İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com
Ömer Birgen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ömer Birgen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.02.2006

Chelsea - Barcelona ve digerleri

Hepimizin bekledigi Sampiyonlar Ligi 2. tur kuralari 16 Aralik’ta çekildi:



Bayern – Milan

Benfica – Liverpool

PSV – Lyon

Real – Arsenal

Ajax – Inter

Bremen – Juventus

Chelsea – Barcelona

Rangers – Villareal



CHELSEA-BARÇA: Kamuoyunun ‘bu iki takim bu sene finale yakisir’ dedigi Chelsea ve Barcelona geçen sene oldugu gibi yine birbirlerine düstüler. Bir tarafta Avrupa’nin En Iyi Futbolcusu ödülünü Shevchenko’dan devralan Ronaldinholu Barcelona, diger tarafta Ingiltere ligini, elini sallaya sallaya lider götüren Chelsea. Herhalde herkesin dört gözle bekledigi bir eslesme oldu ama futbol adina gerçekten üzücü bu takimlardan bir tanesinin çeyrek final göremeyecek olmasi. Chelsea’nin Betis maglubiyeti, onlarin grupta 2. sirayi almalarina sebep oldu. Geçen sene nefes kesen iki maç sonunda Chelsea yari finale hak kazanan ekip olmustu, acaba bu sene ne olacak?



Kura hakkinda konustugim insanlarin ortak görüsü Mourinho’nun bu sene kupayi birakmayacagi yönünde. Dolayisiyla insanlar Chelsea’yi favori olarak göstermekte ve belki de haklilar. Ama bana kalirsa yine büyük konusuluyor ve olaya tek tarafli bakiliyor. Sözü edilen, küçük görülen takim Avrupa’nin Juventusla beraber en iyi futbol oynayan takimi. Barcelona ilk maçi deplasmanda oynayacak ve avantajli bir skor (Buna tek farkli Chelsea galibiyeti de dahil) elde ederse, kendi sahasinda Chelsea’yi elde edecek skoru elde eder diye düsünüyorum.



AJAX – INTER: Bu seneki kadrosuyla Ajax’i Inter karsisinda çok sansli görmüyorum. Hatta iki maçi da Inter’in kazanacagini düsünüyorum. Tecrübesiz Ajax hücumu karsisinda, bu sezon çok iyi olmasa da iyi bir sezon geçiren Inter’in rahat olacagi inancindayim. Sayet, Ajax’in defansi Hollanda Ligi’nde az gol yemeyi basariyor olsa bile Adriano’yu, Martins’i veya yeni yeni kendini bulan Figo’yu biraz zor durdururlar. Öte yandan, Ajax’in Inter’e gol atmasi bile zor gözüküyor. Tabi devre arasi var, 3 ay sonra maçlar; ama yine de Inter’in basari grafiginin daha da yükselecegini, Hollanda sampiyonluk yarisindan erken kopan Ajax’in daha da formsuz olacagi yüksek ihtimal.



PSV-LYON: Sevgili Ilker kardesim de benim kadar bu kuraya sevinmistir herhalde diye düsünüyorum. Hollanda yazari olarak, geçen sene iddia ettigim gibi PSV’nin daha sansli oldugunu söylemek aptalca olur ama yine de Lyon karsisinda %50 sanslari oldugunu düsünüyorum. Lig yazisinda da belirttigim gibi, PSV’nin Avrupa’da iyi yaptigi bir is var. O da kendi sahasindaki maçlari kazanmak. Ilk maçta PSV kazanir ama 1 farkli kazanirsa isi çok zor olur. Eger 2-0 veya 3-1 gibi bir skor yakalarsa, o zaman PSV’yi Lyon karsisinda avantajli görebiliriz çünkü bu seneki PSV, geçen sene yari finalde Milan’a kök söktüren takim görüntüsünden çok uzak. Satilan oyuncular, hücum hattindaki tecrübesizlik PSV’yi geçen sene yakaladigi basaridan biraz uzakta tutuyor. PSV’nin tek avantajli oldugu konu ligdeki durumu. Hollanda liginde büyük bir kapisma var, 3 takim sampiyonluga oynuyor. Bu durumda PSV hep iyi mücadele edip, puan kaybetmemeye çalisacaktir. Öte yandan Lyon 10 puan civari bir fark ile ilk devreyi kapayacak. Bu da onlar için zor bir ortam olacaktir.



Real-Arsenal, Benfica-Liverpool maçlarini Can Özenç benden daha iyi yorumlar. Öte yandan 2 Alman 2 Italyan takiminin birbirlerine düsmesi de hos bir tesadüf oldu. Juventus her ne kadar Bremen karsisinda agir bassa da, Bayern-Milan maçlari çok güzel olacaga benziyor. Iki takimda kendi sahasinda 1-0 kazansa herhalde hiç kimse sasirmaz.



Bunca zamandir Sampiyonlar Ligi’nde en zevksiz eslesme herhalde Rangers-Villareal olmustur. Avrupa’da kendi takimimin disinda hiç bir klübe düskünlügüm yok, o yüzden kim güzel futbol oynarsa, kim iyi isler yaparsa onu izlemek keyif veriyor. Umuyorum ki, hakedenler kazanir ve hepimiz güzel maçlar izleriz. Sampiyonlar Ligi olmasa, hayatimizda bir bosluk hissederdik heralde.

18.12.2005

Hollanda'da Son Durum ve Ajax Altyapsısı

Bu dönem derslerimin yoğunluğu nedeniyle yazıları biraz aksattığım için bütün okurlardan öncelikle özür diliyorum. Ama bu kadar zamandır sıkıcı giden lige bir anda heyecan geldi ve dengeler değişmeye başladı. Formsuz PSV, başarılı AZ, başarıya hasret Feyenoord ve Hollanda takımlarının Avrupa Kupalarında’ndaki durumu… Öncelikle ligdeki bir duruma göz atalım.

