İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Levent Öge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Levent Öge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.12.2007

Kambersiz Düğün

Hollanda takımlarının Avrupa kupaları performanslarını görünce ne olacak bu Hollanda futbolunun hali diye dertlenen Hollandalı var mıdır bilmem ama ben, bünyeyi rakı ile terbiye eden bir ırkın ahfadı olarak, “Ne olacak bu memleketin hali?”, efendim “Ne olacak bu aslan sosyal demokratların hali?” gibi her Türk’ün doğuştan çözüm önerileri ile geldiği konulara bir yenisini eklemek ve “Ne olacak bu Hollanda futbolunun hali?” diye sormak istiyorum. "Hollanda gibi tüm dünyada saygı gören bir milli takıma, Avrupa kupalarından koleksiyon yapmış kulüp takımlarına sahip bir futbol geleneği için sorulacak soru mudur bu?" demeyin. (Bu soru benim Ahmet Çakarlaşmaya başladığımı göstermiyorsa…) Avrupa Şampiyonası finallerinde düştüğü o vahşi grupta (Fransa,İtalya,Romanya) Hollanda milli takımı ne yapar bilemem ama kulüp takımlarında bu ara işler hiç de iyi gitmiyor. İşler hiç de iyi gitmiyor derken aldığım ölçüt bizim genel geçer kabul gören “Bu sene fena değiliz” ölçütü değil elbette. Her şeyi kendi dengiyle kıyaslamakta fayda var. O zaman Hollanda takımlarının Avrupa kupaları geleneği bağlamında değerlendirme yapmak boynumuzun borcudur. Tek tek takımlar bazında bir durum değerlendirme yapalım bakalım :

PSV :Bir önceki sezonu bir futbol mucizesinin gerçekleşmesiyle şampiyon olarak tamamlayan ve doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı elde eden PSV bu şansını pek iyi değerlendiremedi. Bilindiği üzere Inter, CSKA Moskova ve Fenerbahçe ile aynı grupta yer alan PSV, 6 maç sonunda 2 galibiyet (ki iki galibiyetini de CSKA’yı yani grup sonuncusunu yenerek elde etti) ve 1 beraberlik alarak 7 puan topladı. Biraz da CSKA’nın beklenenden daha kötü bir performans sergilemesinin yardımıyla Avrupa defterini tamamen kapatmayarak UEFA Kupasının yolunu tuttu. PSV’nin UEFA Kupasındaki rakibi ise Galatasaray ile aynı gruptan çıkmayı başaran Helsingborg. Yıllardır Şampiyonlar Ligi’ne düzenli olarak katılan ve Hollanda futboluna özgü o oyuncu sirkülasyonuna rağmen gruptan çıkan, hatta yarı final ve ikbal gören PSV için bir seviye aşağıda mücadele etmek çok da büyük bir başarı olmasa gerek. Tabi onların da bir mazereti var : PSV, henüz Şampiyonlar Ligi’ne havlu atmadığı bir dönemde teknik direktörünü kaybetti. Çocukluğumda, topa her sert vuran futbolcunun kıyaslandığı adam olan Koeman, daha göz önünde bir ligde mücadele etmeyi tercih ederek Valencia’ya transfer oldu. Yıldırımlar saçan sarı kafanın yerini şu sıralar -emanetçi kabilinden- dolduran isim ise Jan Wouters . (Jan Wouters, 1986’da Ajax’ın Kupa Galipleri Kupası’nı kazanan ekibinde yer aldı.) Teknik direktörlük koltuğunun asıl sahibi ise sezon sonunda görevi devralacak olan Hamburg takımının hocası Huub Stevens. Sezon ortasında yaşanan teknik direktör sorunu bir yana bir zamanlar Ronaldo, Romario, Ruud Van Nistelrooy ve Kezman gibi gol makinelerini istihdam eden PSV golcü sorununa da bir çözüm bulmuş gözükmüyor. Sene başında kaybedilen Kone’nin yeri doldurulamadı kanımca. Şampiyonlar Ligi grup maçlarında sadece 3 gol atmış olmaları bu durumun en açık göstergesi.

