İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Bundesliga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bundesliga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.09.2012

Dünya'nın En Saçma Kırmızı Kartı!

Birazdan yayına girecek Topcast'te bahsetmiştim. Hannoverli Huszti, 90+da attığı golle takımına Werder Bremen önünde galibiyeti getiriyor. Ardından gelen gol sevinci ona biraz pahalıya mal oluyor. Formasını çıkardığı için bir sarı kart, tellere tırmandığı için ikinci sarı kartı görüp tek bir gol sevinciyle oyundan atılmayı beceriyor. Makine düzeninde çalışan Alman hakemden daha başka birşey beklemezdik sanırım.



20.04.2012

TopCast 18.04.2012

Bu TopCast'te İlker ve Cuma Ali ile birlikte ağırlıklı olarak haftaiçindeki Şampiyonlar Ligi maçlarını, Premier Lig'de geçen hafta olan bitenleri ve Bundesliga'yı konuştuk.

4.04.2012

Topcast 03.04.2012


5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.

8.04.2010

Headshot!



Videoyu bizim şirketteki arkadaşların blogundan çaldım. Bu sezon 10 maçta 6 gol atan Guerrero 0-0 sonlanan Hannover maçından sonra hedefi tam gözünden vuruyor. İstese kaleyi böyle bulamaz. Kulüp 100 bin avro ceza kesmiş. Alman Futbol Federasyon'unun cezası bekleniyor. Almanca bilen biri ne denildiğini yoruma kısaca özetleyebilir mi?

1.06.2009

Şampiyon Wolfsburg

Kimin yazdığını hatırlamıyorum ama geçen yılki Şampiyonlar Ligi finalinden sonra güzel bir yorum okumuştum:

''John Terry dünyanın en güzel ağlayan adamı olmasaydı, bu kupa o kadar değerli olmazdı.'' diyordu yorum. Maçı ve maç sonrası kutlamaları izledikten sonra da kesin olarak söyleyebilirim ki Wolfsburg futbolcuları ve taraftarı bu kadar çok sevinmeseydi, Bundesliga şampiyonluğunun hiçbir değeri olmazdı.

2009 yılında tarihinin ilk şampiyonluğunu kazanan Wolfsburg'a sezon başında kimse şans tanımıyordu. Şahsen, benim aklımdan da Wolfsburg'un şampiyon olabileceği, hatta ilk beşe girebileceği hiç geçmedi. Takımdan doğru-dürüst beş tane bile futbolcu adı saymakta zorlanıyordum. Herkesin bildiği tek şey var, takımın başında Felix Magath'ın olduğu. 2003/04 sezonunda Stuttgart takımının başında bir çıkış yakalayan Porto Riko asıllı Felix, ertesi sezon Bayern Münih'le anlaştı. Münih'te ilk iki sezonunda iki şampiyonluk yaşayan Felix Magath, ertesi sezon sezon sonuna kadar duramadan Ocak ayının sonunda kovuldu ve Haziran 2007'de de Wolfsburg ile anlaştı.

Takımın başına Magath geçtiğinde Wolfsburg berbat bir haldeydi. Daha önceleri orta sıralarda yer alan takım son iki sezonu 15. sırada bitirip düşmekten kılpayı kurtulmuştu. Takım iki sezon içinde tamamen kendini değiştirdi -kadroda Alex Madlung dışında eskiden kalan tek bir isim yok-. Magath'ın geldiği sezon takıma Grafite, Edin Dzeko, Ricardo Costa, Christian Gentner ve Josue transfer edildiler ve takım sezonu beşinci sırada bitirdi.

Bu sezona daha iddialı başlayan Wolfsburg kadrosuna 'on numara' olarak Zvejdan Misimovic'i kattı. Savunmaya Palermo'dan Andrea Barzagli-Cristian Zaccardo ikilisi transfer edildi. Kaleye İsviçre'nin parlayan genci Diego Benaglio transfer edildi. UEFA Kupası'nda son 32 takım arasına kalan Wolfsburg, Almanya Kupası'nda da çeyrek finalde elendi. Asıl sürpriz ise lige saklanmıştı.

Bundesliga gerçekten de büyük Avrupa ligleri arasında en ilginç mücadeleye sahne olan lig. Önceki sezonlarda da hatırladığım üzere sürprizlere son derece açık. -Stuttgart'ın şampiyon olduğu 2006/07'yi hatırlayalım- Bu sezonun devre arasındaki durumu hatırlayalım: Devre arasını lider bitiren takım, lige yeni çıkan Hoffenheim. Ligin en güçlü ekibi Bayern Münih hemen ensesinde. Hertha Berlin üçüncü, Hamburg dördüncü ve Bayer Leverkusen beşinci sırada. Wolfsburg ise devreyi dokuzuncu sırada bitiriyor.

Wolfsburg ikinci yarıya Köln beraberliği ile başladıktan sonra on maç arka arkaya kazanıyor. Bu süreçte deplasmanda Hamburg'u, kendi sahasında ise Schalke 04 ve Bayern Münih'i (5-1) yenmeyi başarıyor. İlginç bir şekilde Energie Cottbus'a kaybettikten sonra rakiplerinin beceriksizliğiyle -Hertha Berlin garip puanlar kaybediyor, Bayern Münih'i hiç sormayın- bir kayba uğramıyor. Stuttgart deplasmanında bozguna uğramaları şampiyonluğu bir hafta geç kutlamalarına neden oluyor sadece.

Takımın kuşkusuz en büyük starı Felix Magath. Grafite gol kralı, Dzeko da gol krallığının ikincisi oldu ama kimse Magath'ın yerini tutamaz. Magath sezon bitmeden -sezon bitmeden olması çok tartışılacak birşey- Schalke 04 takımıyla anlaştı. Magath, bazı futbolcular gibi 'gittiği bir takıma ayrılmak için gidenler'den. Stuttgart'ta kalsaydı efsane olurdu, Wolfsburg'da zaten efsane oldu ama yine ayrılmaya karar verdi. Schalke'de ne kadar başarılı olur bilemem ama Wolfsburg'un bu sezonki başarısını tekrarlayabileceğini zannetmiyorum. Birçok yıldız futbolcu da takımdan ayrılacak gibi gözüküyor, Magath takımı yarı yolda bırakmasaydı belki ama Magath'tan sonra aynı veya daha üstün başarıları tekrarlamalarını beklemek biraz uzak duruyor. Yine de, Bundesliga bu, belli olmaz...

25.01.2009

Bundesliga'da ilk yarı - 3

HANNOVER 96

Sezona kötü başladılar ve bunun devamını getirdiler. Geçen sezon ki performanslarında yeller esiyor. 2003/2004 yılında küme düşmekten kurtulan bu takım, bu sene bizlere o yılları hatırlatıyor. Rakiplerine göre avantajları ise kendi sahalarında zor kaybeden ve iyi puanlar toplayan bir takımlar. Eğer bu sene küme düşmezlerse, bu iç sahada aldıkları puanlara duacı olacaklar. Dış sahada zaten yokları oynuyorlar. Dış sahadaki performanslarını tek suçu teknik direktör Hecking’dir. Takımını korkak bir oyun oynatıyor. Hücum hattında iyi değiller, bazı maçlarda iyi oynamalarına rağmen hücum hattı görevini yapamadığı için böyle tür maçları kaybettiler. Hanke’de aynı takımı gibi geçen sezon ki performansını aratıyor. Devre arasında iyi bir forvet transfer etmelerini bekliyordum, ama şu anda herhangi bir transfer yapmadılar. Küme düşerler mi, bunun cevapını diğer takımlar verecektir. Şu anda diğer takımlara baktığımda küme düşmeleri biraz zor gibi geliyor bana.

