İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Mehmed Topuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmed Topuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.03.2007

UEFA’da Çeyrek Final: Fenerbahçe’de Orada Olmalı Mıydı?

Geçtiğimiz hafta arası UEFA kupasında çeyrek finalistler belli olurken, Fenerbahçe’yi bir önceki turda son dakikalarda bulduğu golle eleyen Az Alkmaar da adını son sekize yazdıran takımlardan biri oldu. Tabi Az Alkmaar çeyrek finalist olunca ülkemizde de Fenerbahçe de orda olmalıydı, bunu yapabilirdi, yapsaydı finale kadar önü açıktı gibi sözler yükseldi. Gerçekten öyle mi?

Öncelikli olarak hafta arası oynanan maçlara değinip, ardından çeyrek finaldeki durumdan bahsetmek ve yazımı Fenerbahçe’yle tamamlamak istiyorum.

4. Tur maçlarında en çok dikkatimi çeken şey, ilk maçları deplasmanda oynayan yedi takımın tur atlamış olmasıydı. Sadece Shahktar elendi, o da son dakika golüyle. İlk olarak Çarşamba oynanan maçlara değinelim. Leverkusen 2-1 kaybettiği ilk maçın ardından Almanya’da Lens’i 3-0 mağlup ederek çeyrek finalist oldu. Beşiktaş ile oynadığı gruptaki son maçı kazanarak tur atlayan Leverkusen, Bundesliga’da da çok iyi bir sezon geçirememesine rağmen UEFA’da çeyrek finale kalarak önemli bir başarı elde etti. Leverkusen’in çeyrek finalde rakibi ise İspanya’nın Osasuna takımı oldu. Osasuna kupa finaline ev sahipliği yapacak olan Glasgow şehrinin takımı Rangers’ı deplasmanda 1-1 berabere kaldığı maçın rövanşında 1-0 mağlup ederek tur atlayan takım oldu. Çarşamba akşam şampiyonlar liginden gelen takımlardan biri ve kupanın en iddialılarından olan Werder Bremen ilk maçın son dakikalarında Almeida’nın golüyle 1-0 yendikleri Celta Vigo’yu Bremen’de de 48. dakikada yine Almeida’nın golüyle öne geçip sahadan 2-0 galip ayrılarak tur atlayan taraf oldu. İngiliz Tottenham şu ana kadar kupadaki en şanslı takım olsa gerek. Grup maçlarının ardından Feyenord’un ceza alması nedeniyle 3. turu maç yapmadan geçen İngiliz takımı, dördüncü turda da belki de kupadaki en tecrübesiz ve güçsüz takımla karşılaştı. Braga’yı deplasmanda 3-2 yenen Tottenham, Londra’da maçın bir ara 2-2 olmasıyla stres yaşasa da sahadan 3-2’lik galibiyetle ayrıldı ve çeyrek finalist oldu.

Perşembe gecesi bir önceki gün maçlarına oranla daha heyecanlı maçlara sahne oldu. Benfica’nın son dakika golüyle PSG’yi 3-1 yenerek elemesi, Az Alkmaar’ın 4-2 kaybettiği ve tur atlaması çok zor olarak nitelendirilen maçta Newcastle’ı 2-0 yenerek tur atlaması ve en önemlisi ise Shahktar-Sevilla maçı tam bitti derken kaleci Palop’un kafa golüyle maçı uzatmalara taşıması ve orada da turu geçmesi oldu. Gecenin en normal maçı Barcelona’da oynandı ve Espanyol, Haifa’yı 4-0 yendi ve tur atladı.

Cuma günü ise kupada kuralar çekildi ve eşleşmeler belli oldu. Sevilla-Tottenham, Osasuna-Leverkusen, Espanyol-Benfica ve Werder Bremen-Az Alkmaar eşleşmeleri meydana geldi. Çeyrek final eşleşmelerinde kuşkusuz en zorlu diyebileceğimiz maçlar Sevilla ile Tottenham arasında oynanacak gibi görünüyor. Birçok insanın finali oynar dediği iki takım çeyrek finalde karşılaşacaklar. Shaktar karşısında mucizeye imza atan Sevilla için böyle bir tur geçiş ekstra motivasyon sağlayacaktır. La Liga’da şampiyonluk mücadelesi veren Sevilla’nın kupadaki en güçlü takım olduğu bir gerçek ancak lig yarışı onları kupada zorda bırakabilir. Rakipleri Tottenham ise bu sezona kötü başladı ancak son zamanlarda daha iyi. Tottenham’ın yüksek bir hücum gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Keane, Defoe ve özellikle de Braga karşısında da mükemmel goller atan Berbatov’a sahip bir takımdan her defans ürker. İki takım arasında oynanacak maçların hayli gollü ve heyecanlı geçmesi beklenebilir.

Werder-AZ eşleşmesi de bol gol izlemeyi hayal ettiğimiz iki maça sahne olacak. Savunmadan çok hücum yapmayı seven ve bunu de iyi yapabilen iki takımın maçından da farklı bir şey beklemek olmazdı herhalde. İyi bir eşleşme olmuş diye düşünüyorum. Bremen birçoklarına göre finale kadar gidecek ve kupayı da alacak. Ben o konuda o kadar iddialı değilim. Sezon başına göre Bremen’in daha kötü olduğunu ve ligde de zorlu bir şampiyonluk yarışı geçirdiğini düşündüğümüzde ve Alkmaar’ın potansiyeline baktığımızda Bremen tura burada veda edebilir. Burayı geçseler de yarı finalde karşılaşacakları Benfica-Espanyol maçının galibi hem Bremen hem de Alkmaar karşısında favori olacaktır.

Sevilla-Tottenham eşleşmesinin galibiyle yarı finalde karşılaşacak olan Osasuna-Leverkusen eşleşmesi ise çeyrek finaldeki belki de en zayıf eşleşme. Diğer takımlara oranla biraz daha geride diyebileceğimiz bu iki takımdan Leverkusen, Lens karşısında önemli bir galibiyet elde ederek turu geçmiş de olsa Osasuna karşısında şansının daha az olduğunu düşünüyorum. Evinde gol yemeyen, deplasmanda da çok iyi bir savunma ortaya koyup iyi kontralar yapan Osasuna yarı finale daha yakın olan taraf.

Espanyol’la ilgili yazımda kupadaki favorimin Espanyol olduğundan söz etmiştim. Haifa karşısında ilk 90 dakika ve ikinci maçtaki ilk 50 dakikada gol bulamamış olmalarına rağmen maçı turu 4 gol atıp, yemeden geçen Espanyol’un şu ana kadar kupadaki en etkileyici performansa sahip takımların başında geldiğini düşünüyorum. Onların ne Sevilla, ne AZ, ne Bremen, ne de Benfica gibi şampiyon olmak gibi bir dertleri var. Bu onlar için avantaj. Deplasmanda çok iyi savunma yapan evinde ise çok iyi hücum eden bir takım Valverde’nin takımı. Rakipleri Benfica ise oldukça iyi bir takım. Şampiyonlar liginden gelen Benfica 4. turda PSG’ni elemeyi başardı. Daha önce de Dinamo Bükreş’i her iki maçta da 2-1 yenmeyi başarmışlardı. Onarda kupanın favorileri arasındalar. Bu turu geçen takımın Bremen-Alkmaar eşleşmesinden gelen takıma oranla daha şanslı olduğu düşüncesindeyim. Keza Sevilla-Tottenham galibi de Osasuna-Leverkusen galibine oranla daha şanslı gözüküyor.

