16.09.2014
3.09.2011
O gece bu sene?
Üstteki başlık Karşıyaka'nın sloganı fakat Paris Saint-Germain'in şampiyonluk özlemi çok farklı değil, Karşıyaka en son 1995'te şampiyon olmuştu, Paris Saint-Germain için ise bu tarih 1994. Ve PSG taraftarı sıranın tekrar kendisine geldiğine inanıyor.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki böyle zengin başkanlar tarafından alınan takımlar ilk bir kaç yıl istenen başarıya ulaşamaz. Çünkü fazla paranın rahatlığıyla yanlış transferler yapılır, takım içi uyumu sağlamak zor olur ve bol şöhretli ama başarısız takımlar ortaya çıkar, bu son derece normaldir. Yalnız PSG'nin bu yıl kurduğu kadro hiç öyle gözükmüyor, öncelikle Paris bence başarılı olan teknik direktör Kombouare ile devam etme kararı aldı. Burada gereksiz bir hamle ile sportif direktörlüğe eski topçu Leonardo getirildi. Geçtiğimiz yıl Inter'i yeni bırakmış ve teknik direktörlüğün içindeki bir adamı sportif direktör olarak atamak biraz iki başlılığa yol açabilir. Leonardo sanki orada Daum'un arkasındaki Aykut gibi olası bir başarısızlık halinde takımın başına geçecek isim olarak duruyor. Kombouare sezon boyu güven içinde olmayacak.
PSG'nin yaptığı bir başka güzel iş kadronun iskeletini korumak oldu. Ceara - Armand - Sakho - Chantome- Bodmer - Nene - Hoarau gibi isimler hala kadroda. Makelele bıraktı, Giuly ise Monaco'ya geri dönmüş galiba. Sessegnon geçen yıl gitmişti. Transfer konusunda da seçici olan PSG bir ara basında Katar sermayesi ile her oyuncuya atlıyormuş gibi gözükse de aslında hiç öyle bir politika izlemedi, tam tersi hedefi olan bir takım gibi doğru transferler yapmaya çalıştı. Genç oyuncular üstünde duran PSG Fransa milli takımına da seçilen Matuidi ve Gameiro gibi isimleri kadrosuna kattı.
Bu isimler Leonardo henüz göreve gelmeden anlaşılan isimlerdi. Leonardo gelir gelmez etkisini gösterdi ve PSG İtalya ligin talan etti. Sağ kanada Roma'dan Fransız milli oyuncu Menez alındı ve forvet arkasına Palermo'dan Avrupa'da yılın en pahalı ikinci transferi olan, süper yıldız adayı Pastore transfer edildi. Kaleci olarak yine Palermo'dan Sirigu transfer edildi ve Juventus'un ön liberosu Sissoko kadroya dahil edildi. PSG son transferini de stopere Fenerbahçe'den Lugano'yu alarak yaptı ki bu transfer de muhtemelen Lugano'nun menajerinin İtalya bağlantıları sayesinde gerçekleşti.
Şu an son derece güçlü ve alternatifli bir kadroyla yoluna devam ediyor PSG. İlk maçta kendi sahasında Lorient'e yenildi ama arkasından gelen bir beraberlik ve 2 galibiyet işlerin iyiye gitmekte olduğunu gösteriyor. Bu yıl Fransa ligi maçlarını Türkiye'de şu ana kadar herhangi bir televizyon kanalı satın almadı ve Paris ekibini henüz izleyemedim ancak takip ettiğim kadarıyla Sirigu, Menez ve Gameiro transferleri tam olmuş gibi. Daha Pastore devreye girecek. Şampiyonluk mu? Lyon hanedanlığı da yıkıldı, neden olmasın?
14.08.2011
Umut Toulouse'da İlk Golünü Atarken
Bu bahsettiğim bölge 3 adet UNESCO Dünya Mirası listesi içeriyor. Bunlardan biri aşağıda resmini gördüğünüz ve zamanında Robin Hood filminin de çekildiği Carcassonne. Bir diğeri, dünyanın en büyük kırmızı tuğladan yapılmış St. Cecile katedralini içeren Albi şehri. Son olarak da 17. yüzyılda Atlas okyanusu ile Akdeniz'i birbirine bağlamak için yapılmış Canal du Midi adındaki kanal. Kanal 17. yüzyılda insan elinin yapmış olduğu en önemli yapı kabul ediliyor.