AJAX :Önceki sezon kaderin bir oyunu sonucu sadece 1 gol averajla 2.olan Ajax, Şampiyonlar Ligi play-offunda (Burada ve yazının devamında kastedilen play-off, Hollanda Ligi’nde normal sezondan sonra Avrupa kupalarına katılacak takımları belirlemek için oynanan play-offtur.) işi şansa bırakmadı ve 4 maçta 8 gol atarak Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı elde eden ikinci takım oldu. Ne var ki 3. ön eleme turunda karşılaştığı Slavia Prag takımına iki maçta da mağlup olunca tüm bu çaba sonuçsuz kaldı. Şampiyonlar Ligi’nin kapısından dönen Ajax’ın kapısından döndüğü tek organizasyon bununla sınırlı kalmadı. UEFA Kupası 1.turunda deplasmanda 1-0 kazandığı ilk maçın ardından evindeki maçın normal süresini aynı skorla yenik kapatınca maç uzatmalara gitti. Uzatmanın başlarında ardı ardına gelen Zagrep golleri dönülmez akşamın ufku oldu. Sonradan gelen iki Ajax golü sadece skoru eşitledi. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti bile. Wesley Sneijder’i, Babel’i- affedersiniz eşek yükü paraya- satmanın, Perez’i PSV ‘ye kaptırmanın bir bedeli olmalıydı elbette. O zaman Ajax taraftarı için Sezen Aksu’dan geliyor; “Herşeyin bedeli var, güzelliğinin de...Bir gün gelir ödenir.”

AZ ALKMAAR :Alkmaar sokaklarında bir Hollandalı’yı çevirip “yüzüp yüzüp kuyruğuna getirmek” ,”arifeyi gösterip bayramı göstermemek” gibi Türkçe’ye özgü deyimlerin ve bilimum atasözlerinin anlamını sorduğumuzda cevap verebilecek birileri çıkacaktır sanırım. Yazının başından beri ikide bir topu atıp durduğum o “futbol mucizesinin” olumsuz kahramanı AZ çünkü. Ligi PSV’ye kaptıran, Şampiyonlar Ligi play-offunda da Ajax’ı geçemeyen AZ için Avrupa’ya çıkan tek yol UEFA kupasıydı. UEFA kupası 1.turunda ismi bir grup zıpır üniversitelinin kurduğu rock gruplarına benzeyen Portekiz takımı Paços de Ferreira ‘yı toplamda attığı 1 gol ile geçen AZ gruplara kalmayı başardı. Grup aşamasında ise işler pek iyi gitmedi. İlk maçında deplasmanda bizim için artık Fatih Tekke’nin takımı olan Zenit’e 1-0, Nurnberg’e 2-1 kaybeden AZ evinde kıstırdığı Larissa’yı 1-0 mağlup etti. Belki en güçlü olduğu yerde yani evinde darbeyi yemese bu kısır sonuçlarla gruptan çıkmayı başarabilecek kara bahtlı takım, son maçta Everton’a 3-2 kaybedince bu yalnızca evlerindeki 32 maçlık yenilmezliğin değil gruptan çıkma umutlarının da sonu oldu. Bu arada belki de Avrupa’dan elenmek Alkmaar için iyi olmuş olabilir. Çünkü geçen sene şampiyonluk tahtını son nefeste kaptıran Alkmaar şu anda ligde 10.sırada.

TWENTE :2006-2007 sezonunu az yukarıdaki üçlünün arkasında 4.bitiren Twente böylelikle Şampiyonlar Ligi hayaline tutunmayı başardı başarmasına ama AZ engeline takılınca tutundukları tek şey bu hayal oldu. “Şampiyonlar Ligi olmadıysa bunun UEFA’sı var” diyen Twente taraftarının bu iyimserliği bir işe yaradı mı peki? Maalesef… Develer tellal, pireler berber, Aydınspor 1.Lig takımı iken Kuşadası’na kamp yapmaya gelen, bu arada Aydınspor ile bir hazırlık maçı yapan (Yendiydik biz bunları, ehe) Twente’ye o zamandan kalan bir sempatim vardır. Ama ne benim sempatim ne taraftarın iyimserliği bir işe yaradı ve Twente ilk turda Getafe’ye takılıp gruplara kalamadı.

HEERENVEEN :Sezon sonunda oynanan play-offlara kadar teorik olarak Şampiyonlar Ligi şansı olan bir başka Hollanda takımı olan Heerenveen’di. Di’li geçmiş zamanda yazıyorum çünkü Heerenveen Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterme şansını daha Hollanda hududunu geçemeden Ajax karşısında yitirdi ve rotayı UEFA Kupası’na çevirdi.UEFA Kupası’na 1.turdan katılan ismi yazılması zor Hollanda takımı bu yazıda birkaç kez ismi geçen Helsingborg’la eşleşti. İlk maçta evinde 5-3’lük fiyakalı bir galibiyet alan ismi lazım değil, deplasmanda daha fiyakalı 5-1’lik bir yenilgi alınca kupaya havlu atmış oldu.

