İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Sevilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.12.2007

Sevilla ile Oynamak

Birkaç gün önce şampiyonlar liginde 2. tur kuraları çekildi. Fenerbahçe’nin payına da Sevilla düştü. Şu günlerde sıklıkla Sevilla ile ilgili değerlendirmeler yapılmakta, kimileri kuranın oldukça iyi olduğundan, kimileri ise Sevilla’nın çok güçlü bir takım olduğundan bahsetmekte. Ben de bu vesileyle, iki yıl önce analizini yaptığım Sevilla’dan tekrar bahsetmek istiyorum.



Sevilla’dan bahsetmeden önce Şampiyonlar Ligi kurasıyla ilgili birkaç şey söylemenin yerinde olduğu düşüncesindeyim. Sezon başından beri Avrupa’da ummadığım kadar iyi oynayan ve gruptan çıkarak önemli bir başarı gösteren Fenerbahçe’yi kutlamak isterim. Elde edilen başarı son derece mühim. Son 16 takım arasına kalmayı asla hafife almamak gerek. İtalyan, İspanyol ve İngilizlerin 4’er takımla yer aldığı, Lyon, PSV gibi takımların önemli başarılar elde ettiği bu organizasyonda 16 takım arasına kalmak kuşkusuz önemli bir başarı. Kura çekiminde Fenerbahçe’yi bekleyen 7 takımdan Üçü İspanyol, ikisi İngiliz, biri İtalyan diğeri ise Portekiz takımıydı. Çok basit bir mantıkla bile çekilecek en iyi kuranın Portekiz takımı olacağını düşünmek sanırım yanlış olmaz. Porto da oldukça iyi bir takım olmasına karşın Fenerbahçe’nin tur şansının en fazla olacağı kura elbette bu kura olurdu.



Porto dışındaki altı takımı birbirinden Fenerbahçe açısından çok ayırmamak gerekir. Bu altı takımdan hangisi çıksa Fenerbahçe’nin şansı oldukça az olarak değerlendirilmeliydi. Sevilla’nın Türk Kamuoyu açısından bir farkı vardı. Bu fark da Sevilla isminin henüz Barça, Real, Milan, Manc.Utd., Chelsea seviyesinde olmamasıydı. Zaten kura sonrası yapılan yorumların esasını da bu teşkil etmekte.



Bundan iki-üç yıl önce Sevilla’da yaşanan değişim kimilerinin dikkatini çekmişti. Bu değişimin parlak sonuçlar vereceğine o günlerde inananlardandım. Ne var ki Sevilla beklenenden çok daha hızlı bir yerlere geldi ve son iki yıla Avrupa’da damgasını vurdu. İki sezonda, 2 UEFA, 1 İspanya Kral Kupası, 1 İspanya Süper Kupası ve 1 tane de Avrupa Süper Kupası. Ligde geçen yıl son haftaya kadar Şampiyonluk mücadelesini kattığımızda, yaşananların muazzam olduğunu kabul etmemiz gerekir.



Sevilla’yı analiz ederken, Fenerbahçe’ye değinerek bunu yapmayı uygun görüyorum. Geçen iki muhteşem yılın ardından Sevilla, bu sezona İspanya Süper Kupasında Real Madrid’i iki maçta da çok rahat yenerek başlamıştı. Ardından ise Getafe maçında Puerta’nın hayatını kaybetmesiyle büyük bir şok yaşayan Endülüs takımı, bu olaydan üç gün sonra oynadığı Süper Kupa Finalini Milan’a kaybetti. Ş.ligine de Arsenal mağlubiyetiyle başlayan Sevilla, ligde istikrarsız bir grafik ortaya koydu. Juande Ramos’un Tottenham’a gitmesi takımda çok fazla değişikliğe neden olmadı. B takımın teknik direktörü Manuel Jimenez getirildi.



Sıkıntılı günleri atlatan Sevilla, ş.liginde altı maçın beşini kazanıp, ligde de son haftalarda hem iyi futbol oynayıp, hem de iyi sonuçlar almaya başladı. Muhtemelen, Şubat ayına gelindiğinde ligde de durumunu toparlamış olacaklardır.



