İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

3.12.2004

Hollanda'da Genel Vaziyet

Hollanda ‘Eredivise’de 14. Hafta sonunda PSV hala liderliğini koruyor. Sezon başından beri ligde mağlubiyet yüzü görmeyen PSV, bu hafta da kendi sahasında Twente’yi 2-0 mağlup etti ve üst üste 10. haftayı gol yemeden tamamladı. Defansif açıdan diğer Hollanda takımlarından çok daha ustun olan PSV, bu üstünlüğü büyük ölçüde, Bouma ve Alex ikilisine borçlu. Ayrıca defansında 28 yasin üzerinde sadece bir oyuncu (Andre Ooijer) bulunuyor. Bu yas ortalamasını göz önünde bulundursak, PSV’nin Avrupa kupalarında ve Hollanda’da uzun seneler onu acık gibi gözüküyor. İkinci sırada yer alan AZ Alkmaar ile arasındaki 7 puanlık farkı koruyan kırmızı beyazlılar, ayrıca Şampiyonlar Ligi’nde başarılı sonuçlar almaya devam ediyor. E grubunda liderliğini devam ettiren PSV, 5. maçlar sonucunda Arsenal, Rosenborg ve Panathinaikos ile yer aldığı gruptan çıkmayı garantiledi.

Öte yandan Ajax, PSV kadar başarılı sonuçlar alamıyor. Ligde 3. sırada olmasına rağmen, lider ile arasında 10 puan fark bulunuyor. Son 4 maçında 10 puan toplayarak, iyi bir grafik çizen Koeman’in öğrencilerinin şimdilik şampiyonluk hayalinden biraz uzaklaştığını görüyoruz. 1995lerdeki efsanevi kadrodan sonra Avrupa’da 2001de oynadıkları Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinden başka başarılı sonuçlar elde edemeyen Ajax, Şampiyonlar Ligi’nden de elendi. 5 maç sonunda 3 puanla Tel-Aviv’in üzerinde, UEFA Kupası’nı bekliyorlar. Ligde ve Avrupa’da bu vasat grafiğin yani sıra, Ajax’ın genç kadrosunda çok kaliteli oyuncular var. Özellikle mesafe tanımaksızın çok iyi sutlar atan 20 yaşındaki Wesley Sneijder’i dikkatle takip etmenizi öneririm. Rosales, Sonck ve Van der Vaart, ofansif açıdan Ajax’a gol yollarında hız kazandırsa da, defansta oynayan 20 yaşındaki Heitinga ve 19 yaşındaki De Jong’un biraz daha zamana ihtiyacı var gibi. Ajax defansı Şampiyonlar Ligi’nde 5 maçta 8, Eredivisede 14 maçta 16 gol yedi.

Gecen sene ortalarında çıkışa gecen AZ Alkmaar, bu sene de sürpriz sonuçlar alıyor ve ligde 2. sırada yer alıyor. Mac başına 2.5 gol ortalaması ile oynayan AZ Alkmaar, bu hafta Feyenoord’u deplasmanda yenmeyi başaran Gronigen’i yendi. Huysegems’in başarılı performansı son haftalarda dikkat çekiyor. AZ Alkmaar’in, 7 haftalık galibiyet serisini bu hafta da sürdüreceğine inanıyorum. Pazar günü kendi sahasında ligin en zayıf ekiplerinden Den Haag’I ağırlayacak olan AZ Alkmaar’in rahat bir maç çıkaracaktır.

