İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

13.07.2007

Copa America'dan Göze Batanlar

Saygıdeğer ortakafagol.com okurları yeni bir yazıyla karşınızdayım. Avrupa ligleri bittikten sonra yine futbol açlığımız ülke olarak başladı. Bizim ülkemizde erkeklerin hayatı futbol üzerine kuruludur. Genç erkekler kız arkadaşlarıyla olacak buluşmalarını takımlarının maçı olmadığı günlere ayarlar. Evli erkekler eşleri maç esnasında televizyonun önünden geçerse en sağlam kavgalardan birini çıkarır. Bu yüzden ligler bittiği için erkekler bir buhran içindeydi ki ( bunun içinde ben de vardım) derdimize Copa America yetişti. Hem de öyle bir yetişti ki gol rekoruyla. Dünya Kupası bile gol açlığımıza derman olmamıştı ama Amerika kıtası takımları gol açlığımızı fazlasıyla giderdi. Tabii ki bu kupada da çok ilgi çeken ve yetenek avcılarına göz kırpan oyuncular ortaya çıktı. Bende bu sınıftaki oyuncuların birkaçını size anlatmaya çalışacağım.

Humberto Suazo

Şili milli takımının futbolu turnuva boyunca vasatı aşamadı bana göre ama iki oyuncuları vasatın çok çok üstüne çıktı. Bunlar Humberto Suazo ve Mark Gonzalez. Mark Gonzalez’ i yapmamaya karar verdim çünkü kendisi zaten Liverpool’ da oynuyor ve birçoklarınız onu tanıyor. Hiç bilinmediği ve tanınmadığı için ben size Suazo’ yu tanıtacağım. Bende kendisini bu turnuvadan önce tanımıyordum. Daha turnuvanın ilk maçı Ekvador maçından itibaren göz doldurmaya başladı. Zaten çok az pozisyona giren Şili takımının çeyrek finale çıkmasında Suazo’nun girdiği pozisyonların %80’ ini gole çevirmesi çok etkili oldu. Suazo’ nun ne kadar bitirice bir oyuncu olduğunu 06-07 sezonu boyunca oynadığı 75 maçta tam 70 gol oranıyla görebiliriz. Kendisi neredeyse her maçta bir gol atıyor. Vücudunu oldukça iyi kullanıyor. Sırtına aldığı stoperin topu ondan çalması oldukça zor. İki ayağına da oldukça hakim ve kafa toplarında da iyi zıplamasının etkisiyle oldukça kuvvetli. Takımı Colo Colo’ da bu sezon gösterdiği performanstan dolayı Meksika takımı Monterrey’ e transfer oldu. Santrafor arayan takımlarımız niye Şili gibi oyuncuların çok pahalı olmadığı ligleri taramazlar bilmiyorum. Boş boş forvetlere milyonlarca döviz akıtan takımlarımız çok daha düşük bir fiyata Suazo’ yu getirebilirdi. Bu gibi ligleri taramadıkları için menajerlerin elinde kepaze oluyorlar. Menajerler oyuncunun iki maçlık kasetini getiriyor. Bu kasetlerde de oyuncunun en iyi oynadığı maçlar oluyor. Ama bir oyuncunun sadece iki maçlık görüntüsüyle fikir edinemezsiniz ki. Bir oyuncunun koskoca bir sezon boyunca hatta birkaç sezon boyunca izlenmesi gerekir ki bu sayede oyuncunun her hali görülmelidir.

Salvador Ortega Cabanas

Cabanas’ ı çok fazla izleyememiş olabilirsiniz. Ama dış görünüşü ve ismiyle hatırınızda kalabilir. At kuyruğu saçları ve gereğinden fazla kilolarıyla tembel bir oyuncu kanısına kapılabilirsiniz ilk gördüğünüzde ama onu maç esnasında izlediğinizde ne kadar dinamik bir oyuncu olduğunu görebilirsiniz. Savunmalar için oldukça yıpratıcı ve top tekniği çok yüksek bir oyuncu. Genelde yedek olarak başlıyor ama girdikten sonra da oldukça olduğunu gösteriyor. Diyebilirsiniz ki o oyunun koptuğu rakip savunmaların maçı bıraktığı dakikalarda giriyor diyebilirsiniz. Ama onun takım arkadaşları bile maçı bırakmışken o çalışıyor didiniyor ve golünü atıyor. Kendisi Meksika’ nın Club America takımında oynuyor. Kendisi 06-07 sezonunda çıktığı 38 maçta 25 gol atarak iyi bir yüzde tutturdu.

