İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

1.03.2006

Olympiakos Arayı Açıyor

Son yazımın üzerinden 4 hafta geçti ve ligde değişen fazla bir şey yok. Olympiakos,Atina derbisinde AEK’yı 3-0 la geçerek arayı biraz daha açtı,Panathinaikos AEK’ya yaklaştı ve dolayısıyla Şampiyonlar Ligi potasına girdi,4.,5. ve 6. takımlar Xanthi,Iraklis ve PAOK arasında amansız bir UEFA Kupası’na katılma yarışı devam ediyor ve şu an aralarındaki puan farkları sadece bir.Orta sıralarda ve küme düşme hattında da değişen bir şey yok.Son iki sıradaki takım olan Kallithea 4 puan,Akratitos ise puan alamadan hala son iki sırada bulunuyorlar.

Team

Pld

Pts

1

Olympiacos

20

54

2

AEK

20

45

3

Panathinaikos

20

42

4

Xanthi

20

32

5

Iraklis

20

31

6

PAOK

20

30

7

Egaleo

20

28

8

Ionikos

20

26

9

Larissa

20

26

10

Atromitos

20

26

11

Kalamarias

20

26

12

Levadiakos

20

18

13

OFI

20

17

14

Panionios

20

16

15

Kallithea

20

13

16

Akratitos

20

10

Takım takım değerlendirmeye başlarsak önce Olympiakos;son dört haftada 3 güçsüz rakiple ve bir de AEK ile karşılaştı…ilginçtir,üç güçsüz rakibi zorla yenerken,AEK’yı çok rahat geçti.Önce Panionios ile karşılaşan Olympiakos,2-0 yenik duruma düştüğü maçta,2-2 yi çabuk buldu,82’ de de Konstantinou ile 3-2 yi buldu.Daha sonra Kallithea’yı yine 2.yarı bulduğu golle 2-1 yenen Olympiakos,deplasmanda da ligin son sırasındaki Akratitos’u 1-0 yendi.Geçen hafta ise zirveyi çok çok yakından ilgilendiren maçta birde kırmızı kart görmesine rağmen AEK’yı 3-0 yendiler.Goller 6.Dakika da Okkas,65 ve 90+4’te de süperyıldızları Rivaldo’dan geldi.Çok ilginç bir grafik çiziyor Olympiakos,13 maçtır galip geliyor fakat hep zorlanıyor.Genellikle bir farkla kazanıyorlar,fakat derbi maçlarında azıtıyorlar.Bunun böyle gideceğini zannetmiyorum.Sonraki dört maçları,PAOK’la-Olympiakos’u bu sene ligde yenen iki takımdan biri-dışarıda,2 maç üst üste içerde(OFI-Olympiakos’u yenen 2 takımdan diğeri-ve Kalamaria)ve dışarıda Xanthi…ana göre Olympiakos bu maçlardan toplam 4 puanla ayrılabilir.En kötü PAOK veya Xanthi yener Olympiakos’u…

AEK’ya gelecek olursak,bıraktığımızda 39 puandı,şimdi ise 45.Önce Iraklis’den fark yediler 4-0 la,daha sonra Aigaleo’yu deplasmanda 2-0,Larissa’yı içerde 1-0 yendiler ve son olarak deplasmanda Olympiakos’tan fark yediler.3-0.Böyle giderlerse yerlerini Panathinaikos’a kaptırmaları garanti gibi ve 2 hafta sonra deplasmanda Pana ile karşılaşacaklar.Deplasman karneleri zayıf ve Pana’nın içerde sadece Olympiakos’a yenilgisi var.Bu maçı mutlaka kazanmaları şart ki çok zor ihtimal.İlk maçları Atina’da 3-0 AEK’nın üstünlüğü ile sonuçlanmıştı fakat bu maçın değeri çok çok önemli.Zaten Olympiakos’a yenilerek zirveden epey bir uzaklaştılar bu maçı da kaybederlerse Şampiyonlar Ligi tehlikeye girecek o yüzden kazanmaları şart diğer 3 maçı ise gelecek hafta Ionikos ile içerde,23.hafta Panionios ile içerde ve 24.hafta Kallithea ile dışarıda…

Gelelim Panathinaikos’a…Onlarda AEK’nın son haftalarda puan kaybetmesiyle epeyce bir heveslendiler Şampiyonlar ligi için,son 4 maçlarını rahat kazandılar ve 2 hafta sonra ki AEK maçını bekliyorlar,fakat AEK’ya yetişmek için yenilmemeleri gerekir.Bana kalırsa iç saha performansı mükemmel olan bu takım AEK’yı içerde yener ve yetişir.Gelecek dört maçları;dışarıda Akratitos,içerde AEK,dışarıda PAOK,içerde OFI…