Hollanda’da büyük düşüş gösteren iki takim Feyenoord ve Vitesse. Özellikle Feyenoord son 3 haftada 7 puan kaybederek, liderin tam 11 puan gerisine düştü. Feyenoord’un bu sonuçları, 2 yıl önceki Galatasaray’ı hatırlatıyor. Ligde aldıkları başarısız sonuçlara rağmen, UEFA Kupası’nda tam gaz devam ediyorlar. Dirk Kuijt ve Kalou’nun başarılı performansı mı takimi ayakta tutuyor bilinmez ama Avrupa’da başarılı olduklarını söylemek lazım. Son maçta Schalke karşısında maçın başında geri düşen Feyenoord, Fildişili 19 yaşındaki futbolcusu Salomon Kalou’nun ayağından kazandığı iki golle maçı 2-1 önde bitirdi ve UEFA Kupası’nda üst turda yer alacak 32 takimin arasına adini yazdırdı. Bakalım Feyenoord’un önümüzdeki haftalarda performansı nasıl olacak? 15. haftada orta sıralardaki NEC Nijmegen ile karşılaşacak kırmızı beyazlılar daha sonra kendi evinde lider PSV’ yi ağırlayacak. O maçı heyecanla bekliyoruz. Eğer Feyenoord PSV’ yi yenerse, şampiyonluk iddaasını son haftalara kadar sürdürecektir.

Ligin üst sıralarında durumlar böyleyken, De Graafschap, Roosendaal ve Den Bosch son 3 sırayı kimselere kaptırmamakta kararlı. PSV, Alkmaar ve Ajax sırayla 38,31,28 puana sahipken son üç takimin toplam puanı 21 ediyor. Bu da Hollanda Ligi’ndeki güç farklılıklarını ortaya koyuyor. Yıllardır şampiyonluk yarışı 4-5 takim arasında geçiyor ve çok farklı skorlar alınabiliyor. Örnek olarak Roosendaal’ı verebiliriz. 14 maçta 40 gol yemek hiç de kolay bir is değil.

Orta sıralarda ise isler Hollanda’da dengeli gidiyor. Lige iyi başlayan Vitesse 6 maçta 4 galibiyet 1 beraberlik 1 yenilgi almıştı. Su anda Vitesse ligde 6 galibiyet ile 8. sırada bulunuyor. Bu büyük düşüşün ardında futbolcuların başarısız performansının yanı sıra teknik sorumlu Edward Sturing’in de büyük payı var. İlerleyen haftalarda Vitesse’yi kara günler bekliyor.

Sezona kotu başlayan Gronigen iyi sonuçlar almaya başladı. İlk 5 maçta galibiyet yüzü görmemelerine rağmen, su anda ligde 10. sırada yer alıyorlar. Yeşil-beyazlılar topladıkları puanlarla, düşme potasından oldukça uzaklaşıp rahatladılar. Williem II, Roda JC, Nac Breda orta sıralardan kopamıyorlar. Sezon başından beri 7-12 sıraları arasında gidip gelen bu 3 takim, sezon sonunda da bu gidişle ayni yerde olacaklar.

Ligin en çok berabere kalan takimi Waalwijk, bu hafta da bu geleneğini bozmadı ve Vitesse ile 2-2 berabere kaldı. Hollanda Eredivise’den 14. haftanın toplu sonuçları söyle:

AJAX - Roosendaal: 4-1
Gronigen - AZ ALKMAAR: 1-2
UTRECHT - De Graafschap: 1-0
NAC BREDA - Den Bosch: 3-0
Heerenveen - Feyenoord: 2-2
NEC Nijmegen – Roda JC: 1-1
Den Haag – WILLIEM II: 0-1
PSV EINDHOVEN – Twente : 2-0
Waalwijk – Vitesse : 2-2

15. hafta maçları:
Cuma: RKC Waalwijk - Ajax Amsterdam
Cumartesi: De Graafschap - PSV Eindhoven
Roosendaal - NAC Breda
Roda JC – Groningen
Twente - FC Den Bosch
Pazar: AZ Alkmaar - ADO Den Haag
Feyenoord - NEC Nijmegen
Vitesse – Utrecht
Willem II - SC Heerenveen

Ajax, Feyenoord, Alkmaar ve PSV rahat kazanacak gibi duruyor bu hafta. Vitesse-Utrecht maçında beraberlik yüksek ihtimal. Gronigen de Feyenoord’a yaptığı gibi Roda’ya da bir deplasman sürprizi yapabilir. Haftaya görüşmek üzere.

