İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.08.2012

Avrupa'nın En İyi Ligi (3)

Fenerbahçe Ülker: Evet gelelim sezonun kağıt üstündeki en büyük favorisine. Uzun süren bir başarı döneminin ardından geçtiğimiz yıl çeyrek finalde lige veda eden sarı lacivertliler yaz döneminde işi çok sıkı tuttu ve bir çok kişiye göre rüya takım kurdu. Fenerbahçe işe Spahija'yı gönderip Simone Pianigiani ile anlaşarak başladı ki dönem itibariyle boşta bir çok Türk antrenör varken, üstelik daha yeni başarısız bir yabancı hoca deneyimi yaşamışken yine bir yabancı antrenör tercih etmek tartışılacak bir karar. Bunu neden söylüyorum,  yakın tarihimizde pek fazla yabancı koç başarısı görmek mümkün değil, henüz yabancı bir koçla müthiş işler yapmış bir takımımız olmadı.  Elbette Pianigiani iyi bir koç, başarıları ortada. İtalya liginde kazanılan altı şampiyonluk, oynanan final fourlar önümüzde. Ancak kariyerinde bırakın Avrupa'da takım çalıştırmayı Siena dışına bile çıkmamış bir hoca ve ciddi anlamda adaptasyon sorunu yaşaması muhtemel. Pianigiani'nin bir başka sıkıntısı rekabetin az olduğu ver her sene leblebi yer gibi şampiyon olduğu İtalya Ligi'nden Kobe Bryant'ın deyimiyle "Avrupa'nın en kaliteli ligine " gelmek olacaktır. Evet, şunu kabul edelim ki 6 yıl üst üste şampiyon olmak başarıdır ama İtalya Ligi standartlarında Siena gibi bir takım için çok da büyük başarı değildir. Euroleague'de Final-Four oynamak da başarıdır ama şampiyon olamamış olmak soru işaretidir.


Pianigiani de adaptasyon sorunu yaşayacağının farkında olsa gerek, transfer döneminde eski oyuncularına sarıldı. Alınan dört yabancıdan sadece Mike Batiste eski Pianigiani oyuncusu değil. Romain Sato, David Andersen ve belki de Teodosic ile birlikte Avrupa'nın en önemli 1 numarası Bo McCalebb daha önce Pianigiani'nin çalıştığı isimler. Yine Pianigiani'nin yakından tanıdığı David Hawkins ile de anlaşıldı ancak daha sonra Bogdanovic'in sözleşmesi fesh edilemeyince Hawkins bir başka eski hocası Ergin Ataman'ın çalıştırdığı Galatasaray ile anlaştı. Fenerbahçe bu dört yabancının yanı sıra Barış Ermiş ve transferi yılan hikayesine dönen İlkan Karaman ile anlaştı. Sonuç itibariyle oluşan kadro çok güçlü ama biraz dikkatli bakınca fark edilebilecek sorunları var. İnceleyelim.

Pota altı Batiste, Andersen, Kaya, Oğuz ve İlkan'dan oluşacak. Son günlerin gündemi İlkan'dan başlayalım. İlkan süre alabileceğini düşünerek Fenerbahçe'yi seçti ama bu güçlü rotasyonda ve ciddi hedefleri olan bir takımda ne kadar süre alabileceği soru işareti. Geçtiğimiz yıl Karşıyaka'da bolca izleme fırsatı bulduğum İlkan son derece dağınık ve şımarık bir oyuncu izlenimi vermişti bana. Avrupa şampiyonası elemelerinde Tanjevic'in gözdesi oldu ve spektaküler oyunu ile dikkat çekti. Fenerbahçe'nin kendisi ile ilgili tasarrufu nedir, bu sezon süre alabilecek mi merak ediyorum. Gelecekte ise NBA'e gitmeyi hedefliyor. Zaten Avrupa basketbolunun saçma tarafı da bu, geleceğe yatırım yapmak anlamsız. Oyuncu iyiyse NBA oluyor, kötüyse yatırım yapmaya değmez demektir zaten.

İlkan'dan bu kadar bahsetmemin sebebi son zamanlarda epey gündem olması. Her oyuncuyu böyle ayrıntılı inceleyecek değilim. Fenerbahçe pota altı için şu değerlendirmeyi yapabilriz. İsim olarak iyi ama yaşlı ve formsuz. Batiste, Andersen, Kaya üçlüsü otuz beşe geldi ve geçtiğimiz sezonu iyi geçirmediler. Bu nedenle özellikle normal sezonda  İlkan'a bolca şans doğabilir.

