İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
La Liga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
La Liga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.06.2015

Bir Messi Kasidesi




Öncelikle cumartesi Messi'nin attığı golü izlemeyen kaldıysa yukarıdaki videodan bunu bir izlesin. Olay şu ki Messi artık bu golü o kadar normalize bir hale getirdi ki belki de gerektiği kadar tepki bile veremiyor hale geldik.

Messi, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu mu? 

Bir klişe var: "Yaa abi NBA eskisi gibi değil, aynı tadı vermiyor!" Bunun arkasındaki en temel sebep Ender Bilgin ile haftada bir tane banttan maç yayınındaki kısıtlı erişimden, NBA league pass ile her maça istenilen her an ulaşılabiliyor, ürün çok kolay tüketiliyor oluşu. İnternet çağında herşeye istenilen her an ulaşılıyor olmak gizliliği ve buradan doğan efsaneleşmeyi ortadan kaldırıyor.

Keza aynı şey futbol için de geçerli. Bugün örneğin, Maradona efsanesi denildiğinde normal bir futbol seyircisi için akla gelen anlar bir elin parmaklarını geçmeyecektir: 86 - 90 ve 94 Dünya Kupaları ile Napoli'nin şampiyonluğu. Erişim kısıtlı olduğu için hep iyi anlar akılda kalırken, Maradona'nın kötü maçları hatta sezonları dünyadaki birçok taraftar tarafından izlenmemiştir bile.

Haftada iki maçı dünyanın birçok yerinde canlı yayınlanırken Messi'nin böyle bir şansı yok. Her maç sırasında hakkında milyonlarca tweet atılırken, kötü bir formun gizli kalmasının yolu yok. Ama olay şu ki Messi 10 senedir öyle sürekli bir performans sergiliyor ki Messi için "kötü" kabul edilebilecek sezon bile başka herhangi bir oyuncunun pekala kariyer sezonu olabilir.

Örneğin geçen yıl Messi ne Barcelona ne de Arjantin ile hiçbir şey kazanamamışken "kötü" tabir edilen sezonunda 41 gol attı ki İngiltere tarihinin en büyük golcülerinden - kişisel olarak Shearer'dan sonra ikini gördüğüm - Lineker'in kariyerinde 38'den fazla gol attığı sezon yok.


Bugün Squawka'da gördüğüm bu tablo beni bu yazıyı yazmaya itti. Messi son 10 yılda kulüp ve milli takımlar için 311 deplasmana gitmiş, 44 günü uçakla havada geçmiş ve dünyanın çevresini tam 24 defa turlamış. Tamam İstanbul'da biz de her gün trafikte dünyanın saatini geçiriyoruz ve sonunda evde iki seksen yatıyoruz yorgunluktan. Adam bu fiziksel yorgunluğa karşılık bir de haftada iki maça çıkıp araba dolusu gol atıyor.

Messi  - Neymar - Suarez üçlüsünün beraber oynamaya başladıkları daha ilk yılda böyle bir uyum sergilemesi ve Suarez'in Kasım'a kadar oynamamasına karşılık üçlünün bütün resmi maçlarda toplam 114 gol atması insani tepkiler vermemi engelliyor, bildiğin Recep İvedik moduna geçiyorum. Sadece aşağıdaki lig maçlarında atılan goller ile ilgili tablo bile yeteri kadar durumu açıklayıcı.
Cumartesi maçın skoru ne olursa olsun, yıl sonunda Messi'nin 5. balon d'or'unu kazanması kuvvetle muhtemel. Bu kadar sayıda bu ödülü kazanan, bu kadar süre üst düzey performans sergileyen başka bir futbolcu daha yok. Her şeyden çabucak sıkılınılan, sürekli başarılı olanın içten içe bıkkınlık verdiği ve başarısızlığının ellerin ovuşturularak beklendiği bir dünyada 10 sene boyunca en üst düzeyde kalmak takdire şayan.

Baştaki soruya geri dönelim. Messi bana göre tarihin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu ve  düşüşe geçmeden önce olabildiğince her hafta maçlarını izleme imkanımız olduğu için bence çok şanslıyız.

15.09.2014

Forma Üzerinden Siyaset

Haftanın önemli gündemlerinden birisi Perşembe yapılacak İskoçya bağımsızlık referandumu. Quebec yazımda da söylediğim gibi, bir Türk olarak bu oldukça hassas bir konu olduğu için olabildiğince haber niteliğinde yazmaya çalışıyorum.

Referanduma 3 gün kala itibariyle görünen; İskoçlar parayı, bağımsızlığa tercih edecekler ve oylamadan muhtemelen bağımsızlığa hayır yanıtı çıkacak.

Tam da bunun arifesinde, haftasonu La Liga'da Barcelona - Athletic Bilbao maçı vardı. Geçtiğimiz hafta Barcelona'da Katalınya Ulusal Günü kutlandı. Bunun hemen ardından oynanan maçta Barcelona klasik Bordo-Mavi forması yerine Katalunya bayrağı şeklindeki kırmızı-sarı  şeritli forma; Athletic Bilbao ise Kırmızı-Beyaz forması yerine Bask bayrağı renklerindeki yeşil-beyaz-kırmızı forma ile sahaya çıktı. 

Madrid basını tabiki bu duruma köpürdü ve bunun İskoçya tarzı bir referandum talebine dikkat çekmek olduğunu ve Barcelona'nın futbola siyaset karıştırıdığını iddia etti. 

Maçı ise Neymar'ın 78. dakikadan sonra attığı iki golle Barcelona 2-0 kazandı.

16.05.2012

10.05.2012

Topcast 9 Mayıs 2012



Bu hafta konular Avrupa Ligi, Arda Turan, İspanya, İtalya, Mençıstır kardeşler ve şike üzerinde yoğunlaştı. Ali Aktaş, İlker Dalgıç ve Can Özenç...

17.02.2012

Topcast 16 Şubat 2012


Bu yayınımızda İlker ve Ali Aktaş'la beraber Afrika Kupası ve Zambiya ile başladık, oradan Glasgow Rangers ve Portsmouth'un iflasını tartıştık, sonra sırasıyla İngiltere, İspanya ve Serie A'ya atladık. Sonunda ise Avrupa Ligi, Beşiktaş, Trabzonspor ve Milan-Arsenal maçıyla bitirdik.

27.11.2011

Madrid Derbisi: Arda

Maç ile ilgili çok fazla detaya girmek gereksiz. 20. dakikada Bernabeu'da 10 kişi kalan takımın yenilmemesi mucize olurdu. Olmadı. Nuri, 90 dakika oynadığı Zagreb maçından sonra bu kez oyuna girmedi. Hamit tribündeydi. Abdullah Avcı da paella yemeye gitmiş oldu böylece Madrid'e.

Maçtan aklımda kalen enstantene ise Arda'nın oyundan çıkışı oldu. Tamam takım 10 kişi ve 3-1 geride. Dakika olmuş 70. Bu saatten sonra maç kurtarılmaz ama ne olursa olsun geride olan takımın oyuncusunun sahadan yürüyerek çıkmaya hakkı var mı? Zaman çalmak niye? Bu mudur kalan sürede oynayacak ve teoride skoru çevirmeye uğraşacak takım arkadaşlarına saygın?