Aşağıdaki tabloda takımların bu sezon UEFA Kupasındaki karnelerini çıkardım.

Takım

Maç sayısı

Galibiyet

Beraberlik

Mağlubiyet

Attığı Gol

Yediği Gol

Sevilla

10

7

2

1

21

7

Tottenham

8

8

0

0

17

6

Leverkusen

10

4

3

3

14

10

Osasuna

12(10)

4(4)

7(5)

1(1)

13(12)

8(7)

Espanyol

10

7

3

0

24

6

Benfica

12(4)

6(3)

2(0)

4(1)

18(7)

13(4)

Werder

10(4)

6(3)

1(0)

3(1)

14(7)

8(3)

Alkmaar

10

5

4

1

25

17

Not: Bremen, Osasuna ve Benfica için parantez içindeki değerler UEFA kupası değerlerdir.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimiz zaman UEFA kupasına ilk turdan başlayan takımlar arasında Tottenham, Sevilla ve Espanyol’un daha etkileyici performanslara sahip olduklarını görüyoruz. AZ Alkmaar’ın çok atıp, çok yiyen bir takım olduğu, Osasuna’nın ise az gol yiyen ve zor kaybeden bir takım olduğu ortaya çıkıyor. Yine Leverkusen’in buradaki takımlar arasında en kötü performansa sahip takım olduğu ortada. Şampiyonlar liginden gelen Werder Bremen ve Benfica’nın da bu sezon iyi işler çıkardıklarını görebiliriz.

Futbolun tahmin edilmesi kolay bir oyun olmadığını da not düşerek, finaldeki eşleşmeyi Sevilla-Espanyol olarak tahmin ediyorum. Belki de öyle istiyorum.

Gelelim Fenerbahçe’ye. Aslında bu ayrıca bir yazı konusu ama ben burada biraz değinmek istiyorum. Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olamayacağını düşünen ve kendisine UEFA’yı hedef çizen Fenerbahçe yönetimi takımı UEFA’ya sürüklemişti sezon başında. Kolay ilk tur eşleşmesinin ardından UEFA’daki en zor gruba düşen Fenerbahçe beklentilerimin üzerinde bir performans göstererek gruptan üçüncü dahi olsa çıkmayı başardı. Kuralar çekileceği zaman Parma’dan sonra AZ’nin iyi bir kura olacağını düşünmüştüm. Sevilla’yı son maçta yenerek grup birincisi olarak gelen AZ, Sevilla’ya oranla oldukça iyi bir kuraydı. Fenerbahçe 2-2 ve 3-3 biten iki maçın sonunda AZ’ye elenerek kupaya veda etti. Özellikle ikinci maçta 2-0 öne geçen bir takımın turu kaybetmiş olması şaşırtıcı ve finali hedefleyen bir takıma kesinlikle yakışmadı.

Başlıktaki sorumuza dönecek olursak, Fenerbahçe pekala çeyrek finalde olabilirdi, daha da ilerisi de olabilirdi ancak bunların gerçekleşmesi kesinlikle sürpriz olurdu. Çünkü Fenerbahçe UEFA kupası finaline gidebilecek bir takım asla değil. Ne teknik direktörü, ne yönetimi ne de futbolcu kadrosu bunu başarabilecek bir çapta. Fenerbahçe maalesef Avrupa kültüründen uzakta ve kendisi gibi uzakta olan teknik direktör ve yabancı oyuncu tercihleriyle bu açığını kapatmak yerine daha da açtı. Fenerbahçe sezon başında daha akıllı bir yapılanmaya gidebilmiş olsaydı, bugün çeyrek finalde olma şansı da daha fazla olurdu, finalin önemli adaylarından biri de olurdu. Ne var ki Fenerbahçe yönetimi bunu gerçekleştiremedi. Soruyu kendime tekrar soruyorum ve cevabı da veriyorum. Fenerbahçe orada olmalı mıydı?

Hayır olmamalıydı. 32 takım arasına kalmak bu “Fenerbahçe” için yeterli!

12.12.2006

Son Haftaya Girerken

Hayli bir aradan sonra yeniden merhaba..

Grup maçlarının son haftasına girerken genel duruma şöyle bir göz gezdirelim..

Gün Görmeden Elenenler:

Son değerlendirmeyi yaptığımız Birinci Tur arifesinden, yukarıdaki başlık vesilesiyle başlayalım..

Kupa favorilerinden Schalke Nancy’ye, UEFA Kupası’nın son dönem gözdelerinden Slavların temsilcilerinden Lokomotiv Moskova Zulte Waregem’e, Ribery’nin takımı Marseille Mlada Boleslav’a, Juventus Piyangosu talihlisi İtalyan Chievo Braga’ya, bir diğer Alman Hertha Danimarkalı OB’ye, bizimkilerden Trabzonspor Osasuna’ya, Kayserispor da Alkmar’a kupanın Birinci Tur’unda elendi..

Listenin en acıklısı şüphesiz deplasmandaki rövanşın 90+2. dakikasında yediği golle kupaya veda eden Marseille oldu. İlginç bir şekilde diğerlerinin sonu pek öyle hazin olmadı..

Kısa bir flashbackin ardından dönelim bugüne..

A Grubu:

Ülkemizde adına neredeyse destanlar yazılan ve Can Lafcı’nın kupada tartışmasız favorisi olan Livorno berbat bir başlangıcın ardından seke seke yoluna devam etti ve işini son hafta deplasmanda oynayacağı Auxerre maçına bıraktı. Yerel rakiplerinin vaziyetine de bakacak olursak, Livorno için bu sene ne içerde, ne dışarıda pek hayırlı geçmiyor diyebiliriz. Ama bir Fransız geleneği olarak rakip Auxerre de, kendi liginde geçen senenin aksine bu sene düşme potası civarında seyrediyor.. UEFA’da ise aldıkları 4 puan da deplasmandan, içerde de Maccabi’ye boyun eğdiler.. Bu mini finalde beraberlik de Auxerre’den yana..

Grubun sürprizi Maccabi Haifa, içerde Auxerre ve Partiazan’ı yenip, dışarıda Rangers’a mağlup olduktan sonra geçen hafta Livorno deplasmanından 1 puan çıkarıp eleğini astı.

Grubun namağlubu Rangers son haftada elenen Partizan ile formalite maçına çıkıyor.

B Grubu:

Grubu şekillendiren Tottenham 3 maçta 3 galibiyet ile lider, son haftada içerde 7 puanlı ikinci Dinamo ile grup birinciliği için oynayacaklar.