İşte Yunanistan liginin şu ana kadar ki en gözde üçlüsü:Xanthi,Iraklis ve PAOK…Bu sene ki en zevkli mücadelelerden birini bu üç takım veriyor.4. ve 5. sırayı alanlar UEFA Kupasına katılma hakkı kazanacak.Yani bu üç takımdan ikisi.Yunanistan ligi öyle bir lig ki,ne zaman ne olacağı belli gibi görünen çoğu maç sürprizlerle bitebiliyor ve bu üç takım her hafta sürekli sıra değiştiriyorlar. Önce Xanthi’den başlayalım;son dört maçtır kazanamıyorlardı içerde OFI ile berabere kalarak bu seriyi devam ettirdiler,dışarıda güçsüz Kalamaria’ya 2-1 yenilerek 6 maça çıkardılar fakat sonunda Levadia’yı 2-0 ve Atromitos’u 1-0 yenerek bu seriye son verdiler.32 puanla dördüncü sıradalar.Iraklis ve PAOK ta şok yenilgiler aldı özellikle PAOK bu dört haftada sadece bir maç kazandı o da çok önemli bir maç olan Iraklis maçıydı. 1-0 galip geldiler. Iraklis ise AEK’yı 4-0 yendikten sonra PAOK’u ezer denildiği halde 1-0 yenildi,OFI’yi 2-0 yendikten sonra,güçsüz Kalamaria’ya 2-0 yenildi. Güçsüz Kalamaria dedik fakat,Kalamaria ligin ikinci yarısında PAOK’tan 1 puan,Iraklis ve Xanthi’den de 3 puan alarak bu üç takımın belalısı oldu…Önümüzde ki haftalarda ki en önemli maçları;Iraklis-Xanthi,PAOK-Olympiakos, PAOK-Panathinaikos, Xanthi-Olympiakos..Özellikle PAOK’un 7.Aigaleo ile aralarında 2 puan fark var ve Aigaleo PAOK’u geçebilir… Orta sıralarda durum fazla değişmezken (7.Aigaleo, 8.Ionikos, 9.Atromitos, 10.Larissa, 11.Kalamaria) özellikle Larissa 2 maç, Kalamaria da 2 maç kazanarak dikkat çekti.

Küme düşme hattınız üzerinde ki üç takım birer maç kazanarak birer de beraberlik alarak(OFI:2 beraberlik) yerlerini korudular.Küme düşme hattında ise Kallithea bu dört hafta içinde bir galibiyet(Larissa:2-1)bir de beraberlik alarak Akratitos’un 3 puan önüne geçti.Geçen yazımda dediğim Akratitos ligden kurtulabilir sözünün arkasında değilim artık fakat Kallithea böyle giderse kümede kalabilir.Öyle ki gelecek dört maçın üçünü içerde yapıyor(Panionios,Levadia,AEK)dışarıda ki maçları Akratitos la ve bu maç Akratitos’un kümede kalmak için amansız bir mücadele sergileyeceği bir maç olabilir ve Akratitos bu maça fazla asılırsa ve de kazanırsa tekrar ligin alt kısmının seyri değişebilir…

Yorumlarınızı bekliyorum,şimdilik bu kadar,sağlıcakla kalın..

27.02.2006

Belçika'da Gidişat

Bu ligde herkesin bildiği ve tanıdığı sadece iki takım vardır.Onlar Anderlecht ve Club Brugge.Her sene en az biri Şampiyonlar Ligi'nde boy gösterir ama ikinci tura çıktıkları çok az görülür.Yakın zamanda Club Brugge Galatasaray'ın grubunda yer almış ve Galatasaray ile oynadığı maçlarda Galatasaray'ın canını çok yakmıştı.Ali Sami Yen Stadı'nda ki maç 0-0 Belçika'da ki maç ise 2-1 Brugge üstünlüğü ile bitmişti.O grubu Brugge 3. Galatasaray ise 4. olarak bitirmiş ve Avrupa macerasını sona erdirmişti.Bize şu anda en sempatik gelen takım ise tabii ki Kadıköy Boğası Serhat Akın'ın oynadığı Anderlecht.Serhat sezon başında hocasıyla problemler yaşadıysa da şu anda sular durulmuş görünüyor.Bu sezon iki takım son haftaya kadar şampiyonluk mücadelesine devam edecekmiş gibi görünüyor.İki takımda 23 hafta sonunda 46 puandalar.Anderlecht averaj farkıyla şu anda birinci durumda.Bu iki takıma şampiyonluk yolunda eşlik eden üçüncü takım ise bu iki takımdan bir puan gerideki Standart Liege.Bu takımı tanıyanların büyük çoğunluğu sadece Prosinecki'nin son oynadığı takım ve Beşiktaş'ın geçen sene UEFA Ligi'nde ki rakibi olarak bileceklerdir.Liege takımında ise yakından tanıdığımız isim Fenerbahçe taraftarlarının deyimiyle rap rap Rapajc.Son hafta Cercle Brugge takımına karşı aldıkları 7-1'lik sonuçta attığı 3 golle Fenerbahçe'de ki günlerini bize hatırlattı.Bir sene de tam 24 asist ve 14 gol atmıştı.Şimdi bu üç takımı daha yakından tanıyalım...

Anderlecht

Sezon başında Serhat Akın'ı alarak Türkiye'nin dikkati çeken Anderlecht Brugge nefesini ensesinde hissetmesine rağmen son 3 haftadır liderlik koltuğundan inmedi.Son hafta Brussels karşısında 2-0'lık bir galibiyet aldılar.Goller Frutos ve eski Olimpiakos'lu Par Zetterberg'den geldi.Frutos son 3 haftadır hiç bir maçı boş geçmedi.Serhat,Frutos ve Mpenza'nın yedeği olarak forma bekliyor.Anderlecht'in kadrosu yaşlı ve genç oyuncuların karışımı olarak değerlendirilebilir.Par Zetterberg ve Bart Goor gibi yaşlı oyuncuların yanında Vincent Company gibi gençler de forma şansı bulabiliyor.Anderlecht'in diğer iki takım kadar şampiyonluk şansı var.

