İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.06.2015

Bir Messi Kasidesi




Öncelikle cumartesi Messi'nin attığı golü izlemeyen kaldıysa yukarıdaki videodan bunu bir izlesin. Olay şu ki Messi artık bu golü o kadar normalize bir hale getirdi ki belki de gerektiği kadar tepki bile veremiyor hale geldik.

Messi, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu mu? 

Bir klişe var: "Yaa abi NBA eskisi gibi değil, aynı tadı vermiyor!" Bunun arkasındaki en temel sebep Ender Bilgin ile haftada bir tane banttan maç yayınındaki kısıtlı erişimden, NBA league pass ile her maça istenilen her an ulaşılabiliyor, ürün çok kolay tüketiliyor oluşu. İnternet çağında herşeye istenilen her an ulaşılıyor olmak gizliliği ve buradan doğan efsaneleşmeyi ortadan kaldırıyor.

Keza aynı şey futbol için de geçerli. Bugün örneğin, Maradona efsanesi denildiğinde normal bir futbol seyircisi için akla gelen anlar bir elin parmaklarını geçmeyecektir: 86 - 90 ve 94 Dünya Kupaları ile Napoli'nin şampiyonluğu. Erişim kısıtlı olduğu için hep iyi anlar akılda kalırken, Maradona'nın kötü maçları hatta sezonları dünyadaki birçok taraftar tarafından izlenmemiştir bile.

Haftada iki maçı dünyanın birçok yerinde canlı yayınlanırken Messi'nin böyle bir şansı yok. Her maç sırasında hakkında milyonlarca tweet atılırken, kötü bir formun gizli kalmasının yolu yok. Ama olay şu ki Messi 10 senedir öyle sürekli bir performans sergiliyor ki Messi için "kötü" kabul edilebilecek sezon bile başka herhangi bir oyuncunun pekala kariyer sezonu olabilir.

Örneğin geçen yıl Messi ne Barcelona ne de Arjantin ile hiçbir şey kazanamamışken "kötü" tabir edilen sezonunda 41 gol attı ki İngiltere tarihinin en büyük golcülerinden - kişisel olarak Shearer'dan sonra ikini gördüğüm - Lineker'in kariyerinde 38'den fazla gol attığı sezon yok.


Bugün Squawka'da gördüğüm bu tablo beni bu yazıyı yazmaya itti. Messi son 10 yılda kulüp ve milli takımlar için 311 deplasmana gitmiş, 44 günü uçakla havada geçmiş ve dünyanın çevresini tam 24 defa turlamış. Tamam İstanbul'da biz de her gün trafikte dünyanın saatini geçiriyoruz ve sonunda evde iki seksen yatıyoruz yorgunluktan. Adam bu fiziksel yorgunluğa karşılık bir de haftada iki maça çıkıp araba dolusu gol atıyor.

Messi  - Neymar - Suarez üçlüsünün beraber oynamaya başladıkları daha ilk yılda böyle bir uyum sergilemesi ve Suarez'in Kasım'a kadar oynamamasına karşılık üçlünün bütün resmi maçlarda toplam 114 gol atması insani tepkiler vermemi engelliyor, bildiğin Recep İvedik moduna geçiyorum. Sadece aşağıdaki lig maçlarında atılan goller ile ilgili tablo bile yeteri kadar durumu açıklayıcı.
Cumartesi maçın skoru ne olursa olsun, yıl sonunda Messi'nin 5. balon d'or'unu kazanması kuvvetle muhtemel. Bu kadar sayıda bu ödülü kazanan, bu kadar süre üst düzey performans sergileyen başka bir futbolcu daha yok. Her şeyden çabucak sıkılınılan, sürekli başarılı olanın içten içe bıkkınlık verdiği ve başarısızlığının ellerin ovuşturularak beklendiği bir dünyada 10 sene boyunca en üst düzeyde kalmak takdire şayan.

Baştaki soruya geri dönelim. Messi bana göre tarihin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu ve  düşüşe geçmeden önce olabildiğince her hafta maçlarını izleme imkanımız olduğu için bence çok şanslıyız.

15.09.2014

Forma Üzerinden Siyaset

Haftanın önemli gündemlerinden birisi Perşembe yapılacak İskoçya bağımsızlık referandumu. Quebec yazımda da söylediğim gibi, bir Türk olarak bu oldukça hassas bir konu olduğu için olabildiğince haber niteliğinde yazmaya çalışıyorum.