ARMİNİA BİELEFELD

Bielefeld bu sene de küme düşmeme mücadelesi veriyor. 1996 yılında çıktıkları 1. lig sezonunda itibaren ara sıra 2. lige düşüp, yine çıkan ve her zaman küme düşmeme mücadelesi veren bir takım oldular. Bu sene karşılaştığı rakipleri yenmekte hayli zorlanan, ama yenilmemekte inatçı bir takımlar. Özellikle ligin ilk yarısında deplasmanlarda sürpriz puanlarla döndüler. Orta sahada yaratıcı bir isim yok, bütün gol ümitlerini Wichniarek’e bağlamışlar. Bu oyuncu oynarsa, puan alıyorlar. Yoksa maçı kaybediyorlar. Wichniarek, geçen sezonu 10 golle tamamlamıştı. Bu sene şimdiden 10 golü buldu. 4 sezondur küme düşmekten kurtulan bu takımın, bu sene yine kurtulacağından şüphem var. Hatta, rakiplerini transferlerini gördükçe, sezonu son 3 sırada tamamlamaları yüksek bir ihtimal olarak görüyorum. Orta sahaya ofansif bir oyuncu kiraladılar. Wolfsburg’da fazla forma şansı bulamayan Munteanu kiralık olarak alındı.

KARLSRUHER

Ligin ilk 6 haftasında iyi derecede başladıktan sonra ileri ki haftalarda bırakın galibiyeti, beraberlik bile alamayarak hızla son sıralara kadar düştüler. Sezon başında geçen sezon takımı uçuran Hajnal’ın gitmesi yüzünden takımın bu kadar kötü duruma düşeceğini sanmıyordum. Ligin ikinci yarısında işleri çok zor görünüyor. Deplasman fikstürlerinde ligin ikinci yarısında çok zor deplasmanlara gidecekler. İç sahada dişine göre rakiplerle karşılaşacaklar. Ara transfer de orta sahaya Engelhardt ile Federico’yu aldılar. Her iki isimde daha önce bu takımda oynamıştı. İki sezon önce Karlsruher 2. ligde iken şampiyon olarak 1. ligi yükselmişti. Bu şampiyonluk en büyük paylarından biri Federico’ya aitti. Zaten o sezon ki performans sayesinde Dortmund’a transfer olmuştu. Şimdi kiralık olarak eski takımına döndü ve takıma yine olumlu katkılar yapacağını düşünüyorum. Engelhardt ise 1. lig tecrübesi olan bir isim, bu yüzden o da takıma olumlu katkı yapacaktır.

ENERGİE COTTBUS

Geçen sezon iç sahada topladıkları puanlarla ligde kalan Cottbus, bu sezon ligin ilk yarısında zıt bir performans sergiledi. Ligin ilk yarısında deplasmanlarda sürpriz puanlar topladılar. Kötü başlayıp ve ilk galibiyetleri için 5 hafta beklediler. Ligdeki ilk galibiyetlerini aldıklarında sonra yine ikinci galibiyetleri için birkaç hafta daha beklediler. Lig küme düşme adaylarından. Ara transferde takımı güçlendirmek için birkaç transfer yaptılar. İçlerinden en dikkat çeken Avusturya liginde bu sezon bol gol atan Brezilyalı Adi’yi transfer ettiler. Bakalım, Cottbus gol sorununa bu oyuncu ilaç olacak mı? Yine bir mucize yapmazlarsa, bu sezon küme düşmeleri kaçınılmaz gibi duruyor.

BOCHUM

Ligin ilk yarısında küme düşme aday takımlarından içinden en ilginç performans gösteren takım ise Bochum’du. Ligin ilk yarısında sadece bir galibiyetle kapattılar. O da küme düşme yolundaki rakibi Bielefeld’di. 4. haftadan sonra bir türlü ikinci galibiyetlerini alamadılar. Bazı maçlarda çok iyi oynamalarına rağmen hücum hattı bol bol gol kaçırarak, takımının galibiyet almasını engelledi. Oynadıkları futbola göre ligin alt sıralarda bulunan takımlarda daha iyiler. Sinan birkaç hafta takımda parlamıştı, ama daha sonra kötü bir performans göstererek ligin ilk yarısını iyi tamamlamadı. Yönetim gol sorununu çözmek için bu sezon Dortmund takımında fazla forma şansı bulamayan ileri uç oyuncusu Klimowicz’i transfer etti. Bence, takım için olumlu bir transfer oldu. Yalnız 6 yıldır Bochum’da oynayan orta saha oyuncusu Zdebel’i Bayer Leverkusen’e kaptırdı. Dediğim gibi oynadıkları oyunlarına bakarsak, bu sezon küme düşmeyi hak etmiyorlar. Eğer ligin ilk yarısındaki gibi kazanmakta zorlanırlarsa, küme düşmeleri kaçınılmaz olacak.

MÖNCHENGLADBACH

Bir zamanlar 1970’li yıllarda Bayern’e kafa tutan ve birçok şampiyonluklar yaşayan M’gladbach, bu sene yükseldiği ligde küme düşme tehlikesi yaşıyor. Onları ligin ilk yarısında kazanmakta zorlanan, ama kolay yenilen bir takım olarak gördük. Dış sahada yokları oynadılar. İç sahada puanları toplamalarını bekliyordum, ama kendi sahalarında iyi bir performans gösteremediler. Çareyi teknik direktör değişiminde bulmak istediler, ama o da işe yaramadı. Çünkü bu takımın kapasitesi 1. lige fazla geliyor. Takımdan Marin ve birkaç oyuncuyu çıkarın, diğerleri 2. lig kapasitesinde oyuncular. Yani yeni gelen teknik direktör Hans Meyer’i bırakın, Dünya’nın en iyi teknik direktörünü bu takıma getirin, yine değişen bir şey olmayacaktı. Savunmada ve hücum hattında bu takımın problemleri vardı. Yönetim bunun farkına varmış olacak ki, ara transferde biraz paraya kıydılar ve takıma yaralı olacak oyuncuları transfer ettiler. Yalnız bu oyuncuların çoğu savunma hattına oldu. Ben, etkili bir ileri uç oyuncusu almalarını bekliyordum, ama şu anda böyle bir transfer yapmadılar. Yine de yapılan transferlere göre eğer gelenlerin uyum sorunu olmazsa, M’gladbach diğer takımlardan bir adım öne geçmiş oluyor.

5.01.2009

Bundesliga'da ilk yarı değerlendirmesi - 2

CHALKE 04

Bu senenin hayal kırıklığı yaşatan takımlardan bir tanesi de Schalke’dir. Sezona iyi başlasalar da, bunun sonunu getiremediler. İlk yarıda kazanmakta çok zorlanan bir Schalke izledik. Galibiyet aldıkları takımların çoğu küme düşmemeye oynayan takımlardı. 1930’lu ve 19040’lı yıllarda şampiyonluklar yaşayan bu takımın, o yıllardan beri şampiyonluk yüzü göremiyor. Bu sezon neden böyle kötü futbol oynuyorlar derseniz, bunun en büyük sebebi ise Kuranyi’nin formsuzluğu diyebiliriz.Tabii başka sebepler de var.Geçen sezonu aratan bir performans sergileyen Kuranyi, kendisinden çok şey bekleyen takımına ligin ilk yarısında fazla bir katkı yapamadı. Bir mucize olmazsa, şampiyonluk şansları neredeyse sıfır ihtimalde. Hedefleri şampiyonlar ligine katılmak olacaktır, ama ilk yarıdaki gibi performans gösterirlerse, Uefa kupasına bile katılamayabilirler. Şu anda herhangi bir transfer hareketi bulunmuyor.

WERDER BREMEN

Ligin ilk yarısında hayal kırıklığı yaşatan diğer bir takımlar. Sezona çok kötü bir giriş yaptılar. İlk 3 haftadan sonra gelen galibiyetlerden sonra ilk haftalarda yaşananlar bir kaza olarak düşündük, ama yine kötü sonuçlar almaya devam ettiler. Özellikle deplasmanlarda aldıkları yenilgiler yüzünden iç sahada aldıkları puanlar pek bir şeye yaramadı. M’gladbach takımına bile deplasmanda yenildiler, ama Bayern deplasmanında aldıkları 5 gollü galibiyetle iyi sükse yaptılar. Hücum oynamaya seven bu takımın defansında oluşan hatalar yüzünden çok puan kaybettiler. Bazı maçlarda hücum hattı, savunmanın yediği golleri kapatmaya çalışsalar da, bunda fazla başarılı olamadılar. Şampiyonlar ligi ile kendi liglerini bir arada götüremediler. Şampiyonluk şanslarının olduğunu düşünmüyorum. Deplasmanlarda puan kaybetmeye devam ederlerse, Uefa kupasına katılmak bile onlar hayal olacak.