Club Brugge

Mavililer sezon başından beri biraz istikrarlı olabilseler şu ana kadar altı yedi puanlık bir avantaja sahip olabilirlerdi.En yüksek galibiyet serileri sadece üç maç.Bunun nedeni ise ligdeki bütün takımların arasındaki kalite farkı.Bizim ligimizin son üç sezondur aradığı şey yani.Brugge takımında eski Real Madrid'li Javier Portillo Hırvat milli takımını yedek forveti Bosko Balaban eski Trabzonspor'lu Rune Lange gibi tanıdık isimler duruyor.Takımın en golcü oyuncusu 6 gol ile Javier Portillo. Brugge takımı iç sahada aslan dış sahada kedi misali deplasman maçlarında çok tutuk görünüyor.Kadrosunda ki tecrübeli oyuncuların çokluğu nedeniyle diğer iki takım çok küçük bir farkla önde bulunuyor.

Standart Liege

Robert Prosinecki son maçından sonra yaptığı açıklama da adeta Liege camiasını gözler önüne seriyor.''Galipseniz burası New York mağlupsanız Tahran'' .Robert Prosinecki'den sonra değişen pek fazla değişen bir şey yok takım iyi giderken stadın büyük bölümü dolu,kötü giderken statta sadece cılız sesler var.Standard son hafta Brussels karşısında aldığı 7-1 lik galibiyetle taraftarını stada çağırdı.Liege takımı iç sahada da dış sahada aynı futbolu oynayan bir takım iç sahada 25 dış sahada ise 20 puan toplamışlar.Takım da Rapajc dışında tanınan tek futbolcu eski Sporting Lizbon'lu Romen Niculae.Diğer iki takıma göre şampiyonluk

yolunda pek fazla şansları yok.

Jupiler League'in Statüsü

Belçika Ligi'nde şampiyon takım direkt olarak Şampiyonlar Ligi'ne katılıyor.Lig ikincisi Şampiyonlar Ligi 3. ön öleme turuna katılıyor.Kupa şampiyonu ve lig üçüncüsü ise UEFA Kupasına katılıyor.Lig sonuncusu direkt olarak ikici lige düşerken birinci lig 17.'si ve ikinci ligde ikinci üçüncü ve dördüncü sırada yer alan takımlar play off oynuyorlar.Play off birincisi, birinci ligde mücadele etmeye hak kazanıyor.

Sürpriz takımlar

Ligde en büyük sürpriz yapan takımlar bu sene birinci lige yeni yükselen iki takım lig 4.'sü Zulte Waregem ve lig 6.'sı Westerlo. Bu iki takıma herkes lig başında asansör takım yakıştırması yaparken onlar taraftarlarını utandırmadılar ve büyük bir başarı yakaladılar.

Zulte Waregem

45 puanlı lig üçüncüsü Liege takımın 5 puan geriden izliyorlar.İlk senelerinde UEFA vizesi kazanmak onlar için bir rüya olabilirdi ancak sezon başında ama Belçika Ligi'nin kalite ortalamasının çok az olması nedeniyle bir çok maçta sürpriz yaptılar.Ama ligin 3 büyük takımına karşı pek fazla başarı gösteremediler.Bir de bu özellikleri olsa mucize yaratmış olurlardı zaten.

Westerlo

Zulte Waregem kadar olmasa da başarılı bir sezon geçiren Westerlo düşme hattından çok uzaklarda şu an.Ama son haftalarda başarılı grafiklerini biraz düşürdüler.Son 5 haftada bir galibiyet bir beraberlik ve üç yenilgi ile sahadan ayrıldılar.Bu düşüşü sezon başında yapmadıkları için çok şanslılar.

Avrupa Maceraları

Şampiyonlar Ligi'ne iki takımla başlayan Belçika ikinci turda boy gösteremiyor.Liverpool,

Chelsea ve Real Betis'in olduğu grupta bir varlık gösteremeyen Anderlecht Avrupa macerasına bu sene erken veda etti.

Club Brugge ise Bayern Münih,Juventus ve Rapid Wien'in olduğu grupta 3. olarak UEFA kupasında yoluna devam ediyor ama onların maceraları bu turda bitecek gibi görünüyor.

İlk maçta İtalya'nın şu anda ki en formda takımı Roma ile eşleştiler.27. dakika da on kişi kalan rakiplarine karşı çok üstün oynamadılar ve bir Roma kontra atağında kendi kalelerine gol attılar.61. dakika da Portillo eşitliği yakalasa da yine bir kontra atakta Simone Perrotta skoru Roma lehine 1-2'ye getirdi.

Belçika Ligi'nde gol krallığında önde olan isim 15 gol ile Tosin Dosunmu var.20 maçta 15 gol ile Belçika Ligi'nde bende başka golcü yok mesajı veriyor.Germinal Beerschot takımı o olmasa daha kötü yerlerde olabilirdi.

26.02.2006

Portekiz'de futbol

Portekiz Ligi'ne olan ilginin azlığından dolayı, geçen yazıda belirttiğim gibi bu kez daha değişik bir içeriğe sahip bir yazı yazdım.. Portekiz'in siyasi tarihinden girip, futbolunun şimdiki durumuna uzanan, benim yorumlarımla bezenen güzel bir yazı oldu.. Bir de bu benim Portekiz'le ilgili büyük ihtimalle son yazım.. Bu yazıdan sonra Portugal Super Liga'yı yazacak insan değişecek.. Bu haftaki Benfica- Porto maçı ve Portekiz Ligi'nin diğer tüm aksiyonlarını yeni yazarımızla okuyabilirsiniz.. Şimdi okuyacağınız ise Portekiz Futbolu'na ilgiyi arttırması amacı ve dileğiyle yazılmış, Portekiz Futbolu'nu tanıtma yazısı..