11.05.2010

Real Hüsran Vs Umutlu Madrid


Bu aralar yabancı dizilerin favori konusu alternatif evrenler.Lost olsun Flash Forward olsun derinlemesine inceliyorlar bu konuyu.

Birde alternatif futbol ligi diye bir kavram girdi bu sene hayatımıza.Zira 37 haftada 101 gol atıp 95 puan toplamış bir takım şampiyon olmasının son hafta itibariyle imkansıza yakın olduğu bir lig yaşanıyor İspanya'da ve bunu herhangi bir istatistikle,gerçeklikle,denklemlerle,kuantum fiziği ile açıklamak oldukça zor.Bende basit yoldan gerçekliğini sorgulamayı seçtim :)

Türkcell Süper Ligin bir senelik yayın hakkına eş değer bir bedelle yapılan transferlerle sezona giren Real Madrid'in, bir senede süpersonik Barcelona'yı tahtından indirmesi tabi ki beklenmiyordu ama bu kadar trajik bir sonu dünyanın belkide en çok nefret edilen takımı bile hakketmiyor. Bir yanda önüne gelene 3'er 4'er gol atan Umutlu Madrid,öte yanda bu sezon çıktığı 6 kritik maçta Milan,Lyon ve Barcelona'yı yenemeyen Real Hüsran.

Bütün bir sezonda toplam 6 maç kaybeden Real Madrid'e özellikle 3'ünün faturası çok ağır nitekim Barcelona'dan 2 maçta 0 puan alan Pellegrini'nin öğrencileri o maçlardan sadece birinden 1 puan çıkarabilseydi şimdi şampiyonluğu kutluyor olabilir, Lyon deplasmanındaki sezonun en kötü futbolunu sergilediği maçta biraz daha derli toplu olabilse, çok istediği Bernabeu'daki finale Bordeaux ve Bayern'i eleyerek gelebilirdi ama olmadı ve belki de La Liga'nın en fantastik performanslarından birine imza atan bu takım başarısız olmakla suçlanmaya devam edecek.

İronik bir şekilde Real Madridliler Bernabeu'daki finali tv'den izlerken Pellegrini'nin kalmalarını istemesine rağmen takımdan adeta kovularak gönderilen Robben ve Sneijder'in Şampiyonlar Liginde final oynayayacak olup oynadıkları ligleri dublelerle kapatmış olmaları da yaraya adeta tuz biber ekiyor.

Yine de yazının başında ki istatistiklere ek olarak ligde en yakın 3 rakibine 6 maçta 16 gol atıp 6 galibiyet alan Real Madrid'in CR9 ve Kaka'nın sakatlık problemleri sebebiyle bu oyuncularda tam olarak verim alamadığını düşünürsek, bu oyuncularında formlarını bulması ve büyük ihtimalle Maicon, Rooney gibi süper starları kadroya katıp Jose Mourinho'yu takımın başına getireceğini varsayarsak, gelecek sene adına ümitli olmamak için hiç bir sebep yok.

Bu senenin toplama takımı olarak Barcelona'yı bu kadar zorlayabilen Real Madrid gelecek sezon 38 maçta 114 puan toplayıp(zira Barca'yı geçmenin başka yolu yok gibi) tahtını alabilecek mi yoksa Barcelona yine Real'den 1 fazlasını alıp 115 (metematiksel olarak imkansız fakat ??Barca istatistik?? yuh artık!!!) başkentte bir hüsran daha mı yaşatacak hep birlikte göreceğiz.

31.05.2009

Can Özenç’e Cevap: Barça’yı Durdurmanın Yolu Var mı?

Sevgili Can Özenç teveccüh gösterip, Barça’yı durdurabilmenin bir yolu varsa, bunu benim bilebileceğimi yazmış. Kendisine öncelikle teşekkür ederim. Bu durumda, benim de bir şeyler söylemem icap eder sanırım.

Son söyleyeceğimi en başta söylemek istiyorum. Eğer bu takımı durdurmanın bir yolu varsa; umarım kimse bu yolu bulamaz. Bilenler varsa da mümkünse sussunlar. Neden mi?

Sitemizin müdavimleri, muhtemelen pek 30 yaşının üzerinde değiller. Yani şurada, futbolu takip eden insanların büyük çoğunluğu yirmi yıldan az bir süredir, bu oyunu takip etmekteler. Bu yirmi sene içerisinde de böyle futbol oynayan takım görmüşler midir, Bilemiyorum. Benim şahsi görüşüm; ben izlemedim. Bir futbol takımı ancak bu kadar iyi oynar herhalde. Daha ötesi olabilir mi? olur belki olmasına da bu yapılabilir bir şey midir? Ben burada çok iyimser değilim. Bu nedenle Barça’nın oynadığı bu göze hoş gelen, aynı zamanda skorda elde eden futbolu, birilerinin durdurmasını istemiyorum. Hele de Chelseavari bir biçimde durdurulacaksa, Allah korusun derim.

Can, yazısının son bölümünde asıl önemli noktayı belirtti. M.United karşısına, ş.ligine final maçına çıkan Barça’nın ilk on birinin yedisi alt yapıdan yetişmişti ve teknik direktörü de hem futbolculuğunda hem de teknik direktörlüğünde alt yapıdan yetişen bir isimdi. Bir takım düşünün; hem dünyadaki en iyi futbolu oynayacaksınız hem de bunu büyük paralar ödeyerek aldığınız oyuncularla değil, kendi alt yapınızdan yetişmiş, kendi futbol kültürünü sonuna kadar özümsemiş adamlarla yapacaksınız. Buna ancak şapka çıkartılır. Tabi bu noktada oynanan bu harikulade oyunun temel kaynağının da yine bu alt yapı ve kültür meselesi olduğu da muhakkak.

Bu çerçevede bakıldığında; Barça’yı durdurmak mümkün mü diye tekrar soralım. Mutlak suretle biliyoruz ki; günümüzde bir takımın 56-61 döneminde Real Madrid’in yaptığı gibi bir hegomanya kurması olası gözükmüyor. Barça’da her sene üçte üç yapacak değil tabi. Birileri Barça’nın önüne geçecek ve kupa da kazanacaklar ama Barça oynadığı futbol ve bu futbol kültürüyle hep bir adım önde olmaya devam edecek.

Barça, alt yapısı tıpkı Ajax gibi çağdaşlarından çok farklı. Muhteşem bir organizasyonları var ve alttan çok değerli oyuncular yetiştirmeyi sürdürecekler. Bugün dünyanın en iyi orta saha oyuncuların başında gelen Xavi, İniesta ve Fabregas’ı bu kültürün yetiştirmesi tesadüf olamaz. Pique gibi orta sahaya koysanız, sırıtmadan başarıyla oynayacak bir savunmacının varlığı kesinlikle tesadüf olamaz.