11.05.2010
Janot'nun isyanı!
26.11.2009
Thierry Henry'nin Eli
Çarşamba günü oynanan maçtan sonra günlerdir tartışılan, politikacıların bile karşılıklı demeçlerine neden olan bir olay üzerine birkaç kelam etme ihtiyacını duydum…
Öncelikle olayı hatırlatalım… Geçen Cumartesi Dünya Kupası Elemeleri Play-off maçında Fransa, İrlanda’yı deplasmanda yendikten sonra Çarşamba günkü rövanş maçını İrlanda 1-0 ile kazandı ve maç uzatmaya gitti. Uzatmaların 102. Dakikasında Malouda’nın orta sahadan ortaladığı serbest vuruş oyun dışına doğru giderken Thierry Henry topu eliyle önüne çekti, orta yaptı ve Gallas golü attı, Fransa kupaya katılma hakkını kazandı.
Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Ortada çok açık bir ikiyüzlülük var! Özellikle Fransız medyası olayı günlerdir öyle abartıyor ve adeta ‘mağdur’ görünümüne girmeye çalışıyorlar.
Birşeyi hatırlatayım: Malum golden yaklaşık bir dakika önce ceza alanı içinde İrlanda kalecisi Given, Anelka’yı net bir şekilde yere düşürmüştü ve hakem pozisyonu es geçti. O pozisyondan sonra Fransa gol atamasaydı ve elenseydi, FIFA’nın ve hakem Hansson’un başı bugünkünden çok daha ciddi belaya girecekti. Fransız medyası, Henry’nin eli yerine Given’ın elinden bahsedecekti ve emin olun, en az beş kat daha fazla bahsedeceklerdi.
Thierry Henry olaydan sonra ne diyor? ‘’Evet, top elime değdi ama ben hakem değilim, hakemin oyunu durdurması gerekirdi.’’ Galatasaray Cafe Crown koçu da Cemal Nalga olayı için ‘’Milli hezeyana kapıldık.’’ Henry iyi ki onu dememiş! Henry sanki yirmi yaşında da oyundan haberi yok. Bugüne kadar asla böyle basitliklere kapılmadığı için daha çok sempati kazanan Henry bu hareketiyle ve daha sonraki açıklamasıyla bütün sempatisini kaybetmiştir. Ayrıca ‘top elime değdi’ nedir? Görüntülere bakarsak Thierry Henry’nin çok iştahlı bir şekilde elini topa doğru uzattığını ve hatta iki kere eliyle topu ittiğini görürüz.
Perşembe ve Cuma günleri tepkiler yükseliyor. İrlanda Adalet Bakanı ‘’Bence maç tekrarlanmalı.’’ Diyor, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy de ‘’İrlandalılar için üzgünüm.’’ Açıklamasını yapıyor. FIFA ‘’Maç tekrarlanamaz.’’ Diyor –ki bunu hepimiz beklerdik-. Ertesi günkü Fransız gazetelerini anlamak mümkün değil. Herkes ‘İrlandalılar’a haksızlık oldu, maç tekrarlansın.’ Diyor; en göze çarpan yorum ise Liberation’dan: ‘’Thierry Henry Dünya Kupası’na katılmasın.’’
Dünkü açıklamasında Thierry Henry de ‘’Bence en doğrusu maçın tekrar oynanması.’’ Demiş. Fransızlar çok iyi biliyorlar ki, bu maç asla ama asla tekrarlanmaz. Thierry Henry samimi olsaydı golün iptali için hakeme gider ve elimle attım derdi. Hadi onu geçtik, Henry samimi olsaydı dün çıkar ve ‘’Gitmiyorum Dünya Kupası’na.’’ Derdi. Henry bunların hiçbirini yapmadı ve kendisini affettirmek için hiç inanmadığı şeyler söylemeye başladı.
