İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Geçmiş Zaman Olur Ki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geçmiş Zaman Olur Ki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.01.2011

Geçmiş Zaman Olur Ki #4


Yıl 2004.Galatasaray Adanaspor'dan 24 yaşındaki genç Necati Ateş'i transfer edi...

Aaaa tesadüfe bakın yıl 2011 ,Galatasaray yine Necati'i transfer edi..

Ben tarihleri karıştırdım.....mı??

GS yönetimine de saygılarımı iletiyorum bu post ile..Bu ne vizyon yahu...

3.01.2011

Geçmiş Zaman Olur Ki #3


Bundan tam 17 sene evvel; 3 Ocak 1994 Pazartesi.

Galatasaray ara transferde İsveç bandıralı sol bek Roger Ljung' u kadrosuna eklemledi.
Muhterem henüz imza atmış değil, fakat kulübü Admira Wacker' a (Avusturya) bugünkü pariteyle yaklaşık 1 milyon gayme tutarındaki bonservis bedeli ödendi; kısmetse kendisi de yarın İstanbul' da olacak.

O zamanlar yeni yabancı transferlerin tanıtım videoları meşhur; internet, youtube gibi kavramlar Avatar İmparatorluğu düzeyinde henüz, ancak televizyonda yapılan haberleri izliyoruz. Nartollo, Atkinson gibi fiyasko transferlerin bu tür videoları en çok ses getirenler olmuş; düşünün işte.
Ljung' un da, transferi şerefine hazırlanan video-haberi, bilhassa da o haberde geçen bir cümleyi oldukça net hatırlıyorum bugün: "ölü toplara yaptığı kafa vuruşlarıyla ünlü". Fonda da sağ taraftan sol ayak içiyle gelen bir köşe vuruşuna, vole gibi bir kafa patlatan kırmızı formalı bir adam.
Daha 15 yaşında değiliz, bugünkü gibi günde 10 maç izleme imkanımız nerde, futbol jargonu ağızlarda sakız olmamış; allahını seversen "ölü top" nedir?
Topun patlak olması imkansız, oyun durduktan sonra kafa vuruyor desen mantıksız, sahanın dışına çıkan toplara kafa uzatmak da oldukça anlamsız... Nihayet ölü top için, "kendisinden ümit kesilmiş pozisyon" tanımında karar kılmış olduğumu hatırlıyorum hayal-meyal.

Ljung sezon sonuna kadar Galatasaray' da kalıp, bankosu olduğu İsveç milli takımıyla beraber 3.' lük elde edeceği 1994 Dünya Kupası arifesinde, maliyetinin takriben yarısı kadar bir bonservis karşılığı Alman ekibi Duisburg' a satıldı.
Dünya Kupası' nda oynayacak bir oyuncu için, en azından kupanın bitimine kadar beklemek gibi basit bir pazarlama hamlesi gerçekleştirememek ciddi bir hataydı Galatasaray yönetimi için. Nitekim İsveç oldukça başarılı bir kupa geçirmiş, Ljung da bu takımın üçüncülük maçı hariç tüm maçlarında eksiksiz oynamıştı.

Adamımız şimdilerde menejerlik yapıyor; Tobias Linderoth' un da menejeri oydu hatta.


16.12.2010

Geçmiş Zaman Olur Ki #2

Bundan tam 18 sene evvel; 16 Aralık 1992 Çarşamba.

A milli futbol takımımız, 1994 ABD Dünya Kupası elemelerindeki 4. maçında, Rijkaard, Gullit, Van Basten (Van Basten oynamıyor bu maçta) iskeletli efsane kadrosuyla Hollanda' yı ağırlıyor. İlk üç maçımızda Polonya deplasmanından mağlup dönmüş, içeride San Marino' yu yenmiş ve deplasmanda İngiltere' den standart tarifeyle 4 yemişiz. Teknik direktörümüz, bir sene kadar sonra içerideki İngiltere maçının ardından görevi devredecek olan Sepp Piontek.

İlk 60 dakika Hollanda' yı iyi kilitliyoruz. Lakin, üzerimize baskı kurmayan rakiplerden uçuk savunma hatalarıyla gol yeme alışkanlığımız tarihle yarışıyor, malum; 2 dakikada, sonradan İstanbulspor forması giyecek Van Vossen ve Gullit ile iki gol buluyor Hollanda. Biz de 2 dakika sonra, seyirci ısrarıyla devre sonrası oyuna alınan Feyyaz ile cevap veriyoruz rakibe ama yetmiyor. Sonlara doğru Van Vossen bir gol daha atıyor ve 3 -1 yeniliyoruz.

Kalan maçlarında pek varlık gösteremeyen milliler (ilk maçta tarihinin ilk golünü bize atan San Marino, ikinci maçta tarihinin ilk puanını yine bizden aldı), son iki maç için takımın başına gelen Fatih Terim ile geç bir atak yaptı: İç sahada Polonya ve grup lideri Norveç' i yendik ama bu bizi 6 takımlı grubun 5. sırasında kalmaktan kurtaramadı.

