İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.06.2014

Faryd Mondragon: Dünya Kupası'nda forma giyen en yaşlı oyuncu

Bundan 7 sene önce artık yaşlandı deyip Galatasaray'dan gönderilirken, yönetim kaleyi Orkun ile Aykut'a emanet etmişti. Aradan geçen 7 senede o ikisine ne oldu bilmiyorum ama Mondragon'un hala Dünya Kupası'nda oynadığını biliyorum.

Dün,Yunanistan 90+2'de gelen penaltı ile tarihlerinde ilk defa üst tura çıktıkları dakikalarda, 84'te oyuna giren 43 yaşındaki Mondragon böylece Dünya Kupası'nda forma giyen en yaşlı oyuncu oldu bir de fiyakalı top çıkardı.

3.12.2010

2018 ve 2022 Dünya Kupaları



Hakları mıydı değil miydi bilemem ama merak ettiğim bir konu var:

Bu seçimlerde delegelerin şahsi hesaplarına kaçar milyoncuk yatırıldı, kim kaç oyu neye karşılık satın aldı acaba?

Bir de şu Blatter ne zaman defolacak? Herif tam sinsi

14.07.2010

Şampiyon İspanya!

Öncelikle üçüncülük/dördüncülük maçına değinmek istiyorum biraz. Genel basında bu maça fazla ilgi gösterilmiyor gibi bir düşünce oluştu son yıllarda. Öyle bir şey yok, bu maçı da kazanmak için çıkıyor oynayan takımlar. Kendilerine tarihte önemli bir yer ayırmak için, bronz madalya kazanmak için. Uruguay gibi 3 defans yapan ve 3 forvetle oynayan, Almanya gibi de turnuvanın en golcü takımı karşı karşıya gelince, ortaya bol gollü ve zevkli, çekişmeli bir karşılaşma çıkması kaçınılmazdı. Almanya'da Klose'nin turnuva tarihinin gol kralı olması, en az maçı kazanmaları kadar önemliymiş ama grip yüzünden oynayamadı Klose. Bir kaç as oyuncu daha yedek kaldı ve Aogo, Jansen gibi isimler ilk 11'de şans buldu. Schweinsteiger, 2006'daki üçüncülük/dördüncülük maçına uzaktan şutlarıyla damga vurmuştu. Yine uzaktan çok sert bir şut çıkardı ve dönen topu Müller tamamlayarak takımını 1-0 öne geçirdi. Daha sonra kendisinden beklenmeyen bir hata yaptı Bastian. Kontratakta Cavani ile eşitliği yakaladı Uruguay. Turnuvanın yıldızlarından Forlan, harika bir gol attı 2. yarı başlarında. Sonra Muslera'nın 2 hatası ve Jansen ile Khedira ile 2 kafa golü. Muslera turnuvanın iyi kalecilerindendi ama bu maçta 3 golde de hatası var bence. Son dakikada Forlan'ın frikiği direkten döndü. Gol olmasını çok istedim açıkçası, Forlan'a bu oyunla gol krallığı yakışırdı. Almanya, 2006'dan sonra üst üste 2. kez 3. oldu. Uruguay ise uzun süre sora ilk 4 içinde bitirdi.

Maç öncesi ritüellerini izleyemedim. Jimmy Jump abimiz söylediği gibi sahaya girmiş. Kupaya da şapka takmaya çalışmış ama engellenmiş tabii yaka paça. Güzel adam vesselam, ekşi'de bir yorum var bu adamla ilgili; adam tek başına inci sözlük, eheh. Çoğu atlayışında da üzerinde mesaj veren bir tişört oluyor. Bunda da ırkçılığa karşı olduğunu belirten bir tişörtle atlamış. Sırada ne var Jimmy Başkan?

Açıkçası son yıllarda bu tip ülke organizasyonlarında en zevk aldığım final oldu. Bunda büyük pay, iki taraftan birinin kazanmasını deliler gibi istememdi şüphesiz ama Hollanda'yı tutmasam bile büyük zevk alırdım sanırım. Böyle farklı sistemleri olan takımların mücadelesi her zaman zevkli olmuştur. 120 dakikalık maç da beklenen gibi geçti zaten. İspanya orta sahaya, topa hakim olmaya çalıştı. Hollanda ise "Savunma hücumdan başlar" taktiğiyle 10 oyuncuyla pres yaptı, top yaptırmadı. Açıkçası 90 dakika içerisinde istediğini alanın Hollanda olduğunu düşünüyorum. İspanya'nın tek net pozisyonu duran toptan Ramos'un kafasıydı ilk yarıda. Stekelenburg iyi çıkardı. Bunun dışında iki takım adına da net pozisyon diyebileceğimiz bir pozisyon varsa o da futbol dışı De Jong'un hareketiydi. Howard Webb net kırmızı kartı es geçti. İspanya'yı sadece saha içi hareketlerle bozamıyorsunuz. Futbol dışı hareketlere de sıklıkla başvurdu Portakallar. Sertlikle de sindirdiler açıkçası. 2. yarı da tıpkı ilk yarı gibiydi. Topa sahip olmaya çalışan ama olamayan İspanya ve onun oyununu bozup kontralardan ya da duran toplardan gol arayan Hollanda. Bu yarıda ilk yarıdan farklı olarak gol pozisyonları vardı. Sneijder'in harika pasında Robben'in çok net pozisyonu kaçırması, daha sonra Navas'ın girişiyle İspanya'nın hareketlenmesi ve yine aynı oyuncunun ortasında Villa'nın müsait pozisyonunda kale önündeki şutunu Heitinga'nın kesmesi. Ve son dakikalarda İspanya yüklenirken bir kontratak, Robben'in muazzam hızıyla iki defans oyuncusunun gerisinden gelip topla beraber önüne geçmesi, ki birisi de Puyol, ama kaleci Casillas'ı yine geçememesi...

İspanya topu koşturduğu için fazla yorulmadı. Hollanda ise tüm adamlarıyla maç boyu pres yaptı, inanılmaz bir efor sarfetti. Bir de kenardan giren adamlar İspanya'nın kenarı kadar etkili değil. Sergen gibi konuşuyor olacağım ama bir Van der Vaart'ın, bir Fabregas'a, bir Torres'e göre oyunu değiştirebilme etkisi çok daha az. Fabregas'ın girişiyle İspanya iyice ayağa kalktı ve yorulan Hollanda'ya karşı 90 dakikada koyamadığı ağırlığı koydu uzatma dakikalarında. Fabregas ile karşı karşıya pozisyon bulup kaçırdılar. 110. dakikada Heitinga'nın atılmasıyla 10 kişi kaldı Hollanda. Çok daha önceden 10 kişi kalması gerekiyordu tabii. Yorgunluğun üstüne, 10 kişi kalınca, İspanya'da saldırmaya devam edince açık verdi turuncu defans. Iniesta da affetmedi. İspanya şampiyon olurken Hollanda ile beraber ben de yıkılmıştım televizyon karşısında. Kim bu kadar dramatik bir final olacağını tahmin ederdi ki?

Burada izin verirseniz Howard Webb'e bir parantez açmak istiyorum. Kendisini severim açıkçası, pozisyonları kesmeyen, oyunu zırt pırt durdurmayan hakemler her zaman tercihimdir. Webb de onlardan biri. Şöyle bir özelliği var Webb'in. İstikrarlı iyi performans gösterir ama 10 maçından 1'ini çok kötü yönetir. Çok çok kötü. Kişisel bir gözlem bu. Dünya Kupası Finali'de kötü zamanına denk geldi. Ama çok çok kötü. Oyunu sürekli kesti, pozisyonları devam ettirmedi. Zırt pırt düdük çaldı, avantaja bırakmadı. De Jong'un kırmızı kart görmesi gerekiyordu. Hollanda'nın yediği golden önce, Sneijder'in serbest vuruşunda top çok net yön değiştirdi baraja çarparak. Korneri göremedi. Kimse konuşmadı ama Elia'nın da iki kişinin arasına girip çıkamadığı pozisyon var. Gol de orada kaptırılan topun devamında geldi. Bir de şey var. 1-0'dan sonra resmen acıdı Robben'e. Acımak nedir ya? Düdükten sonra topa vurduysa sarı kartını gösterip, 2. sarıdan atacaksın adamı. Sınıfta kaldı Webb. Karizmayı çizdirdi...

İyisiyle kötüsüyle bir Dünya Kupası geride kaldı. Ben çok beğendim açıkçası. Her Dünya Kupası bir öncekinden zevkli oluyor. 2014'te bundan iyi olacaktır. Vuvuzela, Ahtapot Paul, Larissa Riquelme, Sara Carbonero, Mick Jagger, Jabulani gibi şeyler ileride hep aklımızda kalacak. Saha içindeyse, olumlu futbol oynayan Şili, dev takımları ezen Almanya, Forlan'ın Uruguay'ı, Gyan'ın Gana'sı, ev sahibi Güney Afrika, rezil Fransa, gruptan çıkamayan son şampiyon İtalya, turnuvanın tek yenilgisiz takımı Yeni Zelanda, Bert van Marwijk'in değişik Hollanda'sı ve tabii ki Şampiyon İspanya ilk akla gelen takımlar olacak. Altın Top ödülü Forlan'ın, Altın Ayakkabı ve En iyi Genç Oyuncu ödülü Müller'in, En iyi Eldiven ödülü ise Casillas'ın oldu. 4 gol kralı var turnuvanın; 5'er golle Forlan, Müller, Sneijder ve Villa. Son olarak kendi en iyi 11'imi yapıp bitireyim yazıyı;

Casillas, Ramos-Puyol-Van Bronckhorst, Xavi-Iniesta-Sneijder-Schweinsteiger, Müller-Villa-Forlan

Kaptan Çıplak!


