İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
UEFA Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.10.2014

Lamela'dan sezonun golü

Dün akşam, hatta ekim boyunca izlemeniz gereken bir gol varsa o da budur arkadaş. Belki de sezonun golü olacak.

28.08.2012

Denizin Bu Tarafı, O Tarafı!



Denizin o tarafı, bu tarafı farketmiyor, hepimiz Akdenizliyiz! Epey fanatik olan PAOK taraftarları Rapid maçı öncesi sahayı yakıyor.

21.10.2011

Salak bi kırmızı kart

Zamanında Galatasaraylı Berkant bir maçta biri elle oynama, diğeri de hakemi aldatmaya yönelik hareketten iki sarı kart görüp oyundan atılmıştı. Epeydir böyle salak bir kırmızı kart görmemiştim.

4.08.2011

Futbola dönelim beyler!

Şu şike muhabbeti başladığından bu yana sürekli futbola dönelim muhabbeti yapılıyor da medya nereden reyting alacaksa orada kalmaya devam ediyor. Toplasan 20 Avrupa maçının ancak oynandığı bir ülkede iki takımın Avrupa maçının kimse tarafından yayınlanmamasının başka bir açıklaması yok zaten. Ortada izlenen maç olmadığı için yorum yapmak zor ama kimse havaya giremediği için de ortada bir başarı da yok. 10 Ağustos'daki Estonya maçında kim ne kadar konsantre olacakğı da mechul.

Madem şike konuşuyoruz, benim eski şirketim 10 Ağustos saat 11.00'de Barbaros bulvarındaki Point Hotel'de başta Dr. Roger Taylor olmak üzere, İtalyan futbol adamları ile birlikte dört kişilik bir şike konferansı düzenliyor. İşkembeden sallamak yerine herkesi oradaki konuşmaya bekleriz.

31.07.2009

Yiğidonun Avrupa'yla İmtihanı

Maçı İlker Dalgıç’ın evinde, kendisinin Kanadalı bir arkadaşıyla izledik. Futboldan çok anlamadığını iddia eden yabancı arkadaşımızın bile Sivas’ın halini izlerken içi burkuldu.

Açıkçası İlker de ben de bu kadar büyük bir fark oluşacağını beklemiyorduk. Tamam, Sivas Avrupa’da tecrübesizdi, bir-iki yiyebilirdi ama beş çok ağır kaçtı. Fatura kime kesilmeli ya da esasında kesilip kesilmemeli mi bilemiyorum. Fakat Yiğido’nun bu tarihi hezimeti ile ilgili sizlerle paylaşmak istediğim birkaç tespit olacak.

Sivassporlu oyuncuların tecrübesizliği ve telaşı:

İyi-kötü, uzun yıllar çeşitli seviyelerde takım sporları ile uğraştığımdan, sahada bir şeyi çok net gördüm: Sivassporlu oyuncuların yüzündeki korku ve heyecanı. Maçın özet görüntülerini bir yerden izlerseniz siz de fark edebilirsiniz. Üçüncü golden sonra bile iyi niyetle mücadele eden Sivasspor oyuncuları, sahada nerede konumlandıklarını unuttular, hezeyan içinde takım arkadaşlarına bağırdılar, rakibe kontrolsüz girdiler ve kendi takım arkadaşlarıyla çarpıştılar (ki özellikle bu kendi takım arkadaşlarıyla çarpışma, her tecrübesiz çaylağın mutlaka karşılaştığı bir durumdur). Bu anlattığımı daha iyi anlamak için, herhangi bir Milan, M. United ya da Barcelona maçına, bu takımlardaki oyuncuların yüzündeki farkındalık ve serinkanlılık ifadelerine dikkat edin. Dün geceki Sivassporlu oyunculardan ne kadar farklı olduğunu görürsünüz.

Uygun’un taktik hatası ne kadar belirleyiciydi?

Dün geceki hezimette, teknik açıdan bakıldığnda, Bülent Uygun’un çok suçu yok. Sonuçta, öyle ya da böyle Sivas’ı istikrarlı bir şekilde Süper Lig’de zirveye oynar hale getirdi. Üstelik takım, geçen seneki formda kadrodan Bilica, Balili gibi iki anahtar isim kaybetti. M. Yıldız ve Sezer ise sakattı. Genç ama potansiyel vaat eden Yasin-Sedat stoper ikilisinin de hemen birbirleriyle kaynaşmasını bekleyemezsin. Kısacası, dün gece teknik hatalar yerine teknik direktörün taktiğini sahaya uygulayamayan bir Sivas izlediğimizi düşünüyorum.

Sivas’ın dağlarına...

Öte yandan, Uygun’un, takımını mental açıdan hiç de iyi hazırlayamamış. Aslına bakılırsa, “4, 5, 6 yeriz, 8 yemeyiz,” “Sivas’ta Reina yok, o yüzden çok başarılıyız” gibi demeçler veren bir teknik adamdan da daha iyisi beklenemezdi zaten. Kaldı ki, o demeçlerin kurbanı Beşiktaş, Sivas Şampiyonlar Ligi’ne katılayacağı için, kariyeri düşüşe geçmiş 30 yaş üstü oyunculara harcayacak ekstra bir 5 milyon € daha kazanmış olacak. Ne mi demeye çalışıyorum? Oyuncuları asker gibi motive etmek artık Avrupa’da işe yaramıyor. Fatih’in Aslanları ekolü, 2000’lerin başında çöktü. Sivas sınıf atlamak istiyorsa “Gözümü kaparım, vazifemi yaparım” zihniyetini daha farkında ve akıllıca bir oyun mentalitesiyle değiştirmek zorunda. Gerçi Uygun’un bu köt itaate dayalı motivasyonu, daha 16 sene önce önemli sayıda ülke aydının polis ve belediye kontrolü altında canlı canlı yakılabildiği bir kentte bir süre daha işe yarayabilir (şimdi anlıyor muyuz, bu kentte niye Reina yok?). Ancak kimse sonra o şehre kaliteli yabancı gelmiyor, oyuncularımız 3 büyüklere gitmek istiyor diye sızlanma hakkına sahip olamaz.

Özetlemek gerekirse, Anderlecht maçı gösterdi ki, Sivas’ın ülkemizi Avrupa’da aslanlar gibi temsil edebilmesi için daha on fırın ekmek yemesi lazım. Ama Uygun’a ve adamlarına karşı da çok sert girmeyelim. Çoğu Anadolu kulübünün yakalayamadığı bir istikrar yakaladılar ve bunu sürdürüp Trabzonspor gibi ikinci bir Anadolu mucizesi yaratmak ellerinde.

21.05.2009

İstanbul'da bir final akşamı

Ocak ayında bilet satış döneminde finale bu iki takımın kalacağını bilsem final için bu kadar parayı gözden çıkartır mıydım, pek sanmıyorum. Kriz sebebiyle çapulcu Ukraynalı’lar kendilerine gelen 10bin bileti dahi satamayıp, UEFA’ya geri gönderdiği bir ortamda zaten sarhoş biletsiz taraftar bulup, biletleri karaborsa yapmak zaten hayal olmuştu.

Şu durumun altını çizeyim, olay takımları gitmem ben bu maça değil. Netice itibariyle bir futbol taraftarıyım ve kendi şehrime UEFA Kupası finali gelmişken hangi takım olursa olsun giderim. Olay bu maç için 100 avro ödemeye değer miydi?

Birçok insan değmeyeceğini düşünmüş olmalı ki, zaten biletler satılmadı. Federasyon da aman stat boş gözükmesin diye insanlara biletlere bedavadan dağıttı. Bu sebeple maç saatinde, maç biletinin değerinin bile altında fiyata bilet satıldığı iddia ediliyor.

***

18.15 vapuruyla Kadıköy’e geçmemle başladı final hikayesi. Kadıköy meydanı Werderlilerin toplanma alanıydı. İşportacılar ve imitasyoncular için bir nimetti Kadıköy meydanı. Bakkaldan 2 liraya aldıkları biraları Almanlara 5 liradan satanlar mı istersin, çakma final atkılarını kakalamaya çalışanlara kadar her türlü işporta malı mevcuttu. Bahariye’ye çıkan yolda daha neler görecekmişiz de haberimiz yok. Çakma final t-shirtlerinden tut, imitasyon Werder, Şaktar formalarına kadar ne ararsan vardı.

Böyle bir ortamda Carlsberg’in sponsorluğunda hazırlanan fanzone büyük bir başarısızlık kampanyası olarak promosyon tarihine geçti. Vapurla gelenler vapurdan inenler zaten meydanda toplanmışlarken, deniz otobüslerinin arkasındaki izbe fanzone’a insanlara çekmek için cıstak müzik ve dev ekrandan daha fazlası lazımdı. 8 avroya biranın satıldığı, Park büfede daha güzelinin ve daha fazla çeşidin bulunduğu bir ortamda köfteyi Park büfenin 4 katı fiyatına satarsan zaten kimse oradan yemez. Bi t-shirt ü de 35 liradan satarsan, insanlar da gider işporta malı alır.