2.12.2004

Bundesliga'da Neler Oluyor?

Kaliteli ama dengesiz olarak nitelendirdiğim Hertha Berlin bu hafta önemli bir adım attı ve kaptan Friedrich’i takımda kalmaya ikna etmiş gözüküyorlar. Milli oyuncunun kalacak olması kulübü rahatlatacağı kesin.

Kasım ayının oyuncusu adayları Schalke’den Lincoln, Hamburg’dan Barbarez ve Hertha Berlin’den Marcelinho. Benim adayım Barbarez çünkü takımının neler yapabileceğini kanıtlamak önemliydi.

Merchandising gittikçe yaygınlaşıyor. Hannover 96 takımı Christmas cd’si çıkardı. Albümün adı “ Merry Christmas 96”. “ Kırmızılar taraftarları için söylüyor” motosuyla yola çıkan bu satış etkili olacağa benziyor. Geçtiğimiz hafta sonu Stuttgart maçında tanıtılan albüm 5 Eurodan satılıyormuş.

Barcelona’nın düzenlediği hayır amaçlı maçta Dünya Karmasına Bundesliga’dan Van Buyten( Hamburg SV) ve Delron Buckley ( Armania Bielefeld) çağrıldı. Takımda Carboni, Brocchi ve Owen gibi oyuncular var.

Hamburg pazartesi gününe kadar daha önce Los Angeles Galaxy’de oynamış olan Afrikalı Ngwenya’yı deneyecek. Teknik direktörün beğenmesi halinde ara transferde kadroya katılacak.

İlginç haberler böyleydi. Haftanın maç sonuçlarını yorumlamazsak olmaz.

Bayern- Mainz: 4 - 2 Bayern Bundesliga’daki her tartıda ağır basıyor.

Wolfsburg- Hertha: 2 - 3 Hep diyorum Hertha hakkında yorum yok. Yine iyi günleriydi.

Schalke – Bielefed: 2 -1 Aufarena’da öne geçeni Ailton affetmez. (Çok kötü oldu ama olsun.)

Hannover- Stuttgart: 0 – 0 Yenilmeme arzusu ağır basmış herhalde.

Gladbach – Hamburg : 1 – 3 Hamburg hızlandı bakalım kim durdurcak.( Haftaya Hannover bence)

Kaiserslautern – Freiburg: 3 – 0 Maç sonrası, son beş hafta performansına göre dördüncü Kaiserslautern sonuncu ise sıfır puanla Freiburg.

Rostock – Leverkusen: 0 -2 Beklenen olduğu için sıkıcı bir sonuç bence. Hazır Berger’de gelmişken Rostock bi puan alsa ne olurdu sanki?

Bremen – Dortmund: 2 - 0 Sayısız eksikle maça çıkan Dortmund için pek iyi olmadı. Bremen ise geri geldi bence.

Bochum – Nürnberg: 3 -0 Beş hafta sonra maç kazanan Bochum belki de biraz kıpırdanır.

Hafta içinde UEFA kupasında Schalke Feyenoord ile deplasmanda oynuyor. İyi maç olacağı kesin. Diğer maçta ikinci lig takımı Aachen kendi sahasında Rus ekibi Zenit ile oynuyor. Geçen sene kupa finalinde Werder Bremen’e kaybeden Aachen ilk maçında Lille’i yenerek sürpriz sayılabilecek bir galibiyet almıştı. Stuttgart ise bay geçiyor.

