Anadolu Efes: Geçtiğimiz yılın finalisti Anadolu Efes işe head coachluğa Galatasaray'dan olaylı bir şekilde ayrılan Oktay Mahmuti'yi getirerek başladı. Oktay Hoca da yine çok iyi bir coach ancak 2005'ten beri şampiyon olamaması bir soru işareti. Oktay Hoca elindeki özellikle zayıf kadrolardan müthiş verim alıyor ve oyuncuları potansiyellerinin üstüne çıkarıyor. Ancak büyük hedeflere ulaşma konusunda kariyeri boyunca sıkıntılar yaşadı. İlk Anadolu Efes döneminde Prkacin, Nikolic gibi isimlerle bekleneni aştıktan sonra artan bütçe ile başarılı olamadı. Bir benzerini Galatasaray'da da yaşadı. İlk senede sürpriz bir final oynadı, ikinci yılında favori olan takımı ile finale çıkamadı. Oktay Mahmuti'nin koçluğunun temel özellikleri disiplin, sisteme bağlılık ve geniş rotasyon. Ancak bu özellikler yıldızların bol olduğu, serbestlik ve fazla süre istediği takımlarda çökebiliyor. Bu sene Oktay Mahmuti'nin elinde yine böyle bir kadro var. Yeni transfer edilen Farmar gibi bir yıldızla Vujacic ve Barac gibi yumuşak oyuncular ile nasıl bir uyum yakalayacağı merak konusu. Diğer taraftan tam Mahmuti'nin adamları olan Jamon Lucas Gordon, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, Savanovic, Ermal gibi isimlerin bu sezon çok iyi oynaması oldukça muhtemel. Semih Erden ise tam bir kapalı kutu olacak. İlk kez Oktay Mahmuti ile çalışıyor ve çok uyumlu bir oyuncu olduğu tartışılır. Anadolu Efes güçlü bir kadro kurdu ancak yukarıda bahsettiğim sıkıntıları ve seyirci dezavantajı ile bana göre Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yarım adım gerisinde sezona başlıyor.
21.08.2012
Avrupa'nın En İyi Ligi (1)
Anadolu Efes: Geçtiğimiz yılın finalisti Anadolu Efes işe head coachluğa Galatasaray'dan olaylı bir şekilde ayrılan Oktay Mahmuti'yi getirerek başladı. Oktay Hoca da yine çok iyi bir coach ancak 2005'ten beri şampiyon olamaması bir soru işareti. Oktay Hoca elindeki özellikle zayıf kadrolardan müthiş verim alıyor ve oyuncuları potansiyellerinin üstüne çıkarıyor. Ancak büyük hedeflere ulaşma konusunda kariyeri boyunca sıkıntılar yaşadı. İlk Anadolu Efes döneminde Prkacin, Nikolic gibi isimlerle bekleneni aştıktan sonra artan bütçe ile başarılı olamadı. Bir benzerini Galatasaray'da da yaşadı. İlk senede sürpriz bir final oynadı, ikinci yılında favori olan takımı ile finale çıkamadı. Oktay Mahmuti'nin koçluğunun temel özellikleri disiplin, sisteme bağlılık ve geniş rotasyon. Ancak bu özellikler yıldızların bol olduğu, serbestlik ve fazla süre istediği takımlarda çökebiliyor. Bu sene Oktay Mahmuti'nin elinde yine böyle bir kadro var. Yeni transfer edilen Farmar gibi bir yıldızla Vujacic ve Barac gibi yumuşak oyuncular ile nasıl bir uyum yakalayacağı merak konusu. Diğer taraftan tam Mahmuti'nin adamları olan Jamon Lucas Gordon, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, Savanovic, Ermal gibi isimlerin bu sezon çok iyi oynaması oldukça muhtemel. Semih Erden ise tam bir kapalı kutu olacak. İlk kez Oktay Mahmuti ile çalışıyor ve çok uyumlu bir oyuncu olduğu tartışılır. Anadolu Efes güçlü bir kadro kurdu ancak yukarıda bahsettiğim sıkıntıları ve seyirci dezavantajı ile bana göre Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yarım adım gerisinde sezona başlıyor.
27.04.2012
Topcast 26.04.2012
23.11.2011
Beşiktaş - Galatasaray
Haber: Beşiktaş - Galatasaray maçında çıkan olaylar yüzünden iki takım da PFDK'ya sevk edildi.
Demek ki maçta olay çıkmasının deplasman seyircisi ile alakası yokmuş. Galatasaray futbolcularının Kolezyum'da Roma halkının önüne atılan Spartacus'den farkı kalmış mıydı?
4.11.2011
Olmuyor!.. Olmuyor!..




1.06.2011
Beşiktaş'ın Kalesine Geçenin Sonu

Olay şu:
2005-06 sezonunda oynanan, Kadıköy'deki akıllara zarar Fenerbahçe - Beşiktaş maçının sonlarına doğru Cordoba'nın kırmızı kart görmesiyle kaleye geçen ve yaşayan bir efsaneye dönüşen Pancu'nun bir sonraki sezonun ortasında takımdan ayrılması gibi; 2007-08 sezonunda oynanan, Trabzon'daki Trabzonspor - Beşiktaş maçının sonlarına doğru Rüştü'nün kırmızı kart görmesiyle kaleye geçen, tabii Pancu kadar bahsi edilir bir kalecilik performansı sergilememiş olsa da, Beşiktaş'ı maçı kazanmasıyla yeni bir efsaneye dönüşen Bobo ile yollar ayrıldı.
31.01.2011
Şenol Güneş'in Cesareti
Herhalde hiçbir spor yorumcusu, Trabzonspor’un bu kadroyla Beşiktaş maçına çıkacağını tahmin edemedi. Buna ben de dahil. Hafta içi idmanları takip eden Trabzonspor muhabirleri bile. Şenol hoca neden böyle bir şey yaptı?