2 ve 3 numaraya bakarsak bana göre kağıt üstünde Bogdanovic - Sato ikilisi çok yetersiz kalıyor. Galatasaray bu pozisyonlarda Domercant - Hawkins ikilisi ile anlaştı mesela. Preldzic'in ciddi anlamda süre alacağını düşünüyorum geçtiğimiz yıllardaki gibi. Ömer de tıpkı Kaya igi geçen sezon kötüydü ve bir yıl daha yaşlandı, bu yıl nasıl oynayacağı soru işareti. Kısacası Fenerbahçe'nin 2 - 3 numaralı pozisyonlarda da sıkıntıları mevcut.



Fenerbahçe için en sorunuz pozisyon elbette ki point guard. Bo McCalebb yukarıda söylediğim gibi Avrupa'nın en önemli iki point guardından biri. Yedeği ise Barış Ermiş olacak ki  geçtiğimiz yıl bu görevde Engin Atsür iyi bir performans göstermişti, onun kaybı Fenerbahçe için iyi olmadı.

Bu kadar uzun bir analizden sonra sonuç yorumu yapmak zor. Böyle güçlü ama karmaşık bir kadro için sezon sonu tahmini yapmak da zor. Kısaca şöyle diyebilirim: Pianigiani takıma, takım da Piangiani'ye iyi ayak uydurursa, yeni coach takımda ortamı iyi kurar, rotasyonu da iyi kullanarak özellikle yaşlı oyunculardan maksimum verim alabilirse ve geçtiğimiz yıl kötü oynayan Türkler kendine gelirse Fenerbahçe Ülker en büyük favori olur, ama işler kötü giderse rakipleri de çok güçlü.

Bir sonraki yazıda Banvit ve Karşıyaka Pınar'ı ele alıp Beko Basketbol Ligi dosyasını kapatacağım.

22.10.2011

Euroleague ilk hafta

NBA'deki lokavtın uzamasıyla NTVspor'da gözünü bu alana çevirmiş ve diğer yayını yaptığı her organizasyonda olduğu gibi bunun da hakkını veriyorlar. İlgiyi artırmak için sürekli ilgili programlar, sosyal medyayı işin içine katıp bir anlamda "user content" yaratma çabaları, hele ki final - four'un İstanbul'da olduğu senede organizasyonun değeri baya bir yükseliyor.

Sağolsunlar ilk haftadan 6 maç yayınlayarak topyekün bir giriş yaptılar. CSKA geçen pazar yazdığım gibi çok açık ara favori. Teodosic - Şişkauskas - Kirilenko - Khryapa - Kristic beşinin önünde durabilecek tek takım NBA'de sezon iptal edilir de dönerlerse Gasoller ve Calderonlu bir Barcelona olur. Yoksa şimdiden kupayı CSKA'ya verebiliriz.


Fenerbahçe'nin maçına gidecektim, son dakikada yalan oldu. Görünen o ki, şu kadroyla geçen sene yaptığımızdan daha iyisiniz yapamayız. Gerek Cumhurbaşkanlığı Kupası, gerek Caja Laboral gerekse de Antalya maçları gösterdi ki Fenerbahçe en azından şu anda geçen yıla göre zayıf bir takım. Gist, Jerrells eyvallah da, bu adamlar Partizan'ı nereye taşımışlar ki, Fenerbahçe'yi bir üst kademeye taşısınlar?

Hele ki Jerrells geldiği için Kinsey'nin gittiğini ve dahası Kinsey'nin Efes'te yaptıklarını görünce içim acıyor. Ukic bir point guard için yeterince bencildi, bir de yazın Eurobasket'te iyice pohpohlanınca bir tarafları kalkan Prezldic'in bencilliği eklenmiş. Sonuç: Bütün maçı sadece 5 asist ile maçı tamamlayan bir takım.

Efes ise çok sağlam olmuş. Çok sert savunma yapabiliyorlar. Fenerbahçe'nin tersine Vujacic ve Ersan çok rahat Efes'i bir kademe yukarıya taşıyacak hatta kanımca final-four'a sokacak hale getirmişler.Dahası bench de yeteri kadar kuvvetli bu da Efes'i 25-30 dakika değil 40 dakika üst düzeyde top oynayabilecek seviyeye getirmiş.

Galatasaray burada oynayarak önemli bir iş başarmış durumda ve şu anda Fenerbahçe'den çok daha iyi durumda. Zaten Cumhurbaşkanlığı Kupası ve ilk euroleague maçları bunun iyi bir göstergesi. Prokom, Kazan ya da Olimpia'dan ikisini geçmek zaten ana hedef olacak. Lokavt devam edip takım korunduğu sürece bunu yapabileceklerini düşünüyorum.