Bugün Avrupa'nın en güneybatısında yer alan, Atlas Okyanusu'na kıyısı olan, bu 10 milyon nüfuslu ülke, tarihte ilk kez Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olarak görülmüş.. Daha sonra Müslümanların(Endülüs Emevileri olması lazım) ele geçirdiği ve Hıristiyan-Müslüman çatışmasının yaşandığı bir ülke olmuş.. Bağımsızlığını ise 1139'da ilan etmiş..

Portekiz'i Portekiz yapan şey ise hepimizin bildiği gibi coğrafi keşifler.. Bartolomeu Diaz, Vasco De Gama ve R.A Cabral (Brezilya'ya ulaşmış.. Brezilya'da Portekizce konuşulmasının sorumlusu.. Türkiye'de Brezilyalı futbolcu bolluğundan her portekizce bilene ekmek kapısını açan adam) gibi ünlü denizcilere sahip olan Portekiz kısa sürede büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş.. Fakat daha sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle 70 yıl kadar İspanya egemenliği altında kalan Portekiz tekrar bağımsızlğını kazandıktan sonra sorunlar yaşamaya devam etmiş.. 20. yüzyıl başlarında monarşiye karşı ayaklanan halk ile cumhuriyet rejimine geçilmiş.. Fakat kısa ömürlü olmuş bu iktidar.. 1926 da ise askeri darbe sonucu yeni hükümet devrilmiş ve 'Salazar Dönemi' olarak adlandırılan diktatörlük dönemi başlamış.. (Zaten çoğu Avrupa ülkesinde görülen bir şey bu.. Hepsinde mutlaka bir tane diktatör var.) Salazar'ın 3F'sinden de bahsetmek gerekir tabii ki.. Herkesçe bilinir ama yine de açıklayalım.. Salazar yıllarca baskı rejimini ciddi bir direniş ile karşılaşmadan yönetebilmesini 3 F'ye borçlu olduğunu söyler: Fiesta, Fado, Futebol...
1974'te son devrim yaşanmış ve ülke sonunda bir siyasi istikrara kavuşmuş..

İşte böyle bir ülke Portekiz.. Futbol alanında ise her zaman güçlü olmuş ama hiçbir zaman devlerin arasına girememiş bir ülke... Avrupa Tarihi'nin en iyi on takımını sayın deseler, Real, Barca, Man U, Liverpool, Inter, Milan, Juventus, Ajax, Bayern Münih i banko koyarız.. 10. takım ise çoğu kişiye göre Marsilya'dır.. Ya da son yıllarda Chelsea denmeye başlanmıştır.. Abartıp coşanlar, Galatasaray bile der.. Fakat kimsenin aklına Benfica ve Porto gelmez.. Oysa bu takımlar hem Avrupa kupalarında son derece başarılı olmuş ( Benfica ve Porto'nun ikişer Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu var), hem de çok sayıda yıldızı Dünya futboluna kazandırmışlardır..

Bunlardan biri de Benfica'nın efsanevi topçusu (bu ifadeyi de çok seviyorum) Eusebio'dur.. Eusebio, sayısız gol atmış Avrupa'da altın ayakkabı ve yılın oyuncusu ödüllerini kazanmış, Dünya Kupalarında efsanevi maçlar oynamış, sadece Portekiz'in değil, tüm Dünya'nın son derece saygı duyduğu büyük bir efsanedir... Portekiz Tarihi'nin de gelmiş geçmiş en iyi oyuncusuydu..

Tabii Figo gelene kadar.. 90 yılların başlarından itibaren ise Portekiz'de yeni bir akım doğdu.. Altın Jenerasyon... Figo'nun önderliğini yaptığı bu jenerasyonda çoğu Avrupa Tarihi'ne yazılabilecek çapta oyuncular vardı.. Birkaç isim: Rui Costa, Vitor Baila, Jorge Costa, Fernando Couto, Poula Sousa, Joao Pinto, Pedro Pauleta...
Bu özelliği ile bize benziyorlar biraz.. Biz de 90 lı yıllarda doğan altın jenerasyonumuzla büyük işler başardık... Boyumuzun ölçüsünü bir hayli geçtik..

Fakat Portekiz'in bizden farkı bu jenerasyondan öncesi olmasıydı.. Her ne kadar hiçbir zaman altın jenerasyon kadar iyi olmasalar da en azından kabul edilebilecek bir futbol geçmişleri vardı.. Ve öncesi olduğu için sonrası da oldu.. Bizim ise ne öncesi vardı.. Ne de sonrası oldu.. Bu gidişle de olmayacak...

Neyse, Altın Jenerasyon'dan bahsetmişken yaptıklarından da bahsetmek gerekir.. Fakat yaptıkları pek birşey de yok.. Zaten bu jenerasyonu efsanevi yapan bir arada yaptıkları değil, her bireyinin kendi kariyerlerinde müthiş başarılar kazanmış olması... Bu takım 94 ve 98 Dünya Kupalarına katılamasa da özellikle Euro 2000'de yanlarına katılan Nuno Gomes'in de çok önemli katkısıyla büyük bir başarı elde etmişti.. (Bir başka not ise hem 96 hem de 00 Avrupa Şampiyonalarında bizi yenmiş olmaları) Daha sonra 2002'de tüm oyuncularının çok formda olduğu dönemde, şampiyonluk beklenirken, Portekiz gruptan çıkamadı.. Tek hatırlanan büyük PSG'li Pauleta'nın Polonya maçında yapmış olduğu hat-trick idi..