***

Mercan’da kokoreç, midye keyfi yaptıktan sonra stada doğru yürümeye başladık. Gayet esmer, klasik bir Türk genci olarak neden insanların benim Alman olduğumu düşündüklerini yolda yürürken “Lucesc, Lucescu” diye bağırıp, koyacak işareti yaptıklarını halen daha anlamış değilim. Bu durum stat girişinde de devam etti. Baş sponsor Carlsberg’in içeride bira sattığını düşünerek, elimdeki Carlsberg ile stada girmeye çalıştım. Girişteki görevli “this is not allowed” deyince kalan birayı diktim ve kutuyu yere bıraktım. Bunun üzerine görevli sırıtarak “Now, it is OK” dedi. Türk olduğumu belli etmedim. Türk olduğumu anlasa böyle sırıtıp, espiri yapmayacağını, tam tersine “ yassahh hemşerim” diye çıkışacağını gayet iyi biliyordum. Türkler’in, Avrupalı’ya şirin görünme çabaları.

***

3 sezondur kombineli bir taraftar olarak bu statta son üç sezondur oynanan maçların kafadan bir %70’ine gitmişimdir. Ancak Fenerium tribününe ilk defa geldim. Pahalı tribünün içi daha farklı tabi ki. Kafeteryasında masalar ve plazma TV falan var. Devre arasında insanların kafeteryada oturup çay içerek maç izlediklerini gördüm. Salak lan bu adamlar. Sen git o kadar para ver stada gir, sonra da içerde maçı televizyondan izle. Bu arada sağolsun Mustafa abi, bize devre arasında basın çadırından jambonlu sandöviç ile elma getirdi. Yoksa, sandöviçin 14, çekirdeğin 4 lira olduğu bir ortamda kafeteryanın yanına yaklaşılmıyordu.

***

Dediğim gibi yurt dışından fazla taraftarın gelmediği bir ortamda stadın büyük bir çoğunluğu Türk seyircilerden oluşuyordu. Bu durum daha maçın hemen başında bütün stadın Gençlik Marşı’nı söylemesiyle ayyukaya çıktı. Yine de bu olay ileride göreceklerimi tahmin etmeme yetmiyordu. Marşı, Şaktar tribünü tarafındaki Türklerin başlatmasıyla, Almanlar marşı Ukrayna şarkısı zannedip, babalamaya çalışsalar da nafileydi.

Sonrasına bir UEFA kupası finalinde hiç de ummadığım bir şey oldu ve bu maçla tamamen alakasız iki takımın taraftarları birbirine girdi. “Her zaman her yerde en büyük fener!” diye bağıranlarla, ne diye bağırdıklarını hatırlamadığım Galatasaraylılar, komik şekilde birbirlerine girdiler.

Gecenin finali ise en çok güldürendi. Şaktar tribünündeki Galatasaraylılar, bir üst katta yer alan Şaktarlılara, tezahüratı öğrettikten sonra “kartal gol gol gol” makamında “Şaktar gol gol gol” tezahüratını yaptılar.

***

Maça gelirsek eğer, Diegosuz, Werder hücumda pek fazla bir şey üretemedi. Kupanın hakkı Şaktar’ındı. Yine de gol atar atmaz, uzun zamandır gözlerden uzak olan Lucescu futbolunu yeniden izlemek bir işkence olacaktı. Neyse ki, Werder golü çabuk buldu da, adam akıllı bir maç izledik, ta ki Şaktar ikinci golü bulana kadar. Maç penaltılara gitse, Werder’in kaleci avantajı olduğunu düşünüyorum. Şaktar’ın kalecisi evlere şenlikti. Tek bir kere bile topu oyuna sokmayı başaramadı, yediği golde komediydi zaten. Ama dediğim gibi Werder’in hücumları kalecinin bu durumundan faydalanamayacak kadar cılızdı. Son olarak ofsayt sebebiyle sayılmayan Werder golü bana sahadan nizami gibi geldi. Yorumlara biri konuda yazarsa sevinirim.

7.11.2008

Çap Sorunu

İki takımımız da Avrupa’da haftayı karlı kapattı ama çoğu kişinin gözünden kaçan bazı noktalar takımlarımızın çapı ve gidebilecekleri yer hakkında tahminde bulunmamızı sağladı.

Galatasaray’dan başlayalım. Benfica deplasmanında 2-0 harika sonuç.. Gelin görün ki Galatasaray öndeyken maçın bilmem kaçıncı dakikasında az sayıdaki Galatasaray taraftarından biri bir pankart açtı: N.F.V.A.S… Açılımını herkesin bilebileceği bu pankartı o anda açmanın mantığı nedir? Senin takımının “Avrupa Fatihi” lakabı var. Yıllar sonra bu sezon iddialı bir kadro kurmuş, Uefa’da gruplara 2 de 2 ile başlamış, büyük ihtimalle lider çıkacak grubundan. Nedir bu çapsızlık hala? Ne olacak Fener’e küfür etsen? Maalesef Galatasaray taraftarında 2007’deki “şişeli” Fenerbahçe maçıyla doruk noktasına vardığını gördüğümüz anlaşılmaz bir Fenerbahçe antipatisi oluştu. Ezeli rakibini sevmemek normal ama olayı bu boyuta getirmek senin camianı küçültmekten başka bir işe yaramaz.

Maça gelirsek, klasik bir Galatasaray maçıydı. Yine hücum ve savunma arası koordinasyon sıfırdı Galatasaray’da. Bu oyunuyla Galatasaray’ın her maçı basket maçı gibi geçer, geçiyor da zaten. Rakip Benfica da Galatasaray’a çok benzeyen bir yapıya sahip. Onların da hücum hattı çok güçlü ama takımın diğer bölgeleriyle uyum problemi var. Galatasaray Mehmet Topal ve Barış’ın dönmesiyle daha güçlü olacaktır ve Avrupa’da ilerleyebilir. Şimdilik bu oyunla 2 galibiyet(ve yüzde doksan gruptan çıkmış olmak) mükemmel.

Bu maçla ilgili bir başka not da artık Ayhan gerçeğinin anlaşılması gerektiği. Mehmet Aurelio’nun da yurtdışına gitmesiyle tartışmasız ülkedeki en iyi orta saha oyuncusu oldu. Hem hücum yönü hem de defansif yönü olan ideal bir orta saha. Çok iyi.

Fenerbahçe’ye geçersek. Emre Belözoğlu hafta içi Aragones’e “ Beni Arsenal’e karşı oynatma, Galatasaray’a hazırlanıyorum” demiş. Haberin yalan olma ihtimali var. Zaten benim amacım da Emre’yi suçlamak değil. Haber doğruysa Emre’nin, yalansa medyanın çapsızlığı.

Sorun anlayışta. Henüz geçtiğimiz yıl Avrupa’da çeyrek final oynamış takımın yıldızı(!) veyahut medyası Arsenal maçını önemsiz, Galatasaray’a karşı oynanacak derbiyi önemli görüyor. Arsenal maçını kesin kaybedilmiş bir maç olarak görüyor, hedefi Galatasaray olarak belirliyor. Bu Fenerbahçe için 6-7 yıl önce yaşanan bir durumdu. Fakat o zamanlar Fenerbahçe’nin Avrupa’da başarısı yoktu, şimdiki gibi bir kadrosu ve ekonomik gücü de yoktu. Ama artık çok şey değişti. Geçtiğimiz yıl Fenerbahçe lig şampiyonluğunu kaybetse de çoğu Fenerbahçe taraftarı takımlarının harika bir sezon geçirdiğini biliyordu. Şimdi tekrar hedef küçültmek düşündürücü.

Maç da tam bu anlayışla başladı. Fenerbahçeli oyuncular mağlubiyeti kabullenmiş gözüküyorlardı ve sanki “bir an önce yenilsek de gitsek” havasındalardı. Fakat dakikalar hızla geçip Arsenal golü bulamayınca Fenerbahçe bu maçta puan ya da puanlar alabileceğinin farkına vardı. Ve güzel bir direniş gösterip Arsenal’e ikinci yarıda ciddi bir pozisyon vermedi. Dakikalar daha da geçtikçe ben de Fenerbahçe’nin puan alabileceğini, puanlar almasının ise imkansız olacağını anladım. Çünkü Alex olmadığı zaman Fenerbahçe’nin hücum gücü çok zayıflıyor.

Öyle kolay kolay Emirates’de 5 yiyecek bir takım değil Fenerbahçe. Bunu İngiliz medyası bilemeyebilir ama Türk medyası ve Fenerbahçeli oyuncular bilmeli.