GRONİNGEN :Ligi 8.bitirip UEFA play-offunda Feyenoord ve Utrecht’i eleyerek UEFA kupasına katılmaya hak kazanan Groningen’in durumu da Twente’den pek farklı değildi. Gerçi Groningen’in karşısında çok daha dişli bir ekip; Fiorentina vardı. Şansını sonuna kadar zorlayan Groningen postu pahalıya sattı. 1-1 biten iki maçın ve uzatmaların ardından gidilen penaltılarda rakibine 4-3 yenilince yolun sonuna gelmiş oldu ve bir Hollanda takımı daha grupları göremeden Avrupa’ya veda etti.

UTRECHT :Hollanda’nın bu sezon İnter-Toto Kupasındaki temsilcisi Utrech’ti. Dikkat ettiyseniz karşımıza yine geçmiş zaman eki çıktı. Çünkü Utrecht’te deplasmanda 0-0 berabere kaldığı Hammarby takımıyla evinde 1-1 beraber kalınca deplasmanda atılan golün gollerin anası olması kuralına boyun eğdi ve 3.turdan daha ilerisini göremedi.

Evet, durum böyleyken böyle… Nasıl, dertlenmekte haklıymışım değil mi? Eredivisie’den yola çıkıp da halen yolda olan yalnızca bir takım var. O da Şampiyonlar Ligi’nden UEFA’ya yatay geçiş yapan PSV. Peki Şampiyonlar Ligi’nde izleme şansı bulduğumuz PSV, UEFA’da ne yapar? Tottenham, Bayern Münih, Atletico Madrid, Villarreal, (hadi dostlar kızmasın) Galatasaray gibi takımların arasından sıyrılabilir mi? Hanım, koş rakımı getir!

18.04.2007

Hollanda'da Taht Kavgası

Son bıraktığımızda ki bu bırakış bir türlü engellenemeyen aylaklığım sebebiyle 15.haftaya denk geliyor; PSV şampiyonluk yolunda tozu dumana katarak ilerliyordu. İlerliyordu diyorum çünkü makine düzeninde işleyen PSV’de bu aralar işler pek de iyi gitmiyor. 16.haftada Groningen’i 2-0, 17.haftada Heracles’i 3-0, 18.haftada vites yükselterek Willem II’yi 4-0 yenen PSV, 19.haftada Rotterdam deplasmanında Feyenoord önünden 1-1’lik beraberlikle döndü. Sonraki 2 haftayı da galibiyetle tamamlayan Boeren (Çiftçiler) takip eden üç haftada ise sadece bir puan toplayabildi. Bu döneme kadar sadece bir defa kaybeden PSV önce Roda’ya 2-0, ardından Koevermans’ın 88.dakikada gelen golüyle evinde AZ’ye 3-2 kaybetti. ( 88 ve devam eden dakikalarda atılan gollerle rakibinin hevesini kursağında bırakmak AZ’ye özgü bir espri anlayışı olsa gerek)

Ama PSV’ye asıl öldürücü darbe 29.haftadaki Ajax maçında geldi. Sneijder, Perez, Gabri ve “Avcı” Klaas Jan Huntelaar’ın iki golüne yalnızca Gılayvırtla (Kara kaşlıma selam olsun) cevap verebilen lider, sahayı başı önünde terk ederken Ajax taraftarı zafer şarkıları ile Eindhoven semalarını inletiyordu. Öyle ya Ajax bu galibiyetle 2005 yılında kendi evinde aldığı 4-0’lık mağlubiyetin rövanşını almakla kalmamış, 23 Ekim 1994’ten beri ilk defa Eindhoven deplasmanından galibiyetle dönmüştü. Bu galibiyetin son 25 sezonda alınan 3.deplasman galibiyeti olduğunu da ekleyeyim de Ajaxlılar’ın sevinci daha iyi anlaşılsın. (Ajax taraftar forumlarında “acab” nickini kullanan bir genç bu sevinci benden daha içten bir ifadeyle dile getirmiş: “Şu anda 22 yaşındayım,bütün hayatım boyunca bugünü bekledim,artık ölebilirim.”http://www.ajaxtalk.nl/Forum/viewtopic.php?t=8288&postdays=0&postorder=asc&start=100

Bu maçta yaşanan iki gol sevinci tüm taraftarların dikkatini çekti. Bunlardan ilki bir dönem Ajax formasıyla zaferden zafere koşan Kluivert’in bu kez PSV formasıyla Ajax filelerini havalandırdığı golden sonraki işini iyi yapan insanlara mahsus duru hali : http://www.youtube.com/watch?v=GFbBTCBwGRQ ,

Bir de ee, nasıl desem isterseniz kendiniz bir bakın : http://www.youtube.com/watch?v=a4vGE4isX-o, Maçın hakemi daha sonra yaptığı açıklamada “gol sevincini” golden hemen önceki bir faul pozisyonunda oyunu durdurmak yerine devam ettirmesine bağladı ama takdir sizin elbette…

Bu mağlubiyet PSV’yi derinden yaraladı ve sonraki hafta NAC Breda ile 1-1 berabere kalan kırmızı-beyazlılar 31.haftada bu kez NEC’ e 2-1’lik skorla kaybetti. (PSV’nin yoluna sessiz sedasız devam ettiği Şampiyonlar Liginde kendi evinde Liverpool’a 3-0 kaybettiği maçın da bu döneme denk geldiğini hatırlatayım.)

