Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13.04.2015
Neville'den City'nin çöküşü üzerine güzel analiz
Keşke Beyaz Futbol'da da şöyle güzel analizler yapsalar:)
16.05.2012
27.04.2012
Topcast 26.04.2012
26 Nisan Topcast'inde İlker ve Ali Aktaş ile ağırlıklı olarak Şampiyonlar Ligi'nden, Chelsea'nin Barça'yı destansı bir şekilde eleyişindnen, Di Matteo'nun görevde kalıp kalmayacağından, haftasonu İngiltere'de oynanacak olan muhteşem maçlardan, Fener'in CAS davasını geri çekmesinden ve Beşiktaş'ın mali iflasından bahsettik.
Goller
Ali Aktaş,
Barcelona,
Bayern,
Beşiktaş,
Can Özenç,
Chelsea,
Fenerbahçe,
İlker Dalgıç,
Manchester City,
Manchester United,
Premier Lig,
Real Madrid,
Roberto Di Matteo,
Serie A,
Şampiyonlar Ligi,
Şike
20.04.2012
TopCast 18.04.2012
Bu TopCast'te İlker ve Cuma Ali ile birlikte ağırlıklı olarak haftaiçindeki Şampiyonlar Ligi maçlarını, Premier Lig'de geçen hafta olan bitenleri ve Bundesliga'yı konuştuk.
4.04.2012
Topcast 03.04.2012
5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.
13.03.2012
Noel Gallagher (Oasis) - Mario Balotelli Röportajı
İlker Dalgıç'la Ali Aktaş'ın 9 Mart'taki Topcast'te sözünü ettikleri röportaj budur. Röportajı izledikten sonra Noel Abi'mizin kulüpte ağır abi muamelesi gördüğünü ve kendisine deli gibi saygı duyulduğunu, Balotelli'nin ise sanıldığı kadar çılgın olmadığını görüyoruz.
26.01.2012
Kendi kalesine gol
Şu sıralar facebook'ta topukla kendi kalesine atılmış bir gol bulunuyor. Evet çok acayip bir şansla acayip bir gol oluyor ama yine de kendi kalesine gol olarak benim tercihim aşağıdaki golden yana.
Sene 1998. Bugün Premierleague'in lideri Manchester City; bugünün Championship'i o zamanın ismi ile Division One'da küme düşmeme mücadelesi veriyor ve sondan bir önceki maçta bu konuda çekiştiği QPR ile oynuyor. Jamie Pollock aşağıdaki muhteşem golle kendi takımının ipini çekiyor ve City, division 2'ye düşüyor.
Sene 1998. Bugün Premierleague'in lideri Manchester City; bugünün Championship'i o zamanın ismi ile Division One'da küme düşmeme mücadelesi veriyor ve sondan bir önceki maçta bu konuda çekiştiği QPR ile oynuyor. Jamie Pollock aşağıdaki muhteşem golle kendi takımının ipini çekiyor ve City, division 2'ye düşüyor.
25.01.2012
Podcast!
İlker'le artık her hafta en az bir kere podcast yapmak istiyoruz. İlk podcast'imize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
26.10.2011
United pastalari 1, City pastalari 6 pounda!
Derbideki beklenmeyen sonuc tabii ki herkesi sasirtti ve firsatci sirketler yine durumdan en iyi sekilde faydalanmanin yolunu buldu. Adanin unlu perakendici sirketlerinden Tesco, United ve City pastalarini piyasaya surdu ve United pastalari 1 pounddan, City pastalari da 6 pounddan satisa sunuldu. United pastalarindan belki de zarar edecektir sirket bilinmez ama ulke capinda yanki uyandiran bi kampanya ortaya koydugu bariz bi gercek.
