İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Olimpiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Olimpiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.08.2012

Özal gençliği madalya istiyor babası!

Ne Aslı-Gamze'yi ne de Boltgilleri yazmaya fırsatım olmadı. Çarşamba akşamı topcast'te olimpiyatlar hakkında baya bir konuşacağız. Ancak öncesinde altına imzamı atacağım Dağhan Irak'ın şu yazısını paylaşıyorum.


12 Eylül 1980, bu ülkenin tarihindeki tüm diğer günlerden başka bir gün. Çünkü kendinden önce gelen ve işine gelmeyen her şeyi sildi, kendisinden sonra gelen her şeye ise kokusu sindi. Türkiye’nin düşünce iklimini tamir edilemez şekilde sakat bıraktı. Kendi nesillerini ve algısını yarattı. Dibine kadar vasatlığa, şovenliğeve hoyratlığa batmış bir hayatla bizi baş başa bıraktı.
12 Eylülü hem getiren, hem ondan aslan payını alan neoliberalizm de bu ülkenin üstüne çökmekten geri durmadı. 12 Eylül nesilleri Tonton Özal Amcaları’ndan parayla her şeyin satın alınabileceğini, gücü olanın her şeye hükmedebileceğini öğrendi. Her şeyin ve herkesin üstüne binilebilir, üstüne binilebilen her şeye kırbaç vurulabilirdi. Gücü yeten, gücü yeteneydi artık.
Spor, 12 Eylül cuntasının ve Özalizm’in hep değişmez göz bebeği oldu. Milliyetçilik, militarizm, paranın saltanatı ne istersen koyabiliyordun içine. Bir halkı kendinden geçirmenin en geçerli yoluydu. Bu uğurda gerektiğinde rejimin prensleri devreye sokuldu, gerektiğinde komşu ülkelerden parayla sporcu “satın alındı”. Türkiye halkı sportif başarının yarattığı öforiyle bir kez tanıştı ve onu bir daha asla bırakamadı. Her şeyin kazanmaya bağlı olduğu bir dünyaya ait olmanın sıradan insanlar için en tatlı ödülüydü spor. Bir eylül günü beyinlere atılan formatların doğurduğu yeni ihtiyaçlar, spor sahalarında karşılanıyordu. Reagan’ın Amerika’sında, Thatcher’ın Britanya’sında olduğu gibi...
Özal’dan ve cuntadan eskisini hatırlayamayanlar bugün otuz yaşına merdiven dayadılar. Otuz yaşını geçenlerin bir kısmı bile Özal’ı “tonton amca” olarak hatırlıyorlar. Ne 12 Eylülün işkenceleri, ne sonrasının sınıf düşmanlığı bu dimağlarda herhangi bir şekilde yer tutmuyor. Üstelik bütün bunları hatırlamasalar da, sonuçları kanlarına işlemiş durumda. 12 Eylül ve sonrasındaki Özalizm’in yarattığı dünya, onlar için hayatın tek gerçeği. Her şey kazanma ihtiyacının bencilce tatmini üzerine kurulu.
Geçen hafta Evrensel’de Sevgili Mithat Fabian Sözmen, “Keşke ben yazmış olsaydım” demekten kendimi alamadığım bir yazıya imza attı. Sözmen Olimpiyat’a giden sporcuların birer “ulusal gurur üreteci” olarak algılandığını söylüyor ve şu haklı soruyu soruyordu; “Nedir senenin 364 günü umurlarında olmayan bir sporcu üzerinde politikacıların, medyanın, halkın bu kadar talepkar olabilmesi, hak iddia edebilmesinin sırrı? Benzer şekilde o sporcunun da tüm bu baskı altında başarısız olduğunda bu insanlardan özür dileme ihtiyacı hissetmesi?”
Türkiye özelinde bu sorunun cevabı bu ülkenin son otuz yılında yatıyor. Her şeyi kazanma hırsının, ulusal gurura endekslenmiş kişisel komplekslerinin, eksikliğinin tatmini penceresinden algılayan nesillerin yaratılmış olmasında yatıyor. Bu kitleler tatmin olamıyor, olamadıkça hırçınlaşıyorlar. Bir zamanlar Bulgaristan’a toka edilen bir milyon dolarla gelen ve ülkenin başka her alanda tuvalet kağıdına çevrilen prestijinin yerine konan sportif başarı bugün gelmeyince toplu bir hezeyana kapılıyorlar. “364 gün ne yaşadığını umursamadıkları” sporcunun sözüm ona başarısızlığından vahşice hesap soruyorlar. Altı kez o zorlu Olimpiyat barajlarını geçip dünyanın en önemli spor olayına kalifiye olmuş olmak onları kesmiyor, derme çatma bir alt yapıyla, okullardaki saçma sapan beden eğitimi müfredatıyla, Olimpiyat’ta ne yapacağını dört yıl boyunca gün gün planlayan ülkelerle başa baş mücadele etmek tatmin etmiyor. Zerre kadar katkıları olmayan ve kendileri denese yanına yaklaşamayacakları sportif performansları tefe koyuyorlar. Onlara bu hırçınlığı da, bu cahil cesaretini sağlayan da Türkiye’nin otuz yıldır içinde yaşatıldığı akıl tutulması.