Sevilla’nın Fenerbahçe oranla önemli bir avantaja sahip olduğu kaleci mevkisi şu an için soru işareti. Sevilla’nın son iki yıldaki başarılarının mimarlarından Palop sakat ve Fenerbahçe’ye karşı da muhtemelen oynayamayacak. Bu önemli bir şans. Kalenin şimdiki sahibi De Sanctis ise sezon başında Udinese’den transfer edildi. 30 yaşındaki kaleci Palop’u mutlak suretle aratacaktır diye düşünüyorum.



Sevilla klasik 4-4-2 sistemini sahada uygulayan bir takım. Bu sistemin doğal bir gereği olarak da kanatları oldukça aktif bir biçimde kullanıyorlar. Sevilla’da savunmanın sağında büyük takımların transfer gözdesi olan Dani Alves yer alıyor. Dani Alves’in hemen önünde de Jesus Navas oynuyor. Bu ikili Sevilla’nın rakiplere büyük üstünlük kurmasında çok önemli bir etken. İki oyuncu da çok hızlı ve teknik kapasiteleri hayli iyi. Fenerbahçe’nin burada bir şansı var. Sevilla’nın çok iyi olduğu sağ kanadının karşısında Carlos-Vederson ikilisi de Fenerbahçe’nin oldukça iyi olduğu bir yer. Alman Hinkel ise Dani Alves’in yedeği. Sevilla’nın sol kanadı sağ kanadı kadar olmasa da oldukça iyi. Dragutinovic ya da genç Crespo bu alanın savunucuları, genç yıldızlardan Diego Capel bu sezon sol kanadın hücumcusu olarak kendine forma ansı buldu. Brezilyalı Adriano da sakatlıklarla başı sık sık derde girse de çok önemli bir yetenek. Gökhan Gönül’e eğer gereken yardım getirilmez ise Capel ya da Adriano karşısında işi kolay olmaz. Dragutinovic ya da Crespo yerine Adriano da çekilerek Adriano-Capel ikilisi de Gökhan’ın karşısında olabilir.



Sevilla takımı hücumu çok fazla düşünen bir ekip, bu nedenle savunmaları zaman zaman arızaya da uğramıyor değil. Savunma göbeğinde yaşadıkları sakatlıklar da bu sıkıntıyı daha da artırıyor. Sezon başından beri Javi Navarro, Escude, Fazio, Boulahrouz gibi isimler sakatlıklar nedeniyle başı ağrıyan isimlerdi. Kolombiyalı Mosquera’yı da ilave ettiğimizde savunma göbeğinde oynayacak oyuncular oldukça kaliteli isimler. Escude Fransız, Navarro İspanyol Milli takımına kadar yükseldiler geçen yıl ki formlarıyla. 20 yaşındaki Arjantinli Fazio’da uzun yıllar Arjantin savunmasında yer alacak, önemli bir yetenek. 1.95’lik fiziğiyle geçmişte kısa olan Sevilla savunması için önemli. Tek santraforlu Fenerbahçe’nin bu savunma göbeğini aşması Chelsea ya da Manc.Utd. savunmasına görece kolay da olsa, bu yine de uğraş verici bir iş.



Sevilla orta sahasının sağından ve solundan bahsettim. Ortadaki ikili tercihi bu sezon genellikle Keita ve Poulsen. Savunma yönü çok güçlü olan bu ikilinin Aurello-Selçuk(Deniz) ikilisine oranla hücumdaki etkinlikleri daha fazla olacaktır. Maresca, Marti, Renato orta sahadaki diğer alternatifler. Sağ kanatta Alfaro, sol kanatta ise Duda ise orta sahadaki diğer isimleri. Brezilyalı Renato ikinci forvet olarak da kullanılabilen bir isim. Orta sahada görev verildiği zaman Sevilla’nın hücum gücü artarken, savunma anlamında daha fazla sorun yaşıyorlar.



Sevilla, takımının en zengin olduğu yer ise hücum bölgesi. Beş tane çok önemli forvete sahipler. Kanoute-Fabiano ikilisi form durumları itibariyle ilk tercih edilen isimler. Fizik güçleri çok fazla olan bu ikili Edu-Lugano için çok büyük bir tehlike. Özellikle Kanoute’yi durdurmak çok zor. PSV’den gelen Kone takıma uyum sürecini atlatmış görünüyor ve takıma katkı vermeye başladı. Kadroda daha az şans buluyor olsalar da Kerzhakov ve Chevanton çok hızlı ve gol vuruşu iyi olan isimler.



