İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.06.2011

Durduramıyoruz Efendim, Her Yerden Geliyorlar!


Galatasaray'ın, teklif yapılınca imza attılar sanılan transferlerinden sonra bir bomba da Bursaspor adına patlatıldı bugün; Ertuğrul Sağlam'dan "olur" alınınca olabilir sanılmış bir garip transfer hikayesi:

"Bursaspor'da Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam'ın raporu doğrultusunda orta sahaya kaliteli bir oyuncu kazandırmak için çalışmalar sürüyor.

Yeşil-beyazlı yöneticilerin, yeni sezon için kadroda düşünülmeyen Ivan Ergiç'ten boşalan mevkiye, Chelsea'nın yıldız oyuncusu Frank Lampard'ı transfer edebilmek için bu oyuncunun menajeri ve İngiliz kulübüyle temasa geçti.

İngiliz kulübünün Bursasporlu yöneticilerin teklifine sıcak baktığı, 31 yaşındaki yıldız oyuncunun da ikna edilmesi için yoğun görüşmeler yapıldığı öğrenildi."


Benim favorim yine de hâlâ; Shevchenko'yu 30 milyon Sterlin karşılığı Chelsea'ye transfer olduktan 1,5 ay sonra Fenerbahçe'ye getirten İHA.

27.03.2010

Başarı Etiği



Fatih Akyel, şike soruşturması kapsamında tutuklanınca öğrendim ben, Tepecikspor'da oynuyormuş.

Tepecikpsor, 9 takımlı 2. Lig 2. Klasman grubunda 8. sırada. Bulunduğu ligin kademesi, Süper Lig'e 1 numarasını verip aşağıya doğru devam edersek 4.
Fatih Akyel ise malum, eski milli futbolcu; UEFA Kupası ve Avrupa Süper Kupası'nı kazanan Galatasaray'ın ve 2002 Dünya Kupası'nda 3. olan milli takımın bankolarından idi. 2000'li yılların başında pek kısa bir Avrupa seferi ve hemen arkasından yurda dönüş, Fenerbahçe'ye imza atıp bir türlü Fenerbahçeli olamama... Sonrası tepetaklak..

Futbol dünyası bu türden hikayelerle dolu. Bir çırpıda akla gelenler; Tarık Daşgün, Berkant Göktan, Elvir Baliç, Okan Koç, Okan Yılmaz, Zafer Biryol... Hemen hepsinin futbol kariyerinde bir kırılma noktası var. Giriş örneğimizden yola çıkarsak, Fatih Akyel'in tatil havasında geçen Mallorca seferi ve dönüşünde, fena da oynamamasına rağmen Fenerbahçe'de kendini kabul ettirememesi mesela. Bu noktadan sonrası ayrı bir analiz konusu zaten.


Aklıma bir kaç hafta önce okuduğum bir Alper Görmüş yazısını getiriyor; ilgili kısımları aşağıya kopyalıyorum:
"Dikkat ediyor musunuz, “başarı, başarmak” gibi kelimeler akla otomatik olarak iş hayatını ya da onunla bağlantılı başka rekabet alanlarını getiriyor. Birinin “başarılı” olduğundan söz ettiğimizde, aklımıza mesela o kişinin çocuklarıyla ilişkisindeki başarı gelmiyor. Zaten etrafımız çocuklarıyla ilişkisini başaramamış “başarılı” erkekler ve kadınlarla dolu değil mi?

Yine soracağım: Dikkat ediyor musunuz, eskiden, işini kaybeden birinin birincil endişesi, bu dönemin ne kadar süreceği ve bu süre boyunca nasıl geçineceği olurdu. Oysa şu son 15-20 yılda işin kaybedilmesi, insanlara bir tür “aşağılanma”, varoluşuna bir saldırı gibi görünmeye başladı... Bu yeni ruh hali, hiç kuşkusuz “hep kazanmayı” va’zeden başarı etiğinin bir türevi...

Bu etiğin sonuçları, yönetici konumundakiler ya da toplumda daha yüksek mertebede görülen pozisyon sahiplerinde daha berrak görülebilir. Eskiden bu kategoriden kişiler işlerini kaybettiklerinde çoğunlukla insanlıklarını kazanırlardı (tabii geçici bir süre için); iş hayatındaki canavarlıklarının çok da anlamlı olmadığına dair belli belirsiz bir hissiyat geliştirirler, sakinleşirlerdi (tabii yeni bir yönetici konum elde edene kadar).

Artık öyle olmuyor. İnsanlar iş kaybını ya da iş hayatında “mağlubiyet” sayılan her şeyi varoluşunun inkârı gibi, adeta bir yokoluş gibi algılıyor..."

