İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Bjk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bjk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.07.2011

Sahibinin topu


Futbol bir oyundur. Diğer tüm yargılara direnerek kendiminkini savunacağım, futbol sadece bir oyundur. Onu farklı bir meta haline getirenler onu oynayanlar ve izleyenlerdir. Sokakta oynanan ile Nou Camp’ta oynanan aynı oyundur. Hayattaki değerleri de aynıdır ancak ona farklı anlamlar yükleyenler ne yazık ki oyunun temelindeki en doğal niteliği, altı üstü bir oyun olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar. Futbola sadece bir oyun olarak baktığımız sürece onu koruyabiliriz, aksi takdirde bir endüstriye dönüşür ki, bu da oyunu oynama amacımız olan sistemden kaçış denemesini anlamsızlaştırır. Bir endüstriden kaçarken diğerine tutuluruz.

Eğitim endüstrisinin ufacık bir üyesiyken bile en küçük aralarda bile bulduğum herhangi bir şey ile bu güzel oyunu oynardım. Aklımda ne büyük paralar vardı kazanacağım, ne de şan şöhret. Oyunun güzelliğiydi sadece benimle beraber oynayanları koridorlarda sıkıştırılmış ambalaj kutularını tekmeleten. Büyüdükçe, sevdiğin oyunu memlekette en iyi oynayanları topladığını ve yarıştırdığını iddia eden organizasyonlara ilgi duymaya başladım ve kaçınılmaz olarak bir tarafı desteklemenin verdiği heyecan duygusuna kapıldım. Taraftar olmayı oyunu izlemekten ibaret görmediğim için, ilgimi genişleterek oyunla ilgili ve takımımla ilgili tüm bilgilere ulaşmaya çalıştım. Bu da beni önce ilgili bir taraftar, sonra da tutkum artıkça takıntılı bir taraftar yaptı. Az ilgililerin gözünde fanatik olarak nitelendirildiysem de ben bu ifadeyi bir türlü içme sindiremediğimden kendimi hep takıntılı bir taraftar olarak gördüm.

Ülkeni ve dünyayı tanımaya başladıkça küçüklükten itibaren öğretilen ahlaki değerlerin bozunmasına da tanık oluyorsun ve ülkenin en büyük ilgi alanlarından belki birincisi olan futbolundan bundan nasiplenmiş olduğunu acıyla öğreniyorsun. Peki bu yeni korkunç bilgiye rağmen oyunu izlemeye ve takımımı desteklemeye nasıl devam edebildim? Gelgitlerle. En dayanılmaz anda bırakarak, takıntımı nadasa bırakarak, doğru zamanın gelmesini bekleyerek. Ömrümün sonuna dek bu takıntımdan kurtulamayacağımı biliyorum. Ne görürsem göreyim, takımıma ne olursa olsun. Bazıları buna ölümüne sevda gibi romantik adlar veriyor ama bence terk edemediğin bir sevgiliden başka bir şey değil. Sevgilin seni hep acıtır, hırpalar, hatta belki döver de ama o kadar güzeldir ki gözünde, onsuz nefes almayı aklına bile getiremediğinden hepsine katlanırsın, o seni terk etmediği sürece sen de ona mecbursun.

Son büyük terk etme denemesine 2006 mayısının ikinci hafta sonunun ertesinde kalkışmıştım. Tüm rakiplerini birer birer geçen, yakın zamanda en yakın rakibini madara eden takımım, sezon boyunca yaşattığı önce sevinci, keşke hiçbiri yaşanmasaydı diyecek kadar çok edici bir sonuçla son haftada kursağımda bırakmıştı. Bu acı o kadar büyüktü ki vurucu etkisi geçer geçmez takıma olan sevgimi sorgulatmıştı, yine de sadık bir taraftar olarak takımımı terk etmemem gerektiğini düşünüyordum. Öyle de peki hissettiğim acı, hayatına bu kadar uzak bir öğenin, asla dokunamayacağım bir kupanın(müzelerdeki teması saymıyorum ki oralarda da izin verildiğinden emin değilim, kast ettiğim kupayla uyumak) elinden kayıp gitmesi neden bu kadar yıkıcıydı ki? Nasıl bu hale gelmiştim? Takıntım beni bu kadar mı kör etmişti? O gün yaşadığım sorgulamanın sonunda takıntımın etkisini kaybettiğini fark ettim. Ertesi sene takımımı yine destekledim ama yılsonunda yaşadığım sevinç buruktu. Eksikti. Hiçbir zaman da tamamlanamayacaktı. Farklı mecralarda gelen günlük başarıların yüksek coşkusu da geçiciydi. Bir kırılma anıydı o an ve haksızlığa uğramış duygusu hep sürdü. Varlıklarını bile bile sana dokunmadığı sürece görmezden geldiğin karanlık güçler, futbol dışı öğeler, oyunun ruhuna aykırı davranışlar o gün seni bir kararın eşiğine getirmişti.

