İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

25.08.2010

Galatasaray'ın kadro zaafiyeti (!)

Siyaset yorumcuları olsun, ekonomi yorumcuları olsun, futbol yorumcuları olsun sürekli kendisiyle çelişen, saçmalayan ve zorda kalınca da yalan söyleyen insanların bütün televizyon ekranlarını kaplaması, gazete köşelerini doldurması beni çok zahatsız ediyor.

Bizim işimiz futbol olduğuna göre biz futboldaki çelişkilere bir bakalım.. Geçtiğimiz sezon başında Galatasaray lige çok iyi başladığında ve herkesi çatır çutur yeniyorken medyamız Galatasaray için "şahane takım", " bu ligin üstünde", " uefa kupasını kazanan takımla eşdeğer" anlamları taşıyan yorumlar yapıyordu. Geçen sezon Galatasaray 3. oldu, bu sezona da ikide sıfır ile başladı ve birden bütün yorumlar değişti. Galatasaray'ın kadrosunun kalitesiz olduğu, bu Galatasarayın ligde ilk beşe girmesinin yeterli olacağı düşünülüyor. Peki Galatasaray kadrosu geçtiğimiz sezonun başına göre çok mu değişti? Değiştiyse negatif yönde mi değişti?

Kalede geçen seneye göre bir eksilme var. Leo Franco gitti. Bizde kimse beğenmedi ama bence Leo Franco Ufuk'tan da Aykut'tan da iyi kaleci.

Defansa baktığımızda Uğur, Emre Aşık, Emre Güngör ve Caner'in gittiğini, yerlerine Ali Turan, Lucas Neill ve Çağlar Birinci'nin geldiğini görüyoruz. Sadece Lucas Neill'in varlığının bile terazinin gelenler kefesinin daha ağır basması için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Orta sahanın defansif tarafında Mehmet Topal'ın yerine Lorik Cana geldi ki Cana, Topal'dan daha sert bir oyuncu. Ben Cana'yı Mehmet Topal'a tercih ederim. Artı olarak genç yetenek Musa Çağıran alındı.

Hücuma yönelik orta saha olarak da Elano, Kewell ve Arda aynen duruyor. Keita'nın gitmesi bir eksik olarak görülebilir ama onun yerine de Pino ve Serdar Özkan alındı. Bu eksiklik de belli ölçülerde kapatıldı.

Forvette ise Baros yerinde. Arkasına Nonda'dan daha genç ve yetenekli Mehmet Batdal alındı. Bu pozisyonda da rahatlıkla Galatasaray'ın güçlendiğini söyleyebiliriz.

Sonuç olarak Galatasaray'ın kadrosu zayıf falan değil. Hatta geçen sezona göre daha güçlü. Ligde şampiyon olmak için de yeterli, Avrupa'da ilerlemek için de. Galatasaray'ın başarılı olması için sadece iyi bir takım kimyasının oluşturulması gerekiyor, medyamızın düzelmesi ise Galatasaray' düzlüğe çıkma ihtimalinden katbekat az.

24.08.2010

Türkiye'nin en iyi takımı

Yeni adıyla Spor Toto Süperlig'de oynayan oyunculardan bir takım kurdum. Bu takımı kurarken ligin en iyi on bir oyuncusunu alt alta yazmak yerine birbiriyle uyumlu, sistemli, dengeli bir takım oluşturmaya çalıştım. Oyuncuları seçerken kaliteden çok performansa önem verdim. Örneğin Lorik Cana Fabian Ernst'ten daha iyi oyuncudur ama ortada 1.5 yıldır taş gibi oynayan Ernst varken daha hiç bir şey yapmamış Cana'yı takıma almadım. Lige bu sene katılan oyunculardan sadece Quaresma kadroya girebildi. O da zaten sezona müthiş bir başlangıç yaptı.

Takımlar arasında oyuncu dengesi kurmaya çalışmadım, örneğin son şampiyon Bursaspor'dan bir tane bile oyuncu kadroda yok. Ayrıca Beşiktaşlıların sevgilisi Guti, Fenerbahçelilerin sevgilisi Alex ve Galatasaraylıların sevgilisi Kewell'ı da ligin en iyi takımına almadım.

Kaleci için Onur ve Volkan arasında epey düşündükten sonra tercihimi Volkan'dan yana kullandım.