Jose Andres Guardado

Meksika milli takımının orta sahasının önemli dişlilerinden biri olan Guardado kupada gösterdiği iyi performanstan sonra eski günlerini arayan İspanya’ nın köklü takımlarından biri olan Deportivo La Coruna’ ya transfer oldu. Aynı kültüre yakın bir ülkeye gittiği için uyum sorunu yaşamadan takımına oldukça iyi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Ancak gereğinden fazla değişen Deportivo on birinde başı da dönebilir. Bu kupada ise oldukça iyi performans gösterdi. Takımın yarı finale çıkmasında önemli katkıları oldu finale çıkamasalar da ben üçüncülük maçında başarılı olacaklarını düşünüyorum. Guardado sağlam orta saha görüntüsü veriyor. Oyunun iki tarafını da oldukça iyi oynuyor. Attığı paslar oldukça isabetli ve bu attığı pasların çoğu final pasları. Rakip orta saha oyuncularını da oldukça iyi bozuyor ve pas kanallarını çok iyi kapatıyor.

Bir scout köşesi yazısını daha sona erdirdik. Benim için yazması oldukça zevkli oldu. Umarım sizin içinde okuması zevkli bir yazı olmuştur. Mutlu günler bol gollü gerçek ve halı saha maçları dilerim.

Peter Kenyon

2003-04 sezonun artık sonunun geldiği 15 Mayıs günü Chelsea, Stamford Bridge’de Leeds’i ağırlar. Chelsea’nin en ateşli seyircilerinin bulunduğu Matthew Harding tribününden bir bağırış yükselir: “Kenyon’dan nefret ediyorsan ayağa kalk!” ve bir anda bütün stat ayağa kalkar.



Yaptığı anlaşmalarla bir futbol pazarlama dahisi olarak anılan Peter Kenyon, aynı zamanda çokça çıkmayı sevdiği medya karşısında yaptığı sivri açıklamalarla İngiliz futbolunun en sevilmeyen yöneticilerinden biri konumunda. Onu sevmeyenlerin başında ise CEO’luğunu yaptığı iki kulüp; Manchester United ve Chelsea taraftarları geliyor.



1954 yılında Manchester’da doğan Peter Kenyon 1983 yılında Umbro’ya ürün müdürü olur ve böylece spor endüstrisine adım atar. Daha sonrasında şirketin CEO’su olan Kenyon’ı üne kavuşturan olay, 1987’de Umbro’nun çoklu spor eğilimini bırakıp sadece futbol odaklı bir politika benimsemesiyle başlar. Umbro’nun el değiştirip şirketin Amerikanların eline geçmesiyle Kenyon da South Carolina’ya taşınır. “ Amerikalılar dünyanın en iyi pazarlamıclardır” diyerek pazarlama yeteneğini nasıl öğrendiğini açıklıyor.



1997 yılında Kenyon, doğduğu şehre, Manchester’a United’ın yardımcı CEO’su olarak geri döner. 2000 yılında ise takımın CEO’luğuna getirilir. 3 yıl kaldığı bu görev süresince United, 2 lig şampiyonluğu kazanır. Ancak Kenyon’ın yaptıkları sadece saha içinde yaptıklarıyla sınırlı değil. Esas uzmanlık alanı olduğu pazarlama alanında United’ı bir dünya devi yapar. İlk iş olarak Nike ve Vodafone ile sponsorluk sözleşmelerini yeniler. Vodafone ile yaptığı anlaşma 30 milyon pound değerindedir. 2001 yılında emekli olmayı düşünen Sir Alex’i takımda kalmaya ikna eder.



Medya spotlarının altında olmayı seven Kenyon, oyuncu seçimlerinde de ön plana çıkar. Bunu zaten açık açık röportajlarında da belirtiyor: “Oyuncu seçimlerini menajer, takım sahibi ve benim görüşlerimizin ışığında ortak yapıyoruz”. Bu şekilde Kenyon 28 milyon pounda Veron’u, 19 milyon pounda Van Nistelrooy’u ve 30 milyon pounda Rio Ferdinand’ı transfer eder. New York Yankees ile yapılan pazarlama anlaşması ve Manchester United’ın Uzakdoğu pazarına açılmasında hep Kenyon’ın imzası vardır.



2003 yılında Abramovich, Chelsea kulübünü satın alıp piyasada herkese el atarken, oyuncuların yanında Peter Kenyon da Chelsea’ye transfer oldu. Peter Kenyon’a karşı kopan yaygaralar daha buradan başladı çünkü Manchesterlı Kenyon, Londra’ya gelmişti. Dahası United kariyeri boyunca sürekli olarak doğma büyüme Manchesterlı ve Unitedlı olduğunu, hayatındaki futbol ilgili en güzel anısının 1968 yılında United’in Avrupa Şampiyonu olduğunda statta bulunmak olduğunu belirtmişti. Ancak işte paranın rengi mavi olur ve Kenyon 3.5 milyon pounda Chelsea’nin başına geçer. Kenyon’ın United’dan ayrıldığı gün United’ın hisseleri %5.6 değer kaybeder.