15. haftayı geride bırakırken, puan tablosunun tepesinde 3 tane takım aynı puanda bulunuyor. AZ Alkmaar, PSV ve Feyenoord 35 puanla diğer rakiplerden koşmuş durumda şampiyonluk için savaş veriyor. Tablonun bu hali almasındaki en önemli sebep kuşkusuz geçen haftasonu oynanan Feyenoord’un 1-0 kazandığı PSV maçı. 3 takımı genel olarak istatistiksel olarak karşılaştırırsak şu sonuçlar ortaya çıkıyor.

Takım Toplam Gol Gol Ort. Yenilen Gol

AZ 41 2.73 15

Feyenoord 40 2.67 16

PSV 30 2 10

Atılan gollere baktığımız zaman Alkmaar ve Feyenoord’un bariz üstünlüğü gözüküyor. Aynı şekilde PSV de rakiplerine oranla kalesinde daha az gol görüyor. Bence birinci devredeki takımların bu performansları bazı belli başlı noktalar altında toplanabilir.

1) Az Alkmaar, Co Adrianesse ile çok iyi bir grafik yakalamıştı. İyi takım oyunu sonucunda ligde son haftalara kadar iddialılardı ve UEFA’da yarı final oynamışlardı. Bana kalırsa geçen seneden daha başarılı durumdalar ve yaptıkları hatalardan ders almışlar. Tecrübe kazanan kadro, şampiyonluk için herşeyini ortaya koyuyor, takım oyunu oynuyor ve başarılı oluyor. Bunun en güzel kanıtı da orta sahanın haddinden çok fazla gola atıyor olması. 7-8 kişi ile atak yapıp aynı şekilde defansa dönebiliyorlar.

2) PSV daha lig başlamadan lige 5-10 puan önde başladı. Yıllardır ezici üstünlükleri ve güçlü kadrosu onları moral oldu. Kredileri yavaş yavaş tükeniyor ve rakipleri PSV’yi yakaladı. Tercübeli, yaşlı defansı az gol yemeyi başarıyor ve Hollanda Ligi sınırlarında genç orta saha ve ileri uç oyuncuları idare ediyor ama Şampiyonlar Ligi söz konusu olduğunda aynı tabloyu çizmek o kadar da kolay değil. PSV’yi Şampiyonlar Ligi’nden söz ederken daha detaylı inceleyeceğiz.

3) Feyenoord ise Galatasaray gibi UEFA Kupasında birinci turda elendi. Rapid Bükreş mağlubiyeti ile Avrupa defterini kapadılar ve kendi liglerine döndüler. PSV’yi yenmeleri çok önemli bir adımdı, iki hafta sonra oynayacakları AZ Alkmaar maçı da bence bir o kadar önemli olacak. Ligde iyi gidiyorlar ve tek amaçları şampiyonluk.

Avrupa Kupalarına gelince.. Önceliği PSV’ye verelim. 4 gol atarak, -2 averaj ile gruptan çıktılar. Peki ne yaptılar? Şampiyonlar liginde yapılması gerekeni yaptılar. Kendi sahalarındaki 3 maçtan 9 puan çıkardılar. Üstüne bir de Milanla berabere kaldılar. Milan’a kaybetmiş olsalardı bile, 3 galibiyet ile çıkacaklardı. Şahsen kuralar çekilirken benim E Grubu düşüncem Milan 13 veya 15, PSV 9, Fener 4 veya 5 puan şeklindeydi. Bunu iddia ederken Fenerbahçe kötü veya Milan çok iyi diye düşünmedim. PSV içerdeki maçlarını alır deplasmanda da kaybeder tezimden yola çıktım.

PSV geçen senelere göre bu sene çok kayıplarla mücadele etti. Satılan oyuncular, sakatlar derken akıl almayacak oyuncularla oynadı. İlk olarak, 6 maçın 6sında da ilk 11 çıkan İbrahim Afellay. 19 yaşında orta saha oyuncusu. Annesi babası Faslı, kendisi Hollanda vatandaşı. Ikinci göze çarpan oyuncu İsmail Aisatti. 1988 doğumlu ve 4 maçta forma giydi. Fenerbahçe’yi yıkan oyuncu diye söz edilen Farfan 1984 doğumlu. Bu kadar genç oyuncunun yanında oynayan isim Cocu ve Simons. Cocu dede olacak, Simons da 30unu geçti. Bizim alışık olmadığımız bir sahne değil mi? Geçen hafta Galatasaray-Beşiktaş maçının 25. dakika bütün tribünler, akıl verenler, çok bilenler Yalçın’ı çıkartıp defansın ortasına Orhan’ı koymak sol beke de Heinz’i denemekten yanaydı. ‘Öküz gibi yapılı adamdan sol bek olmaz da ne olur, bu Yalçın’dan iyidir’ dendi dakikalarca. Belki zorunluluktan Yalçın oynadı ama ilk yarım saatten sonra alıştı ve kalan 1 saat fena da oynamadı. Tabi bunda Tigana’nın yardımı da gözardı edilemez ama yine de Galatasaray bir oyuncu, genç bir yetenek kazandı.

Öte yandan Fenerbahçe Kayseri’de 3 tane atmış ayağında top gezdiriyor. Daum neden Olcan’ı oyuna almak için 87. dakikayı bekliyor? Neden 65’te, hadi en geç 70’te oyuna gençleri almıyor? Gençlerle ben uğraşmam nasıl olsa klübün parası var transfer yaparız gerekirse diye mi düşünüyor?

PSV 17 yaşındaki çocuk ile Cocu’yu gayet güzel yanyana oynatıyor ve oyuncu yetiştiriyor. Belki PSV’nin önü geçen seneki gibi açık değil ve benim tahminim büyük ihtimalle ikinci turu geçemeyecekleri, ama gençleri oynatmaktan korkmuyorlar ve çok da iyi ediyorlar. Bahsettiğim İsmail ve İbrahim, 5 sene sonra toplam 30 milyondan satılır PSV’de borçsuz tasasız yoluna devam eder.