İspanya'nın şampiyonluk videolarından devam edelim. Puyol'un geç kalıp Kraliçe'yi havluyla selamlaması kadar, tüm ekibin kraliçeye çaktırmadan ortadaki çorapları yok etmeye çalışmaları ayrı bir komik.

Dünya Kupası Fantasy Sonuçları

Kanımca gayet keyifli bir fantasy futbolu Dünya Kupası'nda geride bıraktık. Tüm takımları kutlarım. İlk üçü oluşturan Jimnastik, Arkhe7 ve delorean61 bana adreslerini gönderirlerse hediyelerini postalayabilirim.

13.07.2010

Arjantin Ne Oynadı

Veya Arjantin ne oynamadı?..

77 lisanda 777 kere yazılıp söyleneni bir kez daha tekrar edelim: Maradona sezonun en formda isimlerinden bir kısmını kadroya almadı, aldıklarının bir kısmını oynatmadı, oynattıklarının da pozisyonlarını değiştirdi.

Garip bir şekilde bu eleştiri yapılırken ismi zikredilen adamların hepsi Inter kadrosunda: Cambiasso, Zanetti, Milito, Samuel... Bahsi geçen takım son Avrupa Şampiyonu ve bahsi geçen oyuncular bu takımın en etkin isimleri. Bunun tesadüf olmadığına dair pek bir haber de çıkmadı bildiğim kadarıyla bir yerlerde. Türkiye'de olsa adamı çiğ çiğ yerler.

Belli ki Maradona kafasında biraz demode de olsa bir şablonla gelmiş kupaya: Defansı bir kenara bırakıyorum, zira oyunun içerisinde yoklar, A planı defansif bütün atraksiyonlar Mascherano'ya endeksli, kanattan devşirme iç orta sahalar Maxi ve Di Maria oyuna genişlik kazandıracak, Messi ve Tevez gezerek rakibin dengesini bozacak, Higuain de arada ayağına düşeni atacak; B planı da A planında olmayan; top tutan, taşıyan, oyun kuran orta saha misyonunun Veron'a devredilmesi. Bu kadar; başka bir şey yok.

Genelde sahaya bu şekilde absürd yayılan takımların defansif zaafiyetleri öne çıkarılır; "topu kim kazanacak" falan denir. Ama bu Arjantin için Maradona motivasyonu ve Mascherano'nun altı önlibero gücünde top kazanma becerisi sayesinde, vasat altı addedilmesini sağlayacak kadar büyük bir sorun olmazdı, olmadı da. Bence sorun daha çok ofans hattındaydı. Kağıt üzerinde Messi ve Tevez ortaya dönük oynarken Maxi ve Di Maria kanatlara açılıyor, rakibi de şaşırtıyorlardı. Ama taktik tahtasında top yoktu ve sahadaki de bu adamların ayağına istenildiği gibi gelmiyordu bir türlü.

Veron artık 35 yaşına geldiğinden mi, yoksa grup maçlarındaki tatlı galibiyetler yüzünden mi bilinmez, Maradona B planının çok fazla üzerinde durmadı.

Aslında Arjantin sahaya 12 kişi çıkabilse, yani A ve B planlarını bir araya getirebilse bir sorun yok; ivme kazandıkları taktirde turnuvanın en iyileri İspanya ve Almanya'yı üst üste koyup yenebilirlerdi. Rakipler 4+2 kişiyle, hatta bazen 4+3 kişiyle geriye yaslandığında da bir sorun çıkmadı; grup maçlarını bu sayede kolay geçtiler. Ama Almanya gibi oyunun her bölgesinde aktif bir rakip karşısında hayal kırıklığı bile olamadılar doğal olarak.

Casillas'ın Öpücüğü



Cuma Ali ile delorean'ın tepkisini halen daha anlayabilmiş değilim. Benim gördüğüm maçın başından itibaren Hollandalılar, İspanolları kasap gibi doğradılar. Robben'in net pozisyonları vardı ancak galibiyeti hakeden kazandı. Futbolun adaleti kanımca yerini buldu.

Beşiktaş sağolsun, yeni sezonu sadece 4 gün sonra açıyoruz.

Dip not (zaytung'dan alıntıdır): Gaziantepspor'un yeni transferi Sosa, Beşiktaş camiasında heyecan yarattı...

9.07.2010

Kupada yarı final maçları!

Uruguay 2-3 Hollanda

Diğer ayağa göre nispeten daha zayıf bir ayak bu. Hollanda, Slovakya, Brezilya, Şili, Uruguay, Gana, ABD, Güney Kore takımları vardı. Şampiyonluk adayı diyebileceğimiz 2 takım, underdog olan 1 takım var. Bu 2 şampiyonluk adayı da çeyrek finalde birbirleriyle karşılaştı zaten. Dolayısıyla "Hollanda balıyla çıkıyor finale!" söylemleri gırla. Tabii ki böyle bir şey yok. Her Hollanda yazısında söylüyoruz bunu, bu adamlar oyun karakterlerini değiştirdi. Kontrol futbolundan ziyade, hırslılar da artık. Brezilya maçını adım adım çevirdiler, Brezilya orta sahasını sindire sindire. Yeniden izlerseniz göreceksiniz. Başrolde de Dirk Kuyt var. Enfes bir turnuva geçiriyor. Bir de şöyle bir şey var. Arjantin ya da İngiltere bir Brezilya değil. Brezilya'yı, şu Brezilya'yı yenmek her babayiğidin harcı değil. Hollanda hakkıyla çıkmıştır finale.

İki takımın da eksikleri vardı. Uruguay'da Fucile ve Suarez kart cezalısıydı. Sakat kaptan Lugano'nun yerine de Gargano oynadı. Hollanda'da ise sağ bek Van der Wiel ve orta sahada De Jong kart cezalısıydı, yerlerine Boulahrouz ve De Zeeuw görev aldı. Dünya Kupası'nda yarı final maçına defans dörtlüsünün üçü Boulahrouz, Mathijsen ve Heitinga olan oyuncularla çıktı Hollanda. Ölüm gibi ama yapacak bir şey yok pek tabii. 90 dakikası temposuz bir maç izledik ama 5 gol oldu maçta. 3'ü ceza sahası dışında atılan gollerle. Sadece oyuncu kalitesi belirledi farkı desek ne kadar yanlış olur? Hollanda 60-75 arası hariç yüklenmedi bile. 60-75 arasında kurdukları ezici üstünlük ise maçı kazanmalarına yetti. İlk gol Gio'dan. Kariyerinin sondan bir önceki maçında harika bir gol attı Van Bronckhorst. Golden önce Van Bommel faulü var, onu atlamayalım. Uruguay ise Forlan ile buldu golü. Golde Jabulani'nin de payı büyük. 2. yarı Hollanda baskısına dayanamadı Uruguay. Hollanda adına 2-1'den önce yakalanan çok ciddi bir atak var. Önce Van Persie, geçmişten bir örnek sundu bizlere. Sonra çıkardığı pasta Van der Vaart'ın vuruşu kaleciden döndü, dönen topta Robben'in pas atması gerekirken dağlara taşlara vuruşunu izledik. Bir kaç dakika sonra Sneijder'in golü geldi zaten. Hafif ofsayt kokuyor tabii. Kuyt'ın ortasına Robben kafasını soktu. Lugano'nun yokluğu hissedildi her ne kadar Ömer Üründül, Gargano-Godin ikilisini başarılı bulsa da. Son dakikada gelen Uruguay golü ve ardındaki 2-3 dakikalık baskı sonuç getirmedi. Oscar Tabarez, Forlan'ı erken oyundan aldığına pişman olmuştur orada. Finale çıkan ilk takım Hollanda oldu.

Öncelikle Forlan'a bir parantez açmak gerek. Hani bitmedi 1 maç daha var belki ama turnuvanın yıldız isimlerinden biri oldu. Kariyerinin sonbaharında belki de en iyi sezonunu geçirdi Atletico Madrid ve Uruguay ile. O çok büyük bir yıldız, saygı duyulacak bir oyuncu. Benim takımımda olsa tapardım sanırım. Kaptan Gio! 35 yaşında, 105. milli maçı. Final maçı, onun futbol hayatındaki son maç olacak ve bu adam son maçından önce müthiş bir gol atıyor. Sanırım herkes yaşamak ister bu duyguyu. Attığı gol, Hagi golü. Bir de gol çıkardı kaleden ve hem atarak, hem çıkararak bizlere Pierre Van Hooijdonk'u da hatırlattı. Sonra Sneijder'e gelelim. Robben'in de sakat başlamasıyla ve ilk 2.5 maçı kaçırmasıyla Hollanda adına turnuvanın yıldızı oldu. Sadece yıldız olmakla kalmayıp gol krallığında da başa oynuyor. Umarım şampiyon Hollanda, gol kralı Sneijder olur. Ahtapot Paul İspanya demiş ama onun finallerdeki başarı oranının %0 olduğunu biliyoruz, heh heh.