Bir pazarlama uzmanı olan Kenyon, yeni ürününü pazarlarken ilk olarak logoyu değiştirdi. Emirates ile forma sponsorluğu sona erdiğinde Kenyon, Samsung ile yıllığı 11 milyon pound olmak üzere 5 yıl, Adidas ile de yıllığı 12 milyon pound olmak üzere 8 yıllık sözleşme yaptı.



Adidas ile sponsorluk anlaşması yaparken mevcut sponsor Umbro ile sözleşmeyi feshettiğini ve bu sebeple 25.5 milyon tazminat ödediklerini belirtmek gerekiyor. Doping kullandığı için sözleşmesi sona erdirilen Mutu’ya verilen tazminat da başka bir harcama. Transfer harcamalarının yanına bunun gibi harcamalar da eklenince, 2005 yılında Chelsea tam 140 milyon pound zarar ettiğini açıkladı. Bu rakam şimdiye kadar futbol tarihinde bir takımın bir yılda açıkladığı en büyük zarar.



Kenyon Chelsea gibi en baştan yapılanan bir kulüp için böyle bir durumun normal olduğunu söylüyor. Yakın gelecekte transfer harcamaları kısmayı planladıklarını ve kendi yıldızlarını çıkarmak istediklerini söyleyen Kenyon, bu amaçla Tottenham alt yapı sorumlusu Frank Arnesen’i transfer etti. Gerçekten de 2003-04 transfere 175 milyon pound harcayan Chelsea, ertesi sene bu rakamı 57 milyon pounda çekmeyi başardı.



Kenyon, Chelsea ile Manchester United’ı arasında ürün pazarlama açısından çok büyük farklar olduğunun altını çiziyor. “Manchester United çok uzun bir sürede inşa edildi. 1960ları ve 90ları domine etti. Chelsea olarak bizim böyle zengin bir mirasımız yok. Bu yüzden daha farklı stratejiler belirliyoruz.”



Kenyon, Chelsea’yi bir dünya markası yapmak istiyor. Kenyon da Chelsea’nin bir United ya da Liverpool kadar yurt dışında taraftarının olmadığının farkında. Ancak yakın zamanda bu takımları yakalayacaklarına inanıyor. “Bugünün medya şartlarıyla, 15 yıl önce olduğundan çok daha kolay bir şekilde ürün bilinirliği yaratabilirsiniz. Gelişigüzel yayılmıyoruz. Odaklanıyoruz. Hedefimizde Kuzey Amerika var. Kuzey Amerika’nın içinde de New York, Los Angeles ve Chicago var. Çin bir diğer hedefimiz. Yine Abramoviç sayesinde Rusya’da çok büyük stratejik avantajımız var”



Uzun vadede Kenyon Amerika ve Asya pazarlarına açılmayı hedeflese de kısa vadede daha yakına bakıyor. Chelsea’nin çekirdek taraftarı Londra’nın batı ve güney batısından çıkıyor. Kenyon ise Chelsea’nin tüm başkenti domine etmesi için bir sebep göremiyor. “Londra’nın önemi bizim stratejimizde oldukça kritik bir nokta. Londra bugün dünyanın en büyük 3 şehrinden birisi. İlk amacımız Londra’ya sahip olmak. Uluslararası bir marka olmayı hedeflerken önce kendi içimizde bir kitleye sahip olmalıyız.” Kenyon bunların yanında Chelsea’nin yurt içinde 5, tüm dünyada ise 20 milyon takipçisi olduğunu belirtiyor.



Farkındaysanız Kenyon’ın belirttiği sayı taraftar değil takipçi. İşte ilk paragrafta Chelsea seyircisinin tepkisi de buradan kaynaklanıyor çünkü Kenyon taraftarı, müşteriden başka bir şey olarak görmüyor. The Observer gazetesinde yazan bir Chelsea taraftarı Kenyon’ı “iyi giyimli paralı asker” diye nitelendiriyor. Chelsea’nin bir lig maçının en ucuz bileti 50 pounda yükseldi. Mark Palmer, yazısında, sezonun en keyifli maçlarından biri olan Şampiyonlar Ligi yarı finalinin maç programında sezonluk bilet fiyatlarının enflasyonun çok üzerinde arttığını; bununla birlikte kombinelerin sadece lig maçlarında geçerliği olacağını öğrendiklerini belirtiyor.



Kenyon bu politikayı yeni taraftar çekmek için olduğunu ifade ediyor. “Arsenal ile eşleşsek bile kupada bilet fiyatlarını ucuz tutacağız. Kupa maçları yeni taraftarları stada getirmek için oldukça iyi bir yol.”