WOLFSBURG

Ligin orta sıra takımı olmaya aday olan bir takımlar. İç sahada devamlı kazanan, dış sahada devamlı kazanamayan bir takımlar. İç sahada çok etkili bir takım olarak görünseler de, rakiplerin çoğu zorlu takımlar değildi. Ligin ikinci yarısında sahalarında ligin çok güçlü takımlarını konuk edecekler. İşte o zaman bu takımın iç sahadaki gerçek gücünü göreceğiz. Bütün gol umutlarının Grafite’ye bağlamış durumdalar. Bu oyuncu olmadan çıktıları çoğu maçta çok zorlanıyorlar. Ligin ikinci yarısında yine deplasmanlarda puan kaybetmeye devam ederlerse, Uefa kupasına katılmak onlar için çok zor olacak.

STUTTGART

Sezon başında bu takımdan başarılı sonuçlar bekliyordum, beklediğim gibi çıkmadılar. Kadrolarını fazla bozmamalarına rağmen bu sene kendilerinden beklenilmeyen çoğu maçları kaybettiler. Gomez’in formsuzluğu ve geçmiş sezonlardaki performansını bu sene gösterememesi yüzünden, ona alışan takım ister istemez oynadıkları maçlarda kazanmakta zorlandı. Kötü sonuçların günah keçisi olarak teknik direktör Armin Veh gösterildi. Teknik direktörlük kariyeri olmayan Babbel’le yola devam etmeye karar verdiler. Babbel takımın başına geldikten sonra iyi sonuçlar aldılar, ama bu olumlu değişimin sürekli olup olmadığını ligin ikinci yarısında göreceğiz. Kadrolarına göre hak etmediği bir yerdeler. Umarım, ligin ikinci yarısında bu kadrolarının hakkını verirler. Şampiyonlar ligine katılmak onlar için biraz zor görünüyor.

KÖLN

Sezona küme düşme adayı olarak giren Köln, diğer takımlardan daha iyi bir performans göstererek, ligin orta sıra takımı oldular. Ligin ilk yarısında ilginç bir performans gösterdiler. 2-3 maç kaybedip, daha sonra 2-3 maç kazanarak istikrarlı bir performans grafiği gösterdiler. Maçı berabere bitirmekte zorlanan ve kazanan veya kaybeden bir takımlar. Geçen sezon aralarında sorun olduğu çok belli olan Daum ile kaptan Novakovic’in aralarındaki buzların bu sene eridiği gördük ve bu takıma olumlu yansıdı. Takımın gol yükünü çeken kaptan Novakovic, neredeyse takımın her şeyi. Tabii bu sene Köln ismi telaffuz edilince aklımıza Ümit Özat’ın yaşadığı talihsiz olay geliyor. Umarım, iyileşir ve sahalarda tekrar döner. Ligin ikinci yarısında aynı performans gösterirlerse küme düşmezler. Puan olarak şimdilik rahat durumdu olmalarına rağmen hala küme düşme risklerini bulunuyor.

FRANKFURT

Sezona çok kötü başlayan Frankfurt, ligin ilk 7 haftasında galibiyet bile alamadılar. Lig ilk yarısı bitene kadar ilk on birde oynayabilen birçok oyuncularının sakatlıkları ile uğraştılar. Bir türlü ideal ilk 11’le başlayamadılar. Tabii bu kötü sonuçlarının diğer bir nedeniydi buydu. Lig sıralamasında altından bulunan 6 takımlardan sadece kendi sahalarında Bielefeld’le berabere kaldılar. Diğer 5 takımları iç ve dış sahada yenerek, onlardan daha iyi bir takım olduklarını gösterdiler. Lige ara verilen süre de sakat olan birçok oyuncusunun iyileştiğinde, ligin ikinci yarısında daha güçlü bir Frankfurt izleyeceğimizi düşünüyorum. Küme düşeceklerini sanmıyorum.

25.12.2008

Bundesliga İlk Yarı Değerlendirmesi - 1

HOFFENHEİM

Karşımızda sadece Almanya için değil, bütün Avrupa’da yankı uyandıracak sürprizi yapan Hoffenheim takımı var. Geçen sezon ikinci ligde mücadele ederlerken, ben bu takımın 1. ligine çıkacağını ve geçen sezon Karlsruhe’nin yaptığı sürprizin daha iyisini yapacaklarını düşünüyordum. Ama ligin ilk yarısını şampiyonluk potasında ve lider olarak bitireceklerini açıkçası tahmin edemedim. Bazı kesimler bu takımı, kasaba takımı olarak görerek hafife alıyorlar. 1899 yılında kurulmuş bir takım. Başkanları Almanya’nın en zengin ilk 8 kişiden birisi ve teknik direktörleri Ralf Rangnick ise Almanya’da saygı duyulan ve değer görülen bir teknik adam. Kasaba takımı olabilir, ama ligde Bayern’den bile daha göze hoş ve iyi bir futbol oynuyorlar. Yaş ortalaması düşük genç bir takım. Tarihlerinde hiçbir kupa başarısı bulunmuyor. Lige iki galibiyetle başladılar. Leverkusen deplasmanında yedikleri 5 golden sonra ileri ki haftalarda puan kayıpları yaşasalar da, seri galibiyetler alarak kendilerini gösterdiler. Aslında bu takımı ben, bizim Sivas spora benzetiyorum. Hatırlarsanız, Sivas spor geçen sezon ligimizde şampiyonluk mücadelesi verirken, 3 büyükler karşısında aldıkları yenilgileri yüzünden şampiyonluğu kaybetmişti. Hoffenheim’da ligin ilk yarısında böyle bir portre çizdi. Ligin güçlü takımlarında sadece Hamburg’u yenebildiler. Eğer ikinci yarıda böyle bir grafik çizerlerse, şampiyon olmaları çok zor. Zaten ligin ilk 10 haftası çok önemli. Eğer 10 haftayı en az kayıpla ve şampiyonluk potasında girerlerse, o zaman bir mucize ile karşılaşma ihtimalimiz hayli fazla olacak. Gönlüm şampiyon olmalarında.

BAYERN MÜNİH

Sezona şampiyonluğun en büyük favorisi olarak giren Bayern, lige çok kötü bir başlangıç yapmıştı. Ligin ilk 7 haftasında beklenilmeyen sonuçlar aldılar. O haftadan sonra seri galibiyetler alarak ligin tek favorisi olduklarını bir kez daha gösterdiler. Zaten ligin ikinci yarısında onları şampiyonlukta Hoffenheim dışında başka bir takımın zorlayacağını sanmıyorum. Özellikle kale ve savunmaları bir büyük takıma yakışmayacak derecede hatalar yapıyor. Eğer ligin ikinci yarısında aynı hataları yaparlarsa şampiyonluğu kaybedebilirler. Kaleci Rensing’e hiç güvenmiyorum. Ribery faktörünü de söylemek istiyorum. Takım ona çok alışmış gibi görünüyor. Ribery’nin olmadığı bir maçta özellikle hücum yönünde aşırı derecede zorlanıyorlar. Takımın bu kadar bir oyuncuyu alışmaması lazım. Hatırlarsanız, Ballack Chelsea’ye gittiğinde Bayern 2006/2007 sezonunda kötü sonuçlar almış ve ligi ilk 3 arasında bile bitirememişti. Bayern, Ballack gittiğinde iyi bocalamıştı. Ribery’nin olası sakatlığında kötü sonuçlar alacaklarını düşünüyorum.

