüşmek üzere...

14.11.2008

Şampiyonlar Ligi: Sürprizler ve Hayalkırıklıkları

Şampiyonlar Ligi'nde tur atlayanlar ve diğer sıraların belirli olacağı son iki maç gününe doğru giderken bir değerlendirme yapmanın doğru olacağı inancındayım. Geçen sezon ikinci tur yapan takımlardan sadece ikisi ilk iki torba dışından gelmişti. Bu sezon da durumun değişmesini beklemek fazla iyimserlik olur.

A Grubu'nda birinci torbadan gelen Chelsea turu hemen hemen garantilemiş durumda. İkinci torbadan gelen Roma da kötü başlamasına rağmen gruptan çıkmaya yakın. Bordeaux Cluj'u iki maçta da yenmeyi başararak grubu Cluj'un üstünde bitirmeyi hemen hemen garantiledi.

B Grubu'nda birinci torbadan gelen Inter liderliğe çok yakın. Grubun hayal kırıklığı Werder Bremen oldu. İkinci torbadan çıkmasına rağmen grubun sonuncusu durumunda, yine de ikinci olma şansları var. Şampiyonlar Ligi'nin en büyük sürprizi olan Anorthosis Famagusta ikinci durumda, sonuçlar dışında gösterdikleri performanslarla Avrupa'da yola devam edecek gibi gözüküyorlar.

C Grubu'nda sürpriz yok. Sporting-Barcelona maçı lideri belirleyebilir. Shakthar Donetsk'in ikinciliği zorlamasını beklerdim ama bu sene de olmadı, UEFA'ya gidecekler gibi gözüküyor.

D Grubu'nda son torbadan gelmesine rağmen genelde beklendiği gibi Atletico Madrid grubun zirvesinde. Atletico-Liverpool ikilisi gruptan çıkacak, PSV-Marseille'den biri de UEFA'ya kalacak. Son iki maçta liderin ve üçüncünün kimler olacağını göreceğiz.

E Grubu'nda da sürpriz yok. Man Utd ve Villarreal ilk ikiyi kaptılar, Celtic ile Aalborg da gerideler. Villarreal-ManUtd maçının galibi zirveyi alacak, Aalborg ise kendi sahasında Celtic'i yenebilirse sürpriz bir şekilde UEFA Kupası'na kalabilir.

F Grubu'nda Lyon ile Bayern aynı puanda zirvedeler. Fiorentina geride kalmasına rağmen son iki maçta sürpriz yapıp gruptan çıkabilir. Diğer taraftan, Steaua ile oynacakları son maç UEFA biletini de kaçırmalarına neden olabilir.

G Grubu'nda Arsenal lider bitirmeye yakın. Kalan üç takımın da gruptan çıkma şansı var. İkinci torbadan gelen Porto tura en yakın olan ekip. Son torbadan gelen Dinamo Kiev son maçta Porto'yu içeride yenmiş olsaydı çok büyük bir avantaj sağlamış olacaktı.

H Grubu'nda Juventus Real Madrid'i iki kez yenerek liderliği eline aldı. Zenit biraz da şanssızlık sonucu beklendiği kadar zorlayamadı üsttekileri. Yine de gruptan çıkacak son takımı Real Madrid-Zenit maçının sonucunun belirlemesi muhtemel.

Birkaç ilginç istatistik verelim. Grupların en iyisi olarak gözüken Barcelona ortalama %63 ile topla oynuyor. Son grubun parlayan takımı Juventus ile %42 gibi çok düşük bir yüzdeyle topla oynuyor.

En golcü futbolcular dört gol atan dört futbolcu: Dimitar Berbatov, Lionel Messi, Steven Gerrard ve Alessandro Del Piero. Görüleceği üzere Berbatov dışındaki üçlü klasik santrafor olarak tarif ettiğimiz oyuncular değil. Grupların en az gol atan takımı ise sadece bir gol ile Celtic.

Şahsi fikrim, Şampiyonlar Ligi'nde grupların bu sezon geçtiğimiz sezonlara oranla daha az çekişmeli geçtiği. Umarım, gelecek turlarda aynı şey olmaz, geçtiğimiz yıllardaki gibi müthiş mücadeleler izleriz. Yarı finalde yine üç İngiliz'in olacağını düşünüyorum. Onlara katılan takım ise Barcelona veya Inter olabilir.