Gerçekten de istediğiniz kadar Uzakdoğu’da Frank Lampard’ın formasını satın, kendi stadınızı dolduramadıktan sonra bunun fazla önemi kalmıyor. İşte bu açıdan Kenyon’un öncelikle Londra’ya yönelmesi doğru bir strateji. Hele ki bu şekilde kendi çekirdek taraftarını karşısına alınca, yeni taraftar aramak kaçınılmaz oluyor.



Kenyon’ın arasının kötü olduğu kesim sadece taraftarları değil. Etik ve legal olmayan yoldan yaptığı transfer görüşmeleri de zamanında oldukça tepki çekti. Bunların arasında o zamanlar İngiltere milli takımının başında bulunan Sven Goran Eriksson ve Arsenal’in oyuncusuyken Ashley Cole ile yapılan görüşmeleri sayabiliriz.



Sonuç olarak Kenyon başında bulunduğu takımları büyük bir hızla hedeflediği amaçlara taşımayı beceriyor. Ancak bunu yaparken izlediği yollar her kesimden tepkilere sebep oluyor.

9.07.2007

The Theatre of Dreams: Old Trafford

Bir mabet… Kendilerinden başka dostu olmayan kırmızı şeytanların mabedi. Sir Bobby Charlton’ın taktığı isimle ise “The Theatre of Dreams”.

Bundan tam 105 yıl önce, 26 Nisan 1902’de, eski bir futbol kulübü olan Newton Heath, sahne ismini Manchester United olarak değiştirdi. O güne dek maçlarını Bank Street’te oynayan takıma, bu saha artık yetmez olmuştu. Kulübün finansal açıdan toparlanmaya başladığı günlerde, İskoçya’daki Hampden Park ve Ibrox Stadium’un da mimarı olan İskoç mimar Archibald Leitch’e, ayakta 100.000 seyirci kapasiteli bir stat sipariş edildi. Ancak sonradan, bu kapasitedeki bir stadın, en azından şimdilik gereksiz olduğuna karar verildi ve 80.000 seyirci kapasitesi daha uygun bulundu. 1909 yılında yapımı tamamlanan Old Trafford’daki ilk maç United ve Liverpool arasındaydı. Maçın sonucu ise bir açılış maçına yaraşır cinsten değildi. Çiçeği burnunda ev sahibi, Liverpool’a 4-3 yenilmişti.

Bu talihsiz açılışın ardından, United’ın başına gelen ikinci ve belki de en büyük talihsizlik, Old Trafford’ın 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından bombalanması oldu. 1941 ve 1949 yılları arasında çimlerine futbol uğramayan ve farelere ev sahipliği yapan stadın bakımı aşamasında kırmızı şeytanlar, manevi ve özellikle de maddi anlamda yıkıldılar. Onların imdadına koşanlar ise, ezeli rakipleri, şehrin bir diğer yakasındaki mavili Manchester Cityliler oldu. İki takım, City’nin o dönemki stadı Maine Road’da, yaklaşık 10 yıl boyunca göz göze, diz dize maçlara çıktılar.

Bu olay, 90’lı yıllarda değişik esprilerin odağı haline geldi. Doğu Almanya topraklarında büyüyen ve 1994’te Manchester City’e geldiğinde kimseciklerin tanımadığı Uwe Rösler, attığı gollerle takımı sırtlayınca, taraftarın gözbebeği olmuştu. Üstlerinde, “Uwe’s granddad bombed Old Trafford” yazan t-shirtler giyen City taraftarları, bir yandan Alman topçularını bağırlarına bastılar, bir yandan da şehrin kırmızı yakasına çok içten selamlarını yolladılar. Rösler’in dedesinin bu işte parmağının olup olmadığı ise hâlâ merak konusu.

Old Trafford’ın dört tribününün isimleri ise şöyle: United Road Stand, Scoreboard End, South Stand ve tabii ki de Stretford End. “Tabii ki de” diyorum çünkü resmi adı sonradan West Stand olarak değiştirilen, ancak hala stadın batısında kalan kasabanın ismiyle tanınan Stretford End, United’ın en ateşli taraftarlarının tribünü. Rivayete göre eskiden Stretford End taraftarlarının sesi, bir Jumbo Jet’in kalkış anında çıkardığı sesten daha yüksekmiş. Ancak sonradan buraya ailelerin gelmesi için bir bölüm yapılmış. Bu yüzden şimdiki Stretford End eskisine oranla daha az gürültülü.

Stretford End tribünününde taraftarların pankartlarını koyabilecekleri bölümler var. Ancak 2005 Ağustosunda pankartlar kaldırılmıştı. Kaldırılmalarının görüntüdeki sebebi stattaki tadilattı. Asıl sebep ise Unitedlı taraftarların Glazer’a tepkisiydi. Fakat tabii ki de pankartlar sonradan geri geldi. İşte pankartlardan bazıları:

Stretford End’in kendi kralları da var. Unitedlılar’a göre sadece Denis Law ve Eric Cantona krallık statüsüne yükselebilmişler. Denis Law’ın krallığa layık görülmesinin sebebi kırılması güç gol rekoru, Cantona’nınki ise sahadaki havası ve karizmasıymış.

