İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Hollanda Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hollanda Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.10.2009

Twente'nin Yeni Transferi Bryan Ruiz

Hollanda’nın son dönemlerde yaptığı genç oyuncu yatırımlarıyla gündeme gelen kulübü Twente , Gent takımından 5.5 milyon euro’ya genç Kosta Rika’lı futbolcu Bryan Ruiz’i kadrosuna kattı. O Bryan Ruiz de şimdi oynadığı futbol ve attığı gollerle daha şimdiden kendini göstermeyi başardı ve aldığı paranın hakkını verip Twente’den sonra önünün çok daha açık olduğunu gösterdi.

Peki kimdi bu Bryan Ruiz ?

1985 doğumlu Kosta Rika’lı oyuncu daha 12 yaşında fark edilerek Kosta Rika’nın köklü kulüplerinden Alajuelse takımıyla sözleşme imzaladı. Daha sonra kulübün alt yapısında gelişimini devam ettiren Ruiz 18 yaşında kulübüyle ilk maçına çıkma başarısını gösterdi. Takımı Alajuelse’ye 2004 ve 2005 yıllarında önemli başarılar kazandırdı. Önce CONCACAF Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Alajuelse daha sonra kulüpler kupasını da kazanarak büyük başarılara imza attı. Zaten bu noktadan sonra onlarda Ruiz’i artık ellerinde tutamayacaklarını biliyorlardı. Bu başarılarla beraber Ruiz’e Avrupa’dan önemli takımlardan teklifler gelmeye başladı. Ancak o sürpriz bir şekilde 2006 Temmuz’unda 21 yaşında kendini Gent’li yapan sözleşmeyi imzaladı.

Artık herkes Ruiz’in bir an önce patlama yapıp daha büyük kulüplerin ilgisini çekmesini bekliyordu.Ancak işler öyle olmadı. Gittiği ilk sezonunda Gent’in başında bulunan Leekens’ten fazla şans bulamadı. Zaten o dönem takıma adaptasyon süreci geçiriyordu. Bu sebeplerle beraber Gent takımında o sezon 16 maçta forma giyip 3 gol kaydetti. Ertesi sezon Leekens ile yollarını ayıran Gent takımı , takımın başına Norveçli Trond Sollied’i getirdiğinde Ruiz için her şey adeta yeni başlıyordu. Gittiği takımlara oynattığı 4-3-3 sistemiyle bilinen Sollied takımına oldukça ofansif bir oyun tarzı yerleştiriyordu.Bu oyun tarzı içerisinde de en önemli kozu Ruiz’di. Sollied ile Gent takımı adına o sezon 31 maçta 11 gol atıp 6 da asist yaparak takıma önemli katkıda bulundu. Daha sonra Sollied ile de istenen noktaya ulaşamayan Gent takımın başına Standard Liege’den şampiyonluk yaşayarak gelen Preud’homme’u getirdi. Preud’homme ile de Ruiz Belçika’daki zirvesini yaptı. O sezon 32 maçta 12 gol ve 13 asistle artık Belçika’daki misyonunu tamamladığını gösterdi. Zaten tekliflerde birbiri ardına geldi. Ve 2009 Temmuz’unda kendini Twente’ye bağlayan 4 senelik sözleşmeyi imzaladı Ruiz. Gent takımı ise bu transferden yaklaşık 5.5 milyon euro gibi hatırı sayılır bir transfer ücreti kazandı.

Ruiz’in oyun stilinden de bahsetmek istiyorum. Aslında tam bir santrafor diyemeyiz onun için. Tamam uzun boylu ve teknik bir oyuncu ama o daha çok dripling yaparak oynamayı seviyor. Bu sebeple hedef santraforun yanında 2. ya da 3. Hücum oyuncusu olarak görev yapıyor. Aslında Twente’ye transferi Ruiz için çok isabetli oldu. Çünkü Gent’ten sonra yine hücumu benimseyen bir takım olan Twente’nin stili Ruiz’e pek yabancı gelmedi ve o da alışma dönemini kısa sürede atlattı ve çıktığı 9 maçta 5 gol 3 asist yaparak daha şimdiden taraftarların gözüne girdi.

Yazımın sonlarına doğru gelirken bu Kosta Rika’lı yeteneği gerek Hollanda ligi özetlerinden gerekse UEFA kupasından takip etmenizi tavsiye ediyorum. Her 2 ayağını da kullanabilen yeri geldiğinde müthiş çalımlarla içeri kat eden, sürpriz hava toplarında gol bulabilen bu genç yeteneği ileriki dönemlerde daha iyi takımlarda göreceğimize eminim.

31.12.2007

Kambersiz Düğün

Hollanda takımlarının Avrupa kupaları performanslarını görünce ne olacak bu Hollanda futbolunun hali diye dertlenen Hollandalı var mıdır bilmem ama ben, bünyeyi rakı ile terbiye eden bir ırkın ahfadı olarak, “Ne olacak bu memleketin hali?”, efendim “Ne olacak bu aslan sosyal demokratların hali?” gibi her Türk’ün doğuştan çözüm önerileri ile geldiği konulara bir yenisini eklemek ve “Ne olacak bu Hollanda futbolunun hali?” diye sormak istiyorum. "Hollanda gibi tüm dünyada saygı gören bir milli takıma, Avrupa kupalarından koleksiyon yapmış kulüp takımlarına sahip bir futbol geleneği için sorulacak soru mudur bu?" demeyin. (Bu soru benim Ahmet Çakarlaşmaya başladığımı göstermiyorsa…) Avrupa Şampiyonası finallerinde düştüğü o vahşi grupta (Fransa,İtalya,Romanya) Hollanda milli takımı ne yapar bilemem ama kulüp takımlarında bu ara işler hiç de iyi gitmiyor. İşler hiç de iyi gitmiyor derken aldığım ölçüt bizim genel geçer kabul gören “Bu sene fena değiliz” ölçütü değil elbette. Her şeyi kendi dengiyle kıyaslamakta fayda var. O zaman Hollanda takımlarının Avrupa kupaları geleneği bağlamında değerlendirme yapmak boynumuzun borcudur. Tek tek takımlar bazında bir durum değerlendirme yapalım bakalım :

PSV :Bir önceki sezonu bir futbol mucizesinin gerçekleşmesiyle şampiyon olarak tamamlayan ve doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı elde eden PSV bu şansını pek iyi değerlendiremedi. Bilindiği üzere Inter, CSKA Moskova ve Fenerbahçe ile aynı grupta yer alan PSV, 6 maç sonunda 2 galibiyet (ki iki galibiyetini de CSKA’yı yani grup sonuncusunu yenerek elde etti) ve 1 beraberlik alarak 7 puan topladı. Biraz da CSKA’nın beklenenden daha kötü bir performans sergilemesinin yardımıyla Avrupa defterini tamamen kapatmayarak UEFA Kupasının yolunu tuttu. PSV’nin UEFA Kupasındaki rakibi ise Galatasaray ile aynı gruptan çıkmayı başaran Helsingborg. Yıllardır Şampiyonlar Ligi’ne düzenli olarak katılan ve Hollanda futboluna özgü o oyuncu sirkülasyonuna rağmen gruptan çıkan, hatta yarı final ve ikbal gören PSV için bir seviye aşağıda mücadele etmek çok da büyük bir başarı olmasa gerek. Tabi onların da bir mazereti var : PSV, henüz Şampiyonlar Ligi’ne havlu atmadığı bir dönemde teknik direktörünü kaybetti. Çocukluğumda, topa her sert vuran futbolcunun kıyaslandığı adam olan Koeman, daha göz önünde bir ligde mücadele etmeyi tercih ederek Valencia’ya transfer oldu. Yıldırımlar saçan sarı kafanın yerini şu sıralar -emanetçi kabilinden- dolduran isim ise Jan Wouters . (Jan Wouters, 1986’da Ajax’ın Kupa Galipleri Kupası’nı kazanan ekibinde yer aldı.) Teknik direktörlük koltuğunun asıl sahibi ise sezon sonunda görevi devralacak olan Hamburg takımının hocası Huub Stevens. Sezon ortasında yaşanan teknik direktör sorunu bir yana bir zamanlar Ronaldo, Romario, Ruud Van Nistelrooy ve Kezman gibi gol makinelerini istihdam eden PSV golcü sorununa da bir çözüm bulmuş gözükmüyor. Sene başında kaybedilen Kone’nin yeri doldurulamadı kanımca. Şampiyonlar Ligi grup maçlarında sadece 3 gol atmış olmaları bu durumun en açık göstergesi.

AJAX :Önceki sezon kaderin bir oyunu sonucu sadece 1 gol averajla 2.olan Ajax, Şampiyonlar Ligi play-offunda (Burada ve yazının devamında kastedilen play-off, Hollanda Ligi’nde normal sezondan sonra Avrupa kupalarına katılacak takımları belirlemek için oynanan play-offtur.) işi şansa bırakmadı ve 4 maçta 8 gol atarak Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı elde eden ikinci takım oldu. Ne var ki 3. ön eleme turunda karşılaştığı Slavia Prag takımına iki maçta da mağlup olunca tüm bu çaba sonuçsuz kaldı. Şampiyonlar Ligi’nin kapısından dönen Ajax’ın kapısından döndüğü tek organizasyon bununla sınırlı kalmadı. UEFA Kupası 1.turunda deplasmanda 1-0 kazandığı ilk maçın ardından evindeki maçın normal süresini aynı skorla yenik kapatınca maç uzatmalara gitti. Uzatmanın başlarında ardı ardına gelen Zagrep golleri dönülmez akşamın ufku oldu. Sonradan gelen iki Ajax golü sadece skoru eşitledi. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti bile. Wesley Sneijder’i, Babel’i- affedersiniz eşek yükü paraya- satmanın, Perez’i PSV ‘ye kaptırmanın bir bedeli olmalıydı elbette. O zaman Ajax taraftarı için Sezen Aksu’dan geliyor; “Herşeyin bedeli var, güzelliğinin de...Bir gün gelir ödenir.”