Yanda, maçın ertesi günü Milliyet gazetesinde Ömer Üründül' ün yazdığı maç yazısını görebilirsiniz (üzerine tıklarsanız daha net okunabilir hale gelecek): Özellikle ikinci paragrafın giriş ve çıkış cümleleri, yazının kalanının okunmasına ciddi derecede engel; ben şahsen hayli zorlandım.
"Bloklar arasındaki olumlu bağlantı ile sahayı iyi parsellememiz rakibe organize ataklar geliştirme ve tempoyu istediği şekilde ayarlama imkanı vermedi. (...) Bülent ile Van Vossen' e, Ogün ile Gullit' e adam adama markajlı bir alan savunması uyguladık. (...) Bu durumda Hollanda' nın defans - orta saha bağlantısı olumsuz yönde etkilendi. Biz de bundan faydalanarak hücum girişimlerimize ağırlık verme fırsatı bulduk."
Maçın tarihi ile ilgili somut verilerin üstünü karalasak, yazının dün akşam oynanan bir maç ile ilgili bugün yayımlanan bir yazı olduğunu "benim" diyen sporsevere kolaylıkla yutturabiliriz. Üslup aynı, futbola bakış aynı, kullanılan klişeler aynı, hatalar ("adam adama markajlı bir alan savunması") aynı.

Son 20 senede futbolda tarifi imkansız değişiklikler var ama Ömer Üründül bize hâlâ aynı maçı anlatıyor.

9.12.2010

Geçmiş Zaman Olur Ki #1

Bundan tam 12 sene evvel; 9 Aralık 1998 Çarşamba.

Galatasaray, 1998-99 Şampiyonlar Ligi B Grubu son maçında, şu puan tablosu ile Athletic Bilbao deplasmanına çıkıyor:
Öbür tarafta Juventus Rosenborg' u konuk edecek. Galatasaray iddiasız Bilbao karşısında kazanırsa diğer maçta çok acayip şeyler vuku bulmadığı taktirde, beraberlik koparırsa da diğer maçın Juventus galibiyeti yahut beraberlikle sonuçlanması halinde Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk kez çeyrek finale yükselecek (Yazar burada Şampiyon Kulüpler Kupası' nı hesaba katmıyor).

Juventus, iki açıdan grubun nefret odağı: birincisi, tabloda da görülebildiği üzere bu noktaya 5 beraberlikle gelmiş olmaları; hem de o efsane kadrolarıyla ya gol atıp yatmaya çalışıyorlar yahut gol yiyince haldır huldur bir futbolla bir şekilde atıyorlar... İkincisi siyasi bir mesele; Suriye' den kaçan Abdullah Öcalan' ı bir müddet misafir eden İtalya' ya ağır bir tepki var memlekette, ahali kayışı koparmış çizme falan yakıyor ve Juventus da bu ortamdan istifadeyle İstanbul deplasmanına gelmemek için binbir dolap çevirerek maçın ertelenmesine sebep olmuş.

Galatasaray' da küçük ve büyük Hakan, Ergün, Tugay gibi eksikler var; Bilbao' da Alkiza, Urzaiz gibi as oyuncular kulübede.

Oyunu rölantide tutmaya çalışan Bilbao, ilk yarının sonlarına doğru Fatih Akyel' in ayağına dolanan topu kapan Guererro ile bir gol bulup öne geçiyor. İkinci yarı, içerideki Juventus maçında olduğu gibi artan Galatasaray baskısı bir türlü değil gol, pozisyonlara dönüşemiyor; son dakikada o zaman henüz 21 yaşında olan Burak Akdiş' in altıpastan auta vurduğu bir kafa şutu var, başka da bir şey yok. O son dakika şutu kaçmasa, İtalyanlar' a ağzının payını vermiş olma rahatlığıyla bugün dahi hayırla yad edeceğimiz akşam kötü bitiyor nitekim; diğer maçta Rosenborg' u 2-0 ile geçen Juventus çeyrek finale yükseliyor.
Maç sonu oluşan puan tablosu da pek ilginç. 8 puanlı Juventus, Galatasaray ve Rosenborg averajlarına göre sıralanmış:
Maçtan bir hafta kadar sonra bizim basın cirmi kadar bir yaygara kopardı: UEFA o sezon itibariyle ikili averaj uygulaması başlatmış ve üç takımın aynı puanda olduğu bu örnekte de üç takımı kapsayan bir değerlendirmeyi, yani adı konmamış bir metodu, üçlü averajı nazara almıştı (bu değerlendirme sonunda da Juventus' un 6, Galatasaray' ın 5, Rosenborg' un ise 4 puanı oluyordu); bu haksızlıktı ve talimatnamelerde adı geçmeyen üçlü averajın uygulanmaması gerekiyordu, yerine Galatasaray' ı çeyrek finale taşıyacak, sözgelimi çapraz ikili averaj değerlendirmeleri falan yapılmalıydı. Ama UEFA yemedi tabii bunu.