Beşiktaş, geçen seneki Bolton maçına benzeyen berbat bir Tottenham startının ardından, bu sezon tüm kulvarlardaki ilk direniş emaresini Dinamo deplasmanında gösterdi. Tek forvet arkasında iki serbest alan oyuncusu kurgusu, epeydir kayıp olan “orta saha” yı rahatlatıp ön plana çıkardı, ama Beşiktaş yine kazanamadı.. Rakibin de son kozunu oynadığı Brugge maçından her iki taraf adına da pozitif bir şeyler beklemek, takımların içinde bulunduğu vaziyet mucibince haksızlık olurdu. Maçın skor galibi Beşiktaş, hemşehrisi Fenerbahçe gibi umudunu yine bir Alman takımıyla oynayacağı tamam-devam maçına taşıdı.. Beraberlik Beşiktaş’dan yana, Leverkusen kendi liginde her anlamda tam ortalarda, iç saha – dış saha karnesi ise sezon başının tam tersine, içerde idare eder, dışarıda kötü..

Grubun genel görüntüsü; Tottenham rahat, Dinamo şanslı, Beşiktaş – Brugge – Leverkusen üçlüsü ise devamlı birbirlerine çalışıp durdular..

C Grubu:

Son şampiyon Sevilla beraberlikle başladığı grupta Alkmar ile kafa kafaya ilerliyor. Son hafta Alkmar ile lideri belirleyecek bir maç oynayacaklar. Sevilla şu anda kupanın kalesinde gol görmeyen tek takımı. Alkmar 2 galibiyetin ardından iç sahada Liberec ile soğuk duş etkisi hissettiği bir maç oynadı ve ilk ikiyi garantiledi.

Son takım olmak için iki çekişenden Liberec, Sevilla beraberliği sürprizinin ardından Braga’ya çarpıldı ama imdadına Grashopers yetişti, geçen hafta Alkmar deplasmanından gelen 3 yerine 1 puan (Rakibin beraberlik golü son dakikada geldi) umutları biraz da umutsuzluğa taşıdı; zira Braga son haftada içerde Grashopers’la karşılaşacak ve kazanırsa Liberec’i geride bırakacak. Grashopers şu ana kadar oynadığı 3 maçta kalesinde 13 gol gördü..

D Grubu:

3’de 3 yapan Parma’yı saymazsak hayli garip bir tablo sözkonusu D Grubu’nda..

Lens, Osasuna ve OB’nin puanları 4, Heerenven’in puanı 1.. Son hafta Parma – Osasuna ve Heerenven – Lens maçları var.. Heerenven kazanırsa averaj hesapları devreye girecek, hele Osasuna da kaybederse bu hesaplar tadından yenmez hale gelecek ve de pek eşine rastlanmayan garip bir kombinasyon oluşacak grubun puan tablosunda, şu şunu yenmiş, bu bununla berabere kalmış gibisinden..

E Grubu:

Nancy ve Blackburn, 7’şer puanla girdikleri son haftada, İngiltere’de liderlik için oynayacaklar. İkilinin averajları da aynı, attığı gol fazlalığıyla beraberlik Nancy’den yana.

Geçen senenin flaşlarından Basel, iki deplasman maçını kaybedip, iki iç saha maçında da berabere kalarak kupaya veda etti.

Grubun nihayeti açısından Blackburn – Nancy maçı kadar önemli bir diğer maç da Feyenoord – Wisla maçı.. Wisla’nın 3, Feyenoord’un 2 puanı var. Hollanda ekibi bu sezon pek iç açıcı olmasa da (Nedenini Levent Abi’m bilir) eline, geçen haftaki olaylı Nancy maçının telafi şansı geçti denilebilir, araya bir NEC deplasman hezimeti girdi ama, son haftalarda iç saha performanslarını da hayli düzelttiler.. İlginç bir istatistik; Feyenoord’un bizi ilgilendiren ismi Van Hooijdonk 2 aydır gol atamıyor, bu makus talihi yenme şansını Nancy maçında penaltı kaçırarak tepti.

F Grubu:

Gruplarda 4’de 4 yapmaya en yakın takım (Parma biraz daha uzak diyebiliriz), son yıllarda ektiklerini uluslar arası arenada biçme aşamasına geçmiş görünen Espanyol. Espanyol son birkaç senenin aksine ligde kötü, Avrupa’da iyi..Zaten Ajax dışında çok da dişli olması beklenmeyen rakiplerini içerde dışarıda yenen Espanyol’un son hafta rakibi içerde grubun sıfırcısı Austria Wien.. Zaten, Waregem – Ajax maçından çıkacak sonuçla kimin grubu ikinci sırada bitireceğinin belirlenmesini saymazsak, son haftada grubun yegane heyecanı da Espanyol’un 4’de 4 yapıp yapamayacağı sorusu.. Yoksa, Austria Wien’in deplasmanda Espanyol’a fark atması, Waregem’in AJax’ı 4 farklı mağlup etmesi gibi uçuk ihtimallerin dışında, neredeyse grubun sıralaması bile belli: Lider Espanyol, ikinci Waregem (Belki Ajax), üçüncü Ajax (Eh, belki Waregem); Sparta ve Austria Wien’e de elveda..

G Grubu:

Grubun tek bir şey beklenebilecek takımı (Her ne kadar yine, yeni, yeniden kendi liginde bir numarası yoksa da) PSG, geçen hafta Mlada deplasmanından beraberlikle dönerek işi son haftaya taşıyabildi. Son hafta rakip iç sahada gruptan çıkmayı garantileyen Oanathinaikos.. Diğer maç Hapoel – Mlada..

Lider Panathinaikos’un 7 puanı var, ikinci Hapoel ve üçüncü Rapid’in 4, dördüncü Mlada ve sonuncu PSG’nin 2’şer puanı var ve üçüncü sıradaki Rapid maçlarını tamamladı. Bu vaziyet son hafta kombinasyonlarını karmaşıklaştırıyor

PSG son maçını kazanıp diğer maçın skorunu bekleyecek, ama yine de tek farklı galibiyet PSG’ye yaramıyor, çünkü averaj rakiplere göre kötü.. Benzer bir kazanma zaruriyeti Mlada için, yine benzer bir “en azından beraberlik” zaruriyeti de Hapoel için geçerli.

Bekleyelim, görelim. Zaten bu gruptan çıkacak takımların çok üstdüzey işler yapmasını bekleyen yok..

H Grubu:

Fenerbahçe, Avrupa Arenası’nda, hiç değilse skor bazında, orta sınıf bir Balkan takımı kadar bile başarılı olamama gibi zor(!) bir misyonun gerekliliği icabı, çok iyi oynadığı iki deplasman maçını kaybederken, iç sahada kendi liginin nöbetçi kahramanı Palermo’yu bir güzel silkeledi..

Bizim yerel basının, sanki keyfî tercih meselesiymiş gibi Palermo’nun eksiklerini ön plana çıkarması da yukarıda bahsettiğimiz gerekliliğin bir ürünü ve şüphesiz Avrupa yolunda Fenerbahçe’nin en önemli rakibi..

Palermo moralli de başladığı grupta arka arkaya iki maç kaybederek işini hayli zora soktu. Bu duruma yerel lige paralel bir düşüş periyodu da diyebiliriz.