Barça’dan yetişip başka takımlara gitmiş birçok oyuncu var. Everton’ın Mikel Arteta’sı, Celtic’in Marc Crosas’ı hep aynı orjinli orta saha oyuncuları. Barça’da en önemli farkı da bu top oynamanın ne olduğunu sonuna kadar özümsemiş orta saha oyuncuları yaratmakta zaten. Çok iyi biliyoruz ki Barça’yı özel kılan Messi’den çok, İniesta ve Xavi. Bu iki adam beraber oynamaya devam ettiği sürece de Barça “gerçekten futbol” oynamaya devam edecek. Ha Xavi bırakınca ne olacak? O zaman da Fabregas yuvasına döner ve bu süreç devam eder. Gelmez mi geri? Olsun, Thiago Alcantara büyük bir futbolcu olup, çıkıp gelecek. Ya da takımdaki ilk yılında büyük bir özgüven ile oynayıp, çok başarılı olan Sergi Busquets’leri var.

Messi, İniesta, Xavi, Puyol, Pique, Valdes, Busquets, Bojan bugün takımın temel taşları olmuş adamlar. Thiago, Gai, Pedro, Jeffren, Deulofeu, Jonathan, Rafael, Muniesa, Adria, Rochina, Terron ve daha birçoğu da sıralarını bekliyorlar. Fran Merida, Iago Falque, Dani Pacheco gibi yıldız adayları da yine bu alt yapının ürünü olup, Arsenal’e, Juve’ye, Liverpool’a kaptırılmış, birer yıldız adayı.

Yazımızı noktalayalım. Can Özenç’in uzun vadede Barça’yı durdurmanın imkansız olduğu düşüncesine sonuna kadar katılıyorum. Peki var mı bir yol? Bence en iyisi Barça’yı taklit etmek.

5.04.2009

El Clasico ve Real’e Öneriler

Cumartesi gecesi öyle bir futbol keyfi vardı ki anlatılacak, yazılacak türden bir şey değil. İzlemek, tekrar tekrar izlemek bu futbol keyfini! Ancak öyle tatmin olabilirdi insan. Real Madrid’liler dışında, yeryüzündeki tüm futbolseverler için tarifi olmayan harikulade bir maç ve Barça’nın dillere destan oyunu.

Barcelona’nın bu sezon ne müthiş şeyler yaptığını hafızalarımızdan silecek değiliz. 34 maç ve 100 gol. Defalarca atılmış altı gol. Rakibi şaşkına çeviren paslaşmalar. Xavi, İniesta, Messi. Onlara eşlik eden Eto’o, Henry ve diğerleri. Pep Guardiola’nın futbolculuğundaki zekasının takımına da sirayet edişi. Daha neler söylenir ki! Bir yerde durmak ve bu takımı susarak, keyifle izlemekten başka bir şey yapmamak, gerekir. Bir futbol takımı herhalde bundan daha iyi oynuyor olamaz. Bu takımı sadece La Liga değil, ş.ligi ve Kral kupası şampiyonu olarak görmek taraflı tarafsız herkesin isteği olmalı.

Susmak ve sonuna kadar keyifle onları izlemek! Barça için sözün bittiği yer bu olsa gerek.

Bir yanda Barcelona harikalar yaratırken, onların karşısında acizlikten, şaşkınlığa düşmüş Real Madrid’li futbolcuları görmek. Evet asrın takımını, mabedinde bu kadar aşağılayan bir takım daha olmamıştı. Yerin dibine mi girdiler, sahanın orta yerine mi gömülüp kaldılar nedir ne değildir bilmiyorum ama hüzün denilen şey Los Galacticos için dün gece Santiago Bernabeu’daydı.

Real Madrid için artık dün akşam ki hezimet bir milat olmalı diye düşünüyorum. Değişimin başlaması şart. 2008 yazı ve 2008-09 futbol sezonunda iki takım ortaya çıktı. Bu futbolda yeni bir çağın başladığını gösteren iki takımdı. İspanya Milli takımı ve Barcelona’dan bahsediyorum. İspanyol futbolunun genel özelliği ayağa pas yapan bir futbol olagelmiştir daima. Teknik futbolcuların fiziksel güçlerini artırmasıyla, oyunu çift yönlü oynar hale gelmesi ve İspanya futbol takımının geldiği nokta. Diğer yanda da İspanyolların bu futbol anlayışının en iyi temsilcisi olan Barcelona. 70’lerden itibaren “pas yaparak oynanan futbolun en iyi temsilcisi olan kulüp “. Rijkaard’la başlayan ve Guardiola ile taçlanan bir futbol mekanizması. Xavi ve İniesta üzerine inşa edilmiş, Messi ile katları çıkan bir futbol bu.

İspanya ve Barcelona takımları, futbolun yeni ve sevimli yüzü. Özellikle de Barça’nın yakalamış olduğu bu “mükemmel futbol” bütün takımlara örnek olabilecek, harikulade bir şey. Futboldan zevk almamızı sağlayan bu model, Real Madrid’e de örnek olabilir. Real Madrid’de yeni başkanıyla birlikte bu ekole bir adım atabilir inancındayım. Şu an için Barça’yı taklit etmek ya da onlardan esinlenmek yapılabilecek en güzel şey.

Bu yaz dönemi Real Madrid için epey hareketli olacak. Juande Ramos ile yola devam etmeyeceklerdir diye düşünüyorum. Frank Rijkaard bu yolda onların başvurabileceği bir isim olabilir. Ya da kim bilir onlar da Barça gibi yaparlar ve Hierro’yu takımın başına getirirler. Gelecek teknik adamın her ne olursa olsun, Barça ve İspanyol tarzına dönük bir şeyler yapması gerekiyor.

Barcelona ve İspanya’yı bu mükemmel oyuna götüren esas etkenin yukarıda da söylediğim gibi Xavi ve İniesta olduğu düşüncesindeyim. Real Madrid’in de yapacağı bu ikilinin bir benzerini yakalamak. Aklıma ilk gelen iki ismi hemen söyleyeyim. Fabregas ve David Silva. Real Madrid’in orta sahasını bu iki süper yıldızla şekillendirmesi gerekir. Bu ikili yanına koyabilecekleri, Diarra ve Lassana Diarra’nın olduğunu düşünürsek yada Athletic Bilbao’nun orta sahadaki 20 yaşındaki ön liberosu Javi Martinez’i bu iki adama monte ederlerse ya da Xabi Alonso alınabilirse, Real Madrid için çok üst düzey bir orta saha kurulmuş olur

İşin en önemli kısmı da bu; Yani orta saha. Bu tamamlandıktan sonra üzerine kurulacak bir hücum hattı ve savunma kalıyor. Kalecisinin dünyanın en iyi bir iki isminden biri olan Casillas olduğu, sağ bekinin de dünyadaki en iyi isim olan Sergio Ramos olduğundan hareket edersek, Pepe’nin savunmadaki hızı ve kalitesinin yanına eklenecek bir stoper ve sol bek. Valencia’dan Raul Albiol ve Alexis, Athletic’den Amorebieta ve sezon sonunda Real Madrid’e katılacak olan Garay savunmada Pepe’nin partneri olabilecek kalitede isimler. Sol bek için çok seçenek zaten yok. Marcelo ile yola devam edilir. Heinze yedek bekler. Newcastle’den Jose Enrique’de bu yer için düşünülebilir.

