İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

25.05.2007

UEFA U17: Yedinci Kez İspanya

Mayıs ayı içerisinde UEFA’nın gençler düzeyinde gerçekleştirmiş olduğu önemli organizasyonlardan biri olan U-17’nin bu sezon ki şampiyonası yapıldı. İspanya’nın finalde İngiltere’yi 1-0 yenerek şampiyon olduğu U-17’ye biraz göz atalım şimdi.

Öncelikle bu organizasyon hakkında biraz detay vermek istiyorum. UEFA tarafından ilk olarak 1980 yılında düzenlenmeye başlayan 17 yaş altı Avrupa Şampiyonası, ilk iki organizasyonda iki yılda bir gerçekleştirildikten sonra 1985 yılıyla birlikte her yıl düzenlenmeye başlandı. 25. si bu yıl düzenlenen U-17’de Türkiye’nin de iki şampiyonluğu bulunuyor.

1982 yılında İtalya’nın şampiyon olmasıyla başlayan U-17’de İspanya en fazla şampiyonluk kazanan ülke. İspanyollar, 1986, 1988, 1991, 1997, 1999, 2001 ve son olarak 2007 yılında olmak üzere bu kupayı yedi kez kazandı. İspanya’nın ardından U-17’deki en başarılı diğer takım ise İber yarımadasının küçük ülkesi Portekiz. Onlarda 1989, 1995, 1996, 2000 ve 2003 yıllarında olmak üzere tam beş kez şampiyon oldular. Bu iki İber ülkesinin ardından ise ikişer şampiyonluğu bulunan İtalya, Almanya, Rusya(birisi SSCB olarak) ve Türkiye geliyor. İtalya 1982 ve 1987’de, Rusya 1985 ve 2006, Almanya ise 1984 ve 1992 yıllarında şampiyon oldular. Fransa, Çekoslavakya, İrlanda Cumhuriyeti ve İsviçre birer kez şampiyon oldular.

Türkiye ise ilkini 1994 yılında gerçekleştirdiği şampiyonluğun ikincisini, 2005 yılında yaptı. 1994 yılında şampiyon olan o takımdan daha sonra çok önemli oyuncular çıkmadı. Takımın en dikkat çeken oyuncusu Trabzonsporlu Akın Sağlam’dı. O’nun da adı pek duyulmadı futbol camiamızda. Türkiye 1994 yılındaki finalde Danimarka’yı 1-0 yenmiş ve ilk kez bu kupayı kazanmıştı. 2005 yılında yani bundan iki yıl önce şampiyon olan gençlerimiz arasında ise Nuri Şahin, Leverkusen’de oynayan Tevfik Köse, Galatasaray’lı Özgürcan, geçtiğimiz aylarda Rusya’ya transfer olan Caner Erkin gibi oyuncular performanslarıyla dikkat çekmişlerdi. Nuri turnuvanın en değerli oyuncusu oldu.

Biz gelelim bu yıl ki U-17 şampiyonasına; Şampiyona Belçika’da düzenlendi. 15 Eylül-22 Kasım tarihleri arasında 12 grupta yapılan ilk elemenin ardından, 19-31 Mart tarihleri arasında 7 grup halinde ikinci elemeler gerçekleştirildi ve grup birincileri Belçika’da yapılacak şampiyonada yer almaya hak kazandılar. Türkiye ilk elemeyi geçmiş ancak daha sonra 4. Grupta Hollanda ve Belarus’un ardından üçüncü olarak elenmişti.