Sevilla kadrosu önemli yıldızları barındırıyor da olsa tam anlamıyla “takım” diyebileceğimiz bir ekip. Oturmuş kadrosuna ilave ettikleri oyuncular belli bir kıstasa göre ve özenle seçiliyor. Altyapıdan gelen Capel, Crespo, Navas, Alfaro, Fazio gibi isimler de takım stratejisini özümsemiş ve takım kimyasına kolaylıkla uyum sağlıyorlar. Sevilla, özellikle Ramon Sanchez Pizjuan’da oynadıkları karşılaşmalarda son derece baskılı oynayan bir takım. Sevilla’nın bu sezon evinde Real Madrid, Arsenal ve Valencia karşısındaki mükemmel oyunlarını düşündüğümüzde, müthiş zor bir deplasmanın Fenerbahçe’yi beklediğini söylemeliyiz.



Sevilla’nın bu sezon yakaladığı istatistiklere baktığımızda Ş.liginde eleme maçlarıyla birlikte Avrupa’da bu sezon oynadıkları 8 maçta 7 galibiyet alıp 20 gol attılar ve sadece gruptaki ilk maçlarında Arsenal’e kaybettiler. İnişli-çıkışlı bir grafik çizdikleri ligde ise son haftalarda artan performanslarıyla 7 galibiyet, 2 beraberlik ve 8 yenilgi alarak 23 puan topladılar. 32 gol atıp, 23 gol yemeleri hem golcü bir takım olduklarının hem de savunma problemleri yaşadıklarının iyi bir örneği. Keza 20 gol attıkları ş.liginde de 8 gol yediler.



Türk Kamuoyu, Fenerbahçe yönetimi, teknik heyet ve futbolcular Sevilla kurasını oldukça iyi karşıladılar. Bu kağıt üzerinde iyi bir kura olarak görülebilir kuşkusuz. Ne var ki, daha evvel de belirttiğim gibi bu kuranın bazı avantajlarının yanında önemli dezavantajları da var. Çok deneyimli oluşları ve özgüvenleri, takım oyununu belki de Avrupa’da en iyi oynayan takım olmaları, mükemmel hücum güçleri, oyun disiplinine verdikleri önemi dezavantajlar arasında sayabiliriz. Savunmada yaşadıkları sıkıntılar, Palop’un oynamama ihtimalinin yüksekliği, Dani Alves’in geçen sezonu aratır oluşu, Sevilla isminin görece diğer takımlara oranla Fenerbahçe cephesinde yaptığı olumlu hava, Fenerbahçe için sayılabilecek avantajlar olabilir.



Önümüzde uzun bir zaman var. O günlerde her iki takımı yeniden değerlendirmek gerekir. Sevilla’nın şampiyonlar liginde bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıllarda finale kadar gitmesi kimseyi şaşırtmayacaktır. Sevilla finale giderse, Fenerbahçe’de bu yılsonunda buruk bir sevinç yaşayabilir.

15.05.2006

Film Gibi Final

Sevilla’nın belli bir alanda komple ileri – geri gidip gelen orta saha dörtlüsü, maçın neticesini tayin eden birincil unsurdu.

Bu kurgu, bir taraftan zaten orta sahadan yeterli desteği alamayan Viduka – Hasselbaink ikilisi karşısında savunmayı fazlasıyla rahatlatırken, diğer taraftan, ne kadar olsa yine İngiliz olan ve olur olmaz yaradana sığınarak oynayan Boro’nun dönen top hakimiyetini asgariye indirdi..

Böyle bir orta sahaya karşı oynayan rakibin, son iki turu çok daha vahim vaziyetlerden maç çevirerek geçmiş bir takım da olsa, en istemeyeceği şey skor dezavantajına düşmekti. Ki ilk yarım saatin sonunda tabela bu şekle dönünce, Boro’nun işi kendi kişisel meziyetlerinden ziyade Allah’a kalmış denilebilirdi..

İkinci yarının beşinci dakikasında, Palop’un elçiliğinde Kadir Mevla’m da tarafını belli edince maç fiilen bitmiş oldu..

Zira bu pozisyonun hemen ardından Sevilla, geçiş yaptığı post-modern Catenaccio ile, Maccarone’nin ikinci yarıya getirdiği kısmi hareketliliğin tekerrüre dönüşmesini engelledi ve Boro’nun son iki turdur dönüm noktası olan “Ha 1-0 olmuş, ha 5-0” diyeceği anın gelmesini beklemeye başladı.