25.11.2004

Umduk Bayern Baş Yarıyor…

Sezona kötü bir başlangıç yapan ama son haftalarda iyi bir çıkış yapan Bayern bu hafta çok istediği ve 18 aydır özlemle beklediği liderliğe oturdu ve lig beklediğim halini aldı. Tepede Bayern ve takipçileri. Hep inandığım bir şey futbolda kadronun en önemli faktör olduğu yolunda. (Bkz. ligimizde iki senedir Trabzon’un yaşadığı) Werder geçen sene şampiyon olurken Micoud, Ailton gibi yıldızlarla oldu. Bu sene de Wolfsburg ne kadar hırslı da olsa oyuncuların kapasitelerin tamamını sahaya yansıtmaları gerekiyor. Bayern’e bakarsak ise kadro genişliği ve kalitesi diğer takımlara çok ağır basıyor. Tabiki kadro dışı faktörler de önemli ve Bayern yavaş yavaş hepsini bir araya getirmeye başladı. Kaiserslauten’i cumartesi 3-1 yenip pazar günü oynayacak Wolfsburg’u baskı altına soktular. Wolfsburg ise geçen haftanın takımı HSV ye deplasmanda yenilerek liderliği kaybetti.

Tabi Schalke de boş durmadı. Leverkusen’i deplasmanda rahat yendiler. Bu hafta izleyebildiğim maçta 3-0 gibi temiz bi skorlar kazandılar. Maçın genelinde Schalke üstündü. Ama Leverkusen’in savunması tam bir felaketti. Ne yaptığını bilmeyen bir savunma ile Ailton’a karşı beyaz bayrak çekmekten başka bir şansları yok. Ailto bir gol ve bir asistle maçı koparan adam oldu. Tabi bir oyuncu daha var ki adından çok söz ettirecek. Lincoln gerçekten çok yetenekli. Attığı frikik ve Ailton’un attığı gol öncesi yaptığı koşu ve daha sonrasında Ailton’a asissti bir futbol resitali. Kafası ayakları kadar çalışan oyuncu çok bulunmaz. Lincoln ve Ailton tabi bir de takdire layık Sand gerçekten çok başarılıydı. Leverkusen defansını allak bullak ettiler zaten elle tutulacak bir savunma yoktu. Tabi sonuç da çok bariz oldu. Stuttgart’ta Gladbach’ı yenerek yanaştı. Werder ise senenin sürprizlerinden Bielefeld’e yenilerek biraz geride kaldı.

4 Takım şu an için öne çıkıyor. Ben bunun 5 olacağını hala düşünüyorum. Şampiyonlar ligi Werder’i çok yaralamış gözüküyor. Tabi Ailton da tartı da ne kadar ağı bastığını her maç gösteriyor. Klose daha fazla atmış olsa da Ailton’a değişmem. Şampiyonlar ligine verilen ara Werder’e yarar ve onlar da işin ucundan tutar. Tabi Bayern tepede ve ligi orda bitirmeleri hiç şaşırtıcı olmaz. üç haftadır kazanıyorlar. Kolay maçlar üst üste gözükse de Hannover de vardı bu üç maç arasında. Altta Wolfsburg’un sorununu kör sağır herkes görüyo duyuyor. Evinde 7 maçın 6 sını kazanan takım deplasmanda ise bir hayli zorlanıyor. Volkswagen Arena’da seyircileri ile bütünleşip çok başarılı maçlar oynasalar da deplasmanda aynı skorlardan bahsetmek imkansız. Daha hiç berabere kalmayan Wolfsburg geçen deplasmanda Nürnberg’den 4 bu hafta Hamburg’tan 3 yediler. Hiç iyi sinyaller değil. Hırslı olduklarını üstüne basarak söylemek lazım. Nürnberg maçında maçın başında D’Alessandro kırmızı kart görmüştü. Bu hafta ise 30. dakikada defansın göbeğinde oynayan Hofland ve Quiroga sarı kart görmüştü. Nitekim 70 civarı Quiroga kırmızı kartı gördü ve takımı çaresiz bıraktı. Bu hırs iyi ama seyirci sizden değilse hakem kolay kart çıkarır ve deplasmanlar böyle gitmez. Giderse şampiyonluk gelmez. Schalke ise ligin en dengesiz takımı Hertha’ya kendi sahasında yenildikten sonra deplasmanda şık bir galibiyetler son dokuz maçındaki yedinci galibiyetini aldı. Rangnick ve hücum hattı gerçekten iyi gidiyor. Ligin yetenekli takımı Stuttgart Kuranyi’nin tek goluyle son haftalarda hareketlenen Gladbach’ı geçti ve nefesini hissettirmeye devam ediyor.


