25.04.2012
19.06.2011
Bu ipin ucu neresi?
Tüpçü, başkanlığının bilmem kaçıncı senesinde Beşiktaş başkanı sıfatını nihayetinde kendi çıkarları için kullanmaya başladı. Gitti, İstiklal'in ortasına bir AVM dikti. Sonra bir haber çıktı ve Cristiano Ronaldo ile fifti fifti golf tesisi işine girdi. 4.12.2007
Portekiz Ateşi: Cristiano Ronaldo (Yeni Versiyon)
Kendisi için efsanevi futbolcu George Best’in “Şimdiye kadar yeni George Best olarak tanıtılan bir sürü futbolcu oldu ancak sadece O’nun bana benzetilmesini bir iltifat olarak kabul ettim.” dediği Portekiz ateşi Cristiano Ronaldo, üç maçlık kırmızı kart cezasının ardından, geçen sene adeta alev alev yaktığı Premiership’e geri döndü. Bakalım asi çocuk için her şey çok daha güzel olabilecek mi?
Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, 5 Şubat 1985'te, Portekiz'e bağlı Madeira adasında Funchal'da dünyaya geldi. “Ronaldo” sanılanın aksine, Portekiz’de yaygın bir isim değil. Cristiano’nun bu isme sahip olmasının tek sebebi, babasının büyük bir Ronald Reagon hayranı olması.
Henüz 3 yaşındayken top peşinde koşturan Ronaldo’nun futbola ilgisi ve kabiliyeti, bir futbol kulübünde çalışan babasının gözünden kaçmamış ve Ronaldo 8 yaşındayken, O’nu, çalıştığı kulüp olan Andorinha’nın minikler takımına sokmuş. 10 yaşına geldiğinde Madeira adasında ünlenmeye başlayan Ronaldo’ya, adanın iki önemli takımı Marítimo ve Nacional talip olmuş. Nacional’e oranla daha büyük bir kulüp olan Marítimo’nun, Andorinha’nın menajeriyle yapılacak çok önemli bir toplantıyı kaçırması üzerine, Ronaldo’nun yeni takımı Nacional olarak belirlenmiş.
Nacional’de oynarken Sporting Lisbon’un üç günlük deneme antrenmanlarına katılan Ronaldo, üç günün sonunda açıklanmayan bir miktar karşılığında Sporting’le anlaştı ve Eylül 2002'de A takımındaki ilk maçına çıktı. Bu dönemde hem kulübünde oynadığı, hem de özellikle UEFA 17 yaş altı turnuvası kapsamında Portekiz milli takımında oynadığı futbolla gerçekten göz dolduruyordu. 16 yaşındayken dönemin Liverpool menajeri Gérard Houllier tarafından takıma katılması istenen Ronaldo, sonradan çok genç ve tecrübesiz bulunduğu için transfer edilmedi.
Sporting Lisbon'un yeni stadyumunun açılması şerefine Manchester United'la düzenlenen dostluk maçı ise, Ronaldo için bir dönüm noktası oldu. 2003 Haziran'ında oynanan bu maçta her iki kanatta da gösterdiği üstün performans sayesinde Manchester'lı oyuncuların ve yöneticilerin dikkatini çekmeyi başardı. Genç yetenekleri keşfetmekte adeta bir usta olan Sir Alex Ferguson, genelde keşfettiği bu yetenekleri takımına katmadan önce bir süre bekler ancak kendisinden önce Newcastle'ın Ronaldo'ya talip olması, huysuz İskoç'un adımlarını hızlandırmasını sağladı ve Eylül 2003'te Cristiano Ronaldo, 12 milyon pound karşılığında kendisini Manchester United'lı yapan imzayı attı.
Old Trafford’da 7 numaralı formasıyla çıktığı ilk maçta, Bolton’a karşı oynadığı futbol ve takıma kazandırdığı bir penaltı sayesinde, United’lı seyircilerin büyük sempatisini kazandı. Bu etkileyici başlangıca rağmen Ronaldo, United’daki ilk sezonunda kendisinden bekleneni bir türlü veremedi.
2004 yazında düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Portekiz’in finale kadar yükselmesi ise, genç Ronaldo’nun seyirciler tarafından daha iyi tanınmasını sağladı. Ancak bu şampiyonada, İngiltere’nin en büyük star adaylarından biri olan Wayne Rooney’nin varlığı ve ileride oynadığı etkileyici futbol, Portekizli genç futbolcunun geri planda kalmasına neden oldu. Her şeye rağmen, izleyenleri eğlendiren futbolu ile kumaşının iyi olduğunu gösterdi.