Belki de üstesinden gelemeyeceğini düşünen FB başkanı da böyle bir eşik yaşadı. Yıllar önce söylediği ve halen tartışılan saha dışında kazanma gerekliliğine tutundu. Mücadele etmeye karar verdi ama kendi kuralları ile değil, onların kuralları ile. Hukukun işlemediği yerde herkes kendi hukukunu uygulamaya kalkar. Başkanın da başına gelen buydu belki. Onların silahlı adamları varsa benimkileri de silahlandıracağım, onlar istedikleriyle görüşebiliyorsa, ben de görüşeceğim ve gerekirse tehdit edeceğim. Onlar baskı yaratacaklarsa ben daha güçlüsünü oluşturacağım. Böylece bataklık genişledikçe genişler.

Bir bataklığın içine girdiyseniz onu siz kurutamazsınız, yanınızdakiler de. Onu ancak hiç bataklığa girmemiş biri ile bataklıktan tövbe ederek çıkmış birinin işbirliği kurutabilir.

Bir taraftar olarak ne FB’nin, ne de BJK’nin geçtiğimiz sezon şike yaptığına inanıyorum. Onlar her zaman yaptıklarını ve diğerlerinin de yaptıklarını yapmaya ettiler sadece. Buna şike diyenler bataklığın içinde oldukları sürece haklı değiller, bataklığın dışındakilerin ise bu davranışları(adı her ne olursa olsun) cezalandırma gibi bir niyeti varsa, yasalara göre karar verebilirler. Ancak niyetleri bataklığı kurutmak ise yapmaları gereken bir devrim. Devrimler de eskiyi güncelleyerek değil yıkarak gerçekleştirilir. Mevcut soruşturmanın ne böyle bir niyeti ne de yapacak gücü olduğuna inanıyorum. Böyle bir güç memleket topraklarında yeşerir mi, hiç sanmıyorum.

Futbol bir oyundur. Güzel bir oyun. Taraflardan birini desteklediğiniz andan itibaren içine girdiğiniz bir bataklıkta oynanan şahane bir oyun.

14.12.2010

Dejavu


  • Portekiz Milli takımında 2 si düzenli 1'i arasıra olmak üzere oynayan 3 önemli futbolcu. 3'ü de takımın gerçekten ihtiyaç duyduğu mevkilere transfer edildiler ve taraftarın sevgilisi Q7 ile yakın arkadaşlar. Mümkün olduğunca kolay adepte olabilecek durumdalar. Ama bu adamların Bjk forması giymesi sanki dejavu dedirtiyor birçoklarımıza.

  • Biz bu filmi görmüştük diyenler çoğunlukta. Keita, Baros, Kewell, Elano, Arda'lı kadrosu Rijkaard'lı Neeskens'li kenar yönetimi ile tarihinin en iyi ekibini kurmuştu GS. Sezon harika başlamış, hücum futbolundan güzel örnekler sergileyen takım gelene gidene 3-5 atıyordu, herşey toz pembe olmuştu. Ne olduysa 9. haftadan sonra oldu. Yıldızlar tek tek sakatlanmaya başladı puan kayıpları üstüste geldi derken devre arasında 2 flaş isim daha kadroya eklendi: Jo ve Dos Santos. Filmin devamı ortada. Değişen aktörler, değişmeyen skorlar, önlenemez düşüş.