Neden yaptıyı az çok herkes tahmin ediyordur. Önemli olan buna cesaret edebilmek. Şenol Güneş, önemli bir maç öncesinde yaptığı kadro tercihiyle, yüksek standartlı bir teknik adam algısı yaratmıştır bende.
Böyle cesaretli kararı ancak büyük düşünen, günlük başarılar peşinden koşmayan, daha ileriye bakan bir teknik adam yapabilirdi.
En basitinden Daum olsa ve yapsa dahi olurdu. Ki öyle de oldu zaten.
Mustafa Denizli bu rotasyonu yapsa, yine ha keza büyük hoca diye manşetler atılırdı.
Ki her ikisinin de bu denli bir cesaret gösterisi yapacağını tahmin etmiyorum.
Trabzonspor medyası, camiası, kupadan elenmenin faturasını Şenol Güneş’e kesmeden önce düşünmeliler.
İnönü’de, cesaret gösterisi yapabilen bir liderleri olduğu için, dünden daha fazla sahip çıkmalılar.
Fark yeseydi, bugünkü eleştirilerin yüz katı eleştiri gelecekti.
Berabere ayrılsa, ‘Helal olsun, rotasyona bak’ denecekti.
O, Türk antrenörlerinde çok az gördüğümüz cesaretiyle, kimsenin kadro beklentilerine kulak asmadan, bildiğini cesaretle okudu.
Bence antrenörlere eğitim verirken Beşiktaş maçındaki Şenol Güneş irdelenmeli.
Vermek istediği teknik adamlık dersi anlatılmalı.
Kore’ye gitti, değişti geldi diyerek Şenol Güneş’i anlamamakta ısrar edenler,
Onu kabul etmemekte ısrar edenlerdir.
O her zaman garantici ve cesurdu. Hedefinin ne olduğunu da cesaretle anlattı.
Trabzonspor camiası umarım anlamıştır. Anlayacaktır.
30.01.2011
Almeida, Simao, Fernandes... Derken Yine Abdullah Avcı!

9.11.2010
Organizasyon Yeteneği
NBA tarihinde MVP olmuş bir oyuncu ilk defa yurt dışında oynuyor. Bu bile transferin büyüklüğünün kanıtıdır da şu fotoğrafı verdirecek kadar de-organizasyonsuzluk da bize özgü.
Bunları Iverson'ın imza töreninin hemen akabinde yazıyorum. NBA tarihinin en çok sayı atmış 17. oyuncusunun sözlerini tam olarak çevirecek bir çevirmen bile getirmekten aciz bu yönetim organizasyon adı altında ne yaptı? Iverson'ı 3 tane çocukla ikiye iki maç yaptırdı. Yok artık lebron ceyms!
*Allen Iverson kılığında yurda sahte Rolex sokmaya çalışan Nijeryalı kaçakçı, Atatürk Havalimanı'nda yakayı eleverdi...(zaytung)
5.11.2010
Ersan ve Dadaşlar
1.11.2010
Daha Çok Hata Yapacak

21.08.2010
Schuster, Quaresma, Guti... Derken Abdullah Avcı!

Rahmetli Kemal Sunal'a atfedilen bir laf var; "Ben Türkiye'nin sosyal bir gerçeğiyim, bilim adamları beni incelemeli" diye. İlk gençlik çağları, 7 kanalda haftada 77 Kemal Sunal filmi izleyerek geçmiş bizim kuşaktan her kim bu lafı duymuşsa "Ne kadar doğru demiş" demiştir Kemal Sunal için. Meselenin özünde Kemal Sunal filmlerinin absürd derecede birbirine benzerliği nispetinde izleniyor oluşu var tabii.
Değil Gutiler, Quaresmalar; Real Madrid'i, Barcelona'yı getirip şu lige dahil etseniz, birinden biri fikstürün ilk 3 haftasının birinde İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u çeker ve tökezler. Bu artık Türk futbolunun paradigması. Dört büyüklerin fikstür çekimine katılan temsilcileri "Bakalım bu sene hangimiz kötü başlayacak" diye geçirmiyorlarsa içlerinden, işlerini ciddiye almıyorlar demektir.
Abdullah Avcı da muhtemelen, her küçük addedilen takım teknik direktörü gibi maçlardan önce oturup dersine çalışıyordur; görünen o ki, diğerlerinden farklı olarak sıkı çalışıyor. Merak uyandıran nokta; 3 senedir hemen hemen aynı topu oynadığı herkeçse kabul edilen ve bu futbolla dört büyüklerden kazandığı puanlar, kaybettiği puanlarla yarışabilen İstanbul Büyükşehir Belediyespor'la karşılaşacak büyüklerin (!) maç öncesi ne gibi mental çalışmalar yaptığı. Ve bu akşamki maç özelinde bu tür bir fizibiliteyi Schuster'den ziyade futbolculardan beklemenin daha akıllıca olup olmadığı.
Yaklaşık 10 sene evvelinden bir anekdotla derdimi daha iyi anlatayım; ikinci Beşiktaş macerasının üçüncü haftasında Cristoph Daum, bir antrenman esnasında futbolculara birer boş kağıt dağıtarak rakip Diyarbakırspor'un muhtemel onbirini yazmalarını istemiş. Sonucu net olarak bilmiyorum elbette ama, bu bir sınav olsaydı futbolcuların asgari yüzde sekseninin bu sınavdan çakacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek olmadığını sanıyorum.
Netice... Beşiktaş son 3 sezonun ilk 5 haftası içerisinde üçüncü kez İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile karşılaştı ve skorlar sırasıyla: 1-1, 1-1 ve 0-2.