Sosyal medyadan aynen alıntılıyorum; “Ben sporculardan altın madalya bekliyorum çünkü yapabilecekleri kapasite var, eğer yapamıyorlarsa otursunlar kendilerini eleştirsinler, vıdı vıdı bahane uydurmasınlar. Bu turnuva ikinci oldum, çok üzgünüm, bundan sonra çok daha fazla idman yapıp birinci olmaya çalışacağım’ desinler”. Özal neslinin tüm bencilliğini ve hoyratlığını bire bir temsil eden bu mesaj birden çok noktada yanılıyor. Birincisi; sen bu sporculardan hiçbir şey bekleme hakkına sahip değilsin. Çünkü sen bu sporculara hiçbir şey vermedin; senin kendini bir parçası sandığın (ve yanıldığın) devletin ise hep aldığından azını verdi. Beden eğitimi derslerinde kızların eline basketbol topu değmeyen bu ülkeden çeyrek finalist kadın basketbol takımı çıktı; Olimpiyat derecesi yapan yüzücülerin havuzunun kapatıldığı bu ülkeden altı Olimpiyat yüzüp rekorlar kitabına giren yüzücü çıktı. Sen istediğin kadar beğenme, o kitap seni değil onu yazacak; sen o kitapta dipnot bile olamayacaksın. Bu ülkeden boş arsada idman yapıp madalya alan çekiççi çıktı. Senin kendini tatmin etmeye yeltendiğin o bir günde dahil olduğun hayatın kalan günlerinde bu insanlar ilgisizlikle, imkansızlıkla, sistemsizlikle uğraştılar. Ve senin seyirci olarak bile gitmeyi becerebileceğin tartışmalı olan bir yerde yarıştılar. “Vıdı vıdı”yı yapan sensin, “bahane” de dediğin şey bu ülkenin şaka derecesindeki spor sisteminin saçmalıkları. Bu insanlar ne yapıyorlarsa kendi emekleri adına, uğruna hayatlarını adadıkları şey için yapıyorlar. Sen elinde cipsle televizyon başında nara atasın diye yapmıyorlar. Bu insanların başarıları kendilerini, başarısızlıkları seni temsil ediyor. Çünkü onlar vardıkları yer için çok fedakarlık yaptı, sen hiçbir şey yapmadın. Onlar bilmem neredeki Türkiye şampiyonasında çalışmayan skorbordla, olmayan ekipmanla uğraşırken, sen  -sporla çok ilgiliysen- havaalanında Brezilyalı futbolcu karşılıyordun. Onlar için hayatlarında senin tek bir fonksiyonun var, gölge ediyorsun; etmesen mutlu olurlar.
Tek satır Olimpik planı olmayan, 2012-2016 arası hangi sporda ne yapacağı meçhul, spor deyince futbolu bile değil Süper Lig’i anlayan, katılımcı olmayan, cinsiyetçi, ayrımcı, şoven bu spor ortamında, Olimpiyat’ta en “başarısız” olan sporcunun bile kimseden özür dilemesi gerekmiyor. Aksine kaçıncı olurlarsa olsunlar, konformizme batmış bu kadar kof bir nesilden sıyrılıp bir şeylere ulaştıkları için tebrik edilmeyi hak ediyorlar. Daha fazlasını yaparlarsa da bunu Özal’ın bencil çocukları ve onların temsilcileri sayesinde değil, onlara rağmen yapacaklar. Onların kurduğu ağır psikolojik baskıyı yenerek yapacaklar. Onlar şu halleriyle bile “ulusal gurur üreteçleri” ya da ergen öfkesini hayat biçimine dönüştürmüş bir kuşağın mastürbasyon objesi olmaktan fazlasını hak ediyorlar.
Beğenmeyenler için futbolcuların köle gibi alınıp satıldığı, kulüp başkanlarının hapisteki çete mahkumlarından icazet aldığı, her daim paranın konuştuğu “Süper” Lig başlıyor, az sabretsinler. O bayıla bayıla benimsedikleri müşteri pozisyonunda istediklerine rahat rahat fırça çekerler. Zaten o ligin var oluş amacı bu kervanı yürütmek değil mi?