Şimdi dışardan baktığımızda her şey Sevilla tarafından yazılmış bir senaryo gibi görünüyor gözümüze: Bir boks maçı misali rakiplerin birbirini tarttığı bir ilk yarım saat, bu sürenin sonlarına doğru gelen rastgele bir gol (Ki 60 veya 70’de de gelebilir ve filmin bir kısmını hızlandırmaktan kelli neyi değiştirebilirdi?), final bölümüne kadar sıklaştırılmış savunma tedbirleri, arada olur da konsantrasyon eksikliğinden gelirse bir şekilde savuşturulacak birkaç pozisyon ve final bölümünde malum rakip baskısına toplu halde çıkılan kontrataklarla verilecek karşılık; artık gol gelmese bile birinden, ikisinden sonra rakip haldır – huldur gelemez..

Gerçi dakikalar 90’a yaklaştıkça Sevilla’nın büründüğü “Daha da atacaktık ama hakem maçı bitirdi” psikolojisinin bu perspektiften makul bir izahı yok ama…

Sahada Viduka’nın kaçırdığı pozisyon dışında Boro namına gördüğümüz tek şey; Rochemback’ın tavan yapan top çalışlarla Sevilla’nın maç içerisinde niteliği niceliğinin iki katı görünen orta sahasına psikopatça direnişiydi (Boateng’i gören oldu mu?)..

Şayet, nihayetinde o da bir insan olan Rochemback’ın kapasitesi, oyunun diğer yönünü de yeterli ölçüde kaldırabilse, belki bu sayede birinin (Veya bir unsurun) eksenine girerek rahatlayacak olan Boro’nun geri kalanı da maça tesir edebilirdi.

Çeşitli eksiklerinin de vesilesiyle, UEFA Kupası’nda çizdiği genel profilin aksine iyice yerel bir futbol oynayan Boro, haliyle iki ayaklı bir eşleşmenin deplasman maçını oynar gibiydi ve yine haliyle, sezon başlarındaki özgüven sorununu da çoktan aşmış Sevilla karşısında kağıt üzerinde de pek şanslı değildi. Ama yine de bu hezimet, özellikle son iki turun tesiriyle oluşturdukları sempatiden çok bir şey götürmemiş olsa gerek.

İlaveten biz milletçe bizi 90. dakikada ayağa fırlatan adamı daha bir severiz.

Sevilla için ise söylenebilecek çok fazla bir şey yok. Geçen yazılardan birinde geçen tespiti, “UEFA Kupası’nı kazanan takımların ortak yönleri” teorisini doğruladılar. Ve elbette kupayı, yukarıda da söylediğimiz gibi, maç başlamadan dahi haketmişlerdi..

Gönül ister ki, Sevilla gibi total futbol oynayan, ya da en azında oynamaya çalışan / yaklaşan takımlar "Alternatif futbol kültürü" namına daha iyi yerlere gelsinler..

Ama önümüzdeki sene oyun sistemlerine yaratıcılık yönünden biraz olsun ekleme yapmadıkça, genel hatlarıyla daha iyi, daha başarılı bir takım olmanın anahtarını elde etmeleri, yani kendi liglerinde başa güreşmeyi başarmaları çok zor.

20.04.2006

Sevilla: Endülüs Harikası

Onyedi özerk bölgeli, Katalunya’sı, Galiçya’sı, Bask’ı ile bizim üniter yapımızdan yola çıkarak anlamak da güçlük çekeceğimiz ilginç bir ülkedir İber yarımadasının büyük çocuğu İspanya. Yanlış anlamayın okuduklarım bunlar daha henüz gidip görmedim. İspanya’nın tarihinden de bahsetmeyeceğim bu yazıda. Ne var ki Andalucia(Endülüs) bölgesinin en büyük kenti Sevilla’da geçtiğimiz birkaç sene ile birlikte futbolda büyük bir ilerleme, bir farklılık gözleniyor. Yazının konusu da bu.