Almanya 0-1 İspanya

Eğer Almanya, 2. turda İngiltere'yi 4-1, çeyrek finalde Arjantin'i 4-0 yendikten sonra önce yarı finalde İspanya'yı, sonra da finalde karşısına gelecek rakibi geçseydi, yani bütün bu favorileri yenip kupayı alsaydı, Dünya Kupaları tarihinin en iyi takımlarından biri olurdu herhalde. Böyle bir şey gerçekten çok zor, çok da kolay değil. Almanya iki maçta 4 atarak bunu bize kolaymış gibi gösterdi ama gerçekten büyük bir saygıyı hak ediyorlar. Ancak olayı abartıp "Almanya, İspanya'ya da 4 atar, yoluna bakar" diyenler de oldu tabii. Farklı bir anlayış. İspanya'nın ne İngiltere gibi organizasyondan bi' haber, ne de Arjantin gibi orta sahasız, defanssız bir takım olmadığını hepimiz biliyoruz. İstediklerinde dünyanın en iyisi olacaklarını da. Şu Almanya'yı yenecek tek takım İspanya demiştim maçtan önce, yine de İspanya'yı sevmem, Almanya çıksın istiyordum Hollanda karşısına. Düşündüğüm değil, beklediğim oldu.

Müller'in yerine Trochowski ile başladı Löw. Öte yandan Del Bosque ise çok doğru bir hamleyle Torres'i yedek başlattı. Torres'i ilk 11 başlatmanın tek olumlu yanı vardı İspanya adına, o da Villa'nın solda oynayacak olması ve Lahm'ın dolayısıyla hücuma her zamankinden az katkı vermesi. Öbür türlü Torres'in yedek başlaması "kabul edilebilir"den ziyade "gerekli"ydi bana göre, zaten Iniesta çıkarmadı Lahm'ı maç boyunca. Pedro-Iniesta-Xavi-Busquets-Xabi orta sahası inanılmaz motive başladılar. Sanki turnuva başından beri bu maçı bekliyorlarmış gibi oynadılar ve ilk yarım saatte Almanya orta sahasına inanılmaz üstünlük kurdular. Almanya orta sahası dağıldı, hücum ile defansın arası açıldı, Klose, Mesut gibi adamlar top alamadı ve İspanya defansı arasında kayboldu. Almanya, İspanya orta sahasını bozmakta zorlandı. Bozdukları nadir anlarda ise kontratağa çıkamadılar aradaki mesafe yüzünden. Ancak iyi yaptıkları bir şey varsa o da savunmalarıydı. İyi bir savunma hattı kurdular ve İspanya delemedi bu hattı. Orta sahada topa hakimlerdi ama topu 3. bölgeye taşıyamadılar ve uzaktan şutlarla yetindiler. 2. yarı başında ise bu uzaktan şutları sıklaştırdılar ve Neuer'i yoklamaya başladılar. 5 dakika içinde her iki taraftan da net gol pozisyonları geldi. Önce İspanya Iniesta'yı sıfıra kaçırdı ama çok sert bir orta açtı Iniesta yakın mesafeden. Sonra da Almanya maçtaki tek net pozisyonunu buldu, Trochowski'nin yerine giren Kroos ile Podolski'nin ortasında. 73'te Xavi'nin ortasına Puyol inanılmaz yükseldi ve takımını 1-0 öne geçirdi. Sonra Boateng'in yerine giren Jansen'in bindirmeleri ve "Neden turnuva başından beri Jansen yerine Boateng?" sorusu. Pedro'nun Torres'e vermeyerek harcadığı net gol pozisyonu ve Almanya'nın umutsuz çırpınışları. İspanya finale çıkarak Hollanda'nın rakibi oldu.

Bir üstte Gio'yu Hagi'ye ve Hooijdonk'a benzetmiştik. Bugünkü benzetmelerimiz ise Puyol ve Pedro'ya. Puyol, 2-6'lık Real Madrid-Barcelona maçında attığı kafa golünün neredeyse aynısını attı. Topa yükseliş, vuruş, topun ağlara gidişi. Kendisi de maçtan sonra böyle bir açıklama yapmış sanırım zaten. Pedro ise 1-0'dan sonra çok net bir pozisyonu eline yüzüne bulaştırarak "Özel Batuhan Ödülü"nü hak etti. Batuhan'ın bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki pozisyonunu hatırlıyorum, kaleciyi geçtikten sonra sanırım, boştaki arkadaşı yerine kaleye vurmayı tercih etmiş, yavaş giden topu defans uzaklaştırmıştı. Pedro'da, Torres'e pas vermeyerek günün Batuhan'ı oldu. Onun dışında şöyle de ilginç bir enstantane var: Yüzbaşı Schweinsteiger!

8.07.2010

Bahisçiler Buyrun Er Meydanına!

Ahtapot Paul'ü tanıtmama gerek yok... İçerideyseniz diye hatırlatayım dedim: Dün Almanya'nın İspanya'ya yenileceğini de bilmiş. Eleman henüz firesiz gidiyor.

Almanya - İspanya: Şampiyonlar Ligi Tadında

Bütün bir kupayı Can Evrenle hiç maç seyredemeden geçirdikten sonra ilk ve muhtemelen son maçımız için dün akşam Can'la İmam Adnan sokaktaydık. Her bir kafe dışarıya LCDleri yerleştirmiş, sokakta toplam 7 tane televizyon vardı.

Hem İngiltere maçında, hem de Arjantin maçında Almanya'nın beni yanıltmadan dörder dörder atarak turu geçmesinden sonra yine beklentim, panzerlerin kimseyi tatmin etmeyen İspanya'yı da geçmesiydi.

Bir tarafın sırf Bundesliga, öteki tarafın da sırf La Liga'dan oluşan bir kadroyla sahaya çıkması neticesinde, Şampiyonlar Ligi kalitesinde bir maç izledik. Del Bosque, Torres'in yerine Pedro'yu oynatarak sahadaki Barcelonalıların sayısını artırıp, orta sahadaki top çevirme ve böylece rakibi yorma yoluna gitti ki oldukça başarılı oldu.

Maç öncesinde Can'la, Müller'in yerine kimin oynayacağını düşünüyorduk. Trochowski ismini bildik ancak, onun göbekte oynayıp Schweinsteiger'in sağda oynamasını bekliyorduk. Bu durum olmayınca, Almanya'nın sağ kanadı Kroos girene kadar işlemedi. Schweinsteiger de o İspanya'nın pas trafiği arasında kendini kaybetti. Hücuma çıkamadı. Mesut ileride yanlız kalınca da Busquets ile Xabi Alonso'nun arasında kayboldu ve Almanya hiçbir şey üretemedi.

Esasında İspanya tarafında da her ne kadar topa sahip olma oranı yüksek olsa da oyun orta sahanın ilerisine kolay taşınamadı. Sürekli dikine oynama çabaları hep Almanya kademesine takıldı. Sonuç olarak ortaya temposu yüksek, ancak pozisyonun fazla olmadığı bir maç çıktı.

2006 Dünya Kupası'ndaki gollerin %35'i duran toplardan gelmiş. Bunun neticesinde iki takım da çok az faulle, rakibe çok az duran top imkanı vermeye çalıştı. Yine de gol duran toptan geldi. Sonuçta öyle ya da böyle turnuvanın en büyük favorisi İspanya hiç çaktırmadan finale geldi.

Dip not: Yakındakiler biliyor, iş değiştirdim. En azından bir süre eski ofisimdeki kadar rahat değilim, sürekli yazamıyorum. Şu postu yazabilmek için sabah 7'de uyandım. Benim tarafımdan postların seyrekleşmesinin sebebi budur.

6.07.2010

Kupada çeyrek final maçları!

Hollanda 2-1 Brezilya

Brezilya ile Hollanda karşılaşınca ortaya zevksiz, heyecansız bir maç çıkması mümkün mü? Ben 4 yaşındayken Dallas'ta çeyrek final oynamış iki takım. İlk yarısı 0-0 biten maç, 2. yarıda atılan 5 gol ile birlikte Dünya Kupaları tarihinin en heyecanlı, en bir müthiş karşılaşmalarından biri olmuş. Brezilya 2-0 öne geçmiş, 2. golden 1 dakika sonra Bergkamp, 9 dakika sonra da Winter'ın golleriyle Hollanda 2-2 yapmış ancak son sözü yine Brezilya söylemiş 81'de Branco ile. 1998'de de hafif anımsadığım yarı final karşılaşması. 1-1 bitmesine rağmen 90 dakikası, inanılmaz zevkli bir karşılaşma izlemiştik. Marsilya, Velodrome'da 46. dakikada Ronaldo ile 1-0 öne geçmiş sambacılar, 87'de Kluivert ile 1-1'i yakalayıp maçı uzatmış portakallar. 120 dakikada eşitlik bozulmayınca, tabii o zamanlar altın gol vardı, 30 dakika boyunca gol olmayınca maç uzadı ve penaltılarda 4-2 Brezilya kazandı.

