İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

23.04.2010

Kentucky'de Türk Fenomeni

Fotoğrafı tarayıp gönderen, Kentucky Üniversitesi'nde okuyan Kevin. Enes Kanter'in Kentucky ile anlaşmasından sonra Nike Summit Hoop'ta 33 sayı atarak Dirk Nowitzki'nin rekorunu kırmasıyla, orada Enes tüm gazete ve televizyonlardaymış.

Resimde görüldüğü üzere bu durum Türkiye üzerine yerel gazetelerde haber yapılmasını da sağlamış. Türkiye için southwestern asia yazılmasına mı üzüleyim, en azından middle east demediklerine mi sevineyim bilemedim.

"Çadırda mı yaşıyorsunuz" muhabbetinin abartılı olduğunu sanmıyorum. Bildiğimiz eyaleti dışında dünyadan bi haber olan tipik Amerikalı modeli. Bakalım Enes seneye naapacak deyip, postu kapatalım.

22.04.2010

Türkcell Süper Lig’i Kim Yönetmeli?


Pazardan beri halen daha süregelen şu Hüseyin Göcek üzerinden federasyon eleştirleri artık kabak tadı verdi. En son Beşiktaş ikinci başkanı ne alakaysa Bilica’nın toprağı eşelemesi ile Euro 2016 adaylığını bağdaştırmayı becerdi. Bugün yaşadığımız ne ilk federasyon eleştirisi ne de son olacak. Pazar akşamı muhtemelen Galatasaray – Bursa maçından sonraki bütün konuşmalar hakem – MHK – federasyon ekseninde olacaktır çünkü esasında kimse futbolu sevmiyor. Futbolu sevsek, Alex’in golü, Bilica’nın eşelemesinin onda biri kadar konuşulmazdı. Konuyu dağıtmayalım, dediğim gibi Pazar akşamı kaybeden takım en basit şekliyle tüm suçu hakem – MHK – federasyon üçlüsüne atacak, en basit yolu seçecektir.


Peki federasyon tüm bunlarla uğraşmak zorunda mı? Dünyadaki örneklerine bakılırsa olmamalı. Bugün Avrupa’da kendimizi kıyasladığımız hiçbir ligin yürütme gücü ulusal federasyonlarda bulunmamaktadır.


İspanya’ya bakarsak 1984 yılında kurulan LFP, 1. ve 2. profesyonel ligleri yürüten organizasyondur. José Luis Astiazarán, birliğin başkanlığını yapmaktadır. Öte taraftan İspanya Futbol Federasyonu’nun başkanı ise 1988’den bu yana Ángel María Villar’dır.


Fransa’da ise Ligue de Football Professionnel’in kurulması daha eskidir ve 1944 yılına kadar dayanır. Organizasyonun ilk aşamadaki görevi, profesyonel kulüplerin oyunculara maaşlarını ödeyip ödemediğini kontrol etmekti. Bu işlem 1984’ten beri daha kapsamlı olarak DNCG adlı kurum tarafından yapılıyor. Kurum, bir ve ikinci ligde yer takımların tüm finansal işlemlerini kontrol ediyor.


İngiltere’deki yapı ise bir limited şirketi şeklinde. Premier league bir şirket olarak kuruluyor ve burada mücadele eden takımlar bu şirketin hissedarı oluyorlar. İngiltere’de bu yapının kurulduğu yıl 1992.


Almanya’da ise 2000 yılında anonim şirket olarak kurulan Deutsche Fußball-Liga GmbH, Bundesliga’nın yürütülmesi görevini Alman Futbol Federasyonu’ndan devraldı.


İtalya’da ise Lega Calcio organizasyonu Serie A ve B’nin düzenlenmesinden sorumluydu. Nitekim, televizyon yayın gelirlerini 2. Lig takımlarıyla paylaşmak istemeyen Serie A takımları yeni bir düzenlemeye gittiler ve aynı Premierleague’de olduğu gibi bağlarını diğer liglerden kopardılar. Gelecek sezondan itibaren İtalya İşçi Birliği’nin eski başkanı Maurizio Beretta önderliğinde yeni bir yapılanmaya gidiyorlar.


Tüm bu örneklerde görüldüğü gibi ulusal futbol federasyonları, profesyonel liglerin yönetimi işlerine karışmıyorlar. Federasyonların görevi, milli takımlar, amatör ligler, altyapılar vs. TFF de Türkcell Süper Lig’in yönetimini, tek işlevi federasyonu ve hakemleri eleştirmek olan Kulüpler Birliği’ne devretmelidir. Kulüpler birliği artık, ligin pazarlamasını da kendisi yapsın, marka değeri ile de kendisi uğraşsın, hakemini de kendi eğitsin. Öyle işkembeden federasyona atıp tutacaklarına kendileri uğraşsın, bakalım o zaman kime suçu atabilecekler.