Gelelim forvet hattına. Şu son günlerde ismi geçen bir isim mutlaka bu takımın santraforu olmalı. Zlatan İbrahimovic. O’nun solu Robben’e teslim edilir. O’nun sağına ise Cristiano Ronaldo transferi gerçekleştirilebilirse.

Casillas – Sergio Ramos, Pepe, Albiol, Marcelo – David Silva, Fabregas, Javi Martinez – Robben, Zlatan, Ronaldo.

Barcelona’ya yeryüzünde kendisi gibi oynayan ve en az onlar kadar kaliteli bir takım çıkarmış olamazlar mı! Elbette Barça, o oyuncuları alt yapısından çıkarmış ve felsefesini onlara uzun yıllar önce sindirmiş bir takım ancak Real Madrid’de bunu böyle oyuncularla çabuk içselleştirebilir. Bahsettiğim isimler değişebilir ama özellikle Fabregas ile Silva’nın alınarak o ikili üzerine bir takım inşa etme yoluna gidilmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Son yıllarda Real Madrid’in Avrupa’da yaşadığı başarısızlıklar ve dün gece ki hezimet, beni Real için çareler aramaya itti. Yukarıda bahsettiğim kadroyu oluşturabilmek için çok para harcamak gerekiyor olabilir ama dün gece ki hezimetten sonra tekrar en büyük olacak kadro için bunu yapmak şart. Real’i Real yapan yıldız oyunculara tekrar ihtiyacı var baş altı oyuncularla bu işin olmayacağı tekrar görüldü.

12.11.2008

Güzelleme yapılacak takım: Barcelona

12 Temmuz 2008 tarihinde La Liga'daki transferleri içeren bir yazı yazmışım ve Barcelona ile ilgili olarak ''Sakatlık gibi sorunlar yaşanmazsa 2005-06 benzeri bir sezon yaşamalarını beklemek hayal değil.'' ifadesini kullanmışım. Neyse, mesele benim birkaç ay sonra Barcelona'nın olacağı yeri tahmin etmem veya etmemem değil. Önemli olan Barcelona'nın durumunu iyi tahlil etmek ve gözlemlemek.

Barcelona lige kötü başladı. Sezonun ilk maçında ligin yeni ekiplerinden Numancia'ya yenildiler, ikinci maçta ise Racing'i kendi sahalarında yenemediler. Teknik direktörlüğe tecrübesiz Guardiola'yı getiren, Ronaldinho ve Deco'yu gönderen Barcelona ile ilgili soru işaretleri beklendiği gibi çoğaldı. Barcelona bu iki maçı kazanamamasına rağmen muhteşem bir futbol oynadı ve iki rakibini de oyun olarak ezmeyi başardı.

Barcelona iki maç sonra yükselişe geçti ve arka arkaya dokuz lig maçı, üç Şampiyonlar Ligi maçı kazandı; İspanya Kupası'nda tur atladı. Şampiyonlar Ligi'nde grubunu lider bitiren Barcelona ligde son iki maçında Sevilla ve Valencia gibi ilk dört iddiası bulunan iki takımı adeta yerle bir etti, zirvedeki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona ligde 14 maçta 44 gol atıp sadece 9 gol yedi. Kazandığı on maçın yedisinde en az üç fark attı. Zor maçlar serisine girdiğinde; Sevilla'yı deplasmanda 3-0, Valencia'yı Nou Camp'ta 4-0 ile geçti.

Barcelona genel olarak 4-3-3 sistemiyle oynuyor. Geri dörtlüyü Abidal-Puyol-Marquez-Dani Alves oluşturuyorlar. Dani Alves yeni gelmesine rağmen müthiş bir uyum sağladı ve gerçek bir şampiyon gibi oynuyor. Kaptan Puyol her maçı ölüm kalım maçı gibi oynuyor. Öyle bir savunma kurgusu ki, Pique gibi bence son derece vasat bir savunma oyuncusu bile rahatlıkla forma giyebiliyor. Orta üçlüde Xavi-Iniesta-Yaya Toure üçlüsü var gibi gözükse de Xavi dışında herkes değişiyor. Iniesta yaklaşık bir aydır sakat. Yedek oyuncuların Gudjohnsen, Seydou Keita ve Aliaksandr Hleb olduğunu da hatırlatalım. Barcelona'nın ileri üçlüsünde Thierry Henry-Samuel Eto'o ve Lionel Messi üçlüsü var. Bu üçlüden Thierry Henry geçen sezon biraz eksik kalmıştı ki, bu sezon tam uyumu sağladı. Samuel Eto'o gol atmada üzerine düşeni yapıyor. Lionel Messi de gereğinden fazla gelişti. Yedekte Bojan Krkic gibi önemli bir silahın olduğunu da belirtelim.

Barcelona'yı özel kılan her zaman ama her zaman keyif veren futbol oynama özellikleri olmuştur. Bu sezon ise bu özelliklerini biraz daha fazla öne çıkarıyorlar. Valencia maçını izleyenler görmüştür ki; futbolcular işlerini yaparken müthiş bir keyif alıyorlar ve bu keyfi seyirciye de yansıtıyorlar. İlk golde Yaya Toure kendisinden hiç beklenmeyecek bir şekilde orta sahanın ortasında aldığı topu ceza alanındaki Thierry Henry'nin tam ayağına düşürdü ve golü attırdı. İkinci golde ise Dani Alves kendi ceza alanının önünde aldığı topu ileriye taşıdı, Hleb topuk pası yaptı, Henry golü attı. Barcelona kazanamadığı maçlarda bile topa %60-%70 arasında bir yüzdeyle sahip oluyor ve rakibine sahayı dar ediyor.

Tam zamanında form yakalayan Barcelona bu haftayı en yakın rakibinin altı puan önünde tamamladı. Gelecek hafta El Clasico'da Real Madrid'i ağırlayacaklar, daha sonra ise Villarreal maçına çıkacaklar. Barcelona bu maçlarda rakiplerini yenerse puan farkı iyice açılacak. Barcelona için sorun geçen sezonlarda Lyon'un başına geldiği gibi aşırı rehavet nedeniyle form düşüklüğü olabilir. Dikkat diyorum, Barcelona'dan beklentim sadece lig şampiyonluğu değil...

11.10.2008

Bilbao’da İlk İspanyol!

Alt yapıdan oyuncu mu yetiştirmek istiyorsunuz? Ya da alt yapı, transfer fark etmez genç oyuncularla mı oynamak amacındasınız ve yahut takımınıza yeni bir anlayış getirmek, yeni bir sistem kurmak sevdasında mısınız? Doğru adreslerden biri; Joaquin Caparros olsa gerek.

