İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Övünç Şentürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Övünç Şentürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.08.2009

Top 10 : Maradona’nın Veliahtları

Diego Armando Maradona ismi futbolla biraz ilgilenmiş hemen herkesin ezbere bildiği sözcük öbeklerinden biridir.1986’da Meksika Dünya Kupasıyla birlikte adını futbol tarihine altın harflerle yazdırmış,Napoli gibi sıradan bir takımı İtalya gibi en zor liglerden birinde en üste taşımış,gelmiş geçmiş en iyi futbolcular sıralamasında sürekli Pele ile birlikte zirvede yer almış,sahada kendisi dışında kalan 21 futbolcuyu çalımlayıp gol atabilme potansiyeline sahip bir isimden bahsediyoruz.Arjantin futbolu Maradona’nı futbolu bırakmasının ardından düştüğü boşluğu büyük yıldıza veliahtlar yaratmaya çalışarak doldurmaya çalıştı ama,bu yıldız adaylarının çoğu Diego isminin altında ezilmekten kurtulamadılar.Şimdilerde bir isim onu yakalamaya hatta geçmeye çok yaklaşmış görünse de adıyla değil hala yeni Maradona olarak anılıyor.Bu yazıda Maradona’nın yerine konmaya çalışılan oyunculardan bahsedeceğim ..



10 Diego Latorre

Arjantin futbolunun ilk “Yeni Maradona”sı Diego Latorre 1987 yılında Boca formasıyla çıktığı ilk maçta,ardından Milli takımla ilk golünü Brezilya’ya karşı kaydedince hemen ülkenin yeni futbol tanrısı ilan edildi.Başarılı performansı onu Fiorentina’ya kadar taşısa da bu noktadan sonra kariyeri sert bir düşüşe geçen Latorre İtalya’da çıktığı 2 maçın ardından seyyah gibi dolaşmaya başladı ve son olarak Guetemala liginde emekliye ayrıldı.İlk ve en kötü Maradona veliahtı olaraktarihin tozlu sayfalarında yerini almış durumda.

9 Andres D’alessandro

Bir pizzacıdan futbolculuğa transfer olan Andres ,River altyapsının Saviola birlikte piyasaya sürdüğü yıldızlardan biri.Arjantinde düzenlenen gençler şampiyonasında sergilediği performansla Yeni Maradonalar arasına adını yazdıran D’alessandro kulüp tarihini en büyük transfer bedellerinden biriyle Wolfsburg’a transfer oldu.Bundesliga tarihindeki 4000. Golü atmak onun kariyerinde ki en büyük başarı olarak görülüyor şimdilik.Diego isminin laneti onu da çabuk köreltti ve kariyeri tepetaklak düşmeye devam ediyor.







8 Pablo Aimar

1997 yılında ülkenin yetiştirdiği en iyi genç oyunculardan biri olarak River altyapısına dahil olan Pablo Aimar,2001 yılında Valencia’ya transfer olup orada harikalar yaratmaya başladığında,veliahtı olduğu Maradona’nın da övgü dolu sözlerine nail olmuş ve bizzat hazret tarafından veliaht ilan edilmişti.Palyaço lakaplı oyuncu milli takımda da iyi performanslar verse de hiçbir zaman bir takımı taşıyabilecek kadar sorumluluk alamadı ve hep bütün içinde ki performansıyla sivrilmeye çalıştı.2006’da henüz 27 yaşındayken kariyerinin düşüşe geçmesi ve Arjantin’den son dönemde çıkan yıldızların fazlalığı onunda Diego gölgesinden kurtulmasını engelledi.







7 Juan Sebastian Veron

Listede adı büyük ustayla en az anılan isimlerden biri olan Veron,gerek oynadığı mevki,gerek futbol stili ve anlayışı olarak,Maradona’dan oldukça ayrılıyor olmasına rağmen zamanında ona alternatif olabilecek yegane imsilerden biri olduğu için istemeyerekte olsa veliaht ilan edildi.Kariyeri başarılarla dolu olan Veron,’un tek eksiği milli takımla yakalayamadığı başarı.Belki de bu dünya kupası onun için son şans olacak.