Referanduma 3 gün kala itibariyle görünen; İskoçlar parayı, bağımsızlığa tercih edecekler ve oylamadan muhtemelen bağımsızlığa hayır yanıtı çıkacak.

Tam da bunun arifesinde, haftasonu La Liga'da Barcelona - Athletic Bilbao maçı vardı. Geçtiğimiz hafta Barcelona'da Katalınya Ulusal Günü kutlandı. Bunun hemen ardından oynanan maçta Barcelona klasik Bordo-Mavi forması yerine Katalunya bayrağı şeklindeki kırmızı-sarı  şeritli forma; Athletic Bilbao ise Kırmızı-Beyaz forması yerine Bask bayrağı renklerindeki yeşil-beyaz-kırmızı forma ile sahaya çıktı. 

Madrid basını tabiki bu duruma köpürdü ve bunun İskoçya tarzı bir referandum talebine dikkat çekmek olduğunu ve Barcelona'nın futbola siyaset karıştırıdığını iddia etti. 

Maçı ise Neymar'ın 78. dakikadan sonra attığı iki golle Barcelona 2-0 kazandı.

27.04.2012

Topcast 26.04.2012

26 Nisan Topcast'inde İlker ve Ali Aktaş ile ağırlıklı olarak Şampiyonlar Ligi'nden, Chelsea'nin Barça'yı destansı bir şekilde eleyişindnen, Di Matteo'nun görevde kalıp kalmayacağından, haftasonu İngiltere'de oynanacak olan muhteşem maçlardan, Fener'in CAS davasını geri çekmesinden ve Beşiktaş'ın mali iflasından bahsettik.

20.04.2012

TopCast 18.04.2012

Bu TopCast'te İlker ve Cuma Ali ile birlikte ağırlıklı olarak haftaiçindeki Şampiyonlar Ligi maçlarını, Premier Lig'de geçen hafta olan bitenleri ve Bundesliga'yı konuştuk.

4.04.2012

Topcast 03.04.2012


5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.

17.02.2012

Topcast 16 Şubat 2012


Bu yayınımızda İlker ve Ali Aktaş'la beraber Afrika Kupası ve Zambiya ile başladık, oradan Glasgow Rangers ve Portsmouth'un iflasını tartıştık, sonra sırasıyla İngiltere, İspanya ve Serie A'ya atladık. Sonunda ise Avrupa Ligi, Beşiktaş, Trabzonspor ve Milan-Arsenal maçıyla bitirdik.

11.12.2011

Real Madrid - Barcelona

- Birileri Kuşadası hakem seminerlerinde şu maçı hakemlere göstersin. Alexis maç boyunca her kendisine faul yapıldığında hakeme kart işareti yaptı. Hakem oralı bile olamadı! Yüz karası! Sen milyonların seyrettiği, dünyanın en iyi oyuncularının oynadığı el classico'ya atanmışsın ama "kart isteyene kart vereceksin" kuralını öğrenememişsin!

- Bu arada Alexis ile Sabri Sarıoğlu arasında en az yedi benzerlik sayabilirim.

- Acetobalsamico "Ronaldo, Real Madrid'deki en kötü oyununu oynadı" yazmış. Babamın maç esnasındaki yorumu daha güzeldi: "Bu Ronaldo bi önceki gece çok çalışmış galiba, ayakta durmaya hali yok" Gerçekten de Di Maria - Mesut - Ronaldo - Benzema dörtlüsü Alves- Puyol - Pique - Abidal dörtlüsüne karşı hiç dikine oynayamadı. Barcelona savunması hiç delinmedi.

- Barcelona'ya karşı önde şok baskı nereye kadar yapabilirsin ki? İlk 20 dakika Real Madrid bunu denedi, sonrasında zaten Barça en iyi bildiği iş olan pas yapmaya başlayınca maçın seyri değişti.

- Maçla alakası olmayan Toskana'dan kalan bir anektod:
Floransa'daki resepsiyon görevlisi: Siz nasıl Türksünüz, soyadınıza bakınca ben sizi Yugoslav sanmıştım.
Ben: Nassı yani ?!?
Görevli: E Dalg-ic. Ic ile biten soyadları Yugoslavlarda olur !!

21.08.2011

Lebron Barcelona'da

Şu videonun ardından klasik bir internet gazeteciliği haberi şöyle olurdu sanırım:

"Lockout süresince Avrupa'da oynamak isteyen Lebron James, Barcelona ile anlaştı. Ardından futbol takımının antrenmanına çıktı."