12.11.2008

Güzelleme yapılacak takım: Barcelona

12 Temmuz 2008 tarihinde La Liga'daki transferleri içeren bir yazı yazmışım ve Barcelona ile ilgili olarak ''Sakatlık gibi sorunlar yaşanmazsa 2005-06 benzeri bir sezon yaşamalarını beklemek hayal değil.'' ifadesini kullanmışım. Neyse, mesele benim birkaç ay sonra Barcelona'nın olacağı yeri tahmin etmem veya etmemem değil. Önemli olan Barcelona'nın durumunu iyi tahlil etmek ve gözlemlemek.

Barcelona lige kötü başladı. Sezonun ilk maçında ligin yeni ekiplerinden Numancia'ya yenildiler, ikinci maçta ise Racing'i kendi sahalarında yenemediler. Teknik direktörlüğe tecrübesiz Guardiola'yı getiren, Ronaldinho ve Deco'yu gönderen Barcelona ile ilgili soru işaretleri beklendiği gibi çoğaldı. Barcelona bu iki maçı kazanamamasına rağmen muhteşem bir futbol oynadı ve iki rakibini de oyun olarak ezmeyi başardı.

Barcelona iki maç sonra yükselişe geçti ve arka arkaya dokuz lig maçı, üç Şampiyonlar Ligi maçı kazandı; İspanya Kupası'nda tur atladı. Şampiyonlar Ligi'nde grubunu lider bitiren Barcelona ligde son iki maçında Sevilla ve Valencia gibi ilk dört iddiası bulunan iki takımı adeta yerle bir etti, zirvedeki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona ligde 14 maçta 44 gol atıp sadece 9 gol yedi. Kazandığı on maçın yedisinde en az üç fark attı. Zor maçlar serisine girdiğinde; Sevilla'yı deplasmanda 3-0, Valencia'yı Nou Camp'ta 4-0 ile geçti.

Barcelona genel olarak 4-3-3 sistemiyle oynuyor. Geri dörtlüyü Abidal-Puyol-Marquez-Dani Alves oluşturuyorlar. Dani Alves yeni gelmesine rağmen müthiş bir uyum sağladı ve gerçek bir şampiyon gibi oynuyor. Kaptan Puyol her maçı ölüm kalım maçı gibi oynuyor. Öyle bir savunma kurgusu ki, Pique gibi bence son derece vasat bir savunma oyuncusu bile rahatlıkla forma giyebiliyor. Orta üçlüde Xavi-Iniesta-Yaya Toure üçlüsü var gibi gözükse de Xavi dışında herkes değişiyor. Iniesta yaklaşık bir aydır sakat. Yedek oyuncuların Gudjohnsen, Seydou Keita ve Aliaksandr Hleb olduğunu da hatırlatalım. Barcelona'nın ileri üçlüsünde Thierry Henry-Samuel Eto'o ve Lionel Messi üçlüsü var. Bu üçlüden Thierry Henry geçen sezon biraz eksik kalmıştı ki, bu sezon tam uyumu sağladı. Samuel Eto'o gol atmada üzerine düşeni yapıyor. Lionel Messi de gereğinden fazla gelişti. Yedekte Bojan Krkic gibi önemli bir silahın olduğunu da belirtelim.

Barcelona'yı özel kılan her zaman ama her zaman keyif veren futbol oynama özellikleri olmuştur. Bu sezon ise bu özelliklerini biraz daha fazla öne çıkarıyorlar. Valencia maçını izleyenler görmüştür ki; futbolcular işlerini yaparken müthiş bir keyif alıyorlar ve bu keyfi seyirciye de yansıtıyorlar. İlk golde Yaya Toure kendisinden hiç beklenmeyecek bir şekilde orta sahanın ortasında aldığı topu ceza alanındaki Thierry Henry'nin tam ayağına düşürdü ve golü attırdı. İkinci golde ise Dani Alves kendi ceza alanının önünde aldığı topu ileriye taşıdı, Hleb topuk pası yaptı, Henry golü attı. Barcelona kazanamadığı maçlarda bile topa %60-%70 arasında bir yüzdeyle sahip oluyor ve rakibine sahayı dar ediyor.