Hafta sonu iki takım da muradına eriyor. Derbide karşılaşacaklar. FB-GS maçları öyle bir hal aldı ki bu iki guzide kulübümüz nerdeyse bütün yatırımlarını bu maçlar için yapacaklar yakında. Galatasaray stressiz, yenilse de fazla taş yerinden oynamaz. Fenerbahçe stresli, yenildiği anda sezon çöpe gidebilir fakat yıllardır olduğu gibi en kötü döneminde Galatasaray’ı yenip düzlüğe çıkmak da var. Fenerbahçe iç sahada, avantajı bu. Galatasaray’ın avantajı ise hücum hattı hızlı ve teknik, Fener defansının en çok sorun yaşayacağı tarzda oyunculara sahip. İki takımın da orta sahası kötü. Yıllardır Kadıköy’de yenemiyor olsa da sanki Galatasaray bir adım önde, göreceğiz.

8.10.2008

Son UEFA Kupası ve Galatasaray’ın şansı

Avrupa’nın ikinci kupası UEFA kupası bir türlü dikiş tutturamadı. Aslında hala çok güçlü takımların katılımıyla oynanan önemli bir kupa fakat biraz da Şampiyonlar Ligi’nin varlığı nedeniyle bir türlü yeterli ilgiyi toplayamıyor.

Uefa da bunun kupanın garip statüsü olduğunu düşünüyor. Henüz birkaç yıl önce geçilen ve geçildiği anda saçma sapan olduğu belli olan bu statü geçtiğimiz günlerde değiştirildi ve gelecek sezondan itibaren geçerli olacak yeni statü açıklandı.

Logosu ve ismi de değiştirilen(Yeni Logo: Resimdeki, sarı kırmızı olmuş, fazla bir fark yok, Yeni isim: UEFA Avrupa Ligi veya UEFA Europa League) kupanın yeni statüsü şu şekilde:
48 takımla başlayacak olan kupada 4 er takımlı 12 grup olacak. Grup maçlarının deplasmanlı olması hem zevki arttırması açısından hem de adaleti sağlama açısından on numara bir karar. İlk iki sırayı alacak takımlar Şampiyonlar Ligi’nden gelecek 8 takımla birlikte 32 takım olup 3. turdan itibaren eleminasyon sistemine başlayacaklar.

Eskisine göre kat be kat iyi de olsa sistemin hala eksiklikleri mevcut. Bir kere ilk turda altı maç yapıldıktan sonra geleceğiniz nokta ilk 32. Yani altıda altı yapıp Avrupa’da destanlar yazsanız ve futboldan anlamayanları sevince boğsanız bunu Avrupa’nın ikinci liginde ilk 32 ye girmek için yapmış olacaksınız. Bu kadar fazla maç ile kazanılacak bir UEFA kupasının tabii ki önemi artacaktır ama biraz da zayıf takımlar ile oynanacak maçlar angarya halini alacaktır.

Aslında UEFA Kupası Şampiyonlar Ligi statüsüne getirilse ve Şampiyonlar Ligi’nden takım gelmese en bomba sistem olacak ve gerçek anlamda bir “Kupa 2” ye kavuşmuş olacağız. Fakat Uefa Kupası’nın misyonu Avrupa’da mücadele etmesi zor olan absürd takımlara Avrupa şansı tanımak, önemli liglerde 5-6. olacak takımları motive etmek ve Şampiyonlar Ligi’nin daha ilgi çekici hale gelmesi için 3. olarak elenen takımlara bir şans tanımak. Zaten tüm bunlar olmasa 2. kupa falan olmaz bir tek Şampiyonlar Ligi’ni keyifle izler diğer takımlarla uğraşmazdık. Fakat böyle olunca Milan, Schalke, Sevilla, PSG, Valencia vs. gibi takımları nereye koyacağız? Onlarsız bir Avrupa futbolu olur mu?

Ya da Nijmegen, Borac, Vaslui gibi takımların hiçbir şekilde Avrupa futbolu görme şansı olmasın mı? Daha önce Galatasaray’ın yaptığı gibi Avrupa futbolunun dağından gelen takımlar bağdakileri kovmasın mı?
Tüm bu nedenlerden dolayı UEFA Kupası bu tarz angarya sistemlere biraz mecbur. Fazla takımın olması şart. Uefa Kupası bir anlamda Devler Ligi dışında olanların ligi. Zaten UEFA’nın verdiği isim de bunu kapsıyor: UEFA Avrupa Ligi.

Statülerle ilgili son olarak Şampiyonlar Ligi’nin ikinci turuna değinmek istiyorum. Eskiden yapıldığı gibi ikinci tur da grup şeklinde olsa hem heyecan ve keyif artar hem de başarı zorlaşır. Fakat tabii sürpriz olması daha zor olur ve takımlar daha çok yorulur. Uefa da bunları düşünüyordur muhtemelen.



Saraçoğlu’nda final hayal mi? Evet, hayal…

Galatasaray bu son UEFA Kupası’ndaki temsilcilerimiz içerisinde kuşkusuz en güçlüsü ama aşırı abartıldığını belirtmek istiyorum. Türk medyası ve Galatasaray taraftarı hala kendini 2000 yılında görüyor. Başkan Adnan Polat’ın takımına gaz vermek için “Saraçoğlu’nda final oynarız” demesi veya Haldun Üstünel’in final oynayacağı garantiymiş gibi “Finali Milan’la oynarız” diyerek rakip seçmesi kimseyi gaza getirmemeli, yanıltmamalı. Galatasaray henüz UEFA Kupası’nın favorilerinden biri değil.


Elinizde Avrupa’nın dev takımlarındaki gibi bütçeler yoksa bu takımlar ile başa çıkmak için gerekli olan formül belli. Bu formülü 2000’de Galatasaray’da da gördük, geçen yıl Fenerbahçe’de de.

Öncelikle toplama takım hüviyetinden çıkıp, en az 2 yıldır birlikte oynayan bir iskelete sahip olmak gerekli
İkinci olarak da “taş gibi takım” diye nitelendirmemiz için içeriden çıkan, savaşçı oyunculara sahip olmak.
Üçüncüsü de her ne kadar geniş ve kaliteli kadro önemli olsa da insanların hiç düşünmeden sayacağı bir ilk onbiriniz olmalı.

Bunların hepsine sahipseniz ve bir de elinizde bir tane olmak kaydıyla Hagi veya Alex varsa Avrupa’da ilerleyebilirsiniz.

Ayrıca Galatasaray’ın Avrupa’da başarılı olmasını engelleyecek çok önemli bir de taktiksel faktör mevcut.

Demin de söylediğim gibi Galatasaray UEFA şampiyonu olurken veya Fenerbahçe çeyrek final oynarken takımlarımız üstte saydığım etkenler itibariyle birbirine çok benziyordu. Aradaki tek fark taktiksel anlayıştaydı, Galatasaray önde basan sürekli hücum yapan daha mücadeleci bir takım görüntüsü çizerken, Fenerbahçe rakibini bekleyen, ayağa paslarla rakibi yoran ve teknik oyuncuları sayesinde az gelip öz gelen bir takımdı.

Galatasaray 15 yıldır aynı futbolu oynuyor ve kadrosu şu ana kadar hep bu oyuna yakın isimlerden kuruluydu. Fakat bu sene daha farklı bir kadro anlayışıyla, pivot santraforsuz ve tek forvetle oynuyor. Eskisi kadar kanatlardan gelmiyor. Hal böyle olunca Galatasaray teknik ayakları ile iyi kapanan, sürekli faullerle oyunu durduran rakiplere karşı zorluk çekiyor. Fakat öne geçtikten sonra rakip açılınca boş alan bulan bu isimler ile farka gidiyor. O nedenle Galatasaray’ın ligde attığı farkların hepsinin yanıltıcı olduğu, sert oynayacak ve açık alan bırakmayacak takımlara karşı başarısız olacağı şu an için herkes tarafından görünen net bir gerçek.

Tüm bunlara rağmen eldeki kadro inkar edilemez. Yabancılardan De Sanctis ve Meira dışındakilerin kariyeri düşüşte de olsa kaliteleri ortada. Arda, Lincoln, Kewell, Hasan Şaş, Baros, Nonda’lı bir hücum hattına Topal, Ayhan, Barış, Meira, Servet, Sabri, Hakan ve De Sanctis’li bir savunma hattına yetersiz denemez.

Geçtiğimiz yılki şampiyonlukta ne kadar iyi bir Türk oyuncu iskeletine sahip olduğunu gösteren Galatasaray bu yıl ligde yabancı oyuncuların kalitesiyle ilerliyor. Bu da kadronun kalitesini ve genişliğini gösteriyor. Geniş kadro iyi bir şey ama abarttın mı sıkıntılar yaşaman doğal. Başarılı olmak için mutlaka bir sistemin ve bu sistemde oynayacak banko oyuncuların olması gerekli.

Fakat her şey karman çorban. Her maça farklı bir onbirle çıkıyor Galatasaray. Tek önlibero oynasa olmuyor, tek forvet oynasa olmuyor, bazen yedek kulübesinde Lincoln ile Baros oturuyor vs.