Sevilla kenti İspanya’nın gerek tarihsel dokusu gerekse futbol kültürü açısından kayda değer kentlerinden(En azından futbol tutkunu bizler için öyle)Bu Endülüs kentinin iki tane takımı İspanyol futboluna da damgasını vurmuş durumdalar. Betis-Sevilla derbisinin dünya üzerindeki en görkemli birkaç derbiden biri olduğu artık neredeyse herkes tarafından biliniyor. Hem Manuel Ruiz De Lopera hem de Ramon Sanchez Pizjuan tribünleri bu görkemi yaşıyor. Sevilla futbolu 90’lı yılların sonunda büyük bir düşüşe girmiş ve hem Betis hem de Sevilla bırakın LaLiga’nın önder takımlarından olmayı soluğu İkinci Ligde almışlardı. Bu iki takım düştükleri ikinci ligden 2001 yılında tekrar La Liga’ya yükseldiler ve kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Müthiş derbilere sahne olan Sevilla kentinin bu iki takımı La Liga da şampiyonluk görmüş az sayıda takımdan ikisi. Betis 1934-35 sezonunda İspanya Şampiyonu olurken, Sevilla ondan 11 yıl sonra 1945-46 sezonunda İspanya Şampiyonu oldu. Şampiyonluk sayılarının az olması onların İspanyol futbolundaki yerini hiçbir zaman aşağılara itmedi. Bu iki takım her zaman LaLiga’nın en önemli unsurlarından oldular. Geçen sezon iki takımda büyük bir çıkış yakalamışlar ve hatta aralarında lig dördüncülüğü yani Şampiyonlar ligi bileti için nefes kesen bir yarışın içine girmişlerdi. Sonuçta Betis Şampiyonlar ligi biletini alırken, Sevilla da UEFA kupasının yolunu tuttu. Betis için bu sezon hiç de iyi başlamadı önce kötü bir kura sonucu Liverpool ve Chelsea ile eşleştiler(Buna rağmen Chelsea’yi yenmeyi başarmış olmaları önemli)lige de hiç de iyi başlayamadılar ve ard arda gelen sakatlıklarla da beraber(Ricardo Oliviera hiç kuşkusuz en önemlisi)kendilerini ligin dibinde bulmuşlardı. Neyse ki şimdi toparlandılar ve tehlikeli bölgeden giderek uzaklaşıyorlar. Artık yazının asli unsuruna geçmek istiyorum. Yani Sevilla’nın kırmızı-beyazlılarına;

Geçen sezonki başarıdan sonra hem teknik direktörleri Caparros’u Deportivo’ya, hem de Sergio Ramos ve Baptista gibi çok önemli iki oyuncusunu Real Madrid’e kaptıran Sevilla takımı kadroyu güçlendirmek konusunda hiç de tereddüt etmedi. Saviola, Kanaute, Luis Fabiano gibi isimler takıma derin bir hücum zenginliği oluşturdu. Teknik direktörlüğe de en son Malaga’yı çalıştıran(daha önce Betis’i de çalıştırmış), Juan De La CruzJuande Ramos” u getirdiler. Sezona onlar da hemşehrileri gibi iyi başlayamamış ve ilk maçta sadece bir galibiyet almışlardı. Sonrasında ise hem UEFA kupasında hem de ligde aldıkları başarılı sonuçlar ve oynadıkları güzel futbolla ligde beşinci sırayı, UEFA kupasında da yarıfinali yakalamış durumdalar. Ligi bu sezon ilk dört içinde bitirmeleri olasılığı hiç de az değil. UEFA’yı kazanma şansları ise belki ligdeki ilk dört içine girme olasılığından da fazla. UEFA kupasında Beşiktaş ile de aynı grupta yer almış(Sevilla’da 3-0 mağlup etmişlerdi) ve izleme imkanı bulmuştuk. La Liga’nın gerçekten de takım gibi takımlarından Sevilla. Savunma hattındaki başarısı oldukça fazla. Espanyol ve Real Madrid maçları dışında hiçbir maçta ikiden fazla gol yemeyen bir takımdan bahsediyoruz.

Kırmızı-Beyazlıların oldukça iyi de bir kadrosu var. Zaten hem ligde hem de Avrupada başarılı olabilecek bir kadronun yetersiz olması söz konusu olamazdı. Özellikle hücum silahları gıpta edilecek cinsten. Arjantinli Saviola, Brezilyalı Luis Fabiano, Fransız Frederic Kanoute, Portekiz-Kongo karışımı Makukula ve İspanyol ümit milli Kepa.

