İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Erdi Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erdi Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.02.2009

Kadro Mühendisliği

Sevgili ortakafagol okurları, uzun zamandır aranızda değilim. Bu hasretlik döneminde sizden uzak kalınca futbolu kültürlü bir ortamda tartışmanın özlemini çok çektim. Yazıları okuduktan sonra sizlerin yapacağı yorumları heyecanla beklemenin tadı hiçbir şeyde yok. Bu siteye çok sıkı bağlanın ve hiç bırakmayın.



Gelelim konumuza. Bu yazımızda sizlerle birlikte Uğur Meleke’nin dillerimize eklediği “ Kadro mühendisliği “ konusunu tartışacağız. Bir antrenör oyuncularına göre mi sistem kurmalı yoksa sisteme göre oyuncuları uydurmalı veya kadroyu bu doğrultuda revize mi etmeli tarzı sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Nasılsa önümüzde Del Bosque ve Aragones örnekleri mevcut.



Biz bu kadro mühendisliği işini gelen kelli felli yabancı antrenörlerden sonra anlamaya başladık. Çünkü bizim alıştığımız düzen antrenörün oyunculara göre sistem kurmasıydı. Bir antrenör takımlarımızın başına gelirdi ve elindeki malzemelere göre pasta, çörek, un helvası yapardı. Ama bu yaşlarına ve tecrübelerine hürmet ettiğimiz adamlar geldikten sonra kendi sistemlerini oturtmak için çok sayıda puan kaybını göze aldıklarını gördük. Koskoca Beşiktaş Sergen’i ön libero gibi oynatıp puan kaybediyordu ama Del Bosque’nin kafasında sadece sistemi oyunculara ezberletmek vardı.



Bu sezon başında ise Alex’in Selçuk’un yanında can siperane bir ön liberoya dönüştüğünü gördük. Herkes şu an Alex’in form düşüklüğünden bahsediyor ama sezon başı ön libero oynamasına rağmen o zayıf takımda nasıl iyi oynadığını hatırlamıyor. Alex o dönemler çok iyi oynuyordu ama takım ona ayak uyduramıyordu. Bir de üstüne Semih’in sakatlığı gelince Alex’in yaptıkları puan kayıplarına çare olamıyordu. Tam takımda sakatlar düzeldi derken bu seferde Alex’in ön liberoda yıpranması nedeniyle yıldız oyuncunun sakatlığı geldi ve sakatlık sonrası Alex’e formsuz yaftası yapıştırıldı. Bu takımda kimse oynamıyorken Alex oynuyordu ve herkes sakatlıklardan dem vuruyordu. Kimse o dönem Alex’in iyi oyununu ön plana çıkarmıyordu. Alex de insan bir yere kadar ön libero oynayabilir ve optimum performansı verebilir. Şimdi Alex’e formsuz demek Aragones’in onu yanlış yerde oynatmasına şapka çıkarmak demektir.



İşte asıl olmak ya da olmamak yazısı burada yatıyor. Eğer bir yönetim ilk planda başarısızlığa göğüs gerebilecekse antrenörünün sistemi oturtmasına izin verebilir. İlk 10 hafta galibiyet alınamayabilir örneğin. Yada kendi sahasında ezeli rakibe maç kaybedilebilir. Ama en geç bir sezon sonra sistemin meyveleri toplanmaya başlanabilir. Fatih Terim Galatasaray’ın ilk başına geçtiğinde 4’lü savunma ve ileri basmalı sistemi oturtana kadar akla karayı seçti. Hatta Fenerbahçe’ye Ali Sami Yen’de 4-0 maç verildi. Ama sonrasında da UEFA Kupası alındı. O yüzden olayın tılsımı burada.



Eğer gerçekten bir sistem takımı olmak istiyorsanız antrenörünüz sistemi oturtana kadar her türlü üzüntüye ve kalp krizine hazırlıklı olacaksınız. Ama sabırsız bir taraftara ve kısa sürede yakalanacak bir başarıya ihtiyaç duyuyorsanız elinizdeki malzemeye göre sistem kuracak bir hoca ile anlaşmanız gerekmektedir. Bu denklemin sonucu bu kadar basittir. 4-4-2, 4-3-3 gibi numaralı sorunlara girmeye gerek yoktur. Futbol basit bir oyundur. O an ki konjonktüre göre planınıza yapmalısınız. Ankaraspor gibi orta kademe bir takımsanız Aykut Kocaman’ın bol paslı sistemi için puan kayıplarını göze alabilir yerine başka bir antrenör getirip sonrasında ona geri dönebilirsiniz. Ama Fenerbahçe gibi her daim başarılı olması gereken bir takımsanız Aragones gibi sistem tutkunu bir antrenörü değil Daum gibi elindeki malzemeden sistem çıkaran bir antrenöre ihtiyacınız vardır.



Evet sevgili ortakafagol okurları uzun zaman sonra yine hasret giderdik. Bu uzak kaldığım uzun dönemden sonra sizlere bir öğütte bulunmak istiyorum. Eğer beni yazar yapan bir etken varsa bu sitedir. Çünkü burada güzel tartışmalarda ve fikir atışmalarında çok şey öğrendim. Seviyemi en üst kademeye çıkarttım ve bir yerlere geldim. Bu sitenin kıymetini çok iyi bilin ve uzak kalmayın. Benden bu kadar. Haydi eyvallah…

16.06.2008

Ayak İçiyle Üst Direğe

Sevgili ortakafagol okurları Öss belasından kurtulduğum ve tekrar aranıza tam anlamıyla döndüğüm için çok mutluyum. Kafaca son derece yorgun olduğum 15 Haziran gününde milli takımımızın bana yaşattığı mutluluk ve heyecan için onlara fazlasıyla teşekkür ediyorum. Ancak böyle bir maç beni kendime getirirdi. Çılgın ve arıza Türklerde bana bu mutluluğu fazlasıyla yaşattı. Kırmızı formamızın yeşil çim üzerinde ne kadar anlamlı durduğunu bir kez daha fark ettim.

İlk iki maçta kırmızı formamızı giyemediğimiz için içim içimi yiyordu. Hem Öss stresi hem de turkuazın bize yakışmazlığıyla bir çok dakika deplasman takımı olmamıza lanet okudum. Ama 10 dakika kala maç öncesine bağlandıktan ve kırmızı formamızı gördükten sonra bu maçın çok şeylere gebe olduğunu anladım.

Bu maça geçmeden önce farklı bir konuya da kısaca değinmek istiyorum. Turnuva öncesi açıklanan 23 kişilik kadro açısından Fatih Terim’i hiçbir zaman eleştirmedim. Çünkü o 23 kişiyi seçme hakkı onun ve o takımı turnuva boyunca o yöneteceği için hiçbir lafım yok. Ama ona eleştirim şurada başlıyor: 23 kişilik seçtiğiniz takımın oyuncularını en iyi şekilde kullanmıyorsanız size her türlü eleştiriyi nezaket içerisinde söylerim. İşte oynadığımız ilk 135 dakikadaki hatalarından dönmesiyle biz bu gruptan çıktık. Ondan tek isteğim elindeki 23 kişilik kadroyu en iyi şekilde kullanması. Lütfen Fatih Terim…

İsviçre maçının ikinci yarısındaki takımda tek bir eksik görmüştüm. Emre Güngör bu takımın ilk on bir stoperlerinden biri olmalıdır. Ne Gökhan ne de Emre Aşık onun verdiği enerjiyi, sertliği,ateşi vermiyor. Bu yüzden bir de Emre Güngör’ü görünce farklı bir beklenti içine girdim. Maçın sonların doğru sakatlanana kadar Emre görevini layığıyla yaptı.

