İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Ali Aktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Aktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.04.2012

Topcast 26.04.2012

26 Nisan Topcast'inde İlker ve Ali Aktaş ile ağırlıklı olarak Şampiyonlar Ligi'nden, Chelsea'nin Barça'yı destansı bir şekilde eleyişindnen, Di Matteo'nun görevde kalıp kalmayacağından, haftasonu İngiltere'de oynanacak olan muhteşem maçlardan, Fener'in CAS davasını geri çekmesinden ve Beşiktaş'ın mali iflasından bahsettik.

26.11.2009

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar - 9

Gerçi çok uzun süre oldu burada karalamayalı ancak bu güzide bölümü de ihmal etmemeli.Son kez M.Ali Yılmaz Efendi’nin makine muhabbetinde kalmıştık orayı sonlandıralım İber Yarımadasına inelim.

Bask bölgesinin efsanesi Athletic Bilbao’ya ve kasabına dikkati çekelim.İsmini yazmak o kadar zor ki ekşi’den kopya çekmek zorundayım.Adıyla sanıyla Andoni Goikoetxea.Barcelona tarihine hiç oynamadan geçmeyi bilmiş bir adamdır kendisi.Bir maçta Barcelona’nın o zamanki yıldızı Bernd Schuster’in ayağını kırmıştır.Talih bu ya öteki senede Diego Armanda Maradona, Bilbao Kasabının kurbanı olmuştur.

1982 Dünya Kupasında İtalya zafere ulaşırken en önemli rol o zamanın şike şüphelisi Paolo Rossi’ye aittir.Ancak arkada kalan asıl kahramanlardan bir tanesi de Claudio Gentile’dir. Bu turnuvada eleminasyon turlarında öyle adamlara öyle savunmalara yapmıştır ki.Kimi sinmiş etkisiz kalmış kimi başarısız olmuştur.Maradona’da bu hazretin hışmına uğramış sinirlenip dellenip kırmızı kartı görmüştür.Gentile attığı kasıtlı tekmelerle meşhurdur ki adının anlamı İtalyanca’da sevimli hoş terbiyeli nazik kelimeleridir.

Yine 1982 Dünya Kupasında kupayı kazanan İtalya Milli takımı uçakla İtalya’ya dönerken milli takım antrenörü Enzo Bearzot ile o devrin İtalya Cumhurbaşkanı Alessandro Pertini kağıt oynamışlardır.

Malum ortalıkta domuz gribi virüsü ve haberleri dolaşıyor.Yakalananlara geçmiş olsun dileklerimle beraber Ancelotti’nin büyükannesinin gripten kurtulma formülünü veriyorum.Sıcak sütün içine kırmızı şarap koyup öyle içip öyle iyileşiyormuş Carletto efendi.Bizlere de öneriyor ayrıca.

Adriano efendi zamanında henüz çıldırmamış kafayı yememiş alkolik olmamışken çok etkili durdurulmaz bir santrafor idi.Gerek Şampiyonlar Ligi maçlarında gerekse Serie A’da çok etkili karşılaşmalar çıkartıyorlardı.Zamanın Valencia antrenörü Claudio Ranieri onun hakkında şunları söylemişti.Adriano’yu durdurmanın tek yolu stadın ışıklarını söndürmektir.

Futbolda en beğendiğim teknik adam olan Fabio Capello’nun bir sözüyle yazımı nihayete erdirmek istiyorum.Neden fazla hücum oynamıyorsunuz neden defansif futbolu tercihliyorsunuz eksenindeki sorulara verdiği bu cevap bence bir futbol klasiğidir.

Bir maçı 6-0 kazanmaktansa altı maçı 1-0 kazanmayı yeğlerim.

Arayı bu kez uzun tutmamak dileğiyle şimdilik hoşça kalınız.

15.12.2008

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar 8

Nerede kalmıştık

En son Anders Frisk’in façasından bahsetmiş ve hakemliğini bitirdiğinden söz etmiştik. Şimdi Ada’ya gidelim.

Trevor Sinclair bir ara İngiltere Milli takımında da yer almış aslında vasat bir orta alan oyuncusudur. Pozisyon olarak birkaç mevkide oynayabilmesi sebebiyle çokça da işlevseldir. Buraya konuk olma sebebi ise şudur.

Bir Manchester derbisi öncesi City oyuncusu olan Sinclair derbiden gol atmak seks yapmaktan daha zevklidir der. Tesadüfe bakın ki Sinclair bu maçta bir kez fileleri havalandırır. Çok büyük mutluluk yaşar Trevor. Bu sözü de derbilerin yalnızca taraftarlar için değil oyuncular içinde çok önemli olduğunu gösterir niteliktedir.

Gelelim Cassano’ya ve yediği nanelere. Antonio Cassano inanın yeteneğini tam kullanabilip istikrarı ve disiplini yakalayabilseydi kesinlikle şu an daha büyük bir kulüpte oynuyor olurdu. Gerek sinirliliği gerek disiplinsizliği gerekse ciddiyetsiz oluşu kendi kariyerinin çok inişli çıkışlı olmasına sebep oldu.

Son marifeti ise çıkardığı kitabı ve içinde söyledikleri. Bilmem kaç kadınla yattım muhabbetlerini gereksiz olduğu için aktarmayacağım ama Capello’ya söylediği sen Monopoly’deki paralardan da daha sahtesin sözü futbol tarihine geçebilecek bir kelime öbeği olmuş. Ki şu andaki takımı Sampdoria’daki başarısının sebebini güzel Genoa kızlarına bağlayarak basını bir kez daha üzerine çekmişti.

Aranızda Giovinto Plasmati’yi tanıyan birisi var mı. Lafı bile olmayacak bir kariyere sahip olan oyuncu, 1.99 luk boyuna rağmen hiçbir takımda dikiş tutturamamış Serie C’de bile bir sezonda 10 golü zor bulmuş biri. Bu sezonda Catania’da maçların son on dakikasında oynamaktadır.

Sorabilirsiniz tabi ki be adam o zaman niye yazıyorsun bu kadar cümleyi diye. Yazma sebebim şu; Bu arkadaş 17 Kasım tarihinde oynanan Catania Torino maçında öyle bir harekete imza attı ki bu hareket mutlaka tarihe geçecektir. Ama iyi yönde değil.