Frankfurt’a geçen senenin Stuttgart’ı da diyebiliriz; devamlı bir beraberlik hali.. İstanbul’dan da bunu almaları beklenebilir ama bir işlerine yaramaz..

Premier Lig’deki komedi vaziyeti görmesek, Newcastle için “cillop gibi” diyebiliriz; hatta biraz da dalgalarını geçtiler, geçen hafta Frankfurt’la berabere kalıp rakibe inceden bir şans da verdiler..

Son haftanın vaziyeti; Newcastle maçlarını tamamladı gruptan çıkmayı garantiledi (10 puan), Celta hiç de hak etmediği Fenerbahçe galibiyetiyle ikinci sırada ve Palermo deplasmanına hayli umutlu gidiyor (4 puan), Fenerbahçe Newcastle’ın yerinde olabilecek bir futbol oynadı ama üçüncü (3 puan), Palermo puan eşitliğiyle hemen takipte ama Fenerbahçe maçından gelen averaj kötü (3 paun), Frankfurt berabere (2 puan)..

Son hafta oynanacak Fenerbahçe – Frankfurt ve Palermo – Celta maçlarını kazananlar gruptan çıkar, beraberlikler şu anki sıralamada üstte olanlara yarar..

Son olarak, Şampiyonlar Ligi maçları tamamlandı ve UEFA’da yoluna devam edecek sekizli belirlendi: Bremen, Spartak Moskova, Bordeaux, Shaktar, Steau, Benfica, CSKA Moskova ve AEK.. Yani Bremen’i saymazsak dişe dokunur bir şey yok; Bremen de eğer tarih tekerrürden ibaretse, yoğun maç trafiğinden çıktığı ve kendi liginde de hayli iddialı bir pozisyonda olduğu için erken göçer.. Umalım da göçmesin..

Grup maçlarının tamamlanması ve kura çekiminin ardından devam ederiz..

17.08.2006

Başlamışız Haberimiz Yok

Efendim, UEFA Kupası’nda yeni sezon, Intertoto Kupası’nı fiilen bu kupanın bir alt ön elemesi haline getiren kararın tatbikiyle ve “pat” diye, ne olduğunu anlayamadan başlayıverdi ve ben, tabii ki de geç kaldım; olsun, asparagas kura çekimi yazısı yazmaktan iyidir.. Tahminen bir-iki sezon içerisinde bu karar resmiyete dökülür ve Intertoto Kupası artık tedavülden kalkar. Hayırlısı olması dileğiyle..

Her ne kadar, UEFA’nın muhtelif kararlarıyla, kupalararası seviye iyice esnekleşmiş olsa da, biz yine de UEFA Kupası’na ekstradan bir takımımız daha katılmış farzedip sevindik.

Bu durum, Fenerbahçe adına işlerin pek iyi gitmediği Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turundan çıkabilecek, olası istenmeyen sonuçla garip bir tezat halinde..

Bu noktada, kupada grup uygulamasının üçüncü sezonuna girdiğini ve dolayısıyla iyice oturduğunu hatırlatalım. Artık önemli olan grup aşamasında yer alabilmek. Bu bölüme daha iki tur varken, ne kadar kupanın içinde sayılabileceğiniz de tartışmaya açık..

İyi ve kötü ihtimallerin müşterek bir paydada birleşmesiyle, kupada dört takımla boy gösterebiliriz. Bu alandaki azami nicelik beş..

2003-2004’de beşi bir yerde kupaya başlayan Almanların hiçbiri üçüncü turu göremedi, bu işin kötümser tarafı. Yine aynı sezon İspanyollar dört takımla başlayıp, Şampiyonlar Ligi’nden Valencia takviyesiyle beraber son 16’ya beşli bir dalış yaptılar, hatta Valencia da kupayı kazandı, bu da Pollyanna gözüyle ulusal bir yükseliş hayali olabilir.

Ama genelde, aynı ligin takımları Avrupa Kupaları’nda komple hareket edemiyorlar, zira herkesin kendi derdi var ve Ferhat Pakdemir kardeşimiz ne kadar aksini iddia ederse etsin, futbol dünyası globalleşmeye ve kulüpleşmeye devam ediyor.

Bu satırlar yazılırken, Kayserispor ligimizin orta sınıfına bir numara büyük futbolunu, Tiran’da hemen hemen turla süsleyerek, Trabzonspor ise ikinci Rum faciasının eşiğinden dönerek yurda dönmüşlerdi.

Bu takımlarımızın ve kupaya bir sonraki kademede iştirak edecek olan Beşiktaş’ın muhtemel rakipleri arasında, her kura çekiminde olduğu gibi, “Aman eyvah” denecek olanlar da var, “Şeker gibi” olanlar da. Ama birinci turda kaç takımla belirirsek belirelim ve bunların kaçı seribaşı olursa olsun, bu heyecanlanmalar biraz lafta kalacak.

İtalya’daki şike skandalı sonrası Juventus ve Fiorentina’nın, İspanya’nın geçen sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonu çıkarması sonucu da Barcelona’nın, puan tablolarında Avrupa Kupaları’na katılacaklar listesinin dışında kalması, bu iki ülke adına seviyeyi bir – iki basamak aşağı çekti. İngiltere’de orta-üst basamaklardaki takımlar yine değişti. Almanlar’da ise küme düşmekten kılpayı kurtulan Frankfurt dışında Avrupa arenasına çıkan takımlarda pek bir değişiklik yok.. Geçen sezonun Slav sürprizinin müsebbibi teşkilat yine hazır kıta ve nicelik yönünden kulüp sıralamasındaki yükselişten dolayı Yunan takviyesi beklenebilir, eh böylelikle Yücel Özmetin’e de malzeme çıkar.. Herifler güya, neredeyse Avrupa Kupaları’na katılamıyorlardı ama birinci turdan kupaya başlayacak üç takımları var.

İşin içine muhtelif Rum takımlarını da katacak olursak, bu kokteyl kupada ses getiremese dahi, isimlerini ilerleyen aşamalarda duyma ihtimalimiz düşük değil. Zaten Avrupa futbolu daha sezonu doğru dürüst açmadan biz bu takımların ikisiyle müşerref olmuş bulunuyoruz bile..

Benzer örnekleri, daha üstdüzey liglerde, geçtiğimiz sezonlarda çokça gördüğümüz bir durum, bu sefer Hollandalılar için geçerli; düşüşteki Feyenoord ile yükselişteki Heerenveen birlikteler (Yanlarında yine birinci turdan başlayacak Groningen de var, pas geçiyoruz)..

Fransızlar zaten kendi içlerinde sürekli bir değişim halinde olduklarından (Son yıllarda sadece şampiyon sabitlendi, haricindeki değişiklik geleneğinde bir değişiklik yok gibi) tutup burada bahsetmenin anlamı ve geçerliliği yok. Ama PSG’nin yeniden Avrupa arenasında olduğunu belirtelim. Ama siz şimdi, bir önceki sene doğrudan katıldıkları Şampiyonlar Ligi’nde grup sonuncusu olduklarını, ondan da önceki sene yine Avrupa’da olmadıklarını, daha daha önceki sene UEFA’da üçüncü turda elendiklerini falan hatırlayıp “Eee, ne olmuş” diyeceksiniz, haklısınız. Sadece bu sezon toparlamaya başlayacaklarına dair bir iddia var, belki bir şeyler değişir.