Son Üç yılda Avrupa’da fırtına gibi esen takım diye düşünsek, herhalde ilk aklımıza geleni Sevilla olurdu. Geçen sezon kupa kazanamamış olsalar da 2006 ve 2007 yıllarında UEFA kupasını kazanan Sevilla takımı çok büyük övgüleri hak etti kuşkusuz. Bu övgülerden Sevilla futbolcuları, teknik direktör Juande Ramos ve Sevilla futbol takımının yönetimi, hatta seyircileri bile nasibini almıştır kuşkusuz. Hakkı teslim edilmemiş ya da adı çok daha az zikredilmiş birinden bahsetmek istiyorum. Sevilla’nın temelini attığını düşündüğüm adamdan, yani Caparros’dan bahsedeceğim.

Caparros’u yazıma konuk etmemin tek sebebi, kendisinin Sevilla efsanesinin yaratıcısı olması değil tabiî ki. Sevilla olayı O’nun teknik adamlığının sonuçlarından biri. Genç oyunculara duyduğu sempati ve onlara kadroda yer vermesi açısından, Arsene Wenger’in rolünü İspanya’da üstlenmiş durumda. Wenger gençleri kendi alt yapısına toplarken, O daha ziyade kulübün alt yapısından oyuncu çıkarmayı yeğliyor onu da söylemek lazım.

Joaquin Caparros 1955 Sevilla doğumlu. Futbolculuğunda pek bir şey yapamamış bir insan. Zaten iyi teknik direktörler de kötü futbolculardan çıkmıyor mu? Caparros da öyle işte. Futbolu da erkenden bırakıp, teknik direktör olmuş. 1981’de San Jose Obrero takımında başladığı teknik adamlık kariyeri, sırasıyla; Campillo, Motilla, Castile-Le Mancha, Gimnastico Alcazar, Conquence, Manzanares, Moralo gibi kulüplerde sürdürdükten sonra 1996 yılında Recreativo’nun başına geçmiş ve burada üç yıl görev yapmış. Bu dönemden sonra bir müddet Andalucia’yı çalıştırdıktan sonra 2000 yılında yani 45 yaşında Sevilla teknik direktörü oldu Caparros.

Caparros, Sevilla teknik direktörü olmasından bir sezon önce, La Liga’nın bu köklü takımı ikinci lige düşmüştü. Caparros 2000-2001 sezonunda aldığı takımı önce La Liga’ya çıkardı. Ardından 2001-2002 sezonunda, yeniden yükseldiği ilk sezonda ligi 8. sırada tamamladı Endülüs ekibi. 2002-2003 sezonunda gelen 10. sıranın ardından iki sezon üst üste La Liga’yı 6. sırada tamamladı Sevilla. 2004-2005 sezonu tamamlandıktan sonra Caparros görevinden beklenmedik bir biçimde ayrıldı. Bu beş sezon yeni Sevilla’nın oluşum süreciydi aslında. Dani Alves, Baptista, Renato, Torrado, Javi Navarro gibi isimler O’nun döneminde isimlerini futbol kamuoyunu duyurmaya başlarken, Jose Antonio Reyes, Sergio Ramos, Diego Capel, Jesus Navas, Kepa, Puerta, Prieto, Crespo gibi oyuncular da Sevilla akademisinden, O’nun döneminde A takıma alınıp, kadroda kendilerine yer verilmeye başlandı.

Sevilla döneminde, kulüp yönetimiyle beraber attığı adımlar, kısa sürede Juande Ramos’ın da önemli katkılarıyla çok büyük sonuçlar verdi. 2006 ve 2007 yıllarında Ramos’un Sevilla’sı iki kez UEFA kupası kazanmayı başardı. Sevilla bu dönemde Baptista, Reyes gibi yıldızlarının satışlarından önemli paralar kazandı.

2005 yılında başına geçtiği Deportivo’ya da hemen sihirli elleri değdi bana göre. Irureta gibi bir teknik adamın ardından başına geçtiği, El Turco’lar da işe yepyeni bir kadro ve gençleri takıma ilave etmekle başladı. Yaşlanan, eskiyen Depor’un yüzünü kısa sürede değiştirmeyi başardı. Arizmendi, Xisco, İago gibi gençlerin yanı sıra Barragan, Arbeloa, Verdu, Cristian, Luis Felipe gibi oyuncular takımı hayli genç ve diri bir hale soktu. İlk sezon 8.cilik geldi. İkinci sezon ise takım 13. oldu. Deportivo kariyeri de bu iki yılın ardından sürpriz bir biçimde son buldu. Bu aslında beklenmedik bir sondu çünkü Depor’un temellerini atmış ve yapacağı çok şey vardı esasında. 2007 sezonu başında ise halen çalıştırmakta olduğu Athletic Bilbao’nun teknik direktörü oldu.

Athletic Bilbao’nun başına, kulüp tarihinde ilk kez, Bask kökenli olmayan, Endülüslü bir adamın getirilmesi çok büyük tepkilere neden olsa da, Athletic’in alt yapısı ve Baskçılığıyla birleşen kulüp yapısı Caparros’a da oldukça uyum sağladı bana göre.

Genellikle oyuncularını kendi alt yapısından yetiştiren ya da Bask çevresindeki takımlardan oyucunlar alan bir kulüp Athletic. Bunun birçok örneği var elbette. Caparros’da bu çerçevede yeni takımında bir şeyler başarabilmek amacında. İlk On birinde sık sık genç oyunculara şans da veriyor bu aşamada. 1985 ve sonrası doğumlu; Javi Martinez, Markel Susaeta, Fernando Llorente, Balenziaga, Itturaspe, Amorebieta gibi isimler bu dönemde takımın değişmez oyuncuları olmaya başladılar. Geçen sezon ligin ikinci yarısında önemli bir yükseliş göstermiş olan Athletic, bu sezona pek de iyi başlamamış olsa da Caparros’un idaresinde geleceğe dönük iyi bir oluşum içinde. Geleceğin yıldızları olarak gördüğü; 16 yaşındaki Muniain, 15 yaşlarında olan Guarrotxena ve Ramalho, 19 yaşındaki Agüeros, 18 yaşındaki Isma Lopez ve şimdilerde ilk 11 de bile yer verdiği Ander İtturaspe’yi sezon başında A takımla birlikte kampa dahil ederek, genç oyunculara verdiği önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Caparros’un sarı renklere olan antipatisi, maçı takip ederken ki heyecanı ve mimikleri, aktör Michael Keotan’a olan benzerliği de işin biraz magazinsel kısmı. Caparros gibilerinin futbol dünyasında var olmasının önemli bir şans olduğunu düşünenlerdenim. Caparros’dan sonra Athletic Bilbao’nun, hem iyi bir takım hem de önemli oyuncuları futbol dünyasına veren, bir mahiyete sahip olacağına tüm kalbimle inanıyorum.

14.07.2008

Avrupa'da Transfer Dönemi - İspanya

İspanya geçen sezon Şampiyonlar Ligi yarı finaline bir takım taşımayı başarmıştı. En önemlisi ise daha çok İspanya Ligi'nde forma giyen futbolcuların yer aldığı İspanya Milli Takımı'nın Euro 2008'i kazanması oldu. Geçen sezon ligi Real Madrid kazanırken, Villarreal ve Atletico Madrid çıkış yapan ekipler oldu, Valencia ise hayal kırıklığı yarattı.