Skibbe’ye de fazla yüklenmemek gerekli. Böyle bir karmaşadan iyi bir takım yapabilmek kolay değil. Halihazırda Rıdvan’ın dediği gibi Türkiye’nin en iyi 20 kişilik kadrosu var. Fakat Skibbe’nin de belli bir iskeleti oluşturması lazım. Bir kere Mehmet Topal bu takımın banko adamıdır, bunu bilmeli. Bunun dışında Meira, Servet, De Sanctis banko olmalı. Arda gibi bir oyuncu varken Lincoln ve Kewell’ın kadroda olması ne kadar doğru bilemem ama bu oyuncular için Arda’yı yedek kulübesine koyma hatasına düşmemeli. Hakan Balta, Sabri, Baros ve Ayhan gibi isimler ise şimdilik uygun bir iskelet için diğer öne çıkan adaylar. Skibbe ise yaptığı açıklamada takımın beş as oyuncusunun Meira, Servet, Ayhan, Kewell ve Baros olduğunu söylemiş.

16.05.2007

Katalanlar mı, Endülüsler mi?

UEFA kupasında finale çok kısa bir süre kaldı. 17 Mayıs gecesi Glasgow’da UEFA kupası 2007 yılındaki sahibini bulacak. Öncelikle geçmişten günümüze UEFA kupası hakkında birkaç bilgi aktarmak istiyorum.

Fuar Şehirleri Kupası olan ismi 1971-72 sezonunda değişerek, bugünkü ismi olan UEFA kupası ismini alan, eskiden Kupa 3 olarak adlandırılırken, Kupa Galipleri Kupasının kaldırılmasıyla Kupa 2 haline gelen UEFA kupası, yeni sahibini İskoçya’da Glasgow’da bulacak. İlk UEFA kupasını 1971-72 sezonunda kazanan Tottenham’ı eleyerek finale yükselen Sevilla, bir önceki UEFA kupasının galibi olarak sahaya çıkacak. Bir nevi unvan maçı olacak. Rakibi ise daha önce 1987-88 sezonunda yine bir UEFA finaline çıkmış ve penaltı atışları sonucunda kupayı kaybetmiş olan, Espanyol.

UEFA kupası 1955 sezonunda başlayan fuar şehirleri kupasının devamı olarak 1971’de bugünkü halini aldı. Bu nedenle kupanın tarihine 1955’den başlamak lazım. İlkini Barcelona’nın kazandığı kupada, İspanyol takımları ilk kez finalde karşılaşmayacaklar. 50 ve 60’lı yılların İspanyol takımları Avrupa Kupalarına önemli bir damga vurmuşlardı. İlk iki kupayı Barcelona kazandıktan sonra, 1961-62 sezonunda Valencia finalde Barcelona’yı yenerek kupayı kazanmıştı. Bir sonraki yılı yine Valencia kazanırken, 1963-64 finalinde yine iki İspanyol takımı karşılaşmışlar ve maçı Zaragoza, Valencia’ya karşı Nou Camp’da 2-1’lik skorla almış ve kupayı kazanmıştı. 1965-66 yılında bu kez Barcelona, Zaragoza’yı yenerek kupayı kazanıyordu. Beş yıllık aradan sonra Barcelona 1971 yılında bir kez daha kupayı kazanma başarısı gösterdi.

Kupanın adının değişmesi ve 70’li yıllarla birlikte İspanyol takımlarında düşüş başlamış, onların yerini İngiliz ve Alman takımlarının özellikle de Ada takımlarının hegemonyası başlamıştı. 70’ler gibi, 80’li ve 90’lı yıllarda da İspanyol takımları UEFA kupası kazanma konusunda başarısız kalmışlardı. 1984-85 ve 1985-86 sezonlarında Real Madrid üst üste bu kupayı kazanmayı başardı. 2000’li yıllarda ise İspanyol takımları UEFA kupasını çok sevmiş görünüyorlar. Önce 2003-2004 yılında Valencia, ardından ise 2005-2006 yılında Sevilla kupayı kazanma başarısı gösterdiler.

Bu yıllar boyunca finale çıkan diğer İspanyol takımları ise 1976-77’de Juventus’a kaybeden Athletic Bilbao, 1987-88 yılında Leverkusen’a kaybeden bugünkü finalist Espanyol ve 2000-2001’de Liverpool’a kaybeden Alaves.

60’larda İspanyollar, 70 ve 80’lerde Alman ve İngilizler, 90’larda İtalyanların başarılarına sahne olan UEFA kupası 2000’li yıllarda tekrar İspanyolların başarılarına sahne oluyor.

İngiliz ve İtalyan takımları 18 kez final oynayıp 10 kez kazandılar bu kupayı. İspanyol takımları ise 16 finalin 10 tanesini kazandılar. Bu yıl bu sayı 18’de 11 olacak ve ilk sıraya yükselecekler. Almanlar ise 13 kez finale çıkıp 6 kez kupayı kazanma başarısı gösterdiler. Hollandalılar 6 finalden, 4 tanesini kazanırlarken, Fransız takımları 4 kez finale çıkıp hiçbirini kazanamadılar.

Takımlar düzeyinde ise Juventus 6 kez final oynayıp 3 kez kupayı kazandı. Barcelona, Valencia ve İnter ise dört finalin üçünde kupaya uzanan taraf oldular. Liverpool çıktığı üç finali de kazanırken, Alman Mönchengladbach dört finalin ikisini kazandı. İkişer kez kazanan diğer takımlar ise Real Madrid, Leeds, Tottenham, Feyenord, Parma ve Göteborg. UEFA kupasını bir kez kazanan takımlar ise Anderlecht, Roma, Zaragoza, Ferencvaros, Dinamo Zagrep, Arsenal, Newcastle, PSV, Frankfurt, İpswich, Leverkusen, Napoli, Ajax, Bayern Münich, Schalke, Galatasaray, Porto, CSKA Moskova ve Sevilla.

Şimdi Glasgow’daki final nasıl olacak, takımlar buraya nasıl geldiler bir bakalım;

Kupanın geçen yıl ki sahibi olan Sevilla, birkaç yıl önce yaptığı atılımın karşılığını geçen yıldan bu tarafa alıyor. Caporros ile başlayan süreç, Juande Ramos’un takımın başına gelmesinin ardından somut başarılara dönüştü. Geçen sezon ligi beşinci bitiren UEFA kupasını ise müzesine götüren Sevilla bu sezona da Süper kupa finalinde Barcelona’yı 3-0 yenerek başlamıştı. Ligde son haftaya kadar şampiyonluk yarışını sürdürecek olan, Kral Kupasında finale yükselen Sevilla, UEFA kupasında da finale adını yazdırmayı başardı.

Sevilla, bu sezon UEFA kupası yolculuğuna 1. turda Yunanistan’ın Atromitos takımıyla başladı. Rakibini Yunanistan’da 2-1, Sevilla’da ise 4-0 mağlup ederek UEFA kupasında gruplara kalmayı başardı. C grubunda Liberec, Braga, AZ Alkmaar ve Grasshopers ile karşılaşan Sevilla, bu dört maçta Braga ve Grasshopers’ı 2-0 ve 4-0 mağlup ederken, Liberec deplasmanında 0-0’lık beraberlik elde etti. Kupadaki bugüne kadar olan iki mağlubiyetinden ilkini grubun son maçında AZ karşısında 2-1’lik skorla aldı. 3. Turda Steua Bükreş’i 1-0 ve 2-0, 4. Turda ise Schaktar’ı 2-2’lik ilk maçın rövanşında mucizevi bir son dakika golüyle, kaleci Palop’un golüyle, uzatmalarda 3-2 yendi ve çeyrek finalist oldu. Çeyrek finalde ise Tottenham’ı 2-1 ve 2-2 ile eleyip yarı finalde bir başka İspanyol Osasuna’nın rakibi oldu. İlk maçta 1-0 kaybettiği turda ikinci maçı 2-0 alarak finalist olmayı başardı.

Kupadaki favorim olduğunu uzunca bir süre önce ilan ettiğim ve bu sezon ki kupa performansıyla, geçen yıl ki Sevilla’yı hatırlatan Espanyol ise şu ana dek hiç yenilgi almadan finale kadar geldi. UEFA kupasında oynadığı 14 maçtan 11 tanesini kazanan ve sadece üç kez berabere kalan Espanyol, kuşkusuz şu ana dek en başarılı takım. İlk turda Slovak Petralzka’yı 3-1 ve 2-2’lik skorlarla eledikten sonra grup maçlarında, Sparta Prag ve Ajax’ı 2-0, Zulte Waregem’i 6-2, Austria Wien’i de 1-0 mağlup ederek 12 puanla grubu tamamladılar. 3. Turda İtalyan Livorno’yu 2-0 ve 2-1, 4. Turda İsrail’den Maccabi Haifa’yı 0-0 ve 4-0’la geçip çeyrek finale kaldılar. Çeyrek finalde zorlu geçen maçlar sonucunda Benfica’yı 3-2 ve 0-0, yarı finalde ise Werder Bremen’i 3-0 ve 2-1 gibi önemli skorlarla devirerek finale kalmayı başardılar.