İşin özü Lebron, Nike için Barcelona'daydı. Gazetecinin, "Messi ile tokalaşarak fotoğraf çektirsenize hacı" demesi aklıma 90'lı yılların başındaki klişe yeni futbolcu transferi fotoğraflarını aklıma getirdi.

11.12.2010

Ve Bitti


Artık sağdaki ve hatta soldaki de tarihin tozlu yapraklarından hoş birer hatıra.

111 yıllık tarihinin 108 yılı boyunca tüm maçlarına forma reklamı olmadan çıkan, son 3 yıldır da karşılığında para ödeyerek UNICEF logosu taşıyan Barcelona, dün Qatar Foundation ile seneliği 30 milyon Avrupa Birliği dinarı karşılığı, içinde bulunduğumuz sezonun ikinci yarısından itibaren geçerli olmak üzere 5,5 sezonluk bir forma reklamı anlaşması imzaladı.

Barındırdığı tüm yerel motiflere rağmen endüstriyel futbol iklimine iliklerine kadar girmiş olan Barcelona' nın 9 haneli rakamlara ulaşan borcu ve geçen yıl zarar açıklamış olması bu neticenin şüphesiz önemli etkenleri.

Bu rakam, ayrıca futbol tarihinin bu alanda yeni zirvesi; Deutsche Telekom' dan senelik 25 milyon indiren Bayern Münih, bu anlaşmayla ikinci sıraya kaydı.

8.12.2010

4-6-0

Yeni trend bu. Hele ki Barcelona' ya atfediliyor bu formasyon bugün... Tamam, bitmiştir.

Üçüncü senesinde ikinci ciddi rötuşunu yapan ve Ibrahimovic' in elden çıkarılmasıyla Rijkaard' dan kalma santrforlu 4-3-3 formasyonunu tamamiyle terkeden Guardiola' nın yeni sistemi bu. Diyorlar... Ben şahsen Barcelona' yı izlerken başka şeylere kanalize olduğum için pek bilemiyorum.

Farazi isimlendirmesi de sanırım şöyle oluyor: Busquets, Xavi ve Iniesta' dan müteşekkil iç orta saha, Villa ve Pedro forvetten bozma açıklar, Messi de serbest.


Bu tabii ben dinozorunuzu 15 sene kadar evvele zıplattı. Şöyle ki: Simeone, Redondo ve Balbo' dan müteşekkil iç orta saha, Batistuta ve Caniggia forvetten bozma açıklar, Maradona da serbest.


Arjantin' in, nihayetinde gruptan çıkamayarak elendiği 1994 Dünya Kupası' nın ilk iki maçındaki formasyonu olur bu. Bu iki maçı domine eden bu takım (Yunanistan 4-0, Nijerya 2-1), Nijerya maçı sonrası Maradona' da doping tespit edilmesiyle dağıldı, son maçta Bulgaristan' a yenildi (0-2) ve grubun üçüncü sırasında kalarak evine döndü.

Futbol, elbet bugünkü kadar hızlı oynanmıyordu ama o Arjantin de bu Barcelona gibi kendi yarı sahasında kaptığı topu, dönemin şartları dahilinde oldukça hızlı bir şekilde 6 kişiyle beraber rakip kale önüne indirebiliyordu. Akıllara daha çok müteakip gol sevinciyle kazınmış olsa da, Maradona' nın Yunanistan' a attığı şu gol, bunun tipik bir örneğidir.

Demem o ki; 4-6-0 formasyonunun mazisi, en azından 1994' e uzanır. Daha eskiye dair malumat için bir kutu şeker ile Levent amcamızın yahut Emre dayımızın kapısını çalabiliriz.

4.12.2010

Yazıcı niye özür diliyor?

* Sabah NTVspor'u açtım ve İbrahim Yazıcı'nın "Avrupa'da aldığımız sonuçlardan dolayı Bursa ve Türkiye'den özür diliyoruz" açıklamasını gördüm. Neden özür dilediğini anlamadım, aynen Valencia maçından Ertuğrul Sağlam ile yolların ayrılması konusunun dillendirilmesini anlayamadığım gibi.

Sanki her sene Avrupa'da ülke olarak çok başarılıyız da Avrupa'da alınan sonuçlar sonrasında bir takımı tarihinde ilk defa şampiyon yapan, bu yıl da ligde ikinci giderken sorgulanıyor. Bu ülke daha önce de bir temsilcisinin Şampiyonlar Ligi'nde 0 puan aldığını, başkasının Leeds'den 6 yediğini, ötekisinin evinde Chelsea'den 5 yediğini görmüşken, bu sezon 3 takımı daha ağustosta Avrupa'dan elenmişken daha hala neden özür dileniyor ki?