Maçta son dakikalar oynanmaktadır ve durum beraberedir. Catania serbest vuruş kullanacaktır ve Torinolular barajı kurar. Bu çok akıllı kardeşimizde barajın arkasına geçer tam takım arkadaşı Mascara topa vuracakken hızlı bir hareketle şortunu indirir. Maksat kalecinin dikkatini dağıtmaktır. Torino kalecisi Sereni olaya dikkat etmediğini söylemiştir ama Plasmati hedefine ulaşmış top ağlar ile kucaklaşmıştır. Tabi golün sebebinin bu olduğu söylemek zor çünkü kaleci doğru yere yatmış ancak kurtaramamıştır topu. İtalya’da kazanan haklıdır Machiavelli yine kazanan olmuştur.

Ve ülkemizde bir kez görülen ırkçılık vakasına imza atan Mehmet Ali Yılmaz ile yazımızı bitiriyoruz. Trabzonspor yeni sezona golcü transferi ile girer ancak bu arkadaş bir türlü gol atamaz gönderilecek olduğunda da M.Ali Yılmaz’ın tarihe geçen şu sözü yankılanır.

Yahu biz adamı gol makinası diye aldık, adam çamaşır makinası çıktı.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere

29.11.2008

Fenerbahçe’ye Reçete

Salı oynanan Porto maçıyla Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi macerası bu sezonluk sona erdi. Hala süren bir UEFA kupasına devam etme şansı bulunuyor ancak şu futbolla Kiev deplasmanında galip gelmeye inanmak biraz hayalperestlik olur kanımca.

Dünkü maça Fenerbahçe aslında oldukça iyi başlamıştı. İlk on dakikada bulunan pozisyonların ardından Porto oynamaya başladı ve golleri geldi. Kazım’ın şans golüyle Fenerbahçe umutlansa da daha sonra golü bulacak pozisyonları bile bulamayan Fenerbahçe sahadan mağlubiyet ile ayrıldı.

Fenerbahçe’deki eksiklikleri sizlere yorumlamadan evvel bu yazıyı tamamen tarafsız olarak yazdığımı belirtmek isterim.

Bir kere Fenerbahçe’de o eski ruh yok. Oyuncuların hepsi birbirine saha içinde küfür eder bağırır çağırır olmuş. Bu bir takım için en son istenebilecek şeylerden birisi. Ayrıca taraftarında takıma tepkisi olumsuz. Dün Volkan ile taraftar arasındaki muhabbet hiçte hoş değildi.

Taraftar demişken şunu da eklemek istiyorum. Ne yazık ki Türk taraftarlar şu Nostalji şarkılarından ve enteresan söylemlerden vazgeçmediler. Yok, efendim beraber yürüdük biz bu yollarda vay efendim bu forma kutsaldır herkese nasip olmaz. Ben böyle tezahüratların oyuncuya ve takıma pozitif bir şeyler kattığını düşünmüyorum. Taraftar dediğin tribün dediğin takımını ateşlemeli moral vermelidir. Ya İngiliz taraftarlar gibi oturduğu yerde oturup çekilen şuta auuu gibi enteresan tepkiler vereceksin ya da gaz vereceksin arkadaş. Gelip Müslüm Baba şarkılarıyla kaybeden insanların mantığıyla takımını sahada yermeye hakkın yok ister genç FB ol istersen emekli FB fark etmez.

Düşünsenize bu metni yazmış olan yazar 3 sene önce bir Denizlispor karşılaşmasına gidiyor. Denizlispor’un rakibi Gaziantepspor ancak kendisini fanatik olarak tanımlayan bir grup çapulcu aralıksız 45 dakika o sezon ikinci ligde olan Göztepe’ye ana avrat düz gidiyor. Yahu arkadaş rahatsız mısın? Git takımı destekle ateşle gaz ver ne diye elin ikinci lig takımına sövüyorsun bu nasıl bir kin bu nasıl taraftarlık.

Gelelim saha içine. Bir kere sahada kimin nerede oynadığı kimin kimi tutacağı hiçbir şey belli değil. Amiyane tabirle katakulli bir futbol oynuyor Fenerbahçe. Bunun en güzel örneği de Alex ile paslaşarak Carlos’un 40 metreden abandığı pozisyon. Arkadaş ne bu böyle mahalle maçında mısınız? O pozisyonda yapılabilecek pek çok faydalı şey varken Carlos’un gelip o mesafeden topa direk asılması takımda dirliğin düzenin yok olduğu anlamına gelir.

Birde Alex meselesi var pek tabii. Günümüz futbolunda artık on numara mevkisinin yeri kalmadı değerli futbolseverler. Sadece bizim ülkemizdeki büyüklerde var birer tane on numara. Fenerbahçe’de Alex Galatasaray’da Lincoln Beşiktaş’ta Delgado. Ve bu oyuncular bence takımlarının sırtında bir kambur. Gerek savunmaya yardıma gelmemeleri gerek durarak oynamaları gerekse kırılgan olmaları sebebiyle bence bulundukları takımı bir kişi eksik oynatıyorlar.

Dünyada şu anda bu mevki ölmüş durumda. Bu oyuncuların yerini orta sahanın ortasında oynayan hücuma destek verebilen savaşçı kuvvetli Lampard gibi Gerrard gibi Pirlo gibi oyuncular aldı. Teknik ve hücum yönü güçlü oyuncular ise artık bizdekiler gibi durarak değil kanatlara doğru yayılarak hızlı oynuyorlar ve adam eksiltiyorlar. Bence bu dönemde Avrupa’da başarı istiyor isek bu on numara fetişinden vazgeçmemiz gerekiyor.

Gelelim evlere şenlik Fenerbahçe orta sahasına. Kanatların göbeğe göre çok daha iyi olduğu bu bölgede kenarları daha çok Deivid Uğur Boral ve Kazım kullanıyor. Bu üç oyuncudan Deivid dışındaki ikisi istikrarsız oyuncular. Ne zaman ne yapacakları belli değil. Ama reziller içindeki göbekten onlar ile ilgilenmeye vakit bulamıyoruz.