Hollanda’dan yazı yazıp Ajax’tan bahsetmemek olmaz. Ama ben size şu takım bu kadar gol attı, şu oyuncu iyi demek yerine ilk bakışta göze çarpmayan ayrıntıları sunmaya çalışıyorum. Ajax, ezelden beri 3 forvetten taviz vermeyen, klübün kuralıymış gibi 4-3-3 oynayan bir takım olarak bilinir. Şampiyonlar Ligi’nde geride kalan 6 maçta, Ajax toplam 7 forvet oyuncusu oynattı. Sanmayın ki 3-4 tanesi 75. dakikadan sonra girdi. 6 oyuncu yaklaşık 250’şer dakika oynamış grup maçlarında. Rosales, Charisteas, Babel, Anastasiou, Rosenberg, Boukhari. Hangisi antremanda daha çok çalışırsa, hangisi ligde iyi performans gösterirse, Danny Blind ona şans vermiş.

Öte yandan orta sahada ise tam bir istikrar söz konusu. Pienaar ve Sneijder orta sahanın ve ön liberonun büyük yükünü nerdeyse üstlenmiş durumdalar. Özellikle Sneijder, De Jong’un da yardımı ile çok iş yapıyor ve Ajax’ın forvetteki bu çeşitliliğinin doğurabileceği olumsuzlukları, çok çalışmasıyla ve başarılı grafiği ile önlüyor.

Son olarak farklı bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Önceki yazımda da söz ettiğim gibi Ajax’ın altyapı sisteminden bahsedecektim. Gelen her oyuncuyu alt yapılarına alıyorlar. Bizim ‘altyapı seçmeleri’ sistemi adamlarda yok. Bizde 1000 kişi başvuruyorsa bunlardan 70-80 tanesi sadece seçiliyor. Ajax’a 1000 kişi başvuruyorsa bunların hepsi uzun bir sure deneniyor. Öyle 1-2 saatte iki şut çektikten sonra fırlatıp atmıyorlar.

Amsterdam’da gezerken belediye tarafından yaptırılan, 16 tane nizami futbol sahası ölçülerinde yanyana çim futbol sahasını gittiğimde görmüştüm. Eğer belediye halkına böyle bir hizmet sunuyorsa, Ajax’ın, Feyenoord’un ve diğer Avrupa takımlarının tesislerini düşünemiyorum. Altyapı sistemine geri dönersek, Ajax’ta söyle bir system uygulanıyor. Altyapıya alınan her oyuncuya bir ‘Ajax pasaportu’ veriliyor. Yaptıkları her hareket bu pasaportlara işleniyor ve bütün oyuncuların kayıdı bu şekilde tutuluyor. Yemeğe 5 dakika geç kalma olsun, antremanda arkadaşına bağırma olsun, alt yapı sorumluları bunların hepsini not ediyor ve gençler de bunları bilerek kendilerine dikkat ediyor.

Ajax’ın resmi sitesindeki altyapı tanıtımında, ‘genç takımlar, aynı A takımın çalıştığı gibi çalışıyorlar’ açıklaması yer alıyor. Baştan sona, Ajax için, Ajax sisteminde ve disiplininde oyuncu yetiştiriyorlar. Takımın oyun sistemi 4-3-3 küçük yaştan öğretiliyor, oyunu rakip sahaya yıkmanın önemi anlatılıyor ve fair-play’in önemi aşılanıyor.

Bu mantalitenin yanı sıra TIPS adını verdikleri bir altyapı modeli ile eğitim yapıyorlar. TIPS kelimesi, technique, insight, personality ve speed kelimelerini simgeliyor. Personality (yani kişilik) ve speed (hız) doğuştan gelen, değişmesi çok zor değerler olarak düşünülüyor. Teknik ve insight (görüş, oyunu okuma, oyunu hissetme diye açıklanabilir) zamanla değişebilen ve geliştirilebilen kavramlar olarak lanse ediliyor. Ajax’ın altyapısında da antrenörler oyun görüşü ve teknik üzerinde durup, gençleri bu konularda eğitiyorlar. Ayrıca çocukların nelerden hoşlandıklarını düşünüp, onlara büyük sinema salonlarında eski Ajax yıldızlarını ve hareketlerini taker taker izletip, örnek gösteriyorlar. Ve bunun sonucunda da, Gullit, Van Basten, Bergkamp, Davids, Kluivert, Rijkaard, Cryuff gibi yıldızlar yetişiyor. Umarım ilginizi çekmiştir.

Hepinize sevgiler. Yorum ve sorularınızı her zamanki gibi bekliyorum.

22.09.2005

Hesap Kitap

Dünya Kupası’na her gün çok yaklaşıyoruz ve Türkiye adına heyecanlı günler yaşıyoruz. Herkes acaba Dünya Kupası’na kalabilecek miyiz, Türkiye olarak yine başarılı olabilir miyiz diye düşünüyor. Fatih Terim, Ersun Yanal, Hakan Şükür tartışmaları yaşanırken, biraz bunlardan uzaklaşıp işin içine girelim ve 2006 Dünya Kupası’nda kimleri göreceğimizin hesabını kitabını yapalım.

AFRİKA ile başlayalım.

Turnuvanın formatı icabı, Dünya Kupası’na Afrika’dan 5 takım katılıyor. Şu anda Afrika’da mücadele edilen 6’şar takımlı 5 grup var. (Avrupa’da 8, Afrika’da 5 grup) Bu grupların liderleri direk olarak Dünya Kupasına katılıyorlar. İkinci olmak Afrika’da hiçbirşey ifade etmiyor. Gruplara bir bakalım:

1.Grup:

Liderliğe oynayan iki tane takım var. Bunlardan bir tanesi FIFA sıralamasında 66. sıradaki Togo, diğeri 2002’de yendiğimiz Senegal. Togo’nun 20, Senegal’in 18 puanı bulunmakta. Gruplarda 1’er maç kaldı. Bu maçlar 8 Ekimde oynanacak. Togo, Congo’ya konuk olurken, Senagal Mali ile kendi sahasında oynayacak. Daha önce hiç Dünya Kupası görmemiş Togo’nun bu şansı kaçıracağını pek düşünmüyorum. İlk gruptan TOGO’nun Dünya Kupası’na katılması %95.

2.Grup:

Bu grupta seri başı olarak Güney Afrika vardı ancak 4 maç kaybederek 9 maçta toplam 15 puan kazandılar. Bu grubun son maçlarına bakarsak 18 puanlı lider Ghana, Cape Verde Adaları ile oynayacak ve büyük ihtimalle kazanarak Dünya Kupasında yer alacak.