23.06.2010
6+2+2+2

16.06.2010
9.06.2010
Schuster, Pellegrini, Magath, Capello, Ferguson, Guardiola, Mourinho...

"Teknik direktör arayışlarını sürdüren Beşiktaş, girişimlerini resmen borsaya bildirdi. Adaylar; Schuster, Pellegrini, Magath, Lucescu, Koeman ve Ramos..."
Geçtiğimiz iki günde, bu haberin yayınlanmadığı gazete, televizyon, internet sitesi vs. kalmadı. Ve ben, bu haberi her okuyuşumda metnin "Magath" kısmına gelince önce bir kalakalıyorum, ardından da suratıma müstehzi bir gülümseme yerleşiyor, ancak ondan sonra okumaya devam edebiliyorum; "Lucescu, Koeman ve Ramos" diye..
Gelelim işin gülümseten tarafına:
19.04.2010
Mustafa Denizli Şampiyon Yaptıydın Bizi ....

Geçen sezon sonunda yıllar sonra gelen şampiyonluğunda etkisiyle Büyük Mustafa'ya methiyeler düzmüştüm yine OrtaKafaGol sayfalarında.Skor yazarı gene çıktı sayıp sövecek diyenler vardır; yok arkadaş sövmeyeceğim.Kendimce bir analiz yapacağım sadece.
31.08.2009
Şampiyonlar Ligi ve Beşiktaş
Şampiyonlar Ligi kuralarının çekilmesinden sonra gazetelerimiz Beşiktaş'ın rakiplerini değerlendirmişler ve genel kanı Manchester United dışındaki üç takımın eşit şanslara sahip olduğu, Beşiktaş'ın bu üç takım arasında bir adım öne çıktığı yolunda. Grubun mutlak favorisi Manchester United'ın menajeri Sir Alex Ferguson alışık olduğumuz açıklamasını yapmış ve ''Rakiplerimiz çok güçlü'' demiş. CSKA Moskova teknik direktörü Zico gerçekçi bir açıklama yaparak ''Man Utd dışındaki üç takımın da şansı %33'' demiş. Wolfsburg teknik direktörü Armin Veh de ''Şampiyonlar Ligi çok zor, diğer takımlar bizden daha tecrübeli'' demiş.
Beşiktaş'ın çok da kötü bir kur'a çekmediğini belirterek başlayayım. Beşiktaş bu gruptan çıkabilir mi? Elbette çıkabilir, çıkılmayacak bir grup değil ama maçları ciddi bir şekilde analiz ederek çok ciddi bir futbol oynamak lazım. Rakipleri analiz etmeden önce Beşiktaş'ı analiz edelim. Beşiktaş sezona hiç hazır değil. Teknik direktör Mustafa Denizli'nin ''Mahsus bizi kötülüyorlar.'' demesine bakmayın, Beşiktaş diğer iki takımın haricinde lige Bursaspor kadar bile hazır girmedi. Üst düzey futbolcu alacağız diye tutturduktan sonra Rodrigo Tabata'yı almak nedir? Tabata kötü bir futbolcudur demiyorum ama Şampiyonlar Ligi'nde iddialı olmak isteyen bir takım gidip Tabata'yı transfer etmez. Beşiktaş transfer sezonunu çok kötü geçirdi. Nihat-Ferrari-Fink 30'unu aşmış, Avrupa'da kendilerine kulüp bulamayan futbolcular; Avrupa başarısı arayan bir takım -tamam Nihat bir kenara- bu ikiliyi transfer etmez. Geçen sezonki Fabian Ernst gibi hamleler yapmaları gerekirdi.
Neyse, rakiplere bakalım. Bir kere, ''Man Utd Ronaldo'yu sattı, daha bişey olmaz.'' diyen insanları asla ama asla kaale almayalım. Bu iddiada bulunan kişilerin Charity Shield finalini izlemediğini ve Sir Alex Ferguson'u hiç tanımadığını varsayıyorum. Ronaldo'nun yerine transfer edilen Valencia'nın yanında Nani her an patlamaya hazır bir isim. Ayrıca, Giggs-Scholes gibi iki süper tecrübeli ismin bu takımda olduğunu unutmayalım. Park Ji-Sung da var, değil mi? Bir de bu takım ''ya Beşiktaş ya Galatasaray'' diyen Michael Owen'ı transfer etti. Kısacası, Manchester United'ın bu grupta zorlanmasını beklemek hayal olur.
Gelelim Beşiktaş'la çekişmesi beklenen diğer iki takıma...
Gruba ikinci torbadan giren CSKA Moskova son dört yılda Avrupa futbolunda önemli bir yer tuttu. 2005'te UEFA Kupası'nı kazanan CSKA Moskova, ertesinde iki yıl Rusya Ligi'ni kazandı ve UEFA'ya son 32'de veda etti. Geçen yıl UEFA'da son 16'ya kaldılar, Rusya Kupası'nı kazandılar ve Rusya Ligi'ni ikinci bitirdiler. Son dört yılda takımı çalıştıran Valeriy Gazzaev Dinamo Kiev'in başına geçti, bunun üzerine CSKA da daha önce Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkaran Zico'yu takımın başına geçirdi. CSKA UEFA Şampiyonluğu'ndan beri kadrosunu pek değiştirmedi. Son olarak, Yuri Zhirkov Chelsea'ye gitti. Ivica Olic ve Jo da daha önce Avrupa futboluna yelken açmıştı. Takımın kaptanı genç kaleci Igor Akinfeev. Genç neslin tartışmasız en iyi kalecisi. Savunmada Berezutskiy ikizleri var. Orta alanda tecrübeli Evgeni Aldonin dışında iki yetenekli isim; Daniel Carvalho ve Milos Krasic var. Sol kanatta, en yeni transfer eski Liverpool'lu Mark Gonzalez var. İleride ise her yıl 'ha Türkiye'ye geldi ha gelecek' denen Vagner Love ve iki genç isim Çek Tomas Necid ile Nijer'li Ouwo Maazou var. CSKA için söyleyeceğimiz en önemli şeyler; Avrupa'da tecrübeli bir takım, büyük bir stadları ve iç saha maçlarında başarıları var, Zico gibi Avrupa futbolunda başarılı olmuş bir teknik direktöre sahipler ve hepsinden önemlisi beş yıldır takımın iskeletini koruyorlar.