Selçuk, Maldonado, Deniz, Josico aynı kalıptan çıkmış dört tane ürün. Bu oyuncuların pas menzili en fazla 2 metre. Yaratıcılıkları sıfır devamlılıkları da tartışılır. En iyi yaptıkları şey ise toplu aldıktan sonra kendileri ile aynı meridyendeki oyunculara topu yuvarlamak ki bunda da perfect değiller. Savunmadaki oyuncularınız da oyun kuramayan tipler olduğu için artık Fenerbahçe’nin oyun kurması ya Carlos’un şişirmelerine ya Gökhan’ın driplinglerine ya da Alex’in savunmaya kadar gelip topu almasına kalıyor. Alex’in de bu görevi yapması zaten düşük olan kondisyonunun daha çabuk düşmesi sebep oluyor böylece hazretleri yetmişinci dakikadan itibaren sahada gezmeye başlıyor.

Savunmada Edu ve Lugano iyi ve uyumlular ancak Luis paşanın bunlara bir düzgün yedek üretemeyişi enteresan. Niye inatla Yasin’i deniyor anlayabilmiş değilim. Hele ki kulübede Önder varken.

Kaleci Volkan’da istikrarsızlık sembollerinden birisi. Bir türlü düzgün bir dikiş tutturamıyor. Bir maç çok iyi bir maç çok kötü böyle giderse Fenerbahçe Volkan’ın yerine de bir ayarlama yapmak zorunda kalabilir.

Gelelim kulübeye. EURO 2008’i seyrederken Aragones’in değişikliklerine dikkat etmiştim. Hepsi aynıydı. Villa çık Guiza gir. İniesta çık Fabregas gir hep aynı. Hala da aynı değişiklikler. Burak gir Kazım gir falan. Bir kere de oyun şablonunu değiştirecek bir değişiklik yapmıyor Sayın Aragones. Yemeği değiştirmiyor sürekli dolma yeniyor, ilk devre patlıcan ikinci devre kabak. Durum böyle olunca Fenerbahçe’de artık kabak tadı veriyor.

Hoca sen bir saattir söylüyorsun ama bir de ne yapılacak onu söyle diyenler olabilir. Yapılacak şeyler uzun süreli ve meşakkatli ancak yapılmazsa hastamızın kurtulma şansı yok gibi.

İlk evvel dediğim gibi Fenerbahçe’nin Alex’ten kurtulması gerekiyor. Sezon sonunda Alex gönderilerek bir devir kapatılabilir. Tabii sözleşmesi biten Lugano’nun tutulması gerekiyor ama bu bence biraz zor olacak.

İkincisi orta sahanın ortasına iki yönü de oynayabilen oyuncular bulunmalıdır. Yani Selçuk ve Josico gibi olmayan Alex’te olmayan iki yönlü çift bıçaklı bir adam lazım Fenerbahçe’ye ancak o zaman Fenerbahçe iyi bir duruma getirilebilir. Bu orta sahayla ileri uca değil Guiza, İbrahimovic’i getirmenizde bir şey elde edemezsiniz.

Fenerbahçe’nin bu sezonki en büyük eksiklerinden biri olan Bench yani yedek sıkıntısının da çözümlenmesi gerekir. Takımda yedekten gelip patlayıcı güç verecek oyunu değiştirebilecek yarım oyuncu bile yok. Bu gerçekten önemli bir eksiklik.

Ve kulübeye de başarıya aç ama tecrübeli bir teknik direktör getirilmeli bu teknik direktörün disiplinli olması da şart.

Fenerbahçe için nacizane iyileşme önlemlerimiz bunlardır. Yazıda bahsetmediğim Semih’i çok takdir edip beğendiğim için Guiza’yı daha tam çözemediğim için Emre’ye de bir şey diyemeyeceğim için zikretmedim. Umarım sıkıcı bir yazı olmamıştır.

21.07.2008

Hesap Kitap Zamanı

1-)Milli takımımız gruptan çıkamayacak. Terim ders almayacak ders verecek

Belki de turnuvanın en büyük sürprizi idi Türkiye. Hakikaten hiçbir teknik taktikte yer almayan bir strateji ile oynadık. İlk maç haricinde iyi hücum yaptık denebilir ancak böyle bir yapının uzun süre sürdürüleceğine inanmadığım için kendimizi başarılı bulmuyorum. Ne yazık ki günümüz futbolu sistemlere ve sağlam taktiklere dayanıyor ve biz bu iki şeye ne yazık ki hiçbir zaman tam olarak sahip olamadık.

2-)Panzerler yine en fazla yarı final görecek

Yarı finalde bol eksikli olan Milli takımımız ile karşılaşmasalardı bu kehanetim tutacaktı. Gerçekten takım olarak birkaç kişi halinde yaratıcılıktan çok yoksunlar sadece makine gibi çark döndürmeyi biliyorlar ve oyun sıkışınca açabilmek için herhangi bir fikirleri bile yok. Löw’ün de böyle bir konum için yeterli olmadığını düşünenlerdenim.

3-)Fransa başarılı olamayacak Raymond Domenech kapı dışarı edilecek.

Ne kadar başarılı bir tahmin. Domenech kovulmadı ancak bu kadroya bu imkânlara rağmen nasıl bu kadar rezil bir futbol oynadı anlayabilmek mümkün değil. Zaten bu gruptaki tüm takımlar teknik direktörlerden baya çektiler. Romanya hocası Piturca cesaretsizliğinden Donadoni yeteneksizliğinden bu da beceriksizliğinden gitti. Van Basten’in dişi yılların kurdu Hiddink’e geçmedi.

4-)Turnuva gol krallığını yine ve yine Klose alacak

Turnuva boyunca bir türlü isteneni veremeyen bir görüntü çizdi. Zaten böyle tahminlerin bilimsel bir yanı olmadığı için fazla bir yoruma da gerek yok.