Burada yazıdan kopmak pahasına bir küçük parantez ile 01-03 arasında parlayan, Hugo Viana ve Hugo Leal'den bahsedeyim.. İkisi de ilk kez piyasaya çıktığında geleceğin yıldızı unvanı üstlerine yapıştırılımıştı.. Biri solak, biri sağlaktı ama ikisi de hücuma yönelik orta saha özelliklerine sahip, yetenekli oyunculardı.. Ama biri Newcastle United'da diğeri ise Paris Saint Germain'de bekleneni veremedi..

Bir daha ki şampiyona 04'te Portekiz'de yapılacak Avrupa Şampiyonası'ydı ama herkes artık bu jenerasyonun miadını doldurduğunu ve eline gelen son şansı değerlendiremediğini söylüyordu.. Fakat iki şampiyona arası inanılmaz şeyler oldu ve Portekiz süper bir jenerasyon yakaladı.. Tabii ki bu yeni kadroya en büyük katkıyı iki senede bir UEFA, bir Şampiyonlar Ligi alan Porto yaptı ama diğer takımların da katkılarıyla hakikaten süper ve bazılarına göre 90'ların takımını geçebilecek çapta bir 2000 jenerasyonu oluştu... Brezilya'dan devşirme Deco ve bardan devşirme Cristiano Ronaldo (devşirmenin ikinci anlamı toplamaktır, Cristiano Ronaldo'yu da sürekli barlardan topluyorlar) liderliğinde, Ricardo, Miguel, Jorge Anderade, Ricardo Carvalho, Nuno Valente, Maniche, Simao, Helder Postiga, Tiago, Queresma gibi isimlerden oluşan bu jenerasyon, eskilerden Figo, Pauleta, Rui Costa, Nuno Gomes gibi oyuncuların katkıları ile Avrupa Şampiyonası finali oynadı... Fakat finalde Yunanistan'a kaybetti.. Pauleta ise turnuvayı gol atamadan tamamlayarak beni ve tüm PSGlileri hayalkırıklığına uğrattı...

2004'ten sonra Portekiz futbolu duraklama dönemine girmiş durumda.. Ligi çok heyecanlı ama pek de kaliteli değil.. Portekiz Futbolu'nu son on yılda sürükleyen Porto düşüşte.. Gerçi Porto'dan bayrağı devralan takımlar olduğu da aşikar.. Sporting geçen sezon UEFA Finali oynadı.. Küçümsenebilir belki ama Taffarel, Henry'nin topunu inanılması güç bir şekilde çıkarmasaydı, hep övündüğümüz futbolumuzun en büyük başarısı olacaktı UEFA Finali.. Benfica'nın Şampiyonlar Ligi'nde elde ettiği başarılı sonuçlar da ortada.. Yani her ne kadar duraklasalar da durmadılar ve geçmişte elde ettiklerinin de etkisiyle en sınırlara sahipler.. Bu onların 2006'da İran, Meksika ve Angola ile kolay bir gruba düşmesini sağladı...

Belki de şu ana kadar hep beklenileni başaramamasının nedeni üzerlerindeki baskıydı.. Artık kimse onlardan çok büyük şeyler beklemiyor.. Bakalım daha iyisini başarabilecekler mi? İşte size 2006 Almanya'yı beklemek için başka bir neden daha..

18.02.2006

Chelsea - Barcelona ve digerleri

Hepimizin bekledigi Sampiyonlar Ligi 2. tur kuralari 16 Aralik’ta çekildi:



Bayern – Milan

Benfica – Liverpool

PSV – Lyon

Real – Arsenal

Ajax – Inter

Bremen – Juventus

Chelsea – Barcelona

Rangers – Villareal



CHELSEA-BARÇA: Kamuoyunun ‘bu iki takim bu sene finale yakisir’ dedigi Chelsea ve Barcelona geçen sene oldugu gibi yine birbirlerine düstüler. Bir tarafta Avrupa’nin En Iyi Futbolcusu ödülünü Shevchenko’dan devralan Ronaldinholu Barcelona, diger tarafta Ingiltere ligini, elini sallaya sallaya lider götüren Chelsea. Herhalde herkesin dört gözle bekledigi bir eslesme oldu ama futbol adina gerçekten üzücü bu takimlardan bir tanesinin çeyrek final göremeyecek olmasi. Chelsea’nin Betis maglubiyeti, onlarin grupta 2. sirayi almalarina sebep oldu. Geçen sene nefes kesen iki maç sonunda Chelsea yari finale hak kazanan ekip olmustu, acaba bu sene ne olacak?



Kura hakkinda konustugim insanlarin ortak görüsü Mourinho’nun bu sene kupayi birakmayacagi yönünde. Dolayisiyla insanlar Chelsea’yi favori olarak göstermekte ve belki de haklilar. Ama bana kalirsa yine büyük konusuluyor ve olaya tek tarafli bakiliyor. Sözü edilen, küçük görülen takim Avrupa’nin Juventusla beraber en iyi futbol oynayan takimi. Barcelona ilk maçi deplasmanda oynayacak ve avantajli bir skor (Buna tek farkli Chelsea galibiyeti de dahil) elde ederse, kendi sahasinda Chelsea’yi elde edecek skoru elde eder diye düsünüyorum.



AJAX – INTER: Bu seneki kadrosuyla Ajax’i Inter karsisinda çok sansli görmüyorum. Hatta iki maçi da Inter’in kazanacagini düsünüyorum. Tecrübesiz Ajax hücumu karsisinda, bu sezon çok iyi olmasa da iyi bir sezon geçiren Inter’in rahat olacagi inancindayim. Sayet, Ajax’in defansi Hollanda Ligi’nde az gol yemeyi basariyor olsa bile Adriano’yu, Martins’i veya yeni yeni kendini bulan Figo’yu biraz zor durdururlar. Öte yandan, Ajax’in Inter’e gol atmasi bile zor gözüküyor. Tabi devre arasi var, 3 ay sonra maçlar; ama yine de Inter’in basari grafiginin daha da yükselecegini, Hollanda sampiyonluk yarisindan erken kopan Ajax’in daha da formsuz olacagi yüksek ihtimal.