Bu karmaşa ve seviye aralığının daralması çerçevesinde ikinci ön elemede ve birinci turda, ait oldukları ülke sebebiyle büyük sanacağımız bazı takımlar elenebilir, Basel kabilinden bazı kuru gürültüler yine tepelere tırmanabilir, biz de “Anaaa!” deriz.

Ama, ister Şampiyonlar Ligi beslemelerinden olsun (Ki burada kastedilenler, grup aşamasından sonra düşenler), isterse en başından itibaren bu kupada olanlardan, nedense ben bu kupayı yine disiplinli, iyi kapanan, sıkı alan savunması yapan ve takım halinde kontratağa hızlı çıkabilen bir takımın alacağından eminim.

Daha şimdiden tutup da “dikkat çekmesi muhtemel takımlar” listesi yapmak, henüz ortada tam anlamıyla “oynanan bir futbol” olmadığı için yukarıdaki öngörüye ters ve ayrıca abes. Ama zaten sıkı bir araştırma mahsulünden ziyade, doğaçlama olan bu yazıda; ısrarla dönüp dolaşıp aklıma gelen iki takımı yad etmeden edemiyorum: Schalke ve Palermo, kademeli bir şekilde, yukarıda bahsi geçen bir nev’i “total futbol”a adım adım ilerliyor olmalarıyla dikkat çeken ekipler. Tabi, bir de Sevilla var yine ve kupa tarihinin ikinci double’ını yapma hoşluğunu sunabilirler elbette. Tabi bunun, İspanyol futbolunda sınıf atlamalarına engel olma ihtimali de mevcut.

Bir de, Dünya Kupası’nın, dünya üzerinde oynanan futbola hala bir etkisi oluyorsa eğer, bunu önce Şampiyonlar Ligi’nde değil, UEFA Kupası’nda göreceğiz muhtemelen. Zira, Şampiyonlar Ligi, kendi futbolunu oynayan takımlardan ve kendilerini onlara karşı anti futbol oynamak zorunda hisseden takımlardan oluşuyor. Ama bu derece ayırt edilebilir bir etkinin, hemen bu sene ortaya çıkmaması da mümkün, çıksa da başarılı olamama ihtimali yüksek..

15.05.2006

Film Gibi Final

Sevilla’nın belli bir alanda komple ileri – geri gidip gelen orta saha dörtlüsü, maçın neticesini tayin eden birincil unsurdu.

Bu kurgu, bir taraftan zaten orta sahadan yeterli desteği alamayan Viduka – Hasselbaink ikilisi karşısında savunmayı fazlasıyla rahatlatırken, diğer taraftan, ne kadar olsa yine İngiliz olan ve olur olmaz yaradana sığınarak oynayan Boro’nun dönen top hakimiyetini asgariye indirdi..

Böyle bir orta sahaya karşı oynayan rakibin, son iki turu çok daha vahim vaziyetlerden maç çevirerek geçmiş bir takım da olsa, en istemeyeceği şey skor dezavantajına düşmekti. Ki ilk yarım saatin sonunda tabela bu şekle dönünce, Boro’nun işi kendi kişisel meziyetlerinden ziyade Allah’a kalmış denilebilirdi..

İkinci yarının beşinci dakikasında, Palop’un elçiliğinde Kadir Mevla’m da tarafını belli edince maç fiilen bitmiş oldu..

Zira bu pozisyonun hemen ardından Sevilla, geçiş yaptığı post-modern Catenaccio ile, Maccarone’nin ikinci yarıya getirdiği kısmi hareketliliğin tekerrüre dönüşmesini engelledi ve Boro’nun son iki turdur dönüm noktası olan “Ha 1-0 olmuş, ha 5-0” diyeceği anın gelmesini beklemeye başladı.

Şimdi dışardan baktığımızda her şey Sevilla tarafından yazılmış bir senaryo gibi görünüyor gözümüze: Bir boks maçı misali rakiplerin birbirini tarttığı bir ilk yarım saat, bu sürenin sonlarına doğru gelen rastgele bir gol (Ki 60 veya 70’de de gelebilir ve filmin bir kısmını hızlandırmaktan kelli neyi değiştirebilirdi?), final bölümüne kadar sıklaştırılmış savunma tedbirleri, arada olur da konsantrasyon eksikliğinden gelirse bir şekilde savuşturulacak birkaç pozisyon ve final bölümünde malum rakip baskısına toplu halde çıkılan kontrataklarla verilecek karşılık; artık gol gelmese bile birinden, ikisinden sonra rakip haldır – huldur gelemez..

Gerçi dakikalar 90’a yaklaştıkça Sevilla’nın büründüğü “Daha da atacaktık ama hakem maçı bitirdi” psikolojisinin bu perspektiften makul bir izahı yok ama…

Sahada Viduka’nın kaçırdığı pozisyon dışında Boro namına gördüğümüz tek şey; Rochemback’ın tavan yapan top çalışlarla Sevilla’nın maç içerisinde niteliği niceliğinin iki katı görünen orta sahasına psikopatça direnişiydi (Boateng’i gören oldu mu?)..

Şayet, nihayetinde o da bir insan olan Rochemback’ın kapasitesi, oyunun diğer yönünü de yeterli ölçüde kaldırabilse, belki bu sayede birinin (Veya bir unsurun) eksenine girerek rahatlayacak olan Boro’nun geri kalanı da maça tesir edebilirdi.

Çeşitli eksiklerinin de vesilesiyle, UEFA Kupası’nda çizdiği genel profilin aksine iyice yerel bir futbol oynayan Boro, haliyle iki ayaklı bir eşleşmenin deplasman maçını oynar gibiydi ve yine haliyle, sezon başlarındaki özgüven sorununu da çoktan aşmış Sevilla karşısında kağıt üzerinde de pek şanslı değildi. Ama yine de bu hezimet, özellikle son iki turun tesiriyle oluşturdukları sempatiden çok bir şey götürmemiş olsa gerek.

İlaveten biz milletçe bizi 90. dakikada ayağa fırlatan adamı daha bir severiz.

Sevilla için ise söylenebilecek çok fazla bir şey yok. Geçen yazılardan birinde geçen tespiti, “UEFA Kupası’nı kazanan takımların ortak yönleri” teorisini doğruladılar. Ve elbette kupayı, yukarıda da söylediğimiz gibi, maç başlamadan dahi haketmişlerdi..

Gönül ister ki, Sevilla gibi total futbol oynayan, ya da en azında oynamaya çalışan / yaklaşan takımlar "Alternatif futbol kültürü" namına daha iyi yerlere gelsinler..

Ama önümüzdeki sene oyun sistemlerine yaratıcılık yönünden biraz olsun ekleme yapmadıkça, genel hatlarıyla daha iyi, daha başarılı bir takım olmanın anahtarını elde etmeleri, yani kendi liglerinde başa güreşmeyi başarmaları çok zor.