İlk yarı boyunca bence oyunumuzun tıkanıklığının nedeni biz değildik. Çek Cumhuriyeti Koller dahil yarı boyunca top bize geçtiğinde kendi yarı sahasında tüm takım bulundu. Böyle savunma yapmayı çok iyi bilen takımlara karşı oyunu dikte ettirmeniz çok güç. Bunun üstüne bir de kontradan gol yerseniz işiniz çok zorlaşır. 4 adet savunma önlerinde Polak, Galasek, Matejovski etti 7, kanatlarda yer alan Plasil ve Sionko sizin beklerinizle birlikte gelince 9 kişiye karşı hücum ediyorsunuz. Bu keşmekeşten sadece bir şekilde kurtulabilirdik. Nihat’ı orta sahanın ortasına doğru çekip Semih’i tek forvet bırakarak. Çünkü Nihat’ı takiben bir stoperin orta sahaya gelmeyeceğini düşünürsek orta sahada bir kişi daha fazla olacaktık. Fatih Terim ilk yarı boyunca böyle bir değişiklik yapmadı ve ilk yarı boyunca bir tek pozisyona dahi giremedik.

İkinci yarının başlangıcında ise Semih’în çıkması beni şaşırttı. Çünkü Semih’in yerine alınan Sabri’nin Portekiz maçında olduğu gibi ön liberoya konulacağını düşündüm. Ancak Fatih Terim beni yanılttı ve ilk yarıda aklıma gelen doğruyu gerçekleştirdi. Sağ açıkta oynayan Tuncay’ı Nihat’ın arkasına aldı ve Sabri’yi saç açığa attı. Bu da Tuncay’la birlikte orta sahada bizi bir kişi fazla hale getirdi ve daha rahat top çevirmemizi sağladı. Bunun sayesinde de ikinci yarı daha etkili bir takım haline geldik.

İkinci golü yesek de hücum gücümüz arttığı için maçı çevirme olasılığımız bana oldukça yüksek göründü. Arda’nın gelen golüyle de hem yedek kulübemiz hem de takımımız daha da hareketlendi. Cech’in de gelen hatasıyla birlikte beraberliği yakaladıktan sonra hemen 3. golü düşünmeye başladık. Bu inançtan sonra da zaten golü bulmamamız beni şaşırtırdı. Şimdi bu galibiyetten sonra kimse bu takımı eleştirmesin. Dinlenmeyi analarının ak sütü gibi helal ettiler. Bırakın Cuma gününe kadar eleştirileri değil Hırvatları düşünsünler. Hırvat maçı öncesi kafamda naçizane bir on bir yaptım ve sizinle onu paylaşmak istiyorum:

Rüştü

Sabri Servet E.Aşık H.Balta

Tuncay Hamit M.Topal Arda

Semih Nihat

Belki Fatih Hoca Semih’i yine yedek bırakacaktır ama Hırvatların yaşlı savunmasının arasında Semih’in oldukça etkili olacağını düşünüyorum. Eğer Semih yedek kalacaksa da onun yerine Nihat’ın arkasında yer alacak bir Gökdeniz’in çok yararlı olacağını düşünüyorum. Bu maçta milli takımımıza tüm yüreğimden başarılar diliyorum.

Sağlıcakla kalın…

30.05.2008

Toulon Ümitleri

Sevgili ortakafagol hepinize merhaba. Belçika Ligi yazımdan sonra tekrar karşınızdayım. Ülke olarak Avrupa Şampiyonası için gün saydığımızı biliyorum ama göz ardı ettiğimiz birkaç çocuk var bence. Şu sıralar Toulon’ da devam eden gençlik festivali. Ümit Milli takımımız antrenör Ümit Davala’nın yönetiminde turnuvada oldukça başarılı bir performans sergiliyor. Ben bu turnuvada alacağımız galibiyetler, mağlubiyetlerle hiç ilgilenmiyorum. Bana göre bu oyuncuların geçen sezon neler yaptıkları ve kendilerini hangi sınıfa taşıdıkları daha önemli. Bu yüzden bu yazımda sizlere takım olarak değil oyuncu oyuncu olarak inceleme yapacağım. Takım olarak yapacağım tek yorum 2010 kadrosunda bu takımdan en az 5 oyuncu rahatlıkla bulunabilir.

Ufuk Ceylan

Manisaspor’ un genç kalecisi Ufuk’u bu sezon fazlasıyla ligimizde izleyebildik. Geçen sezon başından beri Ümit takımımızın kalesini koruyan Ufuk devre arasında Martinez’ in alınmasına rağmen kalesini bırakmadı. Boy olarak bir kaleci için çizgi kalecisi olarak görünse de Ufuk bir alan kalecisi. Bu yüzden kendisiyle ilk kez karşılaşan forvetleri fazlasıyla şaşırtabiliyor. Eksikleri ise belinin kalınlığı nedeniyle ikinci toplarda refleksleri oldukça yavaşlıyor, yan toplarda da gereksiz çıkışlarını görebiliyorsunuz. Ancak yıllardır kalemizi koruyan tecrübeli kaleciler bile bu tip hataları rahatlıkla yapabildiğine göre Ufuk’ u baş tacı etmemiz ve kadrolarımıza dahil etmemiz gerekiyor.

Recep Onur Kıvrak

Öncelikle Trabzonspor’a genç kalecilere rahatlıkla yer verdiği için Ersun Yanal nezdinde teşekkür ediyorum. Tolga Zengin, Ahmet Şahin ve Onur bu sezon dönüşümlü olarak rahatlıkla forma giyebildi. Bunda Jefferson’ın eksikliği de büyük bir etken ama bu kadar genç kalecilere forma verebilmek yürek ister. Bu yüzden Trabzonspor’un hakkı verilmelidir ve yabancı kaleci almamaları gerekmektedir.

Recep özelinde kendisini Fenerbahçe maçında rahatlıkla izleyebildim. Böyle büyük bir maçta bu kadar kendine güven beni fazlasıyla şaşırttı. Deivid, Semih ve Alex bitiricilikleri yüksek üç oyuncu karşısında duvar gibi yer alması beni oldukça umutlandırdı. Çünkü sürekli sakatlıkla uğraşan Rüştü ve Volkan’ın arkasında böyle genç kalecilerin bulunması ulusal takımımız için bir seçenek olabilir.

Sinan Bolat

Açıkça söylemek gerekirse Sinan’ı kendi gözlerimle hiç izlemedim. Kendisi Belçika Ligi’nin köklü takımların Genk formasını giyiyor. Bu sezon boyunca 4 maçta takımının kalecisini koruyan Sinan bu maçlarda 4 gol gibi oldukça az sayıda gol yedi. Kendisini izleyemediğim için daha fazla şey söylemeyi etik bulmuyorum.