Peki PSV de bunlar olurken takipçileri neler yaptı? Son bıraktığımızda liderin takipçisi 5 puan geriden gelen AZ Alkmaar’dı. 31.hafta sonunda AZ yine ikinci ama puan farkı bu kez sadece iki. AZ Alkmaar belki seri galibiyetler alarak PSV’nin bocaladığı hatta daha bir esnek yorumla söylersek devrilmeye yüz tuttuğu bir dönemde “tahtı” ele geçiremedi ama hiç yenilmedi. 19.haftadaki 3-0’lik Twente bozgunundan beri AZ ligde kaybetmiyor. Bugün AZ ligin zirvesinde değilse bunun sebebi aralarında çok rahat kazanabileceği maçlar da olan 9 maçtan beraberlikle ayrılmasıdır.

Ya lig üçüncüsü Ajax? Aslında AZ Alkmaar için söylediklerimi Ajax için de tekrarlayabilirim. Zira Ajax’da AZ ile aynı puana (66) sahip, yani onlar da liderin sadece iki puan gerisinde. Kısacası ligin bitimine az bir zaman kala “taht kavgası” iyiden iyiye kızışacak.

Peki kalan maçlarda zirvedeki üçlü kimlerle oynayacak? Hemen bakalım: PSV 32.haftada lig dördüncüsü Twente ile içeride, (Twente forması altında 14 gole imza atan bir isim dikkat çekici:Kennedy Bakırcıoğlu) 33.haftada Utrecht ile deplasmanda ve son hafta içeride Vitesse ile oynuyor . Bu maçlardan en zorlu görüneni “ya nasip ya kısmet” diyecek Twente ile içeride oynanacak maç olarak gözüküyor. Çünkü Twente’nin de puanı 62. Utrecht ve Vitesse ise nispeten etli ve sütlü işleriyle ilgisi olmayan takımlar. AZ ise önce içeride Vitesse ile, sonra yine içeride Heerenveen’le oynayıp ligi Rotterdam deplasmanında Excelsior ile oynayacağı maç ile tamamlayacak. Excelsior’un ligdeki konumu AZ’ye problem çıkartabilir.(Excelsior şu anda on beşinci sırada ve ligde kalmak için play-off maçlarına çıkmak konusunda gönüllü olduklarını tahmin etmiyorum.) Buna karşılık Ajax ‘ın rakipleri ise NAC Breda, Sparta ve Willem II.

Kalan maçlara baktığımızda Ajax, fikstür açısından Eredivisie’nin play-off labirentlerini saymayacak olursak nispeten iddiasız orta-alt sıra takımlarıyla oynayacak olması sebebiyle bir adım önde duruyor gibi ama bu gözler 2005-2006 sezonunda Denizlispor-Fenerbahçe maçını da gördü.

Zaten biz futbolu neden seviyoruz ki? Sanırım sihirli kelime “öngörülemezlik…”

12.12.2006

Hollanda'da Vaziyet

Yazının başına geçmeden önce “acaba nereden başlamalı” diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Çünkü Eredivisie’nin zirvesinde işler şimdiye kadar hep olduğu gibi devam ediyor. Bu sebepten gelin bir klişeye yaslayalım sırtımızı ve “batı cephesinde yeni bir şey yok” diyerek diplere uzanalım. Zira aşağılarda işler karışık ve çok da öngörülebilir şekilde devam etmiyor. Şöyle ki;

Ligde 16.hafta maçları tamamlandı ve bu süre zarfında Hollanda’nın en büyük 3.şehrinin futbolda da büyük olmak isteyen takımı ADO Den Haag ve yine Hollanda futbolunun en köklü takımlarından Sparta Rotterdam uzun süre serbest düşüşlerine, içeride ve dışarıda rakip ayırt etmeksizin kaybetmeye devam ettiler. Öyle ki Den Haag ilk beş maçını kaybetti. Kulüp tarihinde sadece bir defa küme düşen Sparta ise ilk 9 maçında sadece bir beraberlik alabildi ki kaybettiği maçlardan birisi kulüp tarihinde ayrı bir yer edindi: PSV 7-Sparta: 0 (Sparta’yı küme düşürmeyi başararak Hollanda futbol tarihine geçen kişi ise bu hezimetten kısa bir süre sonra Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğuna uzanmayı başaran Frank Rijkaard’tı)