Şampiyon olmasına şans vermesem de lige esas renk katan ve Bundesliga’ya bu sene sıkı sıkıya bağlanmamı sağlayan üç takım var. Mainz, Hannover ve Bielefeld. Mainz ve Bielefeld yanılmıyorsam bu sene lige katıldılar. Bielefeld üç hafta önce deplasmanda aldığı puanlarla öne çıkarken evde de kazanmaları halinde bir hayli iyi yerlere gelebileceklerini gösteriyorlardı. Son üç haftada evlerinde iki maç birden kazanıp aradaki Freiburg deplasmanıyla birlikte mükemmel bir seri yakaladılar. Geçen senenin şampiyonu Werder’i bu hafta evlerinde yenerek lige renk kattılar. Haftaya üçü de şampiyonluk adaylarıylar oynuyor. Özellikle deplasman takımı Bielfeld Aufarena’da Schalke’ye konuk olacak. Umarım NTV bu maçı verir. Diğer favorim ise evinde başarılı maçlar oynayan Hannover’in Stuttgart’ı konuk ettiği maç olacak. NTV seçim yapıyor mu bilmem ama şu ana kadar iyi maçlar gösterildi. Bu hafta da iki maçtan biri olursa çok iyi olur.


Arada sırada yazılarda tabloyu ekleyecem
14.Hafta Sonunda

1) Bayern 29 Gol Krallığı
2) Wolfsburg 27 Mintal (Nürnberg): 11
3) Schalke 27 Buckley (Bielefeld): 10
4) Stutgart 26 Neuville (Gladbach): 9
5) Hannover 24
6) Bielefed 23 Sonuçlar:
7) Mainz 22 Bayern – K’slauten 3 : 1
8) Werder 21 Bielefeld – Werder 2 : 1
9) Hertha 19 Mainz – Bochum 1 : 0
10) Hamburg 19 Dortmund – Freiburg 2: 0
11) Leverkusen 19 Leverkusen – Schalke 0 : 3
12) Nürnberg 17 Hertha – Hansa : 1 -1 (Ne istikrar!!)
13) Dortmund 17 Hamburg – Wolfsburg 3 : 1
14) Gladbach 16 Nürnberg – Hannover 1 : 1
15) Kaiserslauten 14 Stuttgart – Gladbach 1 : 0
16) Bochum 11
17) Freiburg 10
18) Hansa 9

HAFTANIN MAÇLARI

Bayern – Mainz : Mainz tam bir sürpriz takımı. Bayern’i berabarliğe tutabilirler.
Hannover – Stuttgart : Haftanın ikinci ilginç maçı. Hannover yenerse birçok şeyi kanıtlayacaklar.
Schalke – Bielefeld: Schalke favori gözüyor ama deplasman takımı diye Bielefeld’e denir. Haftanın en merak ettiğim maçı.
Kaiserslatuten – Freibug: Kaiserslauten yenemezse çanlar kulaklara zarar verebilir. Yenerler diye düşünüyorum.
Bochum – Nürnberg: Ne olur bilinmez bir maç. Bochum da artık bir maç kazanmalı.
Werder – Dortmund: İsmi hoş bir maç ama Dortmund için pek hoş olmayabilir.
Gladbach – HSV : Kadrosuna göre puanı az olan takımlar hırslı oynayacaklardır. HSV iddalı olacaktır.
Hansa – Leverkusen : Hansa ligin diğer bi istikrarsızlık abidesinden puanı kapabilir. Berger’in gelişiyle bi değişiklik olabileceği haftasonu görüldü. Bir BURSASPOR taraftarı olarak Berger’i hiç sevmem ama Almanya’da düşen takımları kurtatan adam rolüyle “ İtfaiyeci” lakabı almış bir hoca.
Wolfsburg – Hertha : Hertha maçları hakkında yorum yok.