  • 1 sene arayla aynı yoldan ilerleyen bir Beşiktaş. Sezon başında tarihinin en iyi kadrosu kuruldu iddiası, 2 süper yıldız, parlak bir antrenör, ilk yarının ortalarına kadar iyi bir performans, sonra sakatlıklar derken puan kayıpları vs. vs.. Şimdi Bjk devre arasına ezeli rakibinin yanlış yolunda ilerlemeye devam ederek giriyor. Yapılan transferler daha şaşaalı ve daha fazla takımın ihtiyaçlarına yönelik ve gerçekten etki yapma ihtimalleri GS'deki meslektaşlarına göre daha fazla isimler.

  • Peki Avrupa Ligi'nde oynayamayacak oluşları nasıl bir tablo yaratıyor. Beşiktaş yönetiminin bu transferlerdeki en büyük amacının kulübü CL'ye sokmak olduğu ortada. Uefa 'da istenilen noktaya çoktan gelindi gibi görünüyor. Bunun için masraftan kaçmadılar ama ya tutmazsa? Bu adamların parası ödenemez ise? Elimizdeki yabancıları da yok pahasına elden çıkardıktan sonra gelecekteki alacaklarına karşılık bonservisleri eline verilerek bu arkadaşlar da kaçırılırsa? Bu karanlık tabloda kopacak kelle çok ama olur da başarı gelirse Yıldırım'dan kralı yok. Bu da iyi mi kötü mü onu zaman gösterecek. Ama ben de dahil pek çok BJK'lı dışarıdan mutlu olsa da içten içe artık daha sıkıntılı, daha umutsuz ..

27.10.2010

Barcelona olmadan adam çarpmaya kalkmak ...


Bu ay Bjk dergisinde Schuster'in röportajı vardı ve kendine oldukça güvenen bir adam profili çiziyordu Alman Teknik Direktör ama gördük ki " keyifli seyirler" diyerek bize sunduğu sistem bir anda ters dönen şemsiye gibi sürekli geri gitmeye başladı. Bu bağlamda şablonu tartışacaksak baştan tartışmamız lazım. Daha önce de dedim Guti'li, Quaresma'lı 4-3-3'ün verimliliği rakiplerin de direnememesi ve Q7'nin aşırı istekli oyunuyla bizi bir yerlere getirdi, gözümüzü boyadı.


Eğer Barca tarzı bir oyun oynamak istiyorsak, ki benim gözlemlerim o yönde, Noat'ın son Barca yazısında açıkça belirtilen bazı niteliklere sahip olmak gerekiyor.


1.cisi Attacking Full back olayı zaten kısıtlı ülkemizde ve bunun belki de en önemli temsilcisi olmasını beklediğim İsmail'e ne hikmetse kimse güvenmiyor. Her gelen çocuğu oturtup günü kurtarma peşinde artık bu İbrahim ne yapıyorsa antrenmanlarda. Neyse sonuç itibariyle zaten sistemin ana gereksiniminden yoksunuz biz. Beklerimiz kötü. Oyuna genişlik katıyorlar ama bitiremiyorlar. Zaten bir maçta kaç orta fırsatı bulabilirsiniz ki? Biz buluyoruz ama isabet oranımız çok düşük. Buraya bir eksi ile başladık.


2.si 2 stoperden en az birinin Libero özellikleri ya da commending Center Back denen tarzda olmaları gerekiyor. Buna uygun elimizdeki tek stoper Ferrari'nin adam kovalamaktan artık kasları tutmuyor. Zaten yavaş ve set savunma adamı rolü ona daha uygun. Dolayısıyla iki tane düz stoperle oynayınca takımın açıkları daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Burdan da hanemize bir eksi yazıyoruz.