* Dünya Kupası, Olimpiyat gibi etkinliklerin evsahipliği seçimi 15 - 20 kişinin oyu ile belirlendiği sürece her zaman rüşvet konuşmaları olacaktır. Wikileaks bunların da belgesini bulsun, yayınlasın. Pazarlamaya o kadar para harcayana kadar her bir üyeye 1 milyon dolar ver, 15 milyon dolara işi bitir. Neden 2018 ile 2022'nin seçimleri bir arada yapıldı, bu konuda herhangi bir açıklama yok. Komplo teorisi; Sepp Blatter'in koltuğunun sallandığının, 4 sene sonra burada olup olmayacağının belirsizliğiyle "ikisinin de stad yapımı ve altyapı konularını bağlayayım gider ayak" anlayışı olduğu yönünde.

Polyanacılık yapacak olursak Güney Afrika ve Ukrayna örneklerinde gördüğümüz üzere 8 yılın tüm altyapıyı tamamlamaya yetmediği, futbol ülkesi olmayan bu ülkelere daha fazla zaman vermek amacının güdüldüğünü de düşünebiliriz. Katar'ın çok büyük iki avantajı vardı.

1. FİFA'nın bu organizasyondan en büyük ekmeği TV yayın haklarından yiyor. 2010 Dünya Kupası yayınlarından toplam 4 milyar dolar aldılar ve tabiki ekmeğin en büyük payı Avrupa. Avustralya başta olmak üzere Katar hariç diğer tüm ülkelerin saatleri Avrupa ile fazlasıyla ters ve primetime yayın olmadan bu kadar paralar kazanamazsın.

2. Japonya ve Kore daha 8 yıl önce Dünya Kupası organize ettiler. ABD'nin de 16 yıl önce yaptığını unutmayalım.

* Çarşamba, Sinan Erdem'deydim. Yıllardır, Ataköy'de yaşayan biri olarak; Saraçoğlu, Caferağa, Burhan Felek'e gitmeyi bir nevi deplasmana gitmek gibi tecrübe edinen biri olarak evime 10 dakika yürüme mesafesindeki salona gitmek büyük rahatlık. Yıllardır Tanjevic'in dışardan şut atmaya dayalı hücum sisteminden sonra, sürekli içeriden oynamaya çalışan, köpek gibi savunma yapan bir takım izlemek inanılmaz bir keyif. Gerçi galibiyetsiz Cibona bir ölçü değil, haftaya Barcelona maçı var. Sonra zaten Top16 ile esas mücadele başlayacak.

* Dominos'ta işlerim çok yoğun, Barça maçına 1 haftadır birşeyler karalayacak vakit bulamadım. Dominos'tan alışveriş yapacaksanız, (ki yapın zaten :) kendi internet sitesini kullanın, yemeksepetini değil. Bana destek olun :) Barça maçının 8. dakikası falandı:

Babam: Ben daha Mesut'un ismini duymadım.
Ben: Ben daha herhangi bir Real Madridlinin ismini duymadım.
Babam: Niye? Casillas ve Pepe! Yetmez mi?

Ne kadar içinde İtalyan olmasa da bir İtalyan takımıyla savunma yapmakla, Real Madrid'den aynı savunma performansını beklemek hiç bağdaşmayan iki konuydu. Nitekim Mourinho da, Khedira ile Alonso'nun yanına Lass'ı koymak yerine, savunmadan tek anladıkları topun arkasında durmak olan dört oyuncuyla çıkarak, "ben kendi topumu oynarım" dedi, ama onu oynayacak top olmayınca bu kumar tutmadı.

Kapanışı İspanyol televizyonun yaptığı bir çalışma ile yapalım:

30.11.2010

Seneye görüşelim


Demek ki neymiş yiğen, Special One falan dinlemez, bu Barcelona her takımı ters düz edermiş..
Bu nasıl bir takım ki Real Madrid gibi bir takıma ilk yarıda top aldırmadılar be. Bu nasıl bir düzen, tek taraflı oyun tarzıdır...
Anlaşılan Mourinho'nun en az 1 seneye daha ihtiyacı var, taşları tam oturtmaya.