PSV-LYON: Sevgili Ilker kardesim de benim kadar bu kuraya sevinmistir herhalde diye düsünüyorum. Hollanda yazari olarak, geçen sene iddia ettigim gibi PSV’nin daha sansli oldugunu söylemek aptalca olur ama yine de Lyon karsisinda %50 sanslari oldugunu düsünüyorum. Lig yazisinda da belirttigim gibi, PSV’nin Avrupa’da iyi yaptigi bir is var. O da kendi sahasindaki maçlari kazanmak. Ilk maçta PSV kazanir ama 1 farkli kazanirsa isi çok zor olur. Eger 2-0 veya 3-1 gibi bir skor yakalarsa, o zaman PSV’yi Lyon karsisinda avantajli görebiliriz çünkü bu seneki PSV, geçen sene yari finalde Milan’a kök söktüren takim görüntüsünden çok uzak. Satilan oyuncular, hücum hattindaki tecrübesizlik PSV’yi geçen sene yakaladigi basaridan biraz uzakta tutuyor. PSV’nin tek avantajli oldugu konu ligdeki durumu. Hollanda liginde büyük bir kapisma var, 3 takim sampiyonluga oynuyor. Bu durumda PSV hep iyi mücadele edip, puan kaybetmemeye çalisacaktir. Öte yandan Lyon 10 puan civari bir fark ile ilk devreyi kapayacak. Bu da onlar için zor bir ortam olacaktir.



Real-Arsenal, Benfica-Liverpool maçlarini Can Özenç benden daha iyi yorumlar. Öte yandan 2 Alman 2 Italyan takiminin birbirlerine düsmesi de hos bir tesadüf oldu. Juventus her ne kadar Bremen karsisinda agir bassa da, Bayern-Milan maçlari çok güzel olacaga benziyor. Iki takimda kendi sahasinda 1-0 kazansa herhalde hiç kimse sasirmaz.



Bunca zamandir Sampiyonlar Ligi’nde en zevksiz eslesme herhalde Rangers-Villareal olmustur. Avrupa’da kendi takimimin disinda hiç bir klübe düskünlügüm yok, o yüzden kim güzel futbol oynarsa, kim iyi isler yaparsa onu izlemek keyif veriyor. Umuyorum ki, hakedenler kazanir ve hepimiz güzel maçlar izleriz. Sampiyonlar Ligi olmasa, hayatimizda bir bosluk hissederdik heralde.

12.02.2006

İtalyanlar ve İngilizler

Özkan* haklı, tabii İtalya hariç..

Çünkü son 25 senede Çizme’den gelen 11 farklı takım da, toplamda 23 defa, en az bir yarı final görmüş ve 8 şampiyonluk kazanmış, 3’ü birbirlerine karşı 14 defa final oynamış..

Ama bütün televizyon kanallarının en çok izlenen kanal olmasını sağlayan istatistiği burada da amaca uygun kullanmak mümkün; bu yarı final, final, şampiyonluk muvaffakiyetlerinin takriben yarısı Inter’e ait..

Şampiyonlar Ligi’nin, yani A sınıfının kalabalıklaşmaya başladığı dönemde Serie A’da oluşan B takımı profili genellikle, beklenmedik bir anda sükse yapıp üst sıraları zorlayan sürpriz takımlar ve kadro kalitesine yakışmayacak düşüşler geçiren büyük takımları kapsıyor. Bu B sınıfı bizim için önemli, çünkü bunlar genelde UEFA Kupası’na katılıyor. Bunun hemen öncesinde zaten, yukarıda bahsettiğimiz üzere, gedikli Inter var..

İtalyanlar’ın bu kupada hakimiyetlerini yitirdiğini göreceğimiz son üç sezona bakalım..

2002/2003

İtalyanlar kupaya 3 takımla başladı. Hiçbiri ön eleme oynamayan bu takımlardan lig beşincisi Chievo, kupayı başladığı yerde Kızılyıldız’a elenerek bitirdi.. Kupa finalisti Parma ise bu turda CSKA Moskova’yı eledi ama ikinci turda Wisla’ya uzatmalarda yediği iki golle boyun eğerek kupaya veda etti. Lig altıncısı Lazio, çeyrek finalde tarihinin en iyi Avrupa derecesini elde eden Beşiktaş’ı elese de, yarı finalde şampiyon Porto’ya kolay teslim oldu. Geçen yazıya gönderme yapalım; sezon, Denizlispor’un da dördüncü turda Porto’ya elendiği sezondur; Mourinho’nun Porto’suna canım..

2003/2004

Birinci tura Udinese, Parma ve Roma (Kupa finalisti)’nın yanında Intertoto’dan gelme Perugia takviyesiyle başlayan İtalyanlar, Udinese’yi hemen bu turda kaybetti. Üçüncü turda Şampiyonlar Ligi’nden Inter takviyesi geldi ama bu sefer de Perugia ve Parma gitti. Hem de Parma kime elendi derseniz, iki maçta da yenilerek Gençlerbirliği’ne... Kalanlardan da Roma bir sonraki dördüncü turda, Inter de daha bir sonraki çeyrek finalde elendi.