2-7 Mayıs tarihleri arasında Belçika’da gerçekleştirilen turnuvaya ev sahibi Belçika ile birlikte İngiltere, Hollanda ve İzlanda B grubunda. İspanya, Fransa, Almanya ve Ukrayna ise A grubunda yer aldı. Grup maçlarının ardından A grubunda İspanya 7 puanla birinci, Fransa ise 4 puanla ikinci olarak yarı finalist oldular. B grubunda ise İngiltere 7 puanla birinci, Belçika ise beş puanla ikinci oldular. Yarı finalde kupanın favorisi İspanya, Pichu’nun ikinci yarının başında kırmızı kartla oyun dışı kaldığı ve bir kişi eksik oynamak zorunda olduğu maçta 1-0 yenik durumdan, turnuvanın yıldızı Bojan Krkic’in mükemmel golüyle beraberliği yakalayıp, rakibini penaltı atışları sonucunda elemeyi başarmıştı. Diğer maçta ise İngiltere, Fransa’yı 1-0 yenip finalist oldu. Final maçında ise İspanya, İngiltere’yi Bojan Krkic’in golüyle 1-0 mağlup ederek şampiyon olmayı başardı. Böylece favori İspanya kupayı kazanmış oldu.

İspanyol takımı 2006 yılında da favori olmasına rağmen, yarı finalde sürpriz bir şekilde elenmiş ve 3. olmak zorunda kalmıştı. 2001 yılındaki şampiyonluğun ardından, 2002 ve 2006 yıllarında yarı final, 2003 ve 2004 yıllarında ise final oynayan İspanya böylece özlediği başarıyı elde etmiş oldu.

2007 U-17 Şampiyonasının dikkat çeken bazı oyuncularına değinmek istiyorum. Eurosporttan yayınlanan maçlardan bazılarını izleme imkanı buldum. Birçok İspanyol oyuncu performanslarıyla ve yetenekleriyle dikkat çekti. Örneğin İspanya takımının kalesinde yer alan Atletico Madrid’li De Egea başarılı bir kaleci olacağının sinyallerini verirken, Bojan Krkic turnuvanın en iyisi olarak gözüktü. Barça’lı bir başka isim Iago Falque’de oldukça yetenekli bir oyuncu. İspanyol savunmasında iki maç kaçırmasına rağmen Pichu, orta sahada ise Ximo ve kaptan Camacho dikkat çeken diğer isimler oldular. Belçika’nın 10 numarası Eden Hazard dünya futbolunda adını zikrettirebilecek bir başka oyuncu. Belçikalı bir başka oyuncu da Dimitri Daeseleire. Kaptan enerjisiyle dikkat çekti. İzlandalı Holmar Örn Eyjolfsson, Ukrayna’lı Artur Karnoza, Hollandalı Nacer Barazite, Alman Toni Kroos, İngiliz Victor Moses, Daniel Rose ve Rhys Murphy, Fransız Damien Le Tallec ve Thibault Bourgeois isimleri turnuvanın en fazla konuşulan oyuncuları oldular.

U-17 şampiyonasında performanslarıyla dikkat çeken bir çok oyuncu sonraki yıllarda adından bahsettirdiler. 2002 yılından itibaren verilmeye başlanan Golden Player ödülüne, 2002’de Wayne Rooney, 2003 de İspanyol David Rodriguez, 2004’de Cesc Fabregas, 2005’de Nuri Şahin, 2006 yılında ise Bojan Krkic layık görülmüştü. Bu kez yine Bojan bu ödülü alacak isim olacaktır diye düşünüyorum. 2001 yılında İspanya şampiyon olurken Fernando Torres turnuvanın yıldızıydı. Sinama Pongolle yine o yılın bir başka yıldız ismiydi.

Gençler düzeyinde yapılan bu şampiyonaların ileriki yıllarda çok önemli sonuçları olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu şampiyonlarda sadece sivrilen, gelecek vaat eden oyuncular değil, gelecek yıllarda Milli takım düzeyinde de takımlarla ilgili ipuçları veriyor. 2002 yılında şampiyon olan İsviçre takımı, 2004 yılında finalde kaybeden ama 2006 yılında U-19’u kazanan, bu yıl da Fifa U-20 şampiyonasının favori takımlarından biri olan İspanya takımı, 1995-96 yıllarında şampiyon olan sonraki 10 yılda dünya futbolunda önemli yer edinen Portekiz takımı gibi örneklendirebileceğimiz durumlar söz konusu.