10.05.2010

Spor Kulübü Olmak

Geçtiğimiz perşembe akşamı önce Burhan Felek'te kadın voleybolcularımızın şampiyonluk maçındaydım. Maç biter bitmez GFB'nin kiraladığı otobüslerle Caferağa'ya gidip bu kez Galatasaray ile oynanan final serisinin ilk maçında kadın basketçileri destekledik. İki maçı kazandıktan sonra da tribünlerde bir "dünyanın en büyük spor kulübü" tezahüratı hakim oldu. Ne yazık ki bu sadece söylemekle olmuyor. Evet 9 branşıyla Fenerbahçe belki de dünyanın en çok branşta yer alan spor kulüplerinden birisi ancak eğer branşlar arasında etkileşim yoksa tek ortak noktaları sarı lacivert çubuklu formayı giymek oluyor.

Dün akşam Barcelona, Euroleague finalinde Olympiakos'u yenerken takımı destekleyenler arasında bu 5 futbolcuda vardı. Beşi de Barcelona altyapısından çıkan oyuncular, Sevilla maçından bir gün sonra, haftaya La Liga'da şampiyonluk maçına çıkacaklarken kalkıp Paris'e gidip final maçında takımlarını desteklediler. Bunu yaparken de üzerlerinde takım elbise vb. değil basketbol formaları vardı.

Türkiye'de basketbol maçına basket forması ile gitmek gibi bir şansımız yok çünkü Feneriumlarda basket forması satılmıyor. Muhtemelen daha önce denenmiştir, satılmadığı için ürün gamından çıkarılmıştır. Salonlarda futbola ait olan tek şey tabi ki formalar değil. Voleybol maçında "Fener gol,gol,gol! Şampiyonluk geliyor" tezahüratının ne işi var?

En başa dönelim. Sarı Melekler, Cannes'da kulüp tarihinin ilk Avrupa Kupası finalini oynarken kulüpten başka bir oyuncunun tribünde olduğunu sanmıyorum. Olsaydı gazeteye çıkardı. Cannes'ı geçtim acaba herhangi bir futbolcu Dereağzına 10 dakika mesafedeki Caferağa'ya ya da 15 dakika mesafedeki Burhan Felek'e hiç gitmiş midir?

29.04.2010

Savunma Sanatı


Ben bu maçı geçen yıl izlemiştim, yine aynı turda. Barcelona’nın rakibi bu kez Guus Hiddink ve Chelsea idi. Maçın gidişatı yine aynı şekildeydi. Chelsea çok iyi bir yarı saha savunması yapmıştı. Bu kez Mourinho’nun bir gol yeme hakkı vardı Hiddink ile karşılaştırırsak.


Geçtiğimiz yıl Hiddink, Barcelona’nın nasıl durdurulabileceğini çözmüştü, Mourinho yeniden Amerika’yı keşfetmekle uğraşmadı. İstesen de istemesen de Barcelona, topa daha çok sahip olacak, çok pas yapacak vs. Mourinho al kardeşim sana top dedi ve bunun sonucunda %75’e %25 gibi akıl almaz bir topla oynama farkı çıktı. Ama gel gör ki Barcelona’yı kaleye yaklaştırmadılar. Savunma sanatı olarak doktara tezi olabilecek bir maçtı.


Geçen yıl da esasında bunun bir problem olabileceği görülmüş ve bu durumlar için daha kalıplı, daha hava toplarına hakim, daha ceza sahasında yoktan var edebilen Ibra dünyanın parasına takıma getirilmişti. En azından bu sezonluk bu aşı tutmadı.


Pique şu maç için fazlasıyla bir paragrafı hakediyor. Şimdiye kadar ziyadesiyle, geriden en iyi top sokan, nokta pas atan vb. Sıfatları yakıştırmıştık kendisine ama dün attığı golü Türkiye’de oynayan santraforlardan atabilecek adamların sayısı bir elin parmağını geçmez. Zaten Guardiola da Ibra’yı oyundan çıkardıktan sonra pivot santrafor olarak Pique’yi kullanmaya başladı.

İlker Yasin’in İnter’in muhteşem savunma başarısına hiç değinmeyip, sadece Messi’ye sallamasını, “Messi adam değil, Guardiola teknik direktör değil” zırvalarına bir yerden sonra katlanamadım ve internetten açtım ITV’yi oturdum oradan izledim. “Maradona’yı çok anlattım, Messi’nin Maradona’nın yanına bile yaklaşamaz” dedi. Maradona’yı izlemedim, zaten izleyen kuşak da bugünkü gibi Maradona’nın haftada iki maçını açık kanaldan izlemiyordu. Maradona’nın kazandığı Şampiyonlar Kulüpler Kupası sayısı 0. Gidip bir maçı çeviremedi diye Messi’yi yere sokacaklarsa bu spikerler, Star finalde de Papatyam’ı yayınlamaya devam etsin ben İnternetten izlemeye devam ederim.