Geldik orta sahaya. Kesinlikle en güçlü olduğumuz bölge zira Necip, Onur ve Ernst oyunu 2 yönlü oynayabilirken sadece savunmada Fink+Aurelio ve sadece hücumda Guti+Yusuf gereken derinliği sağlayabilirler. Şimdi Barca şablonuna baktığımızda Sergi Busquets'in dikine yer değiştirip hücuma destek verebildiğini hatta zaman zaman şık asistler yaptığını gerektiğinde savunmayı 3 lediğini görüyoruz. Bizde bu profile uygun adam aslında Aurelio ama yaşı ve sakatlık geçmişi itibariyle hücum yönünde beklenenden uzak, doğru olan burda Ernst'i kullanıp onun hücum ve top kullanma özelliklerinden faydalanmak gibi. Xavi'nin rolünü zaten Guti üstlenmeye çalışıyor. Pozisyon alma ve parselasyon konusunda takımdan 15 gömlek üstün olması ile az koşarak bazı şeyleri yapabiliyor. Gelelim Iniesta rolüne burda ki zaaf zaten sistemin işlerliğinin 2 kilit noktasından biri. Burda bir türlü istikrarı sağlayamadığımız ortada. Antalya maçında 2 asist yapan o süreçte neredeyse her maç araya bir top atan Ernst'in 4 maçlık yenilgi periyodunda kreatif olarak ortaya hiçbirşey koyamadığını görüyoruz. Sonuç orta sahada sağa sola yapılan 3 pastan sonra stoperlerden birinin yaldır yaldır hücuma çıkması yada topu saçma sapan biryere şişirmesi oluyor. Sezon başındaki savım aynen geçerli "Bjk Guti-Ernst ve Necip'in sağlıklı olarak oynadığı hiçbir maçı kaybetmez". Zira Barca sistemine en uygun orta 3lümüz bu ekip. Eğer bu arkadaşlar oynayacaksa buraya bir artı vermek gerek.


Sol kanatta sorunumuz yok Q7 oraya gerekli işlerliği kazandırıyor ama sağ kanatta aynı şeyi söylemek zor. Schuster çok denedi Holosko, Nihat, Tabata, Hilbert hatta Nobre'yi bile denedi ama olmuyor. O zaman sağ bek ve stoperin ardından yapılacak 3. transfer bu noktaya olmalı ve burdaki şişkinlik derhal azaltılıp yabancı sıkıntısı sona erdirilmeli. Bu durumda yarım işlerlikten buraya bir yarım artı veriyoruzki Q7 olmadığında çifte eksi yazabiliriz.


Forvette zaten 2 alternatif var Bobo ve Tekke. Tekke düzeldiğinde iyi bir alternatif olabileceğini gösterdi. Bobo zaten gol krallığında iyi gidiyor. Buraya bir artı verebiliriz.


Kale için zaten boş kale gibi oynuyoruz zira son haftaların dalga konusu Gökhan Gönül bizim kalecilerden daha çok top çıkartıyor çizgiden... Koskoca bir eksi verdik(Cenk varsa yarım artı olabilir).


Sonuç itibariye bu sistemde 2 artı olarak saydığım orta saha ve sol açık sezon başından bu yana sadece 1-2 maç beraber oynadı yanlış hatırlamıyorsam ve sistem gayet iyi işledi zira kötü beklerimiz orta yapmak durumunda kalmadıkları için idare eder oyunları ana şablona gölge etmedi. Bu noktada doğru işleyen 2 yerimiz eksik olunca zaten çökmemiz normal zira zaten en iyi durumumuzda bile eksiler artılar kapsamında maça fark yaratamadan başlıyoruz.Bu çapta zekaya sahip adamlara 2 tane sistem öğretmek de kolay değildir bence.


O bakımdan devre arasına kadar Avrupa'dan elenmeden ve ligde arayı fazla açmadan devem edip ardından artık sponsorla mı olur takasla mı olur bilemiyorum bir sağ bek, bir stoper, bir sağ açık ve iyi bir kondüsyoner alarak yolumuza devam etmeliyiz :)

22.10.2010

Dizlerimi de kırarım,Gollerimi de yerim


Mehmet Demirkol'dan sevenlerine geliyor :


"Tekrar ediyorum, Hakan’ın bir perspektif algılama sorunu olduğu açık. Son derece ciddi söylüyorum, kapsamlı bir göz muayenesi gerek. O fizikte, o atletik yetenekte bir kaleci bunca topun geldiği noktayı reaksiyon halinde hesaplayamıyorsa bunun mutlak tıbbi bir sebebi olmalı. Acil müdahale lazım."