Son olarak Türkiye’nin durumuyla ilgili birkaç şey söylemek gerekir. Genellikle biz bu gibi şampiyonalarda iyi sonuçlar almamıza rağmen, A Milli takım düzeyine geldiğimiz zaman gerek takım olarak gerekse oyuncular açısından başarılı olamayan bir ülkeyiz. Böyle şampiyonalarda başarılı olmuş da ilerleyen yıllarda önemli performanslar gösteren oyuncularımız çoktur demek neredeyse imkansız. Bu uzun bir konu kuşkusuz, derinlemesine analiz gerektirdiğini düşünüyorum.

20.05.2007

Yine Anderlecht

Uzun bir aradan sonra tekrar beraberiz sevgili ortakafagol okurları.Avrupa çapında bazı ligler son maçlara kadar kaldı bazı ligler son iki haftaya girilmeden belli oldu. Ama en zevkli yarışlardan biri Belçika’daydı. Son bir haftaya kadar tam bir at yarışı gibi Anderlecht ve Genk burun buruna gittiler. Galibi ise tecrübe farkı belirledi.

Son 5 haftaya kadar Genk daha avantajlı görünürken gerilimli maçlar gelindiğinde tecrübe yine kendini gösterdi ve mor beyazlılar ipi göğüslediler. Bunu geçen yazımda da söylemiştim. Böyle gerilimli zamanlarda başarı geleneği olan tecrübeli takımlar gerilimli anlarda daha sakin kalıyorlar ve üzerilerindeki baskıyı çok daha rahat atıyorlar.

Genk takımı sezon başından beri bu ligin en büyük sürprizlerinden biriydi.Herkes Anderlecht’i Brugge’ ün veya Standard Liege’ in takip edeceğini düşünürken onlar kısıtlı kadrolarına rağmen oldukça başarılı oldular.32. haftaya kadar bir adım önde olsalar da 32. haftada deplasmanda Brussels’e 3-1 yenilince şampiyonluğu Anderlecht’ e kaptırdılar. Bu başarıları sayesinde gelecek sezon Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme turunda ne yapacakları malum? Eğer sadece bu sezonluk bir başarı ise gelecek sene onlarla karşılaşacak takım rahatlıkla Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktır. Bu sezon tam bir takım görüntüsü gösterdiler ve bu taraftarlarını oldukça mutlu etti eğer bu başarılarını gelecek sezon da sürdürürlerse başarı gelenekleri çok güçlenecektir.

Gelelim şampiyona.Sezona temsilcimiz Serhat Akın’ la başlayan başkent ekibi milli oyuncuyla ara transferde yollarını ayırdı.Bunda Serhat’ın sakat olduğu dönemde onun mevkisinde oynayan Mbark Boussafa’nın rolü büyük. Mor beyazlıların bu sezonu zirvede kapatmasında iki oyuncunun payı oldukça büyük. Bu iki oyuncu takımın ileriki ikilisini de oluşturuyorlar. Geçen sezon dikkat çeken oyuncular bölümümde bu iki oyuncuyu da işlemiştim.Takımlarının bu kadar çok gol bulmasında bitiriciliklerinin rolü oldukça büyük. Bu iki oyuncu Mohammed Tchite ve Nicolas Frutos. Arjantinli oyuncu Frutos 14 gol atarken Tchite’de 20 golün altına imzasını attı.

Şampiyonluk yarışını bitirdikten sonra gelelim geri kalan takımlara. Başarı geleneği olarak Anderlecht’in hiç de gerisinde kalmayan Standard ve Brugge bu sezon tam anlamıyla hayal kırıklığıydılar. Standard Liege özellikle ilk yarıda berbat performans sergilerken ikinci yarıda biraz daha atak yaptılar ve üçüncü sıraya kendilerini atmayı başardılar. Bu performanslarıyla gelecek sezon UEFA Kupası’nda boy gösterecekler. Club Brugge ise bu sezon taraftarlarını en çok üzen kulüp oldu.Ligi 6. sırada bitirdiler ve gelecek sezon sadece ligde boy gösterecekler.İntertoto biletini ise 4. sırayı kaparak AA Gent takımı kaptı.