AZ ALKMAAR :Alkmaar sokaklarında bir Hollandalı’yı çevirip “yüzüp yüzüp kuyruğuna getirmek” ,”arifeyi gösterip bayramı göstermemek” gibi Türkçe’ye özgü deyimlerin ve bilimum atasözlerinin anlamını sorduğumuzda cevap verebilecek birileri çıkacaktır sanırım. Yazının başından beri ikide bir topu atıp durduğum o “futbol mucizesinin” olumsuz kahramanı AZ çünkü. Ligi PSV’ye kaptıran, Şampiyonlar Ligi play-offunda da Ajax’ı geçemeyen AZ için Avrupa’ya çıkan tek yol UEFA kupasıydı. UEFA kupası 1.turunda ismi bir grup zıpır üniversitelinin kurduğu rock gruplarına benzeyen Portekiz takımı Paços de Ferreira ‘yı toplamda attığı 1 gol ile geçen AZ gruplara kalmayı başardı. Grup aşamasında ise işler pek iyi gitmedi. İlk maçında deplasmanda bizim için artık Fatih Tekke’nin takımı olan Zenit’e 1-0, Nurnberg’e 2-1 kaybeden AZ evinde kıstırdığı Larissa’yı 1-0 mağlup etti. Belki en güçlü olduğu yerde yani evinde darbeyi yemese bu kısır sonuçlarla gruptan çıkmayı başarabilecek kara bahtlı takım, son maçta Everton’a 3-2 kaybedince bu yalnızca evlerindeki 32 maçlık yenilmezliğin değil gruptan çıkma umutlarının da sonu oldu. Bu arada belki de Avrupa’dan elenmek Alkmaar için iyi olmuş olabilir. Çünkü geçen sene şampiyonluk tahtını son nefeste kaptıran Alkmaar şu anda ligde 10.sırada.

TWENTE :2006-2007 sezonunu az yukarıdaki üçlünün arkasında 4.bitiren Twente böylelikle Şampiyonlar Ligi hayaline tutunmayı başardı başarmasına ama AZ engeline takılınca tutundukları tek şey bu hayal oldu. “Şampiyonlar Ligi olmadıysa bunun UEFA’sı var” diyen Twente taraftarının bu iyimserliği bir işe yaradı mı peki? Maalesef… Develer tellal, pireler berber, Aydınspor 1.Lig takımı iken Kuşadası’na kamp yapmaya gelen, bu arada Aydınspor ile bir hazırlık maçı yapan (Yendiydik biz bunları, ehe) Twente’ye o zamandan kalan bir sempatim vardır. Ama ne benim sempatim ne taraftarın iyimserliği bir işe yaradı ve Twente ilk turda Getafe’ye takılıp gruplara kalamadı.

HEERENVEEN :Sezon sonunda oynanan play-offlara kadar teorik olarak Şampiyonlar Ligi şansı olan bir başka Hollanda takımı olan Heerenveen’di. Di’li geçmiş zamanda yazıyorum çünkü Heerenveen Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterme şansını daha Hollanda hududunu geçemeden Ajax karşısında yitirdi ve rotayı UEFA Kupası’na çevirdi.UEFA Kupası’na 1.turdan katılan ismi yazılması zor Hollanda takımı bu yazıda birkaç kez ismi geçen Helsingborg’la eşleşti. İlk maçta evinde 5-3’lük fiyakalı bir galibiyet alan ismi lazım değil, deplasmanda daha fiyakalı 5-1’lik bir yenilgi alınca kupaya havlu atmış oldu.

GRONİNGEN :Ligi 8.bitirip UEFA play-offunda Feyenoord ve Utrecht’i eleyerek UEFA kupasına katılmaya hak kazanan Groningen’in durumu da Twente’den pek farklı değildi. Gerçi Groningen’in karşısında çok daha dişli bir ekip; Fiorentina vardı. Şansını sonuna kadar zorlayan Groningen postu pahalıya sattı. 1-1 biten iki maçın ve uzatmaların ardından gidilen penaltılarda rakibine 4-3 yenilince yolun sonuna gelmiş oldu ve bir Hollanda takımı daha grupları göremeden Avrupa’ya veda etti.

UTRECHT :Hollanda’nın bu sezon İnter-Toto Kupasındaki temsilcisi Utrech’ti. Dikkat ettiyseniz karşımıza yine geçmiş zaman eki çıktı. Çünkü Utrecht’te deplasmanda 0-0 berabere kaldığı Hammarby takımıyla evinde 1-1 beraber kalınca deplasmanda atılan golün gollerin anası olması kuralına boyun eğdi ve 3.turdan daha ilerisini göremedi.

Evet, durum böyleyken böyle… Nasıl, dertlenmekte haklıymışım değil mi? Eredivisie’den yola çıkıp da halen yolda olan yalnızca bir takım var. O da Şampiyonlar Ligi’nden UEFA’ya yatay geçiş yapan PSV. Peki Şampiyonlar Ligi’nde izleme şansı bulduğumuz PSV, UEFA’da ne yapar? Tottenham, Bayern Münih, Atletico Madrid, Villarreal, (hadi dostlar kızmasın) Galatasaray gibi takımların arasından sıyrılabilir mi? Hanım, koş rakımı getir!

18.04.2007

Hollanda'da Taht Kavgası

Son bıraktığımızda ki bu bırakış bir türlü engellenemeyen aylaklığım sebebiyle 15.haftaya denk geliyor; PSV şampiyonluk yolunda tozu dumana katarak ilerliyordu. İlerliyordu diyorum çünkü makine düzeninde işleyen PSV’de bu aralar işler pek de iyi gitmiyor. 16.haftada Groningen’i 2-0, 17.haftada Heracles’i 3-0, 18.haftada vites yükselterek Willem II’yi 4-0 yenen PSV, 19.haftada Rotterdam deplasmanında Feyenoord önünden 1-1’lik beraberlikle döndü. Sonraki 2 haftayı da galibiyetle tamamlayan Boeren (Çiftçiler) takip eden üç haftada ise sadece bir puan toplayabildi. Bu döneme kadar sadece bir defa kaybeden PSV önce Roda’ya 2-0, ardından Koevermans’ın 88.dakikada gelen golüyle evinde AZ’ye 3-2 kaybetti. ( 88 ve devam eden dakikalarda atılan gollerle rakibinin hevesini kursağında bırakmak AZ’ye özgü bir espri anlayışı olsa gerek)

Ama PSV’ye asıl öldürücü darbe 29.haftadaki Ajax maçında geldi. Sneijder, Perez, Gabri ve “Avcı” Klaas Jan Huntelaar’ın iki golüne yalnızca Gılayvırtla (Kara kaşlıma selam olsun) cevap verebilen lider, sahayı başı önünde terk ederken Ajax taraftarı zafer şarkıları ile Eindhoven semalarını inletiyordu. Öyle ya Ajax bu galibiyetle 2005 yılında kendi evinde aldığı 4-0’lık mağlubiyetin rövanşını almakla kalmamış, 23 Ekim 1994’ten beri ilk defa Eindhoven deplasmanından galibiyetle dönmüştü. Bu galibiyetin son 25 sezonda alınan 3.deplasman galibiyeti olduğunu da ekleyeyim de Ajaxlılar’ın sevinci daha iyi anlaşılsın. (Ajax taraftar forumlarında “acab” nickini kullanan bir genç bu sevinci benden daha içten bir ifadeyle dile getirmiş: “Şu anda 22 yaşındayım,bütün hayatım boyunca bugünü bekledim,artık ölebilirim.”http://www.ajaxtalk.nl/Forum/viewtopic.php?t=8288&postdays=0&postorder=asc&start=100

Bu maçta yaşanan iki gol sevinci tüm taraftarların dikkatini çekti. Bunlardan ilki bir dönem Ajax formasıyla zaferden zafere koşan Kluivert’in bu kez PSV formasıyla Ajax filelerini havalandırdığı golden sonraki işini iyi yapan insanlara mahsus duru hali : http://www.youtube.com/watch?v=GFbBTCBwGRQ ,

Bir de ee, nasıl desem isterseniz kendiniz bir bakın : http://www.youtube.com/watch?v=a4vGE4isX-o, Maçın hakemi daha sonra yaptığı açıklamada “gol sevincini” golden hemen önceki bir faul pozisyonunda oyunu durdurmak yerine devam ettirmesine bağladı ama takdir sizin elbette…

Bu mağlubiyet PSV’yi derinden yaraladı ve sonraki hafta NAC Breda ile 1-1 berabere kalan kırmızı-beyazlılar 31.haftada bu kez NEC’ e 2-1’lik skorla kaybetti. (PSV’nin yoluna sessiz sedasız devam ettiği Şampiyonlar Liginde kendi evinde Liverpool’a 3-0 kaybettiği maçın da bu döneme denk geldiğini hatırlatayım.)