Almanya Bundesliga'nın son şampiyonu Wolfsburg en önemli yıldızı teknik direktörü Felix Magath'ı kaybederek sezona başladı. Teknik direktörlüğe daha önce çalıştığı Stuttgart'ı şampiyon yapan ve daha sonra çıktığı Şampiyonlar Ligi'nde grup sonuncusu yapan Armin Veh'i getirdiler. Wolfsburg tarihinde hiçbir zaman Şampiyonlar Ligi'ne katılamadı, daha önce iki kez UEFA Kupası'nda mücadele ettiler. Bugünkü kadronun çoğunun mücadele ettiği geçen sezonki UEFA Kupası'nda son 32'ye kaldılar ve PSV'ye elendiler. Takım geçen sezonki kadrosunu korumayı başardı -ki en önemlisi Dzeko'yu Milan'a vermediler- ve üzerine Thomas Kahlenberg ve Obafemi Martins'i transfer ettiler. Wolfsburg'un niyetinin ilk turda Avrupa'ya veda etmemek olduğu görülüyor.
Beşiktaş'ın fikstürü kullanıma bağlı; çok iyi olabileceği gibi çok kötü de olabilir. İyi ihtimale göre; Beşiktaş İstanbul'da Liverpool'u yendiği gibi Man Utd'yi de yener, ikinci maçta da CSKA'ya deplasmanda kaybetmez ve sonra Wolfsburg'dan dört puan alır ve tur atlar. Kötü ihtimale göre ise ilk maçta Man Utd'ye kaybedilir. Moral bozukluğunun yanında ateşli Rus taraftarı da CSKA'nın kazanmasına neden olur. Almanya'da da kaybedilir ve tur şansı neredeyse sıfır olur.
2.06.2009
Mustafa Denizli, Şampiyon Yaptı Bizi
Tarih 7 Ekim 2008 , 5 senelik Demirören hakimiyetinde 4. kez gördüğümüz ve artık alışkanlık haline gelmiş bir basın toplantısı izledik. Tabi bu diğerlerine göre biraz daha duygusal , biraz daha haklı bir isyanın sonucuydu. Ertuğrul Sağlam aslında başarılı başladığı, 2008/09 sezonun 6. haftasında 4-1lik ağır Metalist yenilgisinin iyice körüklediği camia baskısıyla istifa etmiş Beşiktaş bir kez daha kayıp bir yıla doğru son hızla sürüklenmekteydi. Aslında 8-0’lık yenilgi başlı başına bir istifa sebebi olsa da Ertuğrul Sağlam’ın elinde ki kadronun kalitesine oranla başarılı olduğu söylenebilir, bu istifanın gecikmesine bir anlam yüklenebilirdi.
Ben ise o dakikalarda kararsız bakışlar ve aslında gitmeliydi düşünceleriyle, internetten gelişmeleri takip ederken yeni teknik direktör adaylarımız arasında gördüğüm bir isimle adeta şoka uğratmıştım. O isim Türk futbolunun adı desturla anılması gereken belki de şu an bulunduğumuz noktanın temellerini atanlarından biri olmasına rağmen hiçbir zaman benden, bizlerden hak ettiği saygıyı görememiş biriydi. Mustafa Denizli’ydi o isim, Nam’ı-diyar Büyük Mustafa. Hem hayatımın 8 senesini geçirdiğim İzmir’in yetiştirdiği en büyük isimlerden biri olması hem de her daim Beşiktaşlı olduğunu açıklamasına rağmen bir türlü kanımın uyuşmadığı gözümde hep 2. sınıf bir teknik direktör olarak kalan Mustafa Denizli.
Kim bilir belki bunun sebebi yakın futbol tarihinde yaptığı yanlış transfer tercihleriyle kariyerinin sürekli geriye gitmesi, ya da her daim Beşiktaş’lılıktan dem vuran biri olmasına rağmen iki ezeli rakibimize bizi geçme şampiyon olma sevincini yaşatmasıydı. Ama bunda onun günahı yoktu ki. 19 senelik profesyonel futbolculuk kariyerinin sonunda ve şimdilik 26 senelik antrenörlük kariyerinin başında ona güvenen hep Galatasaray olmuştu. Emekli olur olmaz Derwall’in yardımcısı olmuş, 3 senlik çıraklık döneminin ardından Galatasaray tarihinin en önemli dönemlerinden birinin temellerinden birini atmış , ilk yılında şampiyon olup Şampiyon Kulüpler kupasında yarı final oynamıştı ve bu kulübün tarihinde yerini almıştı. Bununla yetinmemiş diğer rakibimiz Fenerbahçe’yi 5 yıl aradan sonra şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör olarak bu kez de Fenerbahçe tarihine geçmişti. Artık her iki ekibinde unutulmaz bir parçası olmuştu.
Derken kariyeri düşüşe geçti, Benim onu 2. sınıf antrenör olarak görmeme sebep olan yıllar geldi. Türk futbol tarihinin Fatih Terim ile birlikte en fazla krediye sahip antrenörü klüp bulamaz hale geldi. Ama onu beğenmeyenlerin hep söylediği Şanslı Mustafa sıfat tamlamasının tamlayanı onu yazının başında belirttiğimiz tarihe , bir gün önce televizyonlarda yorumlarken “aslında bu takımda çok iş var, sadece yönlendirmede problemleri çözülmeli”dediği takımın başına getiriverdi. Bizim gibi Büyük Mustafa kudretini bilmeyenler , Aachen’e, Persopolis’e bakıp “bu mu bizi yönetecek adam?” diyenler için laflarını memnuniyetle yiyecekleri günler başlamıştı adeta, her inişin bir çıkışı vardır lafını en güzel şekilde doğrularcasına.