Şampiyon Real Madrid Racing Santander'in savunma oyuncusu Garay ile Osasuna'nın orta saha oyuncusu Ruben de la Red'i transfer etti. Balboa'yı Benfica'ya, Soldado'yu ise Getafe'ye gönderdiler. Real Madrid için söylentiler hızla devam ediyor. Man Utd'li Cristiano Ronaldo Real Madrid'e transfer olmak istediğini belirtirken, yine bu takımda oynamak isteyen Rafael van der Vaart'ın durumu kesinleşmiş değil. Julio Baptista ise geçen sezon olduğu gibi bu sezon da gönderilecekler listesinde. Robinho ise Chelsea yolunda. Real Madrid geçen sezon şansın fazlaca yanında olduğu bir takımdı. En az dört tane üst düzey transfer yapmadan başarısız olacaklarını düşünüyorum.

Geçen sezonun ikincisi Villarreal transfer sezonunun en hareketli takımlarından birisi. Forvete geleceğin en büyük yıldızlarından biri olan Amerikalı Jozy Altidore ile beraber geçen sezon La Liga'nın yıldızlarından Joseba Llorente'yi transfer ettiler. Orta sahaya Mallorca'dan tecrübeli Ibagaza ve Barcelona'dan Edmilson transfer edildi. Savunmacı Josemi Mallorca'ya, orta sahacı Somoza Velez'e transfer oldular. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ne dönecek olan Villarreal'den daha önce başardığı yarı final kadar olmasa da turnuvaya heyecan verecek bir renk katmasını bekliyoruz.

Geçen sezonu kupasız kapatan Barcelona yeni sezona fazlaca iddialı hazırlanıyor. Teknik direktörlüğe eski futbolcusu Josep Guardiola'yı getiren Katalanlar, transferde çok hızlı. Deco'yu Chelsea'ye satan takımdan Ronaldinho da Milan'a transfer olacak gibi duruyor. Eto'o da kısa vadede ayrılması beklenen isimlerden. Zambrotta Milan'a transfer olurken, Thuram ve Edmilson bedelsiz ayrıldılar. 2006 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu takımın neredeyse tamamı takımdan ayrılmış oldu. Sağ beke herkesin peşinde olduğu Sevilla'lı Dani Alves, orta alana da takım arkadaşı Seydou Keita transfer edildi. Savunmanın ortasında da Caceres oynayacak. Barça Villa'yı alamazken, David Silva'yı istiyor. Arshavin için de yanıt bekleniyor. Barcelona'nın sakatlık gibi sorunlar yaşamazsa 2005-2006 gibi bir sezon yaşamasını beklemek hayal değil.

Atletico Madrid savunmaya Heitinga ile Ujfalusi'yi, orta alana Paulo Assuncao ile Diego Costa'yı transfer etti. Kaleci Gregory Coupet ile forvet Sinama Pongolle da Atletico yolunu tutanlardan. Bu transferlerin yanında kanatları çok iyi olan takımın orta alanın ortasına da transfer yapmak istediğini biliyoruz. David Silva/Van der Vaart/Mikel Arteta üçlüsünden birisi Atletico'ya transfer olabilir. Takımın yumuşak karnı ön libero mevkiinde ise Assuncao'nun yeterli olup olmayacağını göreceğiz.

Ligin bir başka güçlü takımı Sevilla da hareketli bir yaz geçiriyor. En büyük yıldız Dani Alves'in satılması büyük gelir kaynağı yarattı. Sol beke Fernando Navarro, ileriye Le Mans'tan Romaric ve geleceğin yıldızlarından Arjantinli orta saha futbolcusu Acosta transfer edildi. Poulsen'in ise Juventus'a transfer olduğu belirtiliyor. Poulsen-Keita ikilisinin ayrılmasından sonra o bölgeye ne transferler yapılacağını merakla bekliyoruz.

Geçen sezonu onuncu bitiren ve kupayı kazanan Valencia şu ana kadar transferde hareketsiz kaldı. David Villa'yı ve David Silva'yı ellerinde tutmaya çalışıyorlar.

İtalya Ligi transferleri ile devam edeceğiz. Görüşmek üzere...

11.05.2008

La Liga; Geride Kalan Dokuz Hafta

La Liga’da sezonun ilk dokuz haftalık kısmı geride kaldı. Ligde neler oluyor bir bakalım.

Yeni Bir Dream Team Mi?

Guardiola Barça’nın başına geçtiğinde çok memnun olmuştum. Barça futbol ekolünden yetişmiş, Cruyff’un öğrencisi olmuş Guardiola’nın futbol zihniyetinin iyi sonuçlar doğuracağını düşünmüştüm. Barça sezona oldukça kötü başladıktan sonra ligde yedi, ş.liginde de üç maçı birden kazandı. 10 maçlık bu seride ligde 27, ş.liginde ise 10 gol attılar. Barça’yı izleyenler özellikle de son haftalarda adeta gözlerine inanamıyorlar. Ortaya konan mükemmel futbol, atılan birbirinden şık goller vs… Barça’yı izlemek harika. 90’ların başındaki Dream Team geri mi döndü acaba? Bu takıma Dream Team 2 diyebilecek miyiz!

Guardiola klasik onbirinde sahaya yedi tane alt yapıdan yetişmiş oyuncu çıkarırken, genç oyunculara verdiği önemi; Busquets, Victor Sanhez, Pedrito gibi yeteneklere şans vererek de gösteriyor. Bakalım Barça’nın keyifle izlediğimiz, rakiplerini ezen futbolu daha ne kadar sürecek.

Hollandalı Real

Barcelona, 90’lı yıllarda Hollandalı önemli yıldızları kadrosuna katarak; total futbolu kendi içerisinde tamamen yerleştirmişti. Sıra Real’e geldi anlaşılan. Geçen sezon başlayan Hollandalılaşma, Schuster’in öncülüğünde sürüyor. Nistelrooy, Sneijder, Van Der Vaart, Robben ve Drenthe ile Real Madrid de Hollandalı oldu. Göze hoş gelen futbollarını sürdürüyorlar. Kalelerinde çok gol de görseler, gol noktalarında oldukça iyiler. Higuain de şu ana kadar takımın en çok öne çıkan ismi oldu. Ne var ki bu tempoları Barça’ya rakip olacak düzeyde değil henüz.

Buna Hortum Diyelim; Sevilla, Barcelona, Real Madrid, Villarreal

La Liga’da bu sezon fikstür çok tuhaf ve zor bir seriyi ortaya çıkardı. Takımlar sırasıyla; Sevilla, Barcelona, Real Madrid ve Villarreal ile karşılaşıyorlar. Bu seriye giren takım da dağılıyor haliyle. Hangi takım girdiyse bu hortumun içine, doğal olarak içinden çıkamadı. Racing bu seriye ilk başlayan takım oldu. Onlar iki puan alarak tamamladılar. Sonrasında Sporting girdi ve dört maçta 18 gol yiyerek ikinci lige geri mi dönüyoruz acaba dediler. Tabiî ki sıfır çektiler. Espanyol iki puan alırken, Athletic Bilbao sıfır çekti.