6 Ariel Ortega

Ülkemizde ki futbol severlerinde yakından tanıdığı Ortega 1994 yılında Maradona’lı Arjantin Milli takımında yer almış bir isim.El Diego’nun ardından 10 numaralı Arjantin formasını sırtına geçiren “Küçük Eşşek” mükemmele yakın top sürme kabiliyetiyle her daim en fazla inanılan veliahtlardan biri olarak hafızalara kazındı.Amerika kıtası dışında bir türlü kendisinden bekleneni veremeyen Ortega alkolizminde etkisiyle istenilen seviyeye ulaşmayı başaramadı.El Diego’nun tahtını sarsma fırsatını kullanamayan isimlerden biri olarak futbolunun son demlerini yaşıyor.





5 Carlos Tevez

Boca’lı her genç yıldıza olduğu gibi Tevez’ede Yeni Maradona yakıştırılmalarının yapılması fazla uzun sürmedi.Apachi lakaplı Tevez aslında mevki olarak Maradona’dan çok farklı bir şekilde en uçta santrafor olarak görev yapıyor olması onu da veliahtlar arasında ayrı bir noktaya koyuyor.Kariyeri kupalarla dolu olan Tevez Arjantin Milli takımında olsa da yer aldığı dönemde takım arkadaşlarının gölgesinde kalmaktan kurtulabilmiş değil ve her daim 2.planda kalmaktan muzdarip bir oyuncu.



4 Javier Saviola

Cm severlerin her zaman favori oyuncularından biri olmuştur Javier Saviola.Tavşan Lakaplı genç yıldız,kıvraklığı çabukluğu dripling ve bitiriciliğiyle River’deki ilk senesinde çok önemli bir oyuncu olacağının sinyallerini vermişti.2001 yılında gençler şampiyonasında herkes onun Maradona gibi takıma önderlik etmesini bekliyordu.Beklenen oldu ve Saviola gençler şampiyonasında gösterdiği performansla sonunda Yeni Maradona beklentilerini karşılayan isim olmayı başardı.Ustasının izinden Barca yolunu tutan Saviola’nın kariyeri de Avrupa’da çöküşe geçti.Arjantin sınırları dışında başarılı olamayınca tahtı çabuk kaybetti.



3 Juan Roman Riquelme

Boca taraftarlarının gönlünde en az Maradona kadar büyük bir yere sahip olan Riquelme,son dönemlerde ustasıyla yaşadığı tartışmayla gündemde.El Diego’nun milli takımda ona yer vermemesi,Boca’daki ilahlığını bile tartışılır hale getirdi.Yıllar sonra Maradona’nın yuhalanmasına sebep olacak kadar çok sevilen bir oyuncudan bahsediyoruz.Boca’nın bir türlü dolduramadığı Maradona boşluğunu dolduran Riquelme’nin 10 numaralı forma dışında halefiyle pek ortak noktası olmasa da taraftarları heyecanlandıran , takıma bağlı ve liderlik özelliklerinin üst seviyede oluşu onun Diego ile kıyaslanmasına yetti de arttı.



2 Sergio Agüero

Maradona’nın gerçek veliahtı diyebileceğimiz bir isim varsa oda Agüero.Bunun sebebi ise futbolun çok dışında olan bir sebep.Genç yıldız Maradona’nın kızıyla evli ve Diego’nun torununun babası.Bununla birlikte yeşil sahalarda gösterdiği performansta onun kayınpederiyle kıyaslanma sebeplerinden biri.Genç yaşında rekor bir ücretle Indipendiente’den Atletico’ya geçen Agüero,Avrupa’da başarılı olabilen nadir veliahtlardan biri.Arjantin formasıyla da bir olimpiyat şampiyonluğu bulunan Kun’un ileride Maradona’nın tahtına oturmasının önündeki tek engel 1 numaradaki isim.



1 Lionel Messi

Arjantinliler artık Yeni Maradona’nın geldiğinden kesinlikle eminler.Henüz 22 yaşında Avrupa’da kazanılmadık başarı bırakmayan Arjantin Milli takımının yeni 10 numarası,Ustanın tahtını hızla sarsmaya devam ediyor.Maradona’nın efsane gollerine benzer attığı goller,fiziksel yapısı oyun anlayışı ile veliahtlar içinde en fazla sivrilen isim.Hatta Arjantin’le bir Dünya Kupası kazanabilirse artık Yeni Maradona devri kapanacak,yeni Messi devri açılacaktır.