Stretford End, ayrıca United’la ilgili istatistiklerinin bulunduğu The Website of Dreams’in bilinen adı. (www.stretfordend.co.uk). United maçları ve oyuncularıyla ilgili yaklaşık 12.000 sayfalık bilgiye sahip site, 2006 yılında Manchester United’ın resmi sitesinin resmi istastistik kaynağı oldu. Ayrıca bu site, takımın engelli taraftarlarına ve Unicef’e yardım amaçlı kurulan iki dernek için de bağış topluyor.

Sitenin istatistiklerine göre, ironik bir şekilde, Old Trafford tarihindeki 76.962 seyirci rekoru bir United maçında değil, Wolverhampton Wanderers ve Grimsby Town takımları arasında oynanan 1939 FA Cup yarı final maçında kırılmış. 1941 ve 1949 yılları arasında yapılan düzenlemelerle, kapasitesi 76.212 olarak belirlenen Old Trafford’ın, United maçı rekoru ise geçtiğimiz Mart ayında Blackburn Rovers maçında 76.098 seyirci ile kırıldı.

Tarihi statla ilgili verilmesi gereken birkaç ilginç detay var. Hava şartlarıyla başı dertte olan Old Trafford’ın altında, buzlanmayı önlemesi amacıyla 23 millik sıcak su boru hattı bulunuyor. Stat, 1967 yapımı, Albert Finney’in Charlie Bubbles adlı filmine ev sahipliği yapmış. Ayrıca holiganizmi önlemek amacıyla koruyucu tellerin kullanıldığı İngilteredeki ilk stat ve UEFA’dan 5 yıldız almayı başaran da ilk stat. Yanlış hatırlamıyorsam geçtiğimiz kış, Old Trafford’ın üstü buz tutmuştu ve kulüp, stadı buz pateni pisti olarak pazarladı. Umarım atmıyorumdur. Resmi web sitesinde böyle bir reklâm gördüğümü hatırlıyorum.

Ölümsüzleştirdiği isimler, unutulmaz maçlar ve sadık taraftarlarıyla, Premier Lig’in Premier kulübünün adeta bir mabeti haline gelen Old Trafford’ın çimleri dilerim hiç solmaz.

23.06.2007

Segunda Liga

İspanya ligi sevenlerine merhabalar... Bu yazıda Segunda Division’ı ele alacağız, ardından da Primera Liga’daki sezon sonu ödüllerine bakacağız.

Ama önce gelelim Segunda Division'daki çekişmeye...
Sezonun son haftasına erken başlandı. Cuma günü oynanan maçta Ciudad Murcia Poli Ejido'ya kendi sahasında 1-3 yenilmekten kurtulamadı. Bir kaç hafta önce herkes bu maçın her iki takım açısından da kümede kalma maçı olacağını düşünüyordu ama iki takım da son haftaya gelene dek iyi sonuçlar alarak bu maçı rahat bir ortamda oynadılar. Víctor Salas bu maçta deplasman takımı adına iki gol kaydederek galibiyette pay sahibi oldu.

Cádiz ve Celta deplasmanda aynı skorla (0-2) galip gelerek işi şansa bırakmadılar.. İki takım, bu galibiyetlerle haftaya lider giren Alavés'le puanlarını eşitlediler. Alaves ise evinde 1-0 mağlup oldu.Bu skorla Cadiz Segunda Division şampiyonluğunu ilan etti. Yükselme mücadelesindeki diğer takım Eibar ise Racing Ferrol ile 1-1 berabere kaldı ve Yükselme potasının 3 puan gerisinde ligi tamamladı..

Cádiz son deplasman maçında komşusu Xerez'e konuk oldu. Xerez, bu sezonun iyi futbol oynayan takımlarından biriydi ve zorlu bir deplasmandı. Ama Cadiz, ilk yarıyı iyi bir futbol ve Oli'nin 25. dakikadaki golüyle 0-1 önde kapattı. Abraham Paz 2. yarının henüz 5. dakikasında penaltıdan skoru 0-2 yaptı. Golden bir kaç dakika sonra ev sahibi takımın defans oyuncusu Bajic oyun dışı kaldığında maç orada bitti. Cadiz rahat bir galibiyetle şampiyonluğunu ilan etti. Celta içinse Lleida maçı bu sezonun 2. finali idi. Xerez'i 1-3 yendikleri maçta cezalı oyuncu oynattıkları için 3-0 yenik sayılmaları onları korkutmuş ve morallerini bozmuştu. Taraftarlar içinse bu maç 2. kez şampiyonluk kutlaması oldu. Maça Federasyonun Xerez maçı için aldığı hükmen mağlubiyet ve 3 puanlarının silinmesi kararının şoku ile başlamalarına rağmen, Jandro'nun 43. dakikadaki golü onları rahatlattı. Oyuna 2. yarıda giren Jesús Perera 86'da skoru 2-0 yaptı ve Celta mutlu sonla Primera Division'a yükseldi...