2005-06 sezonunda 47 maçta attığı 12 gol ve yaptığı 7 asistle nispeten daha istikrarlı bir form tutturan Ronaldo ile ilgili bu sezondan akıllarda kalan, Manchester United ve Benfica’yı karşı karşıya getiren bir Şampiyonlar Ligi maçının sonlarına doğru oyundan alınan ünlü futbolcunun, kendisini ıslıklarla saha kenarına yollayan Benfica’lı taraftarları gayet anlamlı(!) bir el hareketiyle selamlaması oldu.
2006 Dünya Kupası ise genç futbolcu için adeta kendi kendini karalama kampanyası gibi geçti. İyi futbol oynamasına rağmen, maçlarda anlamsız yere kendini yere atarak hakemi aldatmaya çalışması, rakibini provoke etmesi ve İngiltere maçında Wayne Rooney’nin kırmızı kart görmesi için hakem üzerinde kurduğu baskı, özellikle İngiliz taraftarları çileden çıkarmıştı. Çoğu kişi Rooney olayından sonra, Ronaldo’nun United’da forma giymesinin imkânsızlaştığını söylüyordu. İngilizler’in öfkesi o boyuta gelmişti ki, The Sun gazetesi Ronaldo’nun resmini dart tahtasına koyarak kapak yapmıştı. Ronaldo da gazetecilere bu koşullar altında United’da oynamasının zorlaştığını söylüyor ve İspanyol gazetesi Marca’ya yaptığı açıklamada “Real Madrid’de oynamak isterim” diye ekliyordu.
Bunun üzerine, Ronaldo için “20 yıl boyunca bu takıma harika oyuncular geldi ama O, aralarındaki en iyilerden” diyen Alex Ferguson, yardımcısı Carlos Queiroz’u Portekiz’e, Ronaldo’yla görüşmeye yolladı ve yardımcısına hem kendisinin hem de Rooney’nin, Ronaldo’nun takımda kalmasını arzu ettiklerini söylettirdi. United’da kalmayı kabul eden Ronaldo, olaydan yaklaşık 9 ay sonra Real Madrid’in 80 milyon euro’luk teklifini reddetti ve haftalık 120 bin pound karşılığında, United’la olan sözleşmesini 2012 yılına kadar uzattı.
Ünlü futbolcunun Rooney olayıyla ve United’da kalmasıyla ilgili görüşleri ise şöyle: “Kendi adıma en doğru takımda olduğuma inanıyorum. Burada çok mutluyum ve bu takımla büyük zaferler kazanmak istiyorum. Kısa kariyerime United’daki herkesin katkısı büyük. Buraya geldiğimde henüz 18 yaşındaydım. Geldiğim günden beri büyük gelişme kaydettim ve gelişmeye devam edebilirim. Bunu da burada başarabileceğime inandığım için United’da kalmayı tercih ettim. 2006 Dünya Kupası’na gelirsek… Gerçekten zor bir dönemdi. Ancak bu olay, bazı şeyleri öğrenmemi sağladı ve ne kadar gençken öğrenirseniz o kadar iyidir. İngiltere’ye döndüğümde her şeyin zor olacağını biliyordum fakat kendi kendime ‘Buna hazırım’ dedim ve sadece en iyisini yapmak istedim. Taraftarın desteğini yeniden kazanmak gerçekten zordu ama futbolumla gönüllerini almayı başardım. United taraftarının arkanızda olduğunu hissetmek kadar özel bir duygu yok; zaten bu yüzden en iyiler.”
Cristiano Ronaldo’nun da dediği gibi geçtiğimiz sezon oynadığı futbol, taraftarın gönlünü almayacak gibi değildi. 53 maçta attığı 23 gol ve yaptığı 20 asistle, Ruud van Nistelrooy’un yokluğunu hissettirmeyen Ronaldo, çok iyi bir sezon geçirdi ve dünya genelinde birçok ödül kazandı. Bireysel olarak kazandığı ödüllerin kendisini mutlu ettiğini çünkü bu şekilde saha içinde takımı adına yaptıklarının insanları memnun ettiğini görebildiğini söyleyen Ronaldo, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bireysel olarak ödül almak çok güzel ancak bu ödüller, kesinlikle takım arkadaşlarımla paylaştığım ödüller kadar özel ve anlamlı değiller.”