Orta sahada henüz 20 yaşındaki Jesus Navas çok önemli bir yetenek. Brezilyalı Adriano, İtalyan Maresca(Juventus’dan hatırlarız sanırım) önemli isimler. Navas gibi altyapıdan yetişmiş 21 yaşındaki Antonio Puerta da son haftalarda önemli bir performans sergiliyor. 22 yaşındaki Brezilyalı Daniel Alex da Silva üç sezondur takımın orta sahasının belki de en önemli ismi. Brezilyalı Renato, İspanyol Jesuli, Jordi, Marti, Fernando Sales diğer önemli isimler. Henüz 17 yaşında olmasına rağmen ara sıra kendine yer bulan Diego Capel de takımın gelecekteki çok önemli bir ismi olacak. Jesus Navas, Diego Capel ve Kepa’nın özellikle de ilk ikisinin gelişimini yakından takip etmenizi öneririm. Bu oyuncular adlarını sıkça duyuracaklar çünkü bize. Bu noktada Sevilla takımının geçmişten beri genç ve yetenekli oyunculara kadrosunda yer vermesine dikkat çekmek lazım. Ayrıca Sevilla ile Real Madrid transfer ilişkisi de dikkate değer. Zamarano, Davor Suker, Robert Prosenecki, Soler gibi isimler iki takım arasındaki en önemli transfer örnekleri. Bu arada Maradona’nın da bir dönem Sevilla forması giydiğinin altını çizmek lazım.

Defansın sağında Javi Navarro, solunda Aitor Ocio yer alıyor. Fransız Escude, David ve Dragutinovic göbekte oynayan isimler. Pablo, Prieto, Crespo, Blanco diğer savunmacıları. Kaleyi ise bu sezon Valencia’dan aldıkları Palop ve emektar Notorio ile doldurmuşlar.

Juande Ramos’un takımı klasik 4-4-2 oynayan, alan savunması yapan, çok koşan, oldukça mücadeleci ve güçlü bir takım. Saviola ve Fabiano’nun verimlerinin daha üst seviyede olmaları onlar için çok arzu edilen bir durumdu yine de bu sezonun İspanya’daki en başarılı takımlarından biri olmalarını engellemiş değil bu durum.

Ligde kalan haftalarda Real Madrid, Barcelona gibi maçları olan Sevilla’yı bu karşılaşmalardan tekrar izleme fırsatı bulacağız. UEFA kupasının da en başından beri benim için favorisi olan Sevilla’nın kupayı alacağı kanaatim devam ediyor. LaLiga takımlarının son birkaç sezondaki Avrupa maceralarındaki başarısızlıklarını bu sezon gerek Sevilla gerek Villareal gerekse Barcelona ört bas etmiş görünüyorlar.

Endülüs takımı dedik ya işte. Türk milleti için bu adamlara karşı bir yakınlık duymamıza neden oluyor. Bir nevi kültürel yakınlık hissi uyanıyor insanda galiba. Bu başarının darısı diğer Endülüs kentlerine diyelim bari. (özellikle Granada ve Cordoba)

11.03.2005

UEFA Kupası'nda Rakipler: Sevilla

Güney İspanya’da, Endülüs mirası, Rossini’nin bilindik operası (Sevil Berberi) sayesinde berberleriyle de meşhur olmuş bir şehir Sevilla.. Gerçi İspanya, tarihi açıdan Avrupa’nın geri kalan kısmına taş çıkartacak bir seviyede ama insan Sevilla’nın Avrupa tarihinde en önemli dönemlere tanıklık etmiş kültürel yapısına değinmeden geçemiyor.. Bugün bile Sevilla’da mimari açıdan değişik kültürlerin izlerini kolaylıkla farketmek mümkün..

Bir şehir olarak Sevilla ile ilgili söylenebilecek bir başka şey; sıcak, çok sıcak oluşu.. E, insanları da sıcakkanlı tabi, bu tür tanıtımlarda sıkça kullandığımız bir tabiri tekrarlayalım, şehre bir kasaba psikolojisi hakim..

Şehrin bir diğer takımı da Real Betis.. Her ne kadar gerek İspanya’da, gerekse Avrupa’da yaygın olan, aynı şehir takımları arasındaki rekabet, Sevilla’nın kültürel yapısı sebebiyle olsa gerek, benzerleri kadar ön planda değilse de, yine de yok da değil.. Hatta bu iki takım arasında enikonu yönetim ve taraftar yapısı farklılıklarından da bahsetmek mümkün; hani Boca fakirlerin, River zenginlerin takımıdır gibisinden.. Ama bu farklılık şehirde terör estirecek boyutlarda kesinlikle değil tabi..