24.11.2010

Akatlar'a Nasıl Gidiyoruz Abi?

Bir Fenerbahçeli için futbolda Trabzonspor deplasmanına gitmek hacılık ise, basketbolda bunun karşılığı Beşiktaş deplasmanına gitmektir. Özellikle Akatlar'dan beri. Hepimizin bildiği gibi, Türkiye'de basketbolda deplasman tribününe izin yok. O yüzden biz de deplasmana gittiğimizde sus pus maçımızı izliyoruz. Yeri geldiğinde rakip olduğumuzu çaktırmamak için alkışlara eşlik ediyoruz, rakibin basketlerine sevinir gibi yapıyoruz falan. Böyle yazdığımda çok sıkıcı bir aktivite gibi gözükse de bu aslında çok zevkli bir şeymiş, ben bunu pazar günü anladım. Evet efendim, bu satırları yazan Fenerbahçeli, Akatlar'a giderek hacı oldu geçtiğimiz haftasonu. Galibiyeti de Beşiktaş'ın kalbinden söküp çıkararak eve döndük...

Gerek Iverson'ın ülkeye gelişi, gerek artık Akatlar'ı görmem gerektiği hissine kapılmam ve en çok da Beşiktaş'ın bizimle oynaması beni bu maça gitmeye iten faktörler. Çağrı isimli, Beşiktaşlı arkadaşımla bu maça ailelerimizin ortak girdiği dananın kesiminde karar verdik. Hemen ertesi gün İstanbul'a akraba ziyaretine giderken, Kanyon Biletix'ten aldım 40 TL'lik biletleri. En ucuz biletler 30 TL'ydi ve onlar bitmişti, biz de 40 TL'lik biletlerden aldık. Salona girdiğimizde ise gördüğümüz görüntü şoka uğramamıza yetti. Futbolda bileti alırsın ve tribüne girip istediğin yere oturursun. Ama basketbolda genelde böyle değildir bu, özellikle de küçük salonlarda. Biletimizde yazan yere oturmak istedik başta ama imkansız. Maçtan 25 dakika önce salona girmemizin çok yanlış bir karar olduğunu farkettik çünkü 3.500 kişilik salonda yaklaşık 5.000 kişi vardı. Hani erkenden gelsek ve 150 TL'lik yer olan bench arkasına otursak kimse bir şey demeyecek gibi bir ortam. Herkes her yerde. Biz de biletimizle hiç alakalı olmayan bir yere sıkıştık. Protokol karşısı, 2. kat...

Gelin maçtan 3 saat öncesine dönelim. Kadıköy'de Beşiktaş vapurunu bekliyoruz. İlk olarak Beşiktaş formalı bir çocuk gördük ve yanındaki ürünsüz diğer çocuk yanımıza gelip (Çağrı'da Beşiktaş atkısı vardı) "Usta ben Galatasaraylıyım da, bu Akatlar'a nasıl gidiyoruz?" dedi. Çağrı'nın ilk söylediği ise "Arkadaş da Fenerbahçeli." oldu. Neden öyle dedin Çağrı, neden? Ben ki, fişlenmemek için aldığımdan beri sadece 1 kez çıkardığım Fenerbahçe bilekliğimi (1 yıl oldu aldığım ve çıkardığım tek gün yine bir Beşiktaş maçına gittiğim gündü, geçen sene İnönü, Beşiktaş-Sivasspor) çıkarmıştım sabah evden çıkarken. Ondan sonra "Biz de bilmiyoruz vallahi." geldi. Beşiktaş'a geçtik, herkes birbirine Akatlar'ın nerede olduğunu soruyor. Iverson'dan önce kimse gitmiyordu ki Akatlar'a. Bunun somut kanıtını Beşiktaş'ta buram buram hissediyor, hatta canlı tanık olarak görüyordunuz. Bundan önceki 3 yıl, seyirci ortalaması 50 falandı Akatlar'ın.

Burada bir parantez açalım ve Beşiktaş'ta durakta Akmerkez'e giden bir otobüs beklerken yaşadıklarımızı anlatalım. Hani böyle maça giderken görülen kirli sakallı, şişman ve uzun boylu abiler tehlikeli gelir ya hep size. Hele de muhabbete girersiniz ve karşıdakinden "Benim biletim yok." sesini duyarsınız. İyice tırsıp uzaklaşmak istersiniz oradan. Öyle bir abi bize salona nasıl gideceğimizi sordu. Yok yok, gülmekten anlatamıyorum ben, aynen diyalogları yazayım.