Maca gelecek olursak acikcasi United'in kotu dahi gittigi sureclerde derbi veya onemli maclarda gayet iyi oynadigini bilerek City icin beraberligin gayet ideal ve iyi bi puan oldugunu dusunuyordum. Aslinda, Balotelli'nin golune kadar da United cidden abluka almisti City yari sahasini. Ancak golden sonra ozellikle United'in oyunu genelde yaptigi gibi genis alana yayamamasi ve ustune Nani ve Young'un etkisiz oyunu eklenince United ataklari saman alevi gibi parlayip, sonuverdi. Fletcher'in oyuna cok geriden dahil olmasi ve Anderson'u orta sahada yalniz birakmasi Rooney'in topu almak icin ortasahaya gelmesine neden oldu ve dolayisiyla da Welbeck de forvette kaybolup gitti. Tabii ki bu oyun duzenini bozan City'nin ortasahasiydi ve ozellikle Milner sahanin her yerindeydi. Sag kanatta basladi ama golun pasini sol taraftan verdi, sonrasinda da 18in icerisinden top cikartti. Kanatlarin defansa yardim etmelerinin takim savunmasinda ne kadar etkili oldugunu bu macta bi kez daha gorduk. Silva dahi hatirladigim kadariyla en az 2-3 top caldi sag kanadi savunurken. Ikinci yari Johnny Evans'in gereksiz kirmizi kartindan sonra olay iyice koptu zaten ve macin kalani hakikaten tarihi oldu.
City 5 puan farkla onde ve United'in hemen ensesinde Chelsea, Newcastle hatta bi mac eksigini sayacak olursak Tottenham var. Ferguson, Everton karsisinda ciddi degisiklikler yaparsa hic sasirmam acikcasi ama Sir'un mac sonu aciklamasinda daha onemli noktalar var bence. Hatta bu yenilgileri bazen bilerek yaptigini dahi dusunuyorum paranoyak bi sekilde. Cunku Ferguson futbolun her zaman psikolojik yonuyle daha cok ilgilenen bi antrenormus gibi geliyo bana. "Biz fiksturun ikinci yarisinda daha iyi oynayan bi takimiz ve bu senenin de oyle olmasi gerekiyo. Ayrica etrafimizdaki butun takimlarla oynadik ve daha kolay bi fikstur var onumuzde". Gayet hakli oldugu iki nokta var cunku yeri geldiginde cok iyi motive ediyo takimini ve fiksturun ikinci yarisindaki formlarini buna baglayabiliriz ama bu sene gecen senelere oranla karsisinda cok ciddi bi rakip var. Bu noktada City'nin Ada kokenli oyuncularini lig maclarinda daha fazla kullanmasi gerektigi dusuncesindeyim. Ozellikle Milner, Barry, Lescott, Hart, Johnson ve Richards sakat olmadiklari surece lig maclarinin hepsinde oynamalilar cunku her ligin basarisinin sirri o ulkenin oyuncularinin kadroda daha fazla sans bulmasi ve oynamasindan gectigini dusunuyorum. Son olarak:
21.08.2011
City bu sene ne yapar?
Öncelikle senin en ezeli rakibin kırmızı rengi ve forması ile özdeşleşmişken neden kırmızı forma giyersin?Neyse konuya dönelim. United maçından sonra bu sene izlediğim ikinci City maçı Bolton'a karşıydı. İki maç sonucundaki görüşüm City geçtiğimiz yıl averajla aldığı üçüncülük ve FA Cup'tan daha azını almaz.
Dzeko sezona çok iyi başladı. Andy Carroll gibi çakma 40 milyonluk değil harbi parasının değerini gösterecek. Swensea karşısında son 20 dakika oyuna girip 2 gol atınca haliyle Mancini bu maçta Agüero'yu ilk 11'e koydu ancak henüz Agüero hazır diyemeyiz. Transfer sezonunun sonu yaklaşırken Tevez'in kalacağı belli olunca kadroda yerini aldı. Silva olmaydı belki üçü yanyana oynayabilir derdim ancak şu anda takım dördünü birden kaldıramaz.
Zaten hal böyle olunca daha önce Aston Villa'da daha ofansif izlemeye alıştığımız Barry ve Milner çok daha defansif görevdeydiler. Yaya Toure ile birlikte göbeği iyi tutuyorlar. Bu, City'nin çok rahat maçı rakip sahaya yıkmasını sağlıyor ancak kanatlar iki beke kalmış durumda.