Bu sene bu iki maçın rövanşını almak için çıktı sahaya Hollanda şüphesiz. Brezilya harika başladı maça. Hollanda turnuvadaki en kötü oyununu oynarken, Brezilya da en iyi oyununu oynuyordu. Felipe Melo'nun orta sahadan verdiği pası Robinho, vuruşuyla asiste çevirdi ve henüz 10. dakikada 1-0 öne geçti Brezilya. Defansıyla kazanıyor maçları demiştik daha önceki bir yazımızda Brezilya için, bu maç Hollanda'yı bozdukları gibi hücumda da çok iyiydiler. Robinho-Kaka-Fabiano üçgeni iyi işler yapıyordu ileride. Kaka ile 2. gole de çok yaklaştılar ama Stekelenburg engeline takıldılar. Açıkçası bu oyun 2. golle süslense Hollanda için maç sonu herşey çok kötü olabilirdi ama devreye sadece 1-0 geride girdi portakallar ve eminim buna şükretmişlerdir. Hollanda adına gol gelecekse ya bir karambol golü ya da bir duran top golü olacaktı, Robben bile etkisizleştirilmişti çoğalan Brezilya defansı tarafından. 53. dakikada Sneijder'in sağ taraftan içeri doğru kestiği topa Julio Cesar yumruğuyla, Felipe Melo'da kafasıyla çıktı. Bizlere Volkan-Edu anlaşmazlığından bir kesit sundular ve Melo'nun kafasını yalayan top ağlarla buluştu. Mucize gerçekleşmişti ve Hollanda'yı ayağa kaldıracak şans golü gelmişti. Bu dakikadan sonra zaten maç boyu çok sert oynayan Brezilya'da sinirler gerildi ve sertlik, çirkefliğe dönüşmeye başladı. Üstüne Robben-Kuyt-Sneijder üçlemeli bir korner organizasyonundan yenilen 2. gol de gelince iyice kayış koptu ve biz Michel Bastos beklerken patlayan isim Melo oldu. Brezilya 10 kişi kaldıktan sonra son 10 dakikada 3. golü atamayan Hollanda'ya ayıp. Çok lakayt oynandı son 10 dakika ama yine de yarı finale çıkan Hollanda oldu rövanşı alarak.

Not: FIFA önce ilk golü Felipe Melo kendi kalesine olarak belirtmişti. 1 gün sonra değiştirip Sneijder'e verdiler ama kendi oyunları Fantasy'ye yansımadı bu. Sen haksızsın FIFA. Yakışmadı...

Uruguay 5-3 Gana (Penaltılar)

Afrika'da düzenlenen ilk Dünya Kupası'nda az kalsın hiçbir Afrika takımı bir üst turu göremeyecekti. Yine Afrika takımlarının en kötü olduğu Dünya Kupaları'ndan biri bu oynanan ama eğer Gana da olmasaydı resmen rezalet bir performans olacaktı Afrika adına. Fakat o Gana önce ABD'yi yenerek çeyrek finale çıktı ve sonra da az kalsın Uruguay'ı eleyerek son 4'e kalan ilk Afrika takımı olacaktı. Gyan 120. dakikada kazanılan penaltıyı gole çevirseydi.

İlk 25 dakika Uruguay'ın kontrolünde geçti maç. Çok gol pozisyonu yakalayamasa da Uruguay topa hakim olan taraftı. Suarez ile bir gol kaçırdılar, Kingson başrolde. 25. dakikadan itibaren Gana orta sahası, Uruguay'ın olmayan orta sahasına üstünlük kurmayı başardı ve devre sonuna kadar Vorsah ile, Boateng ile, Gyan ile bir sürü fırsattan yararlanamadılar. Özellikle Prince Boateng'in volesi girseydi jeneriklik bir gol olurdu. Jeneriklik diyemeyiz belki ama çok uzaktan ve çok güzel bir gol izledik 45+2'de cezalı Ayew'in yerine oynayan Muntari'den. Gana ilk yarıdaki oyununun karşılığını olabilecek en güzel şekilde almıştı devreye girerken attığı bu golle. Ancak 2. yarı yine Uruguay başladı oynamaya. İlk yarıda yere çok sert ve ters düşen, bir ara bilincini yitirerek hepimizi korkutan Fucile'nin sol çaprazda topu çekişi ve yere düşürülüşüyle kazanılan serbest atışı Forlan direk kaleye vurdu ve müthiş bir gol daha izledik. Gollerde Jabulani'nin etkisi var mı, yok mu tartışılır. Daha sonra yine Gana üstünlüğünde oynandı maç. 90 dakika bu skorla bitti, uzatmalarda da Gana hep daha çok isteyen taraftı. Uruguay ise beraberliğe razıymış gibiydi. 120. dakikada boş kaleye giden topu Suarez eliyle kesti ve penaltı+kırmızı kart! Gyan, kara kıtanın kaderini belirleyecek penaltıyı kullanacak isimdi ama kara kıtanın bahtını değiştiremedi. Üst direkten aut! 120 dakika bu skorla sona erdi ve penaltı vuruşlarına geçildi.

Aklıma Hırvatistan-Türkiye maçı geldi Euro 2008'deki. 90 dakikası 0-0 bitmişti ve 119. dakikada yediğimiz gol ile 1-0 geriye düşmüştük. Sonra 121. dakikada attığımız golle beraberliği sağlayıp maçı da penaltılara taşımıştık. Moral avantajı bizdeydi ve Hırvatistan'ın kaçırdığı penaltılarla turu geçen biz olmuştuk. Burada da moral avantajı kesinlikle Uruguay'daydı. Forlan, Victorino ve ilk yarıda sakatlanan kaptan Lugano'nun yerine giren Scotti ile ilk 3 penaltıyı gole çevirdiler. Gana da ise bir kaç dakika önce kader penaltısını kaçıran Gyan geldi topun başına, yine üste vurdu ve bu sefer doksana astı. Ne soğukkanlılık ama! Sonra Appiah gole çevirdi penaltıyı. Kaptan Mensah ise, görüp görebileceğim en kötü penaltılardan birini kullandı. Uruguay'da Pereira topu havalara dikerek Gana'ya bir şans daha verdi ama Muslera, Adiyiah'ın kullandığı penaltıyı da kurtarınca iş Abreu'ya kaldı. Panenka ve Uruguay yarı finalde! Suarez etik açıdan yanlış olsa da kesinlikle ülkesi adına en doğru şeyi yaptı. Yarı finalde oynayamayacak belki ama elleri işe yaradı ve ülkesi yarı finalde. Tabii çoğu ahlak bekçisinden eleştiri alırken o pozisyonda elleriyle topu engellemek isteyen ama ıska geçen Fucile'nin unutulması da ilginç.

Arjantin 0-4 Almanya

Şampiyonluk favorisi olan takımların grup maçlarından birini kaybederek çıkmaları bence onların lehine olur. Aslında şimdi düşündüm de bazen dağılabilirsiniz psikolojik olarak ama eğer Almanya gibi sinirleri güçlü oyunculardan kurulu bir takımsanız bu sizi daha da hırslandırır, konsantrasyonunuzu daha da arttırır. Sırbistan'a 1-0 kaybettikten sonra, 3. maç olan Gana maçında çıkamama korkusu bile yaşadı Almanlar. Çıktıklarında ise İngiltere'yi 4'lediler ve Arjantin'i. Maradona'nın takımı çok rahat geldi buraya. 4 maçta 4 galibiyet. Kalede ve defansta sorunun büyük olduğu apaçık ortadaydı, hücuma dönük orta sahalar yüzünden forvet kısmı ağzına kadar doluydu ve orta sahada kalmıyordu ortada. Ancak Arjantin, Güney Kore'ye 4, Meksika'ya 3 falan atınca bu sorunlar tespit edilemedi. Rakip Almanya olunca sonuç hazin oluyor tabii.

Maradona'nın zamanında bir basın toplantısında tanımadığı Müller'den geldi gol 3. dakikada. Almanya'nın altın çocuğu, Mesut ile beraber turnuvaya damga vurmuş Müller, Schweinsteiger'in kullandığı serbest vuruşa kafasını sokarak 1-0 öne geçirdi ülkesini. Takip eden 15 dakika boyunca da boğdu Almanya, Arjantin'i. Gol olabilecek 3-4 pozisyon daha var en az. Higuain-Messi-Tevez forvet üçlüsü, orta sahada pres yapmayan hücumcu Maxi ve Di Maria, defansa dönük tek isim ise Mascherano. Defans zaten kötü. Forvet pres yapmıyor, bütün iş Mascherano'ya biniyor. O da Almanya karşısında bir yere kadar. Veron'u kenarda unutarak büyük hata yaptı Maradona. Di Maria kayboldu ilk yarıda. Nötr bile değil, negatif katkı verdi takımına. Hollanda-Brezilya maçına benzer bir ilk yarı izledik ama Arjantin'in Hollanda gibi dönmesi çok düşük bir ihtimaldi, dönemediler de zaten. Di Maria 2. yarı kıpırdadı kıpırdamasına ama Almanya'nın defansı da kuvvetli. Messi'yi boğdular adeta, kayboldu Barcelona'nın yıldızı. Kontrataklarla da 3 gol daha buldu Almanlar. Podolski-Klose, Schweinsteiger-Friedrich ve Mesut-Klose. Otamendi futboldan soğumuştur sanırım. Klose attığı 2 golle Dünya Kupaları'ndaki gol sayısını 14'e yükseltti ve Gerd Müller ile eşitledi. 1 gol daha atarsa Ronaldo ile 1.liği paylaşacak.