22.11.2004

Maksat Bağcı Dövmek

Hem gazatelerdeki abartılı yorumların, hem de benim bu haberlere karşı gösterdiğim tepkilerin makul bir seviyeye inmesi için özellikle bu kadar bekledim. Bir ay önce yerlere göklere sığdıramadığımız milli takımı bu kez her zamanki gibi yine yerin dibine sokuyoruz. Tabii yeniçeri mantığı ile ilk yapılan Ersun Yanal’ın kafasını istemek. Hani sırf başa getirmek için Şenol Güneş’i tazminatını bile ödemeden kovup daha 5. resmi maçına çıkmış adamı. Ersun Yanal yanlış taktik ve takımla çıkmış? Bir ay önce futbolunu göklere çıkardığımız 2002’den bu yana en iyi futbol dediğimiz takımdan tek bir değişiklik yaptı Ersun Yanal. O da o maçın en kötüsü, penaltıyı yaptıran İbrahim Üzülmez yerine Deniz ile başladı. Böylece savunma kurgumuz kalede Rüştü olmak üzere Ümit – Tolga – Servet – Deniz dörtlüsünden oluştu. Her ne kadar bir değişiklik hariç Şampiyonlar Ligi’nde 13 gol yemiş savunma ile sahaya çıksak da bu bana göre son derece olumlu bir düşünceydi çünkü futbolun en koordineli çalışması gereken bölgesi savunmadır. Hücumda bireysel çabalarla gol atabilsen de, savunmadaki bireysel bir hata örneğin ofsaytı bozar ve gol yersin. Bu sebepten atıyorum Ümit – Bülent – Tolga – İ.Üzülmez gibi birbirleriyle yılda en fazla 5 maç oynayan bir savunmadansa Fenerbahçe savunmasının tamamiyle alınmasını doğru bir karar buluyorum. Zaten savunmayı eleştirenler, sadece beğenmediklerini vurguluyorlar ama hiçbir alternatif sürmüyorlar. Hazır savunmadan söz açılmışken bizim Alpay diye bir stoperimiz vardı hatırlar mısınız? Şimdi nerdedir,ne yapar sorusunu kimse soruyor mu acaba? En son geçen haftanın Vatan Pazar ekinde GORA’nın Japon oyuncusunun söylediğine göre Alpay, Uzakdoğu’da gayet düzenli oynuyormuş. Savunmayı beğenmeyenler için alternatif! Savunmada bir tek eleştireceğim nokta var: Her ne kadar Danimarka maçındaki savunmanın aynısı da olsa o maçta oynayan Thomasson, Sheva’nın ancak yedeği olabiliyor. Shevchenko’yu, Servet gibi yavaş bir stoper ile durdurmak saçmaydı.

Orta sahada bir hücuma yönelik, bir savunmaya yönelik oyuncu ile başlamak kötü bir karar değildi. Ancak Gökdeniz, sıkışık alanda istenildiği gibi oynayamadı. Yıldıray’ın oyuna girmesi biraz geç oldu. Yaratıcı oyuncu sıkıntıs olunca, hele bir de 2-0 geriye düşünce en çok kullandığımız hücum sistemine geçtik: Doldur-boşalt. Bunun Ersun Yanal ile bir ilgisi yok. Türk futbolunu karakteristik özelliğidir,eğer takımının ismi Barcelona değilse, oyun sıkınca ha bire topu içeri pompalarız. Yani denildiği gibi “Madem hava topu oynayacaktık, neden Hakan yok” durumu söz konusu değil.Yalnız bunu bile beceremiyoruz. Doldur-boşalt ve korner arışları sadece savunmadan önce kafayı vurmaktan ibaret değildir.Aynı zamanda savunamnın kafayı vurduğu topları karşılamak, tampon yapmaktır. Ancak biz mahallede top oynayan çocuk misali top nereye biz oraya koşturduğumuz için onu da beceremedik.