Ligde 3. sırada yer alan Sevilla ile 12. sırada yer alan Espanyol bu sezon UEFA finaliyle birlikte üçüncü kez karşılaşmış olacaklar. Ligde oynanan maçlarda Sevilla evinde 3-1 kazanırken, Espanyol ise onlar da evindeki maçı 2-1 kazandılar. İki takımın bugüne kadar oynadıkları maçlara baktığımızda ise 118 lig maçında Sevilla 55, Espanyol ise 42 maçta galip geldiler. 21 maç ise berabere sona erdi. Espanyol, Sevilla’nın 188 golüne, 167 golle karşılık verdi. İki takım arasında son yıllarda oynanan maçlarda bir denge söz konusu. Sevilla çok az bir farkla daha üstün diyebiliriz ya da.

Takımların öne çıkan özelliklerine bakmakta fayda var. Sevilla evinde oynadığı maçlarda çok baskılı ve etkili bir oyun sergiliyor. Hücum gücü hayli yüksek bir takım olan Sevilla’nın savunmasında ise zaman zaman problemler yaşadığını görüyoruz. Klasik 4-4-2 oynayan Sevilla’nın en önemli artısı çok iyi kullandıkları kanatlar. Sağ kanatta Dani Alves ve Jesus Navas, sol kanatta ise Adriano-Puerta gibi oyuncularla kanatlar hücuma çok önemli bir destek veriyor. Takımın orta sahası Poulsen ve Renato’ya emanet ediliyor. Poulsen savunma, Renato ise takımın orta sahadaki hücum gücü. Takımın çok önemli dört forveti var. Kanoute üstün fiziği ve bu fiziğe rağmen yüksek top tekniğiyle Sevilla ataklarının kilit ismi. O’nun yanında ise Fabiano’nun oynaması muhtemel. O da önemli bir yüksek top hakimiyetine sahip. Kerzhakov ise üstün süratiyle Espanyol savunması için risk oluşturabilecek bir oyuncu. Bu kadar iyi hücum eden bir takımın savunmada sorun yaşaması da normal. Javi Navarro savunmanın en kilit ismi. O yoksa sorunlar artıyor. Yanındaki Fransız Escude ile birlikte iyi bir ikili oluşturmuş durumdalar. Kalede ise belki de takımı buraya getiren isim Palop var. İki yıldır çok önemli işler çıkarıyor. Sevilla takımı sahaya tam olarak çıkabildiği takdirde her takıma karşı üstünlük kurabilecek bir ekip.

Espanyol ise muhakkak ki Sevilla kadar kadro kalitesine sahip bir takım değil ancak onlarında çok önemli silahları var. Espanyol’un hücumu demek, De La Pena demek. O’nun mükemmel derin topları Espanyol’un gole ulaşmasını sağlıyor. Onlarda Sevilla gibi 4-4-2 oynuyorlar. Sol kanadı Riera, Sağ kanadı ise Rufete işletiyor. İki oyuncu da zaman zaman önemli performanslar ortaya koymaktalar. Espanyol forvetinde ise Luis Garcia ve Tamudo, Sevilla’dakinin aksine topla çok hızlı ve çok teknik oyuncular. Bu nedenlerle de maç Sevilla’nın baskılı oyunu ve Espanyol’un hızlı çıkışlarına sahne olacaktır. Espanyol’un orta sahasında De La Pena’nın partneri ise Moises. O da Poulsen’in Espanyol versiyonu. Espanyol savunmasındaki iki isim yani Jargue ve Torrejon, Sevilla savunmasına göre daha genç ama daha yetenekli. Özellikle hava hakimiyetleri iyi. Zaten Kanoute ve Fabiano karşısında iyi olmaması demek çok kötü sonuçlar doğurur. Sağ kanadı Lacruz ya da Zabeleta, sol kanadı ise Chica savunuyor. Bu isimler Sevilla bekleri gibi hücuma yönelik değil daha çok savunma yapan isimler. Espanyol kalesinde ise bu sezon UEFA’daki tüm maçlarda olduğu gibi Iraizoz yer alacak.

Espanyol, Sevilla’ya oranla daha dinç bir takım olarak sahaya çıkacak. Rakipleri gibi üç kulvarda yorulmuyorlar tek hedef var o da UEFA kupası. Sevilla maçta daha çok atak yapacak, daha çok pozisyona girecek olan taraf gibi görünüyor ama Espanyol takımı bu tarz zor maçlarda bu sezon iyi savunma yapıp, geride iyi bekleyip oldukça etkili ataklar gerçekleştirmiş bir takım. Luis Garcia, Tamudo ve De La Pena üçlüsü sahada istediklerini yapabilirlerse değil Sevilla için her takım için büyük tehlike yaratacaklardır.

Espanyol takımının duran top organizasyonlarında da etkili olduğunu biliyoruz. Sevilla’nın pek böyle bir özelliği yok. Her iki takım da gol atmayı seven, golü düşünen takımlar bu da bizim güzel bir final izleme şansımızı hayli artırıyor.

Final maçları önceden kestirilmesi zor maçlardır kuşkusuz. Kimin kazanacağını bilmek hayli zor. Sahaya iki takımın hangi onbirlerle çıkacaklarını görmek de bize yardımcı olacak elbette. Ben bu finalin daha önceki finallerden daha güzel olacağını düşünüyorum. Bakalım UEFA kupası Katalanların başkenti Barcelona’ya mı? Yoksa Endülüslerin başkenti Sevilla’ya mı gidecek? Bekleyip göreceğiz.

21.03.2007

UEFA’da Çeyrek Final: Fenerbahçe’de Orada Olmalı Mıydı?

Geçtiğimiz hafta arası UEFA kupasında çeyrek finalistler belli olurken, Fenerbahçe’yi bir önceki turda son dakikalarda bulduğu golle eleyen Az Alkmaar da adını son sekize yazdıran takımlardan biri oldu. Tabi Az Alkmaar çeyrek finalist olunca ülkemizde de Fenerbahçe de orda olmalıydı, bunu yapabilirdi, yapsaydı finale kadar önü açıktı gibi sözler yükseldi. Gerçekten öyle mi?

Öncelikli olarak hafta arası oynanan maçlara değinip, ardından çeyrek finaldeki durumdan bahsetmek ve yazımı Fenerbahçe’yle tamamlamak istiyorum.

4. Tur maçlarında en çok dikkatimi çeken şey, ilk maçları deplasmanda oynayan yedi takımın tur atlamış olmasıydı. Sadece Shahktar elendi, o da son dakika golüyle. İlk olarak Çarşamba oynanan maçlara değinelim. Leverkusen 2-1 kaybettiği ilk maçın ardından Almanya’da Lens’i 3-0 mağlup ederek çeyrek finalist oldu. Beşiktaş ile oynadığı gruptaki son maçı kazanarak tur atlayan Leverkusen, Bundesliga’da da çok iyi bir sezon geçirememesine rağmen UEFA’da çeyrek finale kalarak önemli bir başarı elde etti. Leverkusen’in çeyrek finalde rakibi ise İspanya’nın Osasuna takımı oldu. Osasuna kupa finaline ev sahipliği yapacak olan Glasgow şehrinin takımı Rangers’ı deplasmanda 1-1 berabere kaldığı maçın rövanşında 1-0 mağlup ederek tur atlayan takım oldu. Çarşamba akşam şampiyonlar liginden gelen takımlardan biri ve kupanın en iddialılarından olan Werder Bremen ilk maçın son dakikalarında Almeida’nın golüyle 1-0 yendikleri Celta Vigo’yu Bremen’de de 48. dakikada yine Almeida’nın golüyle öne geçip sahadan 2-0 galip ayrılarak tur atlayan taraf oldu. İngiliz Tottenham şu ana kadar kupadaki en şanslı takım olsa gerek. Grup maçlarının ardından Feyenord’un ceza alması nedeniyle 3. turu maç yapmadan geçen İngiliz takımı, dördüncü turda da belki de kupadaki en tecrübesiz ve güçsüz takımla karşılaştı. Braga’yı deplasmanda 3-2 yenen Tottenham, Londra’da maçın bir ara 2-2 olmasıyla stres yaşasa da sahadan 3-2’lik galibiyetle ayrıldı ve çeyrek finalist oldu.