Peki PSV de bunlar olurken takipçileri neler yaptı? Son bıraktığımızda liderin takipçisi 5 puan geriden gelen AZ Alkmaar’dı. 31.hafta sonunda AZ yine ikinci ama puan farkı bu kez sadece iki. AZ Alkmaar belki seri galibiyetler alarak PSV’nin bocaladığı hatta daha bir esnek yorumla söylersek devrilmeye yüz tuttuğu bir dönemde “tahtı” ele geçiremedi ama hiç yenilmedi. 19.haftadaki 3-0’lik Twente bozgunundan beri AZ ligde kaybetmiyor. Bugün AZ ligin zirvesinde değilse bunun sebebi aralarında çok rahat kazanabileceği maçlar da olan 9 maçtan beraberlikle ayrılmasıdır.

Ya lig üçüncüsü Ajax? Aslında AZ Alkmaar için söylediklerimi Ajax için de tekrarlayabilirim. Zira Ajax’da AZ ile aynı puana (66) sahip, yani onlar da liderin sadece iki puan gerisinde. Kısacası ligin bitimine az bir zaman kala “taht kavgası” iyiden iyiye kızışacak.

Peki kalan maçlarda zirvedeki üçlü kimlerle oynayacak? Hemen bakalım: PSV 32.haftada lig dördüncüsü Twente ile içeride, (Twente forması altında 14 gole imza atan bir isim dikkat çekici:Kennedy Bakırcıoğlu) 33.haftada Utrecht ile deplasmanda ve son hafta içeride Vitesse ile oynuyor . Bu maçlardan en zorlu görüneni “ya nasip ya kısmet” diyecek Twente ile içeride oynanacak maç olarak gözüküyor. Çünkü Twente’nin de puanı 62. Utrecht ve Vitesse ise nispeten etli ve sütlü işleriyle ilgisi olmayan takımlar. AZ ise önce içeride Vitesse ile, sonra yine içeride Heerenveen’le oynayıp ligi Rotterdam deplasmanında Excelsior ile oynayacağı maç ile tamamlayacak. Excelsior’un ligdeki konumu AZ’ye problem çıkartabilir.(Excelsior şu anda on beşinci sırada ve ligde kalmak için play-off maçlarına çıkmak konusunda gönüllü olduklarını tahmin etmiyorum.) Buna karşılık Ajax ‘ın rakipleri ise NAC Breda, Sparta ve Willem II.

Kalan maçlara baktığımızda Ajax, fikstür açısından Eredivisie’nin play-off labirentlerini saymayacak olursak nispeten iddiasız orta-alt sıra takımlarıyla oynayacak olması sebebiyle bir adım önde duruyor gibi ama bu gözler 2005-2006 sezonunda Denizlispor-Fenerbahçe maçını da gördü.

Zaten biz futbolu neden seviyoruz ki? Sanırım sihirli kelime “öngörülemezlik…”

12.12.2006

Hollanda'da Vaziyet

Yazının başına geçmeden önce “acaba nereden başlamalı” diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Çünkü Eredivisie’nin zirvesinde işler şimdiye kadar hep olduğu gibi devam ediyor. Bu sebepten gelin bir klişeye yaslayalım sırtımızı ve “batı cephesinde yeni bir şey yok” diyerek diplere uzanalım. Zira aşağılarda işler karışık ve çok da öngörülebilir şekilde devam etmiyor. Şöyle ki;

Ligde 16.hafta maçları tamamlandı ve bu süre zarfında Hollanda’nın en büyük 3.şehrinin futbolda da büyük olmak isteyen takımı ADO Den Haag ve yine Hollanda futbolunun en köklü takımlarından Sparta Rotterdam uzun süre serbest düşüşlerine, içeride ve dışarıda rakip ayırt etmeksizin kaybetmeye devam ettiler. Öyle ki Den Haag ilk beş maçını kaybetti. Kulüp tarihinde sadece bir defa küme düşen Sparta ise ilk 9 maçında sadece bir beraberlik alabildi ki kaybettiği maçlardan birisi kulüp tarihinde ayrı bir yer edindi: PSV 7-Sparta: 0 (Sparta’yı küme düşürmeyi başararak Hollanda futbol tarihine geçen kişi ise bu hezimetten kısa bir süre sonra Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğuna uzanmayı başaran Frank Rijkaard’tı)

Sparta bu acı mağlubiyetten sonra da kaybetmeye devam etti ama 10.haftada gelen 1-0’lık Willem II galibiyetinin ardından ADO Den Haag’ı da 2-1 yenerek birazcık rahatladı. Lig sonuncusunun, Hollanda Liginin karmaşık play-off periyotlarına girmeden doğrudan 2.ligi boyladığını düşünürsek muhtemel rakiplere karşı alınan bu galibiyetlerin değeri Mayıs ayı geldiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Geçen sezonlarda ligin büyük takımlarına çelme takmasıyla tanınan ADO Den Haag ise 6.haftada Kayseri yorgunu AZ’den kopardığı 2-2’lik beraberlikten sonra bir türlü düze çıkmadı ve genel olarak kötü bir performans çizmeye devam etti. Den Haag’ın bu kötü, hadi sakınmadan söyleyelim berbat performansı 13.haftadaki Vitesse maçıyla zirve yaptı: Den Haag’ın büyük bölümünü 10 kişiyle oynadığı ve 3-0 mağlup devam ettirdiği maçın 67.dakikasında sarı-yeşilli taraftarlar sahayı işgal ettiler ve “yeter artık” diyerek duruma müdahale ettiler. (Esasında bu ADO Den Haag taraftarının ilk vukuatı değil, daha önce çıkan olaylar ve bir taraftar lokalinin yakılması sebebiyle Ajax ve ADO Den Haag takımlarının maçlarına misafir takım seyircilerin girişi yasak…) Tahmin edilebileceği üzere maç hakem tarafından tatil edildi. Ama işler bununla bitmedi, haftalardır aldığı tehditlere karşın yöneticilerin ve futbolcuların himayesinde görevine devam eden teknik direktör Frans Adelaar istifa etti, kulübün sponsorlarından DSW, isminin böyle bir olayla anılmasını istemediği için desteğini çekti.

Tam da artık bu noktadan sonra kurutuluş yok derken ADO Den Haag küllerinden doğdu ve bu sezon hiç yapmadığı bir şeyi yapıp bir deplasman galibiyeti aldı, üstelik bu 5 gollü bir galibiyetti: FC Groningen 2-Ado :5 Ancak sanırım kader Sparta ve ADO Den Haag takımlarının yolunu birlikte çizmiş olacak ki bir başka şok sonuç haberi Rotterdam’dan geldi: Sparta 3-Ajax 0 Sparta,şehir itibariyle ezeli rakip Ajax’ı yenince artık biraz toparlanıp bu sükseli galibiyetin verdiği moralle “çıkışa geçer” diye bekleyenler bir kez daha yanıldılar. Zira takip eden haftada Sparta deplasmanda Waalwijk’ e 2-1 kaybederek yerinde saydı. Den Haag’da evinde NEC’ e 2-0 yenilince yine son sıraya yerleşti. Uzun sözün kısası ligin zirvesinde gör(e)mediğimiz renkliliğe ve rekabetçi ortama takımların birbirine denkliği sebebiyle aşağılarda sıkça rastlamaktayız. Dolayısıyla alt sıralar biraz da takımların topladığı puanların birbirine yakınlığı sebebiyle her an şekil değiştirip lige ayrı bir renk katabilir.

Ligin dibinde böyle enteresan hadiseler yaşanmaya devam ederken zirvede çok şaşırtıcı olmayan bir durumun hüküm sürdüğünden bahsetmiştim. PSV yine yeniden lider, Şampiyonlar Liginde Galatasaray’ın da bulunduğu gruptan bir üst tura çıkmayı başaran PSV ligde de önüne geleni deviriyor.15 maçlık periyotta 13 galibiyet aldıklarını söylemem bu savımı doğrular sanırım. Üstelik 15 maçta 41 gol atıp sadece 6 gol yemeleri işin bir başka takdire şayan yönü. 15 maçta 11 galibiyetle aslında hiç de azımsanmayacak bir galibiyet yüzdesi tutturan AZ Alkmaar PSV’nin üstün performansı sonucunda 5 puan geride ve takipte… Ajax,Twente ve inişli çıkışlı grafiğini son haftalarda çıkışa sabitlemeyi başaran Feyenoord zirvedeki ikiliyi yakından takip etmekte. Görünen o ki biraz da takipçilerinin olmadık maçlarda puan kaybetmeleri sebebiyle PSV bu sezon da zirvedeki yerini yitirmeyecek.

Bu arada tüm Avrupa’yı saran ırkçılık korkusu bir biçimde Hollanda Ligi’ne de sıçramış durumda. Ajax –Twente maçında yardımcı hakeme “black cancer” diyerek hakaret eden ve ligde şu ana dek Ajax’ın oynadığı 15 maçta 7 gol atan Danimarkalı forvet Perez bu sözü nedeniyle 5 maç ceza aldı. (Ajax’da ceza alan bir başka oyuncu ise 3-0 kaybettikleri Sparta maçında hakeme hakaret eden Sneijder. Neyse ki Sneijder’in hakaretinin ırkçı bir yönü bulunmamakta. Sneijder çenesini tutamamasının bedelini iki maçı tribünden izleyerek ödeyecek.)