Cristiano Ronaldo, İngiltere’ye adım attığı ilk günden beri sadece spor gazetecilerine değil, magazin gazetecilerine de malzeme olmaya devam ediyor. Ekim 2005’te bir kadına tecavüzde bulunduğu iddiasıyla ilgili, Manchester'da bir polis karakoluna kendi rızasıyla ifade vermeye giden ve polislerce tutuklanarak sorguya alındıktan sonra kefaletle serbest bırakılan genç futbolcunun son vukuatı da geçtiğimiz Ağustos ayında oldu. The Sun gazetesi’nin haberine göre Cristiano Ronaldo, sezonun ilk galibiyetini aldıkları Tottenham maçının ardından takım arkadaşı Anderson ve diğer birkaç tanıdığı ile birlikte evinde grup seks âlemi yaptı. Bu haberin çıkmasının ardından Manchester United yöneticileri tarafından sorguya alınan Ronaldo’ya, Alex Ferguson hiçbir ceza vermedi.
Bu magazinsel olayın dışında, 2007-08 sezonun ikinci maçı olan Portsmouth karşılaşmasında kırmızı kart görerek United’lı taraftarların morallerini bozan Cristiano Ronaldo, üç maç cezasının ardından, Şampiyonlar Ligi’nde ve Premiership’te attığı gollerle hâlâ formda olduğunu gösterdi. Ronaldo, şu ana kadar çıktığı 9 lig maçında attığı 4 golle, takımın en golcü ismi.
“Futbolu sadece sevdiğim için oynamıyorum. Futbol oynuyorum çünkü kazanmak ve en iyisi olmak istiyorum. Şampiyonlar Ligi’ni, Avrupa Kupası’nı ve Dünya Kupası’nı kazanmak en büyük arzum. Futbol kariyerimi noktaladığımda geçmişe bakıp ‘Gerçekten iyi bir iş çıkarmışım’ diyebilmeliyim.” diyen Cristiano Ronaldo, umarım magazin yollarında yorulduğu kadar, yeşil sahalarda da yorulmaya ve eğlendiren oyununu biz futbolseverlere izletmeye daha uzun yıllar devam eder.
2.06.2005
85'li Yetenek: Cristiano Ronaldo
Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, 5 Şubat 1985'te, Portekiz'e bağlı Madeira adasında Funchal'da dünyaya geldi. Yeteneği küçük yaşlarda keşfedildi ve kariyerine Nacional'de başladı. Henüz 17 yaşındayken Sporting Lisbon tarafından alındı ve Eylül 2002'de Sporting'teki ilk maçına çıktı.
Burada oynadığı futbolla, Portekiz'de adından söz ettirmeye başlayan genç futbolcu için Sporting Lisbon'un yeni stadyumunun açılması şerefine Manchester United'la düzenlenen dostluk maçı bir dönüm noktası oldu. 2003 Haziran'ında oynanan bu maçta Ronaldo hem Manchester'lı oyuncuların hem de yöneticilerin dikkatini çekmeyi başardı. Genç yetenekleri keşfetmekte adeta bir usta olan Sir Alex Ferguson, genelde keşfettiği bu yetenekleri takımına katmadan önce bir süre bekler. Ancak kendisinden önce Newcastle'ın Ronaldo'ya talip olması, huysuz İskoç'un adımlarını hızlandırmasını sağladı ve Eylül 2003'te Cristiano Ronaldo, kendisini Manchester United'lı yapan imzayı attı.
Old Trafford’da 7 Numaralı formasıyla çıktığı ilk maçta, Bolton’a karşı ortaya koyduğu performansla United’lı seyircilerin büyük sempatisini kazandı. Bu etkileyici başlangıca rağmen Ronaldo, United’daki ilk sezonunda kendisinden beklenen futbolu oynayamadı. Ancak bu sezon attığı goller, yaptığı ortalar, duran toplarda takımına hazırladığı pozisyonlar ve top oyunlarıyla takımın aranan isimlerinden biri ve tüm önemli maçların ilk 11’inde olmayı başardı.
2004 yazında düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Portekiz’in finale kadar yükselmesi , genç Ronaldo’nun seyirciler tarafından daha iyi tanınmasını sağladı. Ancak bu şampiyonada, İngiltere’nin en büyük star adaylarından biri olan Wayne Rooney’nin varlığı ve ileride oynadığı etkileyici futbol, Portekizli genç futbolcunun geri planda kalmasına neden oldu. Ancak yine de izleyenleri eğlendiren futbolu ile kumaşının iyi olduğunu gösterdi.
Cristiano Ronaldo çok ama çok yetenekli. Topla oynamayı çok seviyor. Hızlı bilekleri sayesinde çok iyi top saklıyor. Ancak henüz top cambazlığı mükemmel seviyede olmadığı için kendine özgü top kaybedişleri, sıradışı futbolunun bir parçası olmuş durumda. Ayrıca bazen topla giderken topu ayağından fazla açıyor. Nitekim Arsenal’le oynanan bazı maçlarda Ashley Cole, onun bu özelliğinden yeterince faydalandı.