Her ne kadar iki maçta iki asist yapsa da Richards bir sağ bek olarak Önder Turacı'dan hallice. Swensea karşısında Clichy ile çıkan Mancini bu kez Kolarov'u oynattı. Halen daha arayış var görünen o ki.
Takım iyi yolda. Tek sıkıntı olabileceğini düşündüğüm yer güvenilir bir orta saha yedeğinin olmayışı. Adam Johnson'dan fazla şeyler beklemek yanlış olur.
30.03.2010
Blanka
"En az Messi kadar etkili" diyeceğim inanmayacaksınız. Fakat herhalde son zamanların en underrated oyuncusu olabilir Tevez.
Son iki senedir bu adamı ısrarla takip ediyorum ve gerçekten ama gerçekten dünya üzerindeki en etkili futbolculardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kişisel kanaatime göre Messi, Rooney, Ronaldo, Torres ayarında. O kadar etkili yani... Bu adamın şanssızlığı yanlış elemanlarla takılması. Daha birkaç sene öncesinden kendisini West Ham'a getiren Joorabchian tarzı mafya-işadamı-menajer melezlerini kastediyorum. Adam 5 senedir İngiltere'de halen İngilizce konuşamıyor. Kim bilir, belki Barcelona, Madrid veya benzeri sıcak iklim ülkelerini tercih etseydi çok daha farklı bir tablo izleyebilirdik. Barça'da şovu Xavi, Iniesta, Messi, Henry gibilerinin elinden rahatlıkla alabilirdi.
Zaten Ferguson United'da bu adamı niye hep yedek bıraktı, ezdi, hor gördü anlayamadım. Manchester City'de son 19 maçta 21 gol atmış. İstatistiğe gel! Bu gece Wigan'a karşı sürreal bir oyun sergiledi ve hat-trick yaptı. Adam yaratık gibi. Teknik desen alası var. Ciğer desen 90 dakika kaleci dahil herkese basıyor. Stoper olsam bulaşmak istemem. Ağırlık merkezi yerden 10 santim yüksekte olabilir. "Blanka" benzetmesi boşuna değilmiş. Yorgo'ya duyrulur... "Wigan" deyip geçmeyin, Santander'den, Zaragoza'dan, Chievo vb. takımlarından daha iyi olmasalar da daha kötü de asla değiller. Eğer bu formunu Dünya Kupası'na taşıyabilirse Maradona'yla Maradona'ya rağmen ama en önemlisi Allah'a emanet giden Arjantin'den bomba performanslar bekleyebiliriz.
Son iki senedir bu adamı ısrarla takip ediyorum ve gerçekten ama gerçekten dünya üzerindeki en etkili futbolculardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kişisel kanaatime göre Messi, Rooney, Ronaldo, Torres ayarında. O kadar etkili yani... Bu adamın şanssızlığı yanlış elemanlarla takılması. Daha birkaç sene öncesinden kendisini West Ham'a getiren Joorabchian tarzı mafya-işadamı-menajer melezlerini kastediyorum. Adam 5 senedir İngiltere'de halen İngilizce konuşamıyor. Kim bilir, belki Barcelona, Madrid veya benzeri sıcak iklim ülkelerini tercih etseydi çok daha farklı bir tablo izleyebilirdik. Barça'da şovu Xavi, Iniesta, Messi, Henry gibilerinin elinden rahatlıkla alabilirdi.
Zaten Ferguson United'da bu adamı niye hep yedek bıraktı, ezdi, hor gördü anlayamadım. Manchester City'de son 19 maçta 21 gol atmış. İstatistiğe gel! Bu gece Wigan'a karşı sürreal bir oyun sergiledi ve hat-trick yaptı. Adam yaratık gibi. Teknik desen alası var. Ciğer desen 90 dakika kaleci dahil herkese basıyor. Stoper olsam bulaşmak istemem. Ağırlık merkezi yerden 10 santim yüksekte olabilir. "Blanka" benzetmesi boşuna değilmiş. Yorgo'ya duyrulur... "Wigan" deyip geçmeyin, Santander'den, Zaragoza'dan, Chievo vb. takımlarından daha iyi olmasalar da daha kötü de asla değiller. Eğer bu formunu Dünya Kupası'na taşıyabilirse Maradona'yla Maradona'ya rağmen ama en önemlisi Allah'a emanet giden Arjantin'den bomba performanslar bekleyebiliriz.