Perşembe gecesi bir önceki gün maçlarına oranla daha heyecanlı maçlara sahne oldu. Benfica’nın son dakika golüyle PSG’yi 3-1 yenerek elemesi, Az Alkmaar’ın 4-2 kaybettiği ve tur atlaması çok zor olarak nitelendirilen maçta Newcastle’ı 2-0 yenerek tur atlaması ve en önemlisi ise Shahktar-Sevilla maçı tam bitti derken kaleci Palop’un kafa golüyle maçı uzatmalara taşıması ve orada da turu geçmesi oldu. Gecenin en normal maçı Barcelona’da oynandı ve Espanyol, Haifa’yı 4-0 yendi ve tur atladı.

Cuma günü ise kupada kuralar çekildi ve eşleşmeler belli oldu. Sevilla-Tottenham, Osasuna-Leverkusen, Espanyol-Benfica ve Werder Bremen-Az Alkmaar eşleşmeleri meydana geldi. Çeyrek final eşleşmelerinde kuşkusuz en zorlu diyebileceğimiz maçlar Sevilla ile Tottenham arasında oynanacak gibi görünüyor. Birçok insanın finali oynar dediği iki takım çeyrek finalde karşılaşacaklar. Shaktar karşısında mucizeye imza atan Sevilla için böyle bir tur geçiş ekstra motivasyon sağlayacaktır. La Liga’da şampiyonluk mücadelesi veren Sevilla’nın kupadaki en güçlü takım olduğu bir gerçek ancak lig yarışı onları kupada zorda bırakabilir. Rakipleri Tottenham ise bu sezona kötü başladı ancak son zamanlarda daha iyi. Tottenham’ın yüksek bir hücum gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Keane, Defoe ve özellikle de Braga karşısında da mükemmel goller atan Berbatov’a sahip bir takımdan her defans ürker. İki takım arasında oynanacak maçların hayli gollü ve heyecanlı geçmesi beklenebilir.

Werder-AZ eşleşmesi de bol gol izlemeyi hayal ettiğimiz iki maça sahne olacak. Savunmadan çok hücum yapmayı seven ve bunu de iyi yapabilen iki takımın maçından da farklı bir şey beklemek olmazdı herhalde. İyi bir eşleşme olmuş diye düşünüyorum. Bremen birçoklarına göre finale kadar gidecek ve kupayı da alacak. Ben o konuda o kadar iddialı değilim. Sezon başına göre Bremen’in daha kötü olduğunu ve ligde de zorlu bir şampiyonluk yarışı geçirdiğini düşündüğümüzde ve Alkmaar’ın potansiyeline baktığımızda Bremen tura burada veda edebilir. Burayı geçseler de yarı finalde karşılaşacakları Benfica-Espanyol maçının galibi hem Bremen hem de Alkmaar karşısında favori olacaktır.

Sevilla-Tottenham eşleşmesinin galibiyle yarı finalde karşılaşacak olan Osasuna-Leverkusen eşleşmesi ise çeyrek finaldeki belki de en zayıf eşleşme. Diğer takımlara oranla biraz daha geride diyebileceğimiz bu iki takımdan Leverkusen, Lens karşısında önemli bir galibiyet elde ederek turu geçmiş de olsa Osasuna karşısında şansının daha az olduğunu düşünüyorum. Evinde gol yemeyen, deplasmanda da çok iyi bir savunma ortaya koyup iyi kontralar yapan Osasuna yarı finale daha yakın olan taraf.

Espanyol’la ilgili yazımda kupadaki favorimin Espanyol olduğundan söz etmiştim. Haifa karşısında ilk 90 dakika ve ikinci maçtaki ilk 50 dakikada gol bulamamış olmalarına rağmen maçı turu 4 gol atıp, yemeden geçen Espanyol’un şu ana kadar kupadaki en etkileyici performansa sahip takımların başında geldiğini düşünüyorum. Onların ne Sevilla, ne AZ, ne Bremen, ne de Benfica gibi şampiyon olmak gibi bir dertleri var. Bu onlar için avantaj. Deplasmanda çok iyi savunma yapan evinde ise çok iyi hücum eden bir takım Valverde’nin takımı. Rakipleri Benfica ise oldukça iyi bir takım. Şampiyonlar liginden gelen Benfica 4. turda PSG’ni elemeyi başardı. Daha önce de Dinamo Bükreş’i her iki maçta da 2-1 yenmeyi başarmışlardı. Onarda kupanın favorileri arasındalar. Bu turu geçen takımın Bremen-Alkmaar eşleşmesinden gelen takıma oranla daha şanslı olduğu düşüncesindeyim. Keza Sevilla-Tottenham galibi de Osasuna-Leverkusen galibine oranla daha şanslı gözüküyor.

Aşağıdaki tabloda takımların bu sezon UEFA Kupasındaki karnelerini çıkardım.

Takım

Maç sayısı

Galibiyet

Beraberlik

Mağlubiyet

Attığı Gol

Yediği Gol

Sevilla

10

7

2

1

21

7

Tottenham

8

8

0

0

17

6

Leverkusen

10

4

3

3

14

10

Osasuna

12(10)

4(4)

7(5)

1(1)

13(12)

8(7)

Espanyol

10

7

3

0

24

6

Benfica

12(4)

6(3)

2(0)

4(1)

18(7)

13(4)

Werder

10(4)

6(3)

1(0)

3(1)

14(7)

8(3)

Alkmaar

10

5

4

1

25

17

Not: Bremen, Osasuna ve Benfica için parantez içindeki değerler UEFA kupası değerlerdir.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimiz zaman UEFA kupasına ilk turdan başlayan takımlar arasında Tottenham, Sevilla ve Espanyol’un daha etkileyici performanslara sahip olduklarını görüyoruz. AZ Alkmaar’ın çok atıp, çok yiyen bir takım olduğu, Osasuna’nın ise az gol yiyen ve zor kaybeden bir takım olduğu ortaya çıkıyor. Yine Leverkusen’in buradaki takımlar arasında en kötü performansa sahip takım olduğu ortada. Şampiyonlar liginden gelen Werder Bremen ve Benfica’nın da bu sezon iyi işler çıkardıklarını görebiliriz.

Futbolun tahmin edilmesi kolay bir oyun olmadığını da not düşerek, finaldeki eşleşmeyi Sevilla-Espanyol olarak tahmin ediyorum. Belki de öyle istiyorum.

Gelelim Fenerbahçe’ye. Aslında bu ayrıca bir yazı konusu ama ben burada biraz değinmek istiyorum. Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olamayacağını düşünen ve kendisine UEFA’yı hedef çizen Fenerbahçe yönetimi takımı UEFA’ya sürüklemişti sezon başında. Kolay ilk tur eşleşmesinin ardından UEFA’daki en zor gruba düşen Fenerbahçe beklentilerimin üzerinde bir performans göstererek gruptan üçüncü dahi olsa çıkmayı başardı. Kuralar çekileceği zaman Parma’dan sonra AZ’nin iyi bir kura olacağını düşünmüştüm. Sevilla’yı son maçta yenerek grup birincisi olarak gelen AZ, Sevilla’ya oranla oldukça iyi bir kuraydı. Fenerbahçe 2-2 ve 3-3 biten iki maçın sonunda AZ’ye elenerek kupaya veda etti. Özellikle ikinci maçta 2-0 öne geçen bir takımın turu kaybetmiş olması şaşırtıcı ve finali hedefleyen bir takıma kesinlikle yakışmadı.

Başlıktaki sorumuza dönecek olursak, Fenerbahçe pekala çeyrek finalde olabilirdi, daha da ilerisi de olabilirdi ancak bunların gerçekleşmesi kesinlikle sürpriz olurdu. Çünkü Fenerbahçe UEFA kupası finaline gidebilecek bir takım asla değil. Ne teknik direktörü, ne yönetimi ne de futbolcu kadrosu bunu başarabilecek bir çapta. Fenerbahçe maalesef Avrupa kültüründen uzakta ve kendisi gibi uzakta olan teknik direktör ve yabancı oyuncu tercihleriyle bu açığını kapatmak yerine daha da açtı. Fenerbahçe sezon başında daha akıllı bir yapılanmaya gidebilmiş olsaydı, bugün çeyrek finalde olma şansı da daha fazla olurdu, finalin önemli adaylarından biri de olurdu. Ne var ki Fenerbahçe yönetimi bunu gerçekleştiremedi. Soruyu kendime tekrar soruyorum ve cevabı da veriyorum. Fenerbahçe orada olmalı mıydı?

Hayır olmamalıydı. 32 takım arasına kalmak bu “Fenerbahçe” için yeterli!

19.03.2007

2000 şampiyonuna benziyor birAZ

Yazının başlığını yazarken, klasik medya tavrına uydum. Ne zaman AZ Alkmaar ile ilgili bir haber çıkacak olsa, ''az'' kafiyesi uygulanmalıdır ya, biz de uyduk. Konumuz AZ Alkmaar, Avrupa'da sezonun en fazla parlayan takımlarından birisi.