Durmuş Bayram

Savunmamızın sağ bek mevkiinde görev alan Kayserisporlu Durmuş bana Gökhan Gönül’ ü andırıyor. Aynı onun gibi kafasında sürekli hücum var ve bir savunma bekinden çok bir hücum beki. Dani Alves’in bugünlerde nasıl prim yaptığını düşünürsek bana oldukça heyecan veriyor bu genç adam. Önce Ertuğrul Sağlam sonra da Tolunay Kafkas genç oyuncumuza fazlaca şans verdiği için kendine güveni de oyun tecrübesi yerinde. Ancak sürekli hücumu düşündüğü için zaman zaman arkasına adam kaçırsa da yaşı ilerledikçe bu eksikliğini de giderecektir.

Uğur Uçar

Sakatlanana kadar Galatasaray’ın sağ bek mevkiinde eksiksiz futbol oynayan Uğur sakatlığı nedeniyle ilk önce yerini takımında Sabri’ye kaptırdı genç takımda da Durmuş’a. Bu yüzden turnuvada forma giyemeyecek gibi görünüyor ama iki üç yıldır Galatasaray’da formayı kapması geçen sezonda kiralık olarak Kayserispor’da başarılı performansı nedeniyle Gökhan Gönül’ü yedekleme konusunda Fatih Terim için bir alternatif olabilir.

Eren Güngör

Altay başarısız bir performans gösterse de bu sene Eren’e ve Adem Büyük’e şans vermeleri nedeniyle futbola hizmetlerini yerine getirdiler. Orhan Şam’la birlikte Eren tandemde oldukça sarsılmaz bir görüntü sergiliyor. Hava toplarında oldukça başarılı arkasına adam sarkıtmama konusunda da eksiksiz bir görüntü sergiliyor. Bana göre Süper Lig seviyesine gelmiş bir oyuncu. Tek eksikliği gereksiz yerde faul yaparak gereksiz kartlar görmesi. Bu sezon Feyyaz Uçar kendisini geliştirme konusunda Eren’e oldukça yardım etti ve bir sezon daha onun elinde pişerse bu eksikliğinde de kurtulabileceğini düşünüyorum.

Orhan Şam

Hababam Sınıfı havasında koskoca bir sezonu başarılı olarak geçiren Oftaşspor’da savunmada en çok göze çarpan oyuncu tabii ki Orhan oldu. Zaten sezonun bitmesinden kısa bir süre sonra transfer borsasında hemen yer aldı. Ancak bana göre bu sezon takım değiştirirse hata etmiş olur. Gereken tecrübeyi henüz kazanmadı ve bir sezon daha takımına kalırsa Mahmut hocanın elinde daha da iyi bir oyuncu olabilir. O yüzden sadece sahaya bakmalı ve transferi düşünmemeli. Çünkü sahaya bakarsa hava toplarındaki eksikliğini giderebilir. Başka bir eksikliği yok ve iki bekte de oynayabilmesi nedeniyle ligin kalburüstü oyuncularından olabilir.

Murat Kalkan

Bu sene Oftaş savunmasında ben Murat’a çok dikkat etmediğimi öncelikle belirtmeliyim. Çünkü Giray, İlhan ve Orhan’ ın yanında oldukça sönük kalan Murat yaşının avantajı ve lig tecrübesi sayesinde kadroda yer alıyor. Kendisi hakkında yeterince izlenimim olmadığı için yorumu sizlere bırakmayı etik buluyorum.

Emre Balak

Emre takım arkadaşlarının aksine daha 18 yaşında. Ancak bu sene Samsunspor’da forma bulması nedeniyle bir çok yaşıtının aksine oldukça tecrübeli. Şampiyonada forma giymese de Ümit hocanın onu kadroya dahil etmesi onunla ilgili gelecek planlarının olduğunu gösteriyor. Size de Emre’ nin oynadığı bir maça denk gelirseniz bu genç arkadaşımızı dikkatle izlemenizi öneririm.

Caner Erkin

Caner’i zaten hepimiz iki sezon önceki Ersun Yanal Manisa’sından tanıyoruz. Ancak Türkiye Ligi’ndeki Caner’le Cska’daki Caner arasında dağlar kadar fark var. Kendisinin mevkisinde Berezutski kardeşlerden solak olanı oynadığı için sol açık mevkisinde de Yuri Zhirkov oynadığı için Gazaev ona çok fazla şans veremiyor. Bu maç eksikliği de Caner’den çok şeyler alıp götürmüş. Caner’e tavsiyem en kısa zamanda oynayabileceği bir takıma dahil olması.

Özer Hurmacı

Şu günlerde Türk futbolu oyunun iki yanını da oynayabilen orta saha oyuncusu sıkıntısı çekerken Özer kendini geliştirirse önemli bir alternatif kazanabiliriz. Zafer Yelen, Nuri Şahin ve Özer Hurmacı üçlüsü bana fazlasıyla heyecan verdi. Özellikle Özer’in zaman zaman stoperlerin arasına girip oyunu en geriden kurması Nuri’yi fazlasıyla rahatlattı. Zaten transfer haberlerinde isminin Fenerbahçe’yle anılması hepimize kendisi hakkında iyi referanslar verebilir.

Zafer Yelen

O da Almanya orijinli oyuncularımızdan biri. Türkiye orijinli oyunculara göre tabii ki futbol görüşü avantajı var. Ayrıca Bundesliga gibi bir ligde tam sezon oynamanın getirdiği fiziksel yeterliliği de daha ilk maçtan göze çarptı. O da Özer gibi oyunun iki tarafına hükmetse de hücum özellikleri bana yüksek derecede heyecan verdi. İki üç sene sonra onu Almanya’nın büyük kulüplerinden birinde görebiliriz.

Mehmet Güven

Mehmet Topal’a nazaran o sıçramayı yapamasa da Mehmet için hala umut var. Çünkü Galatasaray gibi çoğu zamanlara gençlere bel bağlayan bir takımda forma giyiyor. Ancak hoca istikrarı olmadığı için her yeni gelen hocanın Mehmet’e şüpheyle bakmaması oyuncunun üstündeki kelepçeyi bir türlü çıkarmıyor. O kelepçeyi çıkarabilirse bana göre Topal’dan bile daha iyi bir orta saha oyuncusu.

Serdar Özkan

Her genç oyuncumuzu saran bencillik kara bulutları onun da etrafını sarmaya başladı. Topa ayağına her aldığında dikine kat etmek yerine Serdar en yakınındaki savunmacıyı yanına çekip güzel bir bilek hareketiyle onu geçmek istiyor. Zaman zaman bunu harika şekilde başarsa da papaz her zaman pilav yemiyor ve hücuma çıkarken kaybedilen top nedeniyle kendi savunmasına zor zamanlar yaşatabiliyor. Ayrıca fiziksel zayıflılığı nedeniyle güçlü savunmalara karşı ezilebiliyor. Ancak yaşını göz önünde tutarsak ve önünde yıllarda gelişebileceğini düşünürsek ben ondan çok umutluyum.