Sürati Ronaldo’nun en büyük artısı. Örneğin maça sol açık başlar. 5 dakika sonra sağ kanattan bindirir. Klasik hareketlerinin üstüne 2-3 hareket daha ekleyip zaten ters tarafa yatırdığı defans elemanının toparlanmasını beklemeyip 2-3 fantastik hareket daha yapar. Fuleli koşar, ceylan gibi seker. Ancak onca adamı geçtikten sonra ayağındaki topu dağa taşa fırlatır. Her benim diyen futbolseveri çileden çıkartır. İşte bu genç yeteneğin en büyük noksanı son vuruşlarıdır. Lakin kanımca profesyonel bir futbolcu için giderilmesi çok basit bir eksikliktir.
Ronaldo dış görünüşünde ve özel hayatında da futbolunda olduğu gibi farklı olmayı ve dikkat çekmeyi seviyor. Basitçe, her maça çıkmadan önce jölelediği saçlarına ve taktığı pırlanta küpelere bakarak bunu söylemek mümkün. İngiltere’ye ilk gittiği günlerde aldığı son model BMV, milyon poundluk ev ve kendisiyle beraber olduklarını iddia eden 3.sayfa kızlarıyla ilgili haberler İngiliz magazin gazetelerini doldurmuştu. Gün geçtikçe azalsalar da, genç yaşında elde ettiği servet ve ünün onu bu tür manşetlerden indirmeyeceğe benziyor.
Her ne kadar Ronaldo kendisine örnek olarak eskilerden Maradona’yı, şimdilerden ise Thierry Henry ve Luis Figo’yu aldığını söylese de, ben onun özel hayatında kendisine örnek olarak David Beckham’ı aldığını düşünüyorum. Çünkü Beckham’ın en çok alışveriş yaptığı mağazadan alışveriş yapıyor, düzgün fiziği sayesinde Pepe Jeans’e mankenlik yapıyor, reklâmlarda oynuyor, belirli aralıklarla saç şeklini yeniliyor. Belki bunu “örnek almak” olarak değerlendirmek yanlış ama en azından Beckham’ın yolunu izlediği söylenebilir. Ki bence doğru yolda.
Ronaldo’nun futbolu agresif değildir. Bir sonraki adımını karşısındaki oyuncuyu düşürmek için değil, topla oynamak için atar. Fiziki güçle düşürmediği elemanı, koşarken aniden yön değiştirip verdiği paslarla, attığı çalımlarla ve tik haline getirdiği, topu her ayağına gelişte öne alıp 360 derece döndürme hareketiyle maymuna çevirir. İngiliz hakemlerle olan diyalogu ise zaten vahim durumdadır. Tarzanca diyebileceğimiz kırık İngilizcesiyle hakemlere ancak “YELLOW, YELLOW” diyerek tepkisini gösterir. Ayrıca merak edenler için söylüyorum, Ronaldo balık burcu. Balıkların duygusal olduğu söylenir. Açıkçası Ronaldo’nun çok duygusal bir futbolu olduğunu söyleyemem; üst üste kaçırdığı toplar, pozisyonlar onu demoralize etmek yerine tam tersine daha da hırslandırır. Ancak yine de istisnalar yok değil. Örneğin Portekiz-Yunanistan final maçı. Bu maçta genç arkadaşımız bir türlü maça adapte olamamış, bulduğu pozisyonları heyecanına yenik düşerek değerlendirememişti. Özellikle de maç sonrası akıttığı gözyaşları benim ve Scolari’nin olduğu gibi, eminim tüm izleyenlerin gözlerini doldurmuştur.
Birkaç detay daha vermekte fayda var. Her ne kadar ben pek alaka kuramasam da, Cristiano Ronaldo’yu küçükken Hollandalı futbolcu Patrick Kluivert’e benzetirlermiş. Ronaldo’nun en çok tanışmak istediği sporcu Mike Tyson, en sevdiği filmler “The Sixth Sense” ve “The Rock”; en beğendiği aktör Jean Claude Vandamme, aktris ise Angelina Jolie’ymiş. Dans müziğini, yürüyüşe çıkmayı, sinemaya gitmeyi ve bazen de tek başına kalmayı severmiş. Boyu 1m 84cm, kilosu ise 78kg’mış. İki kız bir erkek kardeşi varmış ve her ne hikmetse, çoğu genç futbolcunun olduğu gibi kız arakadaşı yokmuş.
Bazıları Cristiano Ronaldo’nun futbol dünyasındaki gelip geçici yeteneklerden biri olduğunu iddia etseler de, ben Ronaldo’nun eksiklerini kapatarak, bizleri daha uzun yıllar sıradışı ve sahaya renk katan futbolundan mahrum etmeyeceğine inanıyor ve kendisine şükranlarımı sunuyorum.