3.Grup:

Bu grubun favorileri Kamerun ve Mısır’dı. Fakat Mısır’ın Libya mağlubiyeti ve Benin beraberliği onları Dünya Kupası hayalinden uzaklaştırdı. Grubun flaş ekibi de Fildişi Adaları oldu. Son maçlar şu şekilde:

Kamerun – Mısır

Sudan – Fildişi

Kamerun galip gelirse Dünya Kupası’na katılacak ama berabere kalırsa ve Fildişi kazanırsa, tarihlerinde ilk defa Dünya Kupası’na gidecekler.

4.Grup

Afrika’nın en çekişmeli ikinci grubu. 18 puanda iki takım var. Bunlardan biri Angola diğeri Nijerya. İkili averajdan dolayı liderlik Angola’da. Son maçta Angola deplasmanda Rwanda ile oynarken, Nijerya Zimbabwe ile kendi sahasında karşılaşacak. Rwanda’nın grup sonuncusu olduğunu düşünerek yaptığım tahmin Angola’nın Nijerya’nın önünde grubu tamamlayacağı.

5.Grup

Tunus 20, Fas 19 puana sahip. Son maç Tunus-Fas. Grubun kader maçı. Afrika’yı çok takip ettiğim söylenemez ama Tunus’un da kolay kolay bırakacağını düşünmüyorum okuduğum yazılar ve gördüğüm özet görüntüler doğrultusunda.

ASYA

Asya’dan 4 takım direk olarak Dünya Kupası’na katılırken bir takım da Kuzey Amerika ile play-off oynuyor. Katılan 4 takım şu anda belli. Bunlar Suudi Arabistan, Güney Kore, Japonya ve İran. Bunların yanı sıra Özbekistan-Bahrein maçının galibi play-off oynayacak. İkisi de çok kalitesiz takımlar.

KUZEY AMERİKA

Kuzey Amerika’dan 3 takım direk kalifiye olurken, 4. takım Asya’da demin bahsettiğim Özbekistan-Bahrein maçının galibi ile oynayacak. Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’nın çıklamarı garanti. Kosta Rika ve Guatemuala takımlarından bir tanesi direk katılırken diğeri play-off oynayacak gibi gözüküyor. Şu anda puan avantajı Guatemuala’da ama Kosta Rika’nın da Guatemuala maçı var deplasmanda. Bu maçın tarihi de 12 Ekim. O zamana kadar 3. takım belli olmaz gibi duruyor ama her iki takımında Asya’dan gelecek takımları yenmesi yüksek ihtimal

GÜNEY AMERİKA

Arjantin ve Brezilya garantiledi. Toplam 4 takımın direk katıldığı, bir takımın da Avustralya ile play-off oynadığı kıtada 3. sırada 26 puanla Ekvator, 4. sırada 25 puanla Paraguay yer alıyor. Ekvator’un kalan son iki maçının Uruguay ve Şili olduğunu düşünürsek, Dünya Kupası’na yakın olduklarını söyleyebiliriz. Aynı şekilde Paraguay da Venezuella ve Kolombiya ile oynayacak. Onlar da heralde puan avantajlarını kaybetmezler. Grubta play-off’a kalma şansı olan 3 takım Uruguay (21) , Kolombiya (20) , Şili (20) puana sahip. Bu 3 takımın arasında düğümü çözecek maçlar 8 Ekim’deki Kolombiya-Şili ve Uruguay’ın Ekvator ve Arjantin maçları gibi gözüküyor. 3 takımın şansı da birbirine yakın gibi gözüküyor.

VE AVRUPA

Almanya haricinde toplam 13 takım katılacak. 8 tane grup lideri direk olarak katılırken en iyi 2 tane ikinci de direk katılacak. Diğer 6 grubun 2.leri kendi aralarında play-off oynayacaklar. Herkesin kafasını karıştıran bir olayın bazı gruplarda 6 bazı gruplarda 7 takımın yer alması olduğunu tahmin ediyorum. En iyi ikinciler şu şekilde kararlaştırılıyor: her grubun ilk 6 sırasında yer alan takımlar kale alınıyor. Mesela bizim grupta 10 gol atıp çok sevindiğimiz Kazakistan maçları hiç bir işe yaramıyor. Bu duruma göre teker teker gruplara bakalım ve matematik yapalım

1.Grup

Netherlands 10 28

Czech Republic 10 24

Romania 11 22

Kalan maçlardan biri Çek Cumhuriyeti-Hollanda. Bu maçın skoru ne olursa olsun Hollanda liderliğe çok yakın. Çek Cumhuriyeti’nin Hollanda’yı ve Finlandiya’yı yeneceğini hesaplarsa 30 puan ile grubu tamamlayacak. Çek Cumhuriyeti sonunculuğa oynayan 2 takım (Ermenistan ve Andorra) maçlarının hepsini kazandığı için en iyi ikinci olma yolundaki puanı 24.

2.Grup

Ukraine 11 24

Turkey 11 20

Greece 10 18

Denmark 10 16

Bu grubu zaten herkes biliyor. Olay Danimarka-Yunanistan maçında biticek. Ve bizim inanılmaz derecede korktuğumuz, forveti olmayan Yunanistan, Danimarka’yı yenemeyecek. Biz de Arnavutluk’u kazasız belasız yenip play-off’a kalacağız. Danimarka’nın Yunanistan’a asılmayacağını düşünen insanlar da olabilir ama bana kalırsa matematiksel olarak Danimarka’nın şansı devam ettiği sürece, Danimarka Yunanistan’ı çok rahat yener. Geçen sene Şampiyonlar Ligi’nde PSV Lyon’u rahat geçer dediğim gibi aynen bunu da iddia ediyorum. İşallah bu da doğru çıkar. Bunun da sohbetini İlker ile yaptık. Bence Danimarka en az 2 farklı yener, gol de yemez. Bir de bu gruptan en iyi ikinci çıkmaz bunu hepimiz biliyoruz.