2.08.2009

Top Yuvarlaktır Ama Parası Olan Kazanır …

Tarih 1997.İngiltere’nin en büyük mağaza zincirlerinden birinin sahibi Mohammed El Fayed,tarihinin en kötü günlerini yaşayan Londra’nın Siyah- Beyazlı klübünü satın aldığını ve klübü 5 senede Premier Lige çıkarmak istediğini açıklamıştı.5 senede bunu başarabilmek için iyi oyunculara, menajere ve yöneticilere,doğal olarak bu maliyetleri karşılayabilmek içinde bolca para harcamaya ihtiyacı vardı.Bu hareketinin sonrasında günümüzde artık iyice moda haline gelmiş bir akım başlattığının farkında değildi büyük ihtimalle sadece kendini mutlu etmek isteyen zengin bir futbolseverdi sadece.

11 senelik periyotta İngiltere’de çok şeyler değişti.Bugün İngiltere’de Aston Villa,Portsmouth,Man Utd,Chelsea,Liverpool ve tabiki son örnek Man City gibi pek çok klüp yabancı sermaye tarafından satın alınmış durumda.Bu klüpleri satın almak için milyar dolarlarını bağlayan bu kadar insanın ortak düşüncesi,dünyanın en yaygın sporunun,futbolun popülaritesinden çıkar sağlamak olduğu açık.

Bu örnekler içerisinde ikisi diğerlerinden oldukça ayrılıyor.Sizinde tahmin edebileceğiniz gibi onlar Chelsea ve Manchester City,bu değişimden en fazla etkilenen takımlar oldu.2007 yılında öncelikli hedefi Liverpool’u almak olan eski Tayland Devlet Başkanı Thaksin Shinawatra tarafından satın alınan Man City’de uzun bir aradan sonra yüksek hedefler belirlendi ve bu amaç doğrultusunda klüpte yapılan ilk iş,Avrupa’nın en kariyerli teknik direktörlerinden Sven Goran Ericsson’u takımın başına getirmek oldu.Bu süreç içerisinde Petrov,Bojinov,Elano,Kompany,Gelson gibi pek çok yetenekli ismi kadrosuna katan City’de , para etkisini çabuk gösterdi.Mükemmel ilk yarı performansının ardından 19 maçlık periyodu lider tamalayan Ciy,2.yarıda performansını yeni bir takım olmasnınında etkisiyle kaybetti ve beklenen başarı sezon sonunda gelmeyince Shinawatra ilk ve tek hatasını taraftarın sevgilisi Ericsson’u kovarak yaptı.Klübü 16 senelik Premier League tarihinde en üst derecesine ve aynı zamanda yıllar sonra Avrupa’ya taşıyan menajerlernini gönderilme şekli City taraftarlarını oldukça huzursuz etti.Bu olayın ardından inanılmaz yoğunlaşan taraftar baskısı ve ailevi sebeplerle City’i devretmeye karar veren Taylandlı klübü satışa çıkarttığını açıkladı. Uzun süredir Premier League klüpleri ile ilgilenen ve bu pazara el atmak isteyen Arap sermayesi fırsatı kaçırmadı ve Abu Dhabi grup henüz açıklanmayan bir bedelle Shinawatra’nın hisselerini devraldı.

Dünyada şu anda bu kadar büyük bir likiditeye sahip ender Şirketlerden olan Abu Dhabi Group,büyük açıklamalar ve beklentilerle İngiltere’ye adımını attı. City’i,Avrupa’nın en büyük klübü haline getireceklerini iddaa eden çılgın Araplar’ın transfer borsasına girişide aynı derecede şaşalı oldu.Drogba,Santa Cruz,Alex,Kolo Toure,Buffon,Casillas,Villa,Kaka,Tevez ve Diego gibi pek çok yıldız futbolcuya teklif götürdüler.Alabildikleri tek oyuncu ise Real Madrid’den 30 m pound karşılığı kadroya katılan Robinho oldu. City'nin yeni yönetiminin Robinho ile yetinmeyeceğinin herkes farkındaydı... Sezona yapılan kötü başlangıcı kadro yetersizliğine bağlayan Araplar Ocak ayınada fırtına gibi girmekten çekinmediler. Beklenen teklif bir başka Brezilyalı Kaka için Milan'a geldi.