13.04.2006

Son Dönemeç

UEFA Kupası ile ilgili geçen yazının son cümlesi, bir sonraki yazının Şampiyonlar Ligi'nden gelecek sekizliyi konu edineceğiydi.

Ama küçük bir takvim hatası, yarısı tamamlanmış bu yazıyı rafa kaldırdı; sözkonusu bir önceki yazı yayınlanması için gönderildiğinde Round of 32'nin başlamasına bir hafta, yayınlandığında ise bir kaç gün vardı..

Netice beklenenin ve rafa kaldırılan yazının muhteviyatının çok aksine olmadı tabii, Şampiyonlar Ligi'nden gelen sekizlinin yarısı (Brugge, Thun, Artmedia ve Rosenborg) bu turda, kalanlardan Schalke dışındakiler de bir sonraki turda elendiler..

Bize kalan da artık, geride bıraktığımız üç turun bir değerlendirmesini yapmak..

O sıralar bizim için henüz korkulu rüya olmayan Basel'in Monaco'yu, Rapid'in de Hertha'yı elemesi dışında öyle pek sürpriz sayılabilecek bir sonuç yoktu bu turda. Ha bir de bizim perde arkası favorilerden Shaktar'ın Lille'e elenmesi diyelim, artık ne kadar sürpriz sayarsanız.. İlaveten Basel ve Lille'in maçları dışında turu geçen takımların, ilk maçlarda eşleşmelerin rengini belli edecek skorları aldıklarını da hatırlatalım..

Round of 16'nın en dikkat çekici tarafları, Fransızların yeniden doğuş sinyali verircesine üç takımla birden bu turda yer almaları ve Slav futbolunun yükselişini ispatlarcasına iki Romen, bir Bulgar ve bir Rus takımının Kupa İki'de son 16'ya kalmasıydı..

Velhasıl, Fransızların yeniden doğuşu yalan oldu ama (Üçü de elendi), Slavlar'ın beşi de bu turu geçip çeyrek finale adını yazdırdı.

Turun en renkli eşleşmesi şüphesiz imrendiren kadrolarıyla Roma ve Boro arasındaydı. Roma için büyüklüğünü ispat, Boro için bu sezon kötü gidişe ciddi anlamda dur diyebilme şansıydı bu eşleşme. Belki bu kupada sezonun en iyi maçları değil ama mücadele yönünden izleyenleri tatmin eden bir seri sonunda Roma, Totti'sizliğin ve topsuz alanda diri bir takım olmayışın faturasını ödedi.

Rapid - Hamburg eşleşmesinin ilk ayağında Rapid, her iki devrenin son dakikalarında bulduğu iki golle yakaladığı avantajı, deplasmandaki maçın önce ilk yarım saatinde kaybetti, sonra biraz da Hamburg'un sabırsızlığından, yeniden yakaladı. Hamburg'un üçüncü golü sonrası, Hamburg forvet hattı ile Rapid kalecisi Coman arasında geçen son yarım saat küçük Lucescu'nun çekirge felsefesinin devamı ile neticelendi..

Bir diğer Bükreş ekibi Steau, turu kağıt üzerinde kaybederek çıktığı Betis karşısında ilk maçı da kendi evinde kazanamayınca deplasmana pek ümitli gitmedi şüphesiz. Ama ikinci yarının başında bulduğu şok gole ilaveten rakibin yıldızı Joaquin de oyundan atılınca maçı 3-0 kazandı..

Schalke Palermo karşısında, Sevilla da Lille karşısında ilk maçları 1-0 kaybetse de, ikinci maçları daha iyi skorlarla kazandılar ve kupanın kalan iki favorisi olarak yollarına devam ettiler.

Turun diğer gülenleri; Strasbourg karşısında Basel, Marseille karşısında Zenit ve bir sürpriz, Udinese karşısında 0-0 'ın rövanşında kendi evinde, ilk yarıyı yenik kapasa da Levski Sofya oldu..

Çeyrek final, iki Romen'in eşleşmesi dışında seri başı uygulaması varmış gibiydi.

Sevilla ilk maçta kendi evinde , daha önce aynı grupta yer aldığı (Beşiktaş da buradaydı) ve deplasmanda oynayıp yenildiği Zenit'i 4-1; Schalke de Levski'yi deplasmanda 3-1 yenince turu bir nevi garantilemiş oldular. İkili ikinci maçlarını fazla zorlamadan 1-1 bitirip yarı finale çıktılar.

İki Romen'in ve hatta iki Bükreş ekibinin eşleşmesi kağıt üzeri malzemeleriyle doluydu, başlarken de, biterken de.. 1-1 ve 0-0 'lık maçlar sonunda gülen deplasman golü avantajıyla, yerel ligde daha iyi konumda olan Steau oldu. Bir başka ilginçlik, ikilinin kendi liglerinde oynadığı maçın da 0-0 bitmiş olmasıydı (Evsahibi güya Rapid'di bu maçta).

Basel - Boro eşleşmesi ilk maçın sonuna kadar en rahat seri gibi görünüyordu ve Türk futbolu için de hayırlıydı. Ama ilk maçı Basel 2-0 kazanınca kabus haline geldi. Kaç senedir yatmakta olduğumuz yerden temennimiz, şöyle veya böyle bu noktaya kadar gelen Basel'in, Boro karşısında ilk maçtaki 2-0 'lık avantajını koruyamamasıydı. Nitekim Boro, biraz talihin, biraz da bizzat Basel'in kendisinin yardımıyla, 1-0 geriye düştüğü maçı, sonuncusu 90+ 'da gelen dört golle kazandı ve biz de 2007-2008 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne yine iki takımla katılma hakkımızı korumuş olduk.

Futbol dünyamızın yapısı gereği, Avrupa futbolunun son 15 yılında olmayan bir ülkenin Milli Takımı'na (Skora aldanmayın) kolayca elenişimizin ve UEFA Kulüpler sıralamasında bu ülkenin gerisine düşmekten son saniyede kurtuluşumuzun sebepleri üzerinde durmuyoruz. Önümüzdeki yıllarda da bizimle doğrudan alakası olmayan takımların oynayacağı maçların sonuçlarının da işimize geldiği gibi bitmesi dileğiyle..

Gelelim yarı final eşleşmelerine.

Steau - Boro ve Schalke - Sevilla arasında oynanacak maçlar 20 ve 27 Nisan'da..

Basel deplasmanı dışında kupada bu sezon şok skor almayan Boro elbette daha avantajlı görünüyor; Basel maçına kadar kupadaki altı maçta yedikleri gol sayısının da sadece iki olduğunu ekleyelim..

Schalke - Sevilla eşleşmesinde ilk maçı deplasmanda oynayacak olmak Sevilla için ciddi bir avantaj olabilir. Sevilla, oyun sistemi olarak iyi bir deplasman takımı ve şansı yaver gittiğinde (Ki bu oran hiç de az değil) kendi sahasında kendisine lazım olan skor neyse maçı ona bağlayabiliyor. Mukabil Schalke'nin de bu sezon oynadığı futbolun semeresini bir şekilde alması lazım. Keşke finalde eşleşebilseydiler.