Aydın Yılmaz

Galatasaray tarihi boyunca bir çok oyuncuya haksızlık yapmış olabilir ama bana göre yakın zamanda en büyük haksızlık Aydın’a yapıldı. Aydın Galatasaray’a Konya maçında neredeyse şampiyonluğu getirdi sonraki sezon hiç oynatılmadı. Bu sene Barış Topal gibi bir isme şans verildi ama Aydın kiralık verildi. Bu kadar yetenekli bir oyuncunuz varken Barış’a ne gerek vardı anlayamıyorum. Galatasaray bu sezon bence hocayı seçmeyi bıraksın ve kiralık verdikleri oyuncuları toplasınlar ve oyuncu transferi yapmasınlar. Bu sayede hem takım ruhunu muhafaza edebilirler hem de borç dar boğazından bir nebze olsun kurtulabilirler.

Nuri Şahin

Milli takımımızın maçlarında izlemekten en çok zevk aldığım isim Nuri oldu. Oyun görüşü, arkadaşlarını oyuna dahil edişi, savunmaya yardım edişi tek kelimeyle harika bir turnuva çıkardı kişisel olarak. Zaten iki sezon Alman bir sezon da Hollanda Ligi’nde oynamak bu tip genç isimlerin hepsine iyi geliyor ama Nuri havaya girmeden kendisini oldukça geliştirmiş. Bana göre iki üç sene sonra Nuri varken Emre’nin esamesi okunmayacak.

Bilal Çubukçu

Bilal’i turnuva boyunca izleyemesem de Hertha Berlin’in rezerv takımında 24 maç oynadığını yaptığım araştırmalar sonucunda öğrenebildim. Kendisini kendim izleyemediğim ve yeterli bilgiye sahip olamadığım için Ümit Davala’nın seçimine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İlhan Parlak

Fenerbahçe’deki Zicozedelerden biri de İlhan oldu. Gerektiği yerlerde oynamayan İlhan en olmayacak yerde (Bursaspor maçı) büyük sorumluluk verilerek aslanların önüne atıldı. Ama İlhan böyle zamanlarda karakter göstermeyerek demoralize olmadı ve turnuvaya iyi bir şekilde gelmeyi başardı. Yaşından beklenmeyecek derecede olgunluk gösterdi ve bu gibi kötü olayların üstesinden gelmeyi başardı. Turnuva performansından çok karakter gösterini alkışlıyorum bu genç insanın.

Özgürcan Özcan

Bence Galatasaray’ın liseden de önemli bir parçasını bünyesinde barındırıyor. Bu kadar çok yıldızı arka arkaya yetiştirebilen bir alt yapı varken Galatasaray için paranın zamansal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda Emre, Sabri, Okan, Fatih, Arda, Aydın, Özgürcan, Ferhat, Uğur Uçar gibi bir çok ismi futbolumuza kazandıran böyle bir alt yapı varken Türk futbolunun da önemli direnek merkezlerinden birine sahip olduğunu düşünüyorum. Özgürcan için kötü bir turnuva olsa da sezonun ikinci yarısında kiralık gittiği Gaziantepspor’da gösterdiği iyi performans sonrası bu adama dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Adem Büyük

1. Lig ile ilgili okuduğum bir yazıda Adem için yazarın yavru kartal demesi oldukça hoşuma gitti. Hem fiziksel olarak hem de takımsal olarak güzel bir benzetme olduğu için eğer yazımı hasbelkader okursa yazarı tebrik etmek istiyorum. Bu kısa eleştiriyi geçtikten sonra Adem’e Sinan Engin’in fazlasıyla dikkat etmesini belirtmek istiyorum. Beşiktaş’ın Bobo krizini göz önünde bulundurursak Batuhan gibi Adem gibi öz kaynaklara yönelmek fazlasıyla akıl karı.

Tufan Tosunoğlu

Tufan’ı bu sene Duisburg forması altında izleyemedik ama hakkında okuduklarım oldukça iyi şeyler. Bir çok kulübümüzün de Türkiye’ye getirmek için uğraştığı Tufan’ı Fatih Terim’in de dikkatle izlediği oyuncu hakkında konuşulanlar arasında. Mevlüt gibi bir anda Tufan’ı da takımda görebiliriz.

Sevgili ortakafagol okurları hepinize serin bir yaz ve bol gollü bir turnuva diliyorum. Sağlıcakla kalın…

15.05.2008

Üzgünüm

Belçika Ligi 11 Mayıs günü itibarı ile sona ermiş bulundu. Size lig hakkında yorumlarda da bulunacağım ama ilk olarak ana sayfada Emir Toygus arkadaşımızın imzasıyla okuyabileceğiniz yazıda olduğu gibi ben de Sterchele için birkaç satır karalama düşüncesindeyim.

Geçen sezon ligin gol kralı olarak benim sezon sonu dikkat çeken oyuncu köşeme kendisi dahil olmuştu. Ancak bir internet sitesinde haberi gördüğüm anda moralim alt üst oldu. Haberin başlığı Belçika Sterchele’ ye ağlıyor idi. Aceleyle sayfayı açtığımda daha hayatının baharında, kariyerinin başında ve belki de en güzel günlerinde olan bu genç insanın arabasıyla yolda giderken geçirdiği kaza ile hayatını kaybettiğini öğrendim. Onu evrensel futbol dünyası adına kaybettiğimiz için üzgünüm, onu milli takımımıza karşı izleyemeyeceğimiz için üzgünüm, genç bir insanın can vermesi yüzünden çok üzgünüm. Hepimizin başı sağ olsun.

Son haftaları bu olayın gölgesinde kalan ve heyecanın pek görülmediği Belçika Ligi de bizim ligimiz gibi 34. hafta sonunda sona erdi. Bir önceki yazımda sizlere Brugge şampiyon olur şeklinde bir yorum yapmıştım ama Belçika Ligi her zaman ki yeteneğini gösterdi ve beni yine şaşırtabildi. Standard Liege sezonu şampiyon bitirme başarısını gösterdi ama beni asıl şaşırtan en azından ikinciliğini beklediğim Brugge’ ün üçüncü sıraya düşmesi ve hayal kırıklığı diye geçen bir sezon olarak düşündüğüm Anderlecht’in yine bir şekilde ikinci sırayı kapması oldu. Bu lig daha nelere kadir?

Bu tablonun ardında Liege ekibi direkt olarak Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazandı. 2. sıradaki Anderlecht geçen sezon temsilcimiz Fenerbahçe’ye kaybettiği üçüncü turdan kupaya dahil olma hakkı kazanmak için mücadele edecek. Ligi 3. sırada bitiren Brugge’ e ise Kupa2 yolu göründü. Ligi son sırada bitiren Moleenbeek ise bir alt ligin yolunu tuttu. 17. sıradaki Sint Truiden ise alt ligin ikincisi, üçüncüsü ve dördüncüsü ile play out oynayarak ligde kalmaya çalışacak.