Rakam inanılmazdı, 100 milyon Euro'dan başlayan teklif, "Kaka, Milan'da yaşlanmak istiyor" haberinden sonra 120 milyon euro sınırına dayanmıştı bile.Yıllardır kendine özgü kuralları bulunan belirli bir düzen içerisinde işleyen futbol ekonomisi ve transfer borsasında, futbol dışında kazanılan paranın bu ekonomiye girişiyle, mevcut şartların değişmesi kaçınılmaz bir hale geldi.

Olayın taraflarından Kaka’nın 7 sülalesini hatta bir Afrika ülkesini 1 sene açlıktan kurtaracak bu parayı reddetmesinin altında yatan sebep, Milan’a ve Milano’ya olan aşkımı yoksa kariyerini Kupalar kazanması muhtemel bir takımda devam ettirmesi mi?Peki Milan gibi bu parayla yaşlanan kadrosunu baştan aşağıya yenileyebilecek bir klübün bu transferden vazgeçmesinin sebebi,patron Berlusconi’nin oluşan ortamdan siyasi çıkar sağlamasımıydı?

Her sene farklı istatistik ve finans kurumları tarafından yapılan en zengin klüpler listesinde 2006 yılında toplam 90.1 milyon Euro geliri bulunan Manchester City,dünyada 17. sırada yer alıyordu. Fakat Arap sermayesinin işin içine girmesiyle City bu bütçesinin 30 m pound üstündeki bir miktarı bir futbolcuya ayırabilir hale gelmesi çok enteresan bir durum.Bu hamle ile Uefa’nın yıllardır,uğraştığı gelir gider dengeleme sistemi,futbol klüplerinin ekonomisini düzeltme,batan klüpleri kurtarma ve klüpleri arası denklik operasyonu da büyük darbe almış durumda.Dünya futbolu tabiî ki Araplar’ın umurunda değil.Onlar bir an önce Kupaları kazanmak ve buradan tanınırlık oranlarını dünya çapında arttırarak koyduklarının fazlasını almanın peşindeler.Herkes Kaka kadar karakterli(yada ne olduğuna siz karar verin) olamayacağından ötürü,2-3 sene içerisinde City iyi bir menajerle futbolun zirvesine kurulabilir.Buda bir kez daha paranın futbolu evine puansız göndermesi anlamına gelecektir.

Bu transferin gerçekleşmemesinin altında ki sebep ne olursa olsun,dünya futbolunun bir süre daha nefes almasını ve bazı şeylerin sadece para ile elde edilemeyeceğini göstermesi açısından önemli.Kendi liglerini yaratmaya çalışan Milyarderlere her ne sebeple olursa olsun dur denmediği taktirde futbol dinamiklerinin,yakın zamanda F1’in yaşadığı gibi bir krize sebep olacağı ortada.Biraz daha dayan futbol,Man City bu kadar kötü oynamaya devam ederse Araplar sıkılıp başka hobiler deneyebilirler.

2.06.2009

Mustafa Denizli, Şampiyon Yaptı Bizi

Tarih 7 Ekim 2008 , 5 senelik Demirören hakimiyetinde 4. kez gördüğümüz ve artık alışkanlık haline gelmiş bir basın toplantısı izledik. Tabi bu diğerlerine göre biraz daha duygusal , biraz daha haklı bir isyanın sonucuydu. Ertuğrul Sağlam aslında başarılı başladığı, 2008/09 sezonun 6. haftasında 4-1lik ağır Metalist yenilgisinin iyice körüklediği camia baskısıyla istifa etmiş Beşiktaş bir kez daha kayıp bir yıla doğru son hızla sürüklenmekteydi. Aslında 8-0’lık yenilgi başlı başına bir istifa sebebi olsa da Ertuğrul Sağlam’ın elinde ki kadronun kalitesine oranla başarılı olduğu söylenebilir, bu istifanın gecikmesine bir anlam yüklenebilirdi.