Ve bir not, eğer Schalke turu geçerse, UEFA'nın Şampiyonlar Ligi'nden bu kupaya kaydırdığı takımlar içerisinde final gören beşinci takım olacak. Diğer dördü; 1999 - 2000 sezonu finalistleri (Galatasaray - Arsenal) ve 2001 - 2002 finalistleriydi (Feyenoord - Dortmund)..

12.02.2006

İtalyanlar ve İngilizler

Özkan* haklı, tabii İtalya hariç..

Çünkü son 25 senede Çizme’den gelen 11 farklı takım da, toplamda 23 defa, en az bir yarı final görmüş ve 8 şampiyonluk kazanmış, 3’ü birbirlerine karşı 14 defa final oynamış..

Ama bütün televizyon kanallarının en çok izlenen kanal olmasını sağlayan istatistiği burada da amaca uygun kullanmak mümkün; bu yarı final, final, şampiyonluk muvaffakiyetlerinin takriben yarısı Inter’e ait..

Şampiyonlar Ligi’nin, yani A sınıfının kalabalıklaşmaya başladığı dönemde Serie A’da oluşan B takımı profili genellikle, beklenmedik bir anda sükse yapıp üst sıraları zorlayan sürpriz takımlar ve kadro kalitesine yakışmayacak düşüşler geçiren büyük takımları kapsıyor. Bu B sınıfı bizim için önemli, çünkü bunlar genelde UEFA Kupası’na katılıyor. Bunun hemen öncesinde zaten, yukarıda bahsettiğimiz üzere, gedikli Inter var..

İtalyanlar’ın bu kupada hakimiyetlerini yitirdiğini göreceğimiz son üç sezona bakalım..

2002/2003

İtalyanlar kupaya 3 takımla başladı. Hiçbiri ön eleme oynamayan bu takımlardan lig beşincisi Chievo, kupayı başladığı yerde Kızılyıldız’a elenerek bitirdi.. Kupa finalisti Parma ise bu turda CSKA Moskova’yı eledi ama ikinci turda Wisla’ya uzatmalarda yediği iki golle boyun eğerek kupaya veda etti. Lig altıncısı Lazio, çeyrek finalde tarihinin en iyi Avrupa derecesini elde eden Beşiktaş’ı elese de, yarı finalde şampiyon Porto’ya kolay teslim oldu. Geçen yazıya gönderme yapalım; sezon, Denizlispor’un da dördüncü turda Porto’ya elendiği sezondur; Mourinho’nun Porto’suna canım..

2003/2004

Birinci tura Udinese, Parma ve Roma (Kupa finalisti)’nın yanında Intertoto’dan gelme Perugia takviyesiyle başlayan İtalyanlar, Udinese’yi hemen bu turda kaybetti. Üçüncü turda Şampiyonlar Ligi’nden Inter takviyesi geldi ama bu sefer de Perugia ve Parma gitti. Hem de Parma kime elendi derseniz, iki maçta da yenilerek Gençlerbirliği’ne... Kalanlardan da Roma bir sonraki dördüncü turda, Inter de daha bir sonraki çeyrek finalde elendi.

2004/2005

Lig beşincisi Parma, Lig yedincisi Udinese ve Kupa şampiyonu Lazio üçlüsüyle kupaya başlayan İtalyanlardan Udinese birinci turda, Lazio grup maçlarında (Son maçında Gençlerbirliği’ni eleyen Egaleo’nun yegane puanını almasını sağlayarak) elendi. Parma ise Beşiktaş’ın grubunda son maçta Beşiktaş’ı yenerek son 32’ye, uzatma golleriye Stuttgart’ı yenerek son 16’ya, Sevilla’yı eleyerek çeyrek finale, kılpayı Austria Wien’i eleyerek yarı finale kadar yükseldi. Ama şampiyon CSKA’ya 0-0’ın rövanşında 3-0 yenilerek kupaya noktayı koydu…

Gelelim bu sezona..

İtalyanlar kupaya 3 takımla başladılar: Lig beşincisi Sampdoria, lig altıncısı Palermo ve kupa finalisti Roma.

İlk turda Roma Aris’i, Palermo da Trabzon gazisi Anorthosis’i kendi evlerinde aldıkları farklı galibiyetlerle kolay geçerken, Sampdoria Setubal karşısında zor da olsa gülen taraf oldu.

Grup aşamsında Roma, içinde bulunduğu kötü duruma tezat, şeker gibi bir kura çekti ve Basel, Kızılyıldız, kendisinden daha iyi durumda olmayan Starsbourg ve G.saray’ı eleyen Tromso ile eşleşti. İşini kağıt üzerinde zora soktu görünse de grupta ikinci sırayı alıp bir üst tura yükseldi ve Şampiyonlar Ligi’nden gelme Brugge’un rakibi oldu.

Palermo; Espanyol, L. Moskova, Brondby ve Maccabi’nin arasında işi çok kolay gözükmese de, içerde ve dışarda eşit şekilde aldığı birer galibiyet ve birer berabeliğin ardından Espanyol ile kardeş payı yaparak grup lideri oldu ve üst turda Slavia ile eşleşti.

Garibim Sampdoria’ya gelince.. İlk maçta kendi sahasında Steau ile golsüz berabere kaldı, ikinci maçta Halmstad’ı deplasmanda 3-1’le geçti, üçüncü maçta içerde Hertha ile yine golsüz berabere kaldı ve final niteliğindeki Lens deplasmanında son dakika golüyle 2-1 kaybedince; dört maçta sadece bir gol atıp üç maçını 0-0 berabere bitiren Hertha’nın gerisinde kalıp elendi..

İtalyanlar Sampdoria kaybını, Şampiyonlar Ligi’nden gelen Udinese ile telafi ederek yine üç takımla yollarına devam edecekler. Udinese’nin rakibi ise ilahi adalet gibi; Lens..

İngilizler, bu son 25 sene hususunda bir hoş.. Nottingham Forest’in yarı finalde elenip, Tottenham’ın kupayı aldığı 1983-84 sezonundan, Galatasaray’ın kupayı aldığı 1999-2000 sezonuna kadar, tam 15 sene yarı finale takım sokamamışlar. Hepimizin çok iyi hatırladığı bu sezonda, klasik İngiliz futboluna biraz olsun aykırı işler yapan iki takımdan Leeds yarı finalde, Arsenal de finalde Galatasaray’a kaybetmişti. Sonraki sezon da kupayı, 4 sene sonrasının Avrupa Şampiyonluğu’nun altyapısıyla, bir başka aykırı takım Liverpool kazandı.

Aynı 15 senelik dönemin son üç sezonuna girilene kadar İngilizler Şampiyonlar Ligi’nde de “pause”ye basmış. 1996-97’nin yarı finalinde şampiyon Dortmund’a kaybeden Manchester, iki sene sonra dramatik finalin ardından Bayern’in adeta ağzının içinden kupayı almıştı; bunu herkes hatırlar.. Artık tedavülden kalkmış Kupa Galipleri’nde, 90’ların başında bir Manchester, bir de Arsenal zaferi var, gerisi keza aynı..