Bjk kariyeri pekte parlak başlamayan Denizli 9 maçta 14 puan kaybetmiş ve herkesi derin bir umutsuzluğa sürüklemişti, hep arzuladığı Siyah-Beyaz kariyerinin başında hiç görmek istemeyeceği kapkara bir tablo vardı önünde. O kapkara Puan tablosu o kadar karamsardı ki Beşiktaşlılar bir kez daha ezeli rakip taraftarlarının eğlencesi olmuşlardı. Siyah – Beyazlılar lider ve takipçisinin 6, 4. sırada ki Fenerbahçe’nin 4 puan gerisinde 6. sıradaydı. Yine suratlar asılmış ve sabrı taşan taraftar bir kez daha başarısız yönetime, ve bir türlü büyük bir takımda oynadıklarını idrak edemeyen futbolculara yüklenmeye başlamıştı. Kulüpte yine bir kaos ortamı oluşmuştu.
Bunlar olup biterken Denizli sessiz sedasız, hepimizin beğeniyle takip ettiği Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay’ın programı %100 Futbola konuk olmuş ve o tarihi açıklamayı yapmıştı : “Şu anda potada 7-8 takımdan bahsedebiliyoruz. 26. haftadan sonra bu takım sayısı kaç olur, 1 mi, 2 mi, 3’ü bulabilir mi belli olur. Genelde iki takım kalır. Biz bunlardan biri olmak istiyoruz. Ligin 26. ve 27. haftasında ne olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyacağız. Benim adım Mustafa Denizli ise bu takım da Beşiktaş ise ikinci yarı başladıktan 10 hafta sonra neyin ne olduğunu hem ben göreceğim, hem Türkiye görecek. Ama önce içeride bir takım dengeleri kurmamız lazım , daha bu köprünün altından çok sular akacak.”
Tabii hemen alay konusu olmuştu Büyük Mustafa. Hemen çarpıtmalar başlamış Beşiktaş’ın 26. haftada şampiyonluğu ilan edeceği düşüncesi herkesin dilinde bir espri aracına dönüşmüştü.
Ama Büyük Mustafa takıma inanıyordu. Motivasyon konusunda Fatih Terim gibi Zen-Master seviyesinde olduğunu ispatlarcasına takımın psikolojini toparlayıp, tekrar şampiyonluğa hatta çifte kupaya inanmalarını sağladı. Toraman – Üzülmez gerginliğini çözerek iki oyuncuyu tekrar takıma bağladı, Ekrem Dağ’a kendi önyargısına rağmen formayı verdi, geldiğinden bu yana yaptığı kritik hatalarla Beşiktaş’a büyük zarar vermesine rağmen vazgeçilemeyen Zapo’yu kesip yerine küskün Gökhan’ı ilk 11’e alıp yabancı kontenjanını sıkıntısını düzenledi, ardından çok isabetli saptamalarla Ernst ve Yusuf’u takıma monte etti, hep çok eleştirilen verimsiz 3-4-3 ısrarından vazgeçerek, Beşiktaş kadro yapısına uygun olmasa da 4-5-1’e döndü. Sezon içerisinde Sivok’tan ve Delgado’dan ön libero, Bobo’dan sol açık yaratma ısrarlarından vazgeçti ve bazıları gibi ‘Ben ders almam , veririm” demeden her hafta dersler alarak doğruyu bulmaya çalıştı.
Tello ve Holosko’ya yeni sistemiyle mükemmel bir işlev kazandırırken, Yusuf gibi artık futbolunun son baharını yaşayan bir oyuncuyu maç kazandıran kahramana dönüştürdü. Sezon içerisinde Delgado ve Nobre’nin sakatlıklarının büyük sıkıntı yaratması beklenirken, bu oyuncuların yerlerini akıllı hamlelerle doldurarak yokluklarını avantaja çevirmesini bildi. Neredeyse hiçbir Beşiktaşlının sevmediği Cisse’yi takımın en kritik oyuncusu haline getirmeyi başardı ve bunun sonucunda 2009 yılını biri kupada ki rahat rövanş maçında olmak üzere sadece 2 mağlubiyetle kapatarak bir kez daha kazanan takım yaratmada ne kadar usta olduğunu kanıtladı.
Ligde ezeli rakipleri karşısında düştüğü hatalara kupada düşmedi ve Kupa finalinde adeta ders niteliğinde bir taktikle sezon içerisinde 2 defa yenildiği Fenerbahçe’yi mağlup etti. Stres dozu tavan yapmış Ankaragücü-Ankaraspor-Galatasaray ve Denizli maçlarında mükemmel kriz yönetimiyle sadece skora ve hedefe yönelik futbolla Beşiktaş tarihinin en büyük başarılarından birini yani kulübün 2. Dublesini , hem de bunu Siyah-Beyaz tarihinde başaran ilk Türk olarak adının arşivlerinde yer almadığı son Büyük takımında efsanesi olmayı başardı.
Büyük Mustafa bize kendisini öyle bir hatırlattı ki, uzun süre sadece Beşiktaş’ın değil bir dönem “Mustafa Denizli Şampiyon Yap Bizi” tezahüratlarıyla yeri göğü inleten bütün futbolseverlerin aklından çıkmayacaktır. Teşekkürler Büyük Mustafa , 6 senedir hasretle bugünü bekleyen bu kalplere, sevmek için sevmeyenlere ve Beşiktaşlı doğanlara yaşattığın bu tertemiz şampiyonluklar için … Mustafa Denizli Şampiyon yaptın Bizi !!!