Son olarak biraz da gol krallığındaki yarışa bakalım: Geleneksel olarak golcü üretmesiyle ve dünyaca ünlü golcülerin Avrupa’daki ilk durağı olmasıyla tanınan Hollanda liginde, attığı 15 golle etkileyici bir performans sergileyen Alfonso Alves zirvede (Alves’in takımı Heerenven’in toplamda 28 gol attığını belirtirsem bu 15 golün anlamı daha iyi anlaşılacaktır.) Öte yandan Alves attığı gol sayısı itibariyle bizim umutsuz ve öfkeli ADO Den Haag taraftarlarını daha da kızdırabilir. Zira ADO Den Haag’ın attığı gol sayısı da 15. Alves’i 12 golle AZ’den Koevermans ve 11 golle PSV’den Farfan takip ediyor. Trabzon taraftarının her daim “ah bir Şota vardı bu takımda” diye yadettiği Shota Arvaladze’nin (bildiğin Şota işte canım) şu ana kadar 9 gole imza attığını da notlarımıza ekleyelim. Eskileri yad etmişken Pierre paremiz, biricik sevgilimiz Aziz Pierre van Hooijdonk’un da Feyenoord forması altında 1 gol attığını hatırlatayım istedim.

Şimdilik bu kadar, işte puan durumu;

 1.PSV (Eindhoven)                       15 13  1  1  41- 6  40
 2.AZ (Alkmaar)                            15 11  2  2  48-14  35
 3.Ajax (Amsterdam)                      15 11  1  3  36-12  34
 4.FC Twente (Enschede)               15  8  5  2  32-16  29
 5.Feyenoord (Rotterdam)              15  9  2  4  30-29  29
 6.FC Groningen                            15  7  3  5  27-31  24
 7.SC Heerenveen                         15  7  2  6  28-20  23
 8.Roda JC (Kerkrade)                    15  6  4  5  17-19  22
 9.FC Utrecht                                 15  6  2  7  23-26  20
10.NEC (Nijmegen)                        15  5  3  7  16-21  18
11.Vitesse (Arnhem)                      15  5  1  9  22-25  16
12.Excelsior (Rotterdam)                15  4  4  7  23-29  16
13.NAC Breda                               15  4  4  7  13-25  16
14.Heracles Almelo                        15  4  3  8  13-28  15
15.Sparta Rotterdam                     15  4  1 10  15-31  13
16.Willem II (Tilburg)                     15  4  1 10  16-36  13
17.RKC Waalwijk                           15  2  5  8  13-32  11
18.ADO Den Haag                         15  2  2 11  15-28   8

23.09.2006

Hollanda Ligi'nin Kısa Tarihçesi

Evet, itiraf ediyorum: Sitemizin sevgili editörü İlker; “Hollanda Ligi için yazar arıyorum” dediğinde aslında Hollanda ligi hakkında detaylı bilgim olmamasına rağmen “Kara Murat benim” edasıyla ortaya çıkan bendim. Yine samimiyetle itiraf etmek gerekirse sitemizin okuyucuları arasında “Dutch Eredivisie” hakkında benden daha bilgili olan ya da daha dişe dokunur fikir belirtebilecek arkadaşların olduğundan da eminim. Ama yine de benim gibi geçmişte hadiseyi göz ucuyla takip edenler ve ısınma turları atanlar için “ligde son duruma” geçmeden kısa bir bilgi notu vermek iyi olur düşüncesindeyim. O bakımdan buyurun Hollanda Liginin kısa(cık) tarihine:

Ortalama bir futbolsevere Hollanda Liginden hangi takımları tanırsınız diye soracak olursak gerek Hollanda Ligindeki yerel başarıları gerekse uluslararası arenada isimlerini duyurmalarıyla muhtemelen size üç takımın ismini verecektir: Ajax-PSV ve Feyenoord . Bu takımlardan Ajax, 1956 yılında “Dutch Eredivisie” ismini alan ve 18 takımın katılımıyla süren lig tarihine tam 29 ,PSV 19,Feyenoord ise 14 şampiyonluk sığdırmış. Bu açıdan hadiseye sempatik bakan çoğunluk için “üç büyüklerin” ,bu geniş kitleye muhalif olan bir kısım azınlık için ise “İstanbul oligarşisinin” hakimiyetinde devam ettiği düşünülen Türkiye Ligiyle zihinsel bir paralellik kurulabilir elbette. Çünkü bahse konu üç takım sayısız lig şampiyonluğuna imza atmakla kalmayıp 1965’ten bu yana ligde sadece bir kez aralarına bir başka takımın girmesine izin verdi: “Üç büyüğün” istibdat yönetimine son veren bu takım ise 1980–81 sezonunda kazandığı tek şampiyonluk ile son dönemde adını sıkça duyduğumuz AZ Alkmaar. Bu arada ligin 1897-98’den beri oynandığını ve ilk şampiyonun R.A.P. olduğunu, arada “Go Ahead Eagles ” , “Be Quick Groningen” gibi taraftarlarının takımı coşturmak için fazla zorlanmayacağı, adeta bir “ tezahürat” şeklinde doğmuş ilginç isimli takımların da şampiyonluğa uzandığını belirteyim.(Enteresan isimli takımlar saymakla bitecek gibi değil :MVV,VVV,Agovv)

Öte yandan Hollanda futbolu enteresan isimli takımları bünyesinde barındırmakla yetinmiyor; ligden düşecek, lige yükselecek ve Avrupa kupalarına katılacak takımları da yine kendine özgü enteresan yöntemlerle belirliyor. Nasıl mı ? Hemen cevap verelim: Lig bittiğinde puan cetvelinin zirvesinde yer alan takım kupayı evine götürüyor,son sırada yer alan takım da bir alt ligin yolunu tutuyor. Buraya kadar her şey alışıldığı gibi ve kafa karıştırıcı bir durum yok. Ligi sondan 2. ve 3.bitiren takımlar ise ayrı ayrı gruplarda,bir alt ligden gelen üçer takımla ligde kalabilmek için Nacompetitie adı altında play-off maçları oynamak zorunda. Grup mücadelesini lider bitiren iki takım ligde kalmış ve/veya lige yükselmiş oluyor. Bir bakıma ligden düşmek de kolay değil, lige yükselmek de…

Peki, Avrupa kupalarına katılacak takımlar nasıl belirleniyor? İşte işin orası ÖSS sınavı ya da benim hayatım boyunca hazzetmediğim matematik denklemleri kadar karmaşık. Lale ülkesi insanları bu soruna lale gibi enteresan bir çözüm bulmuş: Buna göre lig şampiyonu doğrudan Şampiyonlar Ligi biletini kapıyor.

Ligi 2. ve 9. sıralar (bu sıralar dahil) bitiren takımlar,hatta daha da sonrası için ise Avrupa kupalarına katılma yolunda en az lig kadar yıpratıcı yeni bir maraton start alıyor.(Tabi ilk beş sonrasının Şampiyonlar Ligine katılma ihtimalinin bulunmadığını eklemek lazım. Ligin heyecanının artırılması uğruna ligi 13.sırada bitiren vasat bir takımın bir ihtimal de olsa play-offları kazanıp Şampiyonlar Ligi koltuğuna oturması kıvrak bir bilek hareketiyle engellenmiş.)

Ancak şahsi düşünceme göre bu kıvrak bilek hareketinden sonra “play-off” adı altında pek de kıvrak olmayan bir futbol bürokrasisi başlıyor. Bu noktada, derin bir nefes alıp yazının geri kalan kısmına dingin bir zihinle devam edilmesi gerektiğini belirtmek boynumun borcudur ey okur. Zira birazdan karmaşık bir sürecin içine girmek üzereyiz. Hazırsanız başlıyoruz:

Kupa galibi ilk dokuzun içindeyse:

2-3-4-5.sıradaki takımlar bir küme oluşturarak birinci Play-Off mücadelesinin içine giriyor. Dört takım arasındaki mini turnuvayı kazanan Şampiyonlar Ligi'ne (3.ön eleme turundan itibaren) katılırken, kaybedenler UEFA Kupasının yolunu tutuyor.

6-7-8-9.sıradaki takımları ise ikinci bir Play-Off ‘ bekliyor. Bu Play-Off'un kazanan takımı UEFA Kupası biletini da kapmış oluyor. Son iki sırayı alan takımlar Avrupa kupalarına katılma hevesini bir başka bahara ertelemek zorunda. İkinci olan ise "Üçüncü Play-Off" u kazanan ile Intertoto'ya gitmek için kapışıyor. “Üçüncü play-off ‘da mı var?” demeyin lütfen. Çözümün lale gibi olduğunu peşin peşin söylemiştim:)

Ligde 10,11,12,13.sıraları alan takımlar üçüncü Play-Off grubunu oluşturuyor. Kendi aralarındaki turnuvanın kazananı ise 2.play-off’tan gelen takımla İntertoto mücadelesi veriyor.