2004/2005

Lig beşincisi Parma, Lig yedincisi Udinese ve Kupa şampiyonu Lazio üçlüsüyle kupaya başlayan İtalyanlardan Udinese birinci turda, Lazio grup maçlarında (Son maçında Gençlerbirliği’ni eleyen Egaleo’nun yegane puanını almasını sağlayarak) elendi. Parma ise Beşiktaş’ın grubunda son maçta Beşiktaş’ı yenerek son 32’ye, uzatma golleriye Stuttgart’ı yenerek son 16’ya, Sevilla’yı eleyerek çeyrek finale, kılpayı Austria Wien’i eleyerek yarı finale kadar yükseldi. Ama şampiyon CSKA’ya 0-0’ın rövanşında 3-0 yenilerek kupaya noktayı koydu…

Gelelim bu sezona..

İtalyanlar kupaya 3 takımla başladılar: Lig beşincisi Sampdoria, lig altıncısı Palermo ve kupa finalisti Roma.

İlk turda Roma Aris’i, Palermo da Trabzon gazisi Anorthosis’i kendi evlerinde aldıkları farklı galibiyetlerle kolay geçerken, Sampdoria Setubal karşısında zor da olsa gülen taraf oldu.

Grup aşamsında Roma, içinde bulunduğu kötü duruma tezat, şeker gibi bir kura çekti ve Basel, Kızılyıldız, kendisinden daha iyi durumda olmayan Starsbourg ve G.saray’ı eleyen Tromso ile eşleşti. İşini kağıt üzerinde zora soktu görünse de grupta ikinci sırayı alıp bir üst tura yükseldi ve Şampiyonlar Ligi’nden gelme Brugge’un rakibi oldu.

Palermo; Espanyol, L. Moskova, Brondby ve Maccabi’nin arasında işi çok kolay gözükmese de, içerde ve dışarda eşit şekilde aldığı birer galibiyet ve birer berabeliğin ardından Espanyol ile kardeş payı yaparak grup lideri oldu ve üst turda Slavia ile eşleşti.

Garibim Sampdoria’ya gelince.. İlk maçta kendi sahasında Steau ile golsüz berabere kaldı, ikinci maçta Halmstad’ı deplasmanda 3-1’le geçti, üçüncü maçta içerde Hertha ile yine golsüz berabere kaldı ve final niteliğindeki Lens deplasmanında son dakika golüyle 2-1 kaybedince; dört maçta sadece bir gol atıp üç maçını 0-0 berabere bitiren Hertha’nın gerisinde kalıp elendi..

İtalyanlar Sampdoria kaybını, Şampiyonlar Ligi’nden gelen Udinese ile telafi ederek yine üç takımla yollarına devam edecekler. Udinese’nin rakibi ise ilahi adalet gibi; Lens..

İngilizler, bu son 25 sene hususunda bir hoş.. Nottingham Forest’in yarı finalde elenip, Tottenham’ın kupayı aldığı 1983-84 sezonundan, Galatasaray’ın kupayı aldığı 1999-2000 sezonuna kadar, tam 15 sene yarı finale takım sokamamışlar. Hepimizin çok iyi hatırladığı bu sezonda, klasik İngiliz futboluna biraz olsun aykırı işler yapan iki takımdan Leeds yarı finalde, Arsenal de finalde Galatasaray’a kaybetmişti. Sonraki sezon da kupayı, 4 sene sonrasının Avrupa Şampiyonluğu’nun altyapısıyla, bir başka aykırı takım Liverpool kazandı.

Aynı 15 senelik dönemin son üç sezonuna girilene kadar İngilizler Şampiyonlar Ligi’nde de “pause”ye basmış. 1996-97’nin yarı finalinde şampiyon Dortmund’a kaybeden Manchester, iki sene sonra dramatik finalin ardından Bayern’in adeta ağzının içinden kupayı almıştı; bunu herkes hatırlar.. Artık tedavülden kalkmış Kupa Galipleri’nde, 90’ların başında bir Manchester, bir de Arsenal zaferi var, gerisi keza aynı..

Ama bizim konumuz bu kupalar değil tabii. Son üç sezona bakalım:

2002/2003

Sezon, UEFA Kupası’nın ülke başına takım adedi bakımından kalabalık sayılabileceği bir sezondur. Şöyle ki, biz dahi bu sezonda bu kupanın ilk turunda, ikisi elenen beş takımla boy göstermiş bulunmaktayız.

İngilizler kupanın ilk turuna, ön elemede Avenir Beggen’i iç sahada sekizleyen Ipswich ve Intertoto’dan teşrif Fulham ile birlikte beş takımla girerler; diğerleri Chelsea, Leeds ve Blackburn’dür. Henüz Abramovic Rusya’dadır ya, Chelsea ilk turda Norveç ekibi Viking’e 2-1’in rövanşında 4-2 yenilerek elenir. Geri kalanlar nispeten kolay rakipleri güç bela geçip ikinci turu görürler..

İkinci turda, Blackburn Celtic’e kolay teslim olurken (Ne ayıp!) Ipswich Liberec’e penaltılarla elenir. Leeds ve Fulham, nispeten biraz daha zor rakipleri bu sefer kolay geçerler..

Üçüncü turda rakipler biraz daha zorlaşır, ama sıra yeniden teslimiyettedir, ayrıca Şampiyonlar Ligi’nden Liverpool takviyesi gelir: Leeds Malaga’ya, Fulham da Hertha’ya aynı neticelerle kılpayı kaybederlerken, Liverpool Vitesse’yi 1-0’lık çifte tarifeyle safdışı bırakır.