8.04.2010

21 Sene Öncesinin Rövanşı Olur Mu?

Sene 1989 Ben O zaman 4 yaşımda imişim.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde....


Şampiyon Kulüpler Kupasında o yıl final Nou Camp'ta oynanacak yarı finalde de Real Madrid var.Yani Real'in finale çıkıp Katalunya'da Avrupa'nın en büyük kupasını kaldırıp rakiplerini tilt etmesi işten değil.

Amaa bir Milano takımı geliyor yarı finalde Real'i eliyor Nou Camp'a finale gidiyor kupayı da kazanıyor.

Aradan 21 yıl geçiyor.

Bu sefer maç kralın evinde.Kral'ın takımı ortada yok.Ve finalin ve kupanın en büyük favorisi siyasi,sportif ezeli rakip Barça.Barca'da yarı finalde bir başka Milano'lu ile karşılaşıyor.

İster misiniz tarih tekerrür etsin.

7.04.2010

"Bu Kardoyla Olmaz" ise Alternatif Nedir?


İlker sağolsun son yazısında geçen sene yazdığım bir yazıya gönderme yapmış. Eminim ki blogumuzu takip eden futbolseverlerin %90'ı da Arsenal hakkında şu an İlker'in düşündüklerini düşünüyordur.

Ben ise, açıkçası biraz finans-ekonomi okumaya başladıktan sonra Arsenal'in başarısız olduğu görüşümden 180° saptım. Evet, Arsenal 2004'te kazanılan namağlup Premier Lig şampiyonluğundan sonra (2005 Community Shield'ı kupadan saymıyorum) tek bir kupa dahi kaldıramadı. Bu süreçte, ezeli rakipleri Manchester United 4 kez Premier Lig'i, 1 kez de Şampiyonlar Ligi'ni, Liverpool ise 1 kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilirken, Arsenal'in en büyük başarısı 2006'da yine Barça'ya kaybedilen Şampiyonlar Ligi finaline yükselmek oldu.

Yine aynı süreçte takımın yıldızları Arsenal'in hedef küçülttüğünü öne sürerek bir bir takımdan ayrıldı. Kimine göre kulüp tarihinin en efsane oyuncusu Henry, 2 yıllık bir flörtün ardından dün Arsenal'i 4-1 ile sahadan silen Barça'ya gitti. Bir başka efsane kaptan Vieira, Juventus'a satıldı (şimdi Manchester City'de oynuyor). Tecrübeli isimler Parlour, Ljungberg, Lehmann, Campbell bir bir takımdan koptu. Yıldızları parlayan, nispeten daha az önemli Adebayor, Flamini, Hleb gibi oyuncular da kariyerlerini seçerek Avrupa'nın diğer büyük kulüplerine gittiler ve zamanla kayboldular.

Peki Arsenal, bütün bu kayıpları yaşarken ne kazandı? Yukarıda bahsettiğim değişimler olup biterken, guru menajer Wenger, sürpriz bir şekilde, tıknaz bir İspanyol çocuğun etrafına kurulu, top tekniği daha fazla, boy ortalaması daha kısa, yaş ortalaması ise daha da genç, Premier Lig'in aşırı fiziksel standartlarına çok radikal kaçan, yerden ayağa paslarla oynayan bir takım yarattı. Aynı zamanda, Highbury müteahitlere satılarak, 60.000 kişilik Emirates stadına geçildi. Kulüp, finansal açıdan Avrupa'nın en zengin 5 takımı arasına girdi. Üstelik bu finansal performansın en önemli özelliği ise kendi kendine sürdürülebilir olması ki Avrupa'da herhalde benzeri bir performansın yakınına gelebilecek tek kulüp Lyon.

Okurlarımız haklı olarak soracaklardır: bir futbol kulübünün amacı para mı yapmaktır, yoksa kupa mı kazanmak? Dünyaca ünlü strateji gurusu Michael Porter'a göre, strateji, çevredeki değişkenleri gözetmesi gereken, dinamik bir kavramdır. Arsenal, son 6 senedir tek bir kupa bile kazanamamış, Messi, Ronaldo, Ronaldinho, İbrahimoviç gibi "PlayStation" tarzı oyuncular yetiştirememiş olabilir. Wenger, yeni transferlere milyonlar akıtmadığı için inatçılıkla, bunaklıkla suçlanmış olabilir. Fakat, buzdağının su seviyesinin altında kalan kısmına baktığımızda, Arsenal'in geleceğe yönelik çok önemli ve başarılı yatırımlar yaptığını ve bu çizgisinden sapmadığı sürece bırakın hedef küçültmeyi, aslında hedef büyüttüğünü görmemiz mümkündür.