5-)Bay Zeplin Ronaldo bu turnuvada yokları oynayacak

Gelelim değerlendirmesi şahsımca en zevkli olan maddeye. Daha önce de tartışmalarda belirttiğim gibi bu balonun numarası anca Premiership’in ağır bek ve stoperlerine yürür Kıta Avrupa’sında hiçbir şey yapamaz diye. İlk örneği Barcelona maçıydı ve Ronaldo bu maçlarda çok etkisiz kaldı Zambrotta ve Abidal karşısında. Bu turnuvada da önem taşıyan tek maç olan Almanya maçında sahada gezip top ezmekten başka hiçbir şey yapmadı ki eline iyi pozisyonlar da geçmişti. Hiçbir zaman büyük maçlarda sorumluluk alabilecek yetenek ve kaliteye sahip değil bence Alex Amca hemen bu adamı Real’e okutmalı çünkü birkaç yıl içerisinde bu düzensiz hayatıyla beraber onun da çöküşünü izleyeceğiz.

6-)Final müsabakasını Alman Hakem Herbert Fandel yönetecek

Finalistlerin biri Almanya olunca bu tahmin direk suya düştü finali İtalyan hakem Roberto Rosetti başarıyla yönetti.

7-) Marco Materazzi turnuvayı kırmızı kart görmeden bitiremeyecek.

Tüm takım olarak berbat olan İtalya’da fazla göze batmadı zaten sakat olduğu için de oynamadı. Kariyerinin son Uluslar Arası şampiyonasını kavgasız geçirmeyi bildi.

Buna ek olarak

Turnuvanın şıkı

Sarah Bradner(Bastian Schweinsteiger’in kız arkadaşı)

Turnuvanın rüküşü

Luca Toni ve iğrenç bıyıkları

Bir turnuvanın ve onun kehanetlerinin sonuna geldik. Bir başka müsabakaya kadar hoşça kalınız

6.06.2008

Kupa Kehanetleri

1-)Milli takımımız gruptan çıkamayacak.Terim ders almayacak ders verecek.

Böyle bir defans hattı ile nasıl gruptan çıkabileceği bir bilen anlatsın derim.İşimiz çok zor açıkçası.

2-)Panzerler yine en fazla yarı final görecek

Joachim Löw yönetiminde turnuvaya sürdirek favori başlayan Almanların işin sonunu getiremeyeceğini düşünüyorum.

3-)Fransa başarılı olamayacak Raymond Domenech kapı dışarı edilecek.

Bunun üzerine Trezeguet’in de aynı gün bir Fransız televizyonuna çıkıp Domenech hakkında atıp tutmasını Giuly’nin de programa telefonla katılmasını bekliyorum.

4-)Turnuva gol krallığını yine ve yine Klose alacak

Artık böyle turnuvalarda işi otomatiğe bağlayan Klose’nin belki de yüzde yüz olabileceği son büyük milletlerarası turnuvada yine çok etkili olmasını bekliyorum.

5-)Bay Zeplin Ronaldo bu turnuvada yokları oynayacak

Benim hiçbir büyük maçta iyi oynadığına şahit olmadığım C.Ronaldo yine etkili olamayacak.Hatta gol bile atamayacak.

6-)Final müsabakasını Alman Hakem Herbert Fandel yönetecek

Finalde bir Alman olsun canım.Zati finalin oynanacağı yerler güney Almanya sayılır.

7-) Marco Materazzi turnuvayı kırmızı kart görmeden bitiremeyecek.

Yanında kendisini toparlayabilecek bir Cannavaro olmayacağı için Materazzi mutlaka arkasına adam kaçıracak sonuç kendisi için hüsran olacaktır.

Bir hafta sonra başlayacak olan Turnuva için aklımdan ilk geçenler bunlar.İlk kehanetim için eleştiride bulunacak olanlar eleştirilerini yazarken bir zahmet nedenlerini de açıklasınlar.

12.03.2008

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar 7

Bundan önce üç lalelerden sıkça bahsetmiştik.Yine bunların en önemli üyelerinden Ruud Gullit’ten söz edelim.Bildiğiniz gibi Gullit çok yetenekli ve iyi bir futbolcu idi ve futbolu seven de bir oyuncuydu.Ancak bir diğer önemli merakı daha vardı o da gitar çalmak.Bütün gün yanında nereden bulduğu belli olmayan bas gitarını yanından ayırmazmış.Ancak ne keramettir ki bir Milano’daki bir Allah’ın kulu bu gitardan adam gibi bir nota çıktığını görmemiştir.Bu arada kendisinin müzikle alakası sadece çalamadığı bas gitarıyla sınırlı kalmamış Gullit bir de az kullanılan Afrika dilleriyle bir Reggae albümü de çıkarmıştır.

Albüm çıkartan diğer futbolcu ünlüler olarak Franz Beckenbaur ve Gerhard Müller’in ismi ve sayılabilir.Ayrıca ülkemizde eskiden futbol oynamış olan Mustafa Uğur’da albüm yapan topçular furyasına katılmış. İstemediler isimi şarkısı ile Türk ve Dünya müzik listelerini alt üst etmiştir.

İtalya Avrupa’nın diğer ülkelerine göre devşirme futbolcuya milli takımlarda az yer veren bir takımdır.Hatta ilk on birde yer alan tek devşirme futbolcu da Juventus’lu orta saha oyuncusu Camoranesi’dir.Çok sivri dilli olmasıyla bilinen İtalyan medyası Camoranesi’ye milli marşı nasıl okuduğunu marşı bilip bilmediğini sorar.Camoranesi de marşı bilmediğini ancak seremoni sırasında marşı Arjantin Milli marşına göre söylediğini söyleyerek İtalyan Milli takımındaki ikinci milli marş bombasını patlatır.

Bundan önceki olay ise kır saçlı amcamız Fabrizio Ravanelli’nin demeci ile patlak vermiştir. Ravanelli’yi göre kendisi dışında hiçbir milli takım oyuncusu bu marşı bilmemektedir.

Anders Frisk futbol dünyasında zannımca metro seksüelliği Beckham ile beraber en çok gösteren insandı kuşkusuz. Bir Josecan komplosuna kurban gitse de aslında fena hakem değildi. Ama bizim Türk medyası tarafından pek sevilmez. Tabi bunda büyük Avrupa devlerini çok koruması da buna bir sebeptir.