Liverpool, dördüncü turda Auxerre’i de iki maçta yenerek çeyrek finali görür ama karşısında, sonunda kupada final da oynasa, bundan ziyade iki İngiliz takımını elemekten memnunluk duyacak Celtic vardır; ve Celtic Liverpool’u, hemi de deplasmanda yenerek eler..

2003/2004

Kupanın ilk turunda, Ligi beşinci ve altıncı bitiren Liverpool ve Blackburn, FA Cup’dan gelen Southampton, Fair Play ödüllü Man. City ve Şampiyonlar Ligi eleme grubundan terk Newcastle beşlisi vardır. Southampton Steau Bükreş’e, Tugay’lı Blackburn da hatırladığımız üzere Gençlerbirliği’ne teslim olur ilk turda. Diğerleri aslında sağlam takımlarla eşleşmelerine rağmen rahatça ruru geçerler..

İkinci tur da Man. City’nin stop ettiği yerdir; o şeref de Polonya’nın Groclin Dyskobolia takımına aittir (Adını bir daha duydunuz mu, düzeltin beni, Kızılyıldız gibi bilindik bir şey çıkmasın, Crvena Zvezda kabilinden). Kalanlardan Liverpool, Steau karşısında Southampton’un hesabını zor da olsa görürken, Newcastle da Basel’i iki maçta yenerek yola devam eder.

İkili, üçüncü turda da fire vermez (Liverpool Levski’yi, Newcastle Valerenga’yı eler) ama dördüncü turda Liverpool Marseille’ya takılır. Newcastle ise Mallorca’yı iki maçta da ezer, çeyrek finalde PSV ile dengi dengine sayılabilecek iki mücadelenin ardından yine gülen taraf olur ama yarı finalde Liverpool’un daha önce Steau’ya yaptığını, Liverpool için Marseille’ya yapamaz..

Olsun yine de İngilizler kupada gitgide yükselmektedir..

2004/2005

Kupanın başında iki İngiliz takımı vardır, Lig Kupası’ndan M’brough ve yine Newcastle (Lig beşincisi).. Birinci turda sıradan rakipleri safdışı bırakan ikiliden Newcastle, Sochaux, Sporting, Panionios ve Dinamo Tiflis ile aynı gruba düşüp, 3 galibiyet 1 beraberlik ile lider olarak bir üst tura çıkarken (Bu beraberlik grubun da tek beraberliği ve içerde Sporting ile 1-1); M’brough da Villareal, Partizan, Lazio ve Egaleo’nun bulunduğu gruptan yine lider ama beraberlik yerine deplasmanda Villareal’e 2-0 yenilerek çıkmayı başarır..

İkili bu turu da beraberce geçtikten sonra, Round of 16’da M’brough, Newcastle’ın grupdaşı Sporting’e elenir, Newcastle ise Olimpiakos’u rahat geçtikten sonra çeyrek finalde karşısında yine yeni yeniden Sporting’i bulur ve haliyle elenir..

Evet, geldik bu sezona..

İngilizleri Kupa’nın birinci turunda üç takımla görüyoruz: M’brough, Bolton ve Şampiyonlar Ligi üçüncü ön elemesinden gelen (Villareal’e elendiler) yaralı Everton.. İlk ikisi zorlanmadan gruplara kalırken, Everton geçen sezonu mumla aratacağının ikinci sinyalini de verdi Dinamo Bükreş karşısında..

M’brough; Alkmaar, Litex, Dnipro ve Grashopers’dan oluşan nispeten kolay bir gruba düştü, ve bir önceki sezon gösterdiği performansı, hatta biraz daha iyisini tekrarladı; sadece deplasmanda Alkmaar ile berabere kaldı, gol de yemedi..

Bolton, zaten yakın bir yerdeydi; Beşiktaş’ın grubunda. İçerde güç bela, puan tablosunda arkasında kaldıkları Zenit’i yenmeyi başardılar ve bu onlara kendilerinden daha basiretsiz Beşiktaş’ın önünde bir üst tura çıkma şansı verdi..

Bu iki takımın genel vaziyeti de pek sürpriz değil: Avrupa arenasına yabancı Bolton, kendi liginde iyi giderken UEFA’da biraz şaşkın; şimdiki rakibi de bu alanda kendinden daha tecrübeli Marseille.. M’brough ise ligde düşme potasının hemen üstünde, alttakilerin kendisinden daha iyi takımlar olmamasına duacı sadece. Ama tecrübeli uluslar arası yıldızları sayesinde UEFA’da Bolton’dan daha iyi bir grafiği var ama rakibi de sanki buna göre, Stuttgart. Gerçi Stuttgart da İtalyan olmuş inceden, çok mu iyiler? Değiller..

Bir tespit: İngiliz takımlarından bahsederken devamlı aynı rakiplerin ismi geçip durmakta, İngilizler bazen birbirlerinin intikamını alırken, bazen de komik durumlar ortaya çıkmakta (Sporting örneğinde olduğu gibi)..

Evet, grup maçları Şampiyonlar Ligi’nde olduğu gibi tamamlandı. Bu demek ki, UEFA’dan torpilli misafirlerimiz var.. İlker Dalgıç’ın markajından benim kucağıma düşen 8 takım şunlar: Udinese, Schalke, Betis, Brugge, Lille, Rosenborg, Thun, Artmedia..

O halde bir sonraki yazıda genel değerlendirme ile beraber bu sekizliye bir parantez açalım.

Dipnot:

* Özkan kim? Almanlar ve İspanyollar hakkındaki yazıda Almanlar’a başarısız dediğimizi düşünüp, “İtalyanlar hariç, kim başarılı o zaman” diye soran arkadaş