Atletico Madrid çok iyi başlamıştı lige de ş.ligine de. Ne var ki bu seri onları da dağıttı ve 4-2’den dönüp, 4-4 berabere kaldıkları Villarreal maçı dışında puan alamadılar. Almeria seriyi sürdürüyor şimdilik bir puan aldılar. Betis de seriden bir puan çıkaranlardan ama onlar rakipleri daha çok zorlamayı başardılar.

Ne diyelim, Allah bu dört maçlık seriye giren tüm takımlara yardımcı olsun.

On Yıl Sonra La Liga ve El Molinon

On yıllık aradan sonra Sporting Gijon tekrar La Liga’ya yükseldi. La Liga’nın köklü kulüplerinden biri olan Sporting, 1997-98 sezonunu sadece 13 puan toplayarak tamamlamış ve 2.lige düşmüştü. Verilen on yıllık aranın ardından, lige beş maç kaybıyla hem de kalelerinde gördükleri 20 golle başladılar. Ne var ki bu kötü gidişi çabuk düzeltip, son dört maçı kazanarak, taraftarlarını mutlu ettiler ve La Liga’ya verilen o kadar aranın ardından kolay kolay buradan ayrılmayacaklarını gösterdiler. Birkaç kelime de Sporting taraftarına. El Molinon La Liga’nın güzel stadlarından biri ve o stadı dolduran Gijon seyircisi müthiş tezahüratlarıyla takımlarına önemli bir destek veriyorlar. Hatta deplasman maçlarında bile takımlarının yanlarındalar. Umarım devamı gelir.

Osasuna Ne Zaman Gol Atacak?

Ligin galibiyetsiz tek takım Osasuna. İlk beş maçta dört beraberlik ve bir yenilgi alan, iki gol atıp üç gol yiyen Osasuna, Ziganda’nın görevine de son verdi. Camacho ile çıkılan üç maçta da mağlubiyet almaları ve gol atamama sorunun devamı, bu değişikliğin de pek bir işe yaramadığı izlenimini veriyor. Dokuz maçta sadece üç gol atabildiler. İnsan düşünmeden edemiyor, acaba yılsonuna kadar yirmi golü bulabilecekler mi diye. Devre arasında hücuma transfer yapmaları şart. Zaten gol atacak doğru düzgün futbolcuları da yok. Geçen sezon ligde zor kalmışlardı sanki bu yıl, kurtaramayacaklar gibi.

Futbol güzel, sonuçlar berbat!

Athletic Bilbao, ilk beş maçta beş puan almıştı. Sonrasında ise hortuma girdiler ve sıfır çektiler. Real Madrid, Barcelona maçlarında oynadıkları güzel futbol, diğer maçlarda da sürmüyor değil. Caparros’un takımı gerçekten göze hoş gelen bir oyun ortaya koyuyor. Ne var ki sonuçlar çok kötü. Beş puanda kaldılar ve 19. sıradalar. Ben bu takımdan umutluyum yine de.

Koeman Gitti, Yaşasın Emery!

Kadro çok iyiydi; Flores gitti, Koeman geldi. Takım tarihin en kötü dönemlerinden birini yaşadı geçen sezon. Kupa kazanıldı, teselli oldu. Bu sezona ise Almeria’nın başarılı teknik direktörü Emery ile başlandı. Giriş harikaydı. İlk yedi maçta 19 puan alındı. İki haftadır ise bir düşüş var. Kazanılan sadece bir puan var.

Kadro zaten kaliteliydi. Ekonomik sorunları olduğunu bildiğimiz Valencia takımı bu sezon çok önemli transferler falan da yapmadı. Kadroyu korudular. Villa, Silva, Morientes, Joaquin, Vicente, Mata, Albelda, Fernandes, Baraja, Albiol, Marchena, Alexis, Miguel gibi kaliteli oyuncularıyla bu sezon en azından ş.ligi bileti almak istiyorlar.

Villarreal; Kaldığı Yerden Devam

Geçen sezonun ikincisi Villarreal, kaldığı yerden devam ediyor. Ligde yenilmeyen tek takım onlar. Ş.liginde Manchester deplasmanı dahil orada da kaybetmediler. Pellegrini’nin takımı aynı yolda devam ediyor.

Bizimkiler Ne Durumdalar?

La Liga’da bu sezon oyuncu sayımız arttı. Nihat sakatlık sorunu yüzünden henüz ortaya çıkabilmiş değil. Sakatlığı yüzünden uzun süre kadroda yer alamayan Ersen Martin, sakatlık sonrası oynamaya başlar başlamaz kupa maçında kırmızı kart gördü. Ortaya bir şey koyabilmiş değil ikinci senesinde.

İbrahim Kaş, Getafe’de her maç yedek olmak durumundan henüz kurtulamadı. Necati ikinci ligde Sociedad formasını zaman zaman giyiyor. Mehmet Aurello ise oyuncularımız arasında en başarılı olanı. Her maçta başarıyla formasını terletiyor. İspanya’da da Türkiye’deki gibi başarısını sürdüreceğe benziyor.

11.09.2007

Bir Başka Real

Sezona Atletico galibiyetiyle başlayan Real Madrid, her zaman zorlandığı deplasmanlardan biri olan Villarreal deplasmanında 5-0’lık müthiş bir galibiyet elde etti. İkinci yarının henüz başında iki gol bularak farkı üçe çıkarması Real’e bu müthiş zaferi getirdi. Maçın genel olarak, özellikle ilk yarıda ortada geçtiğini söylememiz lazım. İlk golü Villarreal de bulabilir ve bulmuş olsaydı maçın şekli de farklı olurdu. Buna karşın Real Madrid savunmada dikkatli olduğu kadar hücumda da üretken bir maç çıkardı. Sneijder sezonun ilk maçının ardından, dün gece de gol attı hem de iki tane. Guti’nin golü ise geceyi süsleyen gol oldu.

Maçın istatistikleri iki takımın da benzer bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor. Real Madrid’de Guti ve Sneijder ön plana çıkan isimler oldular bu maçta. Villarreal’de ise Cazorla dışındaki oyuncuların vasatın altında kaldıklarını söylemek gerek.

Barça ligdeki ilk üç puanını Nou Camp’da Athletic karşısında aldığı 3-1’lik skorla elde etti. Kuşkusuz maçın yıldızı Ronaldinho’ydu. 2 gol atıp, 1 de asist yapan Brezilyalı oyuncu iyi bir maç çıkardı. Maç boyunca %70 topa hükmeden, 611 pas yapan, 16 kez rakip kaleye gol için giden bir takımın maçı kazanamaması beklemek olmazdı zaten. Ronaldinho dışında; Xavi, Marquez, Zambrotta Barça’nın sahadaki diğer başarılı isimleri oldular. Deco ise tam 18 hatalı pasıyla pas şampiyonu Barça’ya yakışan bir istatistik vermedi bize.