Kendisi ile ilgili pek çok yorum çıkmıştır ancak canlı seyrettiğim bir maçta Orhan Ayhan tarafından Tarzan gibi adam benzetmesine maruz kalmıştır ki o sırada yorumcu olan kolektif yorumcu Ömer Üründül başta olmak üzere tüm izleyen kahkahalara boğulmuşlardır. Hakikaten Orhan Ayhan klasiklerine bu anda bir yenisini daha eklemiştir.

Tabi sayın Frisk de hakemlik hayatının son yıllarında bir faça edinmiş Roma’nın azgın taraftarları tarafından sahaya atılan para sonucu iki seksen yere uzanmıştır.Artık o mahallenin bıçkın delikanlısıdır. Alınan son haberlere göre Stockholm’de bir kıraathane açmış ismini de Dostlar Cafe Pub koymuştur. Açılışına tüm OKG camiasını beklemektedir.İlgilenen okurlarımıza duyurulur.

10.01.2008

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar 6

Geçen yazımın sonunda gelecek yazı ile ilgili notlar düşmüştüm.Şimdi bunlara uymamanın ayıp olacağı düşüncesindeyim.

İlk önce İngiliz Ligi’nin vazgeçilmezleri arasındaki Teknik Direktörleri atışmasına gelelim.Geleneksel olarak sezon başında yani yeni transferlerin ardı ardına patladığı günler başlar kasım ocak döneminde hızlanır.Her biri diğerinin oyuncularına taktiklerine söylediklerine ve hatta yaşlarına verir veriştirir.Jose Mourinho ve Wenger birbirlerine bir ara yan komşuda neler olduğunu kavanozla dinleyen meraklı Melahat’lıkla bile suçlamışlardı varın gerisini siz düşünün.Birbirleri hakkında çok başarısız demeleri ise zati bilinen bir durum.Bu kimin işine yarıyor peki;takımları bilemem ama en çok İngiliz tabloid basınının.

İngiliz futbolundan biraz da ülkemiz futboluna bağlayalım.Takvimler 1980 li yılları göstermekte o yıllar ulus olarak adetimiz gidip zaman zaman İngilizlerden yarım düzine gol yemek.Yine bir İngiltere mücadelesi için Wembley’e ayak basmaktayız.Oyuncular sahaya çıkarken bir ara öne Fenerbahçe’li Abdülkerim Durmaz fırlar ve hemen sahaya çıkar.Diğer oyuncular oğlum ne acelen var deyince Abdülkerim bombayı patlatır.Wembley’e ayak basan ilk Türk ben olmalıydım.

Bildiğiniz gibi bir libero olan Abdülkerim Durmaz’a bir maçlık stoperlik görevi verilir.Yanında da Raşit Çetiner görev yapmaktadır.Neyse İngiltere Milli Takımı ile oynanacak maç öncesi eşleşmeler hazırlanır.Zaten bir stoper olan Raşit Çetiner’e o zamanları büyük futbolcusu Hateley teslim edilir.Abdülkerim Durmaz’a ise T.D Coşkun Özarı yeni bir oyuncu olan Lineker’i tutma görevi verir.

Maç başlamadan önce İngiltere bilmem ne soyluları gelir topçuların elini sıkar e tabi bizim topçular da böyle bir duruma alışık olmadığı için şaşar kalır.Her neyse maç başlar İngiltere Milli Takımı bir iki üç atmaya başlar.Ardı ardına gol yendiği için takımın morali bozulmuş oyundan kopulmuştur.O sırada İngiltere bir korner atışı kazanır.Ceza sahası içerisinde herkes paylaşımını yapar Abdülkerim Durmaz’a da tabii ki Gary Lineker düşer.Futbolcumuz bu oyuncuyu takip ederken bir anda Lineker kaybolur.Bunun farkına geç varan Abdülkerim Durmaz’ın bu sözü Türk Futbol Tarihi kitabına altın harflerle geçer.Yahu Lineker’i gördünüz mü?

Maç 5-0 biter ve gollerin üçünü görünmez adam Gary Lineker atar.

Milan’ın orta sahasının yıkılmaz küçük adamı Gattuso’nun birkaç takım arkadaşı hakkında söylediği özlü sözler ile yazıma devam etmek istiyorum.

Kaka o kadar muhteşem ki,var mı yok mu olduğunu anlamam için bazen dokunmam gerekiyor.

Pirlo’nun topla yaptıklarını görünce kendime bazen futbolcu olup olmadığımı soruyorum.

Fabio Capello bildiğiniz gibi İngiltere Milli Takımına gitti.hayırlı bir transfer oldu.Genelde ayrıldığı takımdan oyuncularla yaşadığı problemler ile ünlüdür.Totti’den Del Piero’ya Gullit’ten Ronaldo’ya kadar herkes ile kavga edebilmiştir.Ancak baz genç oyunculardaki katkısı da yad edilemez.Mesela Roma’lı genç orta saha oyuncusu De Rossi ilk kez onun döneminde forma şansı bulmaya başlamıştır.Fabio Capello’da kendisinin parlattığı bu genç oyuncuya şöyle bir tavsiyede bulunmuştur kavgalı olduğu kaptan Totti’ye nispet yaparcasına.Kendine Totti’yi değil Emerson’u örnek almalısın.

Bu güzel öneriyi verdikten sonra Don Fabio yavaş yavaş Torino karasularına gitmiştir.Totti tarafından satıcı olarak suçlanmaktan da kurtulamamıştır.

Roma’daki entrikalarla bitireceğim bu yazıma bir son not ile nokta koymak istiyorum.İtalyan Futbol Federasyonu bol ceza ile geçen 2006 yazında pek çok takıma puan silme cezaları verirken Siena takımının da bir puanını Sosyal Güvenlik Harcını geç yatırdığı için silmiştir.Ya Siena o bir puan yüzünden küme düşseydi…

8.01.2008

Yaranamayanlar 2

Beğeni toplayan ilk yazımızdan sonra birkaç isim daha zikretmeyi doğru buldum.