Ben ise o dakikalarda kararsız bakışlar ve aslında gitmeliydi düşünceleriyle, internetten gelişmeleri takip ederken yeni teknik direktör adaylarımız arasında gördüğüm bir isimle adeta şoka uğratmıştım. O isim Türk futbolunun adı desturla anılması gereken belki de şu an bulunduğumuz noktanın temellerini atanlarından biri olmasına rağmen hiçbir zaman benden, bizlerden hak ettiği saygıyı görememiş biriydi. Mustafa Denizli’ydi o isim, Nam’ı-diyar Büyük Mustafa. Hem hayatımın 8 senesini geçirdiğim İzmir’in yetiştirdiği en büyük isimlerden biri olması hem de her daim Beşiktaşlı olduğunu açıklamasına rağmen bir türlü kanımın uyuşmadığı gözümde hep 2. sınıf bir teknik direktör olarak kalan Mustafa Denizli.

Kim bilir belki bunun sebebi yakın futbol tarihinde yaptığı yanlış transfer tercihleriyle kariyerinin sürekli geriye gitmesi, ya da her daim Beşiktaş’lılıktan dem vuran biri olmasına rağmen iki ezeli rakibimize bizi geçme şampiyon olma sevincini yaşatmasıydı. Ama bunda onun günahı yoktu ki. 19 senelik profesyonel futbolculuk kariyerinin sonunda ve şimdilik 26 senelik antrenörlük kariyerinin başında ona güvenen hep Galatasaray olmuştu. Emekli olur olmaz Derwall’in yardımcısı olmuş, 3 senlik çıraklık döneminin ardından Galatasaray tarihinin en önemli dönemlerinden birinin temellerinden birini atmış , ilk yılında şampiyon olup Şampiyon Kulüpler kupasında yarı final oynamıştı ve bu kulübün tarihinde yerini almıştı. Bununla yetinmemiş diğer rakibimiz Fenerbahçe’yi 5 yıl aradan sonra şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör olarak bu kez de Fenerbahçe tarihine geçmişti. Artık her iki ekibinde unutulmaz bir parçası olmuştu.


Derken kariyeri düşüşe geçti, Benim onu 2. sınıf antrenör olarak görmeme sebep olan yıllar geldi. Türk futbol tarihinin Fatih Terim ile birlikte en fazla krediye sahip antrenörü klüp bulamaz hale geldi. Ama onu beğenmeyenlerin hep söylediği Şanslı Mustafa sıfat tamlamasının tamlayanı onu yazının başında belirttiğimiz tarihe , bir gün önce televizyonlarda yorumlarken “aslında bu takımda çok iş var, sadece yönlendirmede problemleri çözülmeli”dediği takımın başına getiriverdi. Bizim gibi Büyük Mustafa kudretini bilmeyenler , Aachen’e, Persopolis’e bakıp “bu mu bizi yönetecek adam?” diyenler için laflarını memnuniyetle yiyecekleri günler başlamıştı adeta, her inişin bir çıkışı vardır lafını en güzel şekilde doğrularcasına.


Bjk kariyeri pekte parlak başlamayan Denizli 9 maçta 14 puan kaybetmiş ve herkesi derin bir umutsuzluğa sürüklemişti, hep arzuladığı Siyah-Beyaz kariyerinin başında hiç görmek istemeyeceği kapkara bir tablo vardı önünde. O kapkara Puan tablosu o kadar karamsardı ki Beşiktaşlılar bir kez daha ezeli rakip taraftarlarının eğlencesi olmuşlardı. Siyah – Beyazlılar lider ve takipçisinin 6, 4. sırada ki Fenerbahçe’nin 4 puan gerisinde 6. sıradaydı. Yine suratlar asılmış ve sabrı taşan taraftar bir kez daha başarısız yönetime, ve bir türlü büyük bir takımda oynadıklarını idrak edemeyen futbolculara yüklenmeye başlamıştı. Kulüpte yine bir kaos ortamı oluşmuştu.