10.08.2012

Servet Tazegül


Dün bu çocuk Olimpiyat şampiyonu oldu.. 3 senedir yenilmeyen, Avrupa ve Dünya Şampiyonu ünvanlarının yanına şimdi de bunu ekleyen, kendi alanında dünyanın en iyisi olan bu çocuğun varlığını dün öğreniyoruz.  İşin acayip kısmı da bu zaten

"Yağmur yağdı, çamur oldu"dan çok çok daha ciddi bahaneleri olmasına karşılık; "Üzerimizde çok baskı var" diyenlere nazaran 3 senedir yenilmemiş olmak gibi ciddi bir baskı unsuruna sahip olmasına karşılık kazandı bu çocuk.

"Bu altının çok özel bir anlamı var di mi Servet" diyerek çocuğun 2 dakikalık sevinmesini çok gören, illa olayı dramatize etmeye çalışan TRT spikerine verdiği röportajda bile "İngiliz seyirciye teşekkür ederim. Onların ülkesinden rakibe karşı sayı aldığımda bile beni alkışladılar" diyecek bir duruşa ve karaktere sahip sporculara sahip olmamız için illa hepsinin Almanya'da doğup, büyüyüp, yetişmesi mi gerekiyor? 

Bugün Servet'in yanında kravatlı, takım elbiseli, hayatında hiç görmediği insanlar türeyecek ve televizyonlara "Bizim sayemizde başardı" diyerek bu başarıdan nemalanmaya çalışacak ve yine Almanya'da yetişen bir sporcu sayesinde Türkiye'deki bütün sporcu yetiştirmeme kültürü hasır altı edilecek.

Altın madalya için teşekkürler Servet.

9.08.2012

Olimpik Ruh


Soru: Navarro'nun toplarına niye vurdun?
Batum: Kendini yere atması için iyi bir sebebi olsun diye.
Soru: Peki sence bu Olimpik Ruh'a yakışıyor mu?
Batum: İspanya'nın bilerek Brezilya'ya yenilmesi yakışıyor mu?

Esasında 2 gün önceki posta Brezilya - İspanya maçını yazacaktım ama atladım. Badminton'da 8 sporcu diskalifiye edildikten sonra Brezilya - İspanya maçının nasıl geçeceğini merak ediyordum. Maçı izlemedim o yüzden yorum yapmak çok doğru değil ama İspanya'nın son çeyreği 31-16 kaybederek yenilmesi de kolay açıklanacak bir durum değil.

Yukarıdaki fotoğrafı ya da videosunu bugün birçok yerde görebilirsiniz ancak dezenformasyon olmaması amacıyla hemen bir pozisyon önce Rudy Fernandez'in sanki gırtlaklanmışçasına nasıl yerlerde süründüğünü de öncesinde izlemek lazım. Umarım videolar kalkmaz. Can Özenç'e de İspanya nefretini kusması için yeteri kadar sebep vermiş olduk.

Bir gün önce Liu Xiang'dan bahsetmiştik. Dün ise Melis Aydın 800m seçmelerinde yarışı gayet iyi götürürken Aşil tendonundan sakatlandı ama yarışmayı bırakmadı ve seke seke, göz yaşları içinde tamamladı. Keşke kafiledeki her sporcu şu görüntüyü izlese de mesela 0 çeken sporcu kalkıp "denedim, olmadı" gibi basit açıklamalar ile işin içinden çıkmasa.

"Üzerimizde çok baskı var" kaçamak cevabına en güzel yanıt Nevin Yanıt'tan geldi. Türkiye Rekoru ile tamamladığı yarışın ardından; "Ben Avrupa Şampiyonu olarak geldim, bir baskı olsa benim üzerimde olurdu" diyerek kafiledekilere bir yanıt vermiş oldu. Eğer okumayan varsa Nevin hakkında şu güzel yazıya bir bakmanızı tavsiye ederim.


7.08.2012

Hikaye üzerine hikaye

Her yeni gün yeni bir hikaye çıkıyor. Olimpiyatlara hazırlanan kızdan, babaannesinin öldüğünü saklamaktan tut, ampute atlete kadar film olsa "hadi len" denecek bir dünya konu var. En son dün Felix Sanchez 400m engelliyi kazanınca babaannesinin fotoğrafını çıkardı öptü, ağladı falan.

Madalya alan da ağlıyor, ağlamayan da. 100m finalinden sonra dopingten dönüp bronz alan Gatlin de ağladı, saniyenin yüzde biri gerisinden gelip madalya alamayan büyük sakatlıklardan sonra buraya gelen Tyson Gay de.

2 sene önce "Roger gibi ağlayabilirim ama onun gibi oynayamam" diyen müzmin dördüncü Murray, aynı sahada Wimbledon finalinde Federer'e kaybettikten 3 hafta sonra bu kez olimpiyatta rövanşı aldı.

Olimpiyat rekortmeni Liu Xiang'ın Pekin'den sonra Londra'da da sakatlanması buna rağmen tek ayakla yarışmayı tamamlaması gene ayrı bir hikaye.