İkinci ligin bulanık sıralarına düşen takım ise uzun zamandır ligin sonuna demir atan Beveren takımı oldu.Bu performanslarıyla gelecek sezon için de umut vermediler ve gelecek sezon da o bulanık sularda kalacaklar gibi görünüyor. Beveren’ in yanı sıra play out sonrası bir takım daha ligden düşebilir. Belçika’da ligin sonuncusu direkt olarak ikinci lige düşerken 17. takım ikinci ligde ikinci, üçüncü ve dördüncü sırayı alan takımlarla play out oynayacak.Burada şampiyon olan takım birinci ligde kalacak veya birinci lige adım atacak. Bana göre bu sezon 17. sırayı alan Lierse takımı geçen senelerde yaptığı gibi ligde kalacak.

Dikkat Çeken Oyuncular

Geçen sezon bu köşemde bir kere daha kendisini tanıtmıştım ama bu sefer büyük Avrupa külüplerinin kendisini transfer edeceğini düşündüğüm için bir kez daha onu buraya alıyorum. Anderlecht kısmında onu zaten size tanıtmıştım bu sezon ki 20 gollük performansıyla gol kralı Sterchele’ nin ardından ikinci sırayı aldı. Gelecek sezon santrafor ihtiyacı olan bütün takımların Anderlecht’in kapısını çalacağını düşünüyorum.

İkinci dikkat çeken oyuncum ise ligde bu sezon gol kralı olan Françoise Sterchele.Belçikalı oyuncu bu sezon oynadığı 34 maçta 21 golle krallık tacını aldı.Belçika Ligi’nin emektar oyuncularından biri olan Sterchele bu onura kariyerinde ilk kez ulaşıyor.

Bir sezonun ve bir yazının daha sonuna geldik sevgili ortakafagol okurları. Umarım sizin için okunması zevkli bir yazı ortaya çıkarmışımdır.

18.05.2007

Eski Aşk Mutluluk Getirir Mi? (Part II)

Serimize Fatih Terim ile hüzünlü bir aşk hikâyesi ile başlamıştık. Sürekli hüzünlü şeyleri anlatıp arabesk yapmak istemiyorum. O yüzden şimdi sıra sevinenlerde olacak…

Hernan Jorge Crespo: Arjantin futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en önemli golcülerden. Gerek hareketliliği olsun gerek son vuruş yeteneği olsun gerekse golü koklama özelliği olsun her T.Direktörün kadrosunda görmek isteyeceği bir forvet.

Bu uzun kıvırcık saçlı kardeşimizin futbol serüveninden bahsedelim biraz. Arjantinli olduğu için doğal olarak ilk olarak sivrilmeye River Plate’de başlar. Oradan sonra İtalya’nın başaltı kulüplerinden Parma’nın yolunu tutar bu tangocu kardeşimiz. Parma da öyle bir futbol oynar ki Crespo bütün büyük kulüplerin gözlerini kamaştırır. O sırada bütün beğendiklerini alan Lazio ya 54 milyon dolara transfer olur. Lazio sezonları dikkat çekicidir.

Lazio batınca Crespo da o zamanların kaybeden takımı Inter’e geçer. İlk günlerde Vieri ile pek anlaşamasa da daha sonra birliktelikleri mutlu ilerler. İkisi de bolca gol atarak sezonu sona erdirirler.

Aynı yıllar içerisinde Chelsea’yi Roman Abramoviç isimli bir Rus satın alır. Önüne gelen bütün topçuları almakla mükellef olduğunu düşünen bu akıllı insan kadrosuna Crespo’yu da katmayı düşünür. Inter ile konuşulur anlaşılır. Artık Tangocu için yeni bir macera başlar Ada futbolu. Gidince tabi Inter’de kıyamet kopar Vieri onu niye sattınız keşke beni satsaydınız der. Tabii ki bir sonuç çıkmaz evli evinde köylü köyünde kalır.

Crespo İngiltere’de top koşturmaya başlar Ranieri yönetimindeki Chelsea ilk sezon istediği başarıları pek yakalayamaz. Sezon sonu Ranieri Abramoviç ile beraber yediği bir öğle yemeğinden sonra işsiz kalır. Yerine dönemin parlayan teknik direktörü Jose Mourinho getirilir.