22.08.2010

Schuster İstifa !!!!

Büyük Beşiktaş taraftarı ilk maçta büyüklüğünü yine gösterdi. Forumlar, bloglar, haber yorumlarında binlerce Beşiktaşlı Alman hocaya ana avrat küfür edip istifası için eyyama başladılar bile.

4 gün önce Hjk karşısında oturtmak istediği sistemin güzel bir önsunumunu yaptığında, bütün skor taraftarları ohh ne güzel, top bizde büyük takım gibiyiz, dönen topları alıyoruz, yaşasın Quaresma, Guti süper, Hilbert aslında iyi oyuncuymuş püü kaka Denizli bizi kandırmışsın bu takıma defans oynatmışsın tarzı abuk repliklerle Schuster'i ve sistemini överken ilk yenilgide rüzgar tersine döndü. Peki ne yaptı da Schuster suçlu oldu.

Schuster'in net hataları var Delgado'dan bir Xavi yaratmaya çalışıyor. Ama Arjantinli kırılgan, takımını Xavi gibi sahiplenmiyor, duracağı yeri bilmiyor, boşa çıkıp pas istemiyor. Belki pozisyonunu yadırgıyor, belki mental olarak bitmiş. Nihat'ı 14 senelik kariyerinde olduğundan farklı bir yer koymak istiyor ama olmuyor. Holosko'dan ceza sahası santraforu yaratmak istiyor ama kendisi bariz bir uzak forvet.

Peki bunları neden yapıyor? Bu saatten sonra Holosko, Delgado, Tabata, Hilbert gibi eksik oyuncuları gönderip yerlerine sistem adamları alması zor. O da elindeki alternatiflerden sistemi nasıl işletebilirimin peşine düşüyor. Olmayacağını gördü, nitekim oynatmak istediği sistemde dikine olduğu kadar sağa sola da oynayabilen, sabırlı, panik yapmayan pas hatası minimum düzeyde oyunculara ihtiyacı olduğunu. Bu bağlamda teknik olduğunu zannetiğimiz Delgado ve Tabata'ya güvenmesi suç değil. Milyon € luk bu adamların sakin olamaması ayaklarına aldıkları her topta ince paslar denemeye kalkıp rakibe kontratak şansı vermeleri, kısacası sistem adamları olmadıklarını öğrenmek iyi bir şey ama bir de kötü haber var: elinde başka oyuncu yok !!!!

Beşiktaş'ın çoook alternatifli kadrosunda Guti gibi tempoyu ayarlayabilecek, Ernst gibi yanında az biraz kafası basan bir adam olduğunda mükemmel pozisyon alıp tempoyu ayarlamaya yardımcı olabilecek hatta 19 luk Necip gibi oyunun 2 yönünü oynayıp adam eksiltip gerektiğinde erken faulle rakip atakları kesecek oyuncuların yedekleri yok. Plansız transferin faturasını böyle ödeyeceğiz. Evet Robinho'ya ihtiyacımız var. Ama Sağbeke, solbeke, oyunun iki yönünü de oynayabilen mücadeleci bir adama ve hatta yedek bir playmaker'a ihtiyacımız var.

Ben Schuster'den umutluyum. Zira orta sahada pozisyon alabilen oyuncular ve mücadele gücü yüksek 2 ismin yer aldığı her maçta Bjk yorulmadan %70 topla oynayabilecek, topu kaptırdığında hızla pres uygulayabilecek ve rakibi hataya zorlayabilecek, ofsayt taktiği bu kadar göze batmayacaktır. Ayrıca yıllardır ilk defa bir maçta 3 tane kornere kafa vurabildiğimizi, duran toplardan organizasyon yapabildiğimizi gördüm. Skorcular biraz rahat durun olacak bu takım ama, her maç Quaresma diye bağırıp geri kalanı ıslıklayarak değil........

22.07.2010

Misafirperver Vikingler :)


İlk maç öncesi İstanbul'da iyi ağırlanmış olacaklar ki resmi sitelerinden bir google translete çevirisiyle de olsa Beşiktaş'a Türkçe olarak hoşgeldiniz demeyi ihmal etmemişler :)

21.07.2010

Kim Gitsin?

