İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Fenerbahçe Acıbadem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Acıbadem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.04.2010

Oradan Buradan


Dün akşam Eskişehir – Trabzon maçına şöyle bir göz ucuyla baktım. Her ne kadar bugün tüm gazeteler Onur’un kurtarışlarını (ki hakkını teslim edelim, müthiş bir performans sergiledi) ya da Ümit Karan’ın 90 dakika boyunca dünyaları kaçırmasından sonra 90+4’te maçı kazandırmasını yazsa da benim geriye dönüp de aklımda kalacak şey tribünler olacaktır. Eskişehir tribünlerinin trompetçi abileri ve ona eşlik edip atkı sallayan tüm stad gerçekten hem keyif alıyor hem de izleyene de keyif veriyordu. Nitekim Trabzon tribünü de bu şova kayıtsız kalmadı ve kemençe ile eşlik etti. Tüm stad güzel bir şekilde eğlendi ve açıkcası neden tribüne gittiğimizi hatırlattı. Tribünlerde eğlenmek için iki takımın da artık ligde bir amacının kalmaması mı gerekiyor? Sanırım biraz da pozitif olmak gerekiyor. Yoksa 23 Nisan sebebiyle bir dünya çocuğu tribüne getirdikten sonra 90 dakika boyunca hiç susmadan küfreden Beşiktaş tribünlerinin de eğlenmesi gerekiyordu.


İş çıkışında Kutay ve Gürkan ile beraber Galatasaray – Fenerbahçe kadın voleybol maçına gittik. Bir fenerli, bir galatasaraylı ve bir beşiktaşlıdan oluşan ilginç bir ekip olduk. Fener maçı çok rahat aldı. Çarşamba günkü maçı da rahat alır ve finale çıkar. Naz oyuna hiç girmedi üzüldük. Yine de ortalarda şirin şirin gülümsüyordu, içimizi ısıttı gülümsemesi. Galatasaray’dan Ayça’yı keşfettik. 1.69’luk boyuyla, daha bir enazından boyu boyumuza muhabbeti yaptık. Fener’de kaptan Çiğdem maça soyunmadı bile. Sanki “bu yaştan sonra ben mi Galatasaray’a karşı oynayayım” diyordu. Saha kenarında Eda ve İpek’in sırtlarına havlu koyarak daha çok bir anne gibiydi.


Maçın bir başka değinilecek noktası iki takımın taraftar gruplarındaki taraftarlardı. Büyük çoğunluğu henüz orta okul öğrencisiydi sanırım. Haliyle yapılan tezahüratlar da bizim orta okul sınıf maçlarında yaptığımız tarz tezahüratlardı. Anlaşılan taraftar gruplarında kariyer yapmak da böyle birşey. Öncelikle kadın voleybol maçlarına gitmen lazım. Eğer orada kendini gösterecek kadar kıçını yırtarsan o zaman abiler sana bir aferin çekiyor ve böylece basketbol maçlarına gitme hakkı kazanıyorsun. Orada da başarılı olursan futbol maçları seni bekliyor.

Bu postu yazmaya başladığımda Lyon – Bayern maçının 73. Dakikasıydı. Maç o kadar sıkıcı hale geldi ki bir yandan yazı yazmaya başladım. Maça yetişene kadar yarım saat olmuştu ve izlemeye başladığımda skordan habersizdim. Bayern’in bu kadar atak olması, Lyon’u bu kadar domine etmesi karşısında Lyon’un öne geçtiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. Önde olan Bayern’di. Hayatımda bu kadar tek taraflı bir Şampiyonlar Ligi yarı finali izlediğimi hatırlamıyorum. Daha birinci golle Lyon umudunu kesti. Kırmızı karttan sonra maç koptu. 2. Golden sonra “bitse de gitsek”e döndü. Hamit baya iyi oynadı. Halen daha Şampiyonlar Ligi yarı finalinde sahaya ilk 11 çıkan birini Şampiyonlar Ligi’ne bile muhtemelen gidemeyecek Galatsaray’a getirmeye çalışıyor ya basın, gülüyorum.