Tam zamanında form yakalayan Barcelona bu haftayı en yakın rakibinin altı puan önünde tamamladı. Gelecek hafta El Clasico'da Real Madrid'i ağırlayacaklar, daha sonra ise Villarreal maçına çıkacaklar. Barcelona bu maçlarda rakiplerini yenerse puan farkı iyice açılacak. Barcelona için sorun geçen sezonlarda Lyon'un başına geldiği gibi aşırı rehavet nedeniyle form düşüklüğü olabilir. Dikkat diyorum, Barcelona'dan beklentim sadece lig şampiyonluğu değil...

14.09.2008

İngiltere'de Şampiyonluk Mücadelesine Bakış

İngiltere Premier Ligi'nde her sezon aynı soruyu sorarak başlarız ve her sezon da cevap bölümünde dört şık yer alır: Arsenal, Chelsea, Liverpool, Manchester United kim şampiyon olacak?
        
1992'de kurulan Premier Lig'de dört büyükler arasında Liverpool hiç şampiyon olamazken, dört büyükler dışından Blackburn Rovers 1994/95 sezonunda şampiyon olmayı başarmıştı. Man Utd sekiz, Arsenal dört, Chelsea ise iki şampiyonluk almayı başardı. Geçen sezonun başında Chelsea'nin teknik direktörü olan Jose Mourinho'ya göre Tottenham da şampiyonluk yarışının içinde yer alıyordu ama Tottenham için sezon hiç öyle gitmedi.
        
İngiltere'de alttan gelen takımlar yukarıdakileri tedirgin etse de, arada müthiş bir uçurum olduğunu söyleyebiliriz. Son yılların en atılımcı takımı olan Manchester City, sonunda Arap sermayesinin oldu ve Robinho bombasını patlatarak gözdağı verdiler. Elano-Jo-Robinho üçlüsünün önemli işler yapacağı tahmin edilse de bu takımın zirveyi tehdidi zor gözüküyor. Everton da son yıllarda kadro istikrarına ve başarı istikrarına sahip ama 2004/05'deki dördüncülük bile zorla geldi ve yukarıyı aşamıyorlar. Tottenham'ı da unutmayalım tabii...
        
Olağandışı işler olmazsa şampiyon dört büyükten biri olacak, bu dört takımı tek tek inceleyelim...
        
Son iki sezonun şampiyonu olan ve geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ni de kazanan Manchester United sezona bomba transfer yapmadan giriyordu ki, son anda kulüp tarihinin en yüksek bonservis bedeliyle Tottenham'dan forvet Dimitar Berbatov'u transfer ettiler. Giggs-Scholes-Gary Neville üçlüsüyle tecrübe dengesini sağlayan Manchester United, Anderson, Rooney, Cristiano Ronaldo, Tevez gibi dünyanın en yetenekli futbolcularından birkaçına da sahip. Burada, Ronaldo konusuna bir parantez açmak istiyorum. Transfer dönemi boyunca adı Real Madrid'le anılan Cristiano Ronaldo son olarak Real Madrid'i istediğini söylemişti ve ''Ben köleyim.'' açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklamadan sonra bile kendisini satmayan ve arka çıkan Sir Alex Ferguson'un kariyerinin sonlarında kendisine yakışmayan bir davranışta bulunduğuna inanıyorum. Malum, 2006 Dünya Kupası sonrasında da aynı şeyler yaşanmıştı ve Sir Alex Ronaldo'ya sahip çıkmıştı. Bu sefer ise Ronaldo'nun terbiye sınırlarını aştığını düşünüyorum ve Ronaldo haricinde Man Utd takımına da antipatiyle bakmama neden oluyor...
        