Eibar sezonu yükselme potasının 3 puan gerisinde kapattı.Racing Ferrol'e karşı kendi evlerinde ummadıkları bir beraberlik aldılar. Llorente'nin ilk çeyrek sonunda attığı gol ile 30 dakika kadar yükselme potasının içinde olmalarına rağmen Cadiz ve Celta maçlarından gelen gol haberleri , ardından da 2. yarının başında kaptanları Karmona'nın penaltıya sebebiyet verip kırmızı kartla oyun dışı kalması tüm bu sevinci hüzne dönüştürdü. Mario Bermejo penaltıyı gole çevirerek Eibar'in hayallerini sona erdirdi. Alavés ise aynı dakikalarda şampiyonluğunu ve 2 yıl aradan sonra Primera Division'a dönüşünü bir Festival havasında kutluyordu. Sporting Gijón bu festival arasında 1-0 galip gelince Cádiz ikili gol averajı nedeniyle Şampiyonluğu kaptı.

Küme düşmeme mücadelesinde bir sürpriz olmadı ve son haftaya düşme potasında giren 4 takım küme düştüler..Yalnızca Cordoba takımı, oyuncuları ile sorunları olan Tenerifeyi deplasmanda 0-2 yenince kümede kalmak için umutlandı..Son sıradaki Pontevedra Salamanca'yı 4-1 ile geçerek puanları eşitledi.Bu maçta Pontevedra adına 3 gol penaltıdan geldi. Terrassa ise Málaga B yi tek golle geçerken gol Juan Carlos'dan geldi.

Recreativo Huelva'nın Primera Division umutları son haftada kırıldı.Zaten lige yükselmek için mucizeler, yani Nàstic'i 20 farkla yenmeleri ve sıralamada üstlerinde yer alan takımların yenilmeleri gerekliydi!. Durum böyle olunca da ortaya futbol adına güzel, bol gollü bir karşılaşma çıktı.Bu maçın bir ilginç yanı da birbirlerine rakip olan Begonia kardeşlerin her ikisinin de takımları adına birer gol atmasıydı . Valladolid ise zaten erken kapattığı sezonu Elche mağlubiyeti ile tescilledi ve köşesine çekildi.Sezonun son maçında, Almería Real Murcia yı Luna'nın ilk yarıda attığı golle 1-0 geçti.

Yazımıza La Liga'dan istatistiklerle son veriyoruz. İlerleyen haftalarda İspanya Ligindeki Transferleri değerlendiren yazılarla birlikte olacağız...

Pichichi Of The Season: (Gol Kralı)

Diego Forlan - Villareal / Manchester'de geçen günlerinin intikamını almak ister gibiydi... Son haftada Levante'ye 2 gol atarak Eto'o'yu geride bıraktı.

Zamora Of The Season ( En iyi Kaleci)

Çoğumuzun pek sevmediği (Ne günahı varsa!) Victor Valdes bu sezonun en iyi kalecisi ödülünü aldı. Kim ne derse desin VV bu sezon gerçek anlamda başarılıydı. Geçen sezonu sırf İspanyol olduğu için oynayan birine verilebilecek en anlamlı ödül bu olsa gerek.Valdes,Oynadığı 35 maçta kalesinde 25 gol gördü.

Villain Of The Season ( En Hırçın Oyuncu)

Pablo Garcia (Osasuna)29 Ceza puanı aldı. Ve 4 maçta takımındaki yerini alamadı.

White Stick Awards ( En iyi Hakem)

Megia Davila . İzlediğim maçlarda gayet iyiydi. Demek ki İspanyollar da öyle düşündüler...

Hoşçakalın!

10.06.2007

Unutulmaz Bir Gece

O iki maçın 90. dakikalarında olanlar olmasa, bugünkü yazımın başlığı başka olacaktı. Her neyse ki Raul Tamudo ve Nistelrooy son dakikada attıkları gollerle hem Messi’yi, hem maçın hakemlerini kurtarmış, hem de Barcelona’nın tarihe “kirli” olarak geçecek şampiyonluğunu da bu şekilde engellemiş oldular.