1-)Mircea Lucescu: Geçen yazımın sonuna site editörlerimizden Can eklediği yorumda yazıma tamamen katıldığını ekleme yapacak olursa Lucescu’yu söyleyeceğini belirtmiş. Bence tamamen haklı. Bir teknik adam düşünün ki UEFA şampiyonu olup önemli aslarını kaybetmiş bir takımı hem ligde başarılı konuma getirsin hem de Avrupa’da bu takımı çok önemli yerlere çok kalitesiz bir kadro ile getirsin. Allah için o günkü Galatasaray kadrosunda “Aha bu adam çok iyiydi Avrupa kalitesindeydi diyebileceğiniz bir futbolcu var mıydı?” Fleurquin ile Victoria ile Lucescu bu takımı Real Madrid’ler ile kapıştırdı Türkiye Ligi’nde şampiyon yaptı. Yalan mı?

Sonra ne oldu efsanevi Terim geri döndü Lucescu gönderildi. BJK’ ye geçti Beşiktaş tarihinin en derli toplu futbollarından birini bu adamla oynadı ve şampiyon oldu Avrupa da da başarı ile mücadele etti. Sonra bir şeyler oldu başarısızlık geldi ve Lucescu gönderildi. Ama hiçbir zaman Türk medyası tarafından Lucescu’ya hak ettiği değer verilmedi. Çünkü günlük reytingleri değil sistemini önemseyen bir adamdı.

2-)Vicente Del Bosque: Sadece bize değil İspanyollara da yaranamadı bu Yeniköy kasabı. Yeniköy kasabı yakıştırması bence kendini bilmezliktir ki bizim basınımızca da kullanılmıştır. Kendisi çekirdekten yetişen bir antrenördür öyle tepen inmemiştir. Real Madrid alt kademelerinde yıllarca çalışmış alt yapı nedir ne değildir oyuncu nasıl yetiştirilir bunların hepsini öğrenmiş. Real Madrid’e iki adet kapı gibi Şampiyonlar Ligi kupası kazandırmış ama kendini bilmez Mr.Galacticos Fiorentino Perez tarafından kovulmuştur. Aynı Sven Goran Eriksson örneğinde olduğu gibi Perez de belasını Queiroz Camacho ve Luxemburgo gibi ikinci sınıf hocalar ile bulmuştur.

Bahtsız bir ağabey olan Del Bosque’de teknik direktörlük yaşamını Türkiye’de sürdürmeye karar verip Beşiktaş’a gelir. Günümüz futbolu ve sistemden bir haber olan Türk medyası tarafından tandem oynattığı için kıyasıya eleştirilir ve medyamız kadar da futbol bilgisine sahip olamayan vizyonsuz Demirören yönetimi tarafından Madrid’e geri yollanır. Bu çok değerli ağabeyimizin ne Yeniköy kasaplığı kalır ne de İspanya Umum Kasaplar ve Sakatatçılar Birliği başkanlığı. Belki BJK başında kalabilseydi İbrahim Akın isimli yıldız olması beklenen, yaşken eğilemeyen ve odun olan ağaç İstanbul B.B’ye değil Inter FC ye gidecekti. O Liverpool hezimeti belki hiç olmayacaktı ve bu boş transferlerin yerini genç oyuncularla desteklenen başarılı bir Avrupa takımı olacaktı.

23.12.2007

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar - 5

Uzun süredir yazmıyorduk. Nerede kalmıştık

Sanırım en son Trapattoni’nin İch habe Fertig muhabbetinde kalmıştık. Madem Çizmeden gidiyoruz devam edelim.

Geçtiğimiz gün oynanan Milan - Celtic maçında attığı golle Gerd Müller’e ait UEFA organizasyonlarında en çok gol atma rekorunu kıran Filippo Inzaghi futbolun gördüğü enteresan isimlerden biridir. Ne çok iyi çalım atar ne çok sert şut atar ne çok iyi pas verir ne çok hızlıdır ve de çok güçlüdür. Aşırı teknik bir oyuncu da değildir. Yani bugünün futbolunda değerli olan pek çok şeyin en iyilerinden biri değildir. Peki neden hep zirvelerdedir?

Birincisi oyunu çok iyi okur ofsayt pozisyonlarına dikkat eder. İkincisi dikkatlidir ve zekidir. Üçüncüsü biraz da şanslıdır. Her neyse onun özelliklerini tartışmayacağız ben sadece onun ile ilgili birkaç enteresan not düşmek istiyorum.

Satırlarımıza daha önce konuk ettiğimiz Alex Ferguson’un kendisi hakkında söylediği o güzel sözü size aktarmak isterim. “Onu annesi ofsayt çizgisinde doğurmuş.”

Doğru mudur doğrudur. Kendisi çok ofsaytta kalan bir oyuncudur ancak çoğu zaman izlenirken ofsayt denilen pozisyonlarda ofsayt denen meretten esrarengiz bir biçimde kurtulduğu gözükür artık adımını geriye mi atar sıçrar mı ne yapar bilinmez.

Birde kendisi hakkında efsane Sarı fare Johann Cruyff’un şöyle özlü bir sözü vardır. “Kendisi aslında futbol oynamıyor, sadece hep doğru yerde duruyor.” Aslında bir nevi doğru çünkü Superpippo (ki en çok kullanılan lakabıdır) her zaman olmadık yerlerde durarak olmadık gollere imzasını isteyerek (Bkz:2 yıl önceki Milan Lyon maçı) veya istemeyerek(En son oynanan CL finali) atmıştır ve böyle Gerd Müller’in rekorunu kırmıştır.

İşin ilginç kısmı Gerd Müller de Filippo Inzaghi tipinde bedavacı olarak nitelendirilebilecek bir futbolcudur.

Alex Ferguson demişken kendisinin sarf ettiği diğer bir güzel sözü size aktarmak isterim. ”İstatistikler mini etek gibidir, pek çok şeyi gösterirler ama asıl önemli olanı saklarlar”. Büyük usta kesinlikle bu işi biliyor.

Bu arada yeni olan bir olaydan sizleri haberdar etmek isterim. İngiltere’de bir grup hırsız ellerine Liverpool fikstürü alarak soygunlara başlamışlar. Liverpool her ne zaman ülke dışında bir deplasmana giderse hırsızlar takım oyuncularından birinin evine girerek ne var ne yoksa götürüyor. Götürülenler arasında Dudek’in 2005 Şampiyonlar Ligi madalya’sı Reina’nın Porsche markalı otomobili de bulunuyor. Bu serinin en son kurbanı da kaptan Steven Gerrard olmuş. Yani anlayacağınız Liverpool’lular asla yalnız yürümüyor hırsızlar bile onları takip ediyor.

