Roy Hodgson'ın Fulham'ına baktığımızda gözümüze çarpan ilk şey zannedersem ülkemizde de özellikle Aziz Yıldırım tarafından çok söylenen "istikrar" mevzusuna verdiği önem. Geçen sene Fulham neredeyse çıkabildiği bütün maçlara Paintsil-Hughes-Hangeland-Konchesky defans dörtlüsüyle çıkmıştı. Bu dörtlünün hepsi geçen sene en az 3000 dakika oynamışlar. Ayrıca kaptan Danny Murphy de 3327 dakika(38*90=maksimum 3400 dakika) sahada kalarak takımını sırtlamış ve bu süreye sığdırdığı 5 gol, 5 asistiyle takımının başarısında önemli pay sahibi olmuş. Forvet ikilisi Bobby Zamora ve Andy Johnson da sırasıyla 2710 ve 2583 dakika sahada kalmışlar.
Özellikle Hodgson'ın Zamora seçiminde dikkatimi çeken çok önemli bir nokta var. Geçen sene ligde sadece 2 gol atan Zamora'ya(bütün karşılaşmalarda 4 gol) Hull City sezon sonunda maaşını ikiye katlayacak bir kontrat önermişti(Fulham ve Hull City 5 milyon pounda anlaşmışlardı) ama Zamora takımda kalıp kendisini kanıtlamak istediğini söyledi. Hodgson da geçen sene boyunca Zamora'nın gol atamamasına rağmen iyi oynadığını ve takıma önemli katkılarda bulunduğunu açıklamıştı. Zaten ayrılan Eddie Johnson yerine gelen David Elm dışında başka forvet de transfer edilmedi.Zamora bu sene oynadığı 23 lig maçına 8 gol sığdırdı ve diğer karşılaşmalarda da attığı toplam 15 golle takımının gol yollarındaki en önemli silahı oldu ve şu anda İngiltere'nin Dünya Kupası kadrosunda olabileceği konuşuluyor. Bir nevi SAF'ın dediği gibi: "Eğer bir oyuncuya güveniyorsanız, hiçbir zaman vazgeçmeyin".
Bir başka dikkat çeken nokta ise Fulham'ın büyük takımlara karşı başarısı. Bu sene kendi evinde Manchester'ı 3-0, Liverpool'uysa 3-1'le geçti Fulham. Yarınki karşılaşma öncesi SAF'ın açıklaması da zaten bu durumu özetler nitelikte. "Roy, Fulham'a tecrübe ve otorite kattı. Kimsenin oynamak istemeyeceği bir takım kurdu". Bu sonuçların arkasındaki sebeplerinin en önemlisinin geçen sene Simon Davies'in www.premierleague.com'a yaptığı bir açıklamada saklı olduğunu düşünüyorum:
"Roy Hodgson bize her maç öncesi ne yendiğimiz zaman gazetelerin yazdığı kadar iyi olduğumuzu, ne de yenildiğimiz zaman onların yazdığı kadar kötü olduğumuzu anlatıyor".
Yani hem oyuncularının üzerindeki medya ve çevre baskısını azaltıp güven aşılarken hem de her zaman oyunu geliştirmeleri gerektiğini söylemiş oluyor. Zaten yaptığı açıklamalarda da hiçbir oyuncusunu kötülemiyor ve daha çok yaptıkları şeyleri anlatarak morallerini üst düzeyde tutmaya çalışıyor.
Uzun lafın kısası futbolun her zaman ama özellikle de şu zamanlarda daha fazla Roy Hodgson gibi teknik direktörlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Juventus'a deplasmanda 3-1 kaybedip çeyrek final şansını büyük ölçüde yitirmesine rağmen, daha önceki tecrübelerine* dayanarak bir mucizeyi gerçekleştirebileceklerine de inancım tam.
*The Great Escape: 28 Aralık 2007'de Roy Hodgson, Lawrie Sanchez'in yerine getirildiğinde Fulham düşme hattının içindeydi. Hiç vakit kaybetmeden ara transfer döneminde Hangeland, Nevland, Andreasen, Eddie Johnson, Litmanen, Toni Kallio ve Paul Stalteri kadroya katıldı. Brian McBride ve Bullard'ın dönmesiyle de Fulham ilk üç maçından 4 puan almayı başardı ama takım bir türlü form tutamıyordu. Ligin bitmesine son 5 maç kala evinde Sunderland'e 3-1 yenilen Fulham'da Roy Hodgson maç sonu röportajında resmen göz yaşlarını tutamıyordu. Ama aynı röportajda kalan son 5 maçtan 4ünü yeneceklerini ve bu galibiyetlerin kendilerini ligde tutacağını söylüyordu Hodgson. Ki bunları söylerken de son 5 maçlarından 3ünün deplasman maçı olduğunu bilerek ve sezon boyunca tek bir deplasman galibiyeti dahi almamış olduklarının farkında olarak söylüyordu. İlk maç Reading'i 2-0 yendiler, ikinci maç Liverpool'a kaybedildi. Üçüncü maçtaysa rakip Manchester City'di ve ilk yarı deplasmanda 2-0 City üstünlüğüyle bitmişti ki maç bu sonuçla bitmiş olsa Fulham ligden kesin düşmüştü. Ancak ikinci yarı efsanevi bir comeback'le (geri dönüş) 3-2 yenerek umutlarını son iki maça taşıdılar. Dördüncü maçta bir diğer düşme adayı Birmingham'la karşılaşan Fulham maçı 2-0 kazandığında sezon boyunca ilk kez düşme potasından çıkmıştı ve umutlar son Portsmouth maçına taşınmıştı. 76. dakikaya kadar 0-0 giden maçta Fulham, Reading'in kazanmasından dolayı yine düşmüş gözüküyordu ama bu dakikada Murphy'nin golü Fulham'a adeta hayat vermişti ve maçın bu sonuçla bitmesiyle birlikte Fulham birçok kişinin gözünde imkansızı gerçekleştirmişti.