Abi: Selam gençler, ya benim biletim yok. Salona nasıl gidiyoruz?
Çağrı: Abi biz de bilmiyoruz, sora sora gideceğiz işte?
A: Ya ben aslında Beşiktaşlı değilim ama Iverson gelmiş, görelim dedik. Galatasaraylı'yım ben, Fenerbahçe düşmanıyım. Zaten bizim tribünün %80'i Beşiktaşlı'dır.
Biz: Eheheh, meheheh.
A: Nerelisiniz siz?
Ç: Kocaeli abi.
A: Kocaelililer sağlam tribün yapar. Bir besteleri var; "Körfez'im, işte bak, Hodri Meydan her zamanki yerinde". (Bu arada doğrusu; "Körfez'im, bak işte, Hodri Meydan her zamanki yerinde" olacak.)
Ç: Evet abi.
A: Hmm, grupta lider biziz ama.
(Çağrı burada abinin Elazığlı olduğunu anlıyor. TFF 2. Lig Kırmızı Grup'ta Elazığspor 1. sırada. Bense hiç sevmem Kocaelispor'u laf arasında.)
Ç: Haftaya bize geliyorsunuz abi.
(Ben nezaketen araya girip "Gel ağırlayalım abi." dedim burada, eheh.)
A: Ben de Elazığ'da olacağım, tüh.
Biz: Tüh.
Biz: Neyse abi biz kaçalım.
A: Haydi görüşmek üzere.

Sonra bindiğimiz otobüste gördük abiyi. Sonra maçtan sonra tekrar Beşiktaş'a döndük ve semtte gördük. Beşiktaş'ta yemek falan yedik. 1 saat geçirdik. Vapurla karşıya geçtik. Kadıköy'de yürürken bakkalın içinde yine aynı abiyi gördük. Şaka gibiydi. Yaşamanız lazım.

Biraz da salondan bahsederek bitireyim. Akatlar çok güzel bir salon. Küçük salonları her zaman sevmişimdir. Sırf bu yüzden Fenerbahçe Kadın Basketbol takımının Ataşehir'deki salon bitince Caferağa'dan ayrılmasını istemiyorum. Akatlar'daki atmosfer muazzam. Çok gürültülü bir maç yaşadık. Rakibi çok iyi baskı altına alıyorlar. Rakip çok kaliteli olduğu için bu baskıya bu sonuç anca. Üstelik Fenerbahçe'nin çok nadir galibiyetle çıktığı bir deplasmandır Akatlar. Iverson'a ilgi büyüktü. İlginin büyük olduğu kadar, Iverson'ın basketbol oynama niyeti düşüktü. Oynamadı demeyelim de oynayamadı diyelim. Ömer Onan çok iyi kilitledi onu, ondan ziyade uzun bir süre sonra yeni yeni basketbol oynuyor. Dolayısıyla form durumu, kondisyonu falan çok alt seviyede. Zamanla iyileşecektir Ivy. Ancak Beşiktaş taraftarının her maçı böyle doldurması gerek takımlarının başarılı olabilmesi için. Kötü bir kadronuz da olsa şu seyirci önünde maç kaybetmeniz çok zor gerçekten. Ancak seyirci de haddini bilecek ve 40 dakika boyunca rakibe küfretmeyecek. Bu bir derbi nihayetinde ve küfrü tabii ki anlarım. Bütün Beşiktaş seyircisine de mal etmiyorum bu olayı. Sadece protokol karşısındaki tribüne göre sağ pota arkasında kalan az sayıda Beşiktaş taraftarının amacı tamamen olay çıkartmaktı. Tamamen kendi egolarını tatmin ettiler. Basketboldan zerre anlamadıklarına ve işlerinin güçlerinin Fenerbahçe ile olduklarına eminim. Her tribünde var böyle azınlık ve açıkçası spor, onlar olmadan çok daha güzel.

İmkanı olan her basketbolsever Akatlar'ı görmeli.Maç girişinde arama yapılmasa da (Evet bozuk parayla girdim içeri.), herkes istediği her yere oturabilse de, maç çıkışında orta çıkıştaki kapıların açılmaması dolayısıyla turnikelerden geçtikten sonra geri dönemeyip, kapıların da kilitli olmasından dolayı bir 8-9 kişi, küçücük bölgede bir 10 dakika hapis kalsak da (2 de yabancı vardı yanımızda, hayır yabancılar ülkesine gidip ülkemizi kötüleyecekler geyiğine girmeyeceğim) Akatlar güzel salon. Ama her maç böyle dolduğunda güzel, 10 kişiyle değil...