Diego Armando Maradona, Arjantin'de bir ilah. Arjantin'i 20 bini aşkın kişi karşılamış Buenos Aires'te. Yo, yumurtalarla değil çiçeklerle. Tek sebebi Maradona. Bülen Timurlenk iyi yazmış; "Çünkü Maradona, mükemmel olmayan adamların en mükemmeli...". Almanya yarı finale çıktı çıkmasına ama çok önemli bir adamını kaybetti: Müller! Özbek Ravshan Irmatov çok iyi bir maç yönetti ama tek bir hata yaptı, o hata da Almanlar'ı yaktı. Müller'in sarı kart gördüğü, elle oynadığı pozisyona sarı kart vermek bence de ağır bir karardı. Üstelik ondan bir kaç dakika önce Arjantin'li -sanırım- Heinze'nin elle oynadığı pozisyon net sarı kart olması gerekirken, Irmatov pozisyonu es geçmişti.

Paraguay 0-1 İspanya

Ne demiştik? Şampiyonluk favorisi olan takımlara grup maçlarında 1 mağlubiyet iyi gelir bazen. Hele de İspanya gibi son Avrupa Şampiyonu'ysanız ve şampiyonluğun -bana göre- 1 numaralı favorisiyseniz ilk maçta yediğiniz darbe, sabah uykudan yüzünüze su fırlatılarak uyandırır sizi. İspanya'nın, İsviçre'ye 1-0 kaybettiği maçtan sonra Avrupa Şampiyonu İspanya gibi oynayıp kazandığını söyleyemeyiz, Portekiz maçı hariç isimleriyle kazandılar zaten maçları. Kasmadan demek istiyorum, yanlış anlamayın. Ama bu da bir şeydir, sonuçta form tuttular artık. Tek formsuz isim Torres gözüküyor şimdilik. Paraguay ise hiç yenilmedi buraya gelirken, ama penaltılarla geçtikleri Japonya maçını da sayarsak 4 maçta 3 beraberlik aldılar. İspanya maçını da uzatacaklardı, 9-10 dakika daha dayanabilselerdi...

Çeyrek finallerin en favorisi belli maçı olarak görülüyordu otoritelerce. Fark olmasa da ben de İspanya'nın rahat kazanmasını bekliyordum. Ancak ilk 10 dakika, bize maçın nasıl geçeceğini gösterdi. Paraguay takımı da çok iyi kapandı İsviçre gibi, İspanya karşısında. Üstelik İsviçre'den bir farkları vardı, hızlı ayaklarıyla hücuma da çıkıyorlardı ara sıra. Bunlardan birinde Valdez ile golü de buldular. Yalçın Çetin-Muhsin Ertuğral ikilisi "kesinlikle ofsayt değil" dediler pozisyona, haksızlardı ama. Evet Valdez ofsayt değildi, elle de oynamamıştı ama ofsayt olan Cardozo'ydu. Aktif değildi belki ama gelen topa sıçramış ve defansın dengesini bozmuştu. Cardozo hareketlenmese öne geçecekti Paraguay. İspanya'nın ise Xavi'nin şutundan başka pozisyon yok koca 45 dakikada. 2. yarı, ilk yarının devamı gibiydi. Ta ki 59. dakikaya kadar. Pique'nin kendi klasına yakışmayan hareketini Carlos Batres iyi gördü. İtalya-Yeni Zelanda maçında da buna benzer bir pozisyonda penaltı çalmıştı zaten. Cardozo penaltıyı gole çeviremedi. Aziz Iker çok iyi sezdi topun nereye gideceğini. Oyunu başlattı hemen, bir dakika sonra bir penaltı daha. Bu sefer karşı kalede David Villa yerde. Yaklaşık 23-24 saat önce büyük bir kader anı yaşamıştık. 1 gün sonra yine bir kader anı, yine maksimum adrenalin. Xabi Alonso golü attı ama Carlos Batres penaltıyı tekrarlattı. Tekrarında ise Paraguay kalecisi Villar başarılı bu kez. Dönen topta Fabregas'a bir de penaltı yaptı Villar ama ya Batres görmedi, ya da 3 dakika içinde 3. penaltıyı çalmak zor geldi, bilinmez. 3 penaltı sonrası maç yine 0-0 devam ederken kilidi Iniesta açtı. Güzel çalımlarla ceza sahasına girip Pedro'yu gördü, Pedro'nun vuruşu direkten dönüp Villa'nın ayağına geldi. Villa'nın şutu da önce sağ direğe, sonra sol direğe çarptı ve içeri girdi. 90'da Paraguay çok net bir pozisyondan yararlanamadı ve yarı finale çıkan takım İspanya oldu.

İspanya çok iyi bir jenerasyon yakaladı ve Euro 2008'den sonra 2010 Dünya Kupası'nı da almak istiyorlar. Kupada 2. kez yarı finale çıktılar ancak karşılarında çok güçlü bir rakip var. Bu kupada 14. kez yarı finale çıkan Almanya. Müller yok belki, evet ama İspanya'da da Torres yok diyebiliriz, heh heh. Gerçi Torres çıktığı zaman kendini buluyor adamlar, Torres'siz başlayabilirler maça, ki ben öyle yapardım. Paraguaylılar gözyaşlarını tutamadılar maçtan sonra, Larissa Riquelme Paraguay şampiyon olsaydı soyunacaktı. Biz de gözyaşlarımızı tutamadık.

5.07.2010

Çeyrek Finaller

Hollanda - Brezilya

Gazetelerden bloglara, 1001 yerde tüm teferruatıyla yazıldığı için yeniden üstünden geçmeye gerek yok; total futbol yerini sağlam defansa bıraktı vs. vs.. Yalnız altının çizilmesi gerek; Hollanda defansı müthiş kendine güvenli ve cesur. Galip durumdayken ve rakip 3-4 kişiyle pres yaparken dahi geriden bekleri çizgi halinde tutarak değil, yelpaze gibi açılarak top çıkarıyorlar.

Brezilya'nın 2. golü yedikten sonra, bırakın baskı kurmayı, rakibin üstüne gidecek koordinasyonu yoktu; bu türden takımı ilgilendiren meziyetleri kupaya gelirken evde bırakmışlardı zira. "ama 10 kişiydiler" diyeceklere peşinen Brezilyalılar'ın 1
-1' den sonra, kırmızı karta kadar geçen 20 dakikalık sürede ne yaptıklarını sorarım. Mevcut çerçevede Brezilya için, grubu mağlubiyetsiz tamamlamak, ikinci turda Şili gibi etkin futbol oynayan bir takımı 3-0 yenmek ve çeyrek finalde Hollanda gibi güçlü bir ekol takımına 2-1 yenilerek elenmek başarı sayılmalı. An itibariyle eski teknik direktör sıfatına sahip Dunga için, kadroyu açıkladıktan sonrasına dair yapılan her eleştiri abartılı olur; şu takımı Mourinho'nun eline verseniz buraya kadar bile gelemezdi.

Ne demiş ünlü Türk düşünürü Hıncal Uluç?
"ben demiştim demeyi sevmem ama ben demiştim"... demeyi sevmem ama ben demiştim.

Uruguay - Gana

Grup maçları tamamlanması ve eleminasyon fikstürünün belli olmasıyla birlikte bir anda herkesin plasesi haline gelen Uuruguay, Gana'ya karşı beklenilenden çok daha fazla zorlandı. Gana için hayli trajik bir mağlubiyet oldu bu; son saniyelerde penaltı kaçır ve penaltılarla turu kaybet. Afrika takımları genelde çeyrek finalden öteye gidemez; garip bir şekilde bu noktada pilleri biter. Skordan değil, futboldan bahsediyorum; son maçında, ilk maçındaki gibi oynayarak elenen bir Afrika takımı ben görmedim. Gana her açıdan bu geleneği aşacaktı ki, ilahlar müsade etmedi.

Alakasız bir ek not gireyim; Forlan da herhalde Fantasy Football'ın en fazla defansif bonus kazanan forvetidir. Zaten çok kuvvetli bir orta sahası olmayan Uruguay'ın sahaya Cavani - Surarez - Forlan triosuyla çıkmasının kaçınılmaz neticesi.

Uruguay yarı finalde ilk ciddi maçına çıkacak. Muhtemelen baskı yiyecek ve kupa boyunca belki de bunu en az yapan takıma karşı bireysel hata kovalayacaklar. İşleri cidden çok zor.

Arjantin - Almanya

Gönüllerin şampiyonu Diego amcanın Arjantin'i taş gibi Almanya'ya tosladı. Ben zaten çok umutlu değildim; buraya gelene kadar futbol mutbol da oynamadıkları için çok üzüldüm de diyemem. Ha, Maradona'nın kupayı alması (dikkat edin, Arjantin'in değil, Maradona'nın) bizim nesle şampiyonluk turu dahi attırırdı ama olmadı, ne yapalım. 4 sene sonra, sanmıyorum ama, hala Arjantin'in başındaysa böyle kelepir bir kupa bulabilir mi acaba?

Şimdiki teknik direktörlerin ikisi de o zaman sahada olsa bir nebze anlarım ama şu çeyrek final maçını 20 sene önceki kupa finalinin rövanşı haline getiren zihniyetin hayal gücüne de hayran olmamak elde değil.

Messi ne oynadı? Açıkçası hiç bir şey. Hayır, Almanya maçından değil, kupadan bahsediyorum. Barcelona gibi makine intizamında futbol oynayan, Ferrari, Lamborghini ayarında bir takımın yanında Arjantin gazla çalışan traktör gibi. Bu da herhalde sistemin önemini tarifi gereksiz kılan bir unsur.

Sistem demişken; Löw'ün takımı ısrarla top kullanma becerisi ve oyun zekası yüksek adamlardan kurma çabası (Kuranyi'yi tüm kamuoyu baskısına rağmen takıma almayışı, defansif orta saha pozisyonuna, kadroya aldığı neredeyse her adam sakatlanmasına rağmen yeni bir isim eklemeyişi) bize belki de tarihin en pozitif futbol oynayan Almanya'sını izletiyor. Hiç bir şart altında baskı kabul etmeyen oyun yapıları, hiç bir şart altında baskı kuramayan Arjantin'i kolay geçmelerini sağladı. Şimdi karşılarında her şart altında baskı kurabilen bir İspanya olacak.

Sanırım bahsetmenin tam da zamanı; grup sıralamaları kesinleştikten sonra finale giden yolun şimdi Almanya ile İspanya'yı karşılaştıracak tarafı oldukça büyük maçlara gebe oldu. Almanya önce İngiltere ile oynadı, sonra Arjantin ile, şimdi de İspanya ile oynayacak. İspanya keza Portekiz ile oynadı, şimdi Almanya'nın karşısında. Yolun öbür tarafında ise dişe dokunur tek maç Hollanda Brezilya maçıydı, ki onu da takımlardan biri Brezilya olduğu için ben nimetten saymıyorum.

İspanya - Paraguay

İspanya, Torres'in ilk 11'de başlamadığı, dolayısıyla orta sahasının daha kalabalık olduğu ilk maçta açıkçası topa ve sahada oynanan oyuna daha hakimdi. Bu bir Torres eleştirisi değil tabii, sahaya iki üst düzey forvetle çıktığınızda ikisinin birden sistemin anahtarı olması ihtimali çok düşük, en azından biri ister-istemez Papin'leşiyor (Papin'leşmek veya 1'e karşı 11: Topu al, eksenin etrafında dön, rakip kaleye doğru topu kaybedene kadar gitmeye çalış). Bu da İspanya gibi oyun karakteri topu ve rakibi dolandırmak üzerine kurulu bir takım için fren demek. Ama öbür tarafta da şu var; İspanya, ironik bir şekilde Barcelona'nın milli versiyonu (Bkz. Katalanizm) ve evvelki sezon Chelsea, geride bıraktığımız sezon Inter, kupada da İsviçre bu sistemin nasıl kilitleneceğini çok açık ve net bir şekilde ortaya koydular. Teknik direktörlere düşen de yeni açılımlar denemek oluyor; örneklemimiz Del Bosque de kanatları iptal ediyor, sakatlıktan yeni çıkmış ve formsuz olmasına, sistemi bozmasına rağmen Torres'i sahaya sürüyor. Yapmasa belki de bu kupayla birlikte, evvelinde asrın sistemi olarak lanse edilen bir ekolün çöktüğü ilan edilmeye başlanacaktı. Bizim basın mesela, bir taraftan Chelsea'ye rekor ücretle transfer oluşunun haftasında Shevchenko'yu kiralık olarak Fenerbahçe'ye getirir ama öbür taraftan da böyle şeyleri sever.

Paraguay, fikstürün çeyrek finale kadar kolay, çeyrek final itibariyle zor tarafındaydı ve oynadıkları ortalama futbolla İtalya, Slovakya, Yeni Zelanda, Japonya çizgisi, atıyorum, Güney Kore, Gana vs. şeklinde devam edebilseydi belki de 6 ay daha kupadan elenmezlerdi. Ama onlar için buradan ötesi başka bir dünyaydı.

1.07.2010

2. turda neler oldu?

Uruguay 2-1 Güney Kore

Uruguay ilk tur itibariyle, turnuvanın Brezilya, Hollanda, İspanya, Almanya gibi güçlü takımlarından hemen sonra gelen bir takım görüntüsü çizdi. Çok iyi defansları var ve gerçekten onlara gol atmak çok zor. Bunun dışında ileri uçtaki Cavani-Suarez-Forlan üçlüsüyle de rakip defanslara korku salıyorlar. Güney Kore ise Yunanistan karşısında dominant bir oyun oynayıp Arjantin tarafından paspasa çevrildi. Nijerya karşısında ise beraberlik alıp bir üst tura çıkmayı başardılar. 2002'deki gibi disiplinli bir Kore takımı izledik genel olarak. Maça Uruguay hızlı başladı ve neredeyse Forlan'ın yoktan var ettiği bir pozisyondan Suarez ile golü buldular. Forlan'a Cavani'den çok kötü bir pas geldi, Forlan orada topu çok kötü bir açıda kontrol etti, düzeltti, çalım attı ve çok iyi bir yere ortaladı. Kore defansı ile kaleci Jung Sung Ryong anlaşamayınca Suarez'e boş kaleye golü atmak kaldı. Bu dakikadan sonra Uruguay orta sahası her geçen dakika çöktü, sindi, kayboldu. Bunun bir benzerini Fransa maçında da görmüştük. Üç forvet oynuyor Uruguay, bu yüzden orta saha zaman zaman geri dönüşte zorluklar çekiyor. 1-1 olana kadar oyunun hakimi Güney Kore'ydi. Kore'nin 0-0 iken direkten dönen frikiğini de atlamayalım Chu Young Park ile. Golde de ortayı açan isim Chu Young Park, kaleci Muslera ve Lugano'nun hatasıyla da golü atan isim Lee Chung Yong. 1-1 olduktan sonra ise Güney Kore'nin direnci düştü, yoğun bir baskı kurmuşlardı ve sağanak yağışın da etkisiyle çok yoruldular. 80. dakikada kornerden önüne gelen topu iyi kontrol edip çalım attıktan sonra harika bir gol attı Suarez ve takımını 2-1 öne geçirdi. Gerçekten mükemmel bir goldü ve maç bu skorla bitti. Suarez'in müthiş golüyle çeyrek finale çıkan takım Uruguay oldu.

ABD 1-2 Gana (Uzatma)

Çok dramatik bir şekilde grup 1.si olarak çıkmıştı ABD, ilk maçlarında İngiltere karşısında 1-0 geri düşüp, 1-1'i yakaladılar. 2. maçta Slovenya karşısında 2-0 geri düşüp, 2-2'yi yakaladılar. Son maçta ise Cezayir karşısında 90. dakikada golü bulup tur atladılar. Gana ise ilk maçında sürpriz bir şekilde Sırbistan'ı yendi, 2. maçta Avustralya karşısında ilk yarıyı 1-1 berabere kapadı ve 2. yarı 10 kişi Avustralya'ya gol atamayarak açıkçası beni şaşırttı, son maçında Almanya'ya 1-0 yenilse de 2. olarak gruptan çıktı. Maça hızlı başlayan da Gana oldu, 5. dakikada Clark'ın orta sahada kaptırdığı topu Kevin Prince Boateng taşıdı ve düzgün bir vuruşla Gana'yı 1-0 öne geçirdi. İlk yarı bitene kadar ABD sahada o kadar çaresiz gözüktü ki, hani ilk 2 maçta da geri düşmüşlerdi ama oynadıkları oyun, golü atabileceklerinin bir göstergesiydi. Ancak bu maçta Gana çok koştu, çok iyi pres yaptı ve ABD'ye umut vermedi. İlk yarı bittikten sonra ise ABD kendine geldi ve 2. yarı başında pozisyonlar bulmaya başladı. Gana defansında özellikle S.O.S. veren isim Jonathan'dı. 1-2 hatası pahalıya patlayabilirdi, Kingson engel oldu. Bunlarla yetinmedi Jonathan, Dempsey'i ceza sahası içinde yere düşürdü ve 62. dakikada penaltı kazandı ABD. Donovan'ın penaltısına Kingson engel olamadı bu sefer ve ABD bir kez daha geriden geldi. 1-1'den itibaren maçın sonuna kadar net bir pozisyon yok her iki tarafta da, uzatmalara gitti maç. Uzatmaların henüz başında Ayew'in kendi yarı sahasının ortasından gelişigüzel vuruşunu ABD ceza sahasının önünde Gyan göğsüyle kontrol etti. Bocanegra'nın darbesine rağmen ayakta kaldı ve sol ayağıyla nefis vurup Gana'yı yeniden öne geçirdi. Dakikalar ilerledikçe ABD yoruldu ve gol atacak halleri kalmadı, genç ve güçlü Gana uzatmalarda 2-1 kazanarak çeyrek finale çıktı ama Uruguay karşısında çeyrek finalde işleri çok zor. Boateng sakatlandı maç içerisinde, durumu ciddi olabilir. Ayew ve Jonathan ise kart cezalısı. Unutmadan, Appiah'ı sarı kırmızı forma içerisinde görmek ilginç bir deneyim oldu, ancak belirtmeliyim ki şu Gana takımında en aklı başında oyunu oynayan da oydu 2-1'den sonraki 26-27 dakikalık bölümde.

Almanya 4-1 İngiltere

1966'da İngiltere'de düzenlenen Dünya Kupası Finali'ni 4-2 kazanmıştı İngiltere, Batı Almanya'ya karşı. İngiltere'nin kazandığı ilk ve tek Dünya Kupası'dır bu. Wembley'de Geoff Hurst'un hat-trick yaparak İngiltere'ye kazandırdığı bu final, bugün bile 3. golüyle hatırlanır esas olarak. 2-2'den sonra Geoff Hurst'un çizgiyi geçip geçmediği bugün bile tartışılan golü ile İngiltere 3-2 öne geçmiş, sonra da 4. golü bularak kupayı kaldırmıştır. İşte, kimilerine göre 2010 yılı Almanya'nın rövanşı aldığı yıldır. Şöyle ki, kaleci Neuer'in asisti ve Klose'nin Upson karşısında yıkılmamasıyla ilk golü 20. dakikada bulmuştur Almanya. 12 dakika sonra ise futbol okullarında ders niteliğinde gösterilebilecek bir gol buldu Almanlar. Mesut ile başlayan pas trafiği Klose ve Müeller ile devam etti. Müeller'in Podolski'ye harika pası ve Podolski'nin bitirişi durumu 2-0 yaptı. 5 dakika sonra kaptan Gerrard, Upson'ın kafasına nişanladı ortayı, ilk golde büyük hatası olan Upson durumu 2-1 yaptı. Açıkçası bu gol İngiltere'yi tutmamama rağmen beni bayağı sevindirdi. Bu gol olmasıydı, İngiltere'yi tamamen West Ham'ın 2 oyuncusu yakmış olacaktı çokça. İlk maçta Green, bu maçta Upson. 2-1'den bir kaç dakika sonra ise, başta bahsettiğim 66'nın rövanşı alındı. Lampard'ın şutu, üst direkten yarım metre içeri girmesine rağmen ne yan hakem, ne de orta hakem gördü pozisyonu. Eğer durum 2-2 olsaydı muhtemelen maç sonunda ortaya çıkan skor ortaya çıkmayacaktı, hatta İngiltere maçı kazanmak adına avantajlı konuma geçecekti bence yakaladığı havayla. İlk yarı bu skorla bittikten sonra 2. yarıda Lampard'ın frikiği üst direkten dışarı çıktı. 67. dakikada bir frikik daha kullandı Frankie. Barajdan dönen top kontratak oldu ve yine futbol okullarında gösterilecek nitelikte bir kontratak golü buldu Almanya Müeller ile. 3 dakika sonra ise Mesut'un harika hızlanıp yakaladığı top, asisti ve Müeller'in 2., Almanya'nın 4. golü. Almanya, 66'nın ve 5-1'lik maçın rövanşını aynı anda almış oldu böylece. Capello'nun İngiltere'si turnuvaya veda ederken, Löw'ün turnuva takımı çeyrek finale çıkmış oldu. Maçın adamı ise 2 gol, 1 asist ile 'overrated' görülen ama aslında büyük bir 'underrated' olan Thomas Müeller. Müller isimli oyuncular iyi oynuyor zaten genelde.

Arjantin 3-1 Meksika

Arjantin, Hollanda ile birlikte ilk turun en başarılı 2 takımından biriydi. 3 maçını da kazandı ve 9 puanla 2. tura çıktı. A Grubu'ndan 2. sırada çıkan Meksika dikildi karşılarına. İlk maçta Güney Afrika'yı geçmeleri bekleniyordu ama 1-1 berabere kalarak şaşırttılar ama 2. maçta Fransa'yı 2-0 yendi Aguirre'nin takımı. Son maçında Urugay'a 1-0 yenilmesine rağmen, Güney Afrika'nın Fransa'yı 2-1 yenmesiyle bir üst tura çıktı. Maça hızlı başlayan takım Meksika oldu. Uzaktan şutlarla bayağı bir zorladılar Arjantin'i. Özellikle Salcido'nun füzeleri çok etkiliydi ve 1'i de üst direkten döndü. 26. dakikada Messi, Tevez'i kaçırdı. Kaleci Perez'in zamanlaması iyiydi ama şansı kötü. Messi içerdeki Tevez'e doğru yükseltti topu, yarım metre ofsaytta olan Tevez'i görmedi hakem ve 1-0 öne geçti Arjantin. Aynı günde 2 büyük hata! Böyle büyük bir organizasyonda! Artık video tekrarı sisteminin getirilmesi lazım futbola da. Ruh muh ölmez, saçmalamasın FIFA. Bir kaç dakika sonra Osorio büyük bir hata yaptı kritik bölgede, Higuain araya girdi, kaleciyi geçti ve boş kaleye golü atıp maçı kopardı. 2. yarı da Tevez'in ayağından harika bir gol buldu Arjantin. Sanırım bu vuruş, Suarez'inkinden bile daha iyiydi ve maç bitti orada. Sonrasında Salcido'nun çabaları var yine Meksika'da. Salcido'nun ortasına Barrera'nın volesi, kaleciyi geçti, defansa takıldı 3-1'den bir kaç dakika önce. Sonra Sir Alex'in yeni öğrencisi Hernandez harika dönüp harika vurdu ve 3-1 yaptı durumu. Maç bu skorla bitti ve 4 yıl önce Kanal 1'deki "Kupa da Kupa" programında Ahmet Çakar ile yine bir Arjantin-Meksika maçı öncesi Arjantin adına konuşarak "En az 3 farkla alırız!" diye iddiaya giren Tolga Alpaslan, yatağına biraz daha rahat girdi.

Hollanda 2-1 Slovakya

Takımım Hollanda, Arjantin ile beraber ilk turda 3 maçını da kazanan 2 takımdan biri. 2008'de Van Basten ile başlayan, Bert Van Marwijk ile de pekiştirilen yeni sistemleriyle artık total futbol yerine kontrol futbolu oynuyorlar. Slovakya ise buraya tek maçta gelen bir takım. 3-2 kazanılan İtalya maçından bahsediyorum çünkü ilk 2 maçlarında hiç bir şey oynamadı Slovaklar. Robben'in geri dönüşüyle daha da güçlenen Hollanda, maça hızlı başladı. Aslında hızlı başlamak değil, maç iki takımın da birbirini tartmasıyla başladı fakat Hollanda golü erken buldu. Kamerun maçında, 1-1 iken Sneijder bir uzun top göndermiş, Robben bu topu kontrol edip vurmuş ve vuruşu direkten dönmüştü. Hemen hemen aynı pozisyonda Sneijder yine mükemmel bir uzun top gönderdi Robben'e. Robben kontrol etti ve imza golünü attı Slovakya kalesine. Birçokları maçtan sonra "Robben turnuvadaki ilk şutunda gol buldu." dedi ama sanırım Japonya-Danimarka maçını ya da Aşk-ı Memnu finalini izlemişlerdi geçtiğimiz perşembe. İlk yarı bu skorla bittikten sonra 2. yarı Robben ilk golün benzeri bir pozisyonda golü kaçırdı, bir kaç dakika sonra da soldan yerden ortasına Mathijsen ayak koydu ama kaleci Mucha'yı geçemediler. Hollanda farkı 2'ye çıkaramadı ve Slovakya bunun cezasını kesiyordu az kalsın. Stoch ve Vittek ile gole 2 kez çok yaklaştılar ama bu sefer de başarılı olan kaleci Stekelenburg'tu. 80. dakikada bulunduğum semtte elektrikler gitti ve 87 gibi geldiğinde durum 2-0 olmuştu. Kuyt'ın golde rolü büyük. Son dakikada temdit penaltısı kullandı Slovakya, Vittek attığı gol ile skoru 2-1 yapmakla kalmadı, Slovakya tarihinin de en golcü oyuncusu olmayı başardı. Hollanda çeyrek finale çıktı bu sonuçla.

Brezilya 3-0 Şili

En iyi futbolunu oynadı Brezilya. Hiç şüphesiz darmaduman ettiler Şili'yi. Şili, bittikten sonra bu Dünya Kupası'nın en çok tutulan "favori olmayan takım"ı olacaktır muhtemelen. Oynadıkları hücum futboluyla Johan Cruyff'un bile gözdesi oldular. Honduras'a ilk maçta fark atamamalarının cezasını çektiler Brezilya ile eşleşmekle. Halbuse biraz becerikli olsalar 3-4 atabilirlerdi. İsviçre'yi de aynı skorla 1-0 yendikten sonra İspanya'nın elinden zor kurtuldular, yenildiler ama fark yemedikleri için 2. olarak çıkmasını bildiler. Brezilya ise her zamanki gibi Dünya Kupası'nın favorilerinden. Dunga, Ronaldinho, Pato gibi isimleri çağırmayarak eleştiri topladı ama tarihin en yenilmez kadrolarından birini yarattı bana göre. Çok sağlam bir defans hattı var Brezilya'nın. Hücumlarıyla değil de savunmalarıyla kazanıyorlar maçları. Tabii Şili açık bir oyun oynadığı için Brezilya gole kolay ulaştı bu maç. Juan'ın kornerden gelen topa kafasıyla vurması kilidi açtı, hemen ardından Robinho-Kaka-Luis Fabiano üçlemesi geldi. Kaka'nın pası müthiş, Fabiano yapılacak en doğru şey olan kaleciyi çalımlamayı yaptı ve boş kaleye bıraktı. 2. yarı ise takımın işçisi Ramires harika getirdi ceza sahası çizgisine kadar ve Robinho'nun nefis bitirişi... Sonrası Valdivia ve Suazo'lu Şili'nin cılız atakları, şeref golü bulma çabası. Brezilya rahat bir oyun sonucu Hollanda'nın rakibi oldu ve bitmiş Almanya-İngiltere'den ve henüz oynanmayan Arjantin-Almanya'dan sonra 3. erken final maçı olan Hollanda-Brezilya maçını izleyeceğiz çeyrek finalde. Brezilya'da Ramires kart cezalısı, sakatlığı süren Elano da muhtemelen oynamayacak. Yine de bu eksiklere rağmen çok küçük bir adım önde görüyorum sambacıları.

Paraguay 5-3 Japonya (Penaltılar)

Çeyrek finalin en sıkıcı maçıydı açık ara. İki takımda hücum takımı değil, orta sahaları ve savunmaları kuvvetli ve oyunu sürekli kontrol altında tutmak istiyorlar. İki takım da 120 dakika boyunca birbirine diş geçiremedi. Bırakın 10-15 dakikayı, 5 dakikalık seri bir baskı bile izleyemedik. Ara sıra cılız pozisyonlar oldu, mesela ilk yarıda Barrios bir pozisyon buldu, Kawashima'yı geçemedi. Japonya kontratakta ceza sahası dışında Matsui ile buluşturdu topu. Bu oyuncunun güzel vuruşu, üst direkten auta çıktı. Japonya buraya Danimarka'yı frikiklerle geçerek geldi. Paraguay ise dersine çalışmamıştı bu maç adına. Ceza sahası çevresinde bol bol faul yaptılar Japonlar'a. Fazla etkili olmasa da Japonya bu frikiklerde, bu rakibiniz Japonya ise alınmayacak bir risk. Ya da alınmaması gereken. Beraberlik takımı Paraguay, bir kez daha berabere tamamladı 90 dakikayı. 30 dakikalık uzatma bölümünde de yine 90 dakikadaki gibi bir kaç cılız pozisyon hariç bir numara yoktu. Bol bol Muhsin Ertuğral dinledik biz de. Ömer Üründül'den sonra ilaç gibi geldi Muhsin Hoca açıkçası. Güney Afrika'yı bildiği için bize Güney Afrika'dan da bahsetti. "Tam bir kapalı kutu!" demeden oyuncu da tanıttı. Bir tek fazla "Dikkatimi çekti." demesi dikkatimi çekti. Levent Özçelik de öznel görüşlerini minimuma indirse ve "Kardoza" yerine doğru telaffuzu kullansa, güzel bir ikili olacaklardı. Neyse, penaltılarda Japonya takımı daha takım gibiydi, daha çok inanmıştı ama maalesef penaltılarda şans da çok önemli bir faktör. Maçın favorisi Paraguay'dı ama bana Japonya nedense daha yakın geliyordu, takımın iyilerinden Komano üst direğe nişanladı. Paraguay'da topun başına gelen 5 oyuncu da (Barreto, Barrios, Riveros, Valdez, Cardozo) penaltıyı gole çevirdi ve Paraguay çeyrek finalist oldu. Japonya'nın en iyi oyuncusu ise bana göre stoper Tulio Tanaka oldu.

İspanya 1-0 Portekiz

2. turun ana yemeği İspanya-Portekiz'di. Almanya-İngiltere maçını bir kenara koyuyorum tabii ki. Son gün, son maç! İspanya turnuvanın 1 numaralı favorisi, Portekiz ise süperyıldız Ronaldo'nun sürüklediği takım. İki takımın da savunması kuvvetli ama İspanyollar orta sahalarıyla rakiplerinden ayrılıyor. Portekiz orta sahasının bir önlem alması gerekiyordu İspanya'ya ve ilk yarı bozdular da. Coentrao'nun soldan etkili çıkışları ve Ronaldo'nun uzaktan şutlarıyla da etkili olmayı başardılar. Maça hızlı başlayan İspanya'ydı aslında Torres ve Villa'nın uzaktan şutlarıyla. Ancak sonrasında orta sahada top yapamayınca duruldular. Ömer Üründül turnuvadaki en haklı yorumlarını bu maçta yaptı sanırım. Tek forvet Torres ile, ve hatta sakatlıktan yeni çıkmış, formsuz, hatta hatta Rooney'den sonra benim için turnuvanın en büyük hayal kırıklığı bu Torres ile olmayacağı belliydi. Bir pivot santrafora ihtiyacı vardı İspanya'nın, Del Bosque'de bunu gördü ve Torres-Llorente değişikliğine gitti. Queiroz ise iyi oynayan Almeida'yı çıkarmakla hata yaptı. Oyun bir anda İspanya'ya döndü. Llorente girdiği gibi yazıyordu Sergio Ramos'un ortasına kafa koyarak, Eduardo refleksleriyle kurtardı topu. İspanya'nın golü gecikmedi. Sol çizgide oynayan Villa, güzel bir organizasyonla golü buldu. Hafif ofsayt kokuyordu ama anlamadığım bir şekilde tekrarı hiç göstermedi reji. Ya da ofsayt kamerasından tekrarı hiç göstermedi diyelim. Golde yine Llorente'nin payı büyük. Golden sonra ise topun tek hakimi İspanya'ydı maç bitene kadar. Bu turnuvada hiç bu kadar dominant olmamışlardı, Euro 2008'den bu yana gelen süreç içerisindeki gibi. Belki, İsviçre maçının ilk yarısında. O rakibin inanılmaz sinirleneceği, topu kapmanın imkansız olduğu kusursuz oyun. Çeyrek final biletini 1-0 ile aldı İspanyollar. Portekiz ise 4 maçın 3'ünde gol bulamadı ama 7 gol ile bitirdi turnuvayı. 4 maçın 3'ünde de gol yemediler ve yedikleri tek gol, onların elenmesine sebep oldu. Elenmenin sebebi mi? Onu Queiroz'a sorun, Ronaldo Bey'imiz öyle diyor...

28.06.2010

İnsan Faktörü


Önce İngiltere’nin sayılmayan “buz” gibi golü, sonrasında Arjantin’in %100 ofsayt olan ilk golü... Kimileri diyor ki: “Maçlar sabaha kadar oynansaydı yine Almanya, yine Arjantin tur atlardı.” Nereden biliyorsun? Sorun da bu zaten. Kimse bilemiyor. Bilemez de. Ama başını Blatter ile Platini’nin çektiği, dünya futbolunun başında oturan bazı adamlar “halk için halka rağmen” kararlarını veriyorlar. Futbolda hiçbir teknolojik yenilik istemiyorlar.

Platini daha 2 Ekim 2007’de buyurmuş. “Video teknolojisi futbolu öldürecektir.” diyor ve devam ediyor: “Futbolda insan faktörü çok önemli. Kameraları bir kullanmaya başlarsak her on saniyede bir oyunu durdurmak, 10 seneye de hakemleri sahadan tamamen çıkarmak zorunda kalırız. Hemen ardından da Premier Lig’e saldırmış: “Çok fazla yabancı oynatıyorlar. Bu durumda bir tuhaflık var ve kesinlikle kısıtlama getirilmesi gerek.” Zaten Avrupa’nın sırf futbol anlamında değil her anlamda kurtuluşu sınırların etrafına görülmez duvarlar örmek değil mi?

Aradan geçen 3 senede hepimiz Platini’nin çizdiği bu güzeller güzeli vizyonda ilerledik. Önce UEFA’nın “Bizim en büyük amacımız, Avrupa Şampiyonasını organize etme sorumluluğunu daha hiç bunu gerçekleştirememiş ülkelere vermek” ilkeleri doğrultusunda Euro 2016, daha 1998’de yeni Dünya Kupası düzenleyen Fransa’ya 1 oy farkla verildi. Video teknolojisi implementasyonundan tasarruf edilen finansmanla, yine “Fair Play” vizyonu çerçevesinde olsa gerek, “Jabulani” diye bir top yapıldı ki herkes şikayetçi.

Platini’nin “10 göz, 6 gözden her zaman daha iyidir” özlü sözüyle oyuna dahil edilen çizgi hakemleri sayesinde

1) Fransa Henry’nin eli sayesinde Dünya Kupası’na katıldı ve cümle aleme rezil oldu.

2) Her Dünya Kupası’nda olduğu gibi kendini yere atan oyuncular oldu, Luis Fabiano topu eliyle 3 kez kontrol ederek gol attı vs.

3) Almanya – İngiltere ve Arjantin – Meksika maçları ve esasında bütün Güney Afrika 2010 FIFA’nın ve hakemliğin utanç turnuvası olarak şimdiden tarih kitaplarına girmeyi garantiledi.

Bütün bu maçlarda (özellikle Almanya-İngiltere karşılaşmasında) ise çizgi hakemleri, doğal olarak toptan hızlı hareket edemeyecekleri için yavaş kalıp nal toplamak zorunda kaldılar.

Bu noktada sanırım çoğu futbolsever, bilhassa Blatter’le Platini’nin kupa sonrası ne diyeceklerini merak ediyorlardı. En azından küçük bir özür, bir açıklama bekliyorlardı. Açıklama bugün geldi: “FIFA maçlara video kameraların konulmasına karşı olan tutumunun ve hakemlerinin sonuna kadar arkasındadır. Bu bağlamda, Güney Afrika 2010’un geri kalan ayaklarında saha içi dev ekranlardan pozisyonların tekrarının gösterimi de engellenecektir.”

Son olarak, bu sansür ve zorbalık rejiminin ne zaman sona ereceğini merak edenler için gelsin: Sepp Blatter, FIFA’nın 2012 seçimlerine rakipsiz, tek aday olarak koşuyor.