AZ Alkmaar takımının çıkışı; birileri tarafından ''sürpriz'' olarak nitelense de, pek bir sürpriz olduğu yoktur. Takımın başarısı, bana eskileri hatırlatıyor. 2000 UEFA Kupası Şampiyonu Galatasaray'ı hatırlatıyor. Hollanda Futbolu ile Türk Futbolu pek de farklı değiller. Galatasaray-Beşiktaş-Fenerbahçe üçlüsünün yerini Ajax-PSV-Feyenoord üçlüsü kapmış Hollanda'da. En azından eskiden öyleydi. 1967 yılında kurulmuş olan AZ Alkmaar takımı 2000'li yıllarda patlamaya geçmeden önce...

AZ Alkmaar takımının finansal olanakları pek iyi değil. Öyle ki, '90lı yıllarda Philip Cocu-Jimmy Hasselbaink'i yetiştirip satan kulüp, yine ilerleyememiş finansal anlamda. 2000'li yıllarda da Jan Kromkamp, Denny Landzaat ve Joris Mathijsen gibi parlak isimleri yetiştirip Avrupa futboluna sunmuşlar. Finansal durumu pek parlak olmayan takım, 2004/2005 sezonunu lig üçüncüsü olarak bitirerek UEFA Kupası'na katılmaya hak kazandı. 2005 yazında, o takımla beraber en iyi işi yapabilecek olan Louis Van Gaal'i teknik direktörlük görevine getirdiler. Van Gaal isminin seçilmesinin, ne kadar önemli olduğunu vurgulamamız lazım.

Louis efendi, AZ Alkmaar takımının eski futbolcusu ve eski teknik direktör yardımcısı. Yani, bu takımı ondan daha iyi tanıyabilecek bir teknik direktör bulmak çok zor. Van Gaal'in tecrübesi muazzam. Genç oyuncuları çalıştıracak, aynı zamanda kulübün ihtiyaçlarına cevap verecek daha iyisi bulunamazdı. Van Gaal'i överken, temeli atan Co Adriaanse'yi de unutmayalım. Takımı yıllar boyunca daha ileriye taşıdı, 2004 UEFA Kupası Yarı Final'inde son dakika golüyle elendiler. Takımını ligin önemli takımlarından biri yaptı ve ayrıldı. Van Gaal görevi devraldı. Takımı, çeyrek finalden iki tur öncesinde elendi. Yine de, kimse patlamadı; onun biletini kesmediler. Takımını lig ikincisi yaptı.

Hollanda Ligi'nin garip statüsü yüzünden Şampiyonlar Ligi'ne kalamadılar, UEFA'dan yollarına devam ettiler. Takımın kadrosuna bakıyorum, hala bu sezon olanları anlayamıyorum. Şota Arveladze dışında bir tane uluslararası yıldıza sahip değiller. Dembele-Koevermans-Jaliens gibi sıradan gençlerle beraber kurduğu takım neler başarıyor. Kimse onlardan Avrupa'nın flaş takımı PSV'yle kapışmalarını bekleyemezdi zaten. Ligi ikinci sırada sürdürüyorlar. Patlamayı Avrupa'da yaptılar.

Şartlar ve kupa statüsü farklı olsa da, yedi yıl önceki Galatasaray ile aralarında paralellik kurmak istiyorum. O sezon Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne kalarak başlamıştı. Milan-Chelsea-Hertha Berlin arasından sıyrılmalarını beklemek biraz zordu. İlk dört maçta, bir puanla gösterdiler bunu. İstanbul'da Chelsea'ye 5-0 yenilmek takımın kendine gelmesini sağladı. AZ Alkmaar da Kayserispor'la oynadığı ilk turda berbattı kısacası. Berbat maçlar çıkardılar. Kayserispor biraz şanslı olsaydı veya rakip başkası olsaydı, ağır bir yenilgi almaları kaçınılmazdı. Kayserispor'u elediler ama önemli dersler aldılar, takım kendine geldi. Galatasaray, kalan iki maçını kazanarak UEFA Kupası'na katılmaya hak kazandı. AZ de UEFA Kupası C Grubu'nu lider bitirdi. İki takım da son 32'ye kaldılar. Galatasaray'ın ihtiyaç duyduğu mucize, Milan maçında ortaya çıktı. Son saniyede gelen penaltı golü unutulmaz bir andı. AZ Alkmaar'ın mucizesi ise Fenerbahçe serisinin son dakikalarında geldi. Elenmek üzereyken attılar golü ve önleri açıldı. Sonra Newcastle geldi, deplasmanda iki gol attılar, içeride iki gol attılar ve çeyrek finale kaldılar.

Şimdiki rakipleri Werder Bremen. Eleyebilirler mi? Elbette ki zor, zor olmasa esprisi olmazdı bu işin. Geçmişe dönelim. Galatasaray'ın dördüncü turda elediği Borussia Dortmund veya ileride gelen Leeds United daha mı zayıftı bugünkü Werder Bremen'den? O zaman son 8'e kalan Galatasaray'a çok az şans veriliyordu. Bugün de, AZ Alkmaar'a çok az şans verilmiyor mu? İmkansız mı peki? Kim iddia edebilir imkansız olduğunu?

Bir de, kadrolardaki benzerliğe bakalım. Louis Van Gaal ile Fatih Terim'in çalışma şartları birbirine benzemese de, karizmaları benzer. İkisi de çok büyük teknik direktörler kuşkusuz. O zamanki Galatasaray'ın en büyük yıldızı kariyerinin sonlarındaki süperstar Gheorghe Hagi idi. Pozisyonu farklı olsa da, Şota'nın AZ'deki yeri benzer. Galatasaray'ın sol kanadında Ergün-Hakan vardı, AZ'de de Tim de Cler var. Galatasaray'ın kalesinde Taffarel vardı, orda Joey Didulica var. Galatasaray'da Emre vardı, orda Martens. Arif'in yerini de Koevermans dolduruyor.

AZ Alkmaar kupayı alamayabilir ama 2000 Şampiyonu'na benzerlikleri unutulmaz. O yıl Galatasaray'ın elediği takımların (Bologna-Dortmund-Mallorca-Leeds) şu anda esamesi okunmuyor. AZ'nin elediği takımlar (Kayserispor-Fenerbahçe-Newcastle-belki Werder Bremen) ise tam tersine geleceğin parlak takımları. En azından ben öyle umuyorum...

12.12.2006

Son Haftaya Girerken

Hayli bir aradan sonra yeniden merhaba..

Grup maçlarının son haftasına girerken genel duruma şöyle bir göz gezdirelim..

Gün Görmeden Elenenler:

Son değerlendirmeyi yaptığımız Birinci Tur arifesinden, yukarıdaki başlık vesilesiyle başlayalım..

Kupa favorilerinden Schalke Nancy’ye, UEFA Kupası’nın son dönem gözdelerinden Slavların temsilcilerinden Lokomotiv Moskova Zulte Waregem’e, Ribery’nin takımı Marseille Mlada Boleslav’a, Juventus Piyangosu talihlisi İtalyan Chievo Braga’ya, bir diğer Alman Hertha Danimarkalı OB’ye, bizimkilerden Trabzonspor Osasuna’ya, Kayserispor da Alkmar’a kupanın Birinci Tur’unda elendi..

Listenin en acıklısı şüphesiz deplasmandaki rövanşın 90+2. dakikasında yediği golle kupaya veda eden Marseille oldu. İlginç bir şekilde diğerlerinin sonu pek öyle hazin olmadı..

Kısa bir flashbackin ardından dönelim bugüne..

A Grubu:

Ülkemizde adına neredeyse destanlar yazılan ve Can Lafcı’nın kupada tartışmasız favorisi olan Livorno berbat bir başlangıcın ardından seke seke yoluna devam etti ve işini son hafta deplasmanda oynayacağı Auxerre maçına bıraktı. Yerel rakiplerinin vaziyetine de bakacak olursak, Livorno için bu sene ne içerde, ne dışarıda pek hayırlı geçmiyor diyebiliriz. Ama bir Fransız geleneği olarak rakip Auxerre de, kendi liginde geçen senenin aksine bu sene düşme potası civarında seyrediyor.. UEFA’da ise aldıkları 4 puan da deplasmandan, içerde de Maccabi’ye boyun eğdiler.. Bu mini finalde beraberlik de Auxerre’den yana..

Grubun sürprizi Maccabi Haifa, içerde Auxerre ve Partiazan’ı yenip, dışarıda Rangers’a mağlup olduktan sonra geçen hafta Livorno deplasmanından 1 puan çıkarıp eleğini astı.

Grubun namağlubu Rangers son haftada elenen Partizan ile formalite maçına çıkıyor.

B Grubu:

Grubu şekillendiren Tottenham 3 maçta 3 galibiyet ile lider, son haftada içerde 7 puanlı ikinci Dinamo ile grup birinciliği için oynayacaklar.