Son iki sezonun ikincisi Chelsea'ye göz atalım. Geçen sezonun müzmin ikincisi Chelsea, Premier Lig'i ve Şampiyonlar Ligi'ni Man Utd'ye; Lig Kupası'nı da Tottenham'a kaybetmişti. Bu sezona yeni teknik direktörleri Luis Felipe Scolari ile başladılar. Chelsea sezona önemli transferlerle girdi. Savunmanın sağına Bosingwa'yı, orta alanın önüne de Deco'yu transfer eden Chelsea nereden bakarsanız bakın Avrupa'nın en iyi kadrolarından birine sahip durumda. Sadece forvete bir takviye olsa daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Sakatlık sorunu yaşanmazsa bu sezon Premier Lig'i tekrar domine edebileceklerini düşünüyorum. Cole-Terry-Carvalho-Bosingwa dörtlüsü önünde Essien, ortada Ballack-Lampard, önlerinde Deco ve ileride Drogba ile Joe Cole-Salomon Kalou-Nicolas Anelka'dan birisi. Kalede de dünyanın en iyi üç kalecisinden biri olan Petr Cech. Şampiyon olmaya çok yakın bir kadro...
        
Son iki sezonda bu ikilinin arkasında yer alan Liverpool-Arsenal ikilisine de kısaca göz atalım...
        
Liverpool'da taraftarın sabrı taşmak üzere. 1990'dan beri şampiyon olamayan takımda teknik direktör Rafa Benitez her sezonun başında duyduğumuz ''Çalıştığım en iyi kadro'' açıklamasını yaptı. Bu sezonki transferlere bakarsak Robbie Keane dışında hiçbiri dünya çapında üne sahip olan futbolcular değil. Liverpool'un bu sezonki başarısında etki edecek isimler ise bu sezon gelenlerden çok geçen sezon gelenler. Fernando Torres, Lucas, Ryan Babel ve Yossi Benayoun; Gerrard-Mascherano-Kuyt-Xabi Alonso desteğiyle Liverpool'u başarıya götürebilir. Yine de, Man Utd-Chelsea'nin birkaç adım gerisinde kalan bir kadro...
        
Arsenal sezona Flamini ve Hleb kayıplarıyla başladı. Marsilya'dan geleceğin en büyük yıldızlarından biri olan Samir Nasri'yi transfer ettiler. Yine genç bir yıldız olan Aaron Ramsey ve son olarak da tecrübeli Mikael Silvestre transfer edildi. Fabregas'ın önderliğindeki Arsenal'in geçen sezonki gibi heyecan verici futboluyla belki bir süre zirveye çıkabileceğini ve Şampiyonlar Ligi'nde göze batabileceğini düşünüyorum ama şampiyonluk için şansının düşük olduğuna inanıyorum...
        
Son olarak yüzde verecek olursam; Chelsea %50, Man Utd %40, Liverpool %5 ve Arsenal %5 ihtimalle şampiyon olurlar...

13.08.2008

Community Shield ve Sezon Öncesi Lige Bakış

İngiltere Premier Lig başlamadan bir hafta önce 'İngiltere Süper Kupası' mahiyetinde olan Community Shield finali oynandı ve Chelsea kupayı penaltılarla kazandı. Öncelikle maçı hatırlayalım, sonra da Premier Lig'e bir önbakış yapalım...

Man Utd maça klasik 4-4-2 sistemi ile başladı. Ronaldo'nun yerine Nani, Vidic'in yerine Evans ve Van der Saar'ın yerine Milli Takım'a çağrılan Ben Foster ile başladılar. Chelsea ise 4-1-3-2 ile başladı ve tamamen bu sezon oynamalarını beklediğimiz kadro ile sahaya çıktılar. Kadrolara baktığımızda Chelsea'nin çok ağır bastığını düşünüyorduk ama tam tersi bir başlangıç oldu. Man Utd'nin sol çizgisinde Nani, Ivanovic'e müthiş bir üstünlük sağladı ve takımını öne geçirdi. Daha sonra, Park ve Berbatov'un şutlarını Petr Cech kurtardı, belki de maçı kurtardı. 20. dakikadan sonra Chelsea oyunu dengeledi, sonrasında da üstünlüğü sağladı. İkinci yarıda öne geçti ama son dakikada ofsayt kokan bir golle maç 2-2 bitti, kupa penaltılarla Chelsea'nin oldu.

Maçın kısa bir özetinden sonra lige bakalım...