21.04.2010

Rahat Değiliz

Yılmaz Vural, haftasonu oynayacakları Fenerbahçe maçı için konuşuyor:

"Kimse hafta sonu Fenerbahçe karşısında rahat bir Kasımpaşaspor olacağını düşünmesin. Dört hafta var, bize de en az 1 puan lazım..."

İyi güzel de, Yılmaz Vural'ın takımı, böyle bir maç öncesinde zaten rahat olabilir mi, allah aşkına?

Düşünün şimdi:
1 - Rakip büyük bir takım.
2 - Bu maç belki de şampiyonu belirleyecek; en azından rakibi şampiyonluktan etme potansiyeline haiz.
3 - Rakibin teknik direktörü, daha bir kaç hafta evvel basın yolula Yılmaz Vural'a laf çakmış.

Bu unsurlardan en az biri bile Yılmaz Vural'ın ve/veya takımının puan tablosunda rahat olsalar bile sahada rahat olamamaları için kafi sebepken, ve hatta Yılmaz Vural'ın Fenerbahçe'ye dilden bağı, hiç gizleme gereği duymadığı bir hakikat iken, hepsini bir arada barındıran bir maç, Yılmaz Vural için başlama düdüğü itibariyle kariyerinin en önemli maçıdır; takımı sahada, ola ki bir nebze rahatlık sergilese, kendisi kenarda kalp krizi geçirir.

Inter - Barcelona


Evet bu hareket Special One'dan! Yönetim kurulu kararıyla bu maçın yerine, bir kez daha Papatyam dizisini yayınlayarak kalitesini yine, yeni, yeniden ortaya koyan dijital platforma geliyor.

Ayrıca hep Barcalayan Barcelona bu sefer Barcalandı diye bir iğrençlik yapmak istedim :)

Son Şampiyon Kulüpler Kupası'nı babam 6 yaşındayken almış,1998'den bu yana 12 senede 2 çeyrek, 1 yarı finalden öteye gidemeyen Inter'i, bu saatten sonra büyük bir sürpriz olmaz ise kupaya taşıyacak olan Mourinho'nun ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu bir kez daha görüyoruz. "Hoop 2. maç var daha" diyenler için Tahminkolik'te sıksık belirttiğim bir gerçeği bir kez daha paylaşmak istiyorum.Inter skor yakalamayı değil korumayı seven bir takımdır ve 2 gollük avantajı onlara verirseniz geri almanız imkansız yakındır.

Milan-Liverpool maçı mı? o ancak 10 senede bir gerçekleşir. Kısmet belki bu kez 2000'li yılların ikinci 10'luk periyodunun başında olur :)

19.04.2010

Mustafa Denizli Şampiyon Yaptıydın Bizi ....


Geçen sezon sonunda yıllar sonra gelen şampiyonluğunda etkisiyle Büyük Mustafa'ya methiyeler düzmüştüm yine OrtaKafaGol sayfalarında.Skor yazarı gene çıktı sayıp sövecek diyenler vardır; yok arkadaş sövmeyeceğim.Kendimce bir analiz yapacağım sadece.


Mustafa Denizli geçtiğimiz sezon çok yıprandığını uzun süre dile getirmiş , bu sezon çalışmak istemediğini net ifadelerle açıklamıştı.Zaten kariyerinin son dönemde hep 1 yıllık sözleşmelere imza atması da hocanın enerjisi hakkında az çok fikir verirken acıların çocuğu Yıldırım Demirören'in kendisine en az 5 sene başkanlığı getiren hocasını yıllık 4 m €'dan yeniden bağlaması süpriz olmadı.