400m şampiyonu Kirani James'in yarı finali kazandıktan sonra ilk iş olarak Oscar Pistorius ile isimlik değişmesi not düşülmesi gerekenlerden.

Sanki ömrü boyunca geçilmeyeceğini düşündüğüm Isinbaeva bile geçildi. Havanın ve rüzgarın azizliği diyelim.

Peki bizim payımıza ne düştü? Rıza bronz madalyamızı aldı ve TRT spikerinin deyimi ile "devletimizin itibarı arttı"

5.08.2012

Olimpiyat: Madalya üzerine

4 sene boyunca yüzmenin sonuçları spor sayfalarının en alt bandında bile yer almaz ama her 4 senede bir gazeteler "Havuzda Boğulduk" başlığı atmaya bayılırlar. Bir de senelerce aynı klişe laftır: "3 tarafı denizlerle kaplı ülkeden yüzücü çıkmaz mı?" Sanki yarışlar havuzda değil de denizde yapılıyormuş gibi.

Çarşaf çarşaf yayın yaptığımız futbol daha şimdiye kadar olimpiyatlara bile katılamamışken, katılmaya hak kazanan ismini bile bilmediğimiz insanları madalya alamadı diye kötülemenin bir dayanağı yok.

Öte yandan yüzücülerden ve katılan tüm sporculardan beklediğimiz tek bir şey olabilir: Kendilerini aşmak. Eğer olimpiyatlar sporun zirvesi ise, sporcuların da zirve noktası olması gerekiyor. Oysa ki ne yüzmede ne de herhangi bir dalda Türkiye rekorunu ya da kendi rekorlarını kıramadılar. Bu yüzden, madalya alamadıkları için değil ama kendi ve Türkiye rekorlarını ilerletemedikleri için Türk Sporcuları şu ana kadar olimpiyatlarda başarısızlardır.

2 gün önce Phelps geçildi derken tam tabloid basınlığı yapmışım. Eğer ilerde çocuğum olursa "Sen Phelps'i izleyemedin" diye dalga geçeceğim. Phelps ülke olsaydı yarıştığı son 3 olimpiyatlar baz alındığında sıralamada 12nci, tüm zamanlarda ise 51. sırayı alacaktı. Çok efsane.

1.08.2012

Olimpiyat Notları

- 4 sene önce bu zamanlarda Phelps'in 8 altın madalyasını konuşuyorduk, bu sene nasıl geçildiğine bakıyoruz. Ha 19 madalya ile olimpiyatların en fazla altınını kazandı mı, kazandı. Yannick Agnel gümbür gümbür geliyor. İki olimpiyattır abartı iyi 4x100 serbest yüzme seyrediyoruz.

- 1997 doğumlular Olimpiyat şampiyonu oluyorlar. Sanırım yaşlanıyorum. Biz Hazal Sarıkaya'yı "Olimpiyat havası solusun, ileriye dönük tecrübesi olsun" diye gönderirken kendisinden yaşça küçükler olimpiyat şampiyonu oluyorsa sporcu yetiştirme konusunda ciddi ciddi düşünmemiz lazım.

- Eğer Eurosport'unuz yoksa ve TRT'den izlemek zorunda kalıyorsanız bir başka alternatif olarak buraya bakabilirsiniz. En azından "Jimnastikçimiz 21 yaşında, daha çok genç, ileride bla bla" gibi saçma sapan yorumlara maruz kalmadan, yorumsuz dinleyebilirsiniz.

- Göksu Üçtaş'ın kırık elle olimpiyata katılması, okunması gereken ayrı bir olimpiyat hikayesidir. Şuradan ulaşabilirsiniz.

- Senelerce Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu gibi düşük kilolu halterciler ile oyunları madalya ile açmaya alışmışız. Şu anki durum çok büyük bir stres kaynağı. Madalya alacakların dünya yükü ile altın, yat, kat ile ödüllendirilecekken, kazanamayanın hiçbir şey alamayacağı bir sistem çok büyük baskı unsuru. Esasında çok uzun bir yazı konusu.

- Çok şükür televizyonlar futbol maçlarına neredeyse hiç yer vermiyorlar ama Matalı, Munainli, De Gealı, Javi Martinezli İspanya'nın gruplardan çıkamaması çok efsane oldu.

- Voleybol grup kuralarında nasıl sıralamaya göre pot olmaması nasıl bir saçmalıktır? Dünya sıralamasının ilk üçü, ilk 8'in 5'i aynı grupta.Sırbistan maçı fazla stresli olacak.

27.07.2012

Brezilyalılar İyicene Popçu Olmuş

Bir önceki posttan sonra bunu atmasam olmazdı. Brezilya Olimpik futbol takımı kadrosu, yine aynı şarkıyı söylüyor. Gitar ve vokal Sandro'dan, koreografi yine Neymar'dan.