37. haftanın bu kadar heyecanlı geçeceğini düşünmemiştim hiç. Real Madrid’in kazanamayacağını, Barcelona’nın Espanyol karşısında işinin çok zor olduğunu falan düşünüyordum elbette ama bunun bu denli karmaşık, zevkli ve de dramatik olabileceğini hiç düşünmemiştim. Zirvede müthiş şeyler olurken ligde kalma mücadelesinde de Celta’nın sürpriz galibiyeti ve yine Betis’in şok yenilgisi son haftada düşme hattını da bir başka hale soktu.

Zaragoza’da ve Barcelona’da oynanan maçlar gerçekten sıra dışıydılar. Her iki kentte de gollerin aşağı yukarı aynı dakikalarda gelmiş olması işin tadını bir başka hale getirdi. Önce Barcelona, Espanyol karşısında 1-0 yenik duruma düştü. Real Madridliler tam sevinirlerken, penaltıdan Zaragoza’da Real karşısında öne geçti. Devre biterken de Messi’nin Maradona’nın gerçek veliahtı olduğunu tescillediği gol geldi. Yazının başında demiştim ya, son dakikadaki goller olmasa başlık başka olacaktı diye. Tahmin ettiğiniz gibi yazının başlığı Messi’yle ilgili olacaktı. Evet, gerçekten de Maradona sonunda veliahtını buldu. Messi, idolü Maradona’nın tam anlamıyla izinden gidiyor. Getafe’ye orta sahadan çalımlarla gelerek attığı golle Maradona’nın efsane golünü atmıştı. Bu kez de ünlü yıldızın bir başka efsane golü yani İngiltere’ye elle attığı golü kopya etti. Söyleyecek söz yok. Tebrikler Messi! İdolünün hakkını veriyorsun.

Bence herkes şükretmeli o son dakika gollerine. Öyle bir skandalı engelledi ki o goller, uzun yıllar unutulmayacaktı. Umarım gelecek hafta sıralama değişmez ve İspanya bu yüz karası hadiseyle şampiyonunu belirlemiş olmaz. Bu gol bir şekilde iptal edilmeliydi diye düşünüyorum. Devre arasında mesela, ya da artık futbolda da masa hakemlerine ihtiyaç olduğu gerçeği daha hararetli tartışılmalı. Son olarak bu konuyla ilgili söyleyeceğim; Messi’ye ağır bir ceza verilmesi taraftarıyım. Bu çirkinlik cezasız kalmamalı hele ki golü yaptıktan sonra suçunu itiraf etmemesi ve hakemi “bir refleks sonucu elle attım, gol sayılmamalı” dememsi suçunu daha da artırdığı kanaatindeyim. Maçın hakemi Rodriguez Santiago ve elle atılan golü göremeyen ya da iptal kararını veremeyen yardımcı hakem de bu hatanın cezasını çekmeli.

İkinci devre başında Messi takımını öne geçirirken Real Madrid önce beraberliği yakalıyor ardından ise tekrar yenik duruma düşüyordu. 90. dakikaya gelindiğinde Real Madrid, Zaragoza karşısında 2-1 yenik, Barcelona ise Espanyol karşısında 2-1 üstündü. Her ne olduysa oldu ve sanırım İlahi Adalet yerini buldu ve önce Nistelrooy’un golüyle Real Madrid beraberliği yakaladı. NTV yayını bunun hemen ardından e2’deki Barcelona maçına döndü ve orada Tamudo’nun attığı golü görüyorduk. Gerçekten dramatik bir andı bu. Barcelona Katalan kardeşi Nastic karşısında son maçta şampiyon olmayı düşlerken bir başka hemşehrisi Espanyol’un gazabına uğruyordu. Bir bakıma da şükretmeliler bence böyle bir golle gelecek şampiyonluk istenilecek gibi olmasa gerek.

Evet şampiyonluk yarışında müthiş heyecanlı ve dramatik bir gece yaşandı. Sonuçta 37. haftaya nasıl girilmişse öyle çıkıldı ama son maçlarda Real Madrid muhtemelen, büyük bir sürpriz olmazsa şampiyon olacak. Tabi Sevilla’ya da değinmek lazım. Şansları artık mucize. Mallorca deplasmanından galip gelebilselerdi de şampiyonluk yarışı başka bir hal alacaktı ama onlar bu kritik maçı kazanmayı başaramadılar.

Şampiyonluk yarışında bunların olduğu gece, düşme hattında da garip maçlar oynandı. Özelikle yaşadıkları büyük düşüşün ardından ligde kalma ümitleri tükenen Celta Vigo’nun Atletico Madrid’i deplasmanda yenmesi ve Betis’in de sahasında, ligin ilk yarısında olduğu gibi Osasuna’dan beş gol yiyerek aldığı mağlubiyet son haftayı düşme hattında da gerilimli hale getirdi. Athletic Bilbao’da 1-0 öne geçtiği maçta Villarreal’e 3-1 yenilip, 37 puanda kaldı. Sociedad ise heyecanı daha da artıracak sonucu, yani galibiyeti elde edemedi ve aldığı beraberlik sonucu 34 puanda kaldı.