İsterseniz bu hipotezi açıklamak için Arsenal'in rakiplerini ve kupasız geçen bu 6 senede neler yaşadıklarını ele alalım.

Manchester United: Son 6 senedir sportif olarak muazzam başarılar yakalayan (3 lig şampiyonluğu, 3 lig kupası, 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 1 Şampiyonlar Ligi finali) United, bütün bu başarılarını Glazer ailesinin aldığı, kulübü mali açıdan tamamen batırmış kredilere borçlu. Carrick'e bile 30 milyon € civarı ödeme yapabilen bir transfer politikası, Ronaldo'yu 80 milyon €'ya satmasına rağmen açıklarını kapayamamış durumda. Bu sene mali zorluklar yüzünden ilk kez kulüp adına, çok yüksek faiz oranlı bonolar basan United'ın mali geleceği çok sakat ve Kızıl Şövalyeler kulübü alsa bile yine öyle kalacak. Çöküşü ise ne yazık ki Fergie'nin takımı bırakmasından sonra göreceğiz.

Chelsea: Farkındaysanız artık Abramoviç transfere eskisi kadar para harcayamıyor. Chelsea'nin oyuncu iskeleti, Mourinho'nun Chelsea'siyle aynı. Takım hızla yaşlanıyor ve bu sene ya da öteki seneye bir tökezleme görmemiz hayli mümkün.

Liverpool: Arsenal ile en iyi kıyaslanabilecek kulüp. Birkaç sene öncesine kadar varlıklarının toplamı Arsenal ile aşağı yukarı aynıydı. Wenger'i transfer yapmıyor diye eleştirenler, Benitez'in yaptıklarını beğenecekler mi acaba. Yeni stada geçilmedi ve bolca transfer yapıldı. Torres'ler, Mascherano'lar, Keane'ler, Kuyt'lar, Babel'ler geldi de ne oldu? Şu anki panoramada, City, Villa, Tottenham gibi takımların seviyesine inen Liverpool'un önümüzdeki birkaç sene parlak bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Eminim Liverpool taraftarları İstanbul'da kazanılmış kupayı daha parlak bir geleceğe değişmek isterlerdi.

Manchester City: Şeyh parasıyla gümbür gümbür geliyorlar. Mali olanaklarının sınırı yok. Her oyuncuya ortalama 50-60 milyon € ödeyebilirler.

Villa, Tottenham & Everton: Son 3-4 senedir istikrarlı bir şekilde ligin 4., 5. ve 6. sıralarını zorlar hale geldiler. Transfere de az para harcamıyorlar.

Barça & Real Madrid: Aslında Arsenal'i bu tür Avrupa devleriyle kıyaslamak bile ilginç. Dünkü 4-1'lik hezimetin ardından "Almunia'yla, Vermaelen'le olmaz" diyebilmemiz bile, esasında gizliden gizliye Arsenal'in yavaş yavaş Barça, Real gibi takımlarla aynı potaya girmeye başladığının ve üzerlerindeki beklentilerin arttığının sinyalini vermiyor mu? Gerek Barça, gerek Madrid, tam anlamıyla kurumsallaşmamış 2 (adı üstünde) "kulüp." Bunların halen, hayli politik atmosferlerde gerçekleşen seçimleri var bir kere! Biri, İspanyol muhafazakarlarının, diğeri Katalan toplumunun simgesi. Yani sırf politik çıkarlar yüzünden, bu iki takımın sırtı parasal açıdan asla yere gelmez. İstedikleri gibi de yıldızlara para saçmaya devam edebilirler. Şike skandalı öncesi bu listeye Milan, Juve gibi takımları da ekleyebilirdik, nasip olmadı.


İşte "Vermaelen'le, Sagna'yla olmaz" zihniyetinin aslında gözden kaçırdığı Arsenal başarısı budur. Aslında ironik bir şekilde, evet, Vermaelen'le ve Sagna'yla da olmaz! Eleştirmek kolay. O zaman yapıcı olalım. Durum böyleyse Arsenal'in alternatifleri nelerdir? Arsenal'in transfere ihtiyacı var. Hatta Almunia'nın yerine adam gibi bir kaleciyle ve sağlam bir stoperle başlayabiliriz! Fakat o da ne? Küresel kriz ve birkaç zengin psikopat yüzünden transfer pazarı tamamen şişmiş durumda. İbra'ya verecek 40 milyon € + Eto'o'muz var mı? Kaka'ya önerecek 100 milyon €'muz? Ronaldo'yu alacak 80 milyon €'muz? Cevap: Yok. Liverpool bu yoldan gitmeye çalıştı, nefesi kesildi.