Mourinho takımın başına geçer geçmez bismillah deyip şu tarihte şu saatte kampta olunması gerektiğini bütün oyunculara bildirir. Beklenen gün gelir herkes kampta hazır ve nazırken bir kişi ortalıkta yoktur bu da ne yazık ki yazı konumuz olan Crespo’dur

Takıma disiplinini göstermek için altın bir fırsat yakalayan Josecan hemen Crespo’yu takımdan postalar. Crespo bir yıllık kiraya verilir başka bir Milano ekibi olan Milan’a. Milan da sezon iyi başlar ancak kazanılacak bütün kupalar son bir ayda kaybedilir. Scudetto San Siro’daki Juventus mağlubiyetinden sonra Juventus’a teslim edilirken. Kupaların kupası Şampiyonlar Ligi ise trajik bir biçimde Liverpool’a teslim edilir.

Sezonun sonu geldiğinde Josecan Crespo’yu İngiltere’ye geri çağırır. Crespo için İngiltere’de yeni bir başlangıç vaat etmektedir. Crespo geri döner ama nafile bu sezon da Crespo için kayıp bir sezon olur.

Yine bir sezonun sonunda transfer düşkünü kardeşimiz Abramoviç takıma bir forvet katkısının gerekli olduğunu görür ve Crespo’nun eski takım arkadaşı Ukraynalı gol makinesi Shevchenko’yu takıma yaklaşık 50 milyon Euro karşılığında dahil eder. Alınan genç forvet Kalou da tuz biber olur. Artık Crespo’nun takımda kalma şansı kalmamıştır. Kendisine yine Milano yolu gözükür. Crespo eski kulübü Inter’e geri döner.

Moratti’nin takımı sezona flaş transferlerle girmiştir. Geçen sezonu Juventus’un karıştığı şike skandalları sayesinde şampiyon tamamlamıştır. Ama bu şampiyonluk kimsecikleri tatmin etmez. Bu sebeple bomba transferler ardı ardına gelir. Önce küme düşen Juventus’tan İbrahimovic’i ve Vieira’yı alır. Sonra gelen Crespo transferi ile kadro tamamdır. Inter sezona çok iyi başlamasa da sonra gösterdiği efsane performansla 17 maç üst üste kazanıp bu alandaki rekoru kırar. Şampiyonluk rahat gelir. Crespo’nun bu şampiyonluktaki payı büyüktür. Tam 18 kez fileleri havalandırır Tangocu.

Tangocu mutlu olduğu yere kiralık olsa da dönebilmiştir. Umarım orada kalır çünkü İngiltere’de mutlu değildir olamayacaktır da. Bu büyük golcüyü 32sinden sonra istemediği bir yere götürmek hoş olmayacaktır.

İşte gidip geri dönenlerden bir mutluluk örneği. Sıra mutlu olamayanlarda olacak tabii ki diğer yazıda. Görüşmek üzere esen kalın.

16.05.2007

Eski Aşk Mutluluk Getirir Mi? (Part I)

Part 1

Futbol dünyası değişik bir dünyadır dünya içinde. Gidersin gelirsin yine gidersin yine gelirsin. Dön baba dönelim hesabı. Topçu gider döner hoca gider döner başkan gider döner. Velhasılı kelam burada işler pek belli olmaz.

Ben bu yazımda Avrupa futbolunda gidip geri gelenler konusuna değineceğim. Çok isimi tartışacağız burada uzun bir dizi olacak.

—Fatih Terim: Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük hoca olduğunu tartışmanın gereksiz olduğunu biliyorum. Hakikaten motivasyon bazında dünyada rahat ilk 10 a girer o derece iyi bir motivasyoncu. Teknik bilgisi de iyidir ama onu öne çıkaran motivasyonel yeteneğidir.

Türk futbolunda bir devrim olan UEFA kupası zaferinden sonra herkes Fatih hocanın gidip kalacağını konuşur. Fatih hoca gider hem de nereye. Dünyada en az yabancı hoca olan memleketlerden birine. Hatırlıyor musunuz Sven Goran Erikson ve Zdenek Zeman dışında İtalya’da yabancı hoca. Zaten bir ton hocaları olur birkaçını yurt dışına gönderirler gerisi dön baba dönelim.