Eğer hala bu play-off maratonundan sıkılmadıysanız bir de Kupa Galibinin ilk dokuzun içinde olmama ihtimalini inceleyelim:

Tahmin edilebileceği üzere bu ihtimalde de lig şampiyonu bileğinin hakkıyla Şampiyonlar Ligi'ne katılıyor.

İkinci Play-Off mücadelesinde ise işler bir parça değişiyor. Şöyle ki;bu Play-Off'u kazanan ilkinde olduğu gibi Şampiyonlar Ligi'ne katılırken, ikinci ve üçüncü UEFA'ya gidiyor. Sonuncu olan ise birincinin tersine "ikinci Play-Off" un ikincisi ile UEFA'ya gitmek için Karşılaşıyor.

6-7-8-9 sıraların aralarındaki turnuvanın kazananı UEFA'ya katılırken, ikinci olan ile "Birinci Play-Off'u” sonuncu bitiren takım UEFA'ya gitmek için karşılaşıyor. Bu Play-Off'da üçüncü olan ise "Üçüncü Play-Off'u kazanan ile Intertoto'ya gitmek için

Karşılaşmak zorunda)

Kupa Galibi de zaten yine bileğinin hakkıyla UEFA Kupası mücadelesine başlıyor.

Tamam,play-off anlatımı sona erdi sevgili okuyucu,artık uyanabilirsin.

Şaka bir yana kanaatimce Hollandalılar da ligin üç takımın tekelinde dönmesinin verdiği sıkıntıyı bir nebze olsun azaltabilmek ve iddiasız takımların ligin 2.devresinde yan gelip yatmasını engellemek için böyle bir çözüm üretmişler. Zira ligi 13.sırada bitiren bir takım için bile kapağı Avrupa’ya atmak en azından teorik olarak mümkün. Bunun da fazladan bir motivasyon sağlayacağı çok açık. Öyle ya Avrupa kupalarına katılmak gerek kulüpler gerekse futbolcular düzeyinde bir prestij ve gelir kaynağı. Ancak ligin sona erdiği bir dönemde fazladan maç yapmak uluslararası maç trafiğinin oldukça sıkışık olduğu günümüz futbol takviminde bir hayli yıpratıcı olabilir. Tabi bir de buna ligi 2.sırada bitiren takımın Şampiyonlar Ligi hayali kurarken kendini İntertoto Kupası’nda bulması gibi derin bir hayal kırıklığının yaratacağı muhtemel bir tepkiyi de eklemek lazım.

Hollanda’da uygulanan bu sistem ülkemizde şampiyonluk mücadelesinin suni heyecanı dışında heyecan arayan ve her yıl malum takımların ilk üç sırayı doldurduğu ligi izlemekten sıkılanlar için bir çözüm olabilir. Tabi bunu söylerken işin başka bir boyutunu da göz önüne almak lazım. Güzide ligimizin şampiyonu ya da 2 .si dahi daha ilk turda isimsiz Avrupalı ekipler karşısında kendinden geçerken, zaten kalitesi tartışılan ligimizin 13.’sünun hasbelkader kazandığı bir çeşit turnuva sonucu katıldığı Avrupa kupalarında nasıl başarılı olacağı,bu takımların arasından Ersun Yanal’ın Gençler’i ya da Ertuğrul Sağlam’ın Kayseri'sinin çıkma ihtimalinin ne olduğu elbette tartışılır.

Hollanda Ligi için bu tip bir giriş yazısı yazdıktan sonra “ligdeki son durum” adı altında yeni bir yazı yazma ihtiyacı doğduğu kuşkusuz. Ayrıca ligin zirvesinde ve dibinde ufak ufak şekillenmeler de başladı. Ama yukarıda özetlemeye çalıştığım bilgilerin bundan sonraki yazıları ve haftaları değerlendirmek için aydınlatıcı olacağını düşünüyorum. O bakımdan bu ilk yazı için beni mazur görün lütfen. En yakın zamanda yeni bir Hollanda Ligi yazısıyla görüşmek üzere…

Not:Son derece karmaşık play-off sistemini çözmekte bana yardımcı olan,hatta yardımcı olmak bir yana doğrudan çözen Meddah’a teşekkürlerimi sunarım.

18.12.2005

Hollanda'da Son Durum ve Ajax Altyapsısı

Bu dönem derslerimin yoğunluğu nedeniyle yazıları biraz aksattığım için bütün okurlardan öncelikle özür diliyorum. Ama bu kadar zamandır sıkıcı giden lige bir anda heyecan geldi ve dengeler değişmeye başladı. Formsuz PSV, başarılı AZ, başarıya hasret Feyenoord ve Hollanda takımlarının Avrupa Kupalarında’ndaki durumu… Öncelikle ligdeki bir duruma göz atalım.

15. haftayı geride bırakırken, puan tablosunun tepesinde 3 tane takım aynı puanda bulunuyor. AZ Alkmaar, PSV ve Feyenoord 35 puanla diğer rakiplerden koşmuş durumda şampiyonluk için savaş veriyor. Tablonun bu hali almasındaki en önemli sebep kuşkusuz geçen haftasonu oynanan Feyenoord’un 1-0 kazandığı PSV maçı. 3 takımı genel olarak istatistiksel olarak karşılaştırırsak şu sonuçlar ortaya çıkıyor.

Takım Toplam Gol Gol Ort. Yenilen Gol

AZ 41 2.73 15

Feyenoord 40 2.67 16

PSV 30 2 10

Atılan gollere baktığımız zaman Alkmaar ve Feyenoord’un bariz üstünlüğü gözüküyor. Aynı şekilde PSV de rakiplerine oranla kalesinde daha az gol görüyor. Bence birinci devredeki takımların bu performansları bazı belli başlı noktalar altında toplanabilir.

1) Az Alkmaar, Co Adrianesse ile çok iyi bir grafik yakalamıştı. İyi takım oyunu sonucunda ligde son haftalara kadar iddialılardı ve UEFA’da yarı final oynamışlardı. Bana kalırsa geçen seneden daha başarılı durumdalar ve yaptıkları hatalardan ders almışlar. Tecrübe kazanan kadro, şampiyonluk için herşeyini ortaya koyuyor, takım oyunu oynuyor ve başarılı oluyor. Bunun en güzel kanıtı da orta sahanın haddinden çok fazla gola atıyor olması. 7-8 kişi ile atak yapıp aynı şekilde defansa dönebiliyorlar.

2) PSV daha lig başlamadan lige 5-10 puan önde başladı. Yıllardır ezici üstünlükleri ve güçlü kadrosu onları moral oldu. Kredileri yavaş yavaş tükeniyor ve rakipleri PSV’yi yakaladı. Tercübeli, yaşlı defansı az gol yemeyi başarıyor ve Hollanda Ligi sınırlarında genç orta saha ve ileri uç oyuncuları idare ediyor ama Şampiyonlar Ligi söz konusu olduğunda aynı tabloyu çizmek o kadar da kolay değil. PSV’yi Şampiyonlar Ligi’nden söz ederken daha detaylı inceleyeceğiz.

3) Feyenoord ise Galatasaray gibi UEFA Kupasında birinci turda elendi. Rapid Bükreş mağlubiyeti ile Avrupa defterini kapadılar ve kendi liglerine döndüler. PSV’yi yenmeleri çok önemli bir adımdı, iki hafta sonra oynayacakları AZ Alkmaar maçı da bence bir o kadar önemli olacak. Ligde iyi gidiyorlar ve tek amaçları şampiyonluk.

Avrupa Kupalarına gelince.. Önceliği PSV’ye verelim. 4 gol atarak, -2 averaj ile gruptan çıktılar. Peki ne yaptılar? Şampiyonlar liginde yapılması gerekeni yaptılar. Kendi sahalarındaki 3 maçtan 9 puan çıkardılar. Üstüne bir de Milanla berabere kaldılar. Milan’a kaybetmiş olsalardı bile, 3 galibiyet ile çıkacaklardı. Şahsen kuralar çekilirken benim E Grubu düşüncem Milan 13 veya 15, PSV 9, Fener 4 veya 5 puan şeklindeydi. Bunu iddia ederken Fenerbahçe kötü veya Milan çok iyi diye düşünmedim. PSV içerdeki maçlarını alır deplasmanda da kaybeder tezimden yola çıktım.

PSV geçen senelere göre bu sene çok kayıplarla mücadele etti. Satılan oyuncular, sakatlar derken akıl almayacak oyuncularla oynadı. İlk olarak, 6 maçın 6sında da ilk 11 çıkan İbrahim Afellay. 19 yaşında orta saha oyuncusu. Annesi babası Faslı, kendisi Hollanda vatandaşı. Ikinci göze çarpan oyuncu İsmail Aisatti. 1988 doğumlu ve 4 maçta forma giydi. Fenerbahçe’yi yıkan oyuncu diye söz edilen Farfan 1984 doğumlu. Bu kadar genç oyuncunun yanında oynayan isim Cocu ve Simons. Cocu dede olacak, Simons da 30unu geçti. Bizim alışık olmadığımız bir sahne değil mi? Geçen hafta Galatasaray-Beşiktaş maçının 25. dakika bütün tribünler, akıl verenler, çok bilenler Yalçın’ı çıkartıp defansın ortasına Orhan’ı koymak sol beke de Heinz’i denemekten yanaydı. ‘Öküz gibi yapılı adamdan sol bek olmaz da ne olur, bu Yalçın’dan iyidir’ dendi dakikalarca. Belki zorunluluktan Yalçın oynadı ama ilk yarım saatten sonra alıştı ve kalan 1 saat fena da oynamadı. Tabi bunda Tigana’nın yardımı da gözardı edilemez ama yine de Galatasaray bir oyuncu, genç bir yetenek kazandı.