4.04.2010

Armanın Gururu Sarı Melekler


Şubat ayında askerden dönünce söylemiştim arkadaşlarıma. Bu sene Fener'in bir tek bayan voleybol takımını izlemeye giderim diye. Bu yıl kurulan, geçtiğimiz yıldan sadece 3 oyuncu barındıran bir kulübün 3 kulvarda 38 maçta namağlup gelmesi müthiş bir başarı. Yine de beni tanıyanlar bilir. Evden çıkarken Arsenal'e bahis basıp öyle maça giden realist bir adamım.

Bu maçta da Fenerbahçe favori olarak bahiste açılmışken Bergamo'ya bahis basıp oturdum televizyonun karşısına. Neticede rakibimiz son 3 yılın 2'sini şampiyon tamamlamış bir takım ve her sporda olduğu gibi burada da final oynama kültürü apayrı bir tecrübedir.

Kendim görmedim, referansım eksisozluktür; orada belirtildiğine göre Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar ile birlikte FB TV'de şampiyonluk primini 1 milyon dolar olarak açıklamış. Yıllık bütçesi 5-6 milyon TL olan bir takım için açıklanan primin oyuncuları yeteri kadar strese ve baskıya sokmaya yeteceğini düşünüyorum. O noktada zaten bir ilki gerçekleştirme, Avrupa Şampiyonu olma gibi motivasyon kaynakları varken ayrıca bir de paranın konuşulması pek lüzumsuz olmuştur.

Dün de dediğim gibi çok taktiğinden, tekniğinden anlamadığım bir spor için ahkam kesmeyeceğim yine de dikkatimi çeken bir nokta var. Libero pozisyonundaki bir oyuncunun görevi manşet almaktır. Buna karşılık Bergamo her serviste liberomuz Nihan'ı bulmaya çalışıyorsa ortada bir gariplik var. Demek ki liberomuz yetersiz. Bu arada Bergamo insanı sinir edecek kadar iyi savunma yapıyor. O kadar çıkmaz denilen top çıkardılar ki insanın siniri bozuluyor.

Bu noktadan sonra önemli olan, herkesin de bir bakıma endişeyle dile getirdiği konu bu takımın seneye korunup korunmayacağı. Bu kadar başarılı bir sezonun ardından Mehmet Ali Aydınlar seneye desteğini çekmez diye temenni ediyorum. Sıkıntılı nokta ise federasyonun yabancı oyuncu sayısını düşürmesi. Şu anda 3+1 ile oynanıyor ve Gamova, Diricxx ve Osmokroviç aynı anda oynayabilirken Blom kenarda oturuyor. Gelecek yıldan itibaren 2+2 kararı aldı federasyon. Nati'nin sözleşmesi devam ediyor. Gönül Gamova'nın kalmasını ister tabi. Takımın iskeletindeki Türklerden Seda 23, Eda 22, Naz 19 yaşında. Bu oyuncuların gittikçe tecrübelenmesi ve Nati ile Gamova gibi iki süperstara sahip olunmasıyla bu takım gelecek yıl yeniden bu seviyede mücadele edip kupayı alabilecek seviyede olacaktır.

Perşembe günü, Türkiye Kupası finali ilk maçında Eczacıbaşı ile oynayacağız. Umarım bir aksilik çıkmaz da Sarı Melekleri tebrik etmeye gidebilirim.

Gece gelen dipnot: Maç sonrasında dikkatimi çekmişti ama yazarken unutmuşum, şimdi ekşide görünce aklıma geldi. Maç sonunda Volley Bergamo kupa için tekrar sahaya çıkarken sanırım Fürst'ün omuzlarında AB bayrağı varken, tek bir İtalyan bayrağı yoktu. AB bayrağı nedir ya? Sonra niye "Türkün Türk'ten başka dostu yoktur" diye düşünüyoruz.