Beşiktaş, geçen seneki Bolton maçına benzeyen berbat bir Tottenham startının ardından, bu sezon tüm kulvarlardaki ilk direniş emaresini Dinamo deplasmanında gösterdi. Tek forvet arkasında iki serbest alan oyuncusu kurgusu, epeydir kayıp olan “orta saha” yı rahatlatıp ön plana çıkardı, ama Beşiktaş yine kazanamadı.. Rakibin de son kozunu oynadığı Brugge maçından her iki taraf adına da pozitif bir şeyler beklemek, takımların içinde bulunduğu vaziyet mucibince haksızlık olurdu. Maçın skor galibi Beşiktaş, hemşehrisi Fenerbahçe gibi umudunu yine bir Alman takımıyla oynayacağı tamam-devam maçına taşıdı.. Beraberlik Beşiktaş’dan yana, Leverkusen kendi liginde her anlamda tam ortalarda, iç saha – dış saha karnesi ise sezon başının tam tersine, içerde idare eder, dışarıda kötü..

Grubun genel görüntüsü; Tottenham rahat, Dinamo şanslı, Beşiktaş – Brugge – Leverkusen üçlüsü ise devamlı birbirlerine çalışıp durdular..

C Grubu:

Son şampiyon Sevilla beraberlikle başladığı grupta Alkmar ile kafa kafaya ilerliyor. Son hafta Alkmar ile lideri belirleyecek bir maç oynayacaklar. Sevilla şu anda kupanın kalesinde gol görmeyen tek takımı. Alkmar 2 galibiyetin ardından iç sahada Liberec ile soğuk duş etkisi hissettiği bir maç oynadı ve ilk ikiyi garantiledi.

Son takım olmak için iki çekişenden Liberec, Sevilla beraberliği sürprizinin ardından Braga’ya çarpıldı ama imdadına Grashopers yetişti, geçen hafta Alkmar deplasmanından gelen 3 yerine 1 puan (Rakibin beraberlik golü son dakikada geldi) umutları biraz da umutsuzluğa taşıdı; zira Braga son haftada içerde Grashopers’la karşılaşacak ve kazanırsa Liberec’i geride bırakacak. Grashopers şu ana kadar oynadığı 3 maçta kalesinde 13 gol gördü..

D Grubu:

3’de 3 yapan Parma’yı saymazsak hayli garip bir tablo sözkonusu D Grubu’nda..

Lens, Osasuna ve OB’nin puanları 4, Heerenven’in puanı 1.. Son hafta Parma – Osasuna ve Heerenven – Lens maçları var.. Heerenven kazanırsa averaj hesapları devreye girecek, hele Osasuna da kaybederse bu hesaplar tadından yenmez hale gelecek ve de pek eşine rastlanmayan garip bir kombinasyon oluşacak grubun puan tablosunda, şu şunu yenmiş, bu bununla berabere kalmış gibisinden..

E Grubu:

Nancy ve Blackburn, 7’şer puanla girdikleri son haftada, İngiltere’de liderlik için oynayacaklar. İkilinin averajları da aynı, attığı gol fazlalığıyla beraberlik Nancy’den yana.

Geçen senenin flaşlarından Basel, iki deplasman maçını kaybedip, iki iç saha maçında da berabere kalarak kupaya veda etti.

Grubun nihayeti açısından Blackburn – Nancy maçı kadar önemli bir diğer maç da Feyenoord – Wisla maçı.. Wisla’nın 3, Feyenoord’un 2 puanı var. Hollanda ekibi bu sezon pek iç açıcı olmasa da (Nedenini Levent Abi’m bilir) eline, geçen haftaki olaylı Nancy maçının telafi şansı geçti denilebilir, araya bir NEC deplasman hezimeti girdi ama, son haftalarda iç saha performanslarını da hayli düzelttiler.. İlginç bir istatistik; Feyenoord’un bizi ilgilendiren ismi Van Hooijdonk 2 aydır gol atamıyor, bu makus talihi yenme şansını Nancy maçında penaltı kaçırarak tepti.

F Grubu:

Gruplarda 4’de 4 yapmaya en yakın takım (Parma biraz daha uzak diyebiliriz), son yıllarda ektiklerini uluslar arası arenada biçme aşamasına geçmiş görünen Espanyol. Espanyol son birkaç senenin aksine ligde kötü, Avrupa’da iyi..Zaten Ajax dışında çok da dişli olması beklenmeyen rakiplerini içerde dışarıda yenen Espanyol’un son hafta rakibi içerde grubun sıfırcısı Austria Wien.. Zaten, Waregem – Ajax maçından çıkacak sonuçla kimin grubu ikinci sırada bitireceğinin belirlenmesini saymazsak, son haftada grubun yegane heyecanı da Espanyol’un 4’de 4 yapıp yapamayacağı sorusu.. Yoksa, Austria Wien’in deplasmanda Espanyol’a fark atması, Waregem’in AJax’ı 4 farklı mağlup etmesi gibi uçuk ihtimallerin dışında, neredeyse grubun sıralaması bile belli: Lider Espanyol, ikinci Waregem (Belki Ajax), üçüncü Ajax (Eh, belki Waregem); Sparta ve Austria Wien’e de elveda..

G Grubu:

Grubun tek bir şey beklenebilecek takımı (Her ne kadar yine, yeni, yeniden kendi liginde bir numarası yoksa da) PSG, geçen hafta Mlada deplasmanından beraberlikle dönerek işi son haftaya taşıyabildi. Son hafta rakip iç sahada gruptan çıkmayı garantileyen Oanathinaikos.. Diğer maç Hapoel – Mlada..

Lider Panathinaikos’un 7 puanı var, ikinci Hapoel ve üçüncü Rapid’in 4, dördüncü Mlada ve sonuncu PSG’nin 2’şer puanı var ve üçüncü sıradaki Rapid maçlarını tamamladı. Bu vaziyet son hafta kombinasyonlarını karmaşıklaştırıyor

PSG son maçını kazanıp diğer maçın skorunu bekleyecek, ama yine de tek farklı galibiyet PSG’ye yaramıyor, çünkü averaj rakiplere göre kötü.. Benzer bir kazanma zaruriyeti Mlada için, yine benzer bir “en azından beraberlik” zaruriyeti de Hapoel için geçerli.

Bekleyelim, görelim. Zaten bu gruptan çıkacak takımların çok üstdüzey işler yapmasını bekleyen yok..

H Grubu:

Fenerbahçe, Avrupa Arenası’nda, hiç değilse skor bazında, orta sınıf bir Balkan takımı kadar bile başarılı olamama gibi zor(!) bir misyonun gerekliliği icabı, çok iyi oynadığı iki deplasman maçını kaybederken, iç sahada kendi liginin nöbetçi kahramanı Palermo’yu bir güzel silkeledi..

Bizim yerel basının, sanki keyfî tercih meselesiymiş gibi Palermo’nun eksiklerini ön plana çıkarması da yukarıda bahsettiğimiz gerekliliğin bir ürünü ve şüphesiz Avrupa yolunda Fenerbahçe’nin en önemli rakibi..

Palermo moralli de başladığı grupta arka arkaya iki maç kaybederek işini hayli zora soktu. Bu duruma yerel lige paralel bir düşüş periyodu da diyebiliriz.

Frankfurt’a geçen senenin Stuttgart’ı da diyebiliriz; devamlı bir beraberlik hali.. İstanbul’dan da bunu almaları beklenebilir ama bir işlerine yaramaz..

Premier Lig’deki komedi vaziyeti görmesek, Newcastle için “cillop gibi” diyebiliriz; hatta biraz da dalgalarını geçtiler, geçen hafta Frankfurt’la berabere kalıp rakibe inceden bir şans da verdiler..

Son haftanın vaziyeti; Newcastle maçlarını tamamladı gruptan çıkmayı garantiledi (10 puan), Celta hiç de hak etmediği Fenerbahçe galibiyetiyle ikinci sırada ve Palermo deplasmanına hayli umutlu gidiyor (4 puan), Fenerbahçe Newcastle’ın yerinde olabilecek bir futbol oynadı ama üçüncü (3 puan), Palermo puan eşitliğiyle hemen takipte ama Fenerbahçe maçından gelen averaj kötü (3 paun), Frankfurt berabere (2 puan)..

Son hafta oynanacak Fenerbahçe – Frankfurt ve Palermo – Celta maçlarını kazananlar gruptan çıkar, beraberlikler şu anki sıralamada üstte olanlara yarar..

Son olarak, Şampiyonlar Ligi maçları tamamlandı ve UEFA’da yoluna devam edecek sekizli belirlendi: Bremen, Spartak Moskova, Bordeaux, Shaktar, Steau, Benfica, CSKA Moskova ve AEK.. Yani Bremen’i saymazsak dişe dokunur bir şey yok; Bremen de eğer tarih tekerrürden ibaretse, yoğun maç trafiğinden çıktığı ve kendi liginde de hayli iddialı bir pozisyonda olduğu için erken göçer.. Umalım da göçmesin..

Grup maçlarının tamamlanması ve kura çekiminin ardından devam ederiz..