7.11.2007
Slavia Prag'lı Futbolcular Taraftarlarının Önünde Diz Çöktü. Siz Niye Çökmüyorsunuz?
Ama sahada Beşiktaş adına ne var? 11 tane beyaz formalı futbolcu. Kırmızı futbolcular daha hızlı, daha istekli, daha teknik, daha güçlü. Sonuç? 8-0. Şampiyonar Ligi tarihinin en farklı skoru. Maçın teknik analizine girmemize gerek var mı emin değilim. Bir noktadan sonra taktik dizilişin, hakem kararlarının pek önemi kalmıyor. O nokta nedir peki? Tuttuğunuz takımın 4-0 yenikse ve bırakın mücadele etmeyi, fark daha fazla açılmasın diye yatay, kısa paslar yapması...
Burada sorulması gereken soru şu olmalı: 100 yılını çoktan devirmiş, milyonlarca taraftara sahip bir takım olan Beşiktaş’ın neden Avrupa kupalarında hiçbir başarısı yok? Liverpool, kuruluş itibariyle Beşiktaş’tan sadece 11 sene büyük. Ve İngiltere’deki taraftar sayısı, Türkiye’deki BJK taraftar sayısı kadar ya vardır ya yoktur. Çok basit bir mantık aslında. Bu iki takım arasında 8 gollük bir fark var. İşte bu fark nereden kaynaklanıyor? Yanıltmasın, Beşiktaş İnönü’de Liverpool’u yenerken de, bütün pozitif futbolu İngilizler oynamıştır. BJK’nin ilk golü ise tamamen şanstır.
Diyeceksiniz ki, “Beşiktaş’ı çok ezdin. Liverpool dünyanın en önemli kulüplerinden biri. Hem geçtiğimiz sezon Roma da Man Utd’dan 6 yedi.” Tamam, Roma 6’yı yedi. Ama 1-) 6 yerken en azından bir gol attı. 2-) O maç bir kazaydı. Roma’nın Şampiyonlar Ligi’ne her girdiği sene averaj takımı olma gibi bir geleneği yok. Oysa Beşiktaş’ın sicili kabarık. 6’lık Leeds maçı, 5’lik Barça maçları, 4’lük Milan maçları...Yani sadece bu seneye mahsus değil. Beşiktaş, tarihi itibariyle Şampiyonlar Ligi’nde, adi bir averaj takımı olmaktan öteye gidemedi. Bunu kabullenelim.
Peki niye “adi” bir averaj takımı? “Adi” olmayan averaj takımları da var. Bakınız, Slavia Prag... 2 hafta önce Londra’da Arsenal’den 7 yediler. Ama ne yaptı futbolcuları o maçtan sonra? Gidip taraftarlarının önünde diz çöktüler. Taraftarları da onları alkışlayarak affetti. Beşiktaşlı oyuncular niye 7’den de fazla, 8, yemelerine rağmen orada binlerce Liverpool’lunun arasında üzerini çıkarıp gururla Çarşı – BJK atkısı taşıyan taraftarının önünde eğilmedi?
Ya da şöyle soralım, Şampiyonlar Ligi’ndeki diğer averaj takımlarının arasında, oyuncuları Beşiktaş kadar ücret alan, transfere Beşiktaş kadar para harcayan bir takım var mı? Her sene neşter, her sene yeni yabancılar. Şu anki Beşiktaş kadrosunda bana bir tane üst düzey oyuncu gösterebilir misiniz? Üst düzey derken, Avrupa’nın ilk 20 kulübünde ancak yedek bekleyebilecek potansiyele bile okey derim. Bir Ricardinho vardı, onun da yaşı geçti. Bobo ise ancak orta sıralarda bir Fransız takımını sırtlayabilir, daha fazlası zor. Serdar’ların, Batuhan’ların daha çok pişmesi gerek.
Bütün bu işe yaramaz oyuncular topluluğunun kaptanı kim? İbrahim Üzülmez. Sahada takım arkadaşlarına liderlik etmeyen, dil bilmeyen, pas atamayan bir kaptan olur mu Allah aşkına? Maçtan sonra gidip kendisine itiraz eden Bobo’yu dövmüş. Sevgili okurlar, Bobo 22 yaşında bir genç. İbrahim ise bu kulübün herkese örnek olması gereken kaptanı.
Oyuncularımızın kalitesizliğinden de söz etmişken... Milli takımımızın defansını sayabilir misiniz? Sol bek: İbrahim Üzülmez, Stoperler: İbrahim Toraman ile Gökhan Zan. Sağ bek: Allah’tan Ali Tandoğan değil. Kaleci: Hakan Arıkan. Ondan sonra “Niye eleme gruplarından çıkamıyoruz?”
Maçla ilgili, Babel’in halı sahada dalga geçermiş gibi topukla attığı golden sonra, en çok aklımda kalacak görüntü, her halde Koray Avcı’nın yavaş tempoda yere tükürüp hakeme itiraz ederken, Riise’nin taç atışı kullanıp son süratte koşan Voronin’e asist imkanı sağlamasıydı. Liverpool, milyon paundlar harcadığı transferlerinden istediği verimi elde edememesine, ligde uzun süredir puan kaybetmesine, rağmen, her maç çıkıp sonuna kadar mücadele ediyor. Transferden yine istediği verimi alamayan, ligde de kazanamayan Beşiktaş niye en azından mücadele edemiyor?