3. Grup

Portugal 10 24

Slovakia 10 19

Russia 10 19

8 Ekimdeki maçlar:

Slovakia - Estonia

Russia - Luxembourg

Portugal - Liechtenstein

Burda kaza olabilecek tek maç Slovakya gibi gözüküyor. Slovakya çok formsuz ve puan kaybedebilir ama normal şartlarda puan durumu PORTEKİZ 27 SLOVAKYA 22 RUSYA 22 olacak. Buna göre hesap yaparsak 12 Ekim’deki Slovakya-Rusya maçı düğümü çözecek gibi gözüküyor. Grup sonuncusu Lüksemburg’un 0 puanı olduğunu düşünürsek en iyi ikinci yolunda Slovakya ve Rusya’nın 16şar puanı bulanıyor. Iki takımdan birinin galip gelmesi durumunda puanı 19 olacak. Bu da en iyi ikinci olmaları için yeterli bir puan değil. Bu yüzden ya Slovakya ya Rusya play-off oynayacak ve Portekiz de direk olarak katılacak.

4.Grup

Switzerland 8 16

France 8 16

Israel 9 15

Ireland Republic 8 13

Herhalde en enteresan grup budur. Fransa ve İsviçre’nin galip gelmesiyle grup biraz olsun şekillendi. Grubun liderini belirleyecek maçlara şöyle bir bakalım. 8 Ekim’deki maçlar:

Switzerland - France

Israel - Faroe Islands

Cyprus - Ireland Republic

Bu maçlarda İsrail ve İrlanda çok problem olmadan kazanacaktır. Böylece İsrail 18 puanla grubu tamamlayacaktır. İrlanda da 16 puan ile son maça şansını bırakacaktır. İsviçre-Fransa maçını Fransa’nın kazanacağını düşünürsek, grupta liderliği Fransa kazanacaktır ve İrlanda-İsviçre maçı 2.yi belirleyecektir. Fransa İsviçre’yi yenemezse yine en kötü play-offa kalması muhtemel. Diyelim ki Fransa yenildi o zaman İsviçre 19, İsrail 18, Fransa 16, İrlanda 16. Son maçlarda Fransa kazanır ve 19 ile grubu tamamlar. İrlanda-İsviçre maçında İrlanda kazanırsa 3 takım 19 puanla grubu tamamlayacak ve averajdan dolayı İsviçre lider, Fransa ikinci olacaktır. Yani İrlanda’nın çıkabilmesi için 2 maçını da kazanması gerekir ve Fransa’nın İsviçre’yi deplasmanda yenmesi gerekir. Benim tahminim Zidane’nın dönmesiyle ve Cisse’nin iyileşmesiyle Fransa kolaylıkla lider olur, İsviçre-İrlanda maçı da 2.yi belirler.

5. Grup

Italy 8 17

Norway 8 12

Slovenia 8 12

Scotland 8 10

Bu grupta İtalya lider olarak tamamladı diyebiliriz. 2.lik için çok çılgın bir tablo var. Şöyle bir kalan maçlara bakalım.

Scotland - Belarus

Norway - Moldova

Italy - Slovenia

Slovenia - Scotland

Belarus - Norway

Benim gönlümden geçen takım İskoçya. Futbolu gerçekten çok seven İskoçya’ya çok büyük bir sempatim var ama Carewli Norveç’in kalan maçları kolay ve 6 puan alacak gibi gözüküyor. Fakat Norveç bugünkü İskoçya maçındaki gibi kötü oynarsa ve İskoçya da 6 puan alırsa bir şans İskoçya play-offa kalabilir. Norveç 2. olursa puanı 18 olur. En iyi ikinci hesabını en sonda yapacağız.

6. Grup

Poland 9 24

England 8 19

Hırvatistan’ın Malta beraberliğinden sonar bu haftanın en süpriz sonucu İngiltere’nin Kuzey İrlanda’ya yenilmesiydi. Buna rağmen İngiltere’nin kalan maçları kendi sahasındaki Avusturya ve Polonya maçları. Benim düşüncem İngiltere’nin 6 puan alarak gruptan lider çıkacağı. Polonya’nın da 24 puanda kalacağıdır.

7. Grup

Serbia & Montenegro 7 16

Spain 7 14

Bosnia-Herzegovina 7 13

Bu gruptan birçok Türk vatandaşının da isteyeceği gibi Bosna-Hersek’in ilk ikiye girmesini istiyorum. 8 Ekimdeki maçlara bakınca:

Bosna-San Marino

Litvanya-Sırbistan

Belçika-İspanya

Bosna Hersek kazanırsa 16 puan olacak. İspanya ve Sırbistan da kazanır gibi duruyor ama ikisi de deplasmanda oynuyor. Ltvanya olmasa da Belçika’dan bir sürpriz beklenebilir. Eğer İspanya berabere kalırsa, Sırbistan kazanırsa puan durumu şöyle oluyor.

Serbia & Montenegro 8 19

Bosnia-Herzegovina 8 16

Spain 8 15

Son maçta Bosna, Sırbistan deplasmanında oynayacak. İlk maçın sonucu 0-0. Aynı sıralarda İspanya da Litvanya deplasmanında olacak. Bu gruptan, son İspanya beraberliği ile Sırbistan’ın çıkması ve arkasından İspanyanın 19 puanla ikinci olması çok büyük ihtimal ama yine de ben Bosna’ya şans ve başarı diliyorum.

8. Grup

Sweden 8 21

Croatia 8 20

Hırvatistan’ın futbolunu beğeniyordum ve lider olarak bitireceğine inanıyordum ama Malta beraberliği işleri karıştırdı. Bana göre Malta ile berabere kalan bi takım disiplinsiz bir takımdır ve formasını çok sevdiğim Hırvatistan’dan bu sonuç nedeniyle çok soğudum. Bu grubun lideri 8 Ekim’deki Hırvatistan-İsveç maçı ile belli olur. Şansı kalmayan Macaristan’ı Hırvatlar yenerse ve İsveç de İzlanda’yı yenerse Hırvatistan-İsveç maçı sonucuna göre puan durumu şöyle olur.