Öte yandan Fenerbahçe Kayseri’de 3 tane atmış ayağında top gezdiriyor. Daum neden Olcan’ı oyuna almak için 87. dakikayı bekliyor? Neden 65’te, hadi en geç 70’te oyuna gençleri almıyor? Gençlerle ben uğraşmam nasıl olsa klübün parası var transfer yaparız gerekirse diye mi düşünüyor?

PSV 17 yaşındaki çocuk ile Cocu’yu gayet güzel yanyana oynatıyor ve oyuncu yetiştiriyor. Belki PSV’nin önü geçen seneki gibi açık değil ve benim tahminim büyük ihtimalle ikinci turu geçemeyecekleri, ama gençleri oynatmaktan korkmuyorlar ve çok da iyi ediyorlar. Bahsettiğim İsmail ve İbrahim, 5 sene sonra toplam 30 milyondan satılır PSV’de borçsuz tasasız yoluna devam eder.

Hollanda’dan yazı yazıp Ajax’tan bahsetmemek olmaz. Ama ben size şu takım bu kadar gol attı, şu oyuncu iyi demek yerine ilk bakışta göze çarpmayan ayrıntıları sunmaya çalışıyorum. Ajax, ezelden beri 3 forvetten taviz vermeyen, klübün kuralıymış gibi 4-3-3 oynayan bir takım olarak bilinir. Şampiyonlar Ligi’nde geride kalan 6 maçta, Ajax toplam 7 forvet oyuncusu oynattı. Sanmayın ki 3-4 tanesi 75. dakikadan sonra girdi. 6 oyuncu yaklaşık 250’şer dakika oynamış grup maçlarında. Rosales, Charisteas, Babel, Anastasiou, Rosenberg, Boukhari. Hangisi antremanda daha çok çalışırsa, hangisi ligde iyi performans gösterirse, Danny Blind ona şans vermiş.

Öte yandan orta sahada ise tam bir istikrar söz konusu. Pienaar ve Sneijder orta sahanın ve ön liberonun büyük yükünü nerdeyse üstlenmiş durumdalar. Özellikle Sneijder, De Jong’un da yardımı ile çok iş yapıyor ve Ajax’ın forvetteki bu çeşitliliğinin doğurabileceği olumsuzlukları, çok çalışmasıyla ve başarılı grafiği ile önlüyor.

Son olarak farklı bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Önceki yazımda da söz ettiğim gibi Ajax’ın altyapı sisteminden bahsedecektim. Gelen her oyuncuyu alt yapılarına alıyorlar. Bizim ‘altyapı seçmeleri’ sistemi adamlarda yok. Bizde 1000 kişi başvuruyorsa bunlardan 70-80 tanesi sadece seçiliyor. Ajax’a 1000 kişi başvuruyorsa bunların hepsi uzun bir sure deneniyor. Öyle 1-2 saatte iki şut çektikten sonra fırlatıp atmıyorlar.

Amsterdam’da gezerken belediye tarafından yaptırılan, 16 tane nizami futbol sahası ölçülerinde yanyana çim futbol sahasını gittiğimde görmüştüm. Eğer belediye halkına böyle bir hizmet sunuyorsa, Ajax’ın, Feyenoord’un ve diğer Avrupa takımlarının tesislerini düşünemiyorum. Altyapı sistemine geri dönersek, Ajax’ta söyle bir system uygulanıyor. Altyapıya alınan her oyuncuya bir ‘Ajax pasaportu’ veriliyor. Yaptıkları her hareket bu pasaportlara işleniyor ve bütün oyuncuların kayıdı bu şekilde tutuluyor. Yemeğe 5 dakika geç kalma olsun, antremanda arkadaşına bağırma olsun, alt yapı sorumluları bunların hepsini not ediyor ve gençler de bunları bilerek kendilerine dikkat ediyor.

Ajax’ın resmi sitesindeki altyapı tanıtımında, ‘genç takımlar, aynı A takımın çalıştığı gibi çalışıyorlar’ açıklaması yer alıyor. Baştan sona, Ajax için, Ajax sisteminde ve disiplininde oyuncu yetiştiriyorlar. Takımın oyun sistemi 4-3-3 küçük yaştan öğretiliyor, oyunu rakip sahaya yıkmanın önemi anlatılıyor ve fair-play’in önemi aşılanıyor.

Bu mantalitenin yanı sıra TIPS adını verdikleri bir altyapı modeli ile eğitim yapıyorlar. TIPS kelimesi, technique, insight, personality ve speed kelimelerini simgeliyor. Personality (yani kişilik) ve speed (hız) doğuştan gelen, değişmesi çok zor değerler olarak düşünülüyor. Teknik ve insight (görüş, oyunu okuma, oyunu hissetme diye açıklanabilir) zamanla değişebilen ve geliştirilebilen kavramlar olarak lanse ediliyor. Ajax’ın altyapısında da antrenörler oyun görüşü ve teknik üzerinde durup, gençleri bu konularda eğitiyorlar. Ayrıca çocukların nelerden hoşlandıklarını düşünüp, onlara büyük sinema salonlarında eski Ajax yıldızlarını ve hareketlerini taker taker izletip, örnek gösteriyorlar. Ve bunun sonucunda da, Gullit, Van Basten, Bergkamp, Davids, Kluivert, Rijkaard, Cryuff gibi yıldızlar yetişiyor. Umarım ilginizi çekmiştir.

Hepinize sevgiler. Yorum ve sorularınızı her zamanki gibi bekliyorum.

23.08.2005

Hollanda'da Yeni Sezon

Özlem bitiyor, yazın sıkıcılığı, sıradanlığı, heyecansızlığı son buluyor. Gerçekten de futbol sezonunun başlaması ile futbolseverlerin hayatına renk geldi. İngiltere, Türkiye, Almanya,Hollanda, Fransa ligleri başladı, yakın zamanda da İtalya, İspanya başlayacak. Şöyle baktığımızda, İngiltere'de ses getiren transferler var. Aynı şekilde Almanya'da, İtalya'da, hatta Türkiye'de takımlar büyük paralar harcayarak kadrolarını güçlendirdiler ve günümüz futbolunda söz sahibi olmak için büyük çaba harcadılar. Bunun yanında mütevazı Hollanda Ligi'nde bu tip büyük paralar harcanmadı ama takımlar yine kadrolarını güçlendirdi ve yerinde transferler yaptılar.

Önce Ajax'tan başlayalım. Geçen sezonun Mart ayında göreve gelen teknik direktör Danny Blind, takımı 15 puan arkadan getirip ikinci yapmıştı ve Şampiyonlar Ligi için, Ajax hak kazanmıştı. 3. Ön Eleme İlk Maçında Brondby ile oynayan jax iyi bir performans sergiledi ama 90. dakikada şanssız bir gol yiyerek maçı 2-2 berabere bitirdi. Milli takımda yeni gelen ve yorgun olan Heitinga, Sneijder ve Charisteas'ın forma giymediği maçta yeni transfer Rosenberg ve Babel golleri atan isimlerdi.

Şampiyonlar Ligi Ön Eleme'sini bir yana bırakalım, ve Ajax'ın transferlerine bir göz atalım. Öncelikle, duyulan bir transferden Juanfran'dan söz edelim. Geçtiğimiz senelerde defans hattında problemler yaşayan ve Maxwell'i sene başında satan Ajax, bu bölgeyi Beşiktaş'tan Juanfran'ı kiralayarak güçlendirdi. Heitinga, Çek Grygera, Fransız Escude, Tunuslu Trabelsi, Maduro ve Juanfran Ajax'ın defansını oluşturması beklenen isimler. Orta sahaya baktığımızda göze çarpan isimlerin başında Wesley Sneijder geliyor.

Onun dışında Steven Pienaat, Nigel de Jong da Ajax'ın orta sahasının güçlü isimleri. İleri uçta da 18 yaşındaki Ryan Babel ve İsveçli 22 yaşındaki Rosenberg ilerleyen senelerde yıldızı çok parlayacak isimler gibi duruyorlar. Tabiki Yunan Charisteas ve Hollandalı Boukhari de forvetteki diğer tehlikeli futbolcular.

Son şampiyon PSV'ye gelince. Geçen seneki kadrosunu çoğunlukla koruyan PSV orta sahaya takviyeler yaptı. CSKA Moskova'dan transfer edilen 22 yaşındaki Arjantinli Ferreyra ve Brugge'den alınan Simons transferin en önemli isimleri. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılacak olan PSV ayrıca Heerenveen'den Vayrynen'i, Ujpest'ten de Feher'i transfer ettiler. Transferlerin yanı sıra ligin ilk haftasında PSV, Eredivise'nin yeni takımı Heracles ile 1-1 berabere kaldı.

Geçen senenin süpriz takımı AZ Alkmaar ise tanıdık bir isimle anlaşma sağladı. Şota Arvalazde bu sene Alkmaar'da oynayacak ve Alkmaar'ın 3-0 kazandığı ligin ilk maçında 2 gol atarak iyi bir başlangıç yaptı. Van Gaal yönetimindeki AZ Alkmaar'ın bir diğer önemli transferi Williem II'den Mathijssen.