Bütün bu argümanlar tek noktada birleşiyor: Her şeyin özü haddini bilmek. Beşiktaş, bütün parasına, taraftarına rağmen, hala başkanının soyunma odasına indiği, mücadele etme onurundan yoksun, Avrupa’da her sene Türk milli gururunu zedeleyecek kadar kötü sonuçlar alan, sahada kişiliksiz, şahsiyetsiz futbol oynayan bir averaj takımıdır. Kendini dev aynasında görmekten, yaptığı 10. sınıf yabancı transferleri dünya starı olarak lanse etmekten, her puan kaybında hakemi suçlayıp “PAF takımıyla çıkarız” gibi oyunbozanlık yapmaktan vazgeçip, Liverpool ile arasındaki fiziksel güç ve tempo farkını kapatmaya karar verdiği an bu kimlikten çıkmaya başlayacaktır.
Bu yeniden yapılanma sürecinin başlangıç noktası ise, bundan sonraki ilk iç saha maçında, gecikmeden, Slavia Prag’lı oyuncuların yaptığı gibi, tüm takımın ve yönetimin taraftarlar önünde diz çökmesi, sonra da toplu olarak, onurluca istifa etmeleridir. Hepsi de 8'de 8 suçludur.
20.09.2007
Şimdi İnandınız mı Bana?
1. ana kol: Takımlarımızı çok ezmişsin. Bak Beşiktaş lige çok iyi başladı. Fener de artık bir Avrupa kulübü. Ne dion senn?
2. ana kol: asdfasdfşasdfkljsdfasdfjadsşfkajsd
Normal karşılayacağınızı umarak, 2. ana koldaki eleştirilere hiçbir cevap vermeyeceğim. 1. ana kola gelelim o zaman.
Ertuğrul Sağlam yönetimindeki Beşiktaş’ın artık çok farklı bir takım olduğunu düşünen, takımın Avrupa şansını abarttıkça abartan site sakinlerimiz umarım gerçeği görmüşlerdir. Biliyorum, bazılarımızın içinde “Ah, Hakan Arıkan boşa çıkmasaydı en azından 1 puanı kurtaracaktık.” uktesi kaldı. Peki yabancı basında Beşiktaş için ne gibi ifadeler kullanıldı okudunuz mu? Benim en çok hoşuma giden ifade “goal-shy” idi. Türkçesi, “gol atmaya utanan” demek.
Kimi otoritelere göre futbol tarihinin en başarılı teknik direktörü olan Sir Alex Ferguson’ın bir lafı vardır: “İnsanların uğruna kendilerini öldürdükleri gerçeğini bir kenara bırakalım: futbol temelde bir şov endüstrisidir. Taraftarlar, takımlarının galibiyet serilerinden çok oynadığı oyunla ilgilenirler.” Eğer Ferguson’un futbol anlayışı buysa, ben ona katılıyorum. Benim için, tuttuğum takım olan Beşiktaş’ın her maç 1-0 da olsa, haksız penaltıyla olsa da kazanması değil, adına yakışan bir oyun sergilemesi önemlidir. Gururlu, mücadeleci, cesur bir oyun...
Peki Beşiktaş, geçen Salı Marsilya karşısında böyle bir oyun mu oynadı? Ya da şöyle soralım: Beşiktaş, Marsilya karşısında maçı kazanmak için ne yaptı? Cevap: Hiçbir şey. Cevabın devamı: Beşiktaş beraberliğe razıydı.
Söylediğim bunca şeyden sonra şöyle devam edip hepinizi de şaşırtayım: Ertuğrul Sağlam’a olan inancım, bu takımın son 10 senedir çalıştıran herhangi başka bir antrenöre duyduğum inançtan daha fazla. Gerçekten, kendisine sabır ve inanç gösterilirse Ertuğrul sağlam Beşiktaş’ı çok güzel günlere taşıyabilir. Çünkü o da bu manifestoyu özümsemiş gibi kendi içinde. Takımı çok koşturuyor, çok mücadele ettiriyor. Tek eksiği, tecrübesizlik ve elindeki oyuncuların kalitesizliği. Hadi, ilk yarıda 2 oyuncusunun cenabet sakatlıklara kurban gitmesini de ekleyelim. Marsilya karşısında kazanmaya odaklı bir takım değil de beraberliğe odaklı bir takım çıkarmasını da tecrübesizliğine, kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi maçını oynamanın verdiği heyecana vermek istiyorum.
Maçın teknik analizine gelmek istemiyordum ama içimde kalan bazı şeyler var. Birincisi, Serdar Özkan... Uzun süredir oyun zekası bu kadar yüksek bir Türk oyuncu görmedim. Futbolu gerçekten bilerek oynuyor. Tekniği fena değil. Fakat atletik açıdan çok zayıf. Fabregas’ın şu aralar Arsenal adına oynadığı oyunu izlemesem “Yazık, harcanmış.” derdim. Bu oyuncunun daha da gelişebileceği şu kritik bir-iki yılda psikopat bir fitness çalışma programına tabi tutulması ve sağ kanattan kurtarılıp, daha verimli olabileceği orta sahanın ortasına, oyun kurucu mevkiine getirilmesini diliyorum. Beşiktaş’ın geleceği Ricardinho değil, Serdar Özkan olacaktır.
Serdar Kurtuluş ile İbrahim Toraman da bana geçen gece oynadıkları oyunla gurur yaşattılar. Özellikle İbrahim Avrupa standartlarında bir stoper olduğunu kanıtladı. Serdar Özkan’ı da ekleyelim, bu 3 oyuncu dışındaki tüm Beşiktaş takımı bireysel açıdan hayal kırıklığıydı. Gri tonlara bakarsak, İbrahim Kaş fena değildi. Ama birinin bu çocuğa maç öncesi birkaç shot viski vermesi iyi olabilir, evladım nedir bu agresiflik? Yine de oyun olarak bana 15 sene öncesinin sağ bek oynatılmaya çalışılan Costacurta’sını anımsatabildi ki bu da iyi başarı.