İşin ilginci, her iki takım da La Liga’nın orta seviye takımlarından, ve son yıllarda ligi, biri diğerinden çok yukarda veya aşağıda bitirmiyor haliyle (Burada şunu belirtelim; her ikisinin de bir La Liga şampiyonluğu var, birbirlerine ne kadar benziyorlar değil mi?)..

Yine son yıllara bakıldığında, Betis, Sevilla’ya nazaran daha fazla para harcayan, daha çok sansasyonel işler yapan bir görüntü içinde.. Sevilla genellikle arada bir parlattığı yıldızlarla dikkat çekiyor (Mesela seneler öncesinden Suker, yakın zamandan Reyes) ama aynı şey Betis’te de var (Yakın zamandan Joaquin), ihtimal bu, aynı şehrin takımı olmaları gerçeğiyle ilintili.. Betis’in arada yüksek rakamlı transferleri (Denilson) bu sezon ilk defa Sevilla’da göze çarptı. Bir başka deyişle, Sevilla genellikle kadrosunu nadiren biri parlayan, ama çoğu ismini yerel anlamda bile duyuramayan oyunculardan oluştururken, ilk kez bu sezon kendini ispat etmiş oyunculara yöneldi (Saviola, Kanoute, Maresca, Fabiano). Bunda tabi Ramos ve Baptista’nın Real’e satışından gelen yüklü paranın da payı büyük (Sanırım 30 Milyon Euro civarında)..

La Liga’da orta halli bir takım olan Sevilla, son iki sezondur istikrarlı bir biçimde ligi 6. bitiriyor. Ondan önce de 9-10. sıralarda seyrediyordu. Maçlarını 45.500 kapasiteli, 1958 yapımı Ramon Sanchez Pizjuan Stadı’da oynuyor..

Joaquin Caparron’un Deportivo’nun başına geçmesi sonrası takımın başına bu sezon, Malaga teknik direktörü Juande Ramos’u getiren Sevilla, tapusu halen Barcelona’da bulunan Saviola’yı kiraladı.. Ayrıca Tottennam’dan Kanoute (4,5 M), Juventus’tan Enzo Maresca (1,7 M), Standard Liege’den Dragutinovic (1 M), Porto’dan Fabiano, Valencia’dan artık Canizares’in arkasında illalah diyen kaleci Palop (Bosman) transfer edilerek sezona girildi..

Sezon başından beri La Liga’da istikrarlı bir gidişat tutturan Sevilla’nın kendisini ciddiye alan takımlara karşı oynadığı maçlar epey ksır geçiyor.. Zaten Sevilla’nın sezon başından bu yana Celta’ya 2-1 mağlup oldukları deplasman maçı dışında, oynadığı hiçbir maçta toplam 3 gol atılamadı; maçlar genellikle 1-0, 1-1, bazen de 2-0 bitiyor..

10. hafta geride kalırken Sevilla, 4 galibiyet, 4 beraberlik, 2 de mağlubiyetle 7. sırada..

Sevilla, kadrosu ve oyun sistemi ile tam bir deplasman takımı. Bunun sahaya yansıyan en açık örneği de; UEFA Kupası 1. Turunda, Alman Mainz ile kendi sahalarında 0-0 berabere kalmalarına rağmen, Almanya’daki maçı 2-0 kazanıp turu geçmeleri.

Yeri gelmişken, UEFA’ya bildirdikleri kadro şöyle:

Kaleci

1 Andrés Palop (İspanya)

13 Antonio Notario (İspanya)

26 Pablo Vargas Pérez (İspanya)

Defans

2 Javi Navarro (İspanya)

3 David Castedo (İspanya)

4 Daniel (Brezilya)

19 Ivica Dragutinović (Yugoslavya)

20 Aitor Ocio (İspanya)

22 Fernando Sales (İspanya)

23 Pablo Ruiz (İspanya)

24 Pablo Alfaro (İspanya)

27 Antonio Puerta (İspanya)

28 David Prieto (İspanya)

31 Manuel Blanco (İspanya)

Orta Saha

8 Jordi López (İspanya)

11 Renato (Brezilya)

15 Jesús Navas (İspanya)

18 José Luis Martí (İspanya)

21 Antonio López (İspanya)

25 Vicenzo Maresca (İtalya)

Forvet

7 Javier Saviola (Arjantin)

9 Ariza Makukula (Portekiz)

10 Luis Fabiano (Brezilya)

12 Frédéric Kanouté (Mali)

14 Carlitos Domínguez (İspanya)

16 Adriano Correia (İspanya)

17 Jesuli (İspanya)

21 Antonio López (İspanya)

30 Kepa Blanco (İspanya)

Sevilla’ nın oyun stili, benzerini bir çok İspanyol takımının tatbik ettiği, özellikle orta sahada ve kendi yarı alanında alan daraltan bir yapıya sahip. Zaten teknik direktör Ramos da bu sistemin önemli tatbik edicilerinden biri.