Sezon öncesi yapılan transferlerden bahsettikten sonra şöyle bir toparlamak gerekirse, Ajax'ın bu sene bir çıkış yapması beklenilebilir. Yıllardır sessiz sakin, başarısız sonuçlar alan Ajax, bu sene lige ve Şampiyonlar Ligi'ne ağırlığını koyabilir. Bir sonraki yazımda Ajax'ın alt yapısı, gençlerin nasıl yetiştirildiği ve hangi temel öğelere bağlı kalındığını anlatmaya çalışacağım. Malum, Cryuff, van Basten, Rijkaard, Bergkamp, Kluivert gibi yıldızları yetiştiren bu anlayışı herkes merak ediyordur. Ayrıca 3-4 hafta geçsin, takımların formları yükselsin genel olarak bir değerlendirme daha yapacağım ve Feyenoord'dan bahsedeceğim. Şimdilik hepinize iyi haftalar, bol futbollu günler diliyorum.

6.04.2005

Avrupa'da Hollandalılar


Hollanda takımları bu sene Avrupa Kupaları’nda başarılı sonuçlar alıyor. Aynı zamanda Euro 2004’te yarı final oynayan ve Maniche’nin inanılmaz goluyle 2-0 geriye duşen ve finale çıkamayan Hollanda da milli takım olarak iyi bir grafik çizmişti, çizmeye de devam ediyor. Bu yazımda Alkmaar , PSV ve Hollanda Milli Takımı’nı konu alacagım.

Oncelikle Sampiyonlar Ligi Ceyrek Finali’indeki PSV-Lyon kurasına bakalım. Son 10 yıldaki Avrupa futbolu ve klupleri goz onune alındıgı zaman, 8 takım arasında en zayıf 2 tanesi olarak PSV ve Lyon nitelendirilebilir. Milan, Inter, Juventus, Bayern, Liverpool Avrupa’nın en iyi klupleri arasında. Chelsea, Mourinho ile buyuk çıkısta ve cogu insan Chelsea’ye final oynar gozuyle bakıyor. Ote yandan PSV, zevksiz Hollanda Ligi’nden, Lyon da yine digerlerine gore goz onunde olmayan Fransa Ligi’nden buralara geldi. Ama hem PSV hem Lyon cok formda ve diger takımlardan aşagı kalır yanları yok bu sene.

Hollanda ligi yazarı olarak, PSV’nin uzerinde daha çok durmadan once Lyon’a şoyle bir bakmak istiyorum. Werder Bremen bildigim kadarıyla (Can Evren daha iyi bilir) uzun suredir Bayern’den baska Bundesliga’da kimseye maç vermedi. Lyon bu takıma tam 10 gol attı ve bileginin hakkıyla çeyrek finale cıktı. Ote yandan Fransa liginde farkı açtı, gidiyor. Yine çok takip etmememe ragmen, bildigim kadarıyla Lyon’da Wiltord coşmuş şekilde oynuyor. Giovane Elber, Frau, Nilmar gibi cok iyi oyuncular var.

Yalnız bu futbol oyle bir oyun ki, Fener’e 7, W.Bremen’e 10 gol atınca herkes Lyon’a yenilmez gozuyle bakiyor. Fenerbahçe açıkcası Lyon maçlarında kotu top oynadi, tıpkı Galatasaray ve Besiktas maçlarında oldugu gibi. Ama bu maçları Fener’in kaybetmiş olması kadro olarak Galatasaray veya Besiktas’tan daha ustun olmadıgını gostermiyor. Turk futbolseverlerin gozunde –skorun en onemli kriter oldugu Turkiye’de- Lyon o yuzden bayagı puan kazanmis durumda. Su da unutulmamalıdır ki, Wiltord’un iki maçta da erken attıgı gollerle Lyon rahat rahat kazandı. 7-2’lik galibiyet de sayısal olarak çok guzel dursa da, Lyon icin tehlikeli. Yazıyı yazmadan once Lyon’un forumuna girdim ve anladıgım kadarıyla onlar da havaya girmişler, şampiyonluk bekliyorlar.

Bu kadar Lyon’u konuştuktan sonra gelelip PSV’ye. PSV buraya gelene kadar ne yaptı? Ligde sadece 1 maçi 10 kisi kaldıktan sonra penaltıdan gol yiyip kaybettiler. Geçen hafta Ajax’a 4 attılar. Bu sene, Sampiyonlar Ligi’nde çok basarılı sonuçlar aldılar ve Deschamps’in çalıştırdıgı Monaco’yu 2 maçta da yenip çeyrek finale çıktılar. Takıma baktıgımız zaman gerçekten çok tehlikeli oyuncular var.

Simdiye kadar Sampiyonlar Ligi’nde oynayan oyuncular arasinda en uzun ismi olan (gereksiz bir detay, ama vereyim dedim) Jan Vennegoor of Hesselink hucumda gercekten cok buyuk bir guc. Arkasında Cocu ve Guus Hiddinkle beraber Kore’den gelen Park cok iyi oynuyorlar. Cok şut atıyorlar ve diklemesine cok etkililer. CM diliyle ok çıkarılmış AMC’ye benzetebiliriz bu oyuncuları.

Ote yandan defansta gobekte Alex ve Bouma çok saglamlar. Sag kanatta milli takımda da oynayan Ooijer, sol kanatta Lee oynuyor. Ooijer (30) dısında defansta 27 yaşın uzerinde oyuncu yok. çok hızlı hareket eden, hava toplarında etkili olan bir defansı var PSV’nin. Bu Lyon için çok buyuk bir dezavantaj. Ortanın ortasında Cocu, onunde Park, Van Bommel ve Jefferson Farfan var. Bu oyuncular da top kontrolu iyi olan oyuncular. Farfan ozellikle en hızlı sol kanat oyuncusu Sampiyonlar Ligi’nde kalan takımların arasında. (Manchester elendikten sonra) Tek forvet gibi oynayan Vennegor, 26 yaşında ve Nistelrooy’un yerini tam olarak doldurmasa da onun benzeri bir oyuncu. Yani hızlı ve atagi dusunen bir orta sahanın ilerisinde oynayabilecek ideal bir santrfor. Oyuncuları tek tek inceledikten sonra, şunu soylemek istiyorum ki, PSV’nin bu kadrosu birbirine cok alıştı ve sene basından beri bir elin parmakları kadar mac kaybetmediler. Gercekten seri, goze hos gelen iyi futbol oynuyorlar.

Simdi gelelim asıl konumuza: PSV-Lyon ne olur? Aslında bu kadar yazıyı yazmamdaki onemli etkenlerden biri forumda Lyon’un kolaylıkla PSV’yi geçip final oynayabilecegi dusuncesinin yaygın olmasıydı. Her ne kadar bahis sirketleri ve insanların çogu Lyon’u favori gosterseler de, Hollanda da oyanacak maçta hersey belli olur. Ilk maç biraz beraberlik kokuyor bana. Eger ikinci maçta, Lyon erken gol bulursa yine fark da atabilir Bremen’e attıgı gibi ama benim gorusum PSV’nin agır bastıgı yolunda. Demiyorum ki, PSV turu rahat gecer. Benim dedigim PSV’nin hafife alınmaması gerektigi ve Hollanda yazarı olarak diyorum ki PSV tura daha yakın.

Gelelim Alkmaar-Villareal eşleşmesine. Acaba Hollandalı ekip 1981de oynadıgı UEFA Kupası finaline tekrar yukselebilecek mi? Bunu yapması icin onunde zorlu bir ekip var. Villareal su anda La Liga’da Sampiyonlar Ligi’ni kovalıyor ancak yakın zamanda Numincia, Zaragoza gibi takımlara puan kaybetti. Genel olarak iç sahada kazanıyorlar. Steau Bukreş ve Dinamo Kiev’i 2-0lık skorlarla yendiler ancak deplasmanda sıkıntı çekiyorlar, gol atamıyorlar. Buna ragmen, sitemiz yazarlarından Eray Cek’in keyifle okudugum yazısında da anlattıgi gibi Villareal buyuk bir cıkısta, bu sene UEFA’da finali gorse de goremese de.

Ancak bana kalırsa Alkmaar’ın yakaladıgı çıkış ve sergiledigi performans daha etkili. Ligde neredeyse hatasız oynayan, yukarda guclu kadrosundan bahsettigim PSV’yi kovalıyorlar ve belki yakalayacaklar sene sonunda. Alkmaar bana Galatasaray’ın 99-00 yılında yaşadıklarını anımsatıyor. UEFA’da kaybettikleri tek maçın gruptan çıkmayı garantiledikten sonra oynadıkları Graz maci oldugunu, ve Galatasaray’in da elemeli usulde mac kaybetmeden şampiyon oldugunu dusunursek, aynı senaryo gerçeklesebilir. Icime doguyor ki, Alkmaar da bundan sonra aynı Galatasaray gibi maç kaybetmeden şampiyon olacak.