Bunlar olup biterken Denizli sessiz sedasız, hepimizin beğeniyle takip ettiği Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay’ın programı %100 Futbola konuk olmuş ve o tarihi açıklamayı yapmıştı : “Şu anda potada 7-8 takımdan bahsedebiliyoruz. 26. haftadan sonra bu takım sayısı kaç olur, 1 mi, 2 mi, 3’ü bulabilir mi belli olur. Genelde iki takım kalır. Biz bunlardan biri olmak istiyoruz. Ligin 26. ve 27. haftasında ne olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyacağız. Benim adım Mustafa Denizli ise bu takım da Beşiktaş ise ikinci yarı başladıktan 10 hafta sonra neyin ne olduğunu hem ben göreceğim, hem Türkiye görecek. Ama önce içeride bir takım dengeleri kurmamız lazım , daha bu köprünün altından çok sular akacak.”


Tabii hemen alay konusu olmuştu Büyük Mustafa. Hemen çarpıtmalar başlamış Beşiktaş’ın 26. haftada şampiyonluğu ilan edeceği düşüncesi herkesin dilinde bir espri aracına dönüşmüştü.


Ama Büyük Mustafa takıma inanıyordu. Motivasyon konusunda Fatih Terim gibi Zen-Master seviyesinde olduğunu ispatlarcasına takımın psikolojini toparlayıp, tekrar şampiyonluğa hatta çifte kupaya inanmalarını sağladı. Toraman – Üzülmez gerginliğini çözerek iki oyuncuyu tekrar takıma bağladı, Ekrem Dağ’a kendi önyargısına rağmen formayı verdi, geldiğinden bu yana yaptığı kritik hatalarla Beşiktaş’a büyük zarar vermesine rağmen vazgeçilemeyen Zapo’yu kesip yerine küskün Gökhan’ı ilk 11’e alıp yabancı kontenjanını sıkıntısını düzenledi, ardından çok isabetli saptamalarla Ernst ve Yusuf’u takıma monte etti, hep çok eleştirilen verimsiz 3-4-3 ısrarından vazgeçerek, Beşiktaş kadro yapısına uygun olmasa da 4-5-1’e döndü. Sezon içerisinde Sivok’tan ve Delgado’dan ön libero, Bobo’dan sol açık yaratma ısrarlarından vazgeçti ve bazıları gibi ‘Ben ders almam , veririm” demeden her hafta dersler alarak doğruyu bulmaya çalıştı.


Tello ve Holosko’ya yeni sistemiyle mükemmel bir işlev kazandırırken, Yusuf gibi artık futbolunun son baharını yaşayan bir oyuncuyu maç kazandıran kahramana dönüştürdü. Sezon içerisinde Delgado ve Nobre’nin sakatlıklarının büyük sıkıntı yaratması beklenirken, bu oyuncuların yerlerini akıllı hamlelerle doldurarak yokluklarını avantaja çevirmesini bildi. Neredeyse hiçbir Beşiktaşlının sevmediği Cisse’yi takımın en kritik oyuncusu haline getirmeyi başardı ve bunun sonucunda 2009 yılını biri kupada ki rahat rövanş maçında olmak üzere sadece 2 mağlubiyetle kapatarak bir kez daha kazanan takım yaratmada ne kadar usta olduğunu kanıtladı.


Ligde ezeli rakipleri karşısında düştüğü hatalara kupada düşmedi ve Kupa finalinde adeta ders niteliğinde bir taktikle sezon içerisinde 2 defa yenildiği Fenerbahçe’yi mağlup etti. Stres dozu tavan yapmış Ankaragücü-Ankaraspor-Galatasaray ve Denizli maçlarında mükemmel kriz yönetimiyle sadece skora ve hedefe yönelik futbolla Beşiktaş tarihinin en büyük başarılarından birini yani kulübün 2. Dublesini , hem de bunu Siyah-Beyaz tarihinde başaran ilk Türk olarak adının arşivlerinde yer almadığı son Büyük takımında efsanesi olmayı başardı.


Büyük Mustafa bize kendisini öyle bir hatırlattı ki, uzun süre sadece Beşiktaş’ın değil bir dönem “Mustafa Denizli Şampiyon Yap Bizi” tezahüratlarıyla yeri göğü inleten bütün futbolseverlerin aklından çıkmayacaktır. Teşekkürler Büyük Mustafa , 6 senedir hasretle bugünü bekleyen bu kalplere, sevmek için sevmeyenlere ve Beşiktaşlı doğanlara yaşattığın bu tertemiz şampiyonluklar için … Mustafa Denizli Şampiyon yaptın Bizi !!!