Bir dahaki arayı kısa tutacağıma söz verirken Gelecek yazımda Ülkemiz futbolundan “Lineker’i gören var mı?” olayını anlatacağım. İngiltere deki Wenger, Mourinho ve Alex Ferguson’un mahalle karısı kalitesindeki atışmaları da yazımızda yer bulacak.

21.12.2007

Yaranamayanlar

Futbol dünyasında klişedir bu bazı kişiler ne kadar başarılar elde etseler de yaranamazlar. Bu yazımızda da bu tip insanlardan aklımıza gelen birkaçını sizlere aktaralım.

1-)Frank Rijkaard-Barcelona:

Ülkemizde genel olarak Rüştü yerine Victor Valdez’e şans verdiği için sevilmeyen İspanya’da da her mağlubiyetin ardından adına teneke çalınan Rijkaard harika futbolculuğunun yanına bir de iyi bir teknik adamlık kariyeri eklemektedir aslında. Tamam bazı konularda eksikliği yanlışlığı vardır biraz şansı da vardır aslında iyi oyuncularla çalışmak ve başında Cruyff olması gibi ama nedense bir türlü yaranamamıştır hep kötü antrenör hep yetersiz bir çalıştırıcı olarak görülür.

2-)Sven Goran Eriksson-İngiltere Milli Takımı:

Çok şaşalı kulüp kariyerinden sonra bir anda İngiltere Milli takımının başına geçer Sven Goran ve bu takımı 2 kez dünya kupası finallerine bir kez de Avrupa Kupasına götürür bu turnuvaların tümünde gruplardan çıkar ve eleme turlarında sürekli mağlup olur. Ancak bu üç mağlubiyetin ikisini penaltılarla yaşarken birinde de o zaman yeni parlayan Ronaldinho’nun dengesiz şutuna Seaman’ın daha dengesiz bir çıkışla karşılık vermesi sonucu alır. Bazı gazetecilerinde oyununa kurban giden Sven Goran Eriksson görevi bırakır. Kendisine yapmadığını bırakan İngilizler de belalarını ne idüğü belirsiz McClaren ile bulurlar. Sven ne kadar bu süre zarfından İngiltere’ye kupa kazandıramasa da çok başarısız sayılmamalıdır bence.

3-)Hector Raul Cuper-Inter,Valencia,Mallorca:

Kendisinin asıl problemi dünyanın en bahtsız insanlarından biri olmasıdır bana göre. Aşırı defansif bir taktik uygulaması oyun disiplinine önem vermesi onun temel özellikleridir. Ancak finaller de kaybetme huyu onu bir efsane olmaktan uzaklaştırmıştır. Kim bilir belki finalleri kazansaydı dünyanın en büyük T. D olacaktı. Mallorca ile UEFA finalini Lazio’ya Copa Del Rey finalini Barcelona’ya. Valencia da CL finalini Real ve Bayern’e kaybetmesi,bir ara İtalya’ya gidip Inter ile son maçta Scudetto’yu Lazio’ya kaybederek Juventus’a hediye etmesi ve sonra CL’ de yarı finalde ezeli ebedi düşmanı Milan’a kaybetmesi kendisi için düşüşün başlangıcı olmuştur sonra da Cuper bir daha hangi dalı tuttuysa kurutmuştur. Herkes kendisinin son dakikada kaybettiği kupaları sayarken finale gelirken elde ettiği başarılar hep bir kalemde silinmiştir.

4-)Carlo Ancelotti-Milan:

Rüştü Valdez olayının bir değişiğine aktör olması sebebiyle ülkemizde negatif görüş toplayan Ancelotti de yaranamayalar grubunun ilk sıralarında ne yazık ki. Herkes onu 3-0 dan verdiği CL kupasıyla bir türlü Serie A’da başarılı olamamasıyla ve genç oyuncuları kullanmamsıyla eleştirir durur. Ama hiç kimse kendisinin sahip olduğu 2 CL kupasından dede olmuş kadroyla son beş yılda Şampiyonlar Liginde 3 final 1 yarıfinal 2 kupa yapmasından bahsetmez. Arada almış olduğu bir İtalya Ligi zaferi ise zaten unutulmuştur. Kendisi her zaman başarısız bir antrenör olarak görülür. Sadece biz de değil tüm dünyada.

Yaranamayanlar isimli yazımızda başarılı olup ta bir türlü istediği saygıyı göremeyen antrenörlerden bahsettik. Bir dahaki yazımda hakkettiği değerin fazlasını görenlerden bahsedeceğim.

26.10.2007

Premiership Aldatmacası

Uzun bir süreden sonra yine merhaba.Bu yazımda bizim basınımızda da pek çok kere döndürülen en iyi lig İngiltere; en başarılı lig orası alemin kralı orası gibi boş yersiz iddaaların kökünü kazımaya çalışacağım.


Varan 1:Dünyanın en iyi ligi

         Hiç kimsenin futbol zevkine dil uzatmaya hakkımız yok tabii ki ama bu olaya da bir el atmak lazım.Neye göre dünyanın en iyi ligi.Başarılar mı tribünler mi oyuncular mı?Başarılarda başlayalım.Hangi başarılardan söz edeceğiz.Tabii ki Internasyonel başarılardan yoksa milletin Fa Cup’ı Carling Cup’ı umurumda değil en azından konumuzun içeriğinde değil.

         İlk önce Milli Takımlar bazında ele alalım efendime söyleyeyim Bu Brit milli takımının başarıları nelerdir.Benim bildiğim bir Dünya Kupaları vardır adam akıllı milli takımları ne yazık ki her zaman hayal kırıklığının ötesine gidememiştir.Son on yılda yaptıkları tek şey paso penaltıdan elenmektir.Oyunları da hiçbir şey vaat edememektedir.Ki böyle giderse Euro 2008 dışında kalmaları muhtemeldir.