18.11.2008
Orada bir City var uzakta!!!
Manchester City, sezona flaş bir değişiklikle girdi ve kulüp, yasaklı ve aranan başkan Thaksin Shinawatra tarafından Abu Dhabi grubuna satıldı. Gün geçmeden Robinho transfer edildi ve zaten öncesindeki Kompany, SWP ve Zabaleta gibi transferlerle güçlenmiş olan City’yi Robinho’nun bir üst seviyeye taşıyacağı öngörüldü. Ancak çoğu teknik adam ve kulüp sahibi bunun zaman alacağını Chelsea örneğiyle verdiler ki City’nin şu andaki durumu da bunu doğrular nitelikte. Robinho’nun inanılmaz performansına rağmen City 13.sırada ve kesinlikle kadrosunun hakkını vermiyor. Hatta Stephen Ireland dahi bu sene müthiş bir performans sergiliyor ve ligin en çok gol atan takımlarından biri City.
Ancak defansif anlamdaki başarısızlık City’nin istediği noktaya çıkmasına engel oluyor. Bu başarısızlıktaki en büyük pay bana göre Mark Hughes’a ait. Yaptığı gereksiz Ben Haim transferiyle Richard Dunne’ın özgüvenini sarsan teknik adam Robinho, SWP, Elano ve Ireland gibi hücumcu ortasahalarla oynarken ortasahayı sadece Kompany’ye emanet etti. Önceki sezonların en sağlam bölgesi olan defansı bu seçim kevgire çevirmeye yetti de arttı bile. Öyle ki dört sene üst üste kulübün en değerli oyuncusu seçilen Dunne’ı dahi taraftarlar protesto etmeye başladı. Kompany’nin beş sarı kart görmesi, Gelson’un bu hafta üst üste iki sarı kart görmesi ortasahadaki defansif oyuncuların orta sahada her yere koşamayacağını gösterir gibi. UEFA kupasına ilk kez katılmaları tecrübesizliklerini gösterebilir ancak grup maçlarına kalırken dahi adı sanı duyulmamış FC Midtjylland’ı penaltılarla geçebildi.
Martin Petrov’un, Bojinov’un, Michael Johnson’ın ve bu hafta düzelen Vassell ve Benjani’nin sakatlıklarının önemli ölçüde etkisi oldu ancak şu ana kadarki izlediğim City maçlarındaki hem dizilişlerin hem de oyuncu değişikliklerinin yerinde olmadığını düşünüyorum. Dunne, Richards, Onuoha, (sezon öncesi) Corluka gibi dört kaliteli stoperi ve takımda o zamanlar önemli bir şekilde sol bek ve sağ kanat problemi varken Ben Haim gibi sıradan bir defans oyuncusunu alması hakikaten çok saçma bir karar.
Daha önce de dediğim gibi bu olayın Dunne’ı etkilediği bariz çünkü daha önce defansın belkemiği olan Dunne şimdi inanılmayacak hatalar yapmaya başladı . Yani Hughes sadece bir transferle geçen senelerin en başarılı bölgesi olan defansın yapısını allak bullak etti. Yine haftalardır SWP’in performansında bariz bir düşüş var çünkü takımın yıldızı şu anda Robinho. Halbuki SWP transfer edildiğinde takımın liderinin ve yıldızının o olacağı düşünülüyordu haklı olarak. Bunun sebebiyse SWP’in ayrılırken takımın yıldızı olarak ayrılmasıydı.