Geçenlerde Milliyet gazetesinde Bjk'nın yabancı kontenjanında yer açabilmesi için hangi yabancıyı göndermesi gerektiğine dair bir anket yer alıyordu. Fink ve Zapo 29 bin civarı oyla ilk 2 sırada yer alan isimlerdi o anket sonuçlarına göre. Biz de bu başlık bağlamında kendi fikirlerimizi ortaya koyabiliriz. Tek tek oyuncu bazındaki görüşlerimi sizlerle paylaşarak anketi başlatıyorum :)

Tomas Zapotocny : Geçtiğimiz sezon kiralık olarak gittiği Bursaspor'da şampiyonluk yaşadı. 24 maçta forma giyip takıma önemli katkılar verdi. 2 senedir Türkiye'de ve uyum sorunu yok. Yaş olarak bir stoper için en verimli döneminde +2+2 kontanjanından takımda bulundurulması faydalı olabilecek bir isim. Kademe ve pozisyon almada Ferrari'ye göre zayıf olsa da hücumda da diğer stoperlere göre çok daha etkili ki bu da Schuster'in stoperlerden beklediği bir özellik. Benim tercihim kalmasının faydalı olacağı yönünde. Kalmalı.

Tomas Sivok : Vatandaşına neden tercih edildiğini bir türlü anlayamadığım bir oyuncu.Sıkça adam kaçırıyor,pozisyon almada başarılı değil ve diğer stoperlerden hızlı olduğunu söylemek zor. Kadrodaki overrated oyunculardan biri olduğunu düşünüyorum. Tek avantajı aynı zamanda ön liberoda oynayabiliyor oluşu ve belli bir uyum yakalamış olması olsa da eldeki 4 stoper içinde en zayıf halka olduğunu düşünüyorum. İyi bir teklif gelirse kesinlikle satılmalı. Gitmeli.

Matteo Ferrari : Geçtiğimiz sezonun ilk yarısındaki performansıyla kadronun ve taraftaların değişmezleri arasına giren Ferrari, orta sahanın çökmesiyle başlayan defansif zaafiyete üstüste yaptığı bireysel hatalarla dikkat çekti. Açıkçası takım savunmasının üst düzey olduğu zamanlarda etkili olup, en çok ihtiyaç duyulan anlarda aksamaya başlaması şüphe uyandırıyor. Vikingur maçı ölçü olmasa da Schuster'in orta sahaya kadar çıkan defansif çizgisinde ağırlığı ile sıkıntı yaratabilir. Yine de eldeki stoperler içinde kesinlikle en tecrübeli ve markaj konusunda en iyi isim. Bununla birlikte vazgeçilmez olduğunu düşünmüyorum. Nötr.

Michael Fink : Kesinlikle yeri doldurulmadan gönderilmemesi gereken bir oyuncu . Beşiktaş'ın bariz bir şekilde geçen sezon GS'nin düştüğü hataya düştüğü ortada.Takımı hücumcu oyuncularla doldurup orta sahayı rakibe teslim etmek sezonun başlamadan bitmesi anlamına gelir. Ne Uğur İnceman ne de Necip, Fink'in Bjk'ya verdiği katkıyı verebilecek durumda değiller. Koca sezonu aman Ernst ceza almasın aman sakatlanmasın diye geçirmek pek mantıklı gelmiyor bana. eçtiğimiz yıl kendisinden beklenenler doğrultusunda iyi bir performans çizdiğine inandığım Fink +2+2 kontenjanında en sorunsuz ve maliyeti düşük adam olarak takımda kalmalı zira yerini doldurabilecek yerli bir ön libero transferi pek düşünülmüyor gibi. Fink gittiği takdirde sezonun ilerleyen bölümlerinde oldukça sıkıntı çekeceğimizi düşünüyorum. Kalmalı.

Matias Delgado : 1 seneyi aşkın bir süredir forma giymeyen Delgado kesinlikle listenin 1 numarası olmalı. Schuster tarafından FM tabiriyle Deep Lying Playmaker olarak Pirlo benzeri bir göreve soyundurulacağını Vikingur maçında gözlemledik. Arjantinli kesinlikle bu pozisyon için doğru bir oyuncu değil.Topsuz oyunda çok zayıf olması,teknik bir oyuncuya göre çok abartılı olan pas hatası yüzdesi ,istikrarsız futbolu ve maliyeti göz önüne alındığında Delgado'nun 10 kişilik kontenjanda yer bulmasının israf olacağı ortada. Gitmeli.