Sparta bu acı mağlubiyetten sonra da kaybetmeye devam etti ama 10.haftada gelen 1-0’lık Willem II galibiyetinin ardından ADO Den Haag’ı da 2-1 yenerek birazcık rahatladı. Lig sonuncusunun, Hollanda Liginin karmaşık play-off periyotlarına girmeden doğrudan 2.ligi boyladığını düşünürsek muhtemel rakiplere karşı alınan bu galibiyetlerin değeri Mayıs ayı geldiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Geçen sezonlarda ligin büyük takımlarına çelme takmasıyla tanınan ADO Den Haag ise 6.haftada Kayseri yorgunu AZ’den kopardığı 2-2’lik beraberlikten sonra bir türlü düze çıkmadı ve genel olarak kötü bir performans çizmeye devam etti. Den Haag’ın bu kötü, hadi sakınmadan söyleyelim berbat performansı 13.haftadaki Vitesse maçıyla zirve yaptı: Den Haag’ın büyük bölümünü 10 kişiyle oynadığı ve 3-0 mağlup devam ettirdiği maçın 67.dakikasında sarı-yeşilli taraftarlar sahayı işgal ettiler ve “yeter artık” diyerek duruma müdahale ettiler. (Esasında bu ADO Den Haag taraftarının ilk vukuatı değil, daha önce çıkan olaylar ve bir taraftar lokalinin yakılması sebebiyle Ajax ve ADO Den Haag takımlarının maçlarına misafir takım seyircilerin girişi yasak…) Tahmin edilebileceği üzere maç hakem tarafından tatil edildi. Ama işler bununla bitmedi, haftalardır aldığı tehditlere karşın yöneticilerin ve futbolcuların himayesinde görevine devam eden teknik direktör Frans Adelaar istifa etti, kulübün sponsorlarından DSW, isminin böyle bir olayla anılmasını istemediği için desteğini çekti.

Tam da artık bu noktadan sonra kurutuluş yok derken ADO Den Haag küllerinden doğdu ve bu sezon hiç yapmadığı bir şeyi yapıp bir deplasman galibiyeti aldı, üstelik bu 5 gollü bir galibiyetti: FC Groningen 2-Ado :5 Ancak sanırım kader Sparta ve ADO Den Haag takımlarının yolunu birlikte çizmiş olacak ki bir başka şok sonuç haberi Rotterdam’dan geldi: Sparta 3-Ajax 0 Sparta,şehir itibariyle ezeli rakip Ajax’ı yenince artık biraz toparlanıp bu sükseli galibiyetin verdiği moralle “çıkışa geçer” diye bekleyenler bir kez daha yanıldılar. Zira takip eden haftada Sparta deplasmanda Waalwijk’ e 2-1 kaybederek yerinde saydı. Den Haag’da evinde NEC’ e 2-0 yenilince yine son sıraya yerleşti. Uzun sözün kısası ligin zirvesinde gör(e)mediğimiz renkliliğe ve rekabetçi ortama takımların birbirine denkliği sebebiyle aşağılarda sıkça rastlamaktayız. Dolayısıyla alt sıralar biraz da takımların topladığı puanların birbirine yakınlığı sebebiyle her an şekil değiştirip lige ayrı bir renk katabilir.

Ligin dibinde böyle enteresan hadiseler yaşanmaya devam ederken zirvede çok şaşırtıcı olmayan bir durumun hüküm sürdüğünden bahsetmiştim. PSV yine yeniden lider, Şampiyonlar Liginde Galatasaray’ın da bulunduğu gruptan bir üst tura çıkmayı başaran PSV ligde de önüne geleni deviriyor.15 maçlık periyotta 13 galibiyet aldıklarını söylemem bu savımı doğrular sanırım. Üstelik 15 maçta 41 gol atıp sadece 6 gol yemeleri işin bir başka takdire şayan yönü. 15 maçta 11 galibiyetle aslında hiç de azımsanmayacak bir galibiyet yüzdesi tutturan AZ Alkmaar PSV’nin üstün performansı sonucunda 5 puan geride ve takipte… Ajax,Twente ve inişli çıkışlı grafiğini son haftalarda çıkışa sabitlemeyi başaran Feyenoord zirvedeki ikiliyi yakından takip etmekte. Görünen o ki biraz da takipçilerinin olmadık maçlarda puan kaybetmeleri sebebiyle PSV bu sezon da zirvedeki yerini yitirmeyecek.