Fransız görüntü yönetmeni, Marsilya kaptanı Lorik Cana’nın arkadaşlarına bir şeyler fısıldadığı 10 kadar görüntücük yayınladı. Benim takımımın kaptanı İbrahim Üzülmez’e bakıyorum, tık yok. Adam topu uzaklaştırmayı bile bilmiyor. Kaptan dediğin biraz oyunun içinde olacak, otoriter olacak değil mi? İ. Üzülmez çok yürekli ve özverili bir oyuncu. Fakat ne oyun zekası, ne de liderlik vasıfları Beşiktaş kaptanı olacak yeterlilikte değil.
Takımın 2 “beyni” Ricardinho ve Delgado kayıplardı. Edouard Cisse de kötüydü. Hadi üçü de kariyerli oyuncular, bir maçla iplerini kesmeyelim, sabredelim. Tello’ya ne diyeceğim? Ha, bu arada, biri bana lütfen Koray Avcı’nın neden hala, ısrarla, 3 senedir bu takımda durduğunu açıklasın. Bu kişi, mümkünse M. Yozgatlı’nın niye oynamadığnı da açıklasın. Hadi Higuain’e hemen dalmayalım daha ilk maçı (ama çok kötüydü). Diatta son golde düştü diye hiç günahını almayacağım. Kısa boyuna, ideal pozisyonu sağ bekten stopere çekilmesine rağmen hiç pes etmedi, son goldeki hatasına kadar da iyi oynadı. Karşındaki adam da sıradan bir oyuncu değil, Cisse. Marsilya’da sürünüyorsa (ki Marsilya, evet, bir ŞL takımı) nedeni her sene bir ayağını kırmayı adet edinmesindendir.
Beşiktaş’ın ileriki maçlarını düşünelim. Liverpool maçlarından hiç ümitli değilim. Tek şans, belki Rafa Benitez’in zaman zaman abarttığı rotasyon zihniyeti olabilir. Bizi küçümseyip yedeklerini çıkarır, onlar da iyi motive olamazlarsa (FB-Inter örneği) Liverpool’u yene bile biliriz. Porto hem iyi bir takım, hem çok mücadele gerektirmeyen bir lig olan Portekiz Ligi’nden geldiklerinden ŞL’ne çok farklı bir gözle bakıyorlar, hem de “slight underdog” olduklarından motivasyon diye bir sorunları yok. Marsilya’yı ise İnönü’de yenmek, Velodrom’da yenmekten daha zor olacak. Çünkü Fransız temsilcisinin asıl uzmanlık alanı kontraatak. Sorarım, BJK nasıl çıkacak bu gruptan?
Bence çıkamayacak. Beşiktaş’ın asıl yapması gereken, Şampiyonlar Ligi’nden çok Türkiye’deki başarısını ön planda tutmak olacaktır. Bu takım, gelecek vaat eden bir takım. Bu takım, isteyen, koşan ama başaramayan bir takım. Niye başaramıyor? Oyuncularının önemli bir kısmı yeteneksiz. Tello biraz daha koşsaydı Türkiye’de oynamazdı. Adamların limiti bu kadar. Evde yakalanan istikrarlı bir formla Bobo, Serdar Özkan, Serdar Kurtuluş, Gökhan Zan, Toraman, H. Arıkan, Batuhan vb. cevherlerin yanına daha kaliteli oyuncular monte edildiği zaman başarı gelecektir. Galatasaray, UEFA’yı almayı, Chelsea’den 5 yiyerek, Fener (daha bir şey başaramamış olsa da) İnter’i yenmeyi, United’dan yarım düzine yiyerek öğrendi. Gerçi Beşiktaş ta Leeds’ten yarım düzine yedi ama neyse karizmayı çizdirmeyelim. Ama sanırım derdimi anlatabildim. Demek istediğim, bu takımın ŞL’ne istikrarlı bir şekilde katılması, genç oyuncuların kendini geliştirmesi ve işe yaramaz, yeteneksiz oyuncuların (İbrahim Üzülmez, Koray Avcı, Ali Tandoğan gibi oyuncular) yerine yenilerinin alınması gerek.
Fener maçı hakkında da bir şeyler yazabilmeyi isterdim ama maç öncesinde cahil gibi uyuya kaldım ve uyandığımda saat sabahın 7 buçuğuydu. Ancak anlatılanlara göre Fenerbahçe, Inter’i eze eze yenmiş. “Haddinizi Bilin” yazısında belirttiğim gibi, 100. yıl gazını arkasına almış, senelerdir istikrarlı bir şekilde Avrupa takımı olmaya yatırım yapan Fener’in bu gruptan çıkması sürpriz olmayacaktır. Ancak Inter 7 eksikle gelmiş. OK, defansında Samuel, forvet hattında da İbrahimoviç, Crespo, Figo felan vardı. Sırf bu adamlar bile her takıma nasip olmaz. Bir de, çoğu isim hastası olduğu için Deivid'e demedikleri lafı bırakmayan spor yazarları ve kör fanatik Fenerliler... Beşiktaş karşısında Süper Kupa'yı getiren Deivid, Inter'e de bıçağı saplayan adam oldu. Bence o da çok zeki, ne zaman nerede olması gerektiğini bilen bir oyuncu. Üstelik onca yargısız infaza, hor görülmeye karşılık işini de gayet iyi yapıyor.
“Haddinizi Bilin” yazımı yanlış algılayan Fenerli arkadaşlar. Takımınız haddini bildi, sizi küçük görüp yedeklerini motive edemeyen Inter’i bileğinizin hakkıyla aşağı aldınız. Ama asıl başarı, size aynı gevşeklikle gelmeyecek olan PSV ve CSKA’yı yenmek. Şimdi anladınız?