HERTHA BERLİN

Berlin takımı ise ligin ilk yarısını beklenilmeyecek bir derecede bitirdi. Onlar da ligi kötü başlangıç yapmıştı. Sonra ki haftalarda düzelen takım, özellik iç sahada seri galibiyetler aldı. İç sahada çok etkili oynayan ve iyi sonuçlar alan bir takım. Sezon ortasında Pantelic’in çıkardığı huzursuzlukları takımı fazla etkilemedi. Çünkü alternatif olarak Voronin vardı. Zaten Voronin geldikten sonra Pantelic’e bir şeyler oldu ve performansı geçen sezon gibi değil. Ligin ilk iki sırasındaki takımların sadece 2 puan gerisinde olmalarına rağmen şampiyonlukta pek şansları bulunmuyor. Bu sene şampiyon olabilecek kapasitelerinin olduğunu düşünmüyorum. Ligin ikinci yarısında yine iç sahada başarılı sonuçlar alacaklardır, ama dış sahada aynı şeyleri söylemem çok zor. Zaten dış sahadaki topladıkları puanların çoğunu şanslarının yardımıyla aldılar.

HAMBURG

Hamburg ise ligin güçlü takımlarının sezona kötü başlaması ve özellikle favori Bayern Münih’in kötü başlaması nedeniyle, ligi birkaç hafta lider götürdüler. Sezona yeni teknik direktörleri Martin Jol ile başladılar. Jol, takıma kendi sistemini oturtmaya çalışırken, takım göze hoş gelmeyen bir futbol oynamaya başladı. Oynadıkları futbolu açıkçası pek beğenmiyorum. Bir maçta Petric, diğer maçta Olic hem takımı, hem de Jol’ü kurtarıyor. Özelikle deplasmanlarda alınan kötü sonuçlar yüzünden iç sahada kazanılan puanların pek bir anlamı kalmadı. En son 1983 yılında şampiyon olan bu takımın, bu sezon şampiyonluk şansları matematiksel olarak yüksek görünse de, mantık olarak bunun çok zor olduğunu düşünüyorum. Ligin ikinci yarısının ilk maçını sahalarında Bayern’le oynayacaklar. Eğer Bayern karşısında galip gelirlerse, o zaman ligde çok şey değişebilir. Ligi 3. sırada bitirip şampiyonlar ligine katılmalarını bile başarı olarak görmeleri lazım.

BAYER LEVERKUSEN

Tarihlerin hiç şampiyonluğu bulunmayan bu takım, bu sezon şampiyonluk için ümitlenmişlerdi, ama beklenmedik kötü sonuçlar yüzünden bu sene de şampiyonluğun zor olduğunu bir kez daha gördük. Yine de Hamburg’un ne kadar şampiyonluk şansı varsa, bu takımın da o kadar şansı olduğunu düşünüyorum. Sezona teknik direktör Bruno Labbadia ile başladılar. Futbolculuk döneminde forvet olan Labbadia, takımını ofansif oynatarak cesur bir yönetim gösteriyor. Bazı maçlarda bu durum, takımın kolay gol yemesine sebep oluyor. Geçen sezonki Leverkusen ile bu sezon Leverkusen arasında en büyük fark ise takıma monte edilen Helmes olarak gösterebilirim. Kiessling ile iyi anlaşan Helmes, özellikle deplasmanlarda kontrataklarda çok etkili oluyor. Ligin ikinci yarısına çok zor fikstürle başlayacaklar. İlk 4 maçta alınacak sonuçlar, Leverkusen’in sezon sonunu nerede bitireceğini gösterecektir.

BORUSSİA DORTMUND

Ligde en son 2002 yılında şampiyon olan bu takım, taraftarlarının özlemini galiba bu sene de bitiremeyecekler. Sezona çok iyi bir kadro ile başlamışlardı. Ben, kadroyu görünce eski Dortmund’u görebiliriz diye düşündüm. Yeni teknik direktörleri Jürgen Klopp’u hiç hesaba katamadım. Korkak ve küçük düşünen Klopp yüzünden Dortmund ligin ilk yarısında istediği ve hak ettiği sonuçlara alamadı. Zaten Dortmund, son yıllarda ne kaybettiyse, yanlış seçim olan kötü teknik direktörler yüzünden istenilen başarıyı yakalayamadı. Bu teknik direktör yüzünden şampiyonluk şansları neredeyse yok gibi. Eğer bu takım ligi ilk 5’te bitiremezse, bu takıma çok yazık olur.

22.11.2008

Hoffenheim

Takımlar arasındaki puan farkının yine pek fazla olmadığı Bundesliga’da geçen 13 hafta sonunda Hoffenheim fırtınası esiyor. 13 maçta 9 galibiyet 1 beraberlik ve 3 mağlubiyetle 2. sıradalar ki birinci Leverkusen de aynı galibiyet oranına sahip. Anlayacağınız averajla ikinci Hoffenheim..

Ben de uzun zaman sonra yazdığım bu Bundesliga yazısını, Hoffenheim’a ayırdım.

Hoffenheim Almanya’nın güneybatısında Baden – Wüttenberg eyaletinin Sinsheim şehrinin küçük bir kasabası. Futbol takımı dışında bir numarası yok, futbolda da bu son birkaç yıla kadar bir numarası yoktu.

Alman yazılım firması SAP’ın kurucularından, eskiden Hoffenheim’ın genç takımında oynamış(kısacası futbol oynamasını bilmeyen) Dietmar Hopp 1990 yılından beri takımın mali destekçisi. Dünya’nın en zengin 100 adamından biri olduğu iddia edilen bu şahsiyetin takıma desteği aslında en başlarda laf olsun diye. 90 yılından 2006 yılına kadar takımın bulunduğu en iyi yer 3. Lig. Fakat 2006 yılında takımı hala çalıştıran, 2005 yılında Schalke’den hatırlayacağımız Ralf Ragninck ile anlaşıyorlar. Bundesliga tecrübesi olan ve halen kadroda bulunan Seitz ve şu anda takımın yardımcı antrenörlüğünü yapan Maric gibi isimleri de katıyorlar kadrolarına. Tabii Şampiyonlar Ligi’nden 3. lige antrenör getirdiğinizde başarı da geliyor. Önce 2. lig ardından, Bundesliga. Hikayenin buraya kadarı gayet olası fakat kolay da değil. Zaman zaman böyle yatırımların başarısızlık ve hüsranla karşılaştığını da görürüz. En yakın örnek, Etimesgut Şekerspor…

Bu sezon Ragninck ile yola devam eden Hoffenheim’ın an itibariyle geldiği nokta elbette şaşırtıcı. Geçtiğimiz hafta Hertha Berline’e yenilmeselerdi, liderlerdi hala. Kadroları zayıf, Hopp denilen adam takıma Ronaldo’yu, Kaka’yı getirmedi sonuçta. Takımın yıldızı PSG’den hatırlayacağımız(ya da hatırlamak istemeyeceğimiz) Boşnak golcü Ibisevic. 14 golle de açık ara ligin sürpriz gol kralı. Yaptığı açıklamada “14 gol atabileceğimi hiç tahmin etmiyordum” demiş. Ne yalan söyleyeyim, ben de etmiyordum.

Ibisevic dışındaki dikkat çeken oyuncular Salihovic, Carlos Eduardo , Demba Ba ve Obasi. Hatta biraz altta bahsedeceğimiz gibi bu beşli muhteşem bir hücum takımının oluşmasını sağlamış durumdalar.

Bu oyuncuları ve başarısını izlediğinizde FM/CM oynuyor gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Nijeryalı Obasi, 22 yaşında, Real Madrid ve Chelsea’ nin listesinde olduğu söyleniyor. Salihovic, Ibisevic gibi Boşnak. O biraz yaşlı, 24 yaşında(!). 2006’daki yapılanmadan beri takımın yıldızı. Forvet arkası Carlos Eduardo ise 87’li. Daha 18 yaşındayken Real Madrid’in gündemine gelmiş, fakat yetersiz bulunduğu için alınmamış. Güney Amerika futbolunu takip edenler onu Gremio ile 2007’de Copa Libartadores’de final oynadığını hatırlar, kendisini ta o günlerden tanır. O yaz Gremio’dan henüz o aralar Alman 2. Ligi’nde bulunan Hoffenheim’a 8 milyon avroya transfer oldu. Son maçlarda formunu arttırdı. Gelecekte ne fiyata nerelere gider merak konusu. Ibisevic’ten sonra takımın Obasi ile birlikte en golcü ismi Senegalli Demba Ba da henüz 23 yaşında.