Bu arada tüm Avrupa’yı saran ırkçılık korkusu bir biçimde Hollanda Ligi’ne de sıçramış durumda. Ajax –Twente maçında yardımcı hakeme “black cancer” diyerek hakaret eden ve ligde şu ana dek Ajax’ın oynadığı 15 maçta 7 gol atan Danimarkalı forvet Perez bu sözü nedeniyle 5 maç ceza aldı. (Ajax’da ceza alan bir başka oyuncu ise 3-0 kaybettikleri Sparta maçında hakeme hakaret eden Sneijder. Neyse ki Sneijder’in hakaretinin ırkçı bir yönü bulunmamakta. Sneijder çenesini tutamamasının bedelini iki maçı tribünden izleyerek ödeyecek.)

Son olarak biraz da gol krallığındaki yarışa bakalım: Geleneksel olarak golcü üretmesiyle ve dünyaca ünlü golcülerin Avrupa’daki ilk durağı olmasıyla tanınan Hollanda liginde, attığı 15 golle etkileyici bir performans sergileyen Alfonso Alves zirvede (Alves’in takımı Heerenven’in toplamda 28 gol attığını belirtirsem bu 15 golün anlamı daha iyi anlaşılacaktır.) Öte yandan Alves attığı gol sayısı itibariyle bizim umutsuz ve öfkeli ADO Den Haag taraftarlarını daha da kızdırabilir. Zira ADO Den Haag’ın attığı gol sayısı da 15. Alves’i 12 golle AZ’den Koevermans ve 11 golle PSV’den Farfan takip ediyor. Trabzon taraftarının her daim “ah bir Şota vardı bu takımda” diye yadettiği Shota Arvaladze’nin (bildiğin Şota işte canım) şu ana kadar 9 gole imza attığını da notlarımıza ekleyelim. Eskileri yad etmişken Pierre paremiz, biricik sevgilimiz Aziz Pierre van Hooijdonk’un da Feyenoord forması altında 1 gol attığını hatırlatayım istedim.

Şimdilik bu kadar, işte puan durumu;

 1.PSV (Eindhoven)                       15 13  1  1  41- 6  40
 2.AZ (Alkmaar)                            15 11  2  2  48-14  35
 3.Ajax (Amsterdam)                      15 11  1  3  36-12  34
 4.FC Twente (Enschede)               15  8  5  2  32-16  29
 5.Feyenoord (Rotterdam)              15  9  2  4  30-29  29
 6.FC Groningen                            15  7  3  5  27-31  24
 7.SC Heerenveen                         15  7  2  6  28-20  23
 8.Roda JC (Kerkrade)                    15  6  4  5  17-19  22
 9.FC Utrecht                                 15  6  2  7  23-26  20
10.NEC (Nijmegen)                        15  5  3  7  16-21  18
11.Vitesse (Arnhem)                      15  5  1  9  22-25  16
12.Excelsior (Rotterdam)                15  4  4  7  23-29  16
13.NAC Breda                               15  4  4  7  13-25  16
14.Heracles Almelo                        15  4  3  8  13-28  15
15.Sparta Rotterdam                     15  4  1 10  15-31  13
16.Willem II (Tilburg)                     15  4  1 10  16-36  13
17.RKC Waalwijk                           15  2  5  8  13-32  11
18.ADO Den Haag                         15  2  2 11  15-28   8

23.09.2006

Hollanda Ligi'nin Kısa Tarihçesi

Evet, itiraf ediyorum: Sitemizin sevgili editörü İlker; “Hollanda Ligi için yazar arıyorum” dediğinde aslında Hollanda ligi hakkında detaylı bilgim olmamasına rağmen “Kara Murat benim” edasıyla ortaya çıkan bendim. Yine samimiyetle itiraf etmek gerekirse sitemizin okuyucuları arasında “Dutch Eredivisie” hakkında benden daha bilgili olan ya da daha dişe dokunur fikir belirtebilecek arkadaşların olduğundan da eminim. Ama yine de benim gibi geçmişte hadiseyi göz ucuyla takip edenler ve ısınma turları atanlar için “ligde son duruma” geçmeden kısa bir bilgi notu vermek iyi olur düşüncesindeyim. O bakımdan buyurun Hollanda Liginin kısa(cık) tarihine:

Ortalama bir futbolsevere Hollanda Liginden hangi takımları tanırsınız diye soracak olursak gerek Hollanda Ligindeki yerel başarıları gerekse uluslararası arenada isimlerini duyurmalarıyla muhtemelen size üç takımın ismini verecektir: Ajax-PSV ve Feyenoord . Bu takımlardan Ajax, 1956 yılında “Dutch Eredivisie” ismini alan ve 18 takımın katılımıyla süren lig tarihine tam 29 ,PSV 19,Feyenoord ise 14 şampiyonluk sığdırmış. Bu açıdan hadiseye sempatik bakan çoğunluk için “üç büyüklerin” ,bu geniş kitleye muhalif olan bir kısım azınlık için ise “İstanbul oligarşisinin” hakimiyetinde devam ettiği düşünülen Türkiye Ligiyle zihinsel bir paralellik kurulabilir elbette. Çünkü bahse konu üç takım sayısız lig şampiyonluğuna imza atmakla kalmayıp 1965’ten bu yana ligde sadece bir kez aralarına bir başka takımın girmesine izin verdi: “Üç büyüğün” istibdat yönetimine son veren bu takım ise 1980–81 sezonunda kazandığı tek şampiyonluk ile son dönemde adını sıkça duyduğumuz AZ Alkmaar. Bu arada ligin 1897-98’den beri oynandığını ve ilk şampiyonun R.A.P. olduğunu, arada “Go Ahead Eagles ” , “Be Quick Groningen” gibi taraftarlarının takımı coşturmak için fazla zorlanmayacağı, adeta bir “ tezahürat” şeklinde doğmuş ilginç isimli takımların da şampiyonluğa uzandığını belirteyim.(Enteresan isimli takımlar saymakla bitecek gibi değil :MVV,VVV,Agovv)

Öte yandan Hollanda futbolu enteresan isimli takımları bünyesinde barındırmakla yetinmiyor; ligden düşecek, lige yükselecek ve Avrupa kupalarına katılacak takımları da yine kendine özgü enteresan yöntemlerle belirliyor. Nasıl mı ? Hemen cevap verelim: Lig bittiğinde puan cetvelinin zirvesinde yer alan takım kupayı evine götürüyor,son sırada yer alan takım da bir alt ligin yolunu tutuyor. Buraya kadar her şey alışıldığı gibi ve kafa karıştırıcı bir durum yok. Ligi sondan 2. ve 3.bitiren takımlar ise ayrı ayrı gruplarda,bir alt ligden gelen üçer takımla ligde kalabilmek için Nacompetitie adı altında play-off maçları oynamak zorunda. Grup mücadelesini lider bitiren iki takım ligde kalmış ve/veya lige yükselmiş oluyor. Bir bakıma ligden düşmek de kolay değil, lige yükselmek de…

Peki, Avrupa kupalarına katılacak takımlar nasıl belirleniyor? İşte işin orası ÖSS sınavı ya da benim hayatım boyunca hazzetmediğim matematik denklemleri kadar karmaşık. Lale ülkesi insanları bu soruna lale gibi enteresan bir çözüm bulmuş: Buna göre lig şampiyonu doğrudan Şampiyonlar Ligi biletini kapıyor.

Ligi 2. ve 9. sıralar (bu sıralar dahil) bitiren takımlar,hatta daha da sonrası için ise Avrupa kupalarına katılma yolunda en az lig kadar yıpratıcı yeni bir maraton start alıyor.(Tabi ilk beş sonrasının Şampiyonlar Ligine katılma ihtimalinin bulunmadığını eklemek lazım. Ligin heyecanının artırılması uğruna ligi 13.sırada bitiren vasat bir takımın bir ihtimal de olsa play-offları kazanıp Şampiyonlar Ligi koltuğuna oturması kıvrak bir bilek hareketiyle engellenmiş.)

Ancak şahsi düşünceme göre bu kıvrak bilek hareketinden sonra “play-off” adı altında pek de kıvrak olmayan bir futbol bürokrasisi başlıyor. Bu noktada, derin bir nefes alıp yazının geri kalan kısmına dingin bir zihinle devam edilmesi gerektiğini belirtmek boynumun borcudur ey okur. Zira birazdan karmaşık bir sürecin içine girmek üzereyiz. Hazırsanız başlıyoruz:

Kupa galibi ilk dokuzun içindeyse:

2-3-4-5.sıradaki takımlar bir küme oluşturarak birinci Play-Off mücadelesinin içine giriyor. Dört takım arasındaki mini turnuvayı kazanan Şampiyonlar Ligi'ne (3.ön eleme turundan itibaren) katılırken, kaybedenler UEFA Kupasının yolunu tutuyor.