Fatih, hoca Fiorentina ya kapağı atar. Kadro fena değildir ancak çok üst sıraları da zorlayabilecek kapasitede bir kadro yoktur Mor Menekşelerde. Her neyse haftalar geçer Fiorentina iyi kötü sonuçlar alır. Fatih Hoca Fiorentina’yı kupa finaline çıkarır ancak, bir süper ego insanı örneği olan başkan Cecchi Gori ile anlaşamaz ve sezon ortasında takımdan ayrılır. Yarım sezon işsizdir Fatih Hoca.

Sonra sezon sonu Fatih Hocaya kanca atılır hem de büyük bir kanca. Kanca’nın sahibi bir başka büyük megaloman Silvio Berlusconi’dir. Fatih Hoca artık dünyanın en büyük takımlarından birinin başındadır. İstediği transferlerin birçoğu gerçekleştirilir. Rui Costa ve Filippo İnzaghi gibi önemli isimler önemli meblağlara Milan kadrosuna katılır. Fatih Terim’in Milan macerası iyi başlar galibiyetler falan derken takım ağalarının rahatsız olması sebebiyle Fatih Hoca Filippo İnzaghi’nin kaçırdığı penaltı sonucunda Torino maçı sonrası Milan’dan sepetlenir. Galliani çıkar bundan sonra Milan’ı Milanlılar yönetecek der ve Ancelotti takımın başına geçer. Fatih Terim için ise bir sürelik tatil yapmak düşer.

Zaman geçer Galatasaray’ın şampiyon olduğu bir sezonun sonunda başkan Özhan Canaydın Mircea Lucescu’yu gönderir yerine Fatih Terim’i getirir. Sonuç ne mi olur gönderilen Lucescu Beşiktaş’ı şampiyon yapar. Terim’in ilk yılı başarısızdır. İkinci sezon da yeni transferlerle girilir sonuç hüsrandır. Tabi burada tüm suç Fatih Hoca’ya da atılamaz. Fair Play demekten başka hiçbir şey yapmayan Özhan başkanda hatalıdır

Fatih Terim efsane olduğu takımdan istifa etmek zorunda kalır. Bir efsane hüzünlü olarak ayrılır yurdundan yuvasından. Bence Fatih Terim’in kariyerindeki en büyük hatasıdır Galatasaray’a dönmek. Fatih hoca şu anda daha önce oldukça başarılı olduğu bir yerde bakalım tarih tekerrür mü edecek yoksa giden hocanın dönüşü yine hüzün mü getirecek.

İlk olarak geri gelip hüzünlenenlerden bir tane inceledik sıra sevinenlerde olacak.

En Zevkli Mücadele

La Liga’nın 34. Haftası oldukça ilginç sonuçlara sahne oldu. Barcelona’nın Betis karşısında iki puan bırakmasıyla, şampiyonluk yarışı çok daha heyecan verici bir hal aldı. Düşme hattında ise Nastic artık lige veda ederken, Celta Vigo ise Levante karşısında sahasında mağlup olarak ligde kalma şansını oldukça zayıflattı.

La Liga’da 34. haftayı Barcelona lider bitirdi ancak lig böyle sona ermiş olsaydı, kendileriyle aynı puana sahip Real Madrid şampiyon olacaktı. Yani gizli lider Real Madrid diyelim. Son haftalarda iyi futbol oynamayan, Nou Camp’da bile gol bulmakta zorlanan hatta skor avantajını erken kazandığı maçlarda bile farkı açamayan görüntüsü, Pazar gecesi de Betis karşısında tekrar etti. Bu kez çok şanslı değillerdi ve 89. dakikada Sobis Betis’e beraberliği getirdi. Hafta arası Kral Kupası rövanşında Getafe’ye 4-0 gibi ağır bir skorla elenen, Betis’e de iki puan vererek, Real Madrid karşısında şampiyonluk yarışında bir adım geriye düşen Barcelona için gelecek haftalar oldukça stresli olacak. Özellikle de gelecek hafta karşılaşacakları Atletico Madrid maçı, Barcelona’nın kaderini tayin edecek.