Defans dörtlüsünde Fenerbahçe'den Gökhan, Lugano ve Dos Santos ligdeki diğer meslektaşlarından bir adım önde. Aralarına top tekniği yüksek Neill'i aldım. Böylece Gökhan - Neill - Dos Santos üçlüsüyle geriden çok rahat top çıkarırım, Barcelona gibi top oynarım.

Madem Barcelona gibi oynayacağız o zaman Barcelona gibi 4- 3- 3 oynayalım. Zaten bu ara çok popüler. Bu takdirde orta sahada oyunu çift yönlü oynayabilen üç oyuncuya ihtiyacım var. Ernst, Selçuk İnan ve Emre Belözoğlu en uygun tercihler.
Forvet hatttının sağında Quaresma, solunda Arda bu ligin üstünde kaliteleriyle takımın en büyük kozları. En ileride ise iki senedir leblebi gibi gol atan Milan Baros'u tercih ettim..

Sonuç olarak;

Volkan
Gökhan Neill Lugano Dos Santos

Ernst

Selçuk Emre

Quaresma Arda

Baros

22.08.2010

Schuster İstifa !!!!

Büyük Beşiktaş taraftarı ilk maçta büyüklüğünü yine gösterdi. Forumlar, bloglar, haber yorumlarında binlerce Beşiktaşlı Alman hocaya ana avrat küfür edip istifası için eyyama başladılar bile.

4 gün önce Hjk karşısında oturtmak istediği sistemin güzel bir önsunumunu yaptığında, bütün skor taraftarları ohh ne güzel, top bizde büyük takım gibiyiz, dönen topları alıyoruz, yaşasın Quaresma, Guti süper, Hilbert aslında iyi oyuncuymuş püü kaka Denizli bizi kandırmışsın bu takıma defans oynatmışsın tarzı abuk repliklerle Schuster'i ve sistemini överken ilk yenilgide rüzgar tersine döndü. Peki ne yaptı da Schuster suçlu oldu.

Schuster'in net hataları var Delgado'dan bir Xavi yaratmaya çalışıyor. Ama Arjantinli kırılgan, takımını Xavi gibi sahiplenmiyor, duracağı yeri bilmiyor, boşa çıkıp pas istemiyor. Belki pozisyonunu yadırgıyor, belki mental olarak bitmiş. Nihat'ı 14 senelik kariyerinde olduğundan farklı bir yer koymak istiyor ama olmuyor. Holosko'dan ceza sahası santraforu yaratmak istiyor ama kendisi bariz bir uzak forvet.

Peki bunları neden yapıyor? Bu saatten sonra Holosko, Delgado, Tabata, Hilbert gibi eksik oyuncuları gönderip yerlerine sistem adamları alması zor. O da elindeki alternatiflerden sistemi nasıl işletebilirimin peşine düşüyor. Olmayacağını gördü, nitekim oynatmak istediği sistemde dikine olduğu kadar sağa sola da oynayabilen, sabırlı, panik yapmayan pas hatası minimum düzeyde oyunculara ihtiyacı olduğunu. Bu bağlamda teknik olduğunu zannetiğimiz Delgado ve Tabata'ya güvenmesi suç değil. Milyon € luk bu adamların sakin olamaması ayaklarına aldıkları her topta ince paslar denemeye kalkıp rakibe kontratak şansı vermeleri, kısacası sistem adamları olmadıklarını öğrenmek iyi bir şey ama bir de kötü haber var: elinde başka oyuncu yok !!!!

Beşiktaş'ın çoook alternatifli kadrosunda Guti gibi tempoyu ayarlayabilecek, Ernst gibi yanında az biraz kafası basan bir adam olduğunda mükemmel pozisyon alıp tempoyu ayarlamaya yardımcı olabilecek hatta 19 luk Necip gibi oyunun 2 yönünü oynayıp adam eksiltip gerektiğinde erken faulle rakip atakları kesecek oyuncuların yedekleri yok. Plansız transferin faturasını böyle ödeyeceğiz. Evet Robinho'ya ihtiyacımız var. Ama Sağbeke, solbeke, oyunun iki yönünü de oynayabilen mücadeleci bir adama ve hatta yedek bir playmaker'a ihtiyacımız var.

Ben Schuster'den umutluyum. Zira orta sahada pozisyon alabilen oyuncular ve mücadele gücü yüksek 2 ismin yer aldığı her maçta Bjk yorulmadan %70 topla oynayabilecek, topu kaptırdığında hızla pres uygulayabilecek ve rakibi hataya zorlayabilecek, ofsayt taktiği bu kadar göze batmayacaktır. Ayrıca yıllardır ilk defa bir maçta 3 tane kornere kafa vurabildiğimizi, duran toplardan organizasyon yapabildiğimizi gördüm. Skorcular biraz rahat durun olacak bu takım ama, her maç Quaresma diye bağırıp geri kalanı ıslıklayarak değil........

