5.09.2013
TopCast 4 Eylül 2013: Transfer Deadline, Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi Gruplar
İlker'le beraber yaz transfer döneminin son dakika hamlelerini, Premier Lig'de geçtiğimiz haftasonu oynanan maçları ve Şampiyonlar Ligi kuralarını değerlendirdik.
24.04.2013
Takımı Suarez Üzerine İnşa Etmek
5.09.2012
Manzaralı Maç
1.05.2012
Ev Sahibi
Bayern Münih, eski adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası, mevcut adıyla Şampiyonlar Ligi finalini kendi ülkesinde oynayacak 12. takım. Daha önceki 11 takımdan 7'si kupayı müzesine götürmeyi başardı (Real Madrid, Inter, Manchester United, Ajax, Liverpool, Juventus ve Borussia Dortmund), 4'ü ise sahadan boynu bükük ayrıldı (Stade de Reims, Roma, Barcelona ve Manchester United).
Bayern Münih, öte yandan, aynı kapsam dahilinde final maçını bizzat kendi stadında oynayacak 4. takım. Daha önce; 1957'de Real Madrid Bernabeu'da Fiorentina'yı 2-0, 1965'de de Inter San Siro'da Benfica'yı 1-0 ynerek kupayı müzesine götürmeyi başarırken; 1984'de Roma, Olimpiyat Stadı'nda Liverpool'a penaltılarla boyun eğdi.
Sonuç: 28 yıldır hiçbir takım kendi stadında oynanacak final maçına çıkmayı başaramazken, 47 yıldır da bunu başarıp üstüne bir de kupayı kazanan olmadı.
27.04.2012
Topcast 26.04.2012
20.04.2012
TopCast 18.04.2012
4.04.2012
Topcast 03.04.2012
5 kişilik (İlker, Melih Özenç, Cuma Ali, Ali Aktaş ve ben) sezonun şu ana kadarki en kalabalık TopCast'inde Şampiyonlar Ligi'ni (Barcelona - Milan, Bayern Münih - Marsilya), Premier Lig'deki şampiyonluk ve 4. sıra çekişmesini, La Liga, Serie A ve Bundesliga'daki son gelişmeleri konuştuk.
23.05.2010
Jose Jr.
Maç bitip herkes çoluğunu çocuğunu yanına aldı.Mourinho’nun sırtındaki genç oğlanın formasında da başlıktaki isim yazıyordu Jose Jr. Egoizm’in bu kadarı.Artık bu yılda CL aldı ya gelecek sezon kendisini İsa ile bir tutabilir.Neyse maçın yorumuna gelelim.Tahminkolik’te de belirtiğim gibi maçın düğümünü Bayern stoperleri çözdü.İki pozisyonda da Milito’yu durduramadılar Rocky’de golünü yazdı.Sanırım kaleye iki şutu vardı.İkisi de gol oldu.Çünkü şu belliydi; Bayern’in Inter’e gol atması gayet zordu ve kupa alabilmek için gol yememeleri lazım geliyordu ancak yediler.
İlk yarıda da ikinci yarıda da görüldü ki Bayern santraforları ileride kalabalık yaratmaktan başka bir işe yaramadı.Ne Olic ne Klose ne de Mario Gomez Inter karşısında çok etkisiz kaldılar.Robben tek başına savaştı ancak ilk yarının sonlarından itibaren gelen kademeli savunmaya karşı o da çok fazla varlık gösteremedi ancak ikinci yarıdaki mükemmel vuruşu için hakkını vermemiz gerek.Bayern’de ayakta kalan bir diğer ismin temsilcimiz Hamit olduğunu söyleyebiliriz.
Maçın asıl kaybedeni kanımca Van Gaal idi.Solda oynattığı Badstuber, Van Buyten yerine oynatılıp daha hızlı bir göbek sağlanabilirdi.Yaptığı oyuncu değişikliklerinde doğru olduğunu düşünmüyorum.Hamit’i çıkarınca sol kanatları tamamen atıl konuma geldi.Son yirmi dakikada Maicon kendi kanadını bırakıp arkadaşlarına yardıma bile gitti.Ayrıca Müller’e de Van Gaal’in sabrını anlayabilmiş değilim.

Inter’in takım olarak muhteşem oynadığını ve Mourinho’nun yapması gereken hamleleri tam doğru yaptığını söyleyebiliriz.Milito maçın adamı olmayı hak etti fazlasıyla.Savunmada Lucio ve Samuel hatasız oynamışken Chivu'yu eski formunda göremedim.Ayrıca Cambiasso ve Zanetti’yi almayan Maradona bu maçı izlediyse neler hissetmiştir bilemiyorum. İleride Pandev Sneijder ve Milito az göründüler ancak çok iş yaptılar.