Son haftaya Betis ve Athletic 37’şer, Celta 36, Sociedad ise 34 puanla girecek. Son maçlarda Athletic evinde Levante’yi, Celta ise yine sahasında ligin iddiasız takımlarından Getafe’yi konuk edecek. Betis ise Santander deplasmanında olacak son maçta. Sociedad ise Valencia ile deplasmanda oynayacak. Neler olabilir bir bakalım.

Sociedad’ın ligde kalması için Celta’nın Getafe’yi yenememesi ve Betis’in Santander’e kaybetmesi gerekiyor. Tabii ki Sociedad’ın da Valencia’yı yenmesi gerekecek. Athletic Bilbao’ya Levante karşısında alacağı galibiyet yetecek. Berabere kalırlar ise Betis’in kaybetmesi ya da Celta’nın kazanamaması da Athletic’i ligde tutacak. Athletic evinde yenilirse de şansı devam edecek. Bu durumda ise Celta’nın kaybetmesi şart. Betis için ise eğer kaybederlerse son maçta Athletic de kaybeder ya da Sociedad kazanamaz veyahut Celta kazanamaz ise bu üç sonuçtan ikisi olursa Betis kaybederek bile ligde kalabilir. Berabere kalırsa Betis, Celta ve Athletic’in her ikisinin de kazanması gerekecek bu kez Betis’in düşmesi için. Betis kazanırsa diğer maçlar kendilerini zaten ilgilendirmeyecek. Celta Vigo nasıl ligde kalır? Celta kazanırsa, Betis kazanamazsa ya da Athletic kazanamazsa ligde kalır. Celta berabere kalırsa Athletic ve Sociedad’ın her ikisinin birden kazanmaması gerekecek ligde kalması için. Celta kaybederse düşecek.

Bu duruma baktığımızda Sociedad’ın işi oldukça zor. Betis biraz daha şanlı gözüküyor gibi olsa da Celta ve Athletic sahalarında oynayacak olmaları ve bu maçı kazanma şanslarının fazlalığı, son haftalardaki kötü Betis görünümü ve bir deplasman maçı olması nedeniyle Betis’in kazanması şart gibi. Bu durumda da Betis’in ligden düşme ihtimali hayli artmış görünüyor. Tabii ki Athletic ve Celta ligde evinde en başarısız takımların başında geliyorlar bunu da belirtmek lazım. Son haftalardaki Betis’in düşmeyi hak ettiğini düşünüyorum.

Son haftaya girerken UEFA kupası içinde bir yarış olacak. 59’ar puanlı Zaragoza ve Villarreal ile 57 puanlı Atletico Madrid arasında. Celta’ya evinde yenilen Atletico Madrid çok büyük bir fırsat kaçırdı. Son hafta en zor maç Villarreal’in olacak. Sevilla deplasmanına gidecekler. Eğer o maçta kazanamazlarsa Atletico’nun kazanamaması ya da Zaragoza’nın kaybetmesini bekleyecekler. Kazanırlarsa zaten UEFA’dalar. Zaragoza için Recreativo deplasmanında alınacak beraberlik yetecek. Kaybettikleri takdirde ise Atletico’nun kazanması ve Villarreal’in Sevilla’dan puan alması halinde UEFA’ya gidemeyecekler. Atletico’nun durumu ise oldukça zor. Hem formda Osasuna ile karşılaşacaklar hem de kazansalar bile yetmeyebilir. Ben yine de Villarreal’in Sevilla’yı deplasmanda yenmesinin kolay olmadığını düşünerek, Osasuna galibiyetinin Atletico’yu UEFA’ya götürebileceği düşüncesindeyim. Ancak Osasuna’yı yenebilirler mi? Bu çok kolay değil işte.

Çok heyecanlı ve sıra dışı bir gece yaşandı La Liga’da. Oldukça da keyifliydi açıkçası. Değinmediğim maçta Valencia, Levante’ye 4-2 kaybederken maçı da 8 kişi tamamladı. Belki şampiyonluk, UEFA, ligde kalma yarışının biraz dışında bir maçtı ama bu aynı şehrin iki takımın maçında dört kırmızı kart çıktı.

Gelecek hafta sonunda Real Madrid’in şampiyonluğa çok yakın olduğu, Zaragoza ve Villarreal’in UEFA’ya gitmek konusunda avantajlı hale geldiğini söylemeliyiz. Haftalardır kazanamayan Betis’in de düşmekle burun buruna kaldığını görüyoruz. Ne var ki 37. hafta gibi 38. hafta da bir çok sürprizi barındırabilir ve her şey alt üst olabilir.