Athletic ise çok genç bir takım. Caparros’un takımı çok mücadele ediyor da olsa Barça gibi bir deplasmanda daha fazlasını yapamazdı. Takımın tek golünü atan Susaeta’nın henüz 19 yaşında olması her şeyi açıklıyor olsa gerek. Athletic’de Susaeta’nın iyi performansı dışında 18 yaşındaki ve geçen yıldan beri takımda sıkça yer alan Javi Martinez’e de dikkat etmenizi istiyorum. Bu genç çocuk gerçekten çok kabiliyetli bir orta saha oyuncusu.

Sezona Villarreal karşısında alınan şok bir yenilgiyle başlayan Valencia ise ligin yenisi Almeria karşısında 80. dakikada Moretti’nin golüyle galip gelerek üç puanla tanıştı. Villa ve Joaquin’in yokluğunda Flores bu iki ismin yerine Morientes ve Mata’ya kadroda yer verirken, Alexis ve Caneira’ya da Miguel ve Marchena’nın yerine forma verdi. Arizmendi de ikinci yarıda oyuna girdi ve ilk kez Valencia forması giymiş oldu. Ligin yenisi Almeria’da ise Negredo ikinci maçını da boş geçmedi ve golünü attı.

Ligde bu üç büyük takımın maçları dışındaki altı maç ise berabere sona erdi. Atletico, Mallorca karşısında maç boyunca baskılı oynamasına karşın beraberliği zor kurtarabildi. Pas trafiğini çok iyi ayarlayamayan Atletico 100’e yakın hatalı pas yaptı. Golü atan Pernia tam 30 kez topu rakibe gönderdi. Raul Garcia bu maçta Atletico’nun en iyisiydi. Ibagaza’nın yokluğunda hücumda üretken olamayan Mallorca ise kendisi için değerli bir puan alarak haftanın iyileri arasında kaldı.

Espanyol, Betis karşısında son 10 dakikaya 2-0 önde girdiği maçta üç dakika içinde yediği iki golle sahadan bir puanla ayrılmak zorunda kaldı. Betis’de Pavone, Espanyol’da ise iki gol atan Luis Garcia ve Zabaleta dikkat çeken isimler oldular.

2-2 sona eren bir başka maç ise Valladolid’deydi. Sezona Almeria karşısında aldığı 3-0’lık mağlubiyetle başlayan Depor, Valladolid deplasmanından bir puanla döndü. Valladolid maçta iki kez öne geçmesine rağmen bu üstünlüğünü korumayı başaramadı. Bir diğer beraberlik ise Getafe ile Recreativo arasındaki maçta yaşandı. Son beş dakikaya kadar gol sesi çıkmayan maçta iki takım da birer gol bularak, sahadan birer puanla ayrıldılar. Schuster’in ve takımın önemli isimlerinin ayrılmasının ardından Getafe geçen yılları aratacak gibi görünüyor. Recreativo ise geçen sezona başladığı kadar iyi başlamamış olsa da iki maçta da kaybetmedi.

Cumartesi gecesi oynanan maçlarda ise Levante ile Murcia 0-0, Zaragoza ile de Santander 1-1 berabere kaldılar. Zaragoza için bu yıl kötü başladı diyebiliriz.

Sezonun ikinci haftası geride kalırken, yine bol sürprizli, zorlu bir La Liga izlemeye başladık. Real Madrid sezona en iyi giren takım olarak dikkat çekti –ki bu son yıllarda fazla olmayan bir durumdu- Atletico, Zaragoza gibi bu yılın iddialı takımları ise henüz galibiyet elde edebilmiş değiller.

30.08.2007

Fallece Puerta!

Dün akşam eve gidip, interneti açtım. Marca’yı, As’ı açtığımda karşımda duran bir haber vardı. Fallece Puerta diyordu bu haberde. Neydi bunun anlamı? Puerta öldü diyordu. Kritik saatleri atlatamamış ve genç oyuncu yaşamını yitirmişti.

Yeşil sahalar daha önce de Foe, Feher, Dos Santos, Cunha gibi isimlerin hayatına mal olmuştu. Bundan önceki saha içi ölüm olayları beni etkilemişti elbette ama bu kadar değil. İnsan tanıdığı, bildiği bir oyuncunun ölmesini tuhaf karşılıyor biraz. Foe öldüğünde epey üzüldüğümü hatırlıyorum ama Antonio Puerta’nın ölümü gözümde yaşlanmaya sebep olmadı değil. Eminim, Puerta’yı bilen herkes benzer duygular yaşıyor olmalı. İnsanı sarsan, üzen başka bir şey de Puerta’nın henüz 22 yaşında olması kuşkusuz.

22 yaşında ve İspanyol futbolunun parlayan isimlerinden biriydi Puerta. Savunmanın ve orta sahanın solunda oynayabiliyordu. Benim ümit bağladığım yeteneklerden biriydi. Sol kanadı oldukça iyi kullanıyor, çok kolay adam geçebiliyordu. Çok iyi bir tekniğe ve vuruş kabiliyeti vardı. İspanya milli takımında görmeyi beklediğimiz zamanlarda O hayata veda etti.

Yazım ne öyle bilgilendirme yazısı, ne de bir tahlil yazısı. İspanyol futbolunu çok sevdiğini bildiğiniz birinin, çok beğendiği bir futbolcunun ani ölümü karşısında sarsılması sonucu ortaya çıkmış bir yazı. Bundan evvel bazı futbolcuların biyografik tahlillerini yaparak çeşitli yazılar yazmıştım. İsterdim ki Puerta için yazacağım yazı da böyle bir yazı olsaydı. Maalesef, olmadı. Bu yazı Puerta’nın yaşamını yitirmesi nedeniyle yazıldı.

İspanyolların, Sevilla’lıların ne derin bir acı içerisinde olduğunu anlamak zor değil. Kaybettikleri sıradan bir futbolcu da değil çok önemli bir yetenekti. 26 Kasım 1984’de Sevilla’da doğmuş, Sevilla alt yapısından yetişmiş bir oyuncuydu Puerta. İki sezondur Sevilla A kadrosunda yer alıyordu. Son iki sezondur harikalar yaratan, Sevilla takımının önemli bir parçasıydı.

Eğer cumartesi gecesi oynanan Sevilla-Getafe maçındaki o talihsiz olay meydana gelmemiş olsa, futbol hayatına devam edebilmiş olsaydı, eminim uzun yıllar İspanyolların önemli yıldızları arasında adını zikredecektik.

Söylenecek aslında pek fazla söz yok. Sıcaktı, Yeterli önlemler alınmalıydı, falandı filandıları geçmek lazım şu saatte. Benzer olayları yılda en az bir kez yaşar olduk. Alıştırmaya da başladı bu ölümler bizi kendisine. Artık Antonio Puerta isminde bir futbolcuyu izliyor olamayacağız. Futbolu da bıraktık bir kenara artık O yaşamıyor. İnsanın futboldan iştahını kopartıyor böyle haberler. Elde değil ne yapalım!

Toprağın bol olsun, Adios Antonio!