İşte bu tanınmamış, genç beşli attıkları gollerle Hoffenheim’ı zirveye taşıyorlar. Atılan 34 golün 32sini bu beşli atmış durumda (Ibisevic 14, Ba ve Obasi 6, Salihovic 4, Eduardo 2) Demek ki böyle şeyler sadece menajerlik oyunlarında olmuyor.

Bu yazıyı okuyan herkese sporx.com dan Hoffenheim maçlarının özetlerini izlemelerini tavsiye ederim. Hoffenheim hücum hattının ne kadar hızlı ve göze hoş gelen bir oyun oynadıklarını her futbolseverin görmesi lazım. Benim favori oyuncum, Obasi. Favori gollerim ise Bochum ve Wolfsburg maçlarındaki üçüncü goller...

Takımdaki ciddi sıkıntı, Bremen, Leverkusen, Hertha ve Stuttgart gibi zor maçlarından toplam 1 puan çıkarabilmiş olması. Onu da gol yemedikleri(ne hikmetse) Stuttgart karşısında aldılar. Bremen ve Leverkusen 5 attı bu takıma.

İstatistiklerle devam ediyoruz. 7 maçta 19 puanla iç sahada lig lideri, 13 maçta 34 golle ligin en çok gol atan takımı durumundalar. Maç başına üçe yakın(!)… Arkalarından 31er golle Bremen ve Leverkusen geliyor ki onlar da bu gollerin altıda birini Hoffenheim’a attılar. 19 da gol yemişler. Averajlarını siz hesaplayın.

Yazıyı bitirirken şu ekstra notu vereyim: Dietmar Hopp, şu an Rhein-Neckar Arena denilen bir 30.000 kişilik(fazlasını dolduramazlar zaten) bir stadyum inşası çabasında. 2009’da bitmesi bekleniyor. Stadyum hakkında daha fazla bilgi için http://www.dkexe.de/rnarenade/

Son bir not: Bayern Münih toparlandı…

10.10.2008

Vay Jürgen! Ne iş?

Hazır milli maç arasına girmişken sezonun şimdiye kadar ki en başarısız kadrolarına baktığımızda Almanya’da Bayern hemen göze çarpan takım olacaktır. Geçen yıl 34 hafta boyunca lider kalıp şampiyon olan, hatta Almanya Kupası ile duble yapan Bayern araya girerken 7 maçta 2 galibiyetle 11. sırada. Dahası yedikleri 13 golle lig sonuncusu Gladbach’tan sonra ligin en çok gol yiyen ikinci takımı.

Hal böyle olunca Jürgen için çatlak sesler çıkmaya başladı bile. Geçen yıl mart ayında Hittzfeld’in gelecek yıl takımda kalmayacağını açıklamasından sonra Klinsmann ile yıllık 12.6 milyon dolar gibi bir rakama anlaşılmasına oldukça şaşırmıştım. Zira yaklaşık 10 senelik bir mazide Bayern ile Klinsmann hiçbir zaman harika bir beraberlik sergilemediler.

Daha oyunculuk zamanında 1995’te Tottenham’dan Bayern’e gelirken kontratına garanti oynar maddesi istemişti. Bunun yanı sıra yıllardır Bayern ile çalışan Addidas’ın ürünleri yerine kendi kişisel giyim sponsoru Reebok’ın ürünlerini kullanmakta diretmişti. (Bu olayı daha sonra defalarca özellikle milli takım seviyesinde gördük) Bayern buna uzun süre dirense de en sonunda oyuncuya bir istisna tanımışlardı.

Almanya’nın başında olduğu dönemde de iki tarafın yıldızı hiç barışmadı. Bayern tarihinin en önemli kalecilerinden Sepp Maier, Klinsmann tarafından milli takım kaleci antrenörlüğü görevinden kovulurken, diğer önemli ismi Oliver Kahn’ı da ikinci plana atmıştı.

Hal böyleyken ne oldu da Klinsmann başa geçti? Bunun cevabı elbette ki 2006’da kimsenin ummadığı bir üçüncülük dahası göze oldukça hoş gelen hücum futbolu.

Velhasıl, Euro2008’de Joachim Löw yönetiminde Almanya finale çıkınca takımın taktiksel dehasının kim olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Ha, Bayern yönetimi bunun farkında değil miydi? Muhtemelen farkındaydı.

Ancak Jürgen’in milli takımda bir proje müdürü gibi dünyanın dört bir tarafından koçlar, fitness uzmanları, scoutlar, psikologlar getirmesi ve değişik futbol filozofilerini harmanlaması anlaşılan Bayern yönetiminin gözünü boyamaya yetmiş.

Ancak gel gör ki geçen sene Almanya’da işin cılkını çıkartan Bayern’den şu ana kadar eser yok. Başlıca sebebi tabiî ki Löw’ün eksikliği. Scoutlar, fizyoterapistler falan iyi de taktiksel anlamda Löw’ün işini yapabilecek biri yok.

İkinci ve belki daha büyük problem ise kulübün tepesindeki babalar. Klinsmann’ın çalıştığı kulübün başında bir avukat ya da ticaretle uğraşan bir başkan yok. Rummenige, Beckenbauer, Hoeness ve Breitner’den oluşan bir yönetimde haliyle işine karışılmadan takımı yönetmesi imkansız hale geliyor.

Bundan sonra ne olur? Şampiyonlar Ligi’nde 2 maçta alınan 4 puan ve liderlik şimdilik biraz Klinsmann’ın postunu koruyor gibi duruyor. Ayrıca ne olursa olsun Klinsmann Almanya için önemli bir insan ve ülke içinde de oldukça karizması var.

***

Bayern’den başlamışken, Almanya’da lider kim? Hamburg. Başında kim var? Tottenham’dan kovulan Martin Jol. Tottenham nerede? Ligin dibinde. Futbol işte!

Dip not: Bir zahmet birileri şu Bundesliga'ya el atsın.

16.11.2007

Bundesliga'ya Kısa Bir Bakış

Sezon başında Bundesliga köşesinde tekrardan yazmaya karar verdikten sonra sezon öncesi lige genel bakış içeren yazılar yazmıştım ve o günden bu güne Bundesliga'dan uzak olmasam da yazı yazabilecek boşluk bulamadım desem pek de yanlış olmaz. 13. maç gününün tamamlandı ve beklendiği gibi Bayern lider. Her takımı tek tek incelemek yerine ligde ilgi çeken gelişmelere şöyle bir bakalım.

Şampiyonluk Yarışı

Beklediğimiz gibi Bayern Munih tepede. Sezona müthiş başladılar ancak son haftalardaki düşüşleri gözden kaçmıyor. Hem ligde hem UEFA kupasında beklenmeyen puan kayıpları Hitzfeld ve ekibinin imajını biraz olsun sarstı. Sakatlıklar bunda ne kadar etkili tartışılır keza Klose sakatlıklar yüzünden maçlar kaçırıyor. Hamit sezon başındaki çıkışından sonra takımı takiben bir düşüş yaşıyor. Haftasonu oynanan Stuttgart maçı öncesi Hitzfeld'in iddialı açıklamaları onları rezil etti desek yanlış olmaz. Lell, Kroos ve Ottl gibi oyuncuların bu rüya takımda sıkça yer bulmaları altyapının Almanya'daki önemini tekrar tekrar anlamamızı sağlıyor. Toni, Klose ve Riberry ise diğer tarafta Bayern'i taşımaya devam ediyor. Kahn ise bence en büyük soru işareti.