Bu sezon dört büyüklerin haricinde Manchester City de kimi otoritelere göre ligin favorisi. Bazıları Tottenham'ın da üst sıralara aday olduğunu düşünüyor. Geçen sezonu 5-6 olarak bitiren Everton ve Aston Villa'nın da üst sıralarda bulunacağını düşünüyorum. Kısacası, tablonun ilk sekiz sırasında yer alacak takımlar belli gibi gözüküyor; sadece yerlerde sorun var.

Son şampiyon Manchester United, en önemli silahı Cristiano Ronaldo'yu gönderdi ve yerine Ribery'nin adı geçse de üst düzey bir isimle anlaşmadı. İlerde ise Berbatov'un gelmesiyle arka plana atılan Tevez'i City'ye gönderdiler. Buna karşılık, Wigan'dan sağ çizgide oynayan Antonio Valencia ile gençliğinde süperstar olan fakat sonra sakatlıkların da etkisiyle kariyeri düşüşe geçen Michael Owen transfer edildiler. Man Utd öncelikle hiçbir zaman hafife alınmaması gereken bir ekip olduğunu dün de gösterdi. Geriye düşmedikleri sürece her maçın favorisi durumundalar. Park Ji-Sung takımın liderliğine geçmeye aday. Geçen sezon ligin en değerli futbolcusu olan Ryan Giggs dünkü maçın son dakikasında olduğu gibi her an oyunun kaderini değiştirebilir. Nani de uyum sürecinin ardından patlamaya hazır. Man Utd'nin kimilerinin sandığı gibi çöküşe geçeceğini sanmıyorum.

Geçen yılın ikincisi Liverpool, bu sezon iki büyük transfer yaparak; Glen Johnson ve Alberto Aquilani'yi transfer etti. Xabi Alonso ve Alvaro Arbeola ise Real Madrid'in yolunu tuttular. Gidenler ve gelenler ücret olarak birbirlerinin yerini tutuyorlar. Liverpool yıllardır süren sağ bek sorununu halletmiş olacak. Orta alanda ise Lucas-Aquilani-Gerrard üçlüsünün Avrupa futbolunun geleceğinde çok önemli bir üçlü olarak yer alacağına inanıyorum. Javier Mascherano'nun da kulüpte tutulduğunu hatırlayalım. Solda Riera ve ileri ikilide Torres-Kuyt ikilisi Liverpool taraftarını oldukça heyecanlandırıyor. Liverpool'lu futbolcular da birkaç günde bir ''Şampiyon olabiliriz.'' açıklamasını yapıyorlar. Liverpool'un geçen sezonki gibi büyük maçları almasının yanında kendi sahasında puanlar dağıtmaktan vazgeçmesi halinde şampiyonluk yarışında ciddi bir şekilde bulunabileceğini düşünüyorum.

Sezonun ilk kupasını alan Chelsea, teknik direktör bakımından istikrarsız geçen iki sezonun ardından Milan'dan Carlo Ancelotti'yi transfer etti. Ancelotti, gerek hazırlık maçlarında gerekse dünkü maçta çok iyi sinyaller verdi. Özellikle dün takım gerideyken yaptığı müdahalelerle oyunun kaderini değiştirdi. Chelsea'nin tek büyük transferi sol kanat oyuncusu Yuri Zhirkov oldu; buna karşılık futbolcu göndermediler. Sürekli olarak adı Türk takımlarıyla anılan Deco da takımda kalacak gibi duruyor. Ancelotti bir türlü eski öğrencisi Pirlo'yu alamadı; Pirlo'yu çok beğenmeme rağmen bu kadar üstün bir orta alanda kimin yerine oynayacak, bilemiyorum. Essien-Lampard-Mikel/Ballack-Joe Cole ve Malouda/Zhirkov varken nereye girer? Chelsea'nin oturmuş ve dinamik kadrosuyla şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu düşünüyorum.