Villareal-Alkmaar eşleşmesi çeyrek finaller arasındaki en guzel eşleşme bence. Iki takım da final icin savaşacak ve guzel maçlar olacak. Villareal geçen sene yapamadıgını bu sene yapmak isteyecek ve Alkmaar da Co Adriaanse’nin onderliginde tur peşinde kosacak. Alkmaar’ın kadrosuna bir goz attıgımızda, en onemli oyuncular Landzaat, Nelisse ve Meerdink. Villareal’in en buyuk (tek) avantaji Meerdink’in cok ciddi sakatlanmıs olması ve 7-8 ay sahalardan uzak kalacagı. Landzaat oyun kurucu ve aynı zamanda takım kaptanı. Oyun tarzı olarak Tugay’a benziyor. Onun dısında 9 numaralı Huysegems, defansta Mathijsen ve kaleci Timmer de onemli oyuncular arasında. Kenneth Perez de Kinder Supriz gibi, ne yapacagı belli olmuyor.

Oyuncu bazında Villareal açıkcası daha agır basıyor. Villareal’de eski Manchesterlı Diego Forlan –kıralandı mı satıldı mı bilmiyorum- var. Onun dısında cok iyi oyunculara sahip. Daha detaylı bilgi icin Eray Cek’in ‘Küçük bir kasabadan nereye...’ yazısını tavsiye ederim. Alkmaar’in agır bastıgı yon az gol yeyip cok atması ve takım gibi oynaması. Dedigim gibi 2000 senesinin Galatasaray’ı gibiler. Eger kupayı almak istiyorsanız, içerde de dışarda da kaybetmemek gerekiyor. Villareal icerde kaybetmeyen bir takım ve Alkmaar turu gecmek istiyorsa kesin Villareal karsısında ilk maçta en az beraberlik almalı. Alamazlarsa işleri zor olur. Gerçekten iki kura da – PSV vs Lyon , Alkmaar vs Villareal – çok degişik maçlara, sonuçlara yol acabilir. Butun maçlar da zevkli olur diye duşunuyorum.

Son olarak kısa bir şekilde Hollanda Milli takımına deginmek istiyorum. 90li yılların Rijkaard, Kouman, van Basten, Gullitli kadrosu unutulmazdı. Bence su andaki kadro da en az o kadro kadar iyi. O yıllarda en çok sevdigim ve begendigim futbolcu van Basten’di şimdi van Nistelrooy. Davids, Ajaxlı Sneijder, Hollandada gol krallıgında lider Dirk Kujit, Makaay gerçekten çok çok iyi oyuncular. Su anda 16 puanla grupta liderler ve Cek Cumhuriyeti macına kadar puan kaybetmezlerse gruptan lider çıkacakları goruşundeyim. Butun dunyanın sevdigi Hollanda, 2006’da Almanya’da çok iş yapacak. Eger Turkiye olarak gidemezsek –Allah korusun- gonlum Hollanda ile olur.

Hepinize sevgiler. Goruş, yorum ve onerilerinizi bekliyorum. Saygılar,

28.12.2004

Hollanda Ligi Yeni Başlıyor

1. devrenin sona ermesiyle beraber Hollanda Lig’i yeniden başladı. İspanya’da Barcelona, başta R. Madrid olmak üzere diğer takımlara kimsenin yıllardır atmadığı kadar farkı attı. Aynı şekilde Juventus İtalya’da 4 puan, Chelsea de İngiltere’de 5 puan farkla önde gidiyorlar. Hollanda Ligi’ne baktığımızda aynı puan ve averaja sahip 2 takımı en başta görüyoruz. Bunlar Alkmaar ve PSV. Ligin son 2 haftasına 5 puan önde giren PSV, önce Feyenoordla berabere kalarak sonra da kendi sahasında 8. sırada bulunan Roda’ya kaybederek avantajını yitirdi ve Alkmaar’ın, deplasmanda, sadece 8 puanı bulunan Roosendaal’ı yenmesiyle Eredivise’de durum eşitlendi.

21 Ocak tarihinde, ligin 2. yarısı başlayacak. Puan tablosuna bakılırsa, son 3 sırada 9, 8, 8 puanı bulunan Den Bosch, De Graafschap ve Roosendaal yer alıyor. 15. sırada, yani alttan 4. sırada yer alan Den Haag’ın 15, alttan 5. sırada yer alan Nec Nijmegen’in ise 17 puanı bulunuyor. Bana kalırsa son 3 sırada yer alan takımların hiçbiri kümede kalmayı başaramaz. Roosendaal ve De Graafschap’in kesin düşeceğine inanıyorum. Den Bosch’un da kaderinin şubat ayında belli olacağını düşünüyorum. Şubatta önce Den Haag, sonra da De Graafschap ile oynayacak olan Den Bosch, bu iki maçtan 6 puan çıkartırsa, çok çok az bir ihtimal kümede kalma şansını son 6–7 haftaya taşıyabilir.

Hollanda ligi öyle bir lig ki, üst sıralarla alt sıraların arasında çok büyük puan farkları var. İlk üç sırada takımların puanı 42, 42, 37 iken, son üç sırada 8, 8, 9 puanlı takımlar yer alıyor. Bir başka deyişle, üstteki takımlarla alttaki takımlar arasında ciddi farklar var. Son sıralardaki takımlara baktığımız zaman, aldıkları galibiyetlerden Den Haag’ın Feyenoord’u yenmesi dışında hiçbir tanesi üst 6 sıradaki takımlara karşı değil.

Averajlara baktığımız zaman da inanılmaz bir grafik ile karşılaşıyoruz. Hollanda Ligindeki ilk 4 takımın averajları 42, 42, 37, 31 şeklinde. 5. sıradaki Utrecht’in averajı ise sadece dört. 6, 7, 8. sıralarda bulunan takımların toplam averajı da ancak 13 ediyor. 8 ile 15. sıralar arasında sıralanan takımların averajı –2 ile –7 ararsında değişmekte. Son 3 sıraya baktığımız zaman –33, -26 ve –28 averajlarla karşılaşıyoruz. Bu da son 3 sırada bulunan takımların ligde kalmalarının ne kadar zor olduğunu tekrar gösteriyor.

Alt sıraların analizini yaptıktan sonra üst sıralardaki takımlara tekrar dönelim. Birinci devreyi ikili averajdan dolayı önde kapayan PSV, ikinci devre zorlanır mı? Ajax ve Alkmaar ile deplasmanda oynayacak olmasına rağmen bence PSV bu sene şampiyon olacak. Alkmaar’ın Hollanda Ligi’nde ve UEFA Kupası’ndaki çıkışı devam edebilecek mi? Bence Alkmaar şampiyon olamasa bile bu seneyi ikinci tamamlayacak. 10 haftada 30 puan toplayan Alkmaar, ikinci devrede ilk üç maçını alacağına inanıyorum. 12 Şubat tarihinde ise PSV’yi konuk edecekler. Herhalde bu maç Hollanda Ligi’nin bu seneki en önemli maçı olacak. UEFA Kupası’nda da ilk yazımda yazdığım gibi yarı final oynayacağına hala inanıyorum.

Diğer yandan Ajax devreye 3. sırada girdi ve baştaki 2 takımla arasında 5 puan fark bulunuyor. Hafta içinde Yunan yıldız Charisteas’ı renklerine bağlayan Ajax bu farkı kapatıp Şampiyonlar Ligi mücadelesi verebilir belki ama PSV bu sene gerçekten güçlü ve Alkmaar da 1 yıldır inanılmaz bir çıkışta. Hayatında hiç Şampiyonlar Ligi görmemiş Alkmaar bence bu avantajını kolay kolay Ajax’a kaptırmayacak ama futbolda her şey olur. Ajax, Alkmaar ve PSV ile içeride oynayacak, bu onlar için iyi bir avantaj olabilir.

Son olarak Feyenoord’un üzerinde durmak istiyorum. UEFA Kupası’nda başarılı sonuçlar alan Feyenoord ne olduysa ligde son 2 hafta istediği sonuçları alamadı. Önce PSV’yi konuk eden Feyenoord, 83. dakikasında 3-1 mağlup durumda olduğu maçı berabere bitirmeyi başardı. Aslına bakılırsa Feyenoord bu maçta iyi top oynadı ama ligdeki şansını sürdürmesi için çok önemli bir şanstı ve PSV ile arasında puan farkını kapatamadı. Ardından da, ligin zayıf ekiplerinden Den Haag’a kaybeden Feyenoord, liderin 11 puan gerisine düştü. Puan kaybının çok az olduğu Hollanda Ligi şartlarını göz önünde bulundurursak, bu kaybedilen 5 puan Feyenoord’u şampiyonluk ve ikincilikten baya uzaklaştırmış gibi gözüküyor.

Ligin ilk yarısı sonunda puan durumu şöyle:

1. PSV 42 10. Williem 22
2. Alkmaar 42 11. Waalwijk 21
3. Ajax 37 12. Groningen 19
4. Feyenoord 31 13. Twente 18
5. Utrecht 28 14. Nec Nijmegen 17
6. Heerenveen 28 15. Den Haag 15
7. Vitesse 27 16. Den Bosch 9
8. Roda 26 17. De Graafschap 8
9. Nac Breda 26 18. Roosendaal 8

Öte yandan, UEFA ve Şampiyonlar Ligi kuraları çekildi. Hollanda takımlarının durumlarını değerlendirmek için 2. devrenin başlamasını bekliyorum, Ocak ayında değerlendirmelerimi bildireceğim.