Şampiyon

Uzun zamandır şampiyon olamayan Liege takımı sonunda bu sezon mutlu sona ulaşabildi. Genç kadroları ve mücadeleci oyuncuları sayesinde son dönemlere kadar potada kalmayı başardılar ve son dönemde yaptıkları atakla ipi göğüslediler.

Kadrolarında çok göze çarpan oyuncu olmasa da takım oyununu sahaya iyi yansıttıkları ve birlikteliklerini korudukları için çoğu maçı geriden gelip kazanmayı başardılar. Tecrübe açıklarını bu şekilde kapatmayı başarabildiler. 2007-08 şampiyonunu ben de kendi adıma kutluyorum.

Anderlecht

Şampiyonlar Ligi elemelerinde onları rahatça 180 dakika izleyebildik. Bizi pek zorlamasalar da Tchite gibi Biglia gibi Boussaffa gibi temsilcimiz Serhat gibi Goor gibi tek tek bakıldığına iyi oyunculara sahip olmaları onları yarışta bir adım önde tutuyordu ama önce Tchite’nin satılması sonra Uefa Kupası’ nda zorlayan maçların dönüşünde puan kaybedilmesi onları şampiyonluktan uzaklaştırdı.

Son dönemde yaptıkları atak sayesinde Şampiyonlar Ligi vizesini alsalar da gelecek sezona takımı yeniden yapılandırmaları gerekiyor. Takımın bir bölümü çok genç diğer bölümü de çok yaşlı. Bu iki fark arasındaki yaş aralığında birkaç oyuncu takım dengesini sağlayabilir. Serhat’a da tavsiyem bir an önce gözümüzün önünde bir yer gelmesi. 2008’ de izleyemeyeceğiz ama 2010 Dünya Kupası’ nda takımımızda yer almalı.

Club Brugge

Onların ne yaptıklarını kendileri dahil kimse bilmiyor. Bir bakıyorsunuz çok kötüler, bir bakıyorsunuz şampiyonluğa oynuyorlar bir bakıyorsunuz lig bitmiş 3. sıraya düşmüşler. Acilen takımsal istikrarlarını sağlamalılar. Kadrosal olarak çok eksikleri bulunmuyor. Birkaç takviyeyle gelecek sezonu şampiyon kapatabilirler. Ancak Sterchele’ nin yerini acele doldurmaları gerekiyor. Gelecek sezon onları çok farklı şekilde görebiliriz.

Sevgili okular her yazımda yaptığım dikkat çeken oyuncu bölümümü bu yazımda, Sterchele’ nin geçen sezon sonu bu köşede yer alması ve 5 Mayıs günü hazin bir şekilde vefat etmesi nedeniyle onun anısına boş bırakıyorum. Hepinize mutlu günler…

21.04.2008

Futbol! Biraz Vefalı Ol

Sevgili ortakafagol okurları tekrar karşınızda olmaktan büyük mutluluk duymaktayım. Uzun süredir yazamamamın nedeni daha önce söylemiştim ama bir daha söyleyip affınıza sığınmak istiyorum. Şu anda gençlerimizin hayatını esir alan ÖSS’ye ben de esir olmuş durumdayım. Bu yüzden lütfen beni mazur görün.

Bu sitede bu yazıları okuduğunuza göre futbolu sevdiğinizi düşünüyorum. Peki bu oyunu bize sevdiren ne? Çeşitli cevaplarınız olabilir; gol, mücadele, hareket, heyecan, rekabet, harika hareketler. Bunlar gibi birçok farklı cevabı da kafanızda yaratabilirsiniz. Benimkini sorarsanız ben bu oyunu bize izlettiren ve futboldan zevk almamı sağlayan oyuncuları size gösteririm.

Futbolun hayatımıza girdiğinden beri bir yıldızla karşılaşırız. Bunu yeni doğan çocuk da yaşayacak, benim dedem de yaşadı. Onların zamanında Pele, Zico, Beckenbauer, Rummenige, Tostao, Socrates, Platini, Maradona gibi insanlar vardı. Bende futbolu izlediğimden beri bu tip adamlar yüzünden bu oyunu seviyorum. Zizu, Ronaldo, Rivaldo, Denilson, Henry, C.Ronaldo, Roberto Carlos, Alex, Hagi, Sergen, Nouma, Raul gibi insanlar bu oyunu bana sevdirdi. Ancak futbol, bana kendisini sevdiren oyunculara karşı hiç vefalı davranmıyor. Bende bu yüzden futbola sesleniyorum: ‘’ Futbol!!! Biraz Vefalı Ol’’ .

Çoğu oyuncu bu oyunu sırtladı götürdü. Birçoğu kendi hataları yüzünden oyundan silindi. Onlar konusunda söyleyeceğim hiçbir şey yok çünkü kendi hataları. Birazdan size birkaç oyuncuyu vurgulayacağım. Onların kendi hataları oldu ama ben onların hatalarının yanında futbolun da vefasızlığının olduğunu düşünüyorum. Gelin şu adamların uğradıkları vefasızlıkları inceleyelim.

Luis Ronaldo

Birkaç ay önce Four Four Two dergisi de bu adamın hayatını işledi. İnanın her sayfada futbola olan kızgınlığım biraz daha arttı. Futbol denilen oyun anladık çok zevkli bir etkinliksin ama şu sakatlık belanı böyle adamların üstüne bu kadar gönderme! O insanlar seni omuzlara taşıdı ama sen sadece bir oyun olarak onların hayatını karartıyorsun.Artık biraz kadir kıymet bilir ol.

Ronaldo ilk sakatlandığı zamanlarda bir gazeteci benim çok sevdiğim bir söz söyler: ‘’ Eğer futbol bir dinse, bugün Ronaldo’nun sakatlanmasıyla Tanrısını kaybetti’’. Bana göre de Ronaldo’nun her sakatlanışında futbol çok büyük bir değerini kaybediyor. 98 Dünya Kupası’ nda o futbola her şeyini verirken İnter’ de bir anda dizi sakatlandı. Tam geri döndü derken bir Lazio maçında harika bilek hareketi yaparken bir daha gitti. Bu sezon Milan’da tam döndü derken dizi iflas etti. Ben bas bas bağırmak istiyorum. Futbol Ronaldo’yu bize geri ver.

Rivaldo

Ben yaşımın 18 olması nedeniyle ilk dünya kupası deneyimimi Fransa 98’ de yaşadım. Onun sihirli bilekleri beni benden aldı. Bir sol kanatta rakibin sağ bekini ekarte ediyor, bir sağ açığa gidip rakip sağ beke kalp krizi geçirtiyordu. Ağabeyime hemen sordum bu adamın kim olduğunu hangi takımda oynadığını. Aldığım Barcelona cevabından sonra her cumartesi akşamı TRT’nin başına geçtim. Çünkü o dönemler La Liga’yı TRT cumartesi geceleri veriyordu ve genelde bu gecelerde Barcelona’nın maçları oluyordu.