Robinho transfer olduktan sonra gün geçtikçe takımdaki etkinliğini ve performansını arttırırken, SWP’in haftalardır performansı pek iç açıcı değil ne yazık ki. Belki bunda Abu Dhabi grubunun bir etkisi vardır ancak menajer olarak Hughes, Robinho transferinin daha sonraya ertelenmesini savunmalıydı. Çünkü şu andaki dengesizliğin en büyük nedeni takımdaki görev dağılımının belli olmaması. Zaten menajer de bu dengeyi ayarlayacak kişi olmalı. Takım şu anda tamamen bireysel yeteneklere bakıyor ve istatistikler de bunu doğruluyor.
Açıkçası Hughes takımın başında kaldıkça da City’nin çok daha ilerilere gideceğine ihtimal vermiyorum. City eğer dünya çapında bir kulüp olmak istiyorsa aynı Chelsea’nin yaptığı gibi dünya çapında bir teknik direktör getirmeli.
Ancak defansif anlamdaki başarısızlık City’nin istediği noktaya çıkmasına engel oluyor. Bu başarısızlıktaki en büyük pay bana göre Mark Hughes’a ait. Yaptığı gereksiz Ben Haim transferiyle Richard Dunne’ın özgüvenini sarsan teknik adam Robinho, SWP, Elano ve Ireland gibi hücumcu ortasahalarla oynarken ortasahayı sadece Kompany’ye emanet etti. Önceki sezonların en sağlam bölgesi olan defansı bu seçim kevgire çevirmeye yetti de arttı bile. Öyle ki dört sene üst üste kulübün en değerli oyuncusu seçilen Dunne’ı dahi taraftarlar protesto etmeye başladı. Kompany’nin beş sarı kart görmesi, Gelson’un bu hafta üst üste iki sarı kart görmesi ortasahadaki defansif oyuncuların orta sahada her yere koşamayacağını gösterir gibi. UEFA kupasına ilk kez katılmaları tecrübesizliklerini gösterebilir ancak grup maçlarına kalırken dahi adı sanı duyulmamış FC Midtjylland’ı penaltılarla geçebildi.
Martin Petrov’un, Bojinov’un, Michael Johnson’ın ve bu hafta düzelen Vassell ve Benjani’nin sakatlıklarının önemli ölçüde etkisi oldu ancak şu ana kadarki izlediğim City maçlarındaki hem dizilişlerin hem de oyuncu değişikliklerinin yerinde olmadığını düşünüyorum. Dunne, Richards, Onuoha, (sezon öncesi) Corluka gibi dört kaliteli stoperi ve takımda o zamanlar önemli bir şekilde sol bek ve sağ kanat problemi varken Ben Haim gibi sıradan bir defans oyuncusunu alması hakikaten çok saçma bir karar.
Daha önce de dediğim gibi bu olayın Dunne’ı etkilediği bariz çünkü daha önce defansın belkemiği olan Dunne şimdi inanılmayacak hatalar yapmaya başladı . Yani Hughes sadece bir transferle geçen senelerin en başarılı bölgesi olan defansın yapısını allak bullak etti. Yine haftalardır SWP’in performansında bariz bir düşüş var çünkü takımın yıldızı şu anda Robinho. Halbuki SWP transfer edildiğinde takımın liderinin ve yıldızının o olacağı düşünülüyordu haklı olarak. Bunun sebebiyse SWP’in ayrılırken takımın yıldızı olarak ayrılmasıydı.
Robinho transfer olduktan sonra gün geçtikçe takımdaki etkinliğini ve performansını arttırırken, SWP’in haftalardır performansı pek iç açıcı değil ne yazık ki. Belki bunda Abu Dhabi grubunun bir etkisi vardır ancak menajer olarak Hughes, Robinho transferinin daha sonraya ertelenmesini savunmalıydı. Çünkü şu andaki dengesizliğin en büyük nedeni takımdaki görev dağılımının belli olmaması. Zaten menajer de bu dengeyi ayarlayacak kişi olmalı. Takım şu anda tamamen bireysel yeteneklere bakıyor ve istatistikler de bunu doğruluyor.
Açıkçası Hughes takımın başında kaldıkça da City’nin çok daha ilerilere gideceğine ihtimal vermiyorum. City eğer dünya çapında bir kulüp olmak istiyorsa aynı Chelsea’nin yaptığı gibi dünya çapında bir teknik direktör getirmeli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