Büyük Mustafa ikna oldu kalmaya ve geçen sene destek olduğu 8 puan geriden şampiyon yaptığı takımına ve oyuncularına güvenerek en büyük hatayı yaptı.Oda biliyordu Cisse'yi göndermekle hata yaptığını,Delgado'ya takım emanet edilemeyeceğini,Nihat'ın formsuz ve moralsiz olduğunu.Ama hesaplarına göre bunlar zamanla atlatılabilecek kusurlardı.Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Güvendiği dağlara tektek kar yağmaya başladı dört başı mağrur hocamın.Önce Tello ve Holosko'dan aldı darbeyi.Belki kariyerleri boyunca bu kadar formsuz olmamış 2 oyuncusundan sezonun büyük bölümünde hiç verim alamadı.Özellikle Kayseri maçı dışında bu sezon hiç ortaya çıkmayan ve Denizli'nin planlarında takımın ana hücum silahı olması beklenen Tello gerçekten facia bir sezon geçiriyor. Slovak Holosko ,Tello'ya göre daha istekli olsa da yaşadığı ağır sakatlığın etkilerini henüz üzerinden atabilmiş değil.

Ardından 2. darbeyi Mert Nobre'den aldı kurt hoca kariyeri boyunca 2 maçta bir gol atan Brezilyalı'nın Bjk karnesi 4 maçta 1 gole denk geliyor. Bu sezon ise 20 maçta sadece 1 (yazıyla "bir") gole imza attı kendisi ve Beşiktaş'a senelik maliyeti yaklaşık 6 milyon Tl .

Birde Yusuf meselesi var, geçen sene 2. yarıda transfer olduğu Beşiktaş'a yaptığı inanılmaz katkıyla adını aslar arasına yazdırıp Denizli'ye güven veren,bu sene ise 85 yaşındaki dedemden daha ağır hareket eden Yusuf .

Yabancı kontenjanının tıklım tıklım dolu olduğu bölümde savunmaya güç katması içim alınan fakat İspanya'daki oksijenin beyin devrelerinde hasara neden olduğunu düşündüğüm Beşiktaş'ın Bilicası İbrahim Kaş var.

Birde toplamda 14,5 m€'ya transfer edilen İsmail ve Tabata var.Neredeyse bütün transfer sezonunu Deco,Van Der Vaart ve Queresma gibi isimlerin peşinde harcadıktan sonra alınan Tabata.

Son olarak sezon boyu mükemmel oynayarak Bjk'nın bu noktaya kadar yarışın içinde kalmasını sağlayan Ferrari-Sivok-Ernst-Fink 4lüsünün de düşmesiyle zaten gol atamayan takım gol yemeye de başladı ve kaçınılmaz son bu hafta itibariyle koca bir buz dağı gibi önümüzde duruyor.

Hiç mi hatası yok hocamın , amenna hatasız kul olmaz demiş Orhan Baba :) tabi ki büyük hataları var(kime göre neye göre).Ekrem Dağ'dan ön libero yaratmaya çalışmak,Yusuf ve İbrahim Üzülmez(herkes bu senenin en formda oyuncularından biri olduğunu iddaa etsede kendisine elimde İsmail gib saf bir yetenek varken, BJK paf takımında bile yer vermem) 'de bu kadar ısrar etmek ,son dönemin moda değimi olan bir B planı eksikliği,gençlere olan aşırı ön yargısı,transferlere gereken müdahaleyi yapamaması ve pekçoğunun sadece özgüvenini kaybettiğine inandığı özünde gerçekten yeteneksiz olan oyunculara fazlasıyla güvenmesi gibi pek çok hata sayabiliriz.

Şimdi kendinizi Mustafa Denizli'nin yerine koyun.Bjk kadrosunun tamamının sağlam olduğunu ve Kadıköy'de forma giyebileceğini düşünün.Nasıl bir kadro yazardınız tahtaya ? Ben düşündüm.Uzun süredir bu olmayacak dizilişi takip ettiğimiz için bir an başka bir diziliş gelmedi aklıma fakat sonradan 4-4-2 gibi bir şey deneyebileceğim düşündüm.İşte benim kadrom :

Rüştü D --> Ferrari-Sivok-Toraman-İsmail OS --> Uğur-Ernst-Tello-Ekrem F --> Bobo - Holosko

Evet benim aklıma en çok yatan kadro bu ve bu takımla Kadıköy'de maç kazanma ihtimalimiz olduğuna kimse beni inandıramaz.

Adamın elindeki malzeme bu.Bu malzemeden helva yap diyorsun ama verdiğin Un( ana malzeme Tello),Şeker(tatlandırıcı Holosko-Tabata-Yusuf) ve Fındık&fıstık( Süs Nihat,Nobre) geçen seneden kalma,paketler açık kalmış ve bariz bir şekilde bozuk.

Bence Büyük Mustafa ,yutan elemanların cirit attığı saçmalık ötesi denklemde olsa olsa ufak bir etkisiz elemandır ... Sorunu nerede aramamız gerektiğini zaten bilen biliyor