Ardından bu çikolata renkli arkadaşımız Milan’ın yolunu tuttu. Burada bir oynadı bir oynamadı. Ancelotti ile bir türlü anlaşamadı. Oynadığı maçlarda kötü oyunlar sergilemedi ama o takımda ona yer yoktu. O da buna karşı çıkmadı ve komşu Yunanistan’ın yolunu tuttu. Şimdi nasıl oynuyor bilemiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var futbol kendisini yıllarca parlatan bu adama ayıp etti. O, futbolu yıllarca gözlerimize nakşetti ama futbol onu Avrupa’nın uzağında bir lige gönderdi. Yetmedi Seleçao (Brezilya Milli Takımı için kullanılan isim)’ dan uzak tuttu. Onun sol ayak hareketlerini özledim. Daha ona doyamadım.

Rıdvan Dilmen

Ben onu izleyemedim. İzlediğim maçları da hep TRT arşivlerinden oldu. O benim için bir şehir efsanesidir. Ağabeyim onu bana hep anlatır. Kendisi Beşiktaşlıdır ama sevdiği ender Fenerbahçeliler’ den biri ( beni bile Fenerbahçe’yi tuttuğum için çok sevmez) Rıdvan Dilmen’dir. Televizyonda maç izlerken birader adama bak rüzgar gibi dediğimde o bana sen Rıdvan’ı izlesen ne derdin bilmiyorum der.

Geçenlerde TRT3’te izlediğim Efsaneler isimli programda onu işliyorlardı. Kendisinin bir sözü beni çok etkiledi. ‘’ Ben şu an futbol oynasaydım Türkiye Ligi’nde falan oynamazdım. Beni ya Real Madrid ya da Barcelona forması altında görürdünüz’’. Şimdilerde NTV’de Güntekin Onay’la birlikte %100 Futbol isimli bir program yapıyorlar. En çok tercih ettiğim program Rıdvan Dilmen’in programı sayın seyirciler. Çünkü bana göre kendisi Türkiye’nin en iyi futbol yorumcusu. Onun hemen ardından da Ferdi Leflef ve Uğur Meleke geliyorlar. İşte şimdilerde benim en iyi yorumcu dediğim bu adama zamanında futbolu en çok parlatan isimlerimizden biri olmuş. Hatta izlediğim Efsaneler isimli programda bir olay gösterildi: Bir milli maçta 8 numaralı bu oyuncu sol kanattan 18’e giriyor. İçeri doğru topu çeviriyor.Buraya kadar anormal bir şey yok. Anormal olan Rıdvan’ın hızını alamayıp tartar piste girmesi ve orada bulunan fotoğrafçıyı rüzgarıyla yere sermesiydi. Futbol Rıdvan’a yaptıklarını yapmaya devam ederse ileride öksüz kalacak.

Sözün Özü

Yukarıda bahsettiğim oyuncular gibi daha nice oyuncular gelip geçecektir gözlerimizin önünden. Bazılarını seveceğiz, bazılarından hiç haz etmeyeceğiz ama şu kesin ki böyle adamlar olmadan futbol genelde çekilmez bir oyun olacak. Çok insan tanıyorum bu kötü Trabzon takımını sadece Yattara için seyreden. Futbol vefalı olmalı. Yoksa insanlar için ilgi görmeyen sporlardan biri olacak. Cristiano Ronaldo’yu ilgi görmeyen bir sporda düşünsenize.

Sağlıcakla kalın.

26.02.2008

NİC39

Ondan önce Türkiye’ ye bir çok yıldız zaten gelmişti. George Hagi, John Carew, Popescu, Ariel Ortega, Pierre Van Hooijdonk, Alex De Souza ve şu an aklıma gelmeyen bir çok yabancı yıldız Edirne’ den içeri girmişti. Ama benim için başlıktaki ismin farklı bir anlamı vardır. Çünkü bugüne kadar izlediğim en farklı ve en kendine has oyuncudur.

O ilk geldiğinde Fenerbahçe kendi düzeninde işleyen bir takımdı ama Hooijdonk’ un sakatlığı nedeniyle forvette açığı vardı. Bu yüzden de hem kariyeri hem de Avrupa kupalarında oynayabilecek olması nedeniyle Fenerbahçe yönetimi onu getirmişti. Onun havaalanına geleceği gün uykumu bölmüştüm. Gece geç saatte gelmesine rağmen her yabancı yıldıza yapıldığı gibi havaalanı formalı, atkılı seyirciler tarafından dolduruldu.

İlk zamanlarında takıma alışması için süreye ihtiyacı olduğu apaçık görülüyordu. Ama ince bilek hareketleri bana Ortega’ yı hatırlatmıştı. Size fizik olarak ve futbolculuk olarak ayrı iki isim olarak gelebilirler ama Ortega’ yı iyi izleyemediğim için çok hayıflanmıştım ama Nic bana onu beklediğim günleri hatırlatıyordu. Ronaldinho’ nun popüler hareketini bile bir Gaziantepspor maçında görmüştüm ondan. 39 numaranın onda duruşu, dinlediği müzik tarzının R&B oluşu benim için mükemmel şeyleri ama ona doyamadan kaybettik onu.

Gitmesinin nedeni takım içi problemler olabilir, Türkiye’ ye alışamaması olabilir, sorunlu zihin yapısı olabilir, yönetimle sorunlar olabilir, mali sorunlar olabilir. Bu sorunların doğruluğunu veya yanlışlığını bilmiyorum ama bildiğim bir tek şey var. Türkiye futbolseveri izlemek için çok önemli bir değeri kaybetti. Beni avutan bir tek şey var: Bolton’ a gitmeseydi belki de Chelsea’ ye gidemeyecekti ama Bolton’ a gitmesi sayesinde şimdi onu mavi forma altında izleyebiliyoruz. Sarı lacivert çubuklu formadan sonra mavi forma ona çok yakışıyor çünkü.

Nicolas Anelka’ nın karakterini sevmiyor olabilirsiniz, takımlarından ayrılışlarını sevmeyebilirsiniz, onu iyi bir futbolcu olarak da görmüyor olabilirsiniz ama gözleriniz onun kadar zarif bir isme şahit oldu mu? Beşiktaş maçında sağ açıktan 6 pasa harika inişi, PSV maçında Eric Addo’ ya sol açıkta kalp krizi geçirtişleri, Galatasaray maçında Tomas gibi Song gibi kalbur üstü stoperleri geçişi bunların hepsi bir araya gelince bana çok zarif bir futbolcu gibi geliyor Anelka.

Bu adamın hiçbir eksiği yok mu? Her futbolcu gibi onun da var. Birincisi hiçbir takıma aidiyet duygusunun olmaması. Şu ana kadar oynadığı takımları düşünecek olursanız bu adamın çok daha iyi yerlerde olması gerektiğini düşünebilirsiniz. Sonrasında tek forvet oynadığı zaman takımının hücum gününü oldukça düşürdüğünü görebilirsiniz. Çünkü o daha çok çift forvette gezgin forvet olarak oynamayı çok seviyor. Zaten öyle oynadığı maçlarda da size en güzel anları yaşatabilir. Bunun gibi daha bir çok eksiği de mevcut ama bu kadar eksik kadı kızında da olur diyip ben onu izlemekten en çok zevk aldığım oyuncu olarak ilan ediyorum.