Rodrigo Tabata : Delgado için yazdıklarımın büyük çoğunluğu Brezilyalı için de geçerli olsa da gerek egosunun daha törpülenmiş olması gerekse topsuz oyunda Delgado'ya oranla daha aktif olması onu da +2+2 kontenjanı için ideal bir oyuncu yapıyor. Kalmalı.

Fabian Ernst : Alman futbolcunun geçtiğimiz sezonki performansı, şampiyonlukta büyük pay sahibi olduğu 08/09 sezonuna oranla düşmüş gibi görünüyor. Buna rağmen kadrodaki alternatifsizliği, taraftarla arasındaki bağ, Schuster ile aynı dili konuşuyor oluşu, tecrübesi ile Quaresma'dan sonra takımdan gidecek en son yabancı olduğu ortada. Kalmalı.

Roberto Hilbert : Bu oyuncuyu hiç izlemedim ve hakkında internette gördüğüm videolar ve okuduğum yorumlar dışında bir bilgim yok. Schuster'in isteği ile alındığı söyleniyor.Sağ bek ve sağ açıkta forma giyebilen bir isim. Takımın sağ bekte büyük bir problemi var ve eğer bu bölge için düşünülüyorsa faydalı olabilir. Sağ açıkta Nihat, Q7 ve Tabata'nın da forma bulabileceğini düşünürsek bu pozisyon için lüks olduğunu söyleyebiliriz. Tercihen sağ bek bölgesi için defansif yönü de aynı oranda etkili olan bir oyuncu alınmasının daha faydalı olacağı kanaatindeyim zira kanatlar ve gelirse Guti takıma yeteri kadar pozisyon zenginliği sağlayabilecektir. Görmeden yorumda bulunmak pek mantıklı olmasa da gerek yedek oturmayı sorun edebilecek olması gerek pozisyon itibariyle alternatifinin bol olması ile ihtiyaç olduğunu düşünümüyorum. Gitmeli.

Filip Holosko : Geçtiğimiz sezon sakatlığının ardından bir türlü toparlanamayan Holosko değerli bir oyuncu olsa da eldeki parçalara bakıldığında 2. planda kalacak gibi görünüyor. 2. forvet olarak gösterdiği başarıyı sağ kanatta tekrar edebildiğini söylemek zor. Formda bir Nihat karşısında forma bulması kolay değil. Karlı bir transferde kullanılcaksa gönderilebilir fakat sadece kontenjan boşaltmak uğruna cuzi miktarlara elden çıkarılmaması gerek zira hem çalışkan hem de taraftarların sevdiği bir isim ve formda olduğunda neler yapabileceğini biliyoruz. Nötr.

Bobo : Alternatifinin Nobre olduğunu düşünürsek yeni bir forvet alınmadığı takdirde kalması gerek. Oynadıkça açılan bir futbolcu Bobo. Hem hava toplarında hem de yerden etkili bir isim. 4-5 hafta sabredildiği takdirde bu sezon çok önemli katkı vereceğini düşünüyorum. Bence şu anda ülke sınırları içerisindeki en iyi santrafor. Kalmalı.

Benim düşüncem Sivok, Hilbert ve Delgado'nun gönderilip bir sağ bek ve bir forvet oyuncusu ile yabancı kontenjanın kapatılması yönünde bu bağlamda ideal 11'in

Rüştü - sağbek - Toraman -Ferrari/Zapo - İsmail ---- Ernst-Fink ---- Guti-Q7-Nihat ----Bobo

şeklinde oluşması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte büyük ihtimal ile Fink ve Zapo takımdan ayrılacak. Erhan Güven gibi bir kalas sağ bek olarak forma giyecek, Sivok yine birçok maçta adam kaçırmaya devam edecek, Ernst'in ceza aldığı maçlarda defansif olarak büyük sıkıntı yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor...