İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Scout etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Scout etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.05.2008

Toulon Ümitleri

Sevgili ortakafagol hepinize merhaba. Belçika Ligi yazımdan sonra tekrar karşınızdayım. Ülke olarak Avrupa Şampiyonası için gün saydığımızı biliyorum ama göz ardı ettiğimiz birkaç çocuk var bence. Şu sıralar Toulon’ da devam eden gençlik festivali. Ümit Milli takımımız antrenör Ümit Davala’nın yönetiminde turnuvada oldukça başarılı bir performans sergiliyor. Ben bu turnuvada alacağımız galibiyetler, mağlubiyetlerle hiç ilgilenmiyorum. Bana göre bu oyuncuların geçen sezon neler yaptıkları ve kendilerini hangi sınıfa taşıdıkları daha önemli. Bu yüzden bu yazımda sizlere takım olarak değil oyuncu oyuncu olarak inceleme yapacağım. Takım olarak yapacağım tek yorum 2010 kadrosunda bu takımdan en az 5 oyuncu rahatlıkla bulunabilir.

Ufuk Ceylan

Manisaspor’ un genç kalecisi Ufuk’u bu sezon fazlasıyla ligimizde izleyebildik. Geçen sezon başından beri Ümit takımımızın kalesini koruyan Ufuk devre arasında Martinez’ in alınmasına rağmen kalesini bırakmadı. Boy olarak bir kaleci için çizgi kalecisi olarak görünse de Ufuk bir alan kalecisi. Bu yüzden kendisiyle ilk kez karşılaşan forvetleri fazlasıyla şaşırtabiliyor. Eksikleri ise belinin kalınlığı nedeniyle ikinci toplarda refleksleri oldukça yavaşlıyor, yan toplarda da gereksiz çıkışlarını görebiliyorsunuz. Ancak yıllardır kalemizi koruyan tecrübeli kaleciler bile bu tip hataları rahatlıkla yapabildiğine göre Ufuk’ u baş tacı etmemiz ve kadrolarımıza dahil etmemiz gerekiyor.

Recep Onur Kıvrak

Öncelikle Trabzonspor’a genç kalecilere rahatlıkla yer verdiği için Ersun Yanal nezdinde teşekkür ediyorum. Tolga Zengin, Ahmet Şahin ve Onur bu sezon dönüşümlü olarak rahatlıkla forma giyebildi. Bunda Jefferson’ın eksikliği de büyük bir etken ama bu kadar genç kalecilere forma verebilmek yürek ister. Bu yüzden Trabzonspor’un hakkı verilmelidir ve yabancı kaleci almamaları gerekmektedir.

Recep özelinde kendisini Fenerbahçe maçında rahatlıkla izleyebildim. Böyle büyük bir maçta bu kadar kendine güven beni fazlasıyla şaşırttı. Deivid, Semih ve Alex bitiricilikleri yüksek üç oyuncu karşısında duvar gibi yer alması beni oldukça umutlandırdı. Çünkü sürekli sakatlıkla uğraşan Rüştü ve Volkan’ın arkasında böyle genç kalecilerin bulunması ulusal takımımız için bir seçenek olabilir.

Sinan Bolat

Açıkça söylemek gerekirse Sinan’ı kendi gözlerimle hiç izlemedim. Kendisi Belçika Ligi’nin köklü takımların Genk formasını giyiyor. Bu sezon boyunca 4 maçta takımının kalecisini koruyan Sinan bu maçlarda 4 gol gibi oldukça az sayıda gol yedi. Kendisini izleyemediğim için daha fazla şey söylemeyi etik bulmuyorum.

Durmuş Bayram

Savunmamızın sağ bek mevkiinde görev alan Kayserisporlu Durmuş bana Gökhan Gönül’ ü andırıyor. Aynı onun gibi kafasında sürekli hücum var ve bir savunma bekinden çok bir hücum beki. Dani Alves’in bugünlerde nasıl prim yaptığını düşünürsek bana oldukça heyecan veriyor bu genç adam. Önce Ertuğrul Sağlam sonra da Tolunay Kafkas genç oyuncumuza fazlaca şans verdiği için kendine güveni de oyun tecrübesi yerinde. Ancak sürekli hücumu düşündüğü için zaman zaman arkasına adam kaçırsa da yaşı ilerledikçe bu eksikliğini de giderecektir.

Uğur Uçar

Sakatlanana kadar Galatasaray’ın sağ bek mevkiinde eksiksiz futbol oynayan Uğur sakatlığı nedeniyle ilk önce yerini takımında Sabri’ye kaptırdı genç takımda da Durmuş’a. Bu yüzden turnuvada forma giyemeyecek gibi görünüyor ama iki üç yıldır Galatasaray’da formayı kapması geçen sezonda kiralık olarak Kayserispor’da başarılı performansı nedeniyle Gökhan Gönül’ü yedekleme konusunda Fatih Terim için bir alternatif olabilir.

Eren Güngör

Altay başarısız bir performans gösterse de bu sene Eren’e ve Adem Büyük’e şans vermeleri nedeniyle futbola hizmetlerini yerine getirdiler. Orhan Şam’la birlikte Eren tandemde oldukça sarsılmaz bir görüntü sergiliyor. Hava toplarında oldukça başarılı arkasına adam sarkıtmama konusunda da eksiksiz bir görüntü sergiliyor. Bana göre Süper Lig seviyesine gelmiş bir oyuncu. Tek eksikliği gereksiz yerde faul yaparak gereksiz kartlar görmesi. Bu sezon Feyyaz Uçar kendisini geliştirme konusunda Eren’e oldukça yardım etti ve bir sezon daha onun elinde pişerse bu eksikliğinde de kurtulabileceğini düşünüyorum.

Orhan Şam

Hababam Sınıfı havasında koskoca bir sezonu başarılı olarak geçiren Oftaşspor’da savunmada en çok göze çarpan oyuncu tabii ki Orhan oldu. Zaten sezonun bitmesinden kısa bir süre sonra transfer borsasında hemen yer aldı. Ancak bana göre bu sezon takım değiştirirse hata etmiş olur. Gereken tecrübeyi henüz kazanmadı ve bir sezon daha takımına kalırsa Mahmut hocanın elinde daha da iyi bir oyuncu olabilir. O yüzden sadece sahaya bakmalı ve transferi düşünmemeli. Çünkü sahaya bakarsa hava toplarındaki eksikliğini giderebilir. Başka bir eksikliği yok ve iki bekte de oynayabilmesi nedeniyle ligin kalburüstü oyuncularından olabilir.

Murat Kalkan

Bu sene Oftaş savunmasında ben Murat’a çok dikkat etmediğimi öncelikle belirtmeliyim. Çünkü Giray, İlhan ve Orhan’ ın yanında oldukça sönük kalan Murat yaşının avantajı ve lig tecrübesi sayesinde kadroda yer alıyor. Kendisi hakkında yeterince izlenimim olmadığı için yorumu sizlere bırakmayı etik buluyorum.

Emre Balak

Emre takım arkadaşlarının aksine daha 18 yaşında. Ancak bu sene Samsunspor’da forma bulması nedeniyle bir çok yaşıtının aksine oldukça tecrübeli. Şampiyonada forma giymese de Ümit hocanın onu kadroya dahil etmesi onunla ilgili gelecek planlarının olduğunu gösteriyor. Size de Emre’ nin oynadığı bir maça denk gelirseniz bu genç arkadaşımızı dikkatle izlemenizi öneririm.

Caner Erkin

Caner’i zaten hepimiz iki sezon önceki Ersun Yanal Manisa’sından tanıyoruz. Ancak Türkiye Ligi’ndeki Caner’le Cska’daki Caner arasında dağlar kadar fark var. Kendisinin mevkisinde Berezutski kardeşlerden solak olanı oynadığı için sol açık mevkisinde de Yuri Zhirkov oynadığı için Gazaev ona çok fazla şans veremiyor. Bu maç eksikliği de Caner’den çok şeyler alıp götürmüş. Caner’e tavsiyem en kısa zamanda oynayabileceği bir takıma dahil olması.

Özer Hurmacı

Şu günlerde Türk futbolu oyunun iki yanını da oynayabilen orta saha oyuncusu sıkıntısı çekerken Özer kendini geliştirirse önemli bir alternatif kazanabiliriz. Zafer Yelen, Nuri Şahin ve Özer Hurmacı üçlüsü bana fazlasıyla heyecan verdi. Özellikle Özer’in zaman zaman stoperlerin arasına girip oyunu en geriden kurması Nuri’yi fazlasıyla rahatlattı. Zaten transfer haberlerinde isminin Fenerbahçe’yle anılması hepimize kendisi hakkında iyi referanslar verebilir.

Zafer Yelen

O da Almanya orijinli oyuncularımızdan biri. Türkiye orijinli oyunculara göre tabii ki futbol görüşü avantajı var. Ayrıca Bundesliga gibi bir ligde tam sezon oynamanın getirdiği fiziksel yeterliliği de daha ilk maçtan göze çarptı. O da Özer gibi oyunun iki tarafına hükmetse de hücum özellikleri bana yüksek derecede heyecan verdi. İki üç sene sonra onu Almanya’nın büyük kulüplerinden birinde görebiliriz.

Mehmet Güven

Mehmet Topal’a nazaran o sıçramayı yapamasa da Mehmet için hala umut var. Çünkü Galatasaray gibi çoğu zamanlara gençlere bel bağlayan bir takımda forma giyiyor. Ancak hoca istikrarı olmadığı için her yeni gelen hocanın Mehmet’e şüpheyle bakmaması oyuncunun üstündeki kelepçeyi bir türlü çıkarmıyor. O kelepçeyi çıkarabilirse bana göre Topal’dan bile daha iyi bir orta saha oyuncusu.

Serdar Özkan

Her genç oyuncumuzu saran bencillik kara bulutları onun da etrafını sarmaya başladı. Topa ayağına her aldığında dikine kat etmek yerine Serdar en yakınındaki savunmacıyı yanına çekip güzel bir bilek hareketiyle onu geçmek istiyor. Zaman zaman bunu harika şekilde başarsa da papaz her zaman pilav yemiyor ve hücuma çıkarken kaybedilen top nedeniyle kendi savunmasına zor zamanlar yaşatabiliyor. Ayrıca fiziksel zayıflılığı nedeniyle güçlü savunmalara karşı ezilebiliyor. Ancak yaşını göz önünde tutarsak ve önünde yıllarda gelişebileceğini düşünürsek ben ondan çok umutluyum.

Aydın Yılmaz

Galatasaray tarihi boyunca bir çok oyuncuya haksızlık yapmış olabilir ama bana göre yakın zamanda en büyük haksızlık Aydın’a yapıldı. Aydın Galatasaray’a Konya maçında neredeyse şampiyonluğu getirdi sonraki sezon hiç oynatılmadı. Bu sene Barış Topal gibi bir isme şans verildi ama Aydın kiralık verildi. Bu kadar yetenekli bir oyuncunuz varken Barış’a ne gerek vardı anlayamıyorum. Galatasaray bu sezon bence hocayı seçmeyi bıraksın ve kiralık verdikleri oyuncuları toplasınlar ve oyuncu transferi yapmasınlar. Bu sayede hem takım ruhunu muhafaza edebilirler hem de borç dar boğazından bir nebze olsun kurtulabilirler.

Nuri Şahin

Milli takımımızın maçlarında izlemekten en çok zevk aldığım isim Nuri oldu. Oyun görüşü, arkadaşlarını oyuna dahil edişi, savunmaya yardım edişi tek kelimeyle harika bir turnuva çıkardı kişisel olarak. Zaten iki sezon Alman bir sezon da Hollanda Ligi’nde oynamak bu tip genç isimlerin hepsine iyi geliyor ama Nuri havaya girmeden kendisini oldukça geliştirmiş. Bana göre iki üç sene sonra Nuri varken Emre’nin esamesi okunmayacak.

Bilal Çubukçu

Bilal’i turnuva boyunca izleyemesem de Hertha Berlin’in rezerv takımında 24 maç oynadığını yaptığım araştırmalar sonucunda öğrenebildim. Kendisini kendim izleyemediğim ve yeterli bilgiye sahip olamadığım için Ümit Davala’nın seçimine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İlhan Parlak

Fenerbahçe’deki Zicozedelerden biri de İlhan oldu. Gerektiği yerlerde oynamayan İlhan en olmayacak yerde (Bursaspor maçı) büyük sorumluluk verilerek aslanların önüne atıldı. Ama İlhan böyle zamanlarda karakter göstermeyerek demoralize olmadı ve turnuvaya iyi bir şekilde gelmeyi başardı. Yaşından beklenmeyecek derecede olgunluk gösterdi ve bu gibi kötü olayların üstesinden gelmeyi başardı. Turnuva performansından çok karakter gösterini alkışlıyorum bu genç insanın.

Özgürcan Özcan

Bence Galatasaray’ın liseden de önemli bir parçasını bünyesinde barındırıyor. Bu kadar çok yıldızı arka arkaya yetiştirebilen bir alt yapı varken Galatasaray için paranın zamansal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda Emre, Sabri, Okan, Fatih, Arda, Aydın, Özgürcan, Ferhat, Uğur Uçar gibi bir çok ismi futbolumuza kazandıran böyle bir alt yapı varken Türk futbolunun da önemli direnek merkezlerinden birine sahip olduğunu düşünüyorum. Özgürcan için kötü bir turnuva olsa da sezonun ikinci yarısında kiralık gittiği Gaziantepspor’da gösterdiği iyi performans sonrası bu adama dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Adem Büyük

1. Lig ile ilgili okuduğum bir yazıda Adem için yazarın yavru kartal demesi oldukça hoşuma gitti. Hem fiziksel olarak hem de takımsal olarak güzel bir benzetme olduğu için eğer yazımı hasbelkader okursa yazarı tebrik etmek istiyorum. Bu kısa eleştiriyi geçtikten sonra Adem’e Sinan Engin’in fazlasıyla dikkat etmesini belirtmek istiyorum. Beşiktaş’ın Bobo krizini göz önünde bulundurursak Batuhan gibi Adem gibi öz kaynaklara yönelmek fazlasıyla akıl karı.

Tufan Tosunoğlu

Tufan’ı bu sene Duisburg forması altında izleyemedik ama hakkında okuduklarım oldukça iyi şeyler. Bir çok kulübümüzün de Türkiye’ye getirmek için uğraştığı Tufan’ı Fatih Terim’in de dikkatle izlediği oyuncu hakkında konuşulanlar arasında. Mevlüt gibi bir anda Tufan’ı da takımda görebiliriz.

Sevgili ortakafagol okurları hepinize serin bir yaz ve bol gollü bir turnuva diliyorum. Sağlıcakla kalın…

21.04.2008

Futbol! Biraz Vefalı Ol

Sevgili ortakafagol okurları tekrar karşınızda olmaktan büyük mutluluk duymaktayım. Uzun süredir yazamamamın nedeni daha önce söylemiştim ama bir daha söyleyip affınıza sığınmak istiyorum. Şu anda gençlerimizin hayatını esir alan ÖSS’ye ben de esir olmuş durumdayım. Bu yüzden lütfen beni mazur görün.

Bu sitede bu yazıları okuduğunuza göre futbolu sevdiğinizi düşünüyorum. Peki bu oyunu bize sevdiren ne? Çeşitli cevaplarınız olabilir; gol, mücadele, hareket, heyecan, rekabet, harika hareketler. Bunlar gibi birçok farklı cevabı da kafanızda yaratabilirsiniz. Benimkini sorarsanız ben bu oyunu bize izlettiren ve futboldan zevk almamı sağlayan oyuncuları size gösteririm.

Futbolun hayatımıza girdiğinden beri bir yıldızla karşılaşırız. Bunu yeni doğan çocuk da yaşayacak, benim dedem de yaşadı. Onların zamanında Pele, Zico, Beckenbauer, Rummenige, Tostao, Socrates, Platini, Maradona gibi insanlar vardı. Bende futbolu izlediğimden beri bu tip adamlar yüzünden bu oyunu seviyorum. Zizu, Ronaldo, Rivaldo, Denilson, Henry, C.Ronaldo, Roberto Carlos, Alex, Hagi, Sergen, Nouma, Raul gibi insanlar bu oyunu bana sevdirdi. Ancak futbol, bana kendisini sevdiren oyunculara karşı hiç vefalı davranmıyor. Bende bu yüzden futbola sesleniyorum: ‘’ Futbol!!! Biraz Vefalı Ol’’ .

Çoğu oyuncu bu oyunu sırtladı götürdü. Birçoğu kendi hataları yüzünden oyundan silindi. Onlar konusunda söyleyeceğim hiçbir şey yok çünkü kendi hataları. Birazdan size birkaç oyuncuyu vurgulayacağım. Onların kendi hataları oldu ama ben onların hatalarının yanında futbolun da vefasızlığının olduğunu düşünüyorum. Gelin şu adamların uğradıkları vefasızlıkları inceleyelim.

Luis Ronaldo

Birkaç ay önce Four Four Two dergisi de bu adamın hayatını işledi. İnanın her sayfada futbola olan kızgınlığım biraz daha arttı. Futbol denilen oyun anladık çok zevkli bir etkinliksin ama şu sakatlık belanı böyle adamların üstüne bu kadar gönderme! O insanlar seni omuzlara taşıdı ama sen sadece bir oyun olarak onların hayatını karartıyorsun.Artık biraz kadir kıymet bilir ol.

Ronaldo ilk sakatlandığı zamanlarda bir gazeteci benim çok sevdiğim bir söz söyler: ‘’ Eğer futbol bir dinse, bugün Ronaldo’nun sakatlanmasıyla Tanrısını kaybetti’’. Bana göre de Ronaldo’nun her sakatlanışında futbol çok büyük bir değerini kaybediyor. 98 Dünya Kupası’ nda o futbola her şeyini verirken İnter’ de bir anda dizi sakatlandı. Tam geri döndü derken bir Lazio maçında harika bilek hareketi yaparken bir daha gitti. Bu sezon Milan’da tam döndü derken dizi iflas etti. Ben bas bas bağırmak istiyorum. Futbol Ronaldo’yu bize geri ver.

Rivaldo

Ben yaşımın 18 olması nedeniyle ilk dünya kupası deneyimimi Fransa 98’ de yaşadım. Onun sihirli bilekleri beni benden aldı. Bir sol kanatta rakibin sağ bekini ekarte ediyor, bir sağ açığa gidip rakip sağ beke kalp krizi geçirtiyordu. Ağabeyime hemen sordum bu adamın kim olduğunu hangi takımda oynadığını. Aldığım Barcelona cevabından sonra her cumartesi akşamı TRT’nin başına geçtim. Çünkü o dönemler La Liga’yı TRT cumartesi geceleri veriyordu ve genelde bu gecelerde Barcelona’nın maçları oluyordu.

Ardından bu çikolata renkli arkadaşımız Milan’ın yolunu tuttu. Burada bir oynadı bir oynamadı. Ancelotti ile bir türlü anlaşamadı. Oynadığı maçlarda kötü oyunlar sergilemedi ama o takımda ona yer yoktu. O da buna karşı çıkmadı ve komşu Yunanistan’ın yolunu tuttu. Şimdi nasıl oynuyor bilemiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var futbol kendisini yıllarca parlatan bu adama ayıp etti. O, futbolu yıllarca gözlerimize nakşetti ama futbol onu Avrupa’nın uzağında bir lige gönderdi. Yetmedi Seleçao (Brezilya Milli Takımı için kullanılan isim)’ dan uzak tuttu. Onun sol ayak hareketlerini özledim. Daha ona doyamadım.

Rıdvan Dilmen

Ben onu izleyemedim. İzlediğim maçları da hep TRT arşivlerinden oldu. O benim için bir şehir efsanesidir. Ağabeyim onu bana hep anlatır. Kendisi Beşiktaşlıdır ama sevdiği ender Fenerbahçeliler’ den biri ( beni bile Fenerbahçe’yi tuttuğum için çok sevmez) Rıdvan Dilmen’dir. Televizyonda maç izlerken birader adama bak rüzgar gibi dediğimde o bana sen Rıdvan’ı izlesen ne derdin bilmiyorum der.

Geçenlerde TRT3’te izlediğim Efsaneler isimli programda onu işliyorlardı. Kendisinin bir sözü beni çok etkiledi. ‘’ Ben şu an futbol oynasaydım Türkiye Ligi’nde falan oynamazdım. Beni ya Real Madrid ya da Barcelona forması altında görürdünüz’’. Şimdilerde NTV’de Güntekin Onay’la birlikte %100 Futbol isimli bir program yapıyorlar. En çok tercih ettiğim program Rıdvan Dilmen’in programı sayın seyirciler. Çünkü bana göre kendisi Türkiye’nin en iyi futbol yorumcusu. Onun hemen ardından da Ferdi Leflef ve Uğur Meleke geliyorlar. İşte şimdilerde benim en iyi yorumcu dediğim bu adama zamanında futbolu en çok parlatan isimlerimizden biri olmuş. Hatta izlediğim Efsaneler isimli programda bir olay gösterildi: Bir milli maçta 8 numaralı bu oyuncu sol kanattan 18’e giriyor. İçeri doğru topu çeviriyor.Buraya kadar anormal bir şey yok. Anormal olan Rıdvan’ın hızını alamayıp tartar piste girmesi ve orada bulunan fotoğrafçıyı rüzgarıyla yere sermesiydi. Futbol Rıdvan’a yaptıklarını yapmaya devam ederse ileride öksüz kalacak.

Sözün Özü

Yukarıda bahsettiğim oyuncular gibi daha nice oyuncular gelip geçecektir gözlerimizin önünden. Bazılarını seveceğiz, bazılarından hiç haz etmeyeceğiz ama şu kesin ki böyle adamlar olmadan futbol genelde çekilmez bir oyun olacak. Çok insan tanıyorum bu kötü Trabzon takımını sadece Yattara için seyreden. Futbol vefalı olmalı. Yoksa insanlar için ilgi görmeyen sporlardan biri olacak. Cristiano Ronaldo’yu ilgi görmeyen bir sporda düşünsenize.

Sağlıcakla kalın.

26.02.2008

NİC39

Ondan önce Türkiye’ ye bir çok yıldız zaten gelmişti. George Hagi, John Carew, Popescu, Ariel Ortega, Pierre Van Hooijdonk, Alex De Souza ve şu an aklıma gelmeyen bir çok yabancı yıldız Edirne’ den içeri girmişti. Ama benim için başlıktaki ismin farklı bir anlamı vardır. Çünkü bugüne kadar izlediğim en farklı ve en kendine has oyuncudur.

O ilk geldiğinde Fenerbahçe kendi düzeninde işleyen bir takımdı ama Hooijdonk’ un sakatlığı nedeniyle forvette açığı vardı. Bu yüzden de hem kariyeri hem de Avrupa kupalarında oynayabilecek olması nedeniyle Fenerbahçe yönetimi onu getirmişti. Onun havaalanına geleceği gün uykumu bölmüştüm. Gece geç saatte gelmesine rağmen her yabancı yıldıza yapıldığı gibi havaalanı formalı, atkılı seyirciler tarafından dolduruldu.

İlk zamanlarında takıma alışması için süreye ihtiyacı olduğu apaçık görülüyordu. Ama ince bilek hareketleri bana Ortega’ yı hatırlatmıştı. Size fizik olarak ve futbolculuk olarak ayrı iki isim olarak gelebilirler ama Ortega’ yı iyi izleyemediğim için çok hayıflanmıştım ama Nic bana onu beklediğim günleri hatırlatıyordu. Ronaldinho’ nun popüler hareketini bile bir Gaziantepspor maçında görmüştüm ondan. 39 numaranın onda duruşu, dinlediği müzik tarzının R&B oluşu benim için mükemmel şeyleri ama ona doyamadan kaybettik onu.

Gitmesinin nedeni takım içi problemler olabilir, Türkiye’ ye alışamaması olabilir, sorunlu zihin yapısı olabilir, yönetimle sorunlar olabilir, mali sorunlar olabilir. Bu sorunların doğruluğunu veya yanlışlığını bilmiyorum ama bildiğim bir tek şey var. Türkiye futbolseveri izlemek için çok önemli bir değeri kaybetti. Beni avutan bir tek şey var: Bolton’ a gitmeseydi belki de Chelsea’ ye gidemeyecekti ama Bolton’ a gitmesi sayesinde şimdi onu mavi forma altında izleyebiliyoruz. Sarı lacivert çubuklu formadan sonra mavi forma ona çok yakışıyor çünkü.

Nicolas Anelka’ nın karakterini sevmiyor olabilirsiniz, takımlarından ayrılışlarını sevmeyebilirsiniz, onu iyi bir futbolcu olarak da görmüyor olabilirsiniz ama gözleriniz onun kadar zarif bir isme şahit oldu mu? Beşiktaş maçında sağ açıktan 6 pasa harika inişi, PSV maçında Eric Addo’ ya sol açıkta kalp krizi geçirtişleri, Galatasaray maçında Tomas gibi Song gibi kalbur üstü stoperleri geçişi bunların hepsi bir araya gelince bana çok zarif bir futbolcu gibi geliyor Anelka.

Bu adamın hiçbir eksiği yok mu? Her futbolcu gibi onun da var. Birincisi hiçbir takıma aidiyet duygusunun olmaması. Şu ana kadar oynadığı takımları düşünecek olursanız bu adamın çok daha iyi yerlerde olması gerektiğini düşünebilirsiniz. Sonrasında tek forvet oynadığı zaman takımının hücum gününü oldukça düşürdüğünü görebilirsiniz. Çünkü o daha çok çift forvette gezgin forvet olarak oynamayı çok seviyor. Zaten öyle oynadığı maçlarda da size en güzel anları yaşatabilir. Bunun gibi daha bir çok eksiği de mevcut ama bu kadar eksik kadı kızında da olur diyip ben onu izlemekten en çok zevk aldığım oyuncu olarak ilan ediyorum.

Sevgili ortakafagol okurları biraz duygusal yazdığım için beni mazur görmenizi istiyorum. Fenerbahçeli olduğum ve Anelka’ nın da Fenerbahçe’ de oynaması nedeniyle lütfen taraftar gözüyle yazdığımı düşünmeyin. O sadece benim futbol ilahım. Sağlıcakla kalın.

23.01.2008

Hepimiz Real Madrid'iz

Merhabalar sevgili ortakafagol okurları. Yine bir ara transfer dönemi ve takımlarımız yine tonla para saçmakta. Son zamanlarda her bir olayda hepimizle başlayan ve ‘’ iz’’ birinci çoğul şahıs ekiyle biten pankartlar afişler veya sloganlar görmekteyiz. Bende bunu Anadolu kulüplerimiz ekseninde Türk futbol kulüplerine uyarlamaya karar verdim. Takımlarımız normal transfer döneminde ve ara transfer döneminde o kadar çok harcama yapıyorlar, o kadar çok oyuncuyu getirip gönderiyorlar ki bende artık onların hepsinin Real Madrid olduğu görüşü uyandı. Hem de ne oyuncular… İki maç oynayıp yığınla para alanlar, sadece cebini doldurmak için buraya gelenler ve daha niceleri. Ben bu transfer döneminde de yine böyle ikinci sınıf yabancıların geldiklerini görünce bu konuya değinen bir yazı yazmaya karar verdim. En ilgi çekici örneği de daha giriş paragrafından vermek istiyorum. Hepiniz İbrahim Ba isimli Senegalli oyuncuyu bilirsiniz. Bilmeyenler veya hatırlayamayan futbolseverler için sizlere tanıtayım. Ba isimli bu Senegalli arkadaşımız 6 sene boyunca Milan’ da oynamış bunun yanında Bordeaux, Bolton, Marsilya gibi çok iyi takım isimlerini kariyerinin bir köşesine alnının hakkıyla not etmiş bir oyuncudur. Bizim yazımıza konu olmasının sebebi ise böyle bir oyuncunun 2004-2005 sezonunda Ç.Rizespor’ a gelmiş olması ve sadece 2 maçta forma giyip bir sonraki sezon İskandinav ekiplerinden Djurgardens’ e gitmiş olmasıdır. Hem böyle bir oyuncu Türkiye’ ye geliyor hem de iki maç oynatılıp geri dönüyor. Sizce de ironik değil mi?

Her sene transfer dönemlerinde Anadolu takımlarımızın gazetelerde yer alan minik kutucukların Brezilya’ nın, Arjantin’ in, birçok Güney Amerika veya Afrika ülkesinin ikinci lig takımlarından veya herhangi bir birinci lig ekibinden namını bilmediğiniz bir oyuncunun ismiyle dolduğunu görebilirsiniz. Arada sırada böyle oyuncular tutsa da çoğu hemen gözden çıkarılır ve bir diğer transfer döneminde gönderilir ve yerine bir türevi alınır. Her dönemde bunu eksiksiz görebilirsiniz.

Bu kadar geniş bir transfer piyasasından sonra ise bu Anadolu takımlarımızın nedeni bilinmez bir şekilde mali zorluğa düştüğünü görürsünüz. Sonrasında da Belediye Başkanı’ na, Vali’ ye, yerel iş adamlarına giden ve bağış isteyen yöneticileri görürsünüz. Peki bu yöneticilerin transfer döneminde futbolculara ve oyuncu menajerlerine para kaptırırken aklı neredeydi? Hemen cevabımı vereyim: Çünkü yeni bir yabancı oyuncu alındığında ve bu oyuncu basına forma ile tanıtıldığında oyuncunun yanında kimler boy gösterir ve kendi reklamlarını yaparlar? Tabii ki yöneticiler. Artık bu komik oyunlarını lütfen bitirin sayın yöneticiler ve bu mali darlıkta paraları çarçur etmeyin.

Transfer döneminden sonra ise başlayan ligde antrenörlerin bu oyuncuları kulübeye kitlediğini görürsünüz. Çünkü başıboş ve kendi kafalarına göre transfer yapan yöneticiler, antrenörlerin bütün planlarını alt üst eder antrenörler de buna misilleme olarak bu yabancıları oynatmaz ve olan bu kulüplerin zaten az olan paralarına olur.

Sevgili ortakafagol okurları biraz dolu olduğumu fark etmişsinizdir. Lütfen yanlış bir şey yazdıysam şimdiden sizden özür dilerim ve affınıza sığınırım ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim ‘ Sevgili Anadolu kulüpleri yöneticilerimiz lütfen HEPİMİZ REAL MADRİD’ İZ sloganını ağızlarınızdan bırakınız.

21.07.2007

Galati - Trabzon: Bir İntertoto İşkencesi

İstanbul’da sıcak ve nemli bir cumartesi günü. Oturduğum yerde bile terlediğimden hiç de dışarıya adım atasım yok. İşte böyle bir ortamda Trabzon’un İntertoto maçını izlemek iyi bir seçenek görünüyordu.

Romanya’daki sıcağın, buradakinden pek de bir farkı yoktu. Zaten maçtan bir gün önce Ziya Doğan burası Türkiye’den bile sıcak diyordu. Rakip takımın stadının ışıklandırılması olmadığı için maç hem Türkiye saati hem de yerel saatle 18.00’de başladı. Ve daha maçın 10. dakikasında Serkan’ın forması sırılsıklamdı. Sıcak hayatımda ilk defa rastladığım futbol molasına da yol açtı. Devrelerin tam ortasında 23 ve 65’te hakem birer dakikalık su molası verdi. Araştırmadım ama Öztürk Pekin’in dediğine göre İntertoto maçları için UEFA’nın böyle bir talimatı varmış.

Maça Trabzon Umut’u tek forvet oynatıp onu sağdan Yatara, soldan Gökdeniz ile destekleme anlayışı ile çıktı. Ancak bu iki oyuncu da hücuma katılmada etkisizdi. Zaten daha 30 dakika olmadan Yatara kırmızı kart görünce bu taktik de yalan oldu. Yattara’nın niye kırmızı kart gördüğünü ise kameralar yakalayamadı. Ancak topsuz alanda rakibine dalaşmaktan gördüğünü çözebildik. Eminim yarın yine gazeteler Yattara’nın takıma yarardan çok zararı olduğunu çizip, infazını isteyecekler.

Trabzon’un yediği ilk gol tam bir kronik Türk futbolu hastalığı. Savunma oyuncularımız, kendilerini yan hakem sanmayı çok seviyorlar. Yine böyle bir derinlemesine atılan pasta, iki savunmacı ellerini kaldırıp koşmayı kestiler. Rakip forvet uzak direğe vurdu top direkten döndü. Ancak bizim iki salak savunma oyuncusu kendilerini yardımcı hakem zannedip, ofsayta karar kıldıkları için koşmayı kestiler ve çok rahat savunmanın çıkartabileceği bir pozisyonda koşmadıkları için forvet topa yeniden vurma şansı buldu.

İlk yarı bittiğinde Trabzon’un tek bir atağı yoktu. Sıcak sebebiyle Ziya Doğan’ın Ceyhun’u tek devreye sakladığını düşünüyorum. Nitekim, ikinci yarıya Ceyhunla başladı. Bu da açıkçası ilk 15 dakika yararlı oldu. 10 kişi oynamalarına rağmen Ceyhun, Gökdeniz ile birlikte 60. dakikaya kadar rakip kaleye atak yapsalar da bundan pek bir sonuç çıkmadı.

Maç keçiboynuzu tadındaydı açıkçası. Bremen – Münih maçının başlamasıyla iki maç arasında gidip gelmeye başladım. Öteki maçta goller arka arkaya gelmeye başlayınca da iyice gözüp o tarafa kaydı. Trabzon’a yeniden döndüğümde skor 2-1 olmuştu.

Sonuç olarak Trabzon keyifsizdi. Hüseyin çok hata yapıyor. Trabzon tek santrafor ile devam ettiği sürece bi cacık olmaz. Ha turu geçer mi? Skor gayet burada geçmesine yeterli. Rakipte de açıkçası bi numara yoktu.

13.07.2007

Copa America'dan Göze Batanlar

Saygıdeğer ortakafagol.com okurları yeni bir yazıyla karşınızdayım. Avrupa ligleri bittikten sonra yine futbol açlığımız ülke olarak başladı. Bizim ülkemizde erkeklerin hayatı futbol üzerine kuruludur. Genç erkekler kız arkadaşlarıyla olacak buluşmalarını takımlarının maçı olmadığı günlere ayarlar. Evli erkekler eşleri maç esnasında televizyonun önünden geçerse en sağlam kavgalardan birini çıkarır. Bu yüzden ligler bittiği için erkekler bir buhran içindeydi ki ( bunun içinde ben de vardım) derdimize Copa America yetişti. Hem de öyle bir yetişti ki gol rekoruyla. Dünya Kupası bile gol açlığımıza derman olmamıştı ama Amerika kıtası takımları gol açlığımızı fazlasıyla giderdi. Tabii ki bu kupada da çok ilgi çeken ve yetenek avcılarına göz kırpan oyuncular ortaya çıktı. Bende bu sınıftaki oyuncuların birkaçını size anlatmaya çalışacağım.

Humberto Suazo

Şili milli takımının futbolu turnuva boyunca vasatı aşamadı bana göre ama iki oyuncuları vasatın çok çok üstüne çıktı. Bunlar Humberto Suazo ve Mark Gonzalez. Mark Gonzalez’ i yapmamaya karar verdim çünkü kendisi zaten Liverpool’ da oynuyor ve birçoklarınız onu tanıyor. Hiç bilinmediği ve tanınmadığı için ben size Suazo’ yu tanıtacağım. Bende kendisini bu turnuvadan önce tanımıyordum. Daha turnuvanın ilk maçı Ekvador maçından itibaren göz doldurmaya başladı. Zaten çok az pozisyona giren Şili takımının çeyrek finale çıkmasında Suazo’nun girdiği pozisyonların %80’ ini gole çevirmesi çok etkili oldu. Suazo’ nun ne kadar bitirice bir oyuncu olduğunu 06-07 sezonu boyunca oynadığı 75 maçta tam 70 gol oranıyla görebiliriz. Kendisi neredeyse her maçta bir gol atıyor. Vücudunu oldukça iyi kullanıyor. Sırtına aldığı stoperin topu ondan çalması oldukça zor. İki ayağına da oldukça hakim ve kafa toplarında da iyi zıplamasının etkisiyle oldukça kuvvetli. Takımı Colo Colo’ da bu sezon gösterdiği performanstan dolayı Meksika takımı Monterrey’ e transfer oldu. Santrafor arayan takımlarımız niye Şili gibi oyuncuların çok pahalı olmadığı ligleri taramazlar bilmiyorum. Boş boş forvetlere milyonlarca döviz akıtan takımlarımız çok daha düşük bir fiyata Suazo’ yu getirebilirdi. Bu gibi ligleri taramadıkları için menajerlerin elinde kepaze oluyorlar. Menajerler oyuncunun iki maçlık kasetini getiriyor. Bu kasetlerde de oyuncunun en iyi oynadığı maçlar oluyor. Ama bir oyuncunun sadece iki maçlık görüntüsüyle fikir edinemezsiniz ki. Bir oyuncunun koskoca bir sezon boyunca hatta birkaç sezon boyunca izlenmesi gerekir ki bu sayede oyuncunun her hali görülmelidir.

Salvador Ortega Cabanas

Cabanas’ ı çok fazla izleyememiş olabilirsiniz. Ama dış görünüşü ve ismiyle hatırınızda kalabilir. At kuyruğu saçları ve gereğinden fazla kilolarıyla tembel bir oyuncu kanısına kapılabilirsiniz ilk gördüğünüzde ama onu maç esnasında izlediğinizde ne kadar dinamik bir oyuncu olduğunu görebilirsiniz. Savunmalar için oldukça yıpratıcı ve top tekniği çok yüksek bir oyuncu. Genelde yedek olarak başlıyor ama girdikten sonra da oldukça olduğunu gösteriyor. Diyebilirsiniz ki o oyunun koptuğu rakip savunmaların maçı bıraktığı dakikalarda giriyor diyebilirsiniz. Ama onun takım arkadaşları bile maçı bırakmışken o çalışıyor didiniyor ve golünü atıyor. Kendisi Meksika’ nın Club America takımında oynuyor. Kendisi 06-07 sezonunda çıktığı 38 maçta 25 gol atarak iyi bir yüzde tutturdu.

Jose Andres Guardado

Meksika milli takımının orta sahasının önemli dişlilerinden biri olan Guardado kupada gösterdiği iyi performanstan sonra eski günlerini arayan İspanya’ nın köklü takımlarından biri olan Deportivo La Coruna’ ya transfer oldu. Aynı kültüre yakın bir ülkeye gittiği için uyum sorunu yaşamadan takımına oldukça iyi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Ancak gereğinden fazla değişen Deportivo on birinde başı da dönebilir. Bu kupada ise oldukça iyi performans gösterdi. Takımın yarı finale çıkmasında önemli katkıları oldu finale çıkamasalar da ben üçüncülük maçında başarılı olacaklarını düşünüyorum. Guardado sağlam orta saha görüntüsü veriyor. Oyunun iki tarafını da oldukça iyi oynuyor. Attığı paslar oldukça isabetli ve bu attığı pasların çoğu final pasları. Rakip orta saha oyuncularını da oldukça iyi bozuyor ve pas kanallarını çok iyi kapatıyor.

Bir scout köşesi yazısını daha sona erdirdik. Benim için yazması oldukça zevkli oldu. Umarım sizin içinde okuması zevkli bir yazı olmuştur. Mutlu günler bol gollü gerçek ve halı saha maçları dilerim.

8.06.2007

Hayal Kırıklıkları - 3

Dünya Kupası öncesinde kupada beklediğim hayal kırıklıklarıyla ilgili tahminlerde bulunmuştum. Kupa sonrasında da bunlarla ilgili sonuçları içeren bir yazı yazmıştım. Birçok okur benle hem fikirken birçok okurda zıt yönde görüş belirtmişti. Şimdide bu döneme kadar ki oynanan maçların sonuçlarına göre beni hayal kırıklıklarına uğratan takımları size aktarmaya çalışacağım.

A Grubu

Polonya, Sırbistan, Finlandiya ve Portekiz gibi kafaya oynayan takımların yanında bir de Belçika’ nın olması beni hiç şaşırtmazdı. Çünkü kadro kalitelerine baktığımızda hiçte kötü durumda değiller. Savunmalarında Hamburg ‘lu Kompany ve Bayern’ li Van Buyten olmamasına rağmen PSV’li Simons ve Ajax’ lı Vermaelen varken çok gol yemeleri oldukça düşündürücü. Bu kötü performanslarının altında yatan nedenin liglerinin kalitesizliği olduğunu düşünüyorum. Her sene lig şampiyonları Şampiyonlar Ligi’ne katılıyor ama 4. sıradan yukarı çıkamıyor. Bu kötü lig kalitesi de milli takımlarına yansıyor. 8 maçta topladıkları 7 puan ülke futbolları için oldukça düşündürücü.

B Grubu

Gürcistan takımı Belçika kadar olmasa da beni biraz hayal kırıklığına uğrattım. Çünkü Dünya Kupası elemelerinde bizim grubumuzda oynadıkları birçok maçı izlemiştim ve bana ümit vermişlerdi. Kadrolarında çok yetenekli oyuncuları olmasına rağmen takım olamadıkları için kendilerini bir kademe yukarı daha taşıyamıyorlar. Schalke’li sol açık Kobiashvili, AZ’li ve eski Trabzonspor’lu Shota, Blackburn’lü stoper Kzihinasvili gibi çok yetenekli oyuncularının olmasına rağmen takım olamadıkları sürece vasat bir takım görüntüsünden uzaklaşamazlar.

C Grubu

Milli takımımızın da olduğu bu grupta Puskas’ ın mirasından yiyen Macaristan en büyük hayal kırıklığı olarak görülüyor. Deplasmanda aldıkları Bosna galibiyeti dışında aldıkları hiçbir sonuç taraftarlarını tatmin etmedi. Birkaç sene öncesinde Matheus aşısını denemişlerdi ancak o da sonuç vermedi. Kadrolarındaki en yetenekli iki oyuncunun İngiltere Championship’ te oynayan Zoltan Gera ve Hertha Berlin’in 100 yaşındaki liberosu Pal Dardai olduğunu düşünürsek Macaristan eski günleri çok arayacak. Bu kötü durumların yanında Belçika Ligi yazarı olduğum için sıkça takip ettiğim Anderlecht’ in stoperi Roland Juhasz’ a dikkat etmenizi öneririm. Ayrıca FM severlere de bu oyuncuyu tavsiye ederim. Özellikleri ve fiyatı bakımından iyi bir seçenek.

D Grubu

Kuzey İrlanda bile grubunda iddialı oluyorsa Galler milli takımının şapkaları önlerine koyup düşünmesi lazım. Denedikleri hiçbir aşı John Benjamin Toschak bile tutmadığına göre radikal bir çözümün zamanı geldi. Bellamy ve Giggs gibi iki tane tecrübe abidesi kadroda olmasına rağmen hiçbir şeye benzemeyen bir oyunları var. Rıdvan Dilmen bile o kadar sıkılmış ki ‘’Galler futbolu bıraksın rugby’de takılsın’’ dedi.

E Grubu

Bu grupta beni hayal kırıklığına uğratan bir takım yok sadece beklediğim atılımı yapamayan bir takım var. O da Makedonya. Yıllardır gruplarında bazı takımlara baş belası olmalarına rağmen kayda değer bir başarıları yok. İngiltere aynı grupta olduğumuz sene deplasmanda İngiltere’yle berabere kalmalarına rağmen o sene grupta hiçbir iddiaları yoktu. Kadro kalitesi olarak çok iyi olmamalarına rağmen iyi mücadele ediyorlar ve takım görüntüsü çiziyorlar. Ama bir ekstra oyuncuları olmadığı için çok ileri gidemiyorlar. Bu ekstra oyuncu Lazio’ nun oyuncusu Pandev olacak diye düşünülürken o da çare olamadı.

F Grubu

Çoğunluk bu grubun hayal kırıklığı Danimarka diye düşünürken ben farklı bir takımı seçtim. İzlanda yıllardır Makedonya gibi bazı takımlara karşı ters sonuçlar alsa da başarı seviyelerini bir kat daha attıramıyorlar. Bir önceki Avrupa Şampiyonası elemelerinde iyi sonuçlar aslalarda başarılı olamadılar. Gudjohnsen gibi ekstra bir oyuncuları da var iyi de takım oyunu oynuyorlar ama tecrübe eksiklikleri nedeniyle başarılı sonuçlar bir türlü arka arkaya gelmiyorlar. Bunu gidermek için sahada daha sakin kalmaları gerekiyor. Bunun içinde çok tecrübeli bir teknik direktör ile anlaşmaları gerekiyor. Çünkü bazı maçlarda sadece panik yaparak puan kaybediyorlar.

G Grubu

Onları gerçek bir turnuvada en son 2002 Dünya Kupası’ nda görmüştük. Kadrolarında Zlatko Zahovic gibi bir yıldızları vardı. Dünya Kupası’ na katılan en küçük ülke olma ünvanına da sahipler. Ancak Slovenya takımı o Dünya Kupası’ ndan sonra düzenli bir düşüş içerisinde. Birkaç yıl daha böyle devam ederse yere çakılacaklar ve bir daha kalkmaları çok zor olacak. Çok zor rakiplerin olmadığı şu grupta bile 7 maçta sadece 4 puan toplamaları çok ciddi şeyler anlatıyor. Radikal çözümler alma zamanı geldi.

Sizlerle bana göre hayal kırıklıklarını paylaştım. Bu takımlar sizin görüşlerinize uymayabilir. Bu da oldukça doğal. Çünkü futbol herkesin gözünde farklı bir oyun. Futbolu da cazip yapan bu değil mi zaten?

5.06.2007

O Gece

Merhaba sevgili ortakafagol okurları. Uzun zamandan sonra scout köşesinde yeni yazımla karşınızdayım. Son dönemde yerel liglerin hepsi sona eriyor. Liglerden bir çok şampiyon çıkıyor ve şampiyonluk kutlamaları çoğunda göz kamaştırıyor. Bende bu yazımda size şampiyonluğun belli olduğu günde olanları yazacağım. Genelde bu köşede böyle yazılar yazmam ama şampiyonlar belli olduğu için böyle bir yazı yazmaya karar verdim.

Şampiyonluk günü gelir çatar. Sabah kalktığınızda bir heyecan vardır içinizde. Acaba olacak mı? Bu akşam gönlümü paylaştığım takım ipi göğüsleyecek mi? Aynı renkler için istekte bulunduğum futbolcular bunu başarabilecek mi? Yoksa yarın okulda, işte, kahvede, cafede, arkadaş ortamında, msn’de ve bunlar gibi daha birçok yerde arkadaşlarım benle dalga mı geçecek?

Saatler yaklaşırken maça doğru heyecan kat sayınız git gide artar. Artık maç başlasın diye dakikaları saymaya başlarsınız. Saatinize bakarsınız maça bir saat vardır. Biraz süre geçtikten sonra çok zaman geçtiğinizi zannedersiniz bir daha saatinize bakmaya karar verirsiniz. Bakarsınız hala bir saat vardır. Sağlam bir hayıflanma yaşarsınız.

Oyuncularınız sahaya çıkar. O gün formalar gözünüze daha da bir renkli daha da bir canlı gelir. Her şey daha da değişik gelir size. Pankartlar, dövizler daha da anlamlıdır. Taraftarın söylediği şarkılar daha da yüksek sesle gelir kulağınıza. Oyuncuların yüzüne bakarsınız. Yüzünüze savaşçı gibi görünürler. Çok hırslıdırlar başladıkları gibi rakibi mağlup edeceklermiş gibi görünür gözlerinize.

Maç başlar sonunda. Allah’ım şükür sana dersiniz. Sonunda başlar maç. Şampiyonluğa her dakika daha da yaklaşıyorsunuz. Heyecanınız sürekli artıyor, kalbiniz daha da fazla çarpıyor, en ufak bir engelde kalp krizinden öleceksiniz gibi gelir. Maç sonuna doğru artık öleceğinize kesin karar verirsiniz. Çünkü en ufak bir engel sizin öldürür. O kadar yaklaşmışken o kupanın bir kulbundan da siz tutuyormuşsunuz gibi gelir.

Artık sonlar geliyor. Saniyeler geçmek bilmiyor. ‘’Bitir şu maçı artık be hocam!’’

haykırışları ortaya çıkmaya başlar. ‘’ Daha ne uzatıyorsun be hocam. ‘’Bitir de rahatlayalım bitir de kutlamaya başlayalım’’. ‘’ Bitir de kurtulalım şu eziyetten bitir de bu gece rahat rahat bir uyku uyuyalım’’.

Son düdük sonunda çalar. O düdüğü duymayı dakikalar boyunca hayal edersiniz. Gerçekten çaldığında da gerçek değil sadece bir yanılsama olduğunu düşünürsünüz. Ama sahaya gözünüzü bir çevirirsiniz ve bayramı görürsünüz. Bayrak alıp koşanlar, taraftarla bütünleşenler, birbirine sarılanlar. Tam bir bayram yeridir. Bütün sorunlar biter. Her şey son bulur artık. Dünyadaki bütün kötülükler biter sizin takımınızın bayramı başlar.

Eve gidersiniz her televizyon kanalı takımınızın kutlamasını canlı yayınlar. Zevkiniz daha da artar. Bir an önce o gecenin bitmesini ve o sizle dalga geçme potansiyeli taşıyan kişileri görmek istersiniz.

Maç bittikten sonra hemen telefonunuza sarılırsınız. Kafanızdaki şey en çok değer verdiğiniz en çok sevdiğiniz kişiyi aramaktır. Bir çalar hemen açmasını istersiniz ikinci çalış gelir korkarsınız ama o sesi duyduğunuzda rahatlamaya başlarsınız. Çünkü en sevdiğiniz takım şampiyon olmuştur ve en çok sevdiğiniz kişiyle telefondu konuşuyorsunuzdur.

Evet sevgili okurlar bu şampiyonluk kutlamaları herkes için farklılık gösterebilir. Unuttuğum veya size ters gelen şeyler olabilir. Bu yazıyı sadece kendi hissettiklerimi aktarmak için yazdığımı göz önünde bulundurmanızı istiyorum.

Bol gollü günler…

8.02.2007

Neler Oluyor Bize?

Uzun zamandır sizlere yazılarımla seslenemediğim için özür dilerim. İlk paragraflarımı yazının ana konusuna aktarmayı gelenek haline getirmişken bu yazıda bir istisna yapmak istedim. Kendimi bildim bileli çevrem ve aile yapımdan dolayı futbolla iç içeydim. Uzun yıllardır çok sayıda maç izledim; hazırlık maçları, lig maçları, kupa maçları, hazırlık turnuvaları, Avrupa kupaları, büyük organizasyonlar. Bugüne kadar binlerce maç izledim ve bu yaşıma kadar hiçbir zaman futbol zevkimi kaybetmedim. Ama kısa bir zamandır savunma futbolları Dünya futbolunda o kadar etkili olmaya başladı ki artık futboldan sıkılmaya uzaklaşmaya başladım. Kendi başıma bir şey yapamayacağımı biliyorum ama temenni ediyorum ki eski hücum futbolu günlerine geri döneriz.

Yazımın ana konusuna gelecek olursak bu yazımda futbolun halkımızın sinirlerini nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum. Ligimizin ve Türkiye kupamızın maçlarına evimde yayıncı kuruluşum alıcısı olmadığı için halka açık yerlerde zaman zaman bir cafede zaman zaman da kahvehanelerde izliyorum. Bu şekilde futbolun insanlarımıza etkisini rahatlıkta inceleyebiliyorum.

Bu incelemelerimden sonra ülke futbolumuzun halkımızı çok gerdiğini ve sinirlendirdiğin apaçık gördüm. Maç başında benle çok sakin bir şekilde konuşan bir insan maç bitiminde arkadaşına iyi akşamlar derken bile ağzından alevler çıkacak zannediyorsunuz. Bu gerilmeleri tetikleyen iki etmen var bana göre. Biri futbolcular ikincisi de hakemlerimiz.

Eğer futbolu seyir zevki açısından izliyorsanız ve güzel hareketlerden hücum futbolundan zevk alıyorsunuz Türkiye Ligi maçlarını hiç izlememelisiniz. Çünkü seyir zevki açısından çok düşük seviyede giden ligimizi her hafta Barcelona’ nın maçına tercih eden çok futbolsever tanıyorum. Bu kararlarında haksızda değiller hani. Çünkü futbolumuzda artık eskisi kadar yetenekli oyuncular göremiyoruz. Dünya Kupası’ ndan bu zamana kadar hala Hasan Şaş’ ı tartıştığımıza göre Arda gibi Tuncay gibi Burak gibi oyuncuları önümüzdeki 10 sene boyunca konuşacağız gibi geliyor. Onları gölgede bırakacak yetenekte yeni oyuncuları futbolumuza kazandıramıyoruz. Bu yüzden de seyir zevki için maçları izlemeye gelen insanlar, sadece koşan, mücadele, eden, rakibin iyi oyuncusunu futboldan soğutan, sahadan silen, hücum varyasyonları yapmasını engelleyen tabiri caizse yetenek fakiri oyuncuları izleyince ayar oluyor. Adam 10 numara izlemeye geliyor ama aslında stoper olması gereken 9 tane oyuncu bir de kaleci izliyor. Futbolcuların halkımızı germesinin bir diğer nedeni de yaptıkları aldatmacalar, rakip takımların oyuncularına yaptıkları yanlış hareketler. Örneğin çok sakin bir şekilde evden çıkan adam en ufak darbede üç takla atıp boğazını yırtarak bağırarak hakemden faul isteyen oyuncuyu gördüğünde sinirleri zıplıyor. Dalyan gibi oyuncular bir faul almak için balerin gibi kendilerini yere atınca önce bir ‘kalıbından utan’ lafı geliyor ardından sadece yanlarındaki kişinin duyacağı desibelde okkalı bir küfür sunuyorlar. İkinci olarak oyuncuların germe sebebi de rakip takım oyuncularına yaptıkları yanlış hareketler. Türk örf ve adetlerine göre büyüklere saygı en önemli yazılmamış kurallardan biridir ama futbol sahalarında bu kuralın hiçe sayıldığını görebiliriz. Çünkü bazı oyuncular yaşça kendilerinden oldukça büyük oyunculara bile saha içerisinde sülalesine kadar dayanan küfürler edebiliyorlar. Tamam bunu maç sırasındaki heyecana, adrenaline bağlayabiliriz ama maçtan birkaç gün sonra terbiyesizlik yaptıkları için bir özür bile dilemiyorlar. Ben 2001 yılında Kadıköy’ de kendisinin yıllarca kaptanlığını yaptığı Bülent Korkmaz’ a yaptıklarını uzun bir dönem unutamayacağım.

Gelelim ikinci ana gerilim sebebine. Cuma gününden başlayıp Pazartesi gününe kadar süren hakem eleştirilerindeki gibi bir eleştiri yapabilir miyim bilmiyorum. Ben bu işe farklı bir açıdan bakıyorum. Bu gerilimde hakemlerin bana göre hiçbir suçu yok. Nasıl diyebilirsiniz. Paragrafın başında da söylediğim gibi 4 gün boyunca bir kurum sürekli eleştirilirse insanlarda normal olarak hakem camiasına karşı bir antipati besleyebiliyorlar. Her hafta sonu bir maçı canlı izlediğim için artık hakemlerin ağırlığını da anlayabiliyorum. Çünkü insanlar en ufak hatada bile onlara küfür demetlerinden en ağırlarını seçip yolluyorlar. Bana göre artık içi boş hakem forması bile göstersek insanlarımız küfür etmeye başlayacaklar.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım son dönemlerdeki duygularımı ve gözlemleri size aktarmak istememdi. İnşallah sizi sıkmamışımdır ve okunası zevkli bir yazı ortaya çıkarmışımdır.

Bol hücum futbollu günler dilerim.