E, Premier Lig de profesyonel finans kuruluşlarınca denetlenen, her takımın tamamen borsada listelendiği bir lig. Oradan çıkıp Barça ve Real Madrid gibi politikaya malzeme olma ihtimaliniz de kalmadı.


Tek bir alternatif kalıyor: Arap şeylerinin ya da Rus oligarkların himayesi altına girmek. Bunu da ne kadar isterziniz, orası sizlere kalmış. Chelsea'nin durumu ortada: Abramoviç'in şevki kaçtı, transfere akan para bitti. Takım don değiştirir gibi teknik adam değiştiriyor. Oligark yarın Chelsea'yi bıraksın, kulübün durumu ne olur? Koskoca bir soru işareti...

Bugün dahi Uzmanov, Kroenke gibi pek çok para babası Arsenal hisselerini %30'un üzerine çıkarıp kulübün başkanı olabilmek için pusuda beklerken, çokça eleştirilen Peter Hill-Wood - Wenger ikilisinin, dünya kadar parayı alıp gitmek yerine Arsenal'in bağımsızlığını ve sportif başarısını düşünerek saflarını korumaları, Arsenal'in aslında kupa ve futbol için savaçtığının, çevresindeki bütün bu olumsuzluklara rağmen doğru ve sürdürülebilir bir stratejiyle büyümeye devam ettiğinin göstergesidir.

Arsenal taraftarları, dünkü hezimete her türlü hayıflanma hakkına sahip olmakla beraber, takımın geleceğinin emin ellerde olduğu gerçeğini görmeli, bu genç, birlikte büyüyen ve parlak geleceğe sahip takımına destek çıkmalıdır.

Haksız Rekabet

Maçı özeti benim için iki pozisyondur. Messi’nin birinci golünde Silvestre’den seken topta Silvestre kendini tekrar toparlayana kadar top çoktan ağları bulurken, ikinci yarıda Milito’dan seken topta Bendtner topa vurana kadar Milito çoktan kendini toparlayıpm, kayarak müdaheleyi yaptı ve topu aldı.


Bu iki pozisyon iki takım arasındaki kaliteyi göstermeye yeterdi. Gallas, fabregas, arshavin, van persie olsa da şu maçın gidişatının değişebileceğini kim iddia edebilir ki? Puyol ve Pique’nin yedekleri Marques ve Milito’yu gözü kapalı Arsenal’in defansına koyabiliyorsam, bir tarafta İniesta, Yaya Toure, Henry yedek kalırken öteki tarafta Denilson, Abou Diaby ilk 11 başlıyorsa rekabet kurulunun müdahele edip bu haksız rekabeti engellemesi gerekmez mi(!)


Vermaalen Arsenal topçusu olmamalı. Yok eğer Arsenal topçusu olacaksa Arsenal bu seviyelerde mücadele etmemeli. İlk maçta İbra’ya tıpkısının aynısı iki gol attırdıktan sonra, Messi’nin üçüncü golü de karbon kağıdı gibiydi. Esasında bu tarz bir tecavüz daha ilk maçın ilk 15 dakikasında gerçekleşecekti. Almunia bu defa mucize gerçekleştiremedi ve olması kaçınılmaz olan oldu.

Can Özenç’in geçtiğimiz yıl yazdığı yazısını okuyarak, Arsenal’in geçen yıl ki vaziyetini hatırlayabilir ve bir senede Arsenal açısından hiçbir şeyin değişmediğini görebilirsiniz. Altyapıdan oyuncu yetiştirip sonra bunları satarak, transfere çok para harcamayıp, kasayı dolu tutarak ne yazık ki büyük kulüp olunmuyor. Öyle olsa Gençlerbirliği çoktan 5. Büyük olurdu. İki yıldır Arsenal, Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea’den daha iyi yerlere gelmesine rağmen, bugün Premierleague şampiyonluğu bahsi geçtiğinde halen daha “ya Chelsea ya da United” denilip Arsenal adamdan sayılmıyorsa ortada bi yanlış vardır ve Arsene Wenger’in hatta takımın chairman’ı Peter Wood’un şapkasını önüne koyup düşünmenin vakti gelmiştir.