         Ha derseniz ya birader İspanya Milli takımı da hırt bir takım şimdi orası da mı kötü diye o zaman size kapı gibi Şampiyonlar Ligi dosyasını açarım.

         Bu güne kadar Kupa 1 ve Şampiyonlar Liginde İngiliz takımları dokuz kez kupayı kaldırma başarısı göstermiş.Peki elde edilen en yüksek başarı bu mu asla.Şu yıla kadar İtalyanlar 11 kez İspanyollar da 11 kez kazanmışlar.En çok Şampiyonlar Ligi kupası kaldıran Liverpool kupanın düzenlendiği 52 yıldır beş kupa kazanabilmişken Milan kaptanı Paolo Maldini bu başarıyı 23 senede elde etmiştir.

         UEFA kupasında da İtalyanlara karşı bir eksiklikleri söz konusu 1971 den beri düzenlenen turnuvayı İngilizler altı kez kazanmış buna karşın İtalyanlar dokuz kez gülmüşler.Demek ki bu yönden Avrupa’nın en iyisi değiller.Bu konuda en iyiler İtalyanlar ve İspanyollardır.

         Yayın hakları muhabbetine gelecek olursak o muhabbet de bir nevi okkalı şişirmedir.İngiliz futbolunu Güney Asyalı futboldan anlamaz insanlar ve Amerikalı Georgelar izlemektedir.Bir de bizim gibi efendi adam akıllı bir ligi olmayanlar.Bir Alman bir İspanyol veyahut bir İtalyan’a Premiership’i biraz zor izletirsiniz.


Varan 2:En iyi stadyumlar en iyi taraftarlar

         Stadyumlar konusunda İtalyanları katladıkları aşikar.Seyirci sayısı bakımından da öyle ancak taraftar grupları konusunda özellikle İtalyanlar Britleri katlar.İngiliz futbolunun kavga çıkarmak dışında faydalı bilinen bir grubu ne yazık ki yoktur(KOP’u tenzih ederim)Bir ton kırmızı suratlı yaşlı kalantor İngiliz gelir oturur Citizen Kane’i seyreder gibi seyreder arada oo aaaaa gibi sesler çıkarır sonra Rover marka arabasına biner ve gider.İtalya’da ise durum farklıdır.Stada grup halinde gidilir.Stada yerleşilir ve her biri bir sanat eseri olan Koreografiler uygulanır. Brigate Rossonere Fossa Dei Leoni Boys San gibi gruplar bu işlerin piridirler.Bu İngiliz tribünlerinde takıma karşı beyaz mendil sallayıp memnuniyetsizliğini dile getirmek gibi adetler ne yazık ki yaygınlaşmamıştır.

         İngilizler neyi becerir:Gidip el memleketlerinde içip azıp dayak yemeyi.Kaç kereler olmuştur İstanbul’da Torino’da hatta Moskova’da dayak yedikleri.


Varan 3:En iyi oyuncular.

         İşin burada biraz teknik kısmına girmeye çalışıp madde madde size özetlemeye çalışacağım.

-İngiltere Liginde oynayan çoğu futbolcunun teknik kapasitesi İtalya ve İspanya’dakilere göre düşüktür.Bacak arasından iki top geçirmek değişik hareketler ve maymunluklar yapmak teknik bir oyuncu olmak değildir.Bu oyuncuların top kontrollerinde de dikkat edilebileceği gibi çoğu Britanyalı oyuncunun top kontrolü oldukça berbattır.John O’Shea gibi bir odun ligin şampiyon takımında hala yer alabilmektedir.

-Fizik güçleri ve kondisyonları İspanyollara göre zaman zaman yüksek olsa da İtalyanların kondisyonuyla aralarında pek bir fark yoktur.Fizik güç bakımında biraz artıları olsa da oyunun sertliği bakımından İtalya’nın yanından geçemezler.

-Ligde ataklar genel olarak hayvan gibi koşan sprinter oyuncuların kanatlardan gelip orta açmasıyla soba borusu gibi sırıkların(Bkz:Crouch)topa kafa atabilmeleriyle ilgilidir.Takımların ortadan delme girişimleri çok nadir görülür.

-Hakemleri de pek ahım şahım değildir.Bazı hakemlerinin dünya kupası maçında bir oyuncuya üç sarı kart gösterdiği(Graham Poll)bazılarının da neredeyse arka filelere değen topu gol olarak saymadığı görülmüştür(Mike Riley)İtalyan futbolu hakemleri pek böyle hatalar yapmaz onların skandalları genelde başka türlüdür.

-İtalya’da futbol kirlidir ama İngiltere de de sütten çıkmış ak kaşık değildir.Ligin son haftasında bir takımın bütün oyuncularının yemekten zehirlenmesi ve oynayamaması buna karşın da bir alt sıradaki takımın kendi maçını kazanarak bu zehirlenmeden mağdur olan takımın yerini alması ne büyük bir tesadüftür.

-İngiltere dışına çıkıp İtalya’ya gelen futbolcuların Rezil-Rüsva olmaları da ayrı bir efsanedir.Ne yazık ki çoğu İngiliz futbolcunun ada dışı serüveni trajedi ile sona ermiş bu İngiliz bebeleri de paşa paşa geri dönmüştür.Aynı dönemler sonra İngiltere’ye giden Zola ise İngiltere’de vezir olmuştur,dışarıda rezil olan İngiliz futbolcular inadına.Son zamanda tam tersi bir Shevcenko olayı olmuş fakat ne kadar enteresandır ki önemli bir oyuncusunu satan Milan kulübü o yıl sonunda Şampiyonlar Ligi kupasını yarı finale kalan üç İngiliz’e rağmen çizmeye getirmiştir.

-Eğer bu ligin en iyi futbolcusu Cristiano Ronaldo ise bu ligin konuşulmaya değer bir yönü yoktur.Ha sorarsanız bu ligin en iyi oyuncusu kimdir diye size Steven Gerrard cevabını yapıştırırım.Her ne kadar İngiliz ligini sevmesem de kendisine saygım sonsuzdur.


Not:Bu yazının altına lütfen hiç kimse Cristiano Ronaldo övme yorumu eklemesin.Kendisine özel bir hiciv yazısı bile yazabilirim.