Son olarak üç tane CL bir o kadar da lig kupasına sahip olan Eto’o nun neredeyse tüm maçı boyunca orta sahanın gerisinde adam kovalamasını bir an olsun mücadeleden yılmamasını bizim genç yıldızcıkların iyi izlemesi gerekiyor.İki pohpohlanmakla bir iki maç kazanmakla büyük yıldız olunmuyor.
27.04.2010
Oradan Buradan
Dün akşam Eskişehir – Trabzon maçına şöyle bir göz ucuyla baktım. Her ne kadar bugün tüm gazeteler Onur’un kurtarışlarını (ki hakkını teslim edelim, müthiş bir performans sergiledi) ya da Ümit Karan’ın 90 dakika boyunca dünyaları kaçırmasından sonra 90+4’te maçı kazandırmasını yazsa da benim geriye dönüp de aklımda kalacak şey tribünler olacaktır. Eskişehir tribünlerinin trompetçi abileri ve ona eşlik edip atkı sallayan tüm stad gerçekten hem keyif alıyor hem de izleyene de keyif veriyordu. Nitekim Trabzon tribünü de bu şova kayıtsız kalmadı ve kemençe ile eşlik etti. Tüm stad güzel bir şekilde eğlendi ve açıkcası neden tribüne gittiğimizi hatırlattı. Tribünlerde eğlenmek için iki takımın da artık ligde bir amacının kalmaması mı gerekiyor? Sanırım biraz da pozitif olmak gerekiyor. Yoksa 23 Nisan sebebiyle bir dünya çocuğu tribüne getirdikten sonra 90 dakika boyunca hiç susmadan küfreden Beşiktaş tribünlerinin de eğlenmesi gerekiyordu.
İş çıkışında Kutay ve Gürkan ile beraber Galatasaray – Fenerbahçe kadın voleybol maçına gittik. Bir fenerli, bir galatasaraylı ve bir beşiktaşlıdan oluşan ilginç bir ekip olduk. Fener maçı çok rahat aldı. Çarşamba günkü maçı da rahat alır ve finale çıkar. Naz oyuna hiç girmedi üzüldük. Yine de ortalarda şirin şirin gülümsüyordu, içimizi ısıttı gülümsemesi. Galatasaray’dan Ayça’yı keşfettik. 1.69’luk boyuyla, daha bir enazından boyu boyumuza muhabbeti yaptık. Fener’de kaptan Çiğdem maça soyunmadı bile. Sanki “bu yaştan sonra ben mi Galatasaray’a karşı oynayayım” diyordu. Saha kenarında Eda ve İpek’in sırtlarına havlu koyarak daha çok bir anne gibiydi.
Maçın bir başka değinilecek noktası iki takımın taraftar gruplarındaki taraftarlardı. Büyük çoğunluğu henüz orta okul öğrencisiydi sanırım. Haliyle yapılan tezahüratlar da bizim orta okul sınıf maçlarında yaptığımız tarz tezahüratlardı. Anlaşılan taraftar gruplarında kariyer yapmak da böyle birşey. Öncelikle kadın voleybol maçlarına gitmen lazım. Eğer orada kendini gösterecek kadar kıçını yırtarsan o zaman abiler sana bir aferin çekiyor ve böylece basketbol maçlarına gitme hakkı kazanıyorsun. Orada da başarılı olursan futbol maçları seni bekliyor.
Bu postu yazmaya başladığımda Lyon – Bayern maçının 73. Dakikasıydı. Maç o kadar sıkıcı hale geldi ki bir yandan yazı yazmaya başladım. Maça yetişene kadar yarım saat olmuştu ve izlemeye başladığımda skordan habersizdim. Bayern’in bu kadar atak olması, Lyon’u bu kadar domine etmesi karşısında Lyon’un öne geçtiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. Önde olan Bayern’di. Hayatımda bu kadar tek taraflı bir Şampiyonlar Ligi yarı finali izlediğimi hatırlamıyorum. Daha birinci golle Lyon umudunu kesti. Kırmızı karttan sonra maç koptu. 2. Golden sonra “bitse de gitsek”e döndü. Hamit baya iyi oynadı. Halen daha Şampiyonlar Ligi yarı finalinde sahaya ilk 11 çıkan birini Şampiyonlar Ligi’ne bile muhtemelen gidemeyecek Galatsaray’a getirmeye çalışıyor ya basın, gülüyorum.