Arsenal sürpriz yapmadı ve savunmacı Thomas Vermaelen dışında bir transfere imza atmadı. Bunun yanında Arsenal'in en büyük kazanımları; genç takımdan gelen orta saha futbolcusu Jack Wilshere, uzun sakatlıktan dönen forvet Eduardo, yine ağır sakatlıktan dönen Tomas Rosicky gibi gözüküyor. Ayrıca, Aaron Ramsey'den patlama bekliyoruz. Fabregas da ısrarla takımında kaldı. Arsenal'in bu yaz elinden çıkardıkları ise Kolo Toure ve Emmanuel Adebayor oldular. Arsenal'in bu kadrosuyla şampiyonluk mücadelesi yapması zor gözüküyor ancak ilk dördü zorlayacaklardır, yerlerine kaptırabilirler ama yıldızların formda olmasıyla ilk dörtte kalabilirler, özellikle Avrupa'da ve kupalarda Arsenal'in başarılı olmasını bekliyorum; ne olursa olsun, her zamanki gibi keyif veren bir takım olacaktır Arsenal...

Transfer döneminin en hareketli takımı Manchester City oldu. Geçen sezon transfer döneminin son saatinde Robinho bombasını patlatan City, ara transferde de Shay Given, Vincent Kompany ve Craig Bellamy'i transfer etmişti. Bu transfer döneminde ise en büyük transfer hamlelerini yaptılar. Savunmaya Kolo Toure gelirken, Aston Villa'nın ''satmam kardeşim'' diye tutturduğu kaptan Gareth Barry de takıma katıldı. Sol bekte Wayne Bridge oynayacak. İleride ise Emmanuel Adebayor-Roque Santa Cruz-Carlos Tevez forma mücadelesi yapacaklar. Ayrıca, Robinho-Bellamy'nin de bu bölgede olduğunu hatırlatalım. Bunlara karşılık, Elano ve Darius Vassell Türkiye Süper Ligi'ne gönderildiler. Jo da tekrar Everton'a kiralandı. Man City beklendiği gibi John Terry'yi alamadı. Micah Richards, Shaun Wright-Philips, Nigel de Jong gibi isimleri de kadrosunda barındıran City'nin şampiyonluk olmasa da Şampiyonlar Ligi biletini zorlayabilir. Fakat ''Bellamy'nin olduğu takımdan hayır gelmez.'' düşüncesini de unutmamak gerekir, bu sezon Tottenham'ın geçen sezon başına geleni yaşayabilirler.

Geçen sezon flaş transferlere rağmen çok kötü başlayan ve Harry Redknapp'ın göreve gelmesiyle toparlanan Tottenham'ın en önemli transfer hamleleri Peter Crouch'un alınması ve orta alana da Wilson Palacios'un geçmesi oldu. Takımdan ayrılan isimler ise şahsen çok beğendiğim Didier Zokora ile bir türlü parasının hakkını veremeyen Darren Bent oldular. Tottenham'ın takımda birer yıl geçiren Luka Modric ve Roman Pavlyuchenko'nun daha da iyi olması, genç yıldızlar Gareth Bale-Aaron Lennon-David Bentley üçlüsünün vites yükseltmesi; Robbie-Defoe ikilisinin de üst düzey performans göstermeleri halinde Tottenham'ın kendisini ilk dört içinde bulması olası gözüküyor.

Geçen sezonun beşincisi Everton her zamanki gibi transfer döneminin en sessizi olarak duruyor. Fellaini'nin daha fazla uyum sağlamasını bekleyecekler; Jo tekrar kiralandı, Saha takımda kaldı, Lescott City'ye satılmadı; Arteta-Cahill-Osman üçlüsü bozulmadı; ama bu sezon beşincilik kadar iyi bir derece elde etmelerinin zor olacağını düşünüyorum.

Geçen sezonun ortalarında çok iyi olan fakat bir anda tepe takla olan ve ancak altıncı olabilen Aston Villa, takım tarihinin en uzun süre forma giyen futbolcusu Gareth Barry'yi kaybederek başlıyor. Ona karşılık Middlesbrough'dan Stewart Downing'i transfer ettiler ama o da sezon başında forma giyemeyecek. Yine Habib Beye de düşen takımlardan Newcastle'dan transfer edildi. Aston Villa'da Ashley Young-James Milner'ın yapacaklarını merakla bekliyoruz. Bu sezon da Everton'la çekişebilirler...

Geçen sezonki gibi, Chelsea-Liverpool-ManUtd üçlüsünün zirvede olacağını düşünüyorum. Dördüncü sıra için Arsenal-ManCity-Tottenham kapışabilir. Yedi-sekiz için ise Aston Villa-Everton aday...