Sevilla özellikle kalabalık orta sahasıyla ve bu orta sahanın desteğiyle ayrıca kalabalıklaştırdığı savunmasıyla da dikkat çekiyor. Bu yukarıda bahsettiğimiz iki husus, daha yukarıda bahsettiğimiz Sevilla maçlarındaki gol kısırlığının açıklayıcısı.. Evet, Sevilla maçları (Üçüncü kez bahsettiğimiz üzere) gol yönünden kısır, ama Sevilla’ nın hücum ve savunma stratejisi sayesinde de hareketlilik yönünden (topun hareketliliği) hayli zengin: Hücuma fazla oyalanmadan (o kalabalık orta sahaya rağmen) çabuk ve doğrudan çıkmayı oyun karakteri haline getirmişler ve hücum hatları da haftalar ilerledikçe beklenen doğrultuda şekillenmeye başladı. Saviola ve Fabiano’ nun takıma ve forma girmeye başlamasıyla oyuncu tercihi onlardan, diziliş tercihi de 4-2-3-1’ den yana..

Bu doğrultuda sağ kanatta Daniel – Kanoute, sol kanatta da David – Adriano tercihleri ağırlıkta. Savunmanın ortasında sıklıkla Ocio – Navarro veya çok yönlü Dragutinovic oynuyor. Orta saha ikili veya üçlü, tercihlerde Maresca – Navas – Marti – Renato (nadiren de Jordi) üzerine yoğun. Sahada orta sahadan hücuma dönük bir yarı forvet varsa, bu Fabiano. Santrfor ise sezon başlarında Kepa iken, artık iyiden iyiye Saviola..

Barcelona’nın tutmayan Arjantinli kumarlarından biri olan Saviola (Diğeri Riquelme) Monaco seferinin ardından, Riquelme ve (veya) Eto’o gibi bir kendini ispat çabası içinde La Liga’ya geri döndü. Bu dönüşü de ligin istikrarlı takımlarından (Unutmamak gerek ki Fransa gibi bu ligde de istikrar bir sorun, elimizde Sociedad, Celta, La Coruna gibi taze örnekler var) Sevilla’yla yaparak, bir nevi küçük takımda büyük oyuncu rolüne soyundu..

Gitgide yer bulmaya başladığı takımda şimdilik bu rolün hakkını verecek bir görüntü çiziyor. Dahası, takımın oyun sisteminin bu bücürün meziyetlerinden istifade edecek şekilde kurgulanacağına dair ipuçları var..

Ama hala tam verim sunabileceği bir pozisyonda değil. Çalışkan bir santrforun yanında, üretkenliğiyle etkin olabilecek şekilde oynaması, onun çıkış noktası olan 2001 Dünya Gençler Şampiyonası performansına dönmesini sağlayabilir..

Sevilla’nın Avrupa geçmişine bakarsak; 1 kez Şampiyon Kulüpler Kupası’na (6 maçta, 2 galibiyet, 2 beraberlik, 2 yenilgi), 1 kez Kupa Galipleri Kupası’na (2 maçta 1 galibiyet, 1 mağlubiyet ve ilk turdan veda), 6 kez de UEFA Kupası’na (30 maçta 13 galibiyet, 8 beraberlik, 9 mağlubiyet) katıldıklarını görüyoruz.

Beşiktaş’ın Sevilla karşısında şöyle bir avantajı söz konusu; Sevilla iç saha maçlarında bile hayli defansif sayılabilecek bir oyun oynuyor (Dilimiz varsa liberosuz Catenaccio diyeceğiz). Ama yemesini bilene (Buraya bir gülümseme efekti yakışır) adeta uyutarak gol atıyorlar, ve Beşiktaş da buradaki tabirle uyumayı seven bir takım..