Sezon başında Klose'nin gitmesine rağmen bu sezon Bayern'in rakibinin Werder Bremen olduğunu savunmuştum. Tek kelimeyle "müthiş" bir hücum takımı Bremen. Sanogo-Almeida ikilisi ve arkalarındaki Diego iyi bir uyum ve yeterlinin üzerinde bir performans gösteriyorlar. Toni-Klose-Ribery'nin 19 golüne karşılık Sanogo-Almeida-Diego üçlüsünün de 19 golü var. Bremen Schaaf ile yıllardır oynadığı futbol şemasını devam ettiriyor ve çok gol atan, karşı sahada müthiş top çeviren ama istikrarlı bir şekilde defans hataları yapan Bremen'in oynadığı her maçı izlemek ilginç oluyor. Şampiyonlar Ligi'nde yine hayal kırıklığı yaşadılar ama hala şansları var. Carlos Alberto ise sezonun hayal kırıklıklarının başında geliyor. Bremen transfer rekoru kıran oyuncu "hiçbir şey yapmadı." Munih'in 1 puan arkasındalar ve kendi sahalarında oynadıkları Münih maçı dışında çok güçlü gözüküyorlar. Umarım şampiyonlar liginde de bir üst tura çıkmayı başarırlar.

Ben yarışın bu iki takım arasında geçeceğini tahmin ediyorum. Hamburg şu an için bu ikiliye uyum sağlamış tek ağır top. Onlar sessiz sedasız geliyorlar. Van der Vaart yine başrolde. Kişisel görüşüm kendileri dahi şampiyonluk inancı içinde değiller.

Karlsruhe: Kontratak mı dediniz?

Ayağa paslarla kontratak yapan takımlar izlemesi keyifli olurlar. Karlsruhe oyun tarzı ve aldığı skolarla şu ana kadar lige damgasını vurdu. Tek tek oyuncular olarak baktığınızda pek bir şey göremeseniz de takım olarak müthişler. İyi bir "coaching" futbolda nasıl etkili oluyor; bunu her maçta kanıtlıyorlar. Macar ortasaha oyuncusu Hajnal iyi bir oyun kurucu olarak maçlara damgasını vuruyor. Sadece 14 gol atan bir takımlar ancak tam 23 puanları var ve 4.sıradalar. Onlara ve antrenör Edmund Decker'e futbolun esas olarak nasıl oynanması gerektiğini hatırlattıkları için (kontratak futbolundan değil takım olmaktan bahsediyorum) teşekkür borçluyuz. Deplasmanda topladıkları 13 puan onların ne kadar disiplinli bir takım olduklarını kanıtlıyor.

Nürnberg: Sezonun hayal kırıklığı

Karlsruhe dışında sezon başında beklenenden çok çok uzaklardaki tek takım Nürnberg. Geçen yılı 6. sırada bitiren ve ses getiren Nürnberg, şu an sondan üçüncü. Kötü skorlar aldılar. Kendi sahalarında aldıkları 5-1 lik Frankfurt galibiyeti dışında herhangi iyi bir sonuç yok. Bakalım Nürnberg önümüzdeki haftalarda ne yapacak...

Schalke çok kaybetmese de yeterince maç kazanamadı. Hayal kırıklığı kısmına onları da koyabiliriz herhalde. Mesut ciddi bir sakatlık geçirdi. Onun adına üzüldüm çünkü çıkışını bu sezon da sürdürse gelişimi açısından iyi olurdu. Kuranyi ise her maçta beni çıldırtıyor. Hedefe yönelik oynamaktan çok uzak. Taraftarı olduğum bir takımda böyle bir oyuncuyu izlemek hoşuma gitmiyor açıkçası. Asamoah'ın son 3 yıldaki en iyi sezonunu geçirmesi Kuranyi'nin formsuzluğu yüzünden pek ödüllenmiyor desek yanlış olmaz.

Sezon arasında Bundesliga'ya bir daha bakana kadar...OKG'cülerden bir ricam var... bu ülkede futbolu gördükleri yerde bana haber verirlerse sevinirim....futbol oyunu dışında herşeyi görüyorum ama futbolu bir türlü yakalayamadım...o kadar da maç izledim aslında... (Sivas - Kasımpaşa maçındaki Sivasspor'un müthiş futboluna bu sitemde haksızlık ettiğimi kabul etmeliyim)..

NOT: MYFC, Ebbsfleet United ile anlaştı..ilgilenenler için www.myfootballclub.co.uk...Zamanım olunca üzerine daha detaylı bir yazı yazmayı planlıyorum...Oyunu görelim, sevelim, koruyalım

13.08.2007

Bundesliga'da Yeni Sezon...Sıra Orta Sahalarda

Serinin üçüncü yazısında 5 orta sıra takımını yorumlamaya karar verdim. Tabi son 10 takımdan bazılarını orta sıra takımları altına koysam da bu takımlardan bazıları küme düşerse Bundesliga’ya yakışır.

FC NÜRNBERG

Geçen senenin çıkış yapan takımı Nürnberg ile başlıyoruz. Geçen sezon aldıkları 6.lık pozisyonu Nürnberg gibi kısıtlı seyirci kapasitesi ve maddi gücü olan bir takım için mükemmel bir sonuç. Zaten tepe 5’linin arasına girmek bu kalibre takımlar için pek de mümkün gibi durmuyor. Peki Nürnberg sezon sonrası ve öncesi neler yaptı?

En önemli transferleri kaleye... Jaromir Blazek yıllarca Sparta Prag kalesini koruduktan sonra bu yaz Nürnberg’e transfer oldu. Çek kaleci ekolü fikrimce dünyanın en iyilerindendir. Petr Kouba ve Petr Cech örnekleri elimizde. İyi bir kaleci olmadan çok iyi bir takım olmak zordur. Onun dışında 2 sezonda toplam 62 maçta yer alan orta saha oyuncusu Jan Polak en önemli kayıpları. Fenerbahçe’nin rakibi Anderlecht’e transfer oldu. Sol bekte Gresko’nun Leverkusen’e gitmesiyle oluşan boşluğu da Lars Jacobsen ile kapatacaklardır. Lars Jacobsen’i Hamburg ve Danimarka milli takımından hatırlayabiliriz.

Bu sene Nürnberg’de takıma en büyük artıyı katması beklenen transfer ise Charisteas. 2004 Avrupa Şampiyonası ardından aynı hızla yükselemeyen Charisteas, geçen yıl Yunanistanlı bir gol kralı çıkaran Bundesliga’ya geldi. İyi beslenmesi halinde gol atabilen bir oyuncu. Nürnberg’de uzun boylu forvet oyuncusu sayısı da bir hayli fazla oldu aslında. Jelic, Charisteas, Vittek ve Kennedy... 187 ve üzerinde 4 forvet ( ki ikisi 190 cm üzerinde)...

Nürnberg geçen yılki çıkışı arttıramasa da bu yıl yine üst orta sırayı zorlayacaktır. Kadroları iyi ama çok iyi değil. Mintal, Vittek, Galasek gibi iyi oyuncular kadronun çekirdeğini oluşturuyor. Geçen yılki başarılarını tekrarlamak en büyük hedefleri olacaktır ve ben onların bunu başarabileceğine hatta şansları yaver giderse ilk 5’i zorlayabileceklerine inanıyorum.

BOCHUM

Geçen yıl elde ettikleri 8.lik pozisyonu ile yıllar sonra bir çıkış yakaladılar. Hatırlayacağız ki yıllar önce böyle bir çıkış yapmışlar, daha sonrasında UEFA’ya katıldıkları sezonda küme düşmüşlerdi. O yılla bu yıl arasında yine bir benzerlik var ki en önemli golcülerini kaybettiler. Tabi bu demek değil ki küme düşecekler. Bence bu sefer öyle bir hata yapmayacaklardır. Gekas inanılmaz bir sezon geçirdi ve yuvadan uçtu gitti. Kaleci Drobny de öyle. O ise Herta Berlin’e gitti. Ama kaleye çok iyi bir takviye yaptılar ve Shaktar Donetsk’den Latuvska’yı reklerine bağladılar.