Hırvatistan alırsa: 24-26

Berabere biterse: 25-24

İsveç alırsa: 27-23

EN İYİ İKİNCİ HESABI

Şimdi en iyi ikinci hesabı yapacak olursak, 20’nin üzerinde puanla tamamlama ihtimali olan takımlara bakalım. 1. gruptan Çek Cumhuriyeti, 6. gruptan Polonya veya İngiltere, 8. gruptan da Hırvatistan veya İsveç en iyi ikinci adayları. Çeklerin kazanabileceği maksimum puan 24. Polonya’nın şu andaki puanı 24 ve İngiltere’ye yenilmeleri durumunda 24 puanla tamamlayacaklar. Hırvatistan ve İsveç’in grubunda da yukarda yazılı olduğu gibi 24 puan muhtemel gözüküyor. Bu takımlar arasında en şanslı olan Polonya gibi gözüküyor çünkü 24’e ulaşmaları için maç kazanmaya ihtiyaçları yok. Çek Cumhuriyeti’nin Hollanda’yı devirmesi lazım, dengesiz Hırvatistan’ın da Macaristan’ı yenmesi gerekiyor. Bunların ikisi de çantada keklik maçlar değil. Bir diğer ihtimal ise Polonya’nın İngiltere deplasmanından puan alması. Avusturya’yı yeneceğini düşünürsek bu grupta İngiltere’nin Polonya maçı sonucunda puanı 22, 23 veya 25 olacaktır. Polonya’yı yenemezlerse İngiltere %90 play-off oynar ve en iyi ikinciler Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan-İsveç maçının kaybedeni olur.

Yani Avrupa’yı şöyle bir toparlayacak olursak,

Hollanda

Ukrayna

Portekiz

Fransa veya İsviçre

İtalya

İngiltere veya Polonya

Sırbistan

Hırvatistan veya İsveç

grup lideri olacak gibi duruyor. En iyi ikinci olma ihtimali olan takımlar:

Çek Cumhuriyeti

Polonya

Hırvatistan veya İsveç gibi gözüküyor. 24 puan ile en iyi ikinciler gider gibime geliyor.

Türkiye’nin grup ikincisi olarak play-offa kalması durumunda muhtemel rakipleri şu takımlar olabilir:


Slovakya

Rusya

Fransa (düşük ihtimal)

İrlanda

İsviçre

Norveç

Slovenya

İngiltere (düşük ihtimal)

İspanya

Gece gece biraz matematik yaptım ve sizi de bu hesaplardan kurtardım çünkü herkesin Ekim ayı başında bu hesapları yapacağını tahmin ediyorum. Hepinize sevgiler, düşüncelerini ve yorumlarınızı bekliyorum.

23.08.2005

Hollanda'da Yeni Sezon

Özlem bitiyor, yazın sıkıcılığı, sıradanlığı, heyecansızlığı son buluyor. Gerçekten de futbol sezonunun başlaması ile futbolseverlerin hayatına renk geldi. İngiltere, Türkiye, Almanya,Hollanda, Fransa ligleri başladı, yakın zamanda da İtalya, İspanya başlayacak. Şöyle baktığımızda, İngiltere'de ses getiren transferler var. Aynı şekilde Almanya'da, İtalya'da, hatta Türkiye'de takımlar büyük paralar harcayarak kadrolarını güçlendirdiler ve günümüz futbolunda söz sahibi olmak için büyük çaba harcadılar. Bunun yanında mütevazı Hollanda Ligi'nde bu tip büyük paralar harcanmadı ama takımlar yine kadrolarını güçlendirdi ve yerinde transferler yaptılar.

Önce Ajax'tan başlayalım. Geçen sezonun Mart ayında göreve gelen teknik direktör Danny Blind, takımı 15 puan arkadan getirip ikinci yapmıştı ve Şampiyonlar Ligi için, Ajax hak kazanmıştı. 3. Ön Eleme İlk Maçında Brondby ile oynayan jax iyi bir performans sergiledi ama 90. dakikada şanssız bir gol yiyerek maçı 2-2 berabere bitirdi. Milli takımda yeni gelen ve yorgun olan Heitinga, Sneijder ve Charisteas'ın forma giymediği maçta yeni transfer Rosenberg ve Babel golleri atan isimlerdi.

Şampiyonlar Ligi Ön Eleme'sini bir yana bırakalım, ve Ajax'ın transferlerine bir göz atalım. Öncelikle, duyulan bir transferden Juanfran'dan söz edelim. Geçtiğimiz senelerde defans hattında problemler yaşayan ve Maxwell'i sene başında satan Ajax, bu bölgeyi Beşiktaş'tan Juanfran'ı kiralayarak güçlendirdi. Heitinga, Çek Grygera, Fransız Escude, Tunuslu Trabelsi, Maduro ve Juanfran Ajax'ın defansını oluşturması beklenen isimler. Orta sahaya baktığımızda göze çarpan isimlerin başında Wesley Sneijder geliyor.

Onun dışında Steven Pienaat, Nigel de Jong da Ajax'ın orta sahasının güçlü isimleri. İleri uçta da 18 yaşındaki Ryan Babel ve İsveçli 22 yaşındaki Rosenberg ilerleyen senelerde yıldızı çok parlayacak isimler gibi duruyorlar. Tabiki Yunan Charisteas ve Hollandalı Boukhari de forvetteki diğer tehlikeli futbolcular.

Son şampiyon PSV'ye gelince. Geçen seneki kadrosunu çoğunlukla koruyan PSV orta sahaya takviyeler yaptı. CSKA Moskova'dan transfer edilen 22 yaşındaki Arjantinli Ferreyra ve Brugge'den alınan Simons transferin en önemli isimleri. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılacak olan PSV ayrıca Heerenveen'den Vayrynen'i, Ujpest'ten de Feher'i transfer ettiler. Transferlerin yanı sıra ligin ilk haftasında PSV, Eredivise'nin yeni takımı Heracles ile 1-1 berabere kaldı.