Cumartesi gecesi ise yine çok ilginç bir maç izledik. Dört gün sonra UEFA kupası final maçına çıkacağı için as oyuncularını bu maçta dinlendiren Espanyol 20 dakikada 3-1 öne geçtiği maçta üstünlüğünü koruyamadı ve Real Madrid’e son dakikada Higuain’in golüyle 4-3 mağlup oldu. Real Madrid’in bu galibiyeti kendilerini zirveye çıkardı. Sezon başında ve ortasında gol noktalarında zorlanan Real Madrid’in son üç maçta 11 gol atması ve yine son sekiz maçının yedisini kazanması taraftarlarını bir hayli mutlu ediyor. Real Madrid’in 3-1’den gelerek bu maçı kazanması gelecek dört haftada onları önemli ölçüde motive edecektir.

UEFA kupasının diğer finalisti Sevilla ise Recreativo karşısında maçı fazla zorlamadan 2-1 kazanarak, Barça’nın da puan kaybıyla birlikte şampiyonluk şansını yeniden artırmış oldu. Sevilla takımı ardı ardına final maçlarına çıkacak. UEFA, Lig ve Kral Kupasında sona yaklaşırken Sevilla takımı üç kupayı da kaldırmanın hayalini kuruyor.

Zaragoza’yı 2-0 yenerek liderle arasındaki puan farkını dörde indiren Valencia ise şampiyonluk yolunda haftalar sonra tekrar umutlandı. Önlerinde üç takım var ve aradaki fark dört. İşleri elbette çok kolay değil ama puan kayıplarının çok fazla yaşandığı La Liga’da son dört maçını kazanacak bir Valencia’da şampiyonluğa ulaşabilir.

Valencia’ya 2-0 kaybeden Zaragoza’nın ise artık ş.ligi şansı kalmadı. 55 puanlı Zaragoza kalan dört haftada UEFA kupasına gitme yolunda herhangi bir sorun yaşamak istemeyecek. Haftanın en dikkat çeken maçı ise bu sezon evindeki 17 maçta sadece 6 gol yemiş olan Getafe’nin Atletico Madrid karşısında almış olduğu 4-1’lik mağlubiyetti. Tabiî ki bu mağlubiyetin 4-0’lık Barça maçından hemen sonra olması hem şaşırtıcı hem de anlaşılır bir şey. Kral Kupasında finale yükselerek asıl hedefine yeniden ulaşan ve hem de çok önemli bir skorla bunu başaran Getafe’nin Atletico karşısında bu kadar kötü olması pek sürpriz olmadı. Atletico böylece puanını da 54’e yükselterek UEFA kupası mücadelesinde tekrar avantajlı hale geldi.

Ligde 7-11. sıralar arasındaki beş takım ise sadece iki puan farkla sıralanmış durumdalar. Buradaki beş takımdan Getafe hariç diğer dört takımın Avrupa Kupalarına katılmak gibi bir hedefleri var. 50’şer puanlı Recreativo ve Villarreal, 49’ar puanlı Getafe ve Racing, 48 puanlı Mallorca. Son dört maçında 10 gol atıp, 1 gol yiyerek 12 puan alan Villarreal’in yakalamış olduğu form bu takımların arasından sıyrılma şanslarını önemli ölçüde artırdı. Yine içerde dışarıda son haftalardaki maçlarını kazanan Mallorca’da kalan haftalarda oldukça zor maçlarına rağmen gösterdiği performansla büyük bir başarı yakalamış durumda. Ligin iki sürpriz takımı dediğimiz Santander ve Recreativo ise son haftalarda düşüş gösteriyorlar.

45 puanlı Espanyol ve 44 puanlı Deportivo ise ligin bitmesini bekliyor kuşkusuz. Düşme bölgesinde ise Levante, Celta deplasmanından galip gelerek son dört maç öncesi ligde kalma şansını hayli artırdı. Deportivo’yu Athletic’in yenememesi, Nastic deplasmanından üç puanla dönen Sociedad’ın da umutlarını artırdı. Levante’ya kaybeden Celta’nın işi ise bundan sonra çok daha zor olacak. Nastic ise artık La Liga’ya veda etti.