21.08.2010

Schuster, Quaresma, Guti... Derken Abdullah Avcı!


Rahmetli Kemal Sunal'a atfedilen bir laf var; "Ben Türkiye'nin sosyal bir gerçeğiyim, bilim adamları beni incelemeli" diye. İlk gençlik çağları, 7 kanalda haftada 77 Kemal Sunal filmi izleyerek geçmiş bizim kuşaktan her kim bu lafı duymuşsa "Ne kadar doğru demiş" demiştir Kemal Sunal için. Meselenin özünde Kemal Sunal filmlerinin absürd derecede birbirine benzerliği nispetinde izleniyor oluşu var tabii.

Değil Gutiler, Quaresmalar; Real Madrid'i, Barcelona'yı getirip şu lige dahil etseniz, birinden biri fikstürün ilk 3 haftasının birinde İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u çeker ve tökezler. Bu artık Türk futbolunun paradigması. Dört büyüklerin fikstür çekimine katılan temsilcileri "Bakalım bu sene hangimiz kötü başlayacak" diye geçirmiyorlarsa içlerinden, işlerini ciddiye almıyorlar demektir.

Abdullah Avcı da muhtemelen, her küçük addedilen takım teknik direktörü gibi maçlardan önce oturup dersine çalışıyordur; görünen o ki, diğerlerinden farklı olarak sıkı çalışıyor. Merak uyandıran nokta; 3 senedir hemen hemen aynı topu oynadığı herkeçse kabul edilen ve bu futbolla dört büyüklerden kazandığı puanlar, kaybettiği puanlarla yarışabilen İstanbul Büyükşehir Belediyespor'la karşılaşacak büyüklerin (!) maç öncesi ne gibi mental çalışmalar yaptığı. Ve bu akşamki maç özelinde bu tür bir fizibiliteyi Schuster'den ziyade futbolculardan beklemenin daha akıllıca olup olmadığı.

Yaklaşık 10 sene evvelinden bir anekdotla derdimi daha iyi anlatayım; ikinci Beşiktaş macerasının üçüncü haftasında Cristoph Daum, bir antrenman esnasında futbolculara birer boş kağıt dağıtarak rakip Diyarbakırspor'un muhtemel onbirini yazmalarını istemiş. Sonucu net olarak bilmiyorum elbette ama, bu bir sınav olsaydı futbolcuların asgari yüzde sekseninin bu sınavdan çakacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek olmadığını sanıyorum.

Netice... Beşiktaş son 3 sezonun ilk 5 haftası içerisinde üçüncü kez İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile karşılaştı ve skorlar sırasıyla: 1-1, 1-1 ve 0-2.

19.08.2010

Mesut sonrası Milli Takım

Biz kendi kendimize Türklük propagandası yapıp, Mesut'un transferini "Real Madrid'deki ilk Türk" diye duyurmaya devam edelim, tüm dünya bu transferi "German international" sıfatıyla yazıyor.

Sitede daha önce bu konuda defalarca yazdım. Mesut öncesi milli takıma çağrılan Almancı jenerasyonuna (Yıldıray, Halil, Nuri Şahin...) yapılan üvey evlat muamelesi sonrası bir sonraki jenerasyon (Mesut, Serdar Taşçı, Oğuzhan Özyakup...) artık doğudukları ülkelerin milli takımını seçmeye başladılar.

Mesut'un, Real Madrid'e gitmesiyle artık bundan sonraki jenerasyonlara Türk milli takımını tercih ettirmek imkansıza yakın hale geldi. Sadece Mesut - Nuri örneklerine bakmak bile oyuncuların tercihleri açısından yeterli olacaktır.

Nuri Şahin'in, Khedira'dan hiçbir eksiği olmadığını, tam tersine daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Eğer bugün Khedira, Real Madrid'e transfer olup, Nuri daha vitrine çıkamadıysa, bu kanımca ne yazık ki Nuri'nin milli takım tercihi ile alakalıdır.

Bu saatten sonra, düzenli olarak Avrupa Şampiyonası - Dünya Kupası'na katılıp, oyuncuları vitrine çıkartamadığımız sürece ne yazık ki ancak Alman milli formasına seçilemeyeceğini kabullenen oyuncuları oynatabileceğiz.