Geçen senenin süpriz takımı AZ Alkmaar ise tanıdık bir isimle anlaşma sağladı. Şota Arvalazde bu sene Alkmaar'da oynayacak ve Alkmaar'ın 3-0 kazandığı ligin ilk maçında 2 gol atarak iyi bir başlangıç yaptı. Van Gaal yönetimindeki AZ Alkmaar'ın bir diğer önemli transferi Williem II'den Mathijssen.

Sezon öncesi yapılan transferlerden bahsettikten sonra şöyle bir toparlamak gerekirse, Ajax'ın bu sene bir çıkış yapması beklenilebilir. Yıllardır sessiz sakin, başarısız sonuçlar alan Ajax, bu sene lige ve Şampiyonlar Ligi'ne ağırlığını koyabilir. Bir sonraki yazımda Ajax'ın alt yapısı, gençlerin nasıl yetiştirildiği ve hangi temel öğelere bağlı kalındığını anlatmaya çalışacağım. Malum, Cryuff, van Basten, Rijkaard, Bergkamp, Kluivert gibi yıldızları yetiştiren bu anlayışı herkes merak ediyordur. Ayrıca 3-4 hafta geçsin, takımların formları yükselsin genel olarak bir değerlendirme daha yapacağım ve Feyenoord'dan bahsedeceğim. Şimdilik hepinize iyi haftalar, bol futbollu günler diliyorum.

6.04.2005

Avrupa'da Hollandalılar


Hollanda takımları bu sene Avrupa Kupaları’nda başarılı sonuçlar alıyor. Aynı zamanda Euro 2004’te yarı final oynayan ve Maniche’nin inanılmaz goluyle 2-0 geriye duşen ve finale çıkamayan Hollanda da milli takım olarak iyi bir grafik çizmişti, çizmeye de devam ediyor. Bu yazımda Alkmaar , PSV ve Hollanda Milli Takımı’nı konu alacagım.

Oncelikle Sampiyonlar Ligi Ceyrek Finali’indeki PSV-Lyon kurasına bakalım. Son 10 yıldaki Avrupa futbolu ve klupleri goz onune alındıgı zaman, 8 takım arasında en zayıf 2 tanesi olarak PSV ve Lyon nitelendirilebilir. Milan, Inter, Juventus, Bayern, Liverpool Avrupa’nın en iyi klupleri arasında. Chelsea, Mourinho ile buyuk çıkısta ve cogu insan Chelsea’ye final oynar gozuyle bakıyor. Ote yandan PSV, zevksiz Hollanda Ligi’nden, Lyon da yine digerlerine gore goz onunde olmayan Fransa Ligi’nden buralara geldi. Ama hem PSV hem Lyon cok formda ve diger takımlardan aşagı kalır yanları yok bu sene.

Hollanda ligi yazarı olarak, PSV’nin uzerinde daha çok durmadan once Lyon’a şoyle bir bakmak istiyorum. Werder Bremen bildigim kadarıyla (Can Evren daha iyi bilir) uzun suredir Bayern’den baska Bundesliga’da kimseye maç vermedi. Lyon bu takıma tam 10 gol attı ve bileginin hakkıyla çeyrek finale cıktı. Ote yandan Fransa liginde farkı açtı, gidiyor. Yine çok takip etmememe ragmen, bildigim kadarıyla Lyon’da Wiltord coşmuş şekilde oynuyor. Giovane Elber, Frau, Nilmar gibi cok iyi oyuncular var.

Yalnız bu futbol oyle bir oyun ki, Fener’e 7, W.Bremen’e 10 gol atınca herkes Lyon’a yenilmez gozuyle bakiyor. Fenerbahçe açıkcası Lyon maçlarında kotu top oynadi, tıpkı Galatasaray ve Besiktas maçlarında oldugu gibi. Ama bu maçları Fener’in kaybetmiş olması kadro olarak Galatasaray veya Besiktas’tan daha ustun olmadıgını gostermiyor. Turk futbolseverlerin gozunde –skorun en onemli kriter oldugu Turkiye’de- Lyon o yuzden bayagı puan kazanmis durumda. Su da unutulmamalıdır ki, Wiltord’un iki maçta da erken attıgı gollerle Lyon rahat rahat kazandı. 7-2’lik galibiyet de sayısal olarak çok guzel dursa da, Lyon icin tehlikeli. Yazıyı yazmadan once Lyon’un forumuna girdim ve anladıgım kadarıyla onlar da havaya girmişler, şampiyonluk bekliyorlar.

Bu kadar Lyon’u konuştuktan sonra gelelip PSV’ye. PSV buraya gelene kadar ne yaptı? Ligde sadece 1 maçi 10 kisi kaldıktan sonra penaltıdan gol yiyip kaybettiler. Geçen hafta Ajax’a 4 attılar. Bu sene, Sampiyonlar Ligi’nde çok basarılı sonuçlar aldılar ve Deschamps’in çalıştırdıgı Monaco’yu 2 maçta da yenip çeyrek finale çıktılar. Takıma baktıgımız zaman gerçekten çok tehlikeli oyuncular var.

Simdiye kadar Sampiyonlar Ligi’nde oynayan oyuncular arasinda en uzun ismi olan (gereksiz bir detay, ama vereyim dedim) Jan Vennegoor of Hesselink hucumda gercekten cok buyuk bir guc. Arkasında Cocu ve Guus Hiddinkle beraber Kore’den gelen Park cok iyi oynuyorlar. Cok şut atıyorlar ve diklemesine cok etkililer. CM diliyle ok çıkarılmış AMC’ye benzetebiliriz bu oyuncuları.

Ote yandan defansta gobekte Alex ve Bouma çok saglamlar. Sag kanatta milli takımda da oynayan Ooijer, sol kanatta Lee oynuyor. Ooijer (30) dısında defansta 27 yaşın uzerinde oyuncu yok. çok hızlı hareket eden, hava toplarında etkili olan bir defansı var PSV’nin. Bu Lyon için çok buyuk bir dezavantaj. Ortanın ortasında Cocu, onunde Park, Van Bommel ve Jefferson Farfan var. Bu oyuncular da top kontrolu iyi olan oyuncular. Farfan ozellikle en hızlı sol kanat oyuncusu Sampiyonlar Ligi’nde kalan takımların arasında. (Manchester elendikten sonra) Tek forvet gibi oynayan Vennegor, 26 yaşında ve Nistelrooy’un yerini tam olarak doldurmasa da onun benzeri bir oyuncu. Yani hızlı ve atagi dusunen bir orta sahanın ilerisinde oynayabilecek ideal bir santrfor. Oyuncuları tek tek inceledikten sonra, şunu soylemek istiyorum ki, PSV’nin bu kadrosu birbirine cok alıştı ve sene basından beri bir elin parmakları kadar mac kaybetmediler. Gercekten seri, goze hos gelen iyi futbol oynuyorlar.