Bir önceki yazıda ligde kalma mücadelesini analiz etmiştim. Gerçekten de ilginç sonuçlar alındı bu haftasonu ve öngörü yapmanın ne kadar zor olduğu bir kez daha anlaşıldı. Celta’nın kaybetmesi, Athletic’in kazanamaması, Sociedad’ın galibiyetiyle yarış biraz boyut değiştirdi. Artık Osasuna’nın bile da acilen puana ihtiyacı olacak.

Şampiyonluk yarışı da müthiş bir hale gelmiş durumda. Real Madrid, Barcelona, Sevilla ve Valencia son dört maça adeta kol kola girecekler. Bu dört takımın da kalan maçlarına bir göz atalım ve ne olabilir diye biraz beyin jimnastiği yapalım.

Barcelona gelecek hafta fikstüründeki en zor maça gidecek. Maç sadece son dört hafta içindeki değil 38 haftalık lig fikstüründeki de en zor maç Barça için. Rakipleri Atletico Madrid ve Atletico’nun son yıllarda Barcelona karşısında inanılmaz bir üstünlüğü var. Barça Atletico karşısında Madrid’de galibiyeti en son 2000 yılında aldı. İki takım arasındaki son beş maçta da galip gelemedi Barcelona. Atletico’nun Getafe’yi de farklı mağlup etmesi morallerini de hayli yükseltti. Formsuz Barcelona’nın o maçta galibiyeti yakalaması gerçekten çok zor olacak. Barcelona, o maçın ardından iki maç üst üste evinde Getafe ve Espanyol ile karşılaşacak. Bu maçlar da çok kolay maçlar değil ama en azından kağıt üzerinde Barcelona’ya yakın maçlar. Barça’nın son maçı ise ligden düşen Nastic deplasmanı.

Asıl lider Real Madrid ise bu dört hafta boyunca Barça’nın Atletico deplasmanına benzer bir deplasmana gidecek. O da Zaragoza deplasmanı. Bu hafta ise Recreativo deplasmanları var. Ardından büyükleri bu sene hayli terleten Deportivo ile evlerinde karşılaşacaklar. Sonra Zaragoza deplasmanı ve ligi Mallorca ile evlerinde oynayacakları maçla kapatacaklar.

Sevilla ise biraz daha zor maçlar oynayacak. Bu hafta ligin sahasında en az gol yiyen takımı olan ancak kupada deplasmanda 3-0 kazandıkları Deportivo maçını oynayacaklar. Zaragoza ile içerde, sonrasında ligin en formda takımı Mallorca ile deplasmanda oynayacaklar. Son hafta ise yine çok formda bir başka takım Villarreal’i ağırlayacaklar. Maçları biraz daha zor gibi ancak UEFA finalini atlatacak olan Sevilla tüm dikkatini lige verecek ve daha iyi sonuçlara imza atacaktır diye düşünüyorum.

Son üç maçını kazanarak tekrar potaya giren ama şansı biraz daha az olan Valencia ise en kritik maçını bu hafta oynayacak. Rakipleri Mallorca. Mallorca deplasmanında puan kaybı yaşarlarsa lig onlar için biter ama kazanırlarsa da muhtemel puan kayıplarını da düşünürsek şansları artacaktır çünkü sonrasında oynayacakları üç maç da Valencia’da olacak. İçerde Villarreal ve Real Sociedad, deplasman maçları ise bir başka Valencia takımı Levante. Tabi bu takımların ligde kalma yarışında olmaları maçları zorlaştıran bir etken. Ne var ki Mallorca deplasmanından üç puanla dönen bir Valencia kalan maçlarını da kayıpsız bitirebilir.

Çok zevkli, heyecan verici bir lig yaşıyoruz. Son dört maçta da bu heyecan daha da artacak ve bütün kulvarlarda son hafta kazananlar belli olacak diye umuyorum.