Oynadığımız oyunun demodeliğinin, yavaşlığının ya da oyuncu yetişmemesinin nedenini ligin kalitesine bağlamak çok yanlış. Bize 3 çeken Ukraya’dan Dinamo Kiev ve Lucescu dolayısıyla tanınan Shaktar dışında Ukrayna Ligi çok güçlü bir lig mi? Euro2004’de hayranlıkla izlediğimiz Çek Cumhuriyeti’nin liginde şike sebebiyle ceza alan takım sayısı dört. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ben sadece desteksiz salladığımızı göstermek istedim.

Futbol artık büyük bir endüstiri olduysa, artık saflığını yitirip tamamen paranın egemen olduğu bir spor haline geldiyse, milyonlarca doların döneceği Dünya Kupası’na, Almanya’da yaşayan 5 milyon Türk’ün dahil olması herkesin işine gelir. Herkes bu amaç için çalışıyor. Danimarka’nın nasıl tartışmalı bir pozisyonla golünün iptal edildiğini ve Gürcistan deplasmanından bir puanla ayrıldığını gördük. Hani maçın başında Nihat’ı bencillikle suçladğımız ama bana göre orada amacının kesinlikle kaleye sut çekmek olmadığını düşündüğüm pozisyon var ya, dikkat ederseniz o ara pasında ofsayt olduğunu göreceksiniz. Futbol eskisi kadar basit bir oyun değil, gelecek sene bitecek elemelere kadar daha çok sular akacak...

Elemelerden kısa kısa...


- Asya 2. tur elemeleri son derece şaibeli bir şekilde sona erdi. 4. grupta Kuveyt ve Çin son maçlara aynı puanda girdi. İki takımü aralarındaki maçları 1-0 kazandıkları için son maçlar sonunda avaraja bakılacaktı. Çin himayesindeki Hong Kong’u 7-0 yendi. Ancak Kuveyt de Malezya’yı 6-1 yenince iki takımın averajları eşitlendi ve 15 gol atan Kuveyt, 14 gol atan Çin’i geride bıraktı. Böylece 2002 finalistlerinden Çin, Dünya Elemelerine çok erken veda etti. Başarısızlığı sorumlusu olarakteknik direktör Arie Haan gösterildi ve işine son verildi. Yerine, 2002 finallerine taşıyan Bora Milutinovic getirtilmek isteniyor.

- İki Kore ülkesi, içlerinden birinin kupaya katılmaya hak kazanması halinde ortak bir takım olarak katılmak için resmi başvuruda bulundular.

- Afrika elemelerinde, lider Fildişi Sahilleri’nin 4 puan arkasında bulunan Kamerun’da, 3-0’lık Almanya yenilgisi sonrası teknik direktör Winfried Schaefer’in görevine son verildi. Koltuk için öncelikli adatlar Jean Tigana ve Reynald Denoueix.

- Kuzey ve Orta Amerika elemelerinde son tura girildi. Son grupta yer alan ekipler: ABD, Meksika, Kosta Rika, Panama, Guetamala ve Trinidad & Tobago. Bu elemelerden 2002’de olduğu gibi ABD, Meksika ve Kosta Rika’nın çokması bekleniyor.