26.03.2010

"... Sert Konuştu"

Takip ediyorsunuzdur muhtemelen; ilk düdüğü Galatasaray tribünlerinden sahaya adam atılması ile çalan bir Fenerbahçe - Federasyonspor maçı var. Dikkatinizi, mücadelenin muhteviyatından ziyade, başka bir noktaya çekeceğim ben. Bugün gazetede Futbol Federasyonu başkanı Mahmut Özgener'in "sert konuştu"ğunu okudum da, mesele o.


Şenes Erzik dönemini, o zamanların futbolunda bu tür ayrıntıların yeri az olduğundan çok iyi hatırlamam, ama ilk Haluk Ulusoy döneminden beri (arada Hasan Doğan gibi istisnalar da var tabii) o koltuğa oturanın anında kalkıp konuşmaya başlaması gibi garip bir durum var. Efendi efendi de konuşmuyorlar; genelde, evet, "sert" konuşuyorlar. Ne garabet; aynı zamanda hukuki karar mercii de olan bir kurumun başındaki adam, bu kurumun yaptırım alanındaki başka adamlara karşı çıkıp sert konuşuyor. İşin beteri, kimsenin de dinlediği yok, onlar da aynı sertlikte cevap veriyorlar: Kulüpler Federasyon'a, Federasyon kulüplere, kulüpler birbirlerine... Kimileri var; önlerine gelen herkese..




Aslında futbol özelinde bütün bir memleketin durumu bu; herkesin Caps Lock tuşu açık.. Herkes özünde bir Sadri Yıldız.

Aşağıdaki bağlantıya tıklarsanız, Türkçe sayfalardaki "sert konuştu" içerikli haberleri sorgulayan bir Google araması ile karşılaşacaksınız. Ben bu linki oluşturduğumda arama 187.000 sonuç veriyordu; siz tıklayana kadar kim bilir kaç kişi daha "sert" konuşacak:

http://tinyurl.com/yeh6njb

24.03.2010

"Alman Basınında Çıkan Haberlere Göre..."

İnternet haberciliği yayıldı yayılalı, artık daha sık karşılaştığımız şöyle bir klişesi var bizim spor basınımızın:

Önce üfürükten teyyare bir haber uydurulur, ki haberciliğin en az doğrulama gerektiren dalının spor haberciliği olması meselesine ayrıca değinme gereği dahi duymuyorum.. Sonra bu haber, sansasyonelliği nispetinde yerel medyada hızla yayılır.. Nitelik ve niceliğinin etkisiyle dış basının da ilgisini çeker; yabancı bir internet sitesinde, hatta belki bir gazetede kendine yer bulur.. Ve filmin koptuğu an; bizim basının, yerel medyadaki ilk habere kayıtsız kalan kısmı, dış basını kaynak göstererek aynı haberi, güya farkında olmadan yeniden servise koyar.

Aslında öyle uzun uzadıya anlatmaya da gerek yok, transfer dönemlerinden bileceksiniz; İtalyan, Alman, İngiliz yayın organları nice Shevchenkolar getirmiştir İstanbul'a, nice Ronaldinholar'ı tesis kapılarından döndürmüştür.


Bu konudaki son örnek ve bu klişemizi bir kulübün resmi açıklamasının diline düşürecek kadar deşifre eden mevzu ise şu:

Galatasaraylı Barış Özbek, güya babası tarafından 16 yaşındaki bir akrabası ile evlenmeye zorlanıyor, kabul etmemesi halinde evlatlıktan red ile tehdit ediliyormuş.
Hürriyet gazetesi, 19 martta haberi verirken dibine de şöyle bir not düşmüş, mesele de bu zaten;
"Alman Express gazetesi, Barış’ın babası Şinasi Özbek’in oğlunu 16 yaşında akrabaları olduğu tahmin edilen bir kızla evliliğe zorladığı iddia etti." (düşük cümle sahibine aittir, MR)
Heyhat, Galatasaray'ın resmi internet sitesinden, Barış Özbek imzasıyla yapılan açıklamadan öğreniyoruz ki, haber ilk defa bir gün önce, yani 18 martta Star gazetesinde çıkmış ve Alman Express gazetesinde mi, artık her neredeyse Star gazetesi kaynak gösterilerek haberleştirilmiş. Buyrun, ilgili kısım:
"Dün Star gazetesi internet sitesinde yayınlandıktan kısa süre sonra kopyalanarak hızla birçok internet sitesine taşınan bu hayal ürünü haber, Alman haber sitelerinin dikkatini çekmiş ve bu sitelerin bazılarında adı geçen gazete kaynak gösterilerek kullanılmıştır. Ancak asılsız haberin Alman yayın organları kaynak gösterilerek bugün yeniden gazetelerimize taşınması, içeriğinin doğru olduğu anlamına gelmemekte, habere yeni detaylar uydurulmasını meşru kılmamaktadır."