Sevgili ortakafagol okurları biraz duygusal yazdığım için beni mazur görmenizi istiyorum. Fenerbahçeli olduğum ve Anelka’ nın da Fenerbahçe’ de oynaması nedeniyle lütfen taraftar gözüyle yazdığımı düşünmeyin. O sadece benim futbol ilahım. Sağlıcakla kalın.

29.01.2008

Belçika'da Son Durumlar

Sevgili futbol ve ortakafagol severler yine bir Belçika yazısıyla birlikteyiz. Son yazıdan beri ligde çok önemli değişiklikler olmadı ve son yazımda belirttiğim gibi Club Brugge ve Standard arasındaki şampiyonluk yarışı hızla devam ediyor. Brugge bu işe fazlaca inanmış gözüküyor ve aralarında sadece 1 puan olsa da ben kafamda Brugge takımını şampiyon ilan etmiş bulunuyorum.

Anderlecht ise beni şaşırtmaya ısrarla devam ediyor. Fenerbahçe karşısında izlediğimiz takımdan çok daha kötü durumdalar zaten ellerinde olan az değerden biri olan Meme Tchite’ yi de Racing’ e kaptırmış olmaları bir diğer forvet Frutos’ un sık sakatlanması ve Mbo Mpenza’ nın artık eski günlerinde olmaması takımın gol sıkıntısı çekmesinde büyük etken olarak gözüküyor. Temsilcimiz Serhat Akın ise antrenörüyle arasındaki problemlerden dolayı tam performansını sahaya koyamıyor. Artık Serhat’ ın gözümüzün önünde bir ligde oynamasının zamanı geldi herhalde. Anderlecht yönetimi ise bu gidişi durdurmak için ne bir transfer yapıyor ne de radikal kararlar alıyor. Devre arasında takıma sadece Çek oyuncu Stanislav Vlcek dahil edildi.

Puan durumda 1. sıradaki Brugge ve 2. sıradaki Standard’ın ardından 3. sırada Cercle Brugge yer alıyor. Geçtiğimiz senelerde Zulte Waregem’ in yaptığı süprizin bir benzerini de onlar yapacak galiba. Anderlecht’ in bu kadar kötü performans gösterdiği göz önüne alınırsa zaten UEFA için önemli bir pozisyona geliyorlar. Hemen 1 puan gerilerinde de Germinal Beerschot yer alıyor. 5. sıradaki Gent’le aralarında da 7 puan olduğu içinde Beerschot’ u geçmeleri halinde gelecek sezon onları UEFA’ da izleyebiliriz.

Milli takımımız açısından bakacaksak liglerinden hala umutları yok ama lejyonerleri iyi performans gösteriyorlar. AZ’nin forvetinde yer alan Moussa Dembele attığı gollerle bu sene takımında parlayan ender isimlerden biri ve stoperlerimiz için zorlayıcı olabilir, Bayern’ in stoperi Van Buyten ise hala sakatlığı atlatabilmiş değil ama atlattıktan sonra çok iyi performans göstereceğine emin olabilirsiniz, Hamburg’ un stoperinde yer alan Vincent Kompany ise hücum gücümüz için Van Buyten ile beraber bir engel. O da sürekli ilk 11’ de yer alarak değerine değer katıyor. M.City’ nin forvetinde çok forma bulmasa da oynadığı maçlarda bitiriciliğini gösteren Emile Mpenza ise Fatih Terim’ in veya o zamanki antrenörümüzün üzerine düşünmesi gereken bir oyuncu. Fiorentina’ nın yedek sağ beki Anthony Van Den Borre ise Ujfalusi’ nin arkasında kalsa da 18 yaşında olması ve sürekli üstüne koyması nedeniyle zaten az olan sol beklerimiz için kabus olabilir dikkat çekilmesi gereken bir başka oyuncu. Racing Santander’ in forvetinde yer alan ve İspanya Ligi’ nde gollerine devam eden Meme Tchite’ de beni düşündüren isimlerden. Aralara atılan toplarda zorlanan Türk futbolu defans sisteminde pırpır forvet olan bu oyuncu için kalecilerimizin uyanık olması gerekiyor. Bu oyuncular dışında Avrupa’ da dikkatimi çeken bir başka Belçikalı yok ve bu saydığım oyuncular için alınacak önlemlerle iki maçta da onları sahadan silebiliriz.

Dikkat Çeken Oyuncular

Geldik her yazımızda artık klasikleşen dikkat çeken oyuncuya. Bu sefer pek tanımadığınız bir oyuncuyu seçtim bu köşe için. Rosealeare takımının Mali’ li oyuncusu ve aynı zamanda gol krallığındaki lider isimlerden Mahamadou Dissa. Kendisi uzun yıllardır Fransa’ nın alt liglerinde sürünürken Belçika Ligi’ ne geldi ve Beveren ile iki yıl içinde oynadığı 63 karşılaşmada 15 gol attı. Bu sezon başında ise Roesealere takımını tercih etti ve 14 maçta attığı 10 golle gol krallığında 3 isimle birlikte birinciliği paylaşıyor. 1.73 boyundaki bu siyahi forvetin Anderlecht veya Brugge takımlarından birine gitmesi hiç sürpriz olmaz. Özellikle Tchite’ yi kaybettikten sonra gol yollarında sıkıntı çeken ve onun gibi pırpır bir forvete ihtiyaç duyan Anderlecht için de büyük bir nimet olabilir.

Bir yazımızın daha sonuna geldik. Umarım keyifle okursunuz. Bol gollü günler…

23.01.2008

Hepimiz Real Madrid'iz

Merhabalar sevgili ortakafagol okurları. Yine bir ara transfer dönemi ve takımlarımız yine tonla para saçmakta. Son zamanlarda her bir olayda hepimizle başlayan ve ‘’ iz’’ birinci çoğul şahıs ekiyle biten pankartlar afişler veya sloganlar görmekteyiz. Bende bunu Anadolu kulüplerimiz ekseninde Türk futbol kulüplerine uyarlamaya karar verdim. Takımlarımız normal transfer döneminde ve ara transfer döneminde o kadar çok harcama yapıyorlar, o kadar çok oyuncuyu getirip gönderiyorlar ki bende artık onların hepsinin Real Madrid olduğu görüşü uyandı. Hem de ne oyuncular… İki maç oynayıp yığınla para alanlar, sadece cebini doldurmak için buraya gelenler ve daha niceleri. Ben bu transfer döneminde de yine böyle ikinci sınıf yabancıların geldiklerini görünce bu konuya değinen bir yazı yazmaya karar verdim. En ilgi çekici örneği de daha giriş paragrafından vermek istiyorum. Hepiniz İbrahim Ba isimli Senegalli oyuncuyu bilirsiniz. Bilmeyenler veya hatırlayamayan futbolseverler için sizlere tanıtayım. Ba isimli bu Senegalli arkadaşımız 6 sene boyunca Milan’ da oynamış bunun yanında Bordeaux, Bolton, Marsilya gibi çok iyi takım isimlerini kariyerinin bir köşesine alnının hakkıyla not etmiş bir oyuncudur. Bizim yazımıza konu olmasının sebebi ise böyle bir oyuncunun 2004-2005 sezonunda Ç.Rizespor’ a gelmiş olması ve sadece 2 maçta forma giyip bir sonraki sezon İskandinav ekiplerinden Djurgardens’ e gitmiş olmasıdır. Hem böyle bir oyuncu Türkiye’ ye geliyor hem de iki maç oynatılıp geri dönüyor. Sizce de ironik değil mi?