Ama bizim konumuz bu kupalar değil tabii. Son üç sezona bakalım:

2002/2003

Sezon, UEFA Kupası’nın ülke başına takım adedi bakımından kalabalık sayılabileceği bir sezondur. Şöyle ki, biz dahi bu sezonda bu kupanın ilk turunda, ikisi elenen beş takımla boy göstermiş bulunmaktayız.

İngilizler kupanın ilk turuna, ön elemede Avenir Beggen’i iç sahada sekizleyen Ipswich ve Intertoto’dan teşrif Fulham ile birlikte beş takımla girerler; diğerleri Chelsea, Leeds ve Blackburn’dür. Henüz Abramovic Rusya’dadır ya, Chelsea ilk turda Norveç ekibi Viking’e 2-1’in rövanşında 4-2 yenilerek elenir. Geri kalanlar nispeten kolay rakipleri güç bela geçip ikinci turu görürler..

İkinci turda, Blackburn Celtic’e kolay teslim olurken (Ne ayıp!) Ipswich Liberec’e penaltılarla elenir. Leeds ve Fulham, nispeten biraz daha zor rakipleri bu sefer kolay geçerler..

Üçüncü turda rakipler biraz daha zorlaşır, ama sıra yeniden teslimiyettedir, ayrıca Şampiyonlar Ligi’nden Liverpool takviyesi gelir: Leeds Malaga’ya, Fulham da Hertha’ya aynı neticelerle kılpayı kaybederlerken, Liverpool Vitesse’yi 1-0’lık çifte tarifeyle safdışı bırakır.

Liverpool, dördüncü turda Auxerre’i de iki maçta yenerek çeyrek finali görür ama karşısında, sonunda kupada final da oynasa, bundan ziyade iki İngiliz takımını elemekten memnunluk duyacak Celtic vardır; ve Celtic Liverpool’u, hemi de deplasmanda yenerek eler..

2003/2004

Kupanın ilk turunda, Ligi beşinci ve altıncı bitiren Liverpool ve Blackburn, FA Cup’dan gelen Southampton, Fair Play ödüllü Man. City ve Şampiyonlar Ligi eleme grubundan terk Newcastle beşlisi vardır. Southampton Steau Bükreş’e, Tugay’lı Blackburn da hatırladığımız üzere Gençlerbirliği’ne teslim olur ilk turda. Diğerleri aslında sağlam takımlarla eşleşmelerine rağmen rahatça ruru geçerler..

İkinci tur da Man. City’nin stop ettiği yerdir; o şeref de Polonya’nın Groclin Dyskobolia takımına aittir (Adını bir daha duydunuz mu, düzeltin beni, Kızılyıldız gibi bilindik bir şey çıkmasın, Crvena Zvezda kabilinden). Kalanlardan Liverpool, Steau karşısında Southampton’un hesabını zor da olsa görürken, Newcastle da Basel’i iki maçta yenerek yola devam eder.

İkili, üçüncü turda da fire vermez (Liverpool Levski’yi, Newcastle Valerenga’yı eler) ama dördüncü turda Liverpool Marseille’ya takılır. Newcastle ise Mallorca’yı iki maçta da ezer, çeyrek finalde PSV ile dengi dengine sayılabilecek iki mücadelenin ardından yine gülen taraf olur ama yarı finalde Liverpool’un daha önce Steau’ya yaptığını, Liverpool için Marseille’ya yapamaz..

Olsun yine de İngilizler kupada gitgide yükselmektedir..

2004/2005

Kupanın başında iki İngiliz takımı vardır, Lig Kupası’ndan M’brough ve yine Newcastle (Lig beşincisi).. Birinci turda sıradan rakipleri safdışı bırakan ikiliden Newcastle, Sochaux, Sporting, Panionios ve Dinamo Tiflis ile aynı gruba düşüp, 3 galibiyet 1 beraberlik ile lider olarak bir üst tura çıkarken (Bu beraberlik grubun da tek beraberliği ve içerde Sporting ile 1-1); M’brough da Villareal, Partizan, Lazio ve Egaleo’nun bulunduğu gruptan yine lider ama beraberlik yerine deplasmanda Villareal’e 2-0 yenilerek çıkmayı başarır..

İkili bu turu da beraberce geçtikten sonra, Round of 16’da M’brough, Newcastle’ın grupdaşı Sporting’e elenir, Newcastle ise Olimpiakos’u rahat geçtikten sonra çeyrek finalde karşısında yine yeni yeniden Sporting’i bulur ve haliyle elenir..

Evet, geldik bu sezona..

İngilizleri Kupa’nın birinci turunda üç takımla görüyoruz: M’brough, Bolton ve Şampiyonlar Ligi üçüncü ön elemesinden gelen (Villareal’e elendiler) yaralı Everton.. İlk ikisi zorlanmadan gruplara kalırken, Everton geçen sezonu mumla aratacağının ikinci sinyalini de verdi Dinamo Bükreş karşısında..

M’brough; Alkmaar, Litex, Dnipro ve Grashopers’dan oluşan nispeten kolay bir gruba düştü, ve bir önceki sezon gösterdiği performansı, hatta biraz daha iyisini tekrarladı; sadece deplasmanda Alkmaar ile berabere kaldı, gol de yemedi..

Bolton, zaten yakın bir yerdeydi; Beşiktaş’ın grubunda. İçerde güç bela, puan tablosunda arkasında kaldıkları Zenit’i yenmeyi başardılar ve bu onlara kendilerinden daha basiretsiz Beşiktaş’ın önünde bir üst tura çıkma şansı verdi..

Bu iki takımın genel vaziyeti de pek sürpriz değil: Avrupa arenasına yabancı Bolton, kendi liginde iyi giderken UEFA’da biraz şaşkın; şimdiki rakibi de bu alanda kendinden daha tecrübeli Marseille.. M’brough ise ligde düşme potasının hemen üstünde, alttakilerin kendisinden daha iyi takımlar olmamasına duacı sadece. Ama tecrübeli uluslar arası yıldızları sayesinde UEFA’da Bolton’dan daha iyi bir grafiği var ama rakibi de sanki buna göre, Stuttgart. Gerçi Stuttgart da İtalyan olmuş inceden, çok mu iyiler? Değiller..

Bir tespit: İngiliz takımlarından bahsederken devamlı aynı rakiplerin ismi geçip durmakta, İngilizler bazen birbirlerinin intikamını alırken, bazen de komik durumlar ortaya çıkmakta (Sporting örneğinde olduğu gibi)..

Evet, grup maçları Şampiyonlar Ligi’nde olduğu gibi tamamlandı. Bu demek ki, UEFA’dan torpilli misafirlerimiz var.. İlker Dalgıç’ın markajından benim kucağıma düşen 8 takım şunlar: Udinese, Schalke, Betis, Brugge, Lille, Rosenborg, Thun, Artmedia..

O halde bir sonraki yazıda genel değerlendirme ile beraber bu sekizliye bir parantez açalım.

Dipnot:

* Özkan kim? Almanlar ve İspanyollar hakkındaki yazıda Almanlar’a başarısız dediğimizi düşünüp, “İtalyanlar hariç, kim başarılı o zaman” diye soran arkadaş