Simdi gelelim asıl konumuza: PSV-Lyon ne olur? Aslında bu kadar yazıyı yazmamdaki onemli etkenlerden biri forumda Lyon’un kolaylıkla PSV’yi geçip final oynayabilecegi dusuncesinin yaygın olmasıydı. Her ne kadar bahis sirketleri ve insanların çogu Lyon’u favori gosterseler de, Hollanda da oyanacak maçta hersey belli olur. Ilk maç biraz beraberlik kokuyor bana. Eger ikinci maçta, Lyon erken gol bulursa yine fark da atabilir Bremen’e attıgı gibi ama benim gorusum PSV’nin agır bastıgı yolunda. Demiyorum ki, PSV turu rahat gecer. Benim dedigim PSV’nin hafife alınmaması gerektigi ve Hollanda yazarı olarak diyorum ki PSV tura daha yakın.

Gelelim Alkmaar-Villareal eşleşmesine. Acaba Hollandalı ekip 1981de oynadıgı UEFA Kupası finaline tekrar yukselebilecek mi? Bunu yapması icin onunde zorlu bir ekip var. Villareal su anda La Liga’da Sampiyonlar Ligi’ni kovalıyor ancak yakın zamanda Numincia, Zaragoza gibi takımlara puan kaybetti. Genel olarak iç sahada kazanıyorlar. Steau Bukreş ve Dinamo Kiev’i 2-0lık skorlarla yendiler ancak deplasmanda sıkıntı çekiyorlar, gol atamıyorlar. Buna ragmen, sitemiz yazarlarından Eray Cek’in keyifle okudugum yazısında da anlattıgi gibi Villareal buyuk bir cıkısta, bu sene UEFA’da finali gorse de goremese de.

Ancak bana kalırsa Alkmaar’ın yakaladıgı çıkış ve sergiledigi performans daha etkili. Ligde neredeyse hatasız oynayan, yukarda guclu kadrosundan bahsettigim PSV’yi kovalıyorlar ve belki yakalayacaklar sene sonunda. Alkmaar bana Galatasaray’ın 99-00 yılında yaşadıklarını anımsatıyor. UEFA’da kaybettikleri tek maçın gruptan çıkmayı garantiledikten sonra oynadıkları Graz maci oldugunu, ve Galatasaray’in da elemeli usulde mac kaybetmeden şampiyon oldugunu dusunursek, aynı senaryo gerçeklesebilir. Icime doguyor ki, Alkmaar da bundan sonra aynı Galatasaray gibi maç kaybetmeden şampiyon olacak.

Villareal-Alkmaar eşleşmesi çeyrek finaller arasındaki en guzel eşleşme bence. Iki takım da final icin savaşacak ve guzel maçlar olacak. Villareal geçen sene yapamadıgını bu sene yapmak isteyecek ve Alkmaar da Co Adriaanse’nin onderliginde tur peşinde kosacak. Alkmaar’ın kadrosuna bir goz attıgımızda, en onemli oyuncular Landzaat, Nelisse ve Meerdink. Villareal’in en buyuk (tek) avantaji Meerdink’in cok ciddi sakatlanmıs olması ve 7-8 ay sahalardan uzak kalacagı. Landzaat oyun kurucu ve aynı zamanda takım kaptanı. Oyun tarzı olarak Tugay’a benziyor. Onun dısında 9 numaralı Huysegems, defansta Mathijsen ve kaleci Timmer de onemli oyuncular arasında. Kenneth Perez de Kinder Supriz gibi, ne yapacagı belli olmuyor.

Oyuncu bazında Villareal açıkcası daha agır basıyor. Villareal’de eski Manchesterlı Diego Forlan –kıralandı mı satıldı mı bilmiyorum- var. Onun dısında cok iyi oyunculara sahip. Daha detaylı bilgi icin Eray Cek’in ‘Küçük bir kasabadan nereye...’ yazısını tavsiye ederim. Alkmaar’in agır bastıgı yon az gol yeyip cok atması ve takım gibi oynaması. Dedigim gibi 2000 senesinin Galatasaray’ı gibiler. Eger kupayı almak istiyorsanız, içerde de dışarda da kaybetmemek gerekiyor. Villareal icerde kaybetmeyen bir takım ve Alkmaar turu gecmek istiyorsa kesin Villareal karsısında ilk maçta en az beraberlik almalı. Alamazlarsa işleri zor olur. Gerçekten iki kura da – PSV vs Lyon , Alkmaar vs Villareal – çok degişik maçlara, sonuçlara yol acabilir. Butun maçlar da zevkli olur diye duşunuyorum.

Son olarak kısa bir şekilde Hollanda Milli takımına deginmek istiyorum. 90li yılların Rijkaard, Kouman, van Basten, Gullitli kadrosu unutulmazdı. Bence su andaki kadro da en az o kadro kadar iyi. O yıllarda en çok sevdigim ve begendigim futbolcu van Basten’di şimdi van Nistelrooy. Davids, Ajaxlı Sneijder, Hollandada gol krallıgında lider Dirk Kujit, Makaay gerçekten çok çok iyi oyuncular. Su anda 16 puanla grupta liderler ve Cek Cumhuriyeti macına kadar puan kaybetmezlerse gruptan lider çıkacakları goruşundeyim. Butun dunyanın sevdigi Hollanda, 2006’da Almanya’da çok iş yapacak. Eger Turkiye olarak gidemezsek –Allah korusun- gonlum Hollanda ile olur.

Hepinize sevgiler. Goruş, yorum ve onerilerinizi bekliyorum. Saygılar,