- Okyanus’ya eleme grubunda Avustralya ve Solomon Adaları ilk iki sırayı aldılar. Bu iki takım Eylül 2005’de Play-off’a kalan takım olmak için 2 kez karşılaşacaklar. Bu arada boş durmayan Avustralya hafta içi Norveç ile bir hazırlık maçı yaptı ve 2-2 berabere kaldı.

19.11.2004

Dışarı!

Şeytanlar bir kez daha kendilerinden beklenen seviyenin altında kaldılar. Sayıları herşeyi söylüyor, bu 0-2’lik mağlubiyet Almanya’daki Dünya Kupası hayallerinin bittiği anlamına geliyor. Her ne kadar matamatiksel olarak şansımız olsa da Belçika’nın grubu 2. sırada bitirmesi için mucizeye ihtiyacı var. Bir kısım Flaman ve Valon basının teknik direktör Aimé Antheunis’yi istifaya davet etmesine rağmen, 2006’da bitecek kontratına kadar görevde kalacak gibi. 3 maçta alınan 1 puana rağmen, Belçika Federasyonu da ona desteğini sürdürüyor.

Antheunis’in yanında bir gerçek var ki, Belçika şu anda takımda herkesi aşacak ya da sahada lider olmak için kendine hak tanıyacak bir oyuncuya sahip değil. Bir kez daha gördük ki, Sırplara karşı sahada parlayan tek oyuncu Vincent Kompany idi. Geri kalan için, Peter Vanderheyden kötü bir maç geçirmezken oyuna sonradan giren Luigi Pieroni’de fena değildi. Bunların dışında çoğunluk kesik bir oyun sergiledi, örneğin Bisconti, De Cock, Buffel ve hatta Bassegio.

Herşeye rağmen seytanlar maça kötü başlamadı. Sırplara karşı yapılan kısa paslar maçın başında topun kontrolünün bizde olmasını sağladı. Ancak maçın 7. dakikasında Anderlecht’in orta sahası Walter Bassegio’nun geri pasında Miloseviç, Deschacht’tan hızlı davrandı ve topu kaptı. Ardından topu defansın arkasına sarkan Vukic’e gönderdi.Vukic ayağının dışı ile penaltı noktası üzerinden Sylvio Proto’yu mağlup etti.

Bu arada Belçika iyi organize olmuş Sırp savunması karşısında pozisyon bulmakta zorlandı. 2 atak dışında, Buffel’in kalaci yerinde değilken sağ üstten dışarı çıkan şutu ve verilmeyen Sonck’un penaltısı hariç pek tehlikeli bir şey yoktu. Daha da kötüsü, 59. dakikada Kezman, Sırpların kaleyi bulan 2. şutunda farkı ikiye çıkarmayı başardı. Oyuna 58. dakikada giren Pieroni, 2 defa direkleri salladı ancak 93. dakikada hakem son düdüğü çaldı ve Belçika’nın Almanya ümitleri sona erdi.

Teknik direktörün dışında, Belçika futbol kan kaybında ve bu ulusal takıma da yansıyor. Basit bir seçim listesi: Sonck Ajax’ta oynamıyor, Buffel Feyenoord’da oynamıyor, Clement Bruges’de oynamıyor. E peki bu takımın asları kimler? Bunun dışında Şeytanlar Sırbistan karşısına 4 asından yoksun çıktı: Goor (5 maç cezalı),Deflandre (3 maç cezalı), Mbo ve Emilie M’penza sakatlar.

Yazıyı sonlandırmadan önce, bir kaç satır da kendim eklemek istiyorum.Her ne kadar Şeytanların bu maçı beni derin bir şaşkınlığa sürüklese de 18 yaşındaki Kompany’nin her topa dokunuşu, aynı pozisyon içersinde 2,3 hatta 4 Sırp oyuncuyu geçip savunmayı delmesi bir ziyafetti. Maça defansta başlayan Kompany, sonrasında ortaya kaydırıldı. Vincent Kompany maç boyunca en iyi şeytandı...