Gelen diğer isimler arasında Gekas’ın boşluğunu doldurması beklenen oyuncu Slovak Sestak. Sestak geçen yıl Slovak liginde şampiyonluk yaşadı ve 15 golle dikkatleri üzerine çekti. Sonuç olarak kendini çok üst bir ligde buldu. Onun bu sezon göstereceği performans çok önemli. Forvete yapılan diğer bir isim ise Martin Miecel. Rövaşata vuruşlarıyla bilinen 32 yaşındaki Polonyalı Bundesliga’ya yabancı değil. Uzun süredir uzak kaldığı Bundesliga’ya dönüşünü ise son 2 sezondur Yunanistan’da PAOK’da bulduğu gollere borçlu.

Defansa katkı yapması beklenen yeni transferler arasında Yahia ve Pfertzel var. Yahia aslında Fransa’da ismini duyurup Inter Milan’a transfer yapmış bir isim. Ancak yıllar gösterdi ki o potansiyele sahip değil. Yine de bu transferler benim için kapalı kutu durumundalar. Bundesliga’ya ilk gelişleri ve ne yapacakları belli olmaz. Defansa yapılan bir diğer transfer ise İsveçli Matias Concha. Concha 2005’de şampiyon olan Djurgarden kadrosundaydı ve çıkışı o tarihlere dayanıyor. İsveç milli takımında 4 kez forma giymiş olması belirli bir kaliteye sahip olduğunu gösteriyor. 27 yaşında ve ilk kez İsveç dışında forma giyecek.

Bochum için fikrim şu; Nürnberg’in aksine başarılı olan kadro çekirdeğini koruyamadılar. Küme düşmezler gibi geliyor bana... Ancak 8.lik?... Zor.

HANNOVER

Yıllardır küme düşme tehlikesiyle karşılaşmadan ve lige renk katarak sevdiğim kulüpler arasında yer bulan Hannover 96 (nedense bu 96 eki de beni cezbediyor. Schalke’nin 04’ünü hatırlatıyor olabilir belki de...) bu yıl da kadrosunu korudu ve üzerine bir-iki takviye yaparak 07/08 sezonuna giriyor.

Transferde en önemli isim Mike Hanke. Schalke’den Wolfsburg’a ordan da Hannover’e... Aslında çok umut vaad eden bir isimdi ama çıkış yapması gereken yılları istikrarsızlık içinde geçirdi. Hashemian’ın ilerlemiş yaşı bu transferin amacı bence. Hanke çok yetenekli bir oyuncu. Hem yerden hem havadan etkili ve gerçekten çok hırslı. Umarım Hannover onun için kalıcı ve istikrarlı bir durak olur. Almanya futboluna da çok katkı yapacaktır.

Onun dışında takıma katılanlar Benjamin Lauth ve Sergio Pinto. İkisi de yedekte olacaklardır diye düşünüyorum. Transferde kapalı kutu olan ve sürpriz bir çıkış beklenen “Sal” lakaplı Salvatore Zizzo. Zizzo ABD U20 takımının bir oyuncusu. Cherundulo gibi başka bir ABD’liyi de kadrosunda bulunduran Hannover ABD’lilere bir ilgi gösteriyor. Bakalım genç Amerikalı ( aynı zamanda İtalyan pasaportu da var) Bundesliga’da ne yapacak. Orta sahada oynadığını da söylemeyi unutmayalım.

Gidenlere bakıldığında takımda düzenli yer bulan bir oyuncu göremiyoruz. Bence bu çok önemli. İstikrarlı bir kulüp olmaları onlara her yeni sezon başında bir avantaj sağlıyor. Ben Hannover’in lige yine renk katacağını ve Avrupa kupaları için başarıyla mücadele edeceğini düşünüyorum.

EINTRACHT FRANKFURT

Geçen sezonu küme düşme potasının iki sıra üzerinde bitiren Frankfurt ismiyle kentiyle büyük bir isim aslında. Geçen yıl UEFA Kupası’nda oynadılar ve her zaman iddia ederim ki iki kulvarda oynamaya alışmamış takımlar hep zorluk çekmiştir. Ligde küme düşme potasıyla ilişkilendirilmemeleri gerek. Kyrgiakos, Amanatidis, Takahara, Proll gibi kaliteli oyunculara sahipler.

Takımın uzun süredir formasını terleten Jermaine Jones Schalke’ye transfer oldu. Transfer sezonunun en büyük kaybı Frankfurt için Jones. Galatasaray’dan Inamoto ve Hamburg’dan Mahdavikia iki önemli transferleri. Mahdavikia çok tecrübeli ve takıma katkı yapacaktır. İranlılar, Japonyalılar, Yunanistanlılar göze çarpıyor. Bir de Meksikalı tranfer ettiler. Galindo defansı güçlendirmek için Grasshoppers’dan geldi. Bu çok-kültürlü takımın yine orta sıralarda yer bulacağını düşünüyorum.

WOLFSBURG

Kadrosunda en büyük revizyona giden takımlardan biri de Wolfsburg. River Plate ile yapılan anlaşma, Volkswagen ile yapılan sponsorluk, stadyum derken son 4 yıldır Alman futbolunun heyecanlındıran ancak başarıya ulaşamayan takımlarından biri Wolfsburg.

Hanke ve Klimowicz iki önemli forvet ve yollandılar. Dejagah Hertha Berlin’de istediği çıkışı yapamadı ve bu sefer durağı Wolfsburg. Onun yanında Boakye iyi bir oyuncu. Forvet hattında hala takımda olan Mensenguez ise 102 Bundesliga maçında attığı 4!!!! Golle dikkat çekiyor. Cottbus’ta golcü bir oyun sergileyen Radu ise bir başka gol umudu olacak Wolfsburg için.

Giden oyunculara baktığımızda Kevin Hofland’ı görüyoruz. Sert oyunuyla tanınan Hofland artık Feyenoord oyuncusu. Onun yerini doldurması beklenen oyuncu ise Portekiz’den gelen Ricardo Costa. Sarpei, Langkamp gibi oyuncular da yollananlar arasında.

BU ADAMI İZLEYELİM!!! Diyebileceğimiz oyunu ise Edin Dzeko. Bosna-Hersek’in yeni yıldız forveti diyebiliriz. Bosna U21 takımının kaptanı kendisi. Geçen yıl şampiyon Teplice’deydi ve bu yaz Wolfsburg’a geldi. Bakalım Bundesliga’da Dzeko ne yapacak...

Tahminim hücum hattının yenilenmesi Wolfsburg için iyi olacaktır. Bu yıl kaptanlığa getirilen Marcelinho ise hala takımın en büyük kozu...

31.07.2007

Bundesliga'da Yeni Sezona Giderken... Bölüm 2...Başaltı Takımlar

Bundesliga gibi sürprizlerle dolu bir ligde takımları böyle kategorilere koymak biraz zor aslında. Hatırlayacaksınız ki geçen sezona şampiyonluk iddiası ve umuduyla giren Hamburg sezonun ilk bölümü bittiğinde maç kazanamamış ve diplerde duruyordu. Ben yine de tüm takımları bir yazıda yazıp sıkıcı ve kocaman bir yazı yazmaktansa bölmeyi tercih ediyorum. Kendimce de isim koyuyorum işte...