Her sene transfer dönemlerinde Anadolu takımlarımızın gazetelerde yer alan minik kutucukların Brezilya’ nın, Arjantin’ in, birçok Güney Amerika veya Afrika ülkesinin ikinci lig takımlarından veya herhangi bir birinci lig ekibinden namını bilmediğiniz bir oyuncunun ismiyle dolduğunu görebilirsiniz. Arada sırada böyle oyuncular tutsa da çoğu hemen gözden çıkarılır ve bir diğer transfer döneminde gönderilir ve yerine bir türevi alınır. Her dönemde bunu eksiksiz görebilirsiniz.

Bu kadar geniş bir transfer piyasasından sonra ise bu Anadolu takımlarımızın nedeni bilinmez bir şekilde mali zorluğa düştüğünü görürsünüz. Sonrasında da Belediye Başkanı’ na, Vali’ ye, yerel iş adamlarına giden ve bağış isteyen yöneticileri görürsünüz. Peki bu yöneticilerin transfer döneminde futbolculara ve oyuncu menajerlerine para kaptırırken aklı neredeydi? Hemen cevabımı vereyim: Çünkü yeni bir yabancı oyuncu alındığında ve bu oyuncu basına forma ile tanıtıldığında oyuncunun yanında kimler boy gösterir ve kendi reklamlarını yaparlar? Tabii ki yöneticiler. Artık bu komik oyunlarını lütfen bitirin sayın yöneticiler ve bu mali darlıkta paraları çarçur etmeyin.

Transfer döneminden sonra ise başlayan ligde antrenörlerin bu oyuncuları kulübeye kitlediğini görürsünüz. Çünkü başıboş ve kendi kafalarına göre transfer yapan yöneticiler, antrenörlerin bütün planlarını alt üst eder antrenörler de buna misilleme olarak bu yabancıları oynatmaz ve olan bu kulüplerin zaten az olan paralarına olur.

Sevgili ortakafagol okurları biraz dolu olduğumu fark etmişsinizdir. Lütfen yanlış bir şey yazdıysam şimdiden sizden özür dilerim ve affınıza sığınırım ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim ‘ Sevgili Anadolu kulüpleri yöneticilerimiz lütfen HEPİMİZ REAL MADRİD’ İZ sloganını ağızlarınızdan bırakınız.

16.12.2007

Daha da Kötü

Sevgili ortakafagol okurları tekrar merhaba. Avrupa’da sezon ortaları ve bazı liglerde devre araları yaklaşırken aynı şey Belçika Ligi içinde geçerli. En son yazımda Belçika futbolunun sürekli kötüye gittiğini size söylemiştim. Geçen arada ne oldu derseniz cevap daha da kötü. Ayrıca arada geçen zamanda Fenerbahçe Anderlecht’i eledi ve Belçika ulusal takımı 2010 Dünya Kupası elemelerinde milli takımımızla eşleşti. Anderlecht temsilcimiz karşısında varlık bile gösteremedi ve ulusal takımlarının da bizim karşımızda dişe dokunur bir performans göstermesini beklemiyorum. İlk olarak milli takımla başlayalım.

Hala mı Yeniden Yapılanma?

Federasyonumuz Ersun Yanal’ı milli takım teknik sorumluluğuna getirdiğinde ulusal takımımız, ilk olarak Belçika milli takımı ile hazırlık maçı yapıp sahadan galibiyetle ayrılmıştı. İşte Belçika milli takımının şu anki iskeletini ilk olarak o zaman izleme fırsatı bulmuştum. Arada birkaç oyuncu değişse de 8-9 kişilik kemik kadro o maçta boy göstermişti. İşte o maçta, uzun süredir süregelen başarısızlıklardan sonra Belçika takımı yeniden yapılanmanın ilk adımını atmıştı. Bunu yaparken çok umutluydular ve ileriki yıllarda başarılı olacaklarına fazlasıyla inanıyorlardı. Bugünkü sonuç mu? Hala yeniden yapılanmaya çalışıyorlar. Liglerinin kalitesi çok düşük. Avrupa’ da oynayan oyuncularının çoğu savunma ağırlıklı ama bu onları çok ileri götüremiyor. Çünkü çok iyi bir kalecileri ve takım savunmaları yok. Bu kadar yokluğun arasında da o iyi savunma arada kaybolup gidiyor. İleri uçta da AZ’ de oynayan Dembele dikkatimi çeken oyuncu. Sonuç olarak milli takım Bosna’ ya da üstünlük sağlarsa en azından 2. sırada yerini alır.

Dönelim Lige

Ligin üst sırasında Brugge ve Liege dışında sürpriz yok. Club Brugge 34 puanla liderken onları Standard Liege takip ediyor. Bu iki takım burun buruna sezon sonuna gidecek gibi görünüyor. Hangisi şampiyonluğu kapar derseniz uzun yıllardır buna aç olan ve geçen sene kötü performans gösteren Brugge bir adım önde görünüyor.

Ligin geride kalan 15 haftasındaki en büyük sürpriz ise Anderlecht. Sezon başında Fenerbahçe karşısında da çok iyi performans gösteremeyen buna ligde de devam ediyor. 15 haftada sadece 24 puan topladılar. Ön elemede elendikleri için kaldıkları Uefa Kupası’nda da gruplardın 3. sıradalar ve son maçta Getafe’ye mağlup olup Hapoel Tel Aviv’ de kendi sahasında Aalborg’u yenerse oradan da elenecekler. Tam anlamıyla kabus bir sezon geçiriyorlar. Taktik açıdan tek planları Tchite’ ye aradan toplar ve Frutos’a kanat ortaları. Geriye kalan bütün hücum zenginlikleri sanki onlar için yaratılmamış.

Dikkat Çeken Oyuncular

Ligin diğer bölümü üstteki takımlar dışında her zaman olduğu gibi duruyor. Gelelim her yazımda klasikleşen dikkatimi çeken oyuncu bölümüne. İki Fenerbahçe maçında özellikle izlediğim Lucas Biglia Avrupa’da ön libero açısından bu sene en çok gözüme batan oyuncu. Özellikle Polak ile çok iyi bir ikili oluşturuyorlar ve Tchite’ ye iyi toplar atıyorlar. Tchite’nin genel beceriksizlikleri nedeniyle de bir çok pasları heba oluyor ve takım hücum kısırlığı çekiyor. Ama tek olarak Biglia’ ya bakarsak önemli Avrupa liglerinde onu yakın zamanda görebilirsiniz. Siz de bir Anderlecht maçı yakalarsanız 5 numaralı sarışın oyuncuya dikkat edin.

Evet sevgili okurlar bir yazının daha sonuna geldik. Bol gollü günler. Sağlıcakla kalın…