6-7-8-9.sıradaki takımları ise ikinci bir Play-Off ‘ bekliyor. Bu Play-Off'un kazanan takımı UEFA Kupası biletini da kapmış oluyor. Son iki sırayı alan takımlar Avrupa kupalarına katılma hevesini bir başka bahara ertelemek zorunda. İkinci olan ise "Üçüncü Play-Off" u kazanan ile Intertoto'ya gitmek için kapışıyor. “Üçüncü play-off ‘da mı var?” demeyin lütfen. Çözümün lale gibi olduğunu peşin peşin söylemiştim:)

Ligde 10,11,12,13.sıraları alan takımlar üçüncü Play-Off grubunu oluşturuyor. Kendi aralarındaki turnuvanın kazananı ise 2.play-off’tan gelen takımla İntertoto mücadelesi veriyor.

Eğer hala bu play-off maratonundan sıkılmadıysanız bir de Kupa Galibinin ilk dokuzun içinde olmama ihtimalini inceleyelim:

Tahmin edilebileceği üzere bu ihtimalde de lig şampiyonu bileğinin hakkıyla Şampiyonlar Ligi'ne katılıyor.

İkinci Play-Off mücadelesinde ise işler bir parça değişiyor. Şöyle ki;bu Play-Off'u kazanan ilkinde olduğu gibi Şampiyonlar Ligi'ne katılırken, ikinci ve üçüncü UEFA'ya gidiyor. Sonuncu olan ise birincinin tersine "ikinci Play-Off" un ikincisi ile UEFA'ya gitmek için Karşılaşıyor.

6-7-8-9 sıraların aralarındaki turnuvanın kazananı UEFA'ya katılırken, ikinci olan ile "Birinci Play-Off'u” sonuncu bitiren takım UEFA'ya gitmek için karşılaşıyor. Bu Play-Off'da üçüncü olan ise "Üçüncü Play-Off'u kazanan ile Intertoto'ya gitmek için

Karşılaşmak zorunda)

Kupa Galibi de zaten yine bileğinin hakkıyla UEFA Kupası mücadelesine başlıyor.

Tamam,play-off anlatımı sona erdi sevgili okuyucu,artık uyanabilirsin.

Şaka bir yana kanaatimce Hollandalılar da ligin üç takımın tekelinde dönmesinin verdiği sıkıntıyı bir nebze olsun azaltabilmek ve iddiasız takımların ligin 2.devresinde yan gelip yatmasını engellemek için böyle bir çözüm üretmişler. Zira ligi 13.sırada bitiren bir takım için bile kapağı Avrupa’ya atmak en azından teorik olarak mümkün. Bunun da fazladan bir motivasyon sağlayacağı çok açık. Öyle ya Avrupa kupalarına katılmak gerek kulüpler gerekse futbolcular düzeyinde bir prestij ve gelir kaynağı. Ancak ligin sona erdiği bir dönemde fazladan maç yapmak uluslararası maç trafiğinin oldukça sıkışık olduğu günümüz futbol takviminde bir hayli yıpratıcı olabilir. Tabi bir de buna ligi 2.sırada bitiren takımın Şampiyonlar Ligi hayali kurarken kendini İntertoto Kupası’nda bulması gibi derin bir hayal kırıklığının yaratacağı muhtemel bir tepkiyi de eklemek lazım.

Hollanda’da uygulanan bu sistem ülkemizde şampiyonluk mücadelesinin suni heyecanı dışında heyecan arayan ve her yıl malum takımların ilk üç sırayı doldurduğu ligi izlemekten sıkılanlar için bir çözüm olabilir. Tabi bunu söylerken işin başka bir boyutunu da göz önüne almak lazım. Güzide ligimizin şampiyonu ya da 2 .si dahi daha ilk turda isimsiz Avrupalı ekipler karşısında kendinden geçerken, zaten kalitesi tartışılan ligimizin 13.’sünun hasbelkader kazandığı bir çeşit turnuva sonucu katıldığı Avrupa kupalarında nasıl başarılı olacağı,bu takımların arasından Ersun Yanal’ın Gençler’i ya da Ertuğrul Sağlam’ın Kayseri'sinin çıkma ihtimalinin ne olduğu elbette tartışılır.

Hollanda Ligi için bu tip bir giriş yazısı yazdıktan sonra “ligdeki son durum” adı altında yeni bir yazı yazma ihtiyacı doğduğu kuşkusuz. Ayrıca ligin zirvesinde ve dibinde ufak ufak şekillenmeler de başladı. Ama yukarıda özetlemeye çalıştığım bilgilerin bundan sonraki yazıları ve haftaları değerlendirmek için aydınlatıcı olacağını düşünüyorum. O bakımdan bu ilk yazı için beni mazur görün lütfen. En yakın zamanda yeni bir Hollanda Ligi yazısıyla görüşmek üzere…

Not:Son derece karmaşık play-off sistemini çözmekte bana yardımcı olan,hatta yardımcı olmak bir yana doğrudan çözen Meddah’a teşekkürlerimi sunarım.