29.03.2013
13.05.2012
Trink!
27.04.2012
Topcast 26.04.2012
30.10.2011
Oradan Buradan
Maçlara gelirsek: İki yarı finali arka arkaya izledik. Epeydir bir süperstarın olmadığı kadınlarda iki maçı izlemek epey yorucuydu. Hele ki Kvitova - Stosur maçı hiç rally olmadan, sürekli basit hatalarla geçen bir maç oldu. 5 saat kıçının üstüne oturarak maç izlemek zor işmiş. Bir insanlar yazın bunu açık havada nasıl yapıyorlar anlamıyorum.
23.10.2011
Fenerbahçe - Samsunspor
Maç öncesinde Manchester derbisi ile başladık güne. Forumun diğer Citylisi Cuma Ali maç hakkında birşeyler karalayacaktır diye tahmin ediyorum. Daha 30 hafta var belki ama artık ciddi ciddi şampiyonluktan konuşabiliriz. Maçkolik Complex 6. golden sonra "kulakları çınlasın" tezahüratı ile inliyordu. David Silva ne top oynadı be kardeşim? Rio Ferdinand, acıların cocuğu filminin başrol oyuncusuydu.Bu haftaki diğer maçlar gibi maçın şehitler ile ilgili geçeceği belliydi. Belki Bursa - Ankaragücü ya da bunun muadili maçlarda oluyordur ama ben Fenerbahçe stadında ilk defa rakip takım tribünü ile karşılıklı tezahürat yapıldığını gördüm. Keşke bu tezahürat " Vatan sana canım feda!" olmasaydı. İki tribünde dev Türk bayrağı açıldı. İnsanların elinde bayraklar vardı, 10. yıl marşı çalındı. Tüm bunların onda biri Almanya maçında yoktu. Vatanseverliği hatırlamamız için illa gencecik çocukların ölmesi mi gerekiyor? Saygı duruşunda, slogan ya da alkışı duymuştum ama ilk defa dua okunduğunu da gördüm.
Maça gelirsek:
- Senelerce Luciano, Edu ve Lugano ile duran toplardan tomarla gol attıktan sonra artık bu vazifeyi görecek bir stoperimiz yok.
- "Genç" Semih senelerce bu takımın esas forveti olmak için bekledi, şimdi ise hiçbir çaba sarf etmiyor.
- Stoch'un oyundan alınmaması gerekendi. Stoch yerine Caner ile oynamak, attan inip eşeğe binmeye benziyor. Caner'in ne işi var bizim takımda ya? Bir sol ayaklı adam yetişmez mi memlekette?
- Kim kaç puanda bilmiyorum bile! Nasılsa play-off var. Ama Kayseri ve Kiev karşısındaki Beşiktaş'ı çok rahat yeneriz.
21.07.2011
Sezon Açılışı
Kombineli olarak 6. sezonumun açılışında şu durum olmasa tabi ki bir hazırlık maçına gitmeyi düşünmezdim ama kulübün şu durumunda gitmemezlik edilmezdi. Maç öncesinde etrafta yeni çıkan; esasında Fenerbahçe'nin bu maçta da giydiği formalı birçok taraftar vardı.13.07.2011
Şike
Fenerbahçe’de yaşanan, bir temizlik çalışması değil, bir iktidar çatışmasıdır; dolayısıyla siyasaldır.
Yanlış anlaşılmasın; “Şike yoktur” demiyorum; tersine, “Yıllardır olan şey niye şimdi ortaya çıkarılıyor” sorusuna cevaben, “Siyaseten zamanı geldi de ondan” diyorum.
Fenerbahçe tarihi boyunca hep böyle olmuştur.
* * *
Birkaç örnek vereyim:
Tek parti döneminde Fenerbahçe’nin başkan koltuğunda CHP’li Şükrü Saracoğlu oturuyordu.
Saracoğlu, 1934’ten 1950’ye kadar Başkan kaldı. Başbakanken bile bu koltuğu bırakmadı.
1950 baharında DP iktidara geldi.
Ülkedeki tek partiden kalma koltuklar yenilenirken takımların koltuk takımları da o bahar temizliğinde değiştirildi.
12 yıllık “Milli Şef” İnönü’nün ardından, 16 yıllık Başkan Saracoğlu da koltuğu devretti.
Kime?
Demokrat Parti milletvekili Osman Kavrakoğlu’na...
* * *
Kulüpte DP egemenliği ne zaman bitti dersiniz?
27 Mayıs’ta...
Menderes’i deviren askerler, futbol takımlarından da DP’li başkanları değiştirmelerini istedi.
Zaten Kavrakoğlu da Yassıada’da müebbet hapse mahkûm olmuştu.
Yerine İsmail Cem’in kayınpederi Razi Trak seçildi.
İlginçtir; Trak, 12 Eylül’den sonra da Başkanlık için ilk akla gelen isim olacaktı.
* * *
1960’ların ortalarında, CHP ile AP koalisyon yapmıştı.
Fenerbahçe yönetiminde de bir koalisyon vardı:
Başkan, CHP’li İsmet Uluğ idi.
Başkan yardımcısı AP’li Faruk Ilgaz...
1965’te seçimi AP kazanıp tek başına iktidara gelince Faruk Ilgaz da Fenerbahçe’nin başkanlığına geldi.
* * *
Türkiye Cumhuriyeti ile Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin paralel tarihinin örnekleri çoğaltılabilir.
Önemli olan şu:
“Fenerbahçe Cumhuriyeti”, TC içinde başından beri bir siyaset silahı, alternatif bir güç odağıydı.
Üstelik askeri gücü olan bir cumhuriyetti bu... Ordu içinde etkisi büyüktü. 1973’te Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Batur’un, futbolcu transferine evrak yetiştirmek için jet havalandırması hâlâ anlatılır.
Şimdi bu “askeri-sivil bürokratlar cumhuriyeti”nin 13 yıllık başkanı, hem de seçimden hemen sonra tutuklanıyorsa, bu işlem, başta zamanlamasıyla, sonra hedefiyle elbette tartışılır.
Kadri Gürsel’e katılıyorum:
“İktidar, eski Türkiye’nin bayrak dikmediği son kalesi olan ‘Üç Büyükler’i, en güçlüsüne taarruz ederek psikolojik bakımdan yıkıyor.”
Dokunulmazlığını kaldırıyor. İktidar kümesinden düşürüyor.
Ve Fenerbahçe yönetimi, yıllarca hep destek aldığı iktidarın, bürokrasinin, yargının, medyanın, nasıl bir günde aleyhine döndüğünü, gazetelerin nasıl savcılıkla kol kola girip gizli olması gereken belgeleri ortaya serdiğini, yargısız infaz birimlerinin nasıl devreye girdiğini, sermayenin nasıl panik halinde köşeye çekildiğini hayretle gözlüyor.
* * *
2011 seçimlerinin ilk faturaları kesilmeye başlandı.
“Bundan sonra ne olur” diye soranlara yukarıda örnekler verdiğim tarihi hatırlamalarını tavsiye ederim.
Cevabı orada var.
Bu, siyasetteki yapılanmaya paralel bir darbedir.
Arkası gelecektir.
Her devir olduğu gibi yine eski çerçeveler indirilip yenileri asılacaktır.
Top, şimdi iktidarın ayağındadır.
26.05.2011
Son Maç
22.05.2011
Sezon Sonu
17.04.2011
Fenerbahçe - Gaziantep
Statta olunca ister istemez, olaylara epey bir tek taraflı bakıyorsun ama gerek Bursa gerekse Antep maçında da görüldü ki hakem kararlarında çıldırmamızda hiç de haksız değilmişiz. Bu kadar gerilmiş bir durumdayken, gözünün önünde Stoch'un şutu da direkten dönüp tam çökerken gelen golün tarifini yapabilmek için sanırım Gabriel Garcia Marquez kadar iyi bir edebiyatçı olmak lazım. Tarifini yapamadığım bir orgazm gibiydi gol anı. 3.04.2011
Fenerbahçe - Bursa
Hem Emre, hem de Selçuk olmayınca mecburen Cristian oynuyor. Yabancı sınırı sebebiyle Dia kesilip Özer ile başlamak zorunda kaldı Aykut hoca. Kadroya bakınca Özer sağ açık, Niang sol açık oynamasını bekliyordum ancak ilk yarıyı Fenerbahçe açıksız oynadı ve Özer, Mehmet, Cristian ile üçlü göbek yapıp iki kanadı sadece Gökhan ve Santos'a bıraktı. 4.02.2011
Trabzonspor Şampiyon Olsa Bile
Fenerbahçe maçından sonra konuşulanları gördükten sonra, şampiyonluktan değil değişiminden umudumu kestiğimi söylemeliyim.
Trabzon zor yer, Trabzonspor zor camia.
Bu şehir, bu camia bir şampiyonlukla değişmez.
Yönetimler gelmiş, gitmiş, kongreler olmuş ama değişim adına elde var sıfır.
Aziz Yıldırım, dokuz puan geriden gelip şampiyon olacağım diyor, Trabzon, eski yöneticilerinin stadyumda nerede oturduğunu tartışıyor.
Bu değil Trabzon, olmamalı.
Kafasında tilkiler olanlara sormak lazım;
Şenol Güneş Fenerbahçe’yi çalıştırsa, Aykut Kocaman Trabzonspor’u neler düşünülebilirdi mesela!
Trabzonspor maalesef; şehirde her şeye araç olmuş.
Kavgalar, hesaplaşmalar onun üzerinden yapılıyor.
Geri kalmışlık da onun üzerinden örtülüyor.
Birleştirici olması beklenirken, ayrıştırıcı oluyor. Öyle olmasını isteyenler olduğu için öyle oluyor.
Suç Trabzonspor’un değil. Suç Trabzonluların.
Ben senelerdir bunu yazıyorum. Trabzonspor henüz bir camia olma yolunda ergenlik dönemini yaşıyor. Şu anki ruh hali de ergen bir çocuğun ruh halinden farksız.
Ve bu ergen beden, kendini ne kadar taşıyabiliyorsa o kadar taşıyor.
Bütün yük bir adamın sırtında, saha dışındaki bu kronik sorunları çözecek ki, sıra saha içine gelsin.
O adamın her şeye ve herkese yetişmesi de zor.
Elbirliğiyle nasıl şampiyon olunmaz, bunu göstermek yerine, nasıl şampiyon olunur’u göstermek lazım. Bu sezon şampiyonluğa kesin gözüyle bakanlardanım. Trabzonspor bu yarışı birinci bitirir. 27 sezon sonra şampiyonluk gelir.
Bu şampiyonluk gelir ama bu kent, bu camia, bu kafa değişmez. Onun için şampiyonluktan mutlu olamazlar. Ruhlar, kavgaya, hesap görmeye meyilli.
Trabzonspor’un şampiyonluğu basit bir matematik hesabı da, içerdekiler ve dışarıdakiler ne olacak. Zor iş, zor.
30.01.2011
3 puanın ötesi
Bu sezon içeride ne Avrupa'da, ne Galatasaray, ne de Beşiktaş maçlarından galibiyet alamamıza rağmen gayet kaygısız girdim stada. Muhtemelen bunda en büyük etki kıçımı donduran soğuğu daha fazla düşünmemdi. 21.01.2011
"Mourinho'yu Fener'e Ben Getirdim'
Menajer Bayram Tutumlu'dan rakı muhabbetlerini zenginleştirecek yeni sözler (resme gelin ama!!!).
“Evet, Mourinho ile İstanbul’a geldik. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile konuştuk fakat sayın Yıldırım kabul etmedi. Nedenini bilmiyorum. Sonra, Beşiktaş’tan ayrılan Christoph Daum’u takımın başına getirdi. O günlerde Mourinho ile beraber Etiler’deki Hacıdan Restaurant’ta kebap yedik, çay içtik.”
Sami Hyppiä'nın Trabzonspor'da antrenmandan kovulması kadar tatlı bir olaydır bence. Ha haber linkinin altında yapılan yorumlar da doğruluktan uzak değil hani. Eğer Fener'i çalıştırsaydı kesin 1 seneyi çıkaramazdı. Bu sadece Fener için değil tüm 3 büyükler için geçerli. Akıllı adam vesselam. Morinho'yu gönderip Daum'la imzalamak da nasıl bir vizyondur aman Allah'ım!
5.12.2010
Fenerbahçe - Karabük
* Buca maçını pas geçtikten sonra 1 aydır ilk maçımdı. Stada girerken İstkilal Marşı okunuyordu. İyice gevşek bir adam oldum.6.11.2010
Remember, Remember, The Sixth of November
Bugün 6 Kasım 2010. Bundan 8 yıl önce, ben 12 yaşındayken mahalledeki bütün Fenerbahçeli ve Galatasaraylı arkadaşlarım zilimize basmış, beni kahvede maç izlemeye çağırmıştı. Babam olmadan kahvede izleyeceğim ilk maç olacaktı. Bütün mahalle gidiyordu maça resmen. Benden küçükler de vardı aralarında. Babam izin vermedi.Bugün 6 Kasım 2010. Bundan 8 yıl önce, Galatasaray maçı başladığında annem, 7 yaşındaki kardeşimle komşudaydı. Ben babamla oturma odasında televizyon izliyordum. İlk yarı bittiğinde TRT'nin teletext'ine bakmıştık. 2-0 önde kapamıştık devreyi. Babam şaşırmıştı, "Hayret yeniyoruz, hem de 2-0. 2. yarı atarlar, berabere biter." demişti. Hep karamsardı zaten babam, ya da kendince totem yapıyordu.
Bugün 6 Kasım 2010. Bundan 8 yıl önce, 2. yarı babamın adrenalinin yükselmesiyle 10 dakikada bir teletext'e bakar olmuştuk. Skor sürekli artıyordu. 3, 4, 5, 6. "Olamaz" dedi babam, "Böyle bir şeyin olacağına ihtimal vermiyorum. Teletext bozulmuştur." dedi. Der demez silahlar patladı. Olmuştu, ezeli rakiplerden biri diğerine 6 tane atmıştı ve ben o tarihi maçı canlı izleyememiştim.
Bugün 6 Kasım 2010. Bundan 8 yıl önce, Çağla Şikel, Şenol İpek'e "Tostumu yedim, odamda bekliyorum" diye bir sms yollamıştı. Moda olmuştu o sms. Galatasaray taraftarı, derbi öncesi son maçlarında "Tostunuzu yiyin, 6 Kasım'da geliyoruz." pankartı açmışlardı. 6 Kasım'da golleri Tuncay, Ortega, Serhat(2), Ceyhun ve Ümit Özat attılar. Bir sonraki maç Fenerbahçe tribünlerinde açılan pankart; "Tuncay Ortega SerhaT Ceyhun Umit, anladın sen onu anladın!" idi.
Bugün 6 Kasım 2010. Bundan 8 yıl önce, 1 gün sonra en akılda kalan gazete manşetleri "Tarih yazar Fener bozar", "6 Kasım 6 Gol", "Acımasız Fener", Fener rütbe söktü", "Tarih bunu da yazar, 6-0!", "Fener 6 attı, üstü kaldı", "Kadıköy Tarih Dersanesi", "Kadıköy'de iftar vakti", "Derbikatör Lorant" ve "Fener yarım düzine attı"ydı.
Bugün 6 Kasım 2010. Unutma, unutturma.
23.10.2010
Rakibe Saygı Duymak ve Hüsranı Beklerken
Geçtiğimiz sene Ortakafagol oluşumu blog olduğunda, benim yazdığım ilk yazı bir derbi yazısıydı yanlış hatırlamıyorsam. Ligin sonlarına doğru, Ali Sami Yen'de Galatasaray'ı 1-0 yendiğimiz derbinin yazısı. Şöyle demişim o yazının son paragrafında; "Derbi nedir? Derbi, iki takımın da 11'er kişiyle sahaya çıktığı, 90 dakika mücadele ettiği, Papazın Çayırı, Union, Dolmabahçe, İnönü, Ali Sami Yen, Şükrü Saracoğlu ve hatta Seyrantepe farketmeksizin nerede oynanırsa oynansın, Çubuklu'nun kazanacağı bir mücadeledir diye bitireyim, bu da masum bir gönderme olsun, eheh." Elbette bu gerçekten masum bir gönderme. Tabii ki Galatasaray'a hiç bir zaman yenilmeyeceğiz gibi bir iddiam yok, aksine 2 yıl önce kısa hayatımdaki ilk ve tek stattan izlediğim Galatasaray maçı için evden çıkarken, Fenerbahçe'li bir arkadaşımla şu muhabet geçmişti aramızda;Ben: Şimdi ben maça gidiyorum ya, kesin yenemeyiz.
O: Rahat ol oğlum, Galatasaray bu, Kadıköy'de kesin yeneriz.
Ben: Ne alaka lan, sanki sonsuza kadar yenilmeyeceğiz.
O: Sonsuzu bilmem de, önümüzdeki 2-3 yılda berabere bile kalmayacağımız kesin.
Ben: E iyi bakalım.
Bir de, şimdi nefret ettiğim iddaa'yı, o zamanlar çatır çatır oynardım. Her gün 1-2 kupon yapardım sektirmeden. Genelde derbilerde rakibe oynardım totem olsun diye. Bir de egoist bir düşüncem vardı, takımım kazanamazsa ben para kazanayım. Ama o gün, öyle motive olmuştuk ki biz, 6 maçlık kuponumda Fenerbahçe'ye de vermiştim. Zaten İddaa açılalı ilk defa bir derbide, bir taraf en düşük oranı almıştı, 1.60. Neyse, gerisini biliyorsunuz. 11 Türk ile sahaya çıkan Galatasaray, bize dar etti Kadıköy'ü. 0-0 bitti maç. İddaa'da tek maçtan yattı. Rövanşında 8 kişi kalmıştık, son dakikada yemiş ve 2-1 yenilerek elenmiştik. Nerede "derbilerde favoriler kaybeder ama Fenerbahçe favoriyse işler değişir" sözü?
Şimdi bir derbi oynanacak yarın. Sanırsın Galatasaray ile değil, Tarsus İdman Yurdu ile oynayacak Fenerbahçe. Tarsus'lu taraftarlar alınmasın, Fenerbahçe'li, yüzdesi hiç de düşük olmayan bir kesime göre maç %100 bizim hatta 5-0'dan sonra 6'yı atmalı mıyız, atmamalı mıyız o tartışılıyor. Evet gerçekten, ciddi ciddi bir forumda tartışılıyormuş bu bir arkadaşımın dediğine göre. Bakmadım ama muhtemelen de antu'dur. Facebook'ta herkes profil resmini "Cimbom'a koymaya az kaldı" yapmış, en yakın arkadaşlarımdan biri "yarın puan kaybetmemiz için bir neden söyle?" diyor bana. Herkes hazır yani, yarın maç başlayacak, ilk 10 dakikada 2 tane sallayacağız, sonra rölantide götürdüğümüz oyunda "canımız isterse" 6'ya kadar gelip "kulak çınlatacağız". Aksi düşünülemez, en kötü 3-0 olur, bizim olur.
Haydi taraftarı bir nebze anladık. Anlamadık da, anladık diyelim. Yönetime ne demeli? Çok değil, 4 yıl önce Denizli deplasmanına önde girmiş bir takım Fenerbahçe, son haftada. Galatasaray sahasında Kayseri'yi 3-0 yenerken, biz Denizli'de 1-1 berabere kaldık ve ellerimizle şampiyonluğu verdik. Üzerinden 4 sene geçti, lider girdiğimiz son hafta Trabzon'u ağırladık, Bursaspor evinde Beşiktaş'ı yenerken biz yine 1-1 berabere kaldık ve şampiyonluğu ellerimizle verdik. 28 yıldır Türkiye Kupası'nı alamıyoruz ve son 10 senede sanırım 4 final oynadık, 5 de olabilir bakamayacağım şimdi. Hepsini de kaybettik ve öyle bir psikoloji oluştu ki, sanırsın hiç bir zaman kazanamayacağız. Neden anlattım bunları? Hepsinin de bir ortak noktası var. Hepsinde de maçlar başlamadan önce Fenerbahçe kurumu öyle bir abartıyor ki olayları, maçlar başlamadan şenlik gününe dönüşüyor ortam. Özellikle geçen seneki Trabzonspor maçı, Kadıköy'ün her tarafında sarı lacivert konfetiler, balonlar hazırlanmış. Bağdat Caddesi süslenmiş. Resmi siteyi açıyorsunuz maçtan önce, şampiyon olmuşuz gibi resimler, yazılar çıkıyor. Bunların hepsi taraftarın da, futbolcuların da bilinçaltına yerleşiyor. O "asla kaybetmeyiz, havada karada alırız" bilinci. Sonra ne oluyor? Acı gerçek, 90 dakika sonra ortaya çıkıyor. Kazanamayınca önünde televizyonla Bursa maçını izleyen stad anonsçusu bile şaşırıyor, ne dediğini bilemiyor. 70. dakikada Fenerbahçe Marşı çalıyor, 90. dakikada Bilica, Lugano maç bitsin de şampiyonluğumuzu kutlayalım diye zaman geçiriyor. Fenerbahçe taraftarı kafayı yemekten ne yaptığını bilmiyor ve kutsalını yakıyor, mabedim dediği yeri yakıyor ya adam, yakıyor. Var mı böyle bir şey?
Fenerbahçe yönetimi bütün bu olaylardan hiç ders almamış olacak ki, hafta başında "6-0 Dejavu" tişörtleri çıkarttı Fenerium'dan. Mantık şu; hazır biz bu kadar iyiyiz, Galatasaray kötü, 10 yıldır yeniyoruz, taraftar zaten gaz, biz 1 desek onlar 1000! diyor. Çıkaralım tişörtleri de paramıza para katalım. Hiç Fenerbahçe onuruymuş, duruşuymuş, rakibe saygıymış kimsenin umrunda değil. Heh, bravo size. Afferin, devam edin böyle. Yarın da stadı şenlik yerine çevirin yine. Taraftarı iyice havaya sokun, galibiyete şartlandırın. Hayır en büyük korkum da şu, taraftar böyle galibiyete şartlanınca, gerçekten yenilmeyeceğiz sanıyor. Yani adamlar ciddi ciddi yarın Galatasaray'a yenilmeyeceğimizi iddia edebiliyor. Yenilirsek ne olur? Ne olur söyleyeyim, o stat 2. kez yanar. Vallahi de billahi de yanar. Galatasaray'ın 4 puan önündeyiz, yenilirsek de önünde tamamlayacağız haftayı ama ne olacak? 10 yıldır kazandığımız takıma karşı ilk yenilen teknik direktör Aykut Kocaman oldu olacak ve vurun Aykut Kocaman'a. Öyle bir atmosfer oluşacak ki, 3 haftadır çok iyi gittiğimiz halde, sistem oturduğu halde, şampiyonluğun önemli adaylarından biri olduğumuz halde bir anda moraller bozulacak, takımın üstünde baskı olacak ve Galatasaray'ın, Galatasaray'lının şu günlerde bile yaşadığı kötü durumdan daha kötüsü bizi bekliyor olacak. Evet bir maçta, bu taraftar ve yönetim yüzünden her şey değişebilir.
Bakın daha maçtan 2 gün önce konvoy yapan, 1 gün önce de Galatasaray adına kına gecesi düzenleyenlerden bahsetmedim bile. Üstelik şöyle bir durum var, bu adamlar teknik direktör değiştirdi. Hagi, yenilgiye her zaman baş kaldıran bir isimdir. Galatasaray'ın lideridir. Rijkaard takımın başındayken oyuncular bilerek oynamıyordu diye bir iddia atıldı ortaya, doğruysa eğer bu maçta aynı oyuncular ekstra çaba sarfedecektir. Galatasaray burada 1 puan alırsa, neredeyse sezon başından bu maça kadar tüm yaşananları unutabilirler. Bu şartlar altında sahaya çıkacaklar ve "kesin yeneriz" öyle mi? İyi madem, tutmayayım ben sizi, sevinmeye başlayın.
Tam da bu yazıyı yazarken, bir arkadaşım msn'den şöyle dedi; "Yenilme falan ihtimali benim için sona ermiştir. Kewell yok, Baros yok, Ufuk yok, Arda yok. Kadromuz mükemmel, seyircimiz mükemmel. Psikolojik avantajımız var. Banko alacağız, alamazsak sorun var." Bir de dün bir kafe açılışına katılmış bizimkiler, Galatasaray'lı bir taraftar Gökhan Gönül'ün yanına gidip, "Ne olur yarın bize çok fark atmayın" demiş. Ha bir de, İddaa 1.50 veriyor bu sefer, kendi rekorunu kırdı adamlar. İşte bu nedenlerden dolayı sen yılların en zor derbisi bizi bekliyor diyorum Fenerbahçe adına. Galiba da yenemeyeceğiz...
27.08.2010
2. Maç, 2. Hüsran
1100 lira vererek aldığım kombinenin ikinci maçında ikinci mağlubiyeti aldık ve daha anca kombinenin üçüncü taksidini ödemişken, Eylül'ü bile göremeden Avrupa defterini kapattık. GS - BJK maçlarını çıkar zaten kalan her maça bilet bulursun. Hoş kalan maçların kaçına gidersin ki zaten? Niye verdim ben bu kadar parayı bu kombineye?16.08.2010
Fener'in değişen transfer politikası
Fenerbahçe'nin yabancı transferindeki sistematik her yıl değişiyor. Aragones gelince İspanya'dan adam toplama modası, geçtiğimiz yıl "hadi Brezilya'ya yeniden el atalım"a dönmüştü. Bu yıl transfer stratejisini kim belirlediyse nihayetinde Türkiye Süper Lig'inin gerçeklerini hesaba katmış durumda.Karakteriksel olarak her takımın çok iyi takım savunması yaptığı bu açıdan Türkiye'ye çok benzeyen Fransa'ya el atmak çok başarılı bir haraket gibi duruyor. En nihayetinde oyun yapısı uymadıktan sonra Anelka'nın bile burada iş yapamadığını gördük. Fransa gibi "alt"a bağlamış bir ligin şampiyon takımında 100 gol atmış olmak Türkiye ligi için fazlasıyla iyi bir referanstır. Aynı şeyi Dia için de söyleyebiliriz.
Aykut'un söylediği gibi, her transfer bir risk içerir. Önemli olan bu riski ne kadar minimize edebildiğinizdir. Bu politika ile Fenerbahçe'nin bu riski minimize ettiğini düşünüyorum.
6.08.2010
Sezon açılışı: İlk Hüsran

Öncelikle bu yeni işim beni fena bozdu. Haftada 6 gün sahada çalıştığım için, bloga vakit ayıramadığımın farkındayım. Yine de çarşamba gecesine dönelim ve Şükrü Saraçoğlu'nu yazalım.
Askerlik yüzünden araya giren 1 sene kombinesizlikten sonraki ilk maçın heyecanı ile işten çıkar çıkmaz, maçkolik complex'e oradan da stada. Meraklısına maraton sarı tribündeyim.
Maç sonunda yapacağım ilk yorum, oyuncuların iş disiplinsizliği, şu an takımın en büyük problemi olmalı. "Nasılsa 0-0 ile turu geçiyoruz, zaten Saraçoğlu'nda yenilmeyiz" mentalitesi ile koca bir ilk yarı hiçbir şey oynanmadan bitecekken, durduk yerde golü yedik.
Son üç maçta takımın üç kırmızı kart görmesi üzerinde en çok düşünülmesi gereken konudur. Zira bunlardan biri, hazırlık maçında, diğeri vakit geçirmekten, sonuncusu da 1.5 metre farkla hakemi kandırmaktan geliyorsa ortada ciddi bir iş disiplinsizliği var demektir.
İkinci bir nokta takımın hücum anlayışı. Semih - Gökhan ikilisinden,Aykut hocanın Gökhan tercihini henüz daha çok bir maç performansı görmediğimiz için ancak antrenmandaki durumlara bağlayıp saygı gösterebiliriz. Ancak şu anlayışta Gökhan'ın, Kezman'dan bir farkı yok.
En iyimser yorumla, Aykut Kocaman, Gökhan'ın kanatları kaçıp, savunmayı peşinden sürüklemesini; göbekte oluşacak boşluğa da Stoch, Alex gibi oyuncularla penetre edip değerlendirmek istiyor diye bir yorumda bulunabilirim. Aksi türlü Gökhan ve Stoch "daha nerede durmaları gerektiğini" bilmiyor diye bir çıkarımda bulunmak zorunda kalacağım.
İlk Young Boys maçında hem Emre'nin hem de Stoch'un golleri bu çıkarımımı doğrular cinsten ancak o bindirmeler bu maçta gelmeyince Fener'in yegane kaleyi bulan şutu 90+'da Semih'ten geldi. 90 dakika boyunca yerimizden kaldıracak tek bir pozisyonun olmaması ciddi şekilde irdelenmeli.
Cristian kesinlikle bu takımın topçusu değil. Dia'yı fazlasıyla beğendim. Zaten adam, 3 oyuncuya sarı kart göstertti ki kanımca önemli bir istatistiktir.
Sonuç: Takımda 2 tane daha Gökhan Gönül iş etiğine sahip oyuncu bulunsa şu takım çok başka bir konumda olurdu.
Dip Not: Maçın ardından başlayan "yönetim istifa, Aziz siktir git" tezahüratlarının daha sezonun ilk maçından gelmesinde art niyet ararım ben. Acaba Unifeb ile Saadettin Saran yakınlaşması mı var?