HAMBURG

Gelelim Hamburg'a... 2 sene önce Van der Vaart transferine, müthiş statlarına, kulüp tarihlerine ve şehir potansiyellerine haklı olarak dayanarak atılım iddiasındaydı Hamburg. Şampiyonluğun kovalandığı 05/06 sezonundan sonra ise 06/07 sezonu büyük bir hayal kırıklığı oldu Hamburg taraftarları için. İyi bir kadroları vardı aslında ama Van Buyten'in yeri kapatılamadı diye düşünüyorum. Bu seneki tranferlerine baktigimizda Dortmund'dan genc Kosi Saka ve Mohammed Zidan'i goruyoruz. Onlar da var olan kadrolarina guveniyorlar. Kadrolarinda Kompany, Van der Vaart, De Jong, Sorin gibi cok yetenekli oyuncular var. Bundesliga'daki en iyi kadrolardan biri desek yanlış olmaz. Geçen seneki kötü başlangıç-sebebi her neyse- onların uzun vadede koydukları şampiyonluk hedeflerinden vazgeçmelerine sebep olmamalı. Son olarak Sanogo'yu da 4 milyon avroya Bremen'e sattılar. Forvette Guerrero, Olic, Kucukovic ve Zidan var. Bu dörtlünün patlamaya açık bir potansiyeli var ama tecrübeleri az. Ben Hamburg'u bu sene yine başaltı bir pozisyonda, 3-7 arası bir pozisyonda bitireceğini düşünüyorum.

HERTHA BERLIN

Geçen sene yıllardan sonra yukarılarda bitiremediler. Sezonu tablonun alt yarısında bitirmek başkent ekibi için kötü bir sonuç. Yıldıray gibi önemli bir oyuncularını kaybettiler. Yılların tecrübesi Neundorf da gitti. Gelenlere bakarsak Bochum'un kalecisi Drobny'yi görüyoruz. Beklentili diğer bir transfer ise Lucio. Bayern'li oyuncuyla aynı ismi taşıyan orta saha oyuncusu ortasahada oynuyor. İlk Avrupa tecrübesi olacak. Transferde pek hareketli bir takım değildi Hertha Berlin. Bu sene çıkış yapabilecek durumda değiller kağıt üzerinde. Bu sene de geçen yıl gibi orta sıralarda kalacaklar diye düşünüyorum. Bu sene altyapıdan A-takım kadrosuna alınan orta saha oyuncusu Bilal Çubukçu'nun da bir FM hot prospect'i olduğunu da hatırlatalım.

LEVERKUSEN

Geçen sezonu 5. bitirdiler. İyi bir sonuç bence ve bunun üzerine ne koyacakları önemli. Bundan 6 sene önce Şampiyonlar Ligi'nde final oynayan kadrodan nerdeyse kimse kalmadı. Kaptan Schneider tam bir takım sembolü. Onun varlığı bu takım için büyük avantaj. Geçen sene yaptıkları çıkışı sattıkları oyuncular ve gittikleri yerlerden anlayabiliriz. Juan'ı Roma'ya sattılar. Voronin'i ellerinde tutamadılar ve Liverpool'a kaptırdılar. Almanya'nın en yetenekli gençlerinden kaleci Adler'in varlığına güvendiler ve takımın demirbaşlarından Jörg-Butt'u Benfica'ya yolladılar. Yetenekli orta saha oyuncusu Babic ise Betis'e gitti. Roque Junior ve Athirson gibi Brezilyalılar da artık Leverkusen'de değil. İyi bir sezon geçiren orta boylu kulüpler için alışılmış bir görüntü aslında. Kimleri aldıklarına baktığımda ben iyi seçimler yaptıklarını düşünüyorum. Forvette oluşan açığı geçen sezonun gol kralı Yunanistan'lı Gekas ile kapatmayı hedefliyorlar. Bakalım Bochum'da golleri sıralayan Gekas bu sezon ne yapacak. Doğru yerde doğru zamanda durmayı bilen, akıllı ve çok hırslı bir futbolcu Gekas. Bu sene Leverkusen'de iyi bir sezon geçirirse özellikle Ada'dan talipleri olur ve İngiltere'ye transfer yapar diye düşünüyorum. Stili Everton'lu Andrew Johnson'a benziyor. Gekas dışındaki bir başka önemli transfer yeni Patrick Vieria denilen Ricardo Faty. Defansın ortasındaki açığı kapatmak için ise Köln'ün kuvvetli stoperi Sinkiewicz ve Mainz'den Friedrich'i aldılar. Kariyerinde yeni bir çıkış arayan Gresko için de Leverkusen iyi bir yer olabilir. Yine defansa destek olması beklenen Sarpei'de çok enerjik ve güçlü bir oyuncu. Kötü bir rotasyon oyuncusu değil. Genel resme baktığımda ise çok olumlu bir tablo görmüyorum çünkü açıkça belli ki, istemedikleri bir yenilenmeye gittiler. Berbatov'dan sonra Voronin de Ada'ya gitti ve bu açık kapatılması kolay bir açık değil. Tecrübeli Barbarez artık çok yaşlı ve her şey Gekas'a düşüyor sanki. Stefan Kiessling tepeyi zorlamak için yeterli değil bence. Geçen yıllarda kadroda olan oyunculardan Rolfes ve Castro, 2 yıl önce başlayan yeniden yapılanmanın yıldızları. Özellikle Castro gelecek yıllarda ismini duyacağımız bir isim.

Leverkusen'in tahmini ilk 11'i ise şöyle olacaktır. Kalede Adler - Defansta Gresko (DL) Sinkiewicz (DC) Friedrich (DC) Castro (DR) Ortada Rolfes ve Faty Sağda Freier Solda Barnetta oyun kurucu olarak Schneider ve tek forvet Gekas. Ramelow Faty ve Rolfes'e gore daha tecrübeli ve 3 oyuncu orta sahanın ortasında bir rotasyon yarışına girecektir.

DORTMUND

Gelelim uyuyan dev'e... Yıllardır mali krizden kurtulamayan, ve son yıllarda çareyi altyapı oyuncularında arayan Dortmund bu sene de büyük oynamaya hazırım mesajı vermedi. Dortmund'un en büyük kaybı kuşkusuz Real Madrid'e giden Metzelder. Geçen yıl çıkış yapan genç stoper Amedick bu yıl daha çok sorumluluk alacak gibi duruyor. Zaten Amedick fiziğiyle yeni Metzelder benzetmesini hak ediyor. Takıma bu yıl katılan Klimowicz tecrübeli bir golcü. Yalnız orta sıralar kalitesinde olduğu kanısındayım. Frei ve Smolarek yine takımın gol yükünü çekecek gibi duruyor. Delron Buckley İsviçre'de kiralık geçirdiği sezondan sonra 2005 yılındaki çıkışını tekrarlamaya çalışacak. Nuri Şahin bir yıllığına Feyenord'a kiralandı. Pienaar'ın da Ada'ya kiralanması bize Tinga'nın orta sahada daha fazla yük çekeceğini söylüyor. Tabii takımın eskileri olan Kehl, Ricken, Kruska, Kringe gibi oyuncular Dortmund altyapısının kuvvetini simgeliyor. İyi bir hava yakalamaları halinde altyapısıyla da olsa etkili olabilecek bir dev. En başta söylediğim gibi uyuyan bir dev. Dortmund'un bu sene ki en büyük transferi Metzelder'in yerini doldurmak üzere takıma gelen tecrübeli Kovac. Juventus'da geçirdiği sezondan sonra Bundesliga'ya dönen Kovac tecrübe sağlayacaktır. Dortmund altyapı ekolünün bu yıl bize sunmasını beklediğimiz yıldızlar yok değil. Sebastian Tyrala bunlardan biri. Nuri Şahin ile birlikte 88'liler jenerasyonunun diğer yıldızı olan Tyrala hücum özelliklerine sahip bir ortasaha oyuncusu. Bakalım Dortmund bu sene Dünya futboluna neler sunacak.

NOT: Geçen yazımda incelediğim 4 takımla ilgili 2 gelişme var. Bremen forvet oyuncusu Boubachar Sanogo'yu 4.5 milyon avroya takıma katarak Klose'nin gidişiyle zayıflayan forvet hattına rekabet ve sayısal çokluk getirdi. Diğer büyük transfer ise Stuttgart'tan geldi. Shaktar Donetsk'e Lucescu'nun getirdiği genç Romanyalı Marica 8 milyon avro karşılığında Stuttgart'lı oldu. Marica'nın da FM 2007'nin